"Yalçın Granit" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Granit" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Yalçın Granit

Basketbolda başarının sırrı: Topu yere vurmak

26 Aralık 2011

 NBA Ligi de başladı. Artık sadece gündüzlerimiz değil, gecelerimiz de basketbolumuzla dolu. Ama bütün olup bitenlerin arasında en önemli konumuz Cantu galibiyetiyle Fenerbahçe'nin Top 16'ya kalması. Fenerbahçe'yi tebrik ediyoruz.

Artık 3 takımımız da Euroleague'in son 16'sında. Türk basketbolunun başarısı bununla da sınırlı değil. Beşiktaş, Banvit, Karşıyaka da kendi Avrupa Ligleri'nde bir üst tua çıkmayı başardılar. Artık Avrupa Ligleri'nde 6 takımımız var ve bununla gurur duyuyoruz. Ama bunu abartmamak gerek. Biz Türk basketbolunun Avrupa'da zirve yolunda olduğunu hep yazıyoruz. Zirveye ne kadar yaklaştığımızı önümüzdeki maçlarda göreceğiz. Başka bir deyişle gerçek macera şimdi başlıyor. Gayemiz zirve yolunda değil zirvede buluşmak. Umarım bu da gerçekleşir.

Beko Basketbol Ligi de giderek daha ilginç oluyor. Biz sadece play-off takımlarımız arasında sürprizlere açıkken Hacettepe Üniversitesi'nin Beşiktaş galibiyeti lig sıralaması için tahminlerde bulunmanın arrtık imkansız olduğunu gösterdi. Türk basketbolu Ankara'yı bekliyor. Hacettepe Ünivesitesi Ankara basketbolu için sağlam temel. Bu da bizi sevindirdi. Beşiktaş, Iverson ve Deron Williams gibi transferlerle basketbolumuzu tanıtmakta çok faydalı oldu. Beşiktaş taraftarları Akatlar'ı bile doldurmazken Sinan Erdem'e akın ettiler. Bu başarıyı gerçekleştiren Beşiktaş Yönetimi'ne de teşekkür borçluyuz.Onlardan tek bir ricamız var o da Ergin Ataman'ı yalnız bırakmasınlar. Banvit Fenerbahçe maçında ise, Banvit'in galibiyetinden çok sergilediği atmosfer bizi gene çok etkiledi. Banvit taraftarı bu salona sığmıyor. Bandırma'da yeni bir salona ihtiyaç var. Bu gelişme bile Banvit'in basketbolumuza yaptığı olumlu katkının tartışılmaz bir göstergesi. Türkiye'nin her yanında basketbolumuz yeni Banvitleri bekliyor.

NBA'DEKİ TÜRKLER
NBA'de 6 oyuncumuz yer alıyor. Dünyada sadece Fransa'nın NBA'de 6 oyuncusu var. Üstelik Fransız oyuncuların hepsi Afrika kökenli, doğuştan atletik siyahi oyuncular. Bizim çocuklarımızın tümü ise savaşan, yetenekli, uzun boylu oyuncular. Ama biz Türk basketbolunun dünyaya ispatını oyuncu kurucu bir oyuncumuzun NBA'de yer alması olacağını hep söylüyoruz ve bu inancımız sürüyor. Avrupa'da bizim seviyemizde olduğu muhakkak olan İspanyollar var. İspanyol oyun kurucu Ricky Rubio (21 yaşında), Minnesota Timberwolves 'da artık oynuyor. Rubio'nun savunması, saha görüşü, top kullanımı mükemmel ama şutu iyi değil. 3 sayı atıp soktuğunda takım arkadaşları inanmakta zorlanıp ayağa kalkıp onu alkışlıyorlar ve biz hala NBA'ye oyun kurucu namzeti bile gösteremiyoruz. Bunun iki sebebi var yabancı oyuncu çokluğu ve bunların arasında oyun kurucu çokluğu. İkinci sebebi ise bizim genç takımlarımızda oyuncuların en yetenekli olanlarını oyun kurucu  yapma yerine onları skorer yapmamız. Bunun en göze çarpan örneği Efesli Cenk Akyol. Biz Cenk Akyol benzerlerini genç takımlarda oyun kurucu yapılsaydı basketbolumuz bugün en az bir seviye daha üstte olurdu. Çünkü bir ülkenin basketbol seviyesi oyun kurucuların omuzlarında yükseliyor. Hidayet, genç takımda Efes'te oyun kurucu olmasaydı bugün komple, çok yönlü uzun oyuncu dediğimizde  akla gelen tek isim olan Hidayeti de sayamazdık. Ben Ufuk Sarıca'nın yerinde olsam Cenk'i 2-3 oynatacağıma 1-2 oynatırdım. Doğuş Balbay'la beraber önümüzdeki yıl İÇ, İVİÇ transferinden kurtulurduk.

Yazının devamı...

Göster kendini Fenerbahçe

19 Aralık 2011

Ama Efes ile Fenerbahçe’nin Euroleague’de aldığı yenilgiler üzdü ve düşündürdü. Şu anda basketbol adamları olarak tek bir gayemiz var. Top 16’ya 3 takımımızın da katılmasını istiyoruz. Avrupa’nın en iyi 16 kulüp takımı arasında 3 Türk takımının olması bizi sevindirecek ve gururlandıracak. Efes’in son kalan maçlarda bir problemi yok, Efes’in 16 takımın arasındaki yeri garanti. Galatasaray da buna dahil oldu. Bu yüzden bütün dikkatimiz, Top 16 serüveni son bir Cantu maçına bağlı kalan  Fenerbahçe’nin üzerinde.

Biz tüm basketbol adamları bütün kalbimizle Fenerbahçe’yi de orada görmek istiyoruz. Ben Fenerbahçe’nin Cantu maçından alacağı farklı sonuçlarla averaj hesaplarına girmek istemiyorum. Tek arzum, heyecanım Fenerbahçe’nin Cantu’dan başarıyla dönmesi.

 

3 takımımızın Top 16’ya kalması sadece kulüplerimiz için değil, Türk basketbolu için de çok önemli. Bugün bütün dünyanın dikkati Türk Hava Yolları’nın sponsor olduğu Euroleague üzerinde.

 

Galatasaray Olimpija maçını seyrederken, önümde bir Amerikalı vardı. Bütün maç boyunca durmadan maç için notlar aldı. Maçtan sonra onla tanıştık. Bana ben Milwaukee’nin gözlemcisiyim (scout) dedi. Bugün bütün NBA takımları Euroleague’nin peşinde. Benim gibi birçok gözlemci Avrupa’nın her köşesinde Euroleague maçlarını izliyor dedi. Bize lütfen Final Four için Sinan Erdem’de tribünlerde uzun bir sıra boş yer ayırın dedi. Final Four’da bir veya iki Türk takımının katılımı basketbolumuz için milli takımımızın Avrupa Şampiyonası kadar önemli.

 

Yazının devamı...

Efelerin Efesi

12 Aralık 2011

3 Euroleague takımımız da ilk seriyi başarıyla bitirip son 16 takım arasına girdiler. Eğer bu başarı futbolda olsaydı yer yerinden oynardı. Ben tüm spordan sorumlu gazete ve televizyon yöneticilerinin dikkatlerini basketbola daha çok yönlendirmelerinin doğru olacağı görüşündeyim. Lig TV 3’e ve NTV Spor’a teşekkür ediyoruz. Ama birbirinden kıymetli televizyon kanallarımız var. Onların da ilgisini bekliyoruz. Basında ise Fanatik Basket gazetesini çıkartan İsmet Badem’e ve Burçin Badem teşekkür etmek bile yetmez. İnanılmazı gerçekleştiriyorlar. Basketbolumuzun temeli her gün daha çok güçleniyor. Eskiden Türk basketbolunun zayıf halkası savunmaydı. Savunma artık Türkiye’de her gün daha çok güçleniyor. Koçlarımız artık konuşmalarına savunmayla başlayıp savunmayla bitiriyorlar. Savunma güçlenince hücum da hızlanıyor. Oyuncuların depar yapmadan maçları bitirdikleri devre kapandı artık. Fast break deparlarını artık rahatça izliyoruz. Hücumda da takım oyunumuz gelişme yolunda. Oyuncularımızın hemen hepsi iyi oyuncular. Ama bizim derdimiz yeteri kadar çok iyi (BÜYÜK OYUNCU) yetiştiremeyişimiz.

Bunun çaresinin (OYUNCU GELİŞTİRME KOÇU anlayışının) Türkiye’de yerleşmesi olduğunu geçen hafta yazmıştık. Bana sen Türk basketbolunun neresinde değişiklik bekliyorsun diye sorsanız koç sırasında oturan asistanlardan birinin sadece oyuncu geliştirme koçu olmasını isterdim derim. Bu anlayışı seneler önce Doktor Cavit Altunay Türkiye’de başlattı. Ama ne yazık ki başta ben ve hiçbirimiz Doktor Cavit’in getirdiği yeniliğin kıymetini bilemedik. Cavit’ten sonra oyuncu geliştirme merakı sınırsız Türkay Çakıroğlu vardı. Türkay, Semih Erden, Soner Şentürk, Hakan Kocaoğlu gibi birçok oyuncumuzu yetiştiren koçumuzdu. Onun da kıymeti bilinmedi kenarda kaldı.  Bugün Türkay, Kuveyt’te Kuveytli gençleri (daha iyi oyuncu) yapmaya uğraşıyor. Bizim Türkiye’de yerleştiremediğimiz anlayış bugün Kuveyt’te geçerli. Neyse ki son zamanlarda iyi bir gelişme oldu.  Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi oyun kurucularımızdan Levent Topsakal (oyuncu geliştirme okulu) açtı. Ben özellikle oyuncu menajerlerinden Levent’inkine benzeyen (geliştirme okulları) sayısını arttırmalarını bekliyorum. Çünkü tribünler artık giderek doluyor. Biz basketbol adamlarımız tribündeki seyirciye sadece teşekkür değil sevgi ve saygı duyuyoruz. Onlara olan borcumuzu ödemenin bir tek yolu var. Onlar bugün daha çok tuttukları takımın renkleri için maçlara geliyorlar. Ve bize “bıktık bu yabancı oyunculardan hayranlıkla izleyebileceğimiz Türk oyuncuları seyretmek istiyoruz. Sizden bekleneni yerine getirin” diyorlar. Örnek olarak Sinan Güler’i alalım. Sinan bugün çok üst düzeyde iyi bir savunmacı. Bu bizde yıldız oyuncu olma şansına sahip oyuncularda eskiden pek bulunmayan bir yetenek. Ama Sinan hücumda bugün sadece iyi bir oyuncu. Büyük oyuncu(süper star) olması için gene temel konularda eksiği var. Şutu, pası, sağ elle driplingi gelişebilir. Siz Sinan’ın İbrahim Kutluay veya Harun Erdenay’a benzer bir şut performansına sahip olsa bugün onun nerede olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

İyi bir haber de burada var. Şut makinesini Anadolu Efes getiriyor. Şut makinesine artık (Şut doktoru  veya şut profesörü) de deniyor. Şut doktoru gemiyle Avrupa yolunda. Şut makinesi saatte 1200 şut arttırıyor. Biz Türkiye’de genelde 1200 şutu 1 ayda atıyoruz. Basketbolda başarının sırrı (TEKRAR) kelimesinin altında gizli. Doğru bir şut stiliyle binlerce kez tekrar tekrar şut atıp çok iyi şutör olacak sayısız Türk çocuğu doktoru bekliyor. Bugün Amerika’da dripling için de yeni toplar geliştirildi. Resimdeki topun üzerinde çıkıntılar var. Bu topla bir süre çalışırsanız ardından normal basketbol topu bir elinizin uzantısı kadar size kolay geliyor. OYUNCU GELİŞTİRME KOÇU (anlayışını) Efe Aydan Tofaş’ta uygulamaya başlatacaklarının müjdesini verdi. Bu kararla Efelerin Efesi Tofaş Başkanı’nın basketbolumuzun tarihine bir kez daha geçeceğine inanıyorum. Birçok kulüp yetkilisi de Efe’nin açtığı yolda yürüyeceklerdir ben buna da inanıyorum. Son olarak Banvit Beşiktaş maçıyla zirve yolunda ben de varım dedi. Bu gidişle biz Beko Basketbol Ligi şampiyonluk namzetlerinin isimlerini saymakla bitiremeyeceğiz. Mutluyuz.

Yazının devamı...

Seyircimiz büyük Türk oyuncuları bekliyor

5 Aralık 2011

Bunun en güzel örneği alt yapıya önem verem Banvitspor. Banvit’in iki takımının da birinci ligde oluşu çok önemli. Bir gün birinci ligdeki takımlarımızdan birinin ligde iki takımı olacağı konusu eskiden inanmayı bırakın konuşulmazdı bile. Banvitspor Kulübü'nü tebrik ediyoruz.

İkinci oyuncu gelişmesinin örneği TOFAŞ. TOFAŞ’ın başkanı Türk basketbolunun efsane isimlerinden Efe Aydan. Efe’nin geçen gün bir demeci vardı; "TOFAŞ sadece otomobil fabrikası değildir, TOFAŞ aynı zamanda oyuncu yetiştirme fabrikası" diyordu. Gerçekten de TOFAŞ’ın kadrosunda da genç ve çok yetenekli birçok oyuncu var. TOFAŞ’a da teşekkür ediyoruz.

Bu çocukların önümüzdeki yıllarda milli takımda yer alacağı muhakkak. Gelelim konunun öbür yanına. Biz çok sayıda oyuncu yetiştiriyoruz ama onları malesef yeterince geliştiremiyoruz. Bu yetenekli gençler kulüp takımlarında yer aldıkları zaman bile biz olacağımız kadar iyi oyuncu olduk diye daha iyi oyuncu olma savaşından vazgeçiyorlar. Özetle dağa tırmanırken bulunduğumuz yükseklik bize yetiyor. Yolun yarısında zirveye değil aşağıya bakıyoruz. Halbuki Türk çocuğunun tek bir gayesi olmalıdır: Her gün DAHA İYİ oyuncu olmak.

Biz basketbol adamlarının görevi genç oyuncularımızın yeteneklerinin tümünü kullanacakları ortamı hazırlamak olmalıdır. Bu gayenin en kestirme yolu OYUNCU GELİŞTİRME KOÇU anlayışını ülkemiz basketboluna yerleştirmektir. Oyuncu geliştirme koçunun yaşam gayesi ülkemize büyük oyuncu kazandırmak olacaktır. Bugün çok kıymetli birçok koçumuz var. Ama bunların konsantrasyonu haklı olarak maç kazandırmak, çalıştıkları takımı şampiyon yapmak üzerine kuruludur. Ben Efe’ye soruyorum; eğer Efe’nin yanında özel bir oyuncu geliştirme koçu olsaydı ve onun da günlerce, aylarca fundamental ve mental gelişmeleri için uğraşsaydı Efe daha iyi oyuncu olabilir miydi?  Bugün Türkiye Avrupa’da öne çıkmak istiyorsa oyuncu geliştirme koçu uygulamasını başlatmak zorundadır. Orhun Ene’ye de soruyorum: İzzet Türkyılmaz yarın milli takımda oynarken, olabileceği kadar iyi oyuncu (büyük oyuncu) olabilecek midir?


Yazının devamı...

Deron Williams’tan izlenimler

28 Kasım 2011

Hepimiz NBA oyuncularının geriye dönüşüyle Beko Basketbol Ligi’nde ve Euroleague’de takımlarımızın durumlarının ne olacağını düşünmeye başladık. İlk bakışta Deron Williams ve Semih’in Beşiktaş’tan ayrılması, en güç durumda kalan takımın siyah-beyazlılar olacağı izlenimini veriyor. Efes’in, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin lokavtın bitişinden çok etkilenecekleri gözükmüyor. Bence Beşiktaş da bu gidişe bir çare bulacaktır. Tabii Deron Williams gibi bir oyuncu bulmak imkânsız ama Deron’la Beşiktaş mükemmel bir takım oldu. Can Akın ve Mehmet Yağmur ondan çok şey öğrendiler. Beşiktaş Yönetimi’nin ve Ergin Ataman’ın planları olduğuna ve bunu uygulayacaklarına inanıyorum. Beşiktaş şampiyon olmasa da onları yenmek yine çok güç olacak. Bence üzerinde durmamız gereken Türk Telekom. Biz Türk Telekom’un Ankara basketbolunu laik olduğu yere taşıyacağına olan inancımızı yazmıştık ama onlar için Mehmet Okur’un yokluğunu dengelemek bir problem olacak. Türk Telekom koçu Timuçin kardeşimiz basketbol hayatının en büyük imtihanına girecek. Ona da başarılar diliyoruz.

Gelelim Deron Williams’a. Ben top oynayarak yılda milyonlarca dolar kazanan NBA oyuncularının hiç birinden, Williams’ta izlediğimiz kadar efendi, olgun davranışlar beklemezdim. Williams, teknik ve taktikten önce basketbola olan sevgisi ve saygı değer karakteri ile bizi çok etkiledi. Ondan çok şey öğrendik. Basketbolda oyun kurucuların öncelikli görevi oynadığı takımı daha iyi takım yapmak ve beraberindekileri daha iyi oyuncu yapmaktır. Deron Williams bu anlayışı sanki basketbol dünyasına kendi getirmiş gibi oynayarak, hem takımını hem yanındaki oyuncuları büyüttü. NBA yıldızı deyince bizim aklımıza havada 360 derece dönerek smaç yapan oyuncular gelir. Williams’ın oyunu gösterişten uzaktı ama basketbolda bir anlayış daha vardır. Basketbolun kolay gözüken küçük işlerini (fundamental’lar) iyi yapanlar büyük oyuncu olurlar. Deron şutu, pası, driplingi mükemmel bir oyuncu. “Bu fundamental’ların hangisini daha iyi yapıyor?” sorusuna cevabımız ancak “Hepsini birbirinden iyi yapıyor” olabilir.  Deron basketbol tarihimizin gelmiş geçmiş en iyi koçu John Wooden’ın sahadaki uzantısı gibi oynuyor. John Wooden’ın Amerika Kolejler Ligi’nde UCLA ile üst üste 10 yıl şampiyonluğu var ve o hiç maç kaybetmeden art arda kazanılan 88 maçlık rekorun sahibi. Wooden’ın temel bilgilere verdiği önem anlatılamaz. UCLA takımı, şampiyonluk maçından bir gün önceki son antrenmanlarında bile şut, pas, dripling çalışırdı. Taktik tahtası ve tebeşir hiç kullanılmazdı. Wooden her antrenmandan önce oyuncularını toplar onlara ayakkabılarındaki bağları çözdürüp yeniden bağlatırdı. “Bunu sakatlanmayın diye yaptırıyorum” derdi ama esas fikri oyunculara sevmedikleri bir şeyi yaptırıp onları disipline sokmak ve kolay gözükmeyen küçük şeylerin önemini onlar hatırlatmaktı.

Deron’un 50 sayı attığı maçta onun şutunun ne kadar iyi olduğunu hepimiz gördük. Bu yüzden isterseniz bu yazıda dışarıdan kolay gözükmeyen pas yeteneğini konuşalım. Türk basketbolunda pas deyince akla hemen iki elle göğüsten verilen pas gelir. Yıllardır biz antrenmanlarımızda en çok göğüsten pas çalışırız ama eskiden savunma bu kadar yakın ve saldırgan değildi. Bu yüzden iki elle göğüsten pas geçerliydi ama şimdi göğüsten pas verirken sizi çok yakından tutan, adeta içinize girmiş rakip oyuncunun top kapma olasılığı çok yüksek. Bu yüzden alt yapılarda devamlı göğüsten pas çalışması önemini yitirdi. Onun yerine pivot yapıp, adamınızdan uzaklaşıp verdiğiniz tek el paslar öne çıktı. Tabii tek elle pasla çalışmada iki el de aynı önemi taşıyor ve siz devamlı sağ ve sol elle pas çalışırken zayıf elinizi de geliştiriyorsunuz. Böylece sol elle dripling ve şut (turnike) atma yeteneğiniz de gelişiyor. Eskiden Türk basketbolunda pivot hareketi sadece pota dibinde oynayan uzun oyuncular için geçerliydi. Artık gardlar da pivot hareketini geliştirmek zorundalar. Böylece kendilerine pres yapıldığı pozisyonlarda pivot yapıp baskıdan kurtuluyorlar. Deron Williams tek elle pas üstadı. Bizim oyuncularımızın çoğu ise hala iki elle göğüsten pas verme peşindeler. Biz pası boş adama topu vermek diye tanımlarız. Hâlbuki topu, pası verdiğiniz arkadaşınızın neresine attığınız da çok tartışılan bir konudur. Bundan yıllar önce USA Olimpiyat Takımı Japonya’ya giderken takım kaptanı dünyanın en iyi oyun kurucusu Jason Kidd genç arkadaşlarıyla bir toplantı yapmıştı. Toplantıda onlara “Siz şut atarken topu sağ omzunuza mı yoksa sol omzunuza mı istersiniz” diye sorduğunda gençler “Bu ne demek istiyor” diye birbirlerine bakmışlardı. Topu attığınız yer çok önemlidir. Top, pası alanın göğsü hizasında olmalıdır. Eğer pas dizlerine doğru veya kafasının üzerine gelirse şutu atacak adam 1–2 saniye kaybetmek zorunda kalır. Bu süre onu tutan adamın işine yarar ve savunmacı eliyle sizin yüzünüzü gözünüzü kapatabilir. Deron Williams’ın pasları hep istenen yereydi. Bu yüzden onun paslarını alanların şutlarının isabeti arttıkça arttı. Oyuncuları büyük oyuncu yapan bu küçük şeyler anlatmakla bitecek gibi değil. Bunları her fırsatta konuşacağız. Şimdilik Deron Williams’a teşekkür edip konuyu kapatıyoruz.

Yazının devamı...

Altıncı adamımız Avrupa’nın en iyisi

21 Kasım 2011

 Seyircimizin başarısı Galatasaray-Barcelona maçıyla başladı. Galatasaray taraftarları Abdi İpekçi tribünlerini tıklım tıklım doldurdular. Biz senelerdir Türk basketbolunun gelişmesinin en önemli göstergesi Abdi İpekçi tribünlerinin dolmasıdır derdik. Galatasaray seyircisi bize bu gelişmeyi ispat etti. Üstelik gösterdikleri yeniliklerle ve centilmence davranışlarıyla yalnız bize değil, Avrupa basketboluna da örnek oldular. Bence Barcelonalı oyuncular Türk basketbolu denince uzun süre önce seyircimizi hatırlayacaklardır.

İkinci bizi mutlu eden altıncı adamımız Karşıyakalı taraftarlardır. Bayram öncesi Karşıyaka’nın oynadığı bir maçta tribünler boştu. Fenerbahçe maçında ise hepsi tribünlerdeki yerlerini almışlardı ve çok formdaydılar. En önemli gelişmelerden biri de Akatlar’da yaşandı. Biz Beşiktaş taraftarının basketbola yeterince ilgi göstermediği için hep üzülürdük. Bu üzüntümüz Erdemir maçındaki dolu tribünlerde sevince ve gurura dönüştü. Fenerbahçe taraftarlarının ise Fenerbahçe’nin yeni salonu Ülker Arena açılınca rekor üstüne rekor kıracaklarından şüphemiz yok. Açılışı heyecanla bekliyoruz.

Takımlarımıza gelince; biz hala basketbolumuzun Avrupa basketbolunun zirvesindekilerle aynı seviyede olduğuna yürekten inanmıyoruz. Hele İspanyol basketbolu denince neredeyse önümüze bakıyoruz. Galatasaray –Barcelona maçının ilk yarısı bu anlayışla geçti ve açık farkla gerideydik. Oyuncularımız başta Navarro olmak üzere tuttukları oyunculara karşı tedirgindiler ve maçı kazanabileceklerine inanmıyorlardı. Bu gidişi Oktay Mahmuti bozdu. Oktay, 16 sayı gerideyken adam adama savunmadan bölge savunmasına döndü. Koçlar adam adamadan zone savunmays iki sebeple dönerler. İlki biz bunları adam adama tutumayız deyip çaresizlikten dönüştür. İkincisinde ise gaye, rakibin kafasını karıştırmaktır. Galatasaray’ın zone savunması rakibin kafasını karıştırdı. Faul çizgisi üzerinde oyuncu oynatmadıkları için sayı atmak için sadece uzaktan şut atma mecburiyetinde kaldılar. Üstelik G.Saraylı oyuncular takım savunması (zone savunma) yaparken bireysel sorumluluklardan kurtulup özgüvenlerine kavuştular. Ve ondan sonra savunmada yüreklerini ortaya koymaya başladılar. Galatasaray savunması 6. oyuncusuyla beraber coştukça coştu. Oktay, birkaç kez daha savunma değiştirerek rakibin yenilmez bir takım olmadığını ortaya çıkartmasını sağladı. Bu maç sonunda oyuncularımız Barcelona’nın da yeneceğimiz bir takım olduğuna inandılar. Galatasaray-Barcelona maçı Türk koçların da İspanyol koçları dahil bütün Avrupalı koçlar kadar iyi, hatta daha iyi olduklarını ispatladı. Geriye oyunculara kalıyor. Avrupa’nın en iyi oyuncularından biri Navarro’yu izleme fırsatı bulduk. Navarro’nun çok iyi bir şutör olduğu tartışılmaz, ama savunması yetersiz. Üstelik şut atarken sağ ayağı rakip potaya değil tribünlere dönük basarak şut atıyor. Bu yüzden de şut aldatması (fake) yapıp adamını geçemiyor. Şutlarını sahada devamlı koşarak kendisini tutan oyuncuyu, iri yarı pivotların üzerine düşürüp kenarlarda boş kalıp atıyor ve sokuyor. Üstelik dripling üzerinden aniden durup stop jump shot’ı yok. Bu yüzden de tek elle hareketli şutu seneler sonra gene geçerli kılma gayreti içinde. Türk basketbolunun Avrupa’nın en iyilerinden olma şansı daha iyi oyuncu yetiştirmemiz artacak. Bunun da ispatı NBA’ye ilk yollayacağımız ilk oyun kurucumuz olacak.

Başarılı koç Ahmet Çakı yönetimindeki Erdemir’in Soner Şentürk’ü Beşiktaş karşısında bir kez daha izledik. Soner maçı 11 sayı 10 asist ve 5 ribauntla oynadı. Soner’in oyununda gelişmeler var. Gene trafikte sıkışmış taksilerin arasından geçen motosiklet gibi rakip savunmacıları çaresiz bırakıyor. Çok süratli turnikeleri ve oyunu okuma yeteneği de giderek artıyor.  Problemi ise hala 3 sayı şutları sokamayışı. Özgüveni yetersiz. Bu yüzden çaresiz hatta mecbur kalmadan 3 sayı şutu denemiyor bile. Biz Soner’in bırakın Navarro’yu takım arkadaşı Caner’e benzeyen bir şutör olsaydı bugün basketbolumuz nerede olur diye düşündükçe üzülüyorum. Üstelik Soner 26 yaşında ve 16 yaşından beri de sahalarda. Onun iyi bir şutör olmadığını senelerdir biliyoruz. Bu 10 yıl içinde Soner birçok koçla çalıştı ama onun şut problemine kimse çare bulamadı. Bu çareyi önümüzdeki yazılarda beraberce arayacağız.

Son olarak Türkiye’nin en iyi koçlarından Cem Akdağ gibi tecrübeli bilgili ve karakterli bir koçumuz kenarda boşta iken Antalyaspor yine Yugoslav koç furyasını başlattı. Hayırlı olsun. Antalya basketbolu Serdar Apaydın’ı kaybetti ama basketbolumuz Serdar’ı kazandı. İlerde bunu da göreceğiz.

Yazının devamı...

12 oyuncuyla oynamak kolay mı, zor mu?

14 Kasım 2011

Geçen hafta Beşiktaş, “Türk basketbolunda zirvede ben de varım” deyip gelmişti. Biz de bir sonraki beklentimizin Ankara temsilcisi Türk Telekom olduğunu yazmıştık. Pazar günkü Fenerbahçe galibiyetiyle Türk Telekomlular da kapımızı çaldılar, “Biz de geldik” dediler. Ankara basketbolunun Türk basketbolu için önemini anlatmaya gerek yok. Türk Telekom, Ankara basketbolunda zirve yolu açarsa, Ankara basketbolu da Türk basketbolunu Avrupa’da zirveye taşır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Muratcan Güler son Fenerbahçe maçında savunma lideri olma yolunda bir adım daha attı. Bir takımın gücünü biz hep transfer edilen yabancı oyuncularla ölçeriz. Hâlbuki kulüp takımlarının iskeletinin temelinde ortaya kolay çıkmasalar da Türk oyuncular vardır. Türk Telekom’da Bekir Yarangüme ve Nedim Yücel gibi fedakârlığa hazır iki iyi oyuncu daha var. Bu yüzden ben, Mehmet Okur henüz buradayken, Telekom Koçu Timuçin bu iki oyuncuya daha çok şans tanırsa daha iyi olur diye düşünüyorum.

Euroleague’e gelince, üç takımımızı da heyecanlı günler bekliyor. Efes’in, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Sinan Erdem’de buluşmaları için bu ilk turdan çıkmaları şart. Üç takımımızın da dışarıdan avantaj gibi gözüken ortak bir problemi var. Üçünde de birbirinden kolay ayrılmayacak güçte 12 oyuncu var. Hatta 12’ye giremeyen ama birçok takımda ilk 5’i oynayacak 2–3 oyuncu, maçları elbiseyle izliyorlar. Bu 12 iyi oyuncuyu doğru zamanda doğru yerde oynatmak kolay değil. Basketbol sahada 5 kişiyle oynanıyor. Kenardaki yedeklerin akıllarında haklı olarak bu 5 içinde oynamak hırsı var. Kenarda oturdukça heyecanları azalıyor ve isteseler de istemeseler de kırgın hatta küskün oluyorlar. Aynı şey iyi oynarken oyundan çıkmak zorunda kalan oyuncular için de geçerli. Geçen gün bir internet sitesinde bir anket vardı. Birçok önemli koça “kaç tane iyi oyuncuyla maçları oynamak isterseniz” diye soruluyordu. Hemen hemen hepsinin cevabı 8 en çok 9 oyuncuyla oynamak istedikleri şeklindeydi. Sebepleri ise 12 oyuncuyu bir maçta motive etmek çok güç. Mutluluk olmadan oyuncuların enerjilerini bir araya getirip sinerji yaratmak imkansız şeklindeydi. Tabii bu cevap haftada bir oynanan turnuvalar için geçerliydi. Beko Basketbol Ligi’ni ve Euroleague’i bir arada oynayan bizim takımlarımız için 12 iyi oyuncu tabiatıyla bir avantaj hatta şart ama koçların işi şimdilik güç. Oynanan maç sayısı arttıkça her oyuncunun 12 kişilik kadronun şartlarına uyum sağlayacakları muhakkak. Yeter ki biz ilk turu atlayalım. 

Final–Four’a doğru 3 takımımızın da görev ve süre bölümünde daha iyi anlaşacakları ve tek yumruk olma olasılığı çok büyük. Fenerbahçe’nin, geçenlerde de yazdım, Aydın Örs’ün moraline ihtiyacı var. Ömer Onan da şutlarını giderek omzundan atıyor. Dirseğini ve bileğini neredeyse kullanmıyor. Onun üç sayıları sokması, sakat oyuncuların katılması, beklediğimiz ve arzuladığımız Fenerbahçe’nin yolunu açacaktır.

Efes’te ilk maçta çok aradıkları Kinsey’in yerini Cenk Akyol ve Sinan Güler doldurdu. Kinsey ve hele Kerem Gönlüm gelince Efes çok daha güçlenecektir. Çünkü Kerem Tunçeri artık her gün daha iyi oynuyor.

İyi oyuncu sayısının fazlalığı en çok Galatasaray’ı etkiliyor. Oktay Mahmuti’nin, “Bugün kim iyi oynayacak” sualinin cevabını bulma yeteneği çok ama yine de takımın enerjisi sinerji olmakta zorlanıyor.

Furkan Aldemir, bugün tüm Euroleague maçlarını seyrettiğimizde ‘Böyle bir genç oyuncu bizim takımımızda olsaydı’ diyebileceğimiz oyuncu listesinin başında geliyor. Türk basketbolu başarılı oyun kurucular arıyor. Bu yolda Ender Arslan gözüküyor. Ender, iki oyuncunun birlikte pres yaptıkları sırada aralarından driplingle geçme becerisini kazandığında, Türk gençlerine örnek olacaktır. Onun savunması da gelişti. Son maçta kendini yerden yere attı ve herkesi şaşırttı ama en çok şaşıran ‘bu çocuk hep üstümüzde dolaşır dururdu. Ne oldu da bizimle yüz yüze gelmeye karar verdi’ diye düşünen parkelerdi.

Yazının devamı...

Ankara Ankara güzel Ankara

7 Kasım 2011

Bu haftada Fener galibiyetiyle üst kata çıktılar ve yerleştiler. Bu Türk basketbolu için çok olumlu bir gelişme. Artık zirve için savaşacak takımlar arasında Beşiktaş da var. Bunun kadar sevindirici bir konu ise Sinan Erdem’de tribünlerin dolması. Akatlar’da tribünlerin Beşiktaş maçlarında boş kalışı bizi üzerdi. Onbinin üzerinde Beşiktaş taraftarının Sinan Erdem’e gelmesi bizi çok sevindirdi. Ben “Beşiktaş’ı bekliyoruz”  başlıklı yazımda Semih’ten sıkça bahsetmiştim. Semih içindekini, kalbindekini sahaya dökmezse Beşiktaş’ın işi zor demiştim. Semih Fenerbahçe maçında yüreğinde ne varsa ortaya koydu. Onun özverili savaşı, attığı sayılardan, yaptığı ribauntlardan daha önemli. Bunu bir kez daha gördük. Beşiktaş oyuncular topluluğu takım oldu yumruk oldu. Bu yüzden takımı da  Ergin Ataman’ı da kutluyoruz. Beşiktaş’ın sayı levhasındaki lokomotifi Deron Williams. Williams’tan sonra Hawkins, Kemp, Zoran Erceg,  Ersin Dağlı gibi skorerleri var. Ama genelde yedek sayısı sınırlı. Williams NBA lokavtı biter Amerika’ya dönerse Ergin Ataman’ın işi çok zorlaşır. Bu yüzden onun şimdiden B planını hazırlaması gerekiyor. Geçtiğimiz hafta sonu da İzmir’de de ilginç bir Türk Telekom-Karşıyaka maçı vardı. Önce maçın düşündürücü tarafından başlayalım. Maçta Karşıyaka tribünleri boştu. Bu bir basketbolseverler için inanılacak bir şey değil. Biz basketbol adamları Karşıyaka’nın dolu tribünleriyle yıllardır heyecan yaşadık. Çünkü bizi Türk basketbol liginde en çok üzen olay bir çok yerde dolduramadığımız boş tribünlerdir. Ama biz Türkiye’deki bütün tribünleri bir gün Karşıyaka’daki gibi basketbolu bilen, seven seyircilerle dolacağını hayal eder ve umutlanırız. Karşıyaka tribünleri bütün basketbol adamlarımızın gururudur. Umarım tribünler bayram dolayısıyla boş kalmıştır. Biz heyecanla İzmir’deki ilk Karşıyaka maçında tribünleri dolu görüp mutlu olmak istiyoruz. Maçın sevindirecek yanı ise Türk Telekom’un ortaya çıkışıydı. Biz “basketbolumuz Beşiktaş’ı bekliyor” diyoruz ama inanın en az bunun kadar hatta bundan daha çok Türk basketbolunun Ankara’ya ihtiyacı var. Ankara Türk basketbolunun temelidir. Önceleri Türkiye’nin en iyi oyuncuları Ankara’da yetişirdi. Bunun sebebi İstanbul’da daha çok tebeşirle çizilmiş set oyunları geçerliydi. Ankara’da ise serbest oyun (free play) anlayışı hakimdi. Ve oyuncular çizilen oyunlardan daha önemliydi.Böylece önleri açıktı ve her antrenmanda daha iyi oyuncu olma şansına sahiptiler. Biz İstanbul kulüplerinin koçları Ankara’da oyuncuların transferiyle başarılı olurduk

Bu yılki Türk Telekom’da, son yıllarda kaybedilen Ankara basketbolunu layık yerlere taşıma şansı ve gücü var. Ama bu arada sorumluluk en çok Mehmet Okur’a düşüyor. Mehmet’in atacağı sayılar ve ribauntlardan çok takımı takım yapan lider olma sorumluluğu var. Mehmet Okur yeniden NBA e dönecek mi bilmiyorum. Ama Ankara basketbolunu omuzlaması onun için hayati bir fırsat. Bu başarı onun NBA’deki en iyi (ALL STAR) oyuncular takımında oynayan ilk Türk basketbolcu olmasından kat be kat daha değerli olacaktır. Bizden söylemesi. Mehmet’ten sonra sorumluluk Muratcan Güler’in omuzlarında. Türk Telekom’un hücum gücü iyi ama savunması yetersiz. Bunun sebebi ise oyuncuların kendilerine örnek alacak özverisiyle savaşa sokacak savunma liderini bulamayışı. Murat’ın hücumu çok gelişmiş. Karşıyaka maçında yaptığı 14 sayı ve 9 asist bunun ispatı. Ama bir de istatistiklere geçmeyen yanı var. Muratcan’ın tuttuğu, Chatman’ın attığı  sayı ise 37. Bu rakam Muratcan’ın adının yanına yazılmıyor. Muratcan isterse Türkiye’nin en iyi savunmacısı olur yeter ki istesin, inansın. Konsantrasyonunun artığı gün Chatman’ın hücum gücünü sınırlayan ilk Türk oyuncu olabilir. Ankara’da yeni bir Türk Telekom- Karşıyaka maçı var. Ben seyircileri Muratcan-Chatman savaşını izlemeye çağırıyorum.

Yazının devamı...