Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize...

“MEVSİM suluboya olsa /Günlerden mercan /İşte sanki o an /Nubar Terziyan sırtımı okşar /Eski filmler hâlâ o bahçede /Siyah beyaz ağlar...” Bazen bir şarkı, bir dize, dünyanın çağrışımını, rastlantısını bir araya getirir.

Haberin Devamı

Yıldırım Türker’in sözleriyle Sezen Aksu’nun sesinden dinlediğimiz “Kırık Vals” de öyle benim için.
Şarkıda adı geçen Nubar Terziyan’ı 14 Ocak 1994’de yitirdik. O şarkıyı besteleyen/düzenleyen Arto Tunçboyaciyan’ın ağabeyi Onno Tunç da aynı gün, ama iki yıl sonra 14 Ocak’ta hayata veda etti.
İkisi de “Türkiye Ermenisi”ydi.
Kilise töreninin ardından, biri Balıklı, diğeri Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedildi.
* * *
Yeşilçam’ın emektarı Terziyan, ölmeden bir yıl önce yine 14 Ocak’ta Ankara Uluslararası Film Festivali “emek ödülü”nü aldı.
Asıl adı Nubar Alyanak’dı.
İstese, Türkçe’de “turfanda” anlamına gelen adı, bayrak gibi soyadıyla hayatını sürdürür...
“Öz be öz Türk” kimliğiyle, azınlık olmanın o “güvercin tedirginliği”nden uzak yaşardı.
* * *
Kuşakdaşları Vahi Öz (Vahe Ozinyan), Sami Hazinses (Samuel Agop Uluçyan), Kenan Pars (Kırkor Cezveciyan), Toto Karaca (İrma Felegyan)’ın isimlerini Yeşilçam mı Türk(çe)leştirdi, pırıltılı afişlere koyarken...
Kendileri mi öyle uygun gördü... Bilmiyorum.
Lakin iki hale de sitem olmaz; yaşamayan bilmez azınlık, "öteki" olmanın ne olduğunu...
* * *
Ama o tonton “Nubar Baba”, hep Terziyan olarak var oldu.
Ve Yeşilçam ona "şefkatli doktor”, “iyi polis” rollerini uygun gördü.
Hatta kaç kez “imam” rolüyle çıktı beyazperdeye...
Sevdi, benimsedi herkes onu.
Amma velakin Adnan Menderes’e atfedilen o sözdeki gibi; kimimiz “Lefter’i severdi de, Lefterleri sevmezdi”...
Yabancı olduk şimdi yazık birbirimize...
Tek pervaneli uçağıyla, sise ve kara yenilen Onno Tunç derseniz...
Kimbilir en yerli aşklara fon müziği olan kaç şarkıda onun imzası var?
Başta Sezen Aksu, Nilüfer, Levent Yüksel, Zuhal Olcay, Zerrin Özer, Aşkın Nur Yengi, Harun Kolçak... Niceleri...
Ama bir bestesine, Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombalarıyla ilgili “Sene 1945”e usulca değ(in)meden olmaz:
“Gel asırlardan uzan da tut /ellerimi sımsıcak
yoksa bendeki çocuk da /böyle çaresiz kalacak
öfke ile beslenen çocuklar /yalnızdırlar
Ve ümitleri çiçeklerden /acıları tarihlerden
senin gibi, benim gibi /onlar da hep insandılar
(...) onlar biraz terkedilmiş, biraz incitilmiş /biraz küskün çocuktular.”
* * *
Sezen Aksu ile son olarak “Işık Doğu’dan Yükselir” albümünde birlikte çalıştılar.
Sonra öldü, Onno Tunç.
Albümde Ermenice bir şarkı da vardı.
Aşık Daimi’nin, Mevlana’nın ve Yunus Emre’den “La İlahe İllallah”ın yanısıra...
* * *
Sonraları öğrendim.
Onno Tunç, Bülent Ortaçgil’in “Benimle oynar mısın” albümünde, bas gitar çalmış.
Hani, “Susulsam kusur olsam /Ağızdaki küfür olsam /Doğuştan esir olsam /Yine de oynar mısın benimle” diye soran o şarkıda...
Metin Altıok’un şiirini de o bestelememiş miydi zaten:
“Bedenim üşür, yüreğim sızlar /Ah kavaklar, kavaklar...
Beni hoyrat bir makasla /Eski bir fotoğraftan oydular...”
* * *
Gittikten sonra, Sezen Aksu ona “Yol Arkadaşım”ı yazdı:
“Yol arkadaşım gördün mü /Duydun mu olup bitenleri
Yalnızlaşmışız iyice, üstelik de alışmışız /Hiç beklentimiz kalmamış dosttan bile /Korkular basmış dünyayı,
Şimdi bir semt adı vefa /Anlaşılır gibi değiliz, tek bedende kaç kişiyiz...”
* * *
Şarkılardan gittik, girişteki o “Kırgın Vals”le de bitireyim yazımı:
“Kırıldı valsimiz tam ortasından /Baktık uzaktan
Sıla olduk birbirimize /Şimdi herkes perişan...”

* * *
Paris’teki katliamın etkisinde, nekahetindeysek hâlâ...
Hedef, sadece azınlıklar değil tüm "öteki"ler olabiliyorsa...
Hâlâ karşılıklı nefret cümleleri sıradan bir alışkanlıkla kuruluyorsa... Provokasyon, artık satranç değil de, çocuk oyunu damaysa...
Ve
hâlâ kendi mağduriyetlerini, acılarını yarıştırarak şiddeti-karşı şiddeti mazur göstermeye çalışanlar varsa...
Hrant Dink’in öldürülmesinin 8. yılı üç gün sonra dolacaksa...
Ve o ülkedeki, şu ülkedeki ve bu ülkedeki “Resmi Tarih” artık sizi bunaltıyorsa...
“Gidin, bir de şarkılara bakın...” derim.

Yazarın Tüm Yazıları