Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Evren dışarıda, içeride

-12 Eylül’de dışarıda: 12 Eylül darbesine onay karşılığında Amerika’nın beklentisi var. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs çıkarmasına Yunanistan tepkili, NATO’nun askeri kanadından çekiliyor. Amerika Evren’e: “Yunanistan’ın askeri kanada dönmesine izin verin, veto hakkınızı kullanmayın”. Oysa, o veto hakkı çok önemli koz. Atina, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı: “Onlar AB’de bizi veto etmesin, biz de askeri kanat için ses çıkarmayalım”. Hayır, böyle bir pazarlık yok, Evren hiç bir koşul öne sürmüyor, Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönmesine izin veriyor. Türkiye ise AB’de otuz beş yıldır Yunan engeli ile meşgul. Müthiş bir fırsat heba ediliyor. 12 Eylül’ün en büyük zararlarından biri.
-12 Eylül’de içeride: Her türlü insan hakları ihlalleri yanı sıra, kapitalist dönüşüm perçinleniyor. 24 Ocak ekonomik kararları ile gelen büyük kapitalist aşama Güney Amerika’daki gibi, ancak askeri dikta ile mümkün. 12 Eylül bunu sağlıyor, “24 Ocak + 12 Eylül, bu şahane fırsat” yazıları boşuna yazılmıyor.
Evren’in asla unutulmayacak temel miraslarından.


Gazeteciler Danıştay peşinde


DANIŞTAY’ın kuruluş yıldönümünde Başkan Zerrin Güngör gazetecileri törene almıyor. Koskoca Danıştay basın özgürlüğünü hiçe sayıyor. Bu bir ilk, Güngör’e nasip oluyor. Gazeteciler haklarını aramak üzere harekete geçiyor.
Önce Bilgi Edinme Yasası çerçevesinde avukatları Danıştay’dan bilgi istiyor. Gazetecilerin alınmamasına kim, hangi gerekçe ile karar verdi? Gelecek bilgiye göre, eğer idari bir karar ise, gazeteciler Danıştay 10. Daire’de iptal davası açacak, gelecek törenleri garantiye almak üzere. Yok eğer, Başkan Güngör’ün kişisel tasarrufu ise, o şikâyet edilecek, dava ona göre açılacak. İlginç olan Danıştay’ın, kendisi ya da başkanı ile ilgili davada nasıl karar vereceği. Bir hukuk sınavı.


‘Test’ arıyorum ‘test’


31 Mayıs 2010, İsrail Mavi Marmara gemisine saldırıyor, dokuz ölü. 12 Haziran 2012, Suriye iki askeri uçağımızı düşürüyor, iki pilotumuz şehit. 28 Temmuz 2013, Somali’de Türk Büyükelçiliği’ne saldırı, bir ölü. Somali’de arka arkaya saldırılar, 28 Temmuz 2013 bir ölü, 13 Şubat 2014’te bir ölü, 27 Mayıs 2014 bir ölü. Afganistan’da saldırılar, 6 Haziran 2014 üç mühendis ölü, 26 Aralık 2015 bir ölü. 11 Haziran 2014, Musul Konsolosluğu’nda 49 kişi rehin alınıyor. 11 Mayıs 2015, Libya’da gemiye saldırı, bir ölü.
Her saldırı sonrasında Türkiye kıyameti kopartıyor, “Arş yiğitler vatan imdadına”, sanki savaş çıkacak. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu acele özel canlı yayında: “Vatandaşlarımıza gelecek zarar en şiddetli şekilde mukabele görecektir, kimsenin bundan kuşkusu olmasın, Türkiye’nin sabrını kimse test etmesin”. Lafta kalıyor. Aynı şekilde, o sırada Başbakan Tayyip Erdoğan: “Kimse bizim sabrımızı sınamasın”. Oysa, kimsenin sınanma ya da test edilme kaygısı yok, herhangi bir coğrafyada Türkiye’ye saldıranların bu boş laflara karnı tok.
İki gün önce bir Türk gemisi vuruluyor, Davutoğlu’na bakıyorum, “test etme, sabır” laflarından eser yok, oysa seçim öncesi, kabadayılığın tam zamanı, ama acele canlı yayın filan yok. Asıl soru şu, daha önce hiç olmadığı kadar, Türkiye neden bu kadar hedef. “Stratejik Derinlik”te kaybolan dış politikadan dolayı mı?

X