Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ahmedinejad’ı sildi

HALKIN yarısı tedirgin, “Nereye gidiyoruz” kaygısında, güvensiz ve umutsuz.

Diğer yarısı şenlikte, sokaklarda gösteriler, “İslami rejim kendini yeniliyor” havasında. Katı İslamcı Ahmedinejad Cumhurbaşkanı seçiliyor. El attığı ilk iş, nükleer enerji, nükleer silah üretimi.
Onun seçilmesinden altı ay sonra, 2006 Şubat’ı, değerli meslektaşım Sebati Karakurt ile Tahran’dayız. Sebati fotoğraf çekecek, ben yazacağım. Her kapıyı çalıyoruz, nükleer santrala girmek için izin koparamıyoruz. Yine de, nükleer enerjiden sorumlu Ulusal Güvenlik Genel Sekreteri Ali Laricani ile özel görüşüyoruz. Laricani ödün vermiyor: “İran özgür bir ülkedir, istediğimiz araştırmayı yaparız”. Sokaklarda Amerikan aleyhtarı gösteriler, “Yaşa var ol, Ahmedinejad”, halka nefes aldırmayan fanatik bir rejim. Şimdiki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Ulusal Güvenlik Genel Sekreteri iken, Ahmedinejad onu görevden alıyor, yerine Laricani’yi atıyor. Bununla beraber, Ruhani 2010’da İran’ın nükleer anlaşmalar konusunda başmüzakerecisi. Şimdi Cumhurbaşkanı olarak Batı ile anlaşıyor, İran nükleer silahtan vazgeçiyor, Ruhani, Ahmedinejad’ı siliyor. Öncesinde otoriter yönetime son veriyor, bu Ruhani’nin ikinci zaferi.
Önüne gelene kafa tutan Ahmedinejad iktidarda iken, çevresi yolsuzluk iddiaları ile karşı karşıya. Şimdi bakanları sorgulanıyor. Tarih böyle bir şey.

Yükselen yıldız: İran

İran’la nükleer anlaşma sonrasında Obama Ortadoğu sorunları ile ilgili görüşeceği ülkeleri tek tek sayıyor, Mısır, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, öyle gidiyor, Türkiye yok. Daha sonra Dışişleri Bakanı Kerry Türkiye’yi ekliyor, belli ki diplomasi gereği.
Dünya Mısır’da Sisi ile kol kola, biz nefret halinde. Dünya Suriye’de Esad’a şans tanıyor, biz iki kaşık suda boğma derdinde. Dünya İsrail ile diplomatik ilişkide, biz alt düzeyde. Dünya İran’ı alkışlıyor, biz itiş kakış halinde. Dünya Irak’ta yeni rejim kurma çabasında, biz orada da gerilim içinde. AB ile ilişkimizi söylemek gereksiz, yüzümüzü bile görmek istemiyorlar. Dış politikanın çöktüğü, “değerli yalnızlığın” dibe vurduğu yerdeyiz.
2013’te göreve gelen Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ülkesine yönelik yıllardır süren ambargoyu iki yılda kırdığı gibi, İran’ı Ortadoğu’nun yükselen yıldızı yapıyor. Ben ülke yönetmek diye buna derim.

Akla ilk gelen: Yasak

TÜRKİYE’nin neresinde silahlı bir çatışma, benzeri polisiye ve askeri bir olay, bazen adi bir cinayet, bazen bunların hatta yargı sürecinde hükümetin ilk önlemi: Yayın yasağı. Aman, gerçekleri kimse bilmesin, aman eksiğimiz, yanlışımız ortaya çıkmasın telaşı.
Bir sonraki aşama, sorumluluğu ağır suçlamalarla medyanın üstüne yıkma çabası, kin ve nefretle. Devamında katı bir dışlama. Askeri darbe sırasında Ankara’da birebir yaşadım, tecrübeyle söylüyorum, 12 Eylül’de bile görmediğim cephe açma hali, ruh hali. “Demokrasiye” vurgu gereksiz, o artık lüks, bu gibi olaylarda beceriksizlik ve yönetim zafiyeti diz boyu, o telaşla suçlama ve tehdit. Yetmiyor, Hürriyet dahil bazı gazete ve TV’lere adli soruşturma. Gerçekleri artık herkes görüyor.


11 ve 17, dilimizde tüy bitti

ONLARCA açıklama, sayısız yazı “11 ve 17 No’lu CD’ler sahte” diye. Mahkemede o kadar itiraz, dinleyen yok Balyoz davasında. Dört-beş yıl yatan var içeride, boşu boşuna olduğu şimdi anlaşılıyor, hepsi aklanıyor.
Ya o kaybolan yıllar, kaybolan mevkiler, kararan hayatlar, hatta aramızdan ayrılanlar, onları şimdi kim geri getirecek? O insanlara ve ailelerine borç nasıl ödenecek?

X