Yalçın Bayer

Yalçın Bayer

ybayer@hurriyet.com.tr

Rusya sadece enerji değil su zengini de bir ülke

BÜYÜK nehirler, kanallar, göller...

Haberin Devamı

Volga’da seyrederken Avrupa’nın en büyük ikinci gölü Onega ile buluşuyorsunuz. Leningrad’a yaklaşırken de Ladoga Gölü. İlki bizim Marmara Denizi’mize yakın büyüklükte, diğeri ise Marmara’dan da çok büyük. İklim de bol yağışa müsait ki her yer yemyeşil orman. Volga nehir turlarına üçer katlı gemilerle çıkılıyor. Bu hatta değişik firmaların 57 gemisi çalışıyor. Hepsi tertemiz, iyi yetişmiş personele sahip, turistleri memnun etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yemekler iyi, eğlence ve canlı müzik dinletileri üst düzeyde. Spor hocası bile var geminin. Bu arada başta Tarkan olmak üzere bizim Türk şarkıcıları çok revaçta. Onların şarkılarını da söylüyor Rus sanatçılar.

Gemi önce çok şirin ve sevimli, Ugliç Köyü’ne uğruyor. Burada yolculara para harcatacak küçük el sanatları stantları var.
Elbiseler, işlemeli gömlek, kalpak, kazak ve eldivenler satılıyor. Minik kafelerde çay-kahve içip, lezzetli pastalar yiyorsunuz. Sonra bizim Marmara’nın yarı büyüklüğündeki Ribirsk Barajı’nı görüyorsunuz. Goritsi Köyü ile dünyanın en büyük Ortodoks kilisesine sahip Kirillov kasabasını da ziyaretten sonra, açık hava müzesi sayılan Kiji Adası’na geçiliyor. Ada çok enteresan. Eski dönem ahşap Rus evleri görülmeye değer.100-150 yıl öncesinin yaşamı canlandırılıyor bu evlerde. Ada’nın papazı Igor, kilise çanıyla minik bir konser de verdi turistlere...

Haberin Devamı

 Volga’nın beyaz geceleri çok ilginç. Gece yarısına yakın batmaya yüz tutan güneşin yarattığı eşsiz doğa olayı görülmeye değer doğrusu. Mayıs sonundan temmuzun ortasına kadar süren beyaz geceler, Leningrad’da bir festival havası içinde geçiyor. Kültürel etkinlikler, açıkhava konserleri, tiyatroları, bale-opera ve klasik müzik konserleriyle şehir çok hareketli bir dönem yaşıyor. Burası fotoğrafçılar için bir cennet adeta. Güneşin batması ile doğmasının bir olduğu zaman Leningrad’da olmak lazım. Açılan köprüleri izlemek, gece nehir turu yaparak ışıl ışıl şehri seyretmek, gündüz Ermitaj Müzesi’ni ve Saray Meydanı’nı gezmek gerek.

Müzeyi öyle 2-3 saatte gezmek mümkün değil. 3-5 gün bile yetmez dünyanın bu en büyükleri arasında sayılan müzesini gezmek, dolaşmak.. Müzeye plastik şişe suyu ve büyük parfüm sokmak yasak. Geçmişte biri, elindeki benzin dolu şişeyi çok kıymetli resimlere savurarak hayli zarara sebep olmuş. 6 milyon nüfusa sahip Leningrad, gerçekten çok güzel bir şehir. Bol miktarda parkları, heykelli ve çiçekli  bulvarları. 4.5 km uzunluğundaki Neva ve Rossi caddelerinin görünümü mükemmel. Böyle yerler iyi bir rehberle gezilir. Zaten Rusya’da bir rehberiniz yoksa, bir bardak su bile içemezsiniz. Kimse lisan bilmiyor. Her şeyi Rusça söylemek ve anlatmak zorundasınız. Bizim rehberimiz Yusuf Nuraydın hem çok donanımlı hem de çok sevecen, güler yüzlü bir insan... Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin hem de kamu yönetimi bölümünden mezun. Sınıf arkadaşlarının çoğu vali, emniyet müdürü filan. Hatta biri, bundan önceki İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. İnanılmaz kültürlü ve bilgili bu rehberimiz bir dediğimizi iki etmedi; Rusya ve Rus tarihi hakkında bize çok doyurucu bilgiler verdi.

Haberin Devamı

Şimdi Rusya hakkında birkaç özet bilgi daha verip yazıyı sonlandıracağım. Genç Ruslar depremle hiç tanışmamışlar. Eskiler en fazla 1-2 şiddeti görmüşler, altlarından fay hattı geçmiyormuş. Daça denilen yazlık evlere çok düşkünler. Para biriktirip sahil ve orman yakınlarında yazlık sahibi olmak istiyorlar. Moskova’da şehir merkezindeki kışlık evler, 165 bin ile 380 bin dolar civarında. Leningrad ise daha ucuz, yerine göre 85 bin ile 150 bin dolar arasında geziniyor fiyatlar. Benzinin litresi bizim yarı fiyatımıza. Otomobil ücretleri ise farklı. Yerli otolar ortalama 700-750 bin TL arasında. Yaptırımlar nedeniyle Avrupa arabaları artık gelmiyor, yedek parçaları da ya yok ya da çok pahalı. Bu yüzden piyasa Çin arabalarına kalmış. Yollarda her cins Avrupa arabalarını görüyorsunuz ama, Çin çoğunlukta. Yeni bir Çin arabası 1.5-2 milyon Türk lirası civarında. 

Haberin Devamı

Ruslar dünya boşanma rekorunu açık ara muhafaza ediyorlar. Her evliliğin 7-8’i boşanma ile sonuçlanıyor. Eşlerin birbirini aldatma sıralamasında da Brezilya ve Fransa’nın arkasında 6. Birinci Amerika, biz ise 10. sıradaymışız. Bunlar Birleşmiş Milletler istatistikleriymiş. İşsizlik yüzde 2.2 ile 2.5 arasında geziniyor, ülkede her beş kişiden biri kendini yoksul sayıyormuş. Şimdi Ruslar, kendilerine ve ailelerine zaman ayırabilmek için haftada 4 gün çalışıp 3 gün tatil yapmanın peşindeler. Bu konudaki yasa teklifi uzun zamandır Parlamento’da görüşülmeyi bekliyor. Bu arada Rusya’da kredi kartlarının çok yerde geçmediğini ve tüm hesapların peşin parayla ödendiğini de söylemeliyim.

Haberin Devamı

Ben buzun üst kısmındaki Rusya’yı hem de çok yüzeyden anlattım. Buzun altındaki kısmı öğrenebilmek için sadece beyaz geceleri değil, karanlık geceleri de yaşamak lazım. CAN PULAK

 

AVRUPA TÜRKLERİ

SON zamanlarda yazar arkadaşımız Veyis Güngör, Avrupa Türkleri konusunda yazılar yazdı. Ben de bu yazıları okudum ve etkilendim. Teşekkürler sevgili Veyis Güngör. Ben de bu konuya bir katkı ve çözüm sunmak için bu satırları yazmaya başladım.

Bizler Avrupa Türkleri olarak 60 yıldan fazla bir süredir Avrupa’dayız. Avrupa ekonomilerine ve toplumlarına katkıda bulunduk, bulunmaya da devam ediyoruz. Çünkü atalarımızın bize vasiyeti “Vatan doğduğun yer değil, doyduğun yerdir.” Kaldı ki biz hem doğduğumuz anavatanımız Türkiye’ye hem de doyduğumuz baba vatanımız Avrupa ülkelerine sahip çıkıyoruz.

Haberin Devamı

Bugün Avrupa ülkelerinde 7 milyona yakın Türk vatandaşı yaşamaktadır. Bu sayı Almanya’da 4 milyon, Hollanda’da ise 700 bini bulmaktadır.

Avrupa Türklerinin elbette bir misyonu ve vizyonu vardır. Misyon bugünkü durumumuzu hedeflerimizi ifade eder.

Vizyon ise gelecek hedeflerimiz nelerdir, bizler bu hedeflere nasıl ulaşacağızdır?

Bizim misyonumuz ve vizyonumuz bellidir. Bizler artık Avrupa Türkleriyiz. Avrupa yerli halklarıyla birlikte eşit haklara sahip olarak yaşamak istiyoruz. Bunun için de bizlere lazım olan iki önemli temel konuyu sizlerle paylaşmak isterim. Bunlar: 1) Anadili ve Kültürü Eğitimi, 2) Çifte vatandaşlık.

Bekir CEBECİ-Hollanda milletvekili

 

BAĞDAT’TAN ENDÜLÜS’E

İSLAM medeniyetinin Altın Çağı hem Doğu hem de Batı İslam topraklarında 750 ile 1250 yılları arasında tarihlendirilir. Ortaçağ İspanya’sında Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar hoşgörüyü nasıl inşa edeceklerini biliyorlardı. Bu dönemin Endülüs kültürü bilginin ve bilimin ilerlemesi uğruna diller ve dinler arasında diyalog, fikir ve metin alışverişinin yoğun biçimde yaşandığı, ihtişamla bezeli müreffeh bir toplumun kültürüydü.

İslam Rönesansı, Batı Rönesans’ından 500 sene önce Orta Asya’dan Endülüs’e her alanda insanlığı aydınlatıyordu.

İslam’ın altın çağında, Bağdat’tan Endülüs’e, Müslüman bilim ve felsefecilerin insanlığı ilerlettiler. Endülüs, 1492 civarında tarihe karıştı. Evet, çok kültürlü bir rüyanın sonu oldu.

Latif Bolat, Aydınlık’taki Ayışığı köşesindeki bu yazısına “Uyum ve hoşgörünün çoktan yitirilmiş rüyası: Endülüs” başlığını atmış.

 

 

İBN HALDUN’DAN MACHİAVELLİ’YE

Zor zamanlar güçlü insanlar yaratır/

Güçlü insanlar toplumsal rahatlık yaratır/

Toplumsal rahatlık insanları zayıflatır/

Zayıf insanlar topluma zor zamanlar getirir.

Endülüslü İbn Haldun medeniyetlerin gelişip sonra çökmesini ilk açıklayan filozoflardan oldu ve bu konuda Machiavelli’nin fikir babası idi.

 

Yazarın Tüm Yazıları