Yasemin Candemir

Reklamlarda Neden Hala Dünyayı Erkekler Yönetiyor?

16 Mayıs 2019
Bu hafta sizden ricam TV reklamlarını seyrederken dış seslere dikkat etmeniz. Kısa sürede farkına varacağınız üzere dış seslerin geneli erkek. Sadece çamaşır, bulaşık, kozmetik, deterjan ya da çocukların bakımı ile ilgili konularda dış ses kadın.

Toplumsal cinsiyet eşitliği diye çırpındığımız, reklamcıların ve reklam verenlerin entelektüel seviyeleri konusunda hem fikir olduğumuz bu çağda, reklam dış sesinin yüzde 89 oranında erkek olması nasıl savunulabilir? Sadece dış sesle yetinmeyip, bu aralar sık dönen bir reklamda görüldüğü üzere; evde TV karşısında ailece keyif yapılırken, cipsleri bile kadının mutfaktan taşıyor olması hangi mantıkla açıklanabilir!

Salim kafayla dönüp baktığımızda reklam metin yazarlarının, kreatif direktörlerin büyük bir çoğunluğunun erkek olduğu ilk anda anlaşılıyor. Yanı sıra reklam verenlerin yöneticileri de erkek. O zaman yayınlanmak üzere onay verdikleri her iş onlara son derece normal gözüküyor.

Toplumsal barışın önündeki engel; reklamcılar!

Reklamda erkek konuştuğu zaman o ürün ya da markaya karşı ekstra bir güven mi gelişiyor? Ya da sürekli gizliden gizliye “kadınları biz yönetiyoruz” alt mesajı mı veriliyor? Kadınlar, genç kızlar, çocuklar neden dış ses olamıyor? Tüketici beklentileri bu yönde değilken, her reklam arasında evleri farklı erkek seslerinin doldurması, çocukları da yanlış yönlendirmiyor mu?

Reklamda konu iş dünyası ise başrollerin erkek olması, kadınların sadece yüzde 10 oranında çalışırken görüntülenmesi, evi çekip çeviren ve eşine yardımcı olan erkek rollerinin sadece yüzde 10 oranında kalması, otomobil reklamlarında kadınların esamesinin okunmaması, reklamların hayatın gerçeklerinden ne kadar uzakta olduklarını da kanıtlamıyor mu?

Son notum reklam şirketlerine ve reklam verenlere; metin yazarlarınız, kreatif direktörleriniz ve tabii yöneticileriniz toplumsal cinsiyet eşitliğinden bu kadar uzaktayken nasıl hazırlanıyorsunuz 21. yy’a? Çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinizin ne derece farkındasınız? Erkek egemen karar vericilerinizi kadınlarla değiştirmeye ne dersiniz? Belki böylece ulaşırsınız gerçekliğe ve arzuladığımız geleceğe?

YASEMİN CANDEMİR

https://www.instagram.com/yaseminycandemir/?hl=en

Yazının Devamını Oku

Bir Seçim Yapma Zamanı; Instagram mı, Gerçek Hayat mı?

30 Nisan 2019
Uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla buluşmaya çalışıyordum. Bir neden bulup, her seferinde buluşmayı ekmesi üzerine aramaktan bile vazgeçtim.

Hem sosyal medyada onu görüp, beğen yapmak neyime yetmiyordu değil mi? Ama o arkadaşımı bir toplantıda tesadüfen görünce buluşmayı ertelemesinin nedenini çözdüm. Ve konuyu birkaç psikolog arkadaşımla masaya yatırdım.

Arkadaşım hayli kilo almıştı, bakımsızdı ve yüzünde de artık onu tanıyamayacağım ölçüde botoks ve dolgu vardı. Oysa sosyal medyada paylaştığı fotoğraflar incecik, yüzü pürüzsüz, canlı bir kadını tanımlıyordu. Belli ki Instagram’da paylaştığı fotoğraflarda yüksek ölçüde oynama yapıyor ve o fotoğraflarla gerçeği arasında ciddi farklar oluştuğu için kendini eve kapatıyordu. İnsan sosyal bir varlık. Ve sosyalleşemediği zaman mutluluğu kaybediyor, daha az para kazanmayı göze alıyor, evliliği soluyor, arkadaşlık ilişkileri zayıflıyor ve enerjisini kaybediyor. Sosyal medyada var olacağım, çok beğeni alacağım diye kendini olduğundan farklı göstermek, takipçi kazandırabilir ama sizi asosyal bir varlık haline getirebilir.

İşsizlik oranı ile sosyal medya arasındaki korelasyon

Cep telefonunda geçirilen zamanla ilgili pek çok telefon markası, zaman kontrolü ve kendini kaybetmeme adına “Hangi uygulamada ne kadar saat vakit geçirdiğinizi saptıyor” ama Instagram, hala oynanmış fotoğraflara orijinalmiş gibi izin veriyor. Bu, kendini kaybetme haline yol açan durumun sonuçları belli ki çok ağır olacak. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da işsizlik oranları artıyor. Kıdemli psikologlar işsizlik sorununu sadece devlet politikalarına değil, sosyal medyanın bağımlılık yapan haline, başka hayatları görüp kendine güvenini kaybetmeye de bağlıyor.

Intagram’da iyi gözükeceğim diye estetik yaptırma oranları artıyor, filtreli uygulamalar milyonlarca indirme alıyor. Kendime bakmasam da nasılsa “Fotoğrafı güzelleştiririm” diye insanlar kişisel bakımını ihmal ediyor bu yüzden asosyalliğin derecesi sanılanın çok üzerinde istatistik uyarılar veriyor. Instagram’ı sosyallik sananların sayısı arttıkça; teknoloji bağımlısı, belli markalar ve uygulamalara tutkulu kölelerin sayısı çığ gibi büyüyor.

Pittsburgh Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yüzlerce kişi ile yapılan sosyal medya araştırması da, sosyal medya kullanımı ile kendini izole eden karakterler arasında yüksek bir korelasyon olduğunu tespit etti. Diğer can sıkan sonuç ise; sosyal medyada günde iki saatten fazla zaman geçirmenin, bireylerin kendini gerçek dünyadan izole etme halini tam iki katı oranında artırması. 10 yaşındaki çocukların bile Instagram hesabı olduğu düşünülürse, gelecek için plan yapmanın ve önlem almanın ne derece hayati önem taşıdığı da gözler önüne seriliyor. İletişim, fotoğraflardan ve yazılardan öteye gitmediği sürece mutsuzluk, kaygı ve eve kapanma hali, yükselen bir ivmeyle artıyor.

Şimdi bu yazıya denk geldiyseniz tavsiyem; elinizdeki telefonu sakince kenara bırakıp dışarıda yürüyüşe çıkmanız. Hem, o zaman kendinize bakma zamanının geldiğini anlayacaksınız…

YASEMİN CANDEMİR

Yazının Devamını Oku

Hintli Kadınların Güzellik Formülleri ve Sırları

10 Nisan 2019
Dünyanın her yanında makyaj ve kişisel bakım, milyonlarca dolarlık bir sektörün bir parçası ve kesinlikle kontrol altında.

Ancak son yıllarda, organik, çevre dostu ürünlere doğru büyük bir değişim yaşanıyor. ABD’nin 'Kalıcılık Piyasası Araştırması'na göre, küresel doğal ve organik kişisel bakım pazarının 2024 yılına kadar yaklaşık 22 milyon dolar değerine ulaşması bekleniyor.

Doğal ve organik cilt bakımının, başta Hindistan olmak üzere, dünyanın farklı ülkelerinde kökleri var. Hindistan'daki birçok kadın için, cilt bakımı sadece bir krem veya yüz yıkamadan çok daha fazlası, adeta yaşam tarzı.

Bu yazıda Hindistan kökenli kadınların zamana göre test edilmiş formüllerini paylaşacağım. Dikkatle okuyun ve saklayın derim...

Güzellik içten dışa doğru başlar

Ranavat Botanics’in kurucusu Michelle Ranavat, Hintli kadınların ciltlerine ne sürdükleri kadar, ne yediklerine de dikkat ettiklerini anlatarak başlıyor sözlerine. İyi beslenmekten iyi uyumaya, hatta stres düzeylerini düşük tutmaya kadar her şeyin daha geniş bir güzellik anlayışıyla gerçekleştiğini açıklıyor.

Bu tam daire yaklaşımı, binlerce yıldır Hindistan'da insanlar tarafından kullanılan bir tıp sistemi olan ve zihin-beden bağlantısını inceleyen ayurvedanın da ta kendisi.

Hindistan cevizi yağı ve zerdeçal

Hint güzellik ritüellerinde, ham, genellikle organik malzemelerden yapılan doğal ilaçlar oldukça yaygın. Hint bakım markası Aavrani’nin kurucu ortağı Nina Davuluri’nin hayatında hindistancevizi ve zerdeçalın büyük önemi var. “Anneannem her gün saçlarıma hindistancevizi yağı sürerdi. Annem her akşam bana ve kız kardeşime zerdeçal maskesi yapardı” diyor. Davuluri, bu ürünlerin sadece cilt güzelliği için değil, endişe ve stresi bedenden atmak için uygulandığını da belirtiyor. Hindistan'daki farklı bölgeler, farklı doğal bileşenlerini kullanan insanlarla dolu ve onlar benzersiz güzellik ritüellerine sahipler.

Yazının Devamını Oku

İkinci Ele ne Kadar Güveniyorsunuz ya DM’den Satışa?

26 Mart 2019
İkinci el kıyafet, aksesuar almak ya da satmak konusunda siz nasılsınız bilmiyorum ama ben bundan son derece rahatsız olmuş durumdayım.

Tamamen vergisiz kazanç olması bir yana, “ikinci el sitelerde çorabımı bile satarım” düşüncesi hayırseverliği, kıyafetleri dönüşüme sokma halini tetiklemiş, çer-çöp olanı bile satabilirim mantığı her yere sirayet etmiş durumda.

İkinci el siteler hepinizin malumu. Satılan çoğu şeyin işe yaramaz, gerçekten marka olup-olmadığı konusunda tereddütler içeren, kontrolün sıfır olduğu ve söylenen her bildirime inanmak gerektiren bir durumda çalışıyor büyük bir çoğunluğu.

“Alan razı-satan razı, sana ne oluyor?” diyebilirsiniz ama bu konunun hayırseverliği tamamen bitirdiğini de kabul etmek gerekiyor. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın telaşla nasıl dolap ayıkladığını ve giymediği ne varsa her birini hiç de az olmayan rakamlarla satışa sunduğunu görünce yazmaya karar verdim. Yıllardır dolabımı bekleyen paltolar, takım elbiseler konusunda beni uyarınca, “İhtiyacı olan birine versem, o alacağım 100 TL’den daha mutlu eder beni” deyince sustu. Yeni işe başlayan arkadaşlarıma gardırop kullanımı sunmakla övünürdüm, artık çok azaldık farkındayım.

Markalar bu işe nasıl bakıyor hiç fikrim yok. Ama bir sezon önce satılan ürün, bir sezon sonra tamamen trendlerle alakalı tekrar satışa sunulabiliyor. Aynı ürün yarı fiyatına ikinci el sitelerinde dolaşıyorsa ticaretin döngüsü nasıl sağlanabilir? Ekonomi nasıl düzlüğe çıkabilir?

Aldığınız marka ne kadar gerçek?

Bir de markaların gerçek olup olmadığı konusu var tabii. Siz ünlü bir markanın çantasını belki üçte bir fiyatına alırken, “nasıl emin olabiliyorsunuz sahte olmadığına?” Bunun kontrolünü satışa aracılık eden internet siteleri yapmıyor. Siz direkt kullanıcıdan satın alıyorsunuz. Bazılarında sadece ödeme döngüsünde site olaya dahil oluyor, bazılarında sadece müşteri ile satıcıyı bir araya getiriyor.
Vergilendirme olayı ise tamamen görmezden geliniyor. Satılan ürün, el emeği olsa elbette buna hepimiz destek veririz, keza bu durumlarda vergi desteğini devlet talep edilmeden de sağlayabiliyor.

Kontrolün sıfır, kalitenin onaysız olduğu durumlardan biri de Instagram satışları.

Yazının Devamını Oku

Cildiniz Işıldamıyorsa Makyaj Anlamsız...

12 Mart 2019
Güzelliğin çok bilinmeyenleri konu olunca yazacak, söylenecek çok söz var. Atlanan detaylarla işe başlamak en doğrusu.

Aynada kendimize baktığınız zaman detayları görmeyebiliyoruz ama derin bir inceleme yaptığımızda kendisi küçük gibi görünen ama çapı büyük olan sorunlar bir bir karşımıza çıkıyor.

Örneğin aynada dilinize baktığınız zaman sarılıklar yer yer morluklar görüyorsanız, o bölgeler bakterilerin yuva yaptığını ve her gün dilimizi önden arkaya doğru fırçalamamız gerektiğini hatırlatmalı. Gün içinde ayaklarınız koku yapıyorsa sentetik ayakkabılardan uzak durmamız gerektiğini ve kokuya neden olan şeyin nemlenme olduğunu söylüyor sessizce. Her gün ayak deodorant kullanmak ve ayakların kuru kalmasını sağlamak çok önemli bu noktada.

Cilt bakım rutinleri

Büyüteçli aynalardan edinmek ve arada bir de olsa burnunuzun kenarını kontrol etmek gözeneklerinizin büyüyüp, büyümediğini gösteriyor. O zaman yüzünüzü iyice yıkayarak temizleyici jel ya da köpük kullanmanız ve sıkılaştırmak için de her akşam nemlendirici öncesi tonik kullanmaya başlamanız gerekiyor. Haftada bir peeling ve maske yapmak, ampul ve serumlardan destek almak da olmazsa olmaz rutin bakımlardan biri haline gelmeli.

Genital bölge temizliğinde banyo yaptığımız duş şampuanlarını kullanmamak, pH değerini koruyacak ürünleri tercih etmek, gün içinde en az dört defa elleri nemlendirmek, kış ayları bile olsa güneş koruyucu içeren kremleri sürmeden dışarı çıkmamak zorunlu.

Güzelliğin kurallar listesi uzun

Nasırlaşan, kuruyan ve sertleşen ayak derisini yenilemenin, yaşlanma etkilerine karşı korumanın da yolu ayak peeling yapmaktan geçiyor. Ayakları banyo sonrası iyice kurulayıp nemlendirmek, yüzümüz ne kadar neme ihtiyaç duyuyorsa vücudumuzun da aynı oranda nem istediğini unutmamak güzellik kuralları listesinin ilk 10’unda.

Yazının Devamını Oku

#KadınOlmasa Kim Hüzünlenecek Sezen’in Şarkılarında?

7 Mart 2019
“Kimin burnunun içi titreyecek, kimin boğazı düğümlenecek çocuğunun her başarısında”

“Kim düşünecek çocuğunun, kedisinin ne yiyeceğini”

“Kim düşünecek tüm dünyayı, tüm çocukları, tüm hayvanları”

“Kim tutacak belleğinde tüm güzel anıları”

“Kim halledecek zarafetle tüm sorunları”

“Tüm umutlar yalnız kalır, gelecek umutsuz, sevinçler yarım, başarı değersiz, hayat barışsız...”

“Kim yakalayacak rüyaları, kim totem yapacak kazanmak için, kim küçük sevinçleri dönüştürecek büyük mutluluklara...”

YASEMİN CANDEMİR

https://www.instagram.com/yaseminycandemir/?hl=en

Yazının Devamını Oku

Teknoloji Diliyle İşsizlik Tarihe Karışabilir

7 Şubat 2019
Geçen hafta Google’ın düzenlediği SEO eğitimlerine katıldım. SEO kısaca Google’da ön plana çıkmak için neler yapmak gerekir, hangi anahtar kelimelerle okuyucunun radarına girerim, ilk sayfada olmak için hangi şartlara uymalıyım? sorularının cevabı demek.

Her gün onlarca internet sitesi açılıyor. Kimi yemek tarifleri veriyor, kimi bloglarıyla güzellik, moda bilgisini aktarıyor, kimi sağlık, kimi pratik hayat fikirleri veriyor. Her gün yeni sitelerin açılması sadece hobi amaçlı değil. Google yüksek optimizasyon sağlayan sitelere reklam vererek para kazanmalarını da sağlıyor.

Peki, diyelim ki pratik fikirler sitesi açtınız. Eğer her yazınız 500 kelimenin üzerinde, kimseden kopyala yapıştır yapmadığınız özel yazılardan oluşuyorsa yükselmek için ilk adımı attınız demek. Yanı sıra yazacağınız konuya ilişkin tamamen kullanıcı odaklı olarak (bunu biraz daha açacağım) okuyucu sorularına bilgi verebilecek nitelikte ise ikinci yükseliş adımına geçtiniz demek.

Yazınızda kullanacağınız fotoğrafın telifsiz olmasına, yeterince etiket yazdığınıza emin olduktan sonra haftada en az üç metin girmeniz gerekiyor. Eğer hızla yükseleyim istiyorsanız, bu yeni metin girme olayını günde üçe kadar çıkarabilirsiniz.

Google’dan para kazanabilirsiniz ama...

Google bünyesi altında iki oluşum var. Birisi adwords, diğeri ise adsense.

Para kazanmak için ise öncelikle Google adwords oluşumunun nasıl işlediğini anlamanız gerekli;

Adwords bana hangi aratma kelimelerinde tıklama başına ne kadar ödersin diye soruyor. Ben açtığım sitenin içeriğine göre kelimeleri belirliyorum. Örneğin; benim reklamımı “pratik fikirler, pratik bilgiler, evde pratik yaşam, pratik temizleme, pratik yemek” gibi kelimelerde gösterime al.

Bunun için her bir tıklama başına 0,60 kuruş ödeyebilirim diye teklif veriyorum. Benim seçtiğim kelimelerde başka reklam verenler varsa ve benim teklifimden daha az mesela 0,45 kuruş ve altı gibi bir rakam verirlerse, o zaman da Google adwords aratma sonuçlarında dört reklamlık spotun ilk sırasını bana veriyor. Yani Google’dan para kazanma diye duyduğunuz kavramın gerçeği adsense’den para kazanma anlamına geliyor.

Yazının Devamını Oku

Kendimizi Başka Hayatlarla Kıyasladıkça Daha “İyi” Olmayacağız!

29 Ocak 2019
İngiltere bu aralar Instagram’ın süresiz olarak yasaklanmasını konuşurken gelin sürece şöyle bir göz atalım. Hatırlarsanız 2017 yılında yine İngiltere’de “İntihar vakalarında sosyal medyanın etkisi” konulu bir araştırma yapılmış, Instagram’ın “Ruh sağlığını en kötü etkileyen platform” olduğu sonucu çıkmıştı.

Özellikle gençlerdeki etkisi; yetersiz hissettirme, alışveriş yapma isteği uyandırma ve değersizleştirme üzerineydi. Sosyologlar son iki yıldır Instagram’a “Aşırı sosyal medya kullanımı gerçekleştiğinde uyarı penceresinin çıkması, platformların ruh sağlığı sorunları olan kullanıcıları tespit etmesi ve destek alabilecekleri yerlerin duyurusunu gizlice yapması” konusunda uyarılar iletiyor ama nafile.

Gençler üzerinde yapılan bir ankette hemen hepsi “Özellikle moda markaları, ünlüler ve diğer reklam amaçlı hesaplar dijital olarak oynanmış fotoğraf kullandığında uyarı konulması”nı talep etmiş ama Instagram bunları da kulak arkası etmişti.

İran’da gençler arasında intihar, kendine zarar verme, evden kaçma gibi durumlar çoğalınca “Instagram”a yasak geldi. Şimdi Hindistan, İngiltere ve Çin’de bu yasaklamalar konuşulurken, sosyal medya platformları ilk defa yapılan uyarıları dikkate alacak gibi gözüküyor.

Gençlere bu noktada tavsiyem canınızı sıkan, yediği, içtiği ve giydiğiyle sürekli ön planda olan yakın çevrenizi sessize alın ve sadece istediğiniz zaman girip sayfasına bakın. İlham adı altında yayınlanan onlarca görsel ve video gerçekten ilham olmadığı gibi “Ulaşılmaz hayatları cep telefonu ekranına taşıyarak, başardığınız her şeyi bir kalemde değersizleştirme etkisine sahip olduğundan” sosyal medyada olan, biten her şeyi görmezden gelmek elinizde.

Instagram fenomeni olmak da zor!

Instagram fenomenleri açısından da durum pek iç açıcı değil. Yedikleri binlerce hakareti sindirip, gelen hediyeler, bedava tatiller ve eşyalarla coşarken takipçi sayıları azalınca intiharın pençesine de düşebiliyorlar. En son Yunanistan’da lüks bir yatta intihar eden Instagram fenomeni Sinead McNamara, ilk belirlemelere göre duygu durum bozukluğu ile savaşıyordu. Youtuber Cem Kormaz’ın intiharı, ABD’li Youtuber Stevie Ryan’ın şüpheli ölümü, Frank Wolf, Freddy E., Daniel Kyre, Amanda Todd, Justin Carmical, Nathan Wills, Elliot Rodger gibi sosyal medya fenomenlerinin birbiri ardına gelen intiharları sizde hala bir şüphe uyandırmadıysa telefonunuzu yavaşça elinizden bırakın ve karşınızdakinin yüzüne bakın. Bunlar fikrimce emeksiz yemeğin korkunç sonuçları.

İnanın içinde yaşadığımız, emek verdiğimiz hayatla Instagram’ın ilgisi, alakası yok. Sessizce dağılalım ve minik, kendi halinde hayatlarımızın aslında ne kadar mutlu olduğunu hatırlayalım.

Yazının Devamını Oku