Roma’dan İstanbul’a tarihi yolculuk

İTALYA Venedik Iuav Üniversitesi’nden 45 kişilik bir grup iki ay önce Batı Roma’dan hareket etti, altı gün önce Yunanistan’dan Enez’e girdi ve cuma günü de ‘Doğu Roma’nın başkenti İstanbul’da olacaklar.

‘Ordu yolu’ diye bilenen yolun ‘keşfedilmesi’nin uzun bir geçmişi var...

2000 yılında İtalya Venezia Üniversitesi’nden Prof. Bettini, uzun çalışmalardan sonra Roma ve İstanbul arasındaki yolun güzergâhını tespit etmiş. 2002’de ilk çalışmasını projelendirmiş ve ilk yolculuğu Saint Dioga’dan başlatmış...

Roma’dan İstanbul’a tarihi yolculuk

Yolun tarihteki adı ‘Fuorivia Egnatia’. Özgün bir isim denildi bize. Bettini 2014’te yolculuğunu Roma ve İstanbul hattı üzerindeki belirleyerek bir yıl sonra öğrencileriyle Arnavutluk’un Draç kentinden ilk uzun yolculuğa başlamışlar. Daha sonraki yıllarda güzergâha Brindizi (İtalya), Durres (Dıraç-Arnavutluk), Bitola (Manastır-Makedonya), Selanik ve Kavala (Yunanistan) dahil edilmiş. Ancak hoca emekli olunca üniversiteli ‘tarihseverler’ projeyi devam ettirmeye karar vermişler. Barili Giula Motta Zanin’i ‘şef’ yapmışlar, o da Berlin’de Türklerle yakın arkadaş olduğunu söyleyen bir başka Giulia’yı kendisine yardımcı seçmiş. Ve bu yıl Enez-İstanbul hattını dahil etmişler programa...

Belirledikleri noktalar arasında en az 25-40 km yürüyorlar. Kişisel eşyalarının bulunduğu valizlerini ise bir kamyon taşıyor.

AMAÇ NE?

Aralarında 21 yaşından 67 yaşına kadar öğrenci ve bilim insanlarının bulunduğu ‘Fuorivia Egnatia 2019 Yürüyüşü’nün amacı, bu yolu keşfedip yolun geçtiği ülkeler ve toplumların yol hakkında bilgi sahibi olması ve turizmin canlandırılması.

TRAK MÜZESİ’NDE AĞIRLANDILAR

Dışişleri’nden izin alınan ‘duraklarda’ kalıyorlar, birlikte eğleniyorlar. Vali, kaymakam ve belediye başkanlarından çadır kurmak için yer ve yemek desteği alıyorlar sadece. Pazar akşamı Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak kendilerine otelde yer ayırtmış ve onlarla yemek yemiş. Tekirdağ NK Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halim Orta kendilerine rehberlik etmiş. Dün akşam da heyeti Çorlu sınırlarındaki Çeşmeli köyünde Marmara Ereğlisi Belediye Başkanı Hikmet Ata, başkan yardımcısı Sinem Özüpek ve Tekirdağ Kültür Müdürlüğü’nden Sevgi Yavuz karşılamış. Şato Nuzun bağlarını gezdikten sonra, Çorlulu işadamı Mehmet Diktaş İtalyan konukları ‘Trak Müzesi’nde ağırlamış. Dün Silivri’ye giden heyet, cuma günü Sultanahmet ve Ayasofya önünde gezisini sonlandıracak. Akşam da İtalyan Kültür Merkezi’nde bir konferans verilecek.

Beş yıldır süren Roma gezisindeki heyet, Roma’nın yeni ‘keşifleri’ni yeni projelerle sürdüreceği belirtti.

Tekirdağ kültür çevrelerinde bu yol ‘Haçlıların geldiği yol’ olduğu belirtildi.

Evet, bizim de bu konuda çeşitli yol haritalarımız var, örneğin biz niye İstanbul-Viyana, Edirne-Kosova gibi ‘savaş yollarımızı’ turistik amaçla kullanmayız?

ROMA ROTASI

- ENEZ’den sonra İstanbula kadar olan konuklama yerleri: Yaylaköy, Çamlıca, Malkara, Küçükhıdır, Tekirdağ, Çeşmeli, Silivri, Ovayenice, Büyükçekmece ve İstanbul.

HER ŞEY GÜZEL OLMAYABİLİR

CHP Kent Suçları İzleme Komisyonu’nun açtığı yaklaşık 500 üzerinde davayı takip eden avukat yok. Bu kadar dosyanın takibini en az beş avukattan oluşan bir ekip yapabilir. CHP il örgütünde böyle bir ekip/kurul var mıdır? İstanbul 8. İdare Mahkemesi 2017/2489, yine İstanbul 3. İdare 2018/683 davaları yargılanma ücretleri yatırılmadığı için düştü. Böyle onlarca örnek var. İptal davaları niye açılır, niye takip edilmez? Açık söylemek gerekirse, İBBnin meclis üyelerinin “Bu davaların düşmesi hoş değil, davalı tarafla anlaştılar, davaları takip etmiyorlar” dediklerini biliyor musunuz?

Bazı CHP’li üyeler ise “Hepimiz şaibe altında kaldık” diye konuşarak isyan ediyorlar. Neticede bu davalar 7. dönem İBB meclis üyeleri adına açıldı; tüm şaibeler 127 kişiyi, il başkanı yönetimini ve genel merkezi bağlar. Her şey güzel olmayabilir!     

MESAJ PANOSU

- BASK Genel Başkanı Bayram Zengin: “Memurlar erken maaş ödemesi değil, ikramiye bekliyor”.

- ALMANYA’dan bir okurumuz soruyor: “Atatürk Orman Çiftliği’nin kısmen Menzil tarikatına satıldığı doğru mudur?”.

HEY! ORMANCI YEMİNİNİ  UNUTMAYIN!

ORMAN fakültelerinde öğrencilere öğretilen meslek yeminini hatırlatmak isterim: “Seninle vatan, cennet olur. Sensiz kalırsa vatanımızın toprakları verimsiz, insanları çelimsiz, yaşam sevimsiz bir hal alır... En şiddetli ihtiyaçlar ve tehditler altında bile seni koruyacağıma, hayatına kast edenlere mani olacağıma ant içerim.”

Bu andı anımsayın. Durdurun bu Kazdağları’ndaki doğa kıyımını.

Tarık KONAL

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

İlaçta ve tıbbı cihazda pazarlık başladı

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’in 2.3 milyar dolarlık ilaç borcu uyarısının ardından Ankara’da pazarlığa başlandığını duyurdu.

Emir, “Maliye şu anda Ankara’da firmalarla pazarlığa oturdu. Tıbbi cihaz borçlarında yüzde 60 feragat istemişlerdi, şimdi de ilaçta yüzde 20 feragat istiyorlar” dedi.

Büyükelçinin ABD’li ilaç firmalarının Türkiye’ye ilaç satışını durdurabileceği açıklamasını hatırlatan CHP’li Emir, şunları söyledi:

“Üniversite ve kamu hastanelerinin tıbbi cihaz ve ilaçta piyasaya olan borcu büyükelçi Satterfield’in dediği gibi 2.3 milyar dolara ulaştı, yani bugünkü kurla 18 milyar TL’ye yaklaştı. Borcun yüzde 60’ı ilaç depolarına, yüzde 40’ı da tıbbi cihaz ve medikal firmalarına yönelik. Neden pazarlık yapıyorlar? Çünkü borçların ödenmesi için yüzde 20 feragat istiyorlar. Üstelik bu durum Türkiye’nin yurtdışında da yatırım itibarını her geçen gün daha da zedeliyor. Tüm dünya da şu anda büyükelçinin Türkiye’ye yönelik uyarısını konuşuyor.”

YA İLAÇ ALAMAZSAK

Emir’in şu sözü ilginç: “Hastaneler yakında eldiven ve gazlı bez dahi alamayacak hale gelecek diye uyarmıştık, şimdi de Türkiye ilaç alamaz hale gelecek diye uyarıyoruz.”

Bakalım büyükelçiye ne cevap verilecek?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Çoklu baro ve getirdikleri

Çoklu baro düzenlemesinin getireceği sakıncalar düşünülenden çoktur:

1- Kılık kıyafet: Değişiklik getiren yasanın 49. maddesine göre “Avukatlara, cübbe dışında, staj dönemi de dahil olmak üzere, mesleğin icrası kapsamında kılık-kıyafetle ilgili herhangi bir zorunluluk getirilemez”. Başörtüsü ve türban esasen kürsüde ve mahkeme salonlarında kullanılıyordu ama bu maddeye göre, artık ‘bir tarikat giysisi, fes, sarık, külah’ takarak da duruşma salonuna girilebilecektir.

2-Türk’ sözcüğü: Sırada, demokratik kitle örgütleri ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının adının başında yer alan ‘Türk-Türkiye’ sözcüğünün kaldırılması yer alıyor.

3- Çoklu baro nerede: Çoklu baro, 5 binden fazla avukat bulunan illerde kuruluyor. Türkiye’de bu şekilde yalnız 3 il var: Ankara, İstanbul ve İzmir. Bu iller düşünüş ve eylem olarak en demokratik, bağımsız ve muhalif yapıya sahip olan yerler olduğu için baroları bölünmek isteniyor.

4- Kaç baro olacak: Bu hesaba göre –henüz kurulamamış olsa bile- İstanbul’da 23, Ankara’da 8 ve İzmir’de 5 baro kurulabilecektir. Bu mesleki örgütlenmeyi, düzeni bozacaktır. Eğer hukukçu sayısına göre baro sayısı artacaksa hâkim ve savcı sayısına göre de yeni Hâkimler ve Savcılar Kurulu, yeni HSK’lar kurulmalıdır.

5- Avukat sayıları: İstanbul’un 46 bin 052, Ankaranın 17 bin 598, İzmir’in de 9 bin 612 avukat üyesi bulunmasına rağmen delege sayısı ve üst organ seçimlerinde, bünyesinde 350 bin 400 avukat bulunan il baroları ile aynı duruma getirilmektedir.

6- Delege sayıları: İstanbul’un delege sayısı 138’den 13’e, Ankara’nın 53’ten 7’ye, İzmirin 16’dan 5’e düşürülüyor. Böylece bu baroların bünyelerinde çok fazla sayıda avukat bulundurmalarına rağmen barolar birliği başkan ve yönetimini seçmekteki etkinlikleri yok ediliyor.

7- Mukayeseli tablo: Bir başka hesaba göre baroda kayıtlı avukat sayısına göre, Tunceli’de her 10 avukat, Kilis’te her 22 avukat bir delege seçecek iken, İstanbulda 3 bin 542 avukata bir delege ve Ankara’da her 2 bin 514 avukata ancak bir delege düşecektir.

8-

Yazının Devamını Oku

Ne Menemen-Kubilay, ne de Şeyh Sait saklanıyor artık

“Milli Eğitim’de müfredat değişikliği sonrası Atatürk, Atatürkçülük ve diğer konularla ilgili ders kitaplarının son hali için ‘Gayrimilli Eğitim’ kitabımı inceleyebilirsiniz” diyor eğitimci Mustafa Solak.

Dün yerimizin darlığından sosyal bilgiler 4. ve 5. sınıf kitaplarına yer verememiştik. Mustafa Solak “Burada Atatürk, sıradan birisi gibi gösterilmeye çalışılıyor” diyor ve şunları anlatıyor:

“Milli mücadele kahramanları Fevzi Çakmak, ‘Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’, ‘Fevzi Paşa’; İsmet İnönü ‘İsmet İnönü’, ‘İsmet Paşa’ veya ‘İsmet Bey’, Kazım Karabekir, ad ve soyadı veya ‘Kazım Karabekir Paşa’ Ali Fuat Cebesoy, ‘Ali Fuat Paşa’ diye yazılırken Atatürk için ‘Paşa’, ‘Bey’; ‘Atatürk’, ‘Mustafa Kemal Atatürk’ hitabı neredeyse yoktur. Kitabın yazarı bugünden seslenerek sorduğu için ‘soyadı kanunu olmadığından böyle hitap edildiği’ savunusu yapılamaz.

ATATÜRK’Ü UNUTMAYIZ

Atatürk’ü çıkararak veya azaltarak emperyalizme karşı milli birliği sağlamak mümkün değildir. Atatürk’ün önemi ve Atatürk ilkelerinin ülkemizin ihtiyacı olduğu, zorunlulukların sonucu ortaya çıktığı vurgulanarak anlatılmalıdır. Sendika, dernek, kitle örgütleri, partiler, yazarlar, aydınlar bunun mücadelesini vermelidir.”

ÇERKEZKÖY’DEN SONRA KIRKLARELİ TERMİK SANTRAL PROJESİ DE İPTAL

TRAKYA halkının ortak mücadelesiyle Kırklareli Dokuzhöyük kömürlü termik santral projesi iptal edildi. Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO)’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine açtığı davada Danıştay 6. Dairesi, Trakya çevre düzeni planlardaki değişiklikle yapılmak istenen kömürlü termik santrala ilişkin bakanlığa ‘dur’ dedi.

Kırklareli halkı, köylüsü, işçisi, esnafı, gençleri, STK’lar ve önemlisi kadınları ile yaşamlarını karartacak termik santrala karşı mücadele verdiler. Aynı Çerkezköy- Silvri’de olduğu gibi...

CHP’li

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e gene saygısızlık

Eğitimci Mustafa Solak’ın şu yazısını okuyun, sonra da yine söyleyecekseniz söyleyin:

18 Temmuz 2017’de öğretim programlarını yayımlayan MEB, bu programlara dayalı ders kitaplarını 3 yıldır okutuyor. Genel olarak değerlendirdiğimizde Atatürk’ün, Atatürk ilkelerinin, özellikle laikliğin geçtiği yerlerin azaltıldığını hatta kimi derslerden kaldırıldığını, padişahın, halifenin teslimiyetçi, işbirlikçi rolünü, Cumhuriyet’e karşı hilafet yanlısı Şeyh Sait, Menemen ayaklanmalarını gözden uzak tutarak yeni bir tarih anlayışı yaratılmaya çalışıldığını gözlemledim. Bu yıl da değişen bir şey yok.

İlköğretimden lise sonuncu sınıfa (4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12) kadar okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarından Atatürk, Atatürk’ün din ve vicdan özgürlüğüne dair ünite, cümleler, görseller kaldırıldı. Öyle ki yeni kitaplarda Atatürk’e 1 kelime dahi değinilmiyor.

Tarih kitabında Atatürkçülük konuları azaltıldı. Sosyal Bilgiler 5. sınıf kitabında Atatürk ilkeleri çıkarıldı.

Önceki yıllarda ‘Çağdaşlaşan Türkiye’ ve ‘Yeni Türk Devletinin Temelleri’ ünitelerinde 7 sayfada anlatılan Atatürk ilkelerine yeni kitapta yer verilmedi.

Bakarsanız Atatürk’ün ismine kaç kez yer verilmiş, bunun anlamı saygısızlıktır.

Mustafa SOLAK

Bir yılda kurulan 4. parti oldu

YEŞİLLER PARTİSİ İDDİALI GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Sigortasız inşaat olur mu?

İSTANBUL büyük bir susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya diyoruz geçen ocak ayından beri... Dünyada büyük bir kuraklık başlıyor dedik; dünyada artan sıcaklıklar, tarımdaki ve sanayideki savurganlıklar kontrol altına alınmalı, hiç olmazsa ‘tasarruf’ olgusu öne çıkarılmalı dedik... Türkiye coğrafyasının yüzde 3’ünü oluşturan Trakya bölgesi imar bakımından korunmalı dedik. ‘Kanal İstanbul’ ile İstanbul’un canına okumaya başladık...

Trakya’dan taşıma su ile İstanbul rezidanslarına su yetiştiremezsiniz dedik, dinleyen olmadı. Yağmur geliyor dendi, o gelen yağmur ancak iki ay sürekli yağarsa yeraltı sularının yarısını karşılar; tabii böyle bir şey olmayacak!

Bürokraside bir şeyler ‘tıkanıyor’; kaç yıldan beri çözüm bulunamıyor Melen’e. 2023’te bitmesi bile hayaldir bizce.

Yineleyelim: Trakya’nın yeraltı suları İstanbul’a çare olmaz. Trakya ve Istranca bölgesinden yeraltından 300 metreden su çekilip barajlarla Terkos’a aktarılamaz. Çünkü artık su yok! İBB-İSKİ’nin Istranca bölgesinde yaptırdığı göletlerin dibindeki çamurlar kurumuş, beton gibi olmuş artık.

DENİZDEN ‘KATIK’ SU

İstanbulun idarecileri bu konuda ne düşünüyor acaba... Denizden ‘katık’ yapılıyorsa bilemiyoruz. Yapılıyorsa da geçmiş yıllardan beri böyle bir işlemin yapıldığını duyarız.

Gelelim İstanbul’un su temininin ‘sigortası’ sayılan Melen Barajı’na... İstanbul Belediyesi’nin başına bela oldu. Barajın güçlendirilmesi ihalesi DSİ tarafından 28 Şubat 2020’de yapıldı. Şartnamede yeni bir baraj şeklindeki güçlendirme yapısının yer tesliminden itibaren 1000 gün içinde tamamlanacağı belirtildi. DSİ, müteahhide yeni inşaat için yer teslimini 1 Haziran 2020 tarihinde yaptı. Aradan geçen 3 aya rağmen Melen Barajı’nın ilave inşaatının ilerleyişi konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı.

İMAMOĞLU’NA BİLGİ YOK

Melen için İBB Başkanı

Yazının Devamını Oku

Halifelik nedir?

Süleyman Çelik, ‘Halif-i Müslimin ve Emirü’l-Mü’minin ve de Cihat’ başlıklı yazısında halife sözcüğünün Arapça ‘halef’ten (Türkçesi ‘ardıl’) geldiğini, ‘Peygamber’in ardılı’, yani ‘onun yerine geçen’ demek olduğu için halifeliğin hem dinsel hem de siyasi liderlik makamı olarak görüldüğünü aktarıyor. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlı’dan örnekler veriyor. Selçuklu’da halifenin artık siyasal hiçbir gücü kalmamış, sadece dinsel bir simge olarak kullanılır olmuş. Osmanlı’da Arap mollalar danışman yapılmış, askerlik ve vergiden muaf tutulmuş.

‘Kızılbaş’ denilerek Türkler dışlanırken, Arapların kucaklanmasına ve onlara birçok ayrıcalıklar/ödünler verilmesine karşın, Osmanlı’yı Araplar hiçbir zaman benimsememiş ve sevmemiştir.

Osmanlı ordusunun yeniden düzenlenmesiyle görevli Alman askeri kurulunun başkanı olarak İstanbul’a gelen, sonra Çanakkale’deki 5. Ordu ve Filistin Cephesi’ndeki Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevlerinde bulunan General Otto Liman von Sanders, anılarında cihat ilanını şöyle anlatıyor: “(...) 1914 Kasım ayının ortalarına doğru, İslamiyet’in bir zamanlar en kıymetli silahı olan cihat, savaşın terazi kefesine atıldı ve törenle ilan edildi. Çok dindar olan Anadolulu askerler için cihada gerek yoktu; onlar, cihat olmadan da padişahları için kahramanca ve düşünmeksizin ölüme giderlerdi. Türk egemenliği altındaki Müslüman Araplar için ise cihat, Türkler ve Araplar arasındaki kökü derinlere giden zıtlıkları ve Türk yönetimine karşı nesillerdir büyüyen ve beslenen genel hoşnutsuzluğu dengeleyememişti.”

- Sözde ‘kutsal halifelik makamı’nın Araplar ve diğer Müslümanlar üzerinde maddi-manevi hiçbir yaptırım gücü ve işlevinin olmadığı zamanla görüldü.

- Gerçekler bu kadar ortada iken, bizim dinciler niçin hilafet istiyor, bunun için neden bu kadar yanıp tutuşuyorlar? Çünkü din emperyalistler için her zaman en iyi sömürü aracı oldu.

- Bugün de hilafet isteyen dincilerin arkasında, AKP’lilerin ‘dış güçler’ dediği, emperyalist güçler var. Bunu içimizdeki ajanlarının ağızlarından kaçırdıkları oluyor. Örneğin, “Keşke Yunan galip gelseydi” diyecek kadar alçalan, fesli paranoyak Mısıroğlu, “Halifelik gelsin de isterse kukla olsun” diyerek ifade etmişti. Emperyalistler ise bu isteklerini açıkça belirtiyor, hatta ajanlarına kitaplar yazdırıyorlar.

- Türkleri sevdikleri için laik Kemalist düzenin yıkılıp başında bir halifenin bulunduğu şeriat devleti kurulması gerektiğini anlatıyorlar!

‘ARAPLAR İŞE YARAMAZ’

- Meşrutiyet’ten sonra Araplara tanınmış olan askerlik muafiyeti kaldırılmış ve askere alınmışlardır.

Yazının Devamını Oku

‘750 köyümüz birer fabrikadır’

Lüleburgazlı aktivist, TEMA Vakfı üyesi Hakan Dedeoğlu, Trakya’da videolar çekip sosyal medya üzerinden yayınlıyor. 30 yıldır çevre konularında çalışıyor, siyasetçilerle ve bürokratlarla tartışıyor. Onlara uyarılar yapıyor. Hayrettin Karaca kendisini ormanlarda gezdiren Dedeoğlu’nu çok severdi.

Trakya’daki 750 köy için “Her köy bir fabrikadır” sloganını kullanıyor ‘köycülük’ çalışmalarında... Fabrikalar üretim yapıyor da peki bunların atıklarının doğamızı nasıl kirlettiğini düşünen var mı?

Toprak, hava ve su giderek kirlendiği ve yok olmaya yüz tuttuğu için yaşam zorlaşmaya başladı. Trakya’yı imara ve sanayiye açanlar bunun sıkıntısını ilerde çok çekecekler, intizar da alacaklar. İstenildiği kadar Ergene’nin kirliliğini Marmara’ya aktaralım; gene de hiçbir şey sağlıklı olmayacaktır. Dedeoğlu, “COVID-19 ile dünyada ve ülkemizde artık temiz havanın ve oksijenin ne kadar önemli bir şey olduğu ortaya çıktı. Köylerin artık göç alan yerler olduğunu düşünmeliyiz” diyor.

Dedeoğlu’ne göre, köylerimiz yeni ürün desenlerine sahip olmaya başlamış; en moda da lavanta yetiştirmek olmuş. Armut ve elma ‘tarlalarımız’ var artık. Çiçekleriyle ünlü Alacaoğlu köyünü gezmemizi salık veriyor dostumuz. Kavakdere’de ise yerli tohumlarla ‘yeni nesil’ karpuz-kavun yetiştiriciliği başlamış.

Kırklareli ve Malkara yörelerinde yüzlerce dekar ceviz ekilmiş. 7-8 yıl sonra yerli badem de pazara çıktıkça Amerikan bademinin ithalatının kalkacağını söyleyenlere inanmak istiyoruz.

Şu artık gerçek: Dünyada bir işe kadın eli değmezse bir şey olmuyor. “Köylerimizde gençler yok” savının tersine, genç kızlarımızla genç annelerimiz var artık; hem de ne becerikli olduklarını görseniz...

CENNETTEN BİR KÖŞE

Dokuzhöyük köyü ‘cennetten bir köşe’ diyebiliriz. Türlü çeşitli ürünler ve meyveler, doğal ortamda, yeni tekniklerle yetiştiriliyor. Şaşırmayın, bu köyde 50-60 yıldan beri ‘tütün’ ekilirmiş. Balkan insanı Türkiye’ye göç ederken oradan getirmiş bu ‘tarımı’. Her yıl 350 dönümde Virginia tütünü ekiliyormuş. Bir şirket bu tütünleri alıp kurutuyor, sonra nereye gönderiliyorsa... Köylüler ihracata mı, Ege’ye mi bilmiyorlar çünkü... İkinci ürünleri kırmızı biber olmuş; salça yapılıyormuş. Bütün bunlara bağlı olarak kalkınma kooperatifini anlatmak gerekmiyor, çünkü her şey ‘tıkır tıkır’ işliyormuş. Edirne’nin Karadeniz’e doğru ve Lüleburgaz sınırlarında mükemmel şarap bağlarının kurulduğunu, üretilen şarapların İtalya’ya ihraç edildiğini, ayrıca 15-20 odalık otellerinde yerli turist ağırladıklarını ‘müjdelemek’ isteriz. Gelibolu yöresindeki ‘şarap sektörünün gelişimi’ bir başka yazının konusu olabilir. İktidardan ‘şarap’ konusunda ‘kısıtlayıcı’ engellerden vazgeçmesi isteniyor. İlanlarında ‘lezzet yolu’ değil, ‘şarap yolu’ sloganını rahatça kullanmak istiyorlar.

KIRKLARELİ’NDE TERMİK

Yazının Devamını Oku

Yaşama hakları esirgenmesin!

Ata Can Çorakçı “8 aylık kızımız Mercan’a, henüz 3.5 aylıkken SMA Tip 1 teşhisi kondu” diyor. Spinal Musküler Atrofi (SMA) kalıtsal ve ilerleyici bir kas hastalığı... Aileler ne acılar çekiyor, anlatmak zor. İstemli kasların güçsüzlüğüne ve erimesine yol açan SMA’nın dünya çapında görülme oranı 10 binde bir iken, Türkiye için bu oran 6-7 binde bir. SMA’nın en ağır seyrettiği Tip 1’de bebekler baş kontrolü, dönme, yürüme gibi temel becerilerden yoksun, emme ve yutma fonksiyonları kaybolmuş ve solunum cihazına bağlı bir şekilde yaşamlarını sürdürebiliyor. Solunum sorunları nedeniyle de çok erken yaşlarda hayatlarını kaybedebiliyorlar.

Çorakçı,Ne şanssız aileyiz” demekle haklı... SMA’ya yönelik sonuç alıcı tedavilerin geçmişi çok yeni. Uzun yıllar yapılan çalışmalar sonucunda geliştirilen ilaçlardan ilki 2016 yılından bu yana uluslararası otoritelerden onay alınarak kullanılmaya başladı. Ailelere büyük kaynak gerekiyor, anne-babanın gelişmeleri izlemeleri için İngilizce bilmeleri gerekiyor.

FDA (ABD Gıda ve İlaç Dairesi) ve EMA (Avrupa İlaç Ajansı) tarafından onaylanan ‘Spinraza’ isimli bu ilaç, bir tür destekleyici tedavi, hastalığın yol açtığı gerilemeleri yavaşlatıyor. Ömür boyu omurilikten enjeksiyonla alınmak zorunda. Spinraza, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırıldı, 2017 yılından itibaren SGK kapsamına alınarak kullanılmaya başladı. Ancak Spinraza’dan sonra geliştirilen ‘Zolgensma’ adlı ilacın uygulamasına dayalı gen terapisi en ağır Tip 1 hastaların yürümesini ve hayatlarına normal devam etmelerini sağlayabiliyor.

Patenti AveXis/Novartis’e ait olan Zolgensma, FDA’dan 2019, EMA’dan da 2020 Mayıs ayında onay aldı. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı henüz incelemesini sonuçlandırmadığı için onaylanmadı. Türkiye’de Zolgensma ile gen tedavisine erişim mümkün değil, tedaviyi onaylamış ülkelerden birinden alınması gerekiyor. Üretici firma ülkelerle anlaşma yaptığı için vatandaş olmayan hastalar için ‘uluslararası hasta’ tarifesinden işlem yapılıyor. Şu anda bu kapsamda anlaşmalı ülkelerdeki belirlenmiş merkezlerde tedavi alabilmenin maliyeti 2.4 milyon dolar civarında. (2.1 milyon dolar Novartis’in ilaç için belirlediği fiyat, 300 bin dolar hastane masrafları.)

Daha fazla ayrıntıya girip bu insanların kafalarını karıştırmak istemiyoruz.

Özetle, Çorakçı ailesinin Mercan bebeciği ile 105 kardeşi sağlıklı yaşamak için Zolgensma ile gen tedavisini hak ediyorlar. Baba Ata Can Orakçı, tedavi için 2.1 milyon dolardan söz ederken, başını öne eğiyor ve sadece “Zolsgensma gen tedavisi ülkemizde uygulansın” diyebiliyor.

(canorakci@hotmail.com/ 0532 703 9296)
GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

‘Gerekeni yaparız’ ne demektir? Türkşeker’de neler oluyor?

“Kuraklık, su kıtlığı başlıyor, toprak çatlıyor... Kentli, köylü, çiftçi sanayici, herkes endişeli” derken, belki de asıl endişe duymamız gereken, pandemide önemi kat kat artan çiftçilerin, tarımsal kuruluşlarda çalışan işçilerin ve fabrikaların geleceğidir.

Önceki gün Milli Gazete, şeker üretiminde dünya devlerinin arasında bulunan Türkşeker’in, yapılan özelleştirmelerin ardından dünya şeker süper ligine veda ettiğini manşetine taşıdı. Habere göre Türkşeker, 2018 yılına kadar dünya şeker süper liginde yer alırken, bugün ligden düşmüş durumda.

Bize göre ligden düşmenin asıl sebebi, kamuya ait 15 şeker fabrikasını elinde bulunduran Türkşeker AŞ’nin özelleştirme sonrası izlediği politika... Geçtiğimiz hafta, kamuya ait 15 şeker fabrikasında çalışan tüm muvakkat ve daimi işçiler videokonferans toplantısında kadro taleplerini ilettikleri Türkşeker Genel Müdürü Mücahit Alkan’dan ret cevabı alıyor. Üzerine bir de işe küsüp işlerini aksatmayı düşünenlere “Gerekeni yaparız!” müjdesini veren Alkan, işçilerin videokonferansı protesto ederek canlı yayından ayrılması ile şoke oluyor.

Belki de ligde tutunamamanın en büyük sebebi izlenen bu yanlış politikadır.

GÜNÜN SÖZÜ
“İDAM cezasını geri getirmek, çağdaş Türkiye’ye hiçbir yarar sağlamaz. Bu, Türk hukukunda bugüne kadarki gelişmelere ters düştüğü gibi, Türkiye’yi başta üyesi olduğu Avrupa Konseyi ülkeleri olmak üzere idam cezasını kaldırmış olan devletler arasında yalnızlaştırır, üye olmak istediği AB ülkeleri yönünden Türkiye’ye karşı yeni bir ret bahanesi yaratır.”  Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

SAĞLIK-İŞ: COVID-19 ‘MESLEK HASTALIĞI’ OLMALI

GENEL Sağlık-İş Başkanı Zekiye Bacaksız, Cumhurbaşkanlığı’na ilettiği bir yazı ile sağlık çalışanlarının COVID-19’a maruz kalmaları halinde bunun bir ‘sağlık meslek hastalığı’ olduğunun tespiti için Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulu’nun bir an önce toplanması ve gerekli kararı alması konusunda SGK’ya talimat verilmesini istedi.

Bacaksız

Yazının Devamını Oku

Melen’deki çatlaklar korkutuyor

Kuraklık haberimizde dün altı senedir bir su kanunu hazırlanamadığını, Meriç-Ergene’de ne zaman temiz su göreceğimizi, baraj seviyelerinin aşırı derecede düşüyor olduğunu ve en önemlisi de Melen Barajı’nın ne zaman biteceği sorusunu gündeme getirmiştik.

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız dünkü yazımızı çok ilginç buldu ve “Melen Barajı inşaatının ilerlemesi İstanbul’da tüm yaşayanları yakından ilgilendiriyor. Melen’in gecikmemesi lazım ama bazı sorunlar dikkat çekiyor” dedi.

İstanbulun su temininin sigortası olan Melen Barajı’nın güçlendirilmesi ihalesi, DSİ tarafından 28 Şubat 2020’de yapıldı. Şartnamede yeni bir baraj şeklindeki güçlendirme yapısının yer tesliminden itibaren 1000 gün içinde tamamlanacağı belirtildi. DSİ, müteahhide yeni inşaat için yer teslimini 1 Haziran 2020 tarihinde yaptı. Aradan geçen 3 aya rağmen Melen Barajı’nın ilave inşaatının ilerleyişi konusunda herhangi bir açıklama yapılmadı. İBB Başkanı İmamoğlu’nun bu hafta içinde bir açıklama yapması bekleniyor.

Proje ile ilgili son durumu eski DSİ İçmesuyu Dairesi Başkan Yardımcısı Dursun Yıldız’a sorduk. “İstanbul’a su temininin sigortası olan barajın gecikmesi İstanbul’un su güvenliğini zorlar. Bu nedenle hızla tamamlanması gerekir” dedi ve şu bilgileri verdi: “Örneğin İstanbul’da barajların doluluk oranı yüzde 45’e düştü. Önümüzdeki yılın kurak geçmesi İstanbul’u riske sokar. Melen projesinin geçen yıl tamamlanması gerekiyordu. Zemindeki oturmalar nedeniyle baraj gövdesinde çatlaklar oluştu. Bunun üzerine DSİ mevcut barajdaki çatlakları önlemek için yeni bir proje hazırlattı ve inşaat işini de ihale etti. Ancak bu yeni projenin sorunu çözmeme, süre ve para kaybına neden olma ihtimali de var.”

 

ZEMİN GÜÇLENDİRİLMESİ

Dursun Yıldız devam ediyor:

“Melen Barajı’ndaki oturmaların ve gövdede oluşan çatlakların temel nedeni, zeminin zayıf olması ve burada bir güçlendirmenin yapılmamış olmasıydı. Şimdi bu zayıf zemin güçlendirilmeden yapılacak diğer çalışmaların olumlu sonuç vereceğini düşünmüyorum. Hatta dahası var: Önce zeminin güçlendirme için bu enjeksiyonu kabul edip etmeyeceği de incelenmeli. Sonra mevcut baraja destek olarak inşa edilecek yeni gövde dolgusunun zemini eğik enjeksiyonlar yapılarak güçlendirilmeli.

Destekleme dolgusunun inşaatına bu zemin güçlendirmesi yapıldıktan sonra başlanması daha uygun olur. Su Politikaları Derneği olarak elde ettiğimiz bilgilerle konunun uzmanlarıyla yaptığımız değerlendirmeden bu sonuç çıkıyor. Ancak yeni yapılacak proje DSİ’nin denetiminden geçmiş olduğu için fazla bir yorum yapmak istemem. Yine de mevcut zeminin enjeksiyonla konsolidasyonu sağlanmadan yapılacak işlerden endişemizi belirtirim.”

Yazının Devamını Oku

Kuraklık hepimizi kavuracak!

Hava sıcaklığı arttıkça artıyor. Bu sene 50 dereceyi de gördük. Uzmanlar “Daha da artacak” diyor. Böyle giderse daha önce yapılan planlar, hesaplar altüst olacak.

Bu gidişten en çok su ve toprak etkileniyor. Su azalıyor. Toprak çatlıyor. Kentli, köylü, çiftçi sanayici, herkes endişeli. Bu kuraklığa hatta daha da şiddetlilerine hazır mıyız?

Su yönetimi çalışıyor, suları bir yerde topluyor ama bu sefer de yörenin çiftçisi “Suyumuz kalmadı, hayvanlarımızı sulamak için tankerle su taşıyan köyler var” diyor.

Yeraltındaki su seviyeleri düştükçe düşüyor. Su kullananlar arasında paylaşım gerilimi artıyor.

6 senedir bir ‘su kanunu’ hazırlıyoruz. Hâlâ sonuç yok. Meriç Ergene’de temiz suyu ne zaman göreceğiz, belli mi? Sulara bırakılan kimyasallar önce balıkları zehirliyor, ne yapıyoruz? İstanbul’da baraj seviyeleri hızla düşüyor. Melen Barajı ne zaman bitecek? Gelecek yıl da kurak olursa durum vahim.

Devlet kirlilik, kuraklık eylem planlarını hazırlamış ama uygulamadaki karnemiz zayıf. Bu arada bizim toplum olarak da yapacaklarımız var. Önce bu gidişatın farkında olmalıyız, sonra da su ve toprağı kirletmekten uzak durmalıyız. Yoksa haberler iyi değil. Herkesin taşın altına elini değil, tüm bedenini koyma zamanı. Siyasilerden sanayiciye kadar herkes üstüne düşeni yapmalı artık.

 GÜNÜN SÖZÜ

“DİNSİZ yetiştiriliyor diye nefret ettiğiniz Köy Enstitüleri’nden tek bir tecavüzcü ya da tecavüze uğrayan çıktı mı?”

Özlem AVCI

Yazının Devamını Oku

Trakya’nın Efes’i: Marmara Ereğlisi

Tekirdağ İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA’ya yaptığı açıklamada, M. Ereğlisi’ndeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan ‘Perinthos Bazilikası’ndaki yaklaşık 400 metrekarelik mozaik döşemesinin, bugüne kadar Trakya’da bulunan en büyük mozaik olduğunu açıkladı.

Hacıoğlu, bazilikanın doğal şartlardan zarar görmemesi için özel olarak üstü örtülerek koruma altına alındığını belirterek, “Marmara Ereğlisi, Tekirdağ’ın en eski yerleşim yerlerini içinde bulunduruyor. Nasıl Ege’nin Efes’i varsa, Marmara Ereğlisi de Marmara’nın Efes’i olarak adlandırılacak yerdir. MÖ 1400 yılına kadar geçmişi olan bu ilçede tiyatrolar, stadyumlar, hamamlar, bazilikalar, surlar ve mezarlıklar bulunuyor. Bir antik kentte olması gereken bütün özellikler burada mevcut” dedi.

Bazilikanın, bakanlığın uzun süre yürüttüğü çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldığını dile getiren Hacıoğlu, “Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi yetkilileri, bu bazilikanın rölöve ve restorasyon çalışmalarını hazırladı, Edirne Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan da onaylandı. Yakın zamanda da burada uygulamaya başlanacak. 2021 yılında bakanlık programına girmesi bekleniyor” diyerek Selanik-Çanakkale yolu üzerinde bulunan bu önemli yerin, yani Marmara Ereğlisi’nin Trakya’nın Efes’i durumunda olduğunu ve gelecek yıllarda tarih turizminin de adresi olacağını vurguladı.

(Bu arada Marmara Ereğlisi’nin DSP’li belediye başkanı Hikmet Ata dün partisinden istifa edip AK Parti’ye geçti.)

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Bulgaristan 5 ay sonra sınır kapılarını açtı - Trakyalılar coştu

Bulgaristan, eylül ayına girilince beş ay sonra Türkiye ile olan sınır kapılarını açtı.

İki gün içinde özellikle akşam saatlerinde on bin Türkün Bulgaristan’a geçtiği gayriresmi kanallardan öğrenildi. Bulgaristan’da yaşayan, Türklere pasaport ve izin hakkı konularında yardımcı olan Güner Hakkı Türkiye’deki Türkler beş aydır hasret kaldıkları kumar keyfini’ iki akşamdan beri çıkarmaya başladılar. 10 bin kişinin bir gecede karşıya (Bulgaristan’a) gidip gelmeleri bir rekor diyebilirim” dedi.

Bulgaristan Svilengrad (Mustafapaşa) kentinde 20’ye yakın ‘zengin’ oyun salonu bulunuyor. Bunların çoğunluğunu Türklerin işlettiği biliniyor. Yaz turizminde de Varna kentinin yakınlarında Slancev Brag bölgesi de oyun salonları bakımından Avrupalılara hitap ediyor. Edirne’ye 202 kilometre uzaklıkta olan üçüncü kumar bölgesi ise Filibe... Edirne’ye 37 kilometre uzaklıktaki Slancev Brag, adeta bir Türk kentine dönüşmüş durumda.

Türkiye’den ‘ağır müşteriler’ Edirne’den limuzinle alınarak otel ve yeme içme bakımından ‘bedava’ ağırlanıyor.

DİYANET’İN ESKİ BAŞKANLARINI TANIMAK İSTER MİSİNİZ?ANKARA bürokrasinin tanınmış ismi, Süleyman Demirel’in yanında uzun süre bulunmuş olan bürokrat Mehmet Necati Güngör, son yazısında eski Diyanet İşleri başkanlarından tanıdıklarını değerlendirmeye almış. “Hepsi güzel insanlardı, nezih ve kadirbilir... Hiçbirisinden ne Atatürk ne Cumhuriyet aleyhinde bir kelam duymadım” dedikten sonra şunları yazıyor:

“İlk tanıdığım Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç idi. Disiplinli bir başkandı. Çok güzel Kuran okurdu. Sonra Prof. Said Yazıcıoğlu, Ankara İlahiyat Fakültesi dekanıydı. Merhum Özal ve dönemin Devlet Bakanı Kâzım Oksay’ın ortak kararıyla bu makama getirildi. Aydın ve çağdaş bir insandı. Bunu aile hayatına da yansıtmıştı. Aynı zamanda efsane vali Recep Yazıcıoğlu’nun kardeşiydi. Babası, eski Söke müftüsüydü. Çok iyi giyinen, çağdaşlığa meyilli bir müftü... Şimdilerde o tür müftülerin hasreti içindeyiz. Ve sonra hemşerim Mehmet Nuri Yılmaz.  Yılmaz, bu makamı siyasetten uzak bir tarzda yönetmenin gayreti içerisinde oldu. Siyaset yapmak isteyenlere eman vermedi. Kendisi, sabırlı, ağırbaşlı, insan ve hayvan sevgisi ile dolu bir insandı. Bu görevde 12 yıl kaldı. Hiçbir defosuna şahit olmadık. Daha önceki başkanları da onun vesilesiyle tanımış oldum. Mesela Prof. Dr. Lütfi Doğan. CHP’li olduğu için Diyanet teşkilatı tarafından fazla sevilmedi ama çok değerli bir insan ve din adamıydı. Şu sıralar rahatsız olduğunu işittim. Allah’tan şifa diliyorum. Aynı adı taşıyan, yine Diyanet teşkilatı tarafından ‘Bizim Lütfi Doğan’ diye tanımlanan eski Diyanet İşleri Başkanvekili... Çok değerli ve edepli bir insandı. Onun yüksek sesle konuştuğuna hiç şahit olmadık. Bir de Süleyman Ateş hocamız vardı. O da görevini hakkı ile yapanlardandı Peki, son yıllarda bu saygın teşkilata ne oldu da insanlar dininden de soğur hale getirildi. Onun cevabı bu günkünün ve ondan öncekinin icraatlarında saklıdır. Onlarla ilgili intibarımız hiç iyi noktada olmadı.”

MUHTARIMIZA TEŞEKKÜRSAROZ sahillerinde çöp sorunumuz için gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ediyoruz. Enez’in Büyükevren Köyü’nde muhtarımız Ahmet Tezer traktör göndererek sahil çöplerini toplatmış. Bu çözüm sayenizde oldu sanırım. Dün bu temizliği görmek etkileyici oldu bize. Kendisine teşekkür ettim. Gelecek yıl daha kalıcı çözümler için birlikte çalışacağız. Çalışmanın diğer muhtarlara örnek olmasını diliyorum.  Prof. Dr. Ayşen BULUT - Halk sağlığı uzmanı

KEMALİZM, KEMALİZMDİRKEMALİZM

Yazının Devamını Oku

‘Babamı doğada kaybettim’

Koç Holding’de uzun yıllar ekonomist olarak çalış, başarılı bir çalışma dönemi geçir, sonra emekli ol, git Milas’ın doğa cenneti, Gökova’nın ucu Ören’in Bozalan köyünde (mahallesinde) aldığın yazlığına yerleş.

Sonra kendini doğaya ada, spor için... Oralarda yaşa,  ciğerlerini temiz hava ile doldur. Komşularını özendir, dağlara, çam kokularına âşık et kendini... Milas’ın ünlü Memecik zeytinini tanı ve sev.

Acı haber 18 saat sonra dün bize ulaştı, yani pazartesi öğleden sonra kızı Hilvan Usta, arkadaşlarına sosyal medya hesabından babası Hasan Hafızoğlu’nun yürüyüş yaparken kaybolduğunu söyleyerek Milas bölgesinde arama-kurtarma çalışmaları için insan ve dron desteği için çağrıda bulunuyor. Milas’ı ailecek biliriz. Başta Hilvan’ın arkadaşı olan kızım Dilge olmak üzere Milas bölgesinde, belediye başkanı Muhammet Tokat, Kazım Turan, Olcay Akdeniz ve diğer dostları arıyoruz. Bize yer tarifleri yapıyorlar. Biz de ilgililere aktarıyoruz.



SOYLU’NUN ÇABALARI

Jandarmadan başka AFAD, AKUT ekipleri

Yazının Devamını Oku

AB’den ilk coğrafi işaretini alıyor - Milas zeytinyağında atakta

Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerinden birisi olan Milas zeytinyağına AB’den de coğrafi işaret alınması için Milas Ticaret ve Sanayi Odası’nın yaptığı başvuru kabul edildi.

MİTSO’nun başvurusunu yeterli bulan AB, Milas zeytinyağına coğrafi işaret verilmesini askıya çıkardı. Üç aylık askı süresinde bir itiraz gelmez ise Milas zeytinyağı, Türkiye’nin AB’den coğrafi işaret almış (Gaziantep baklavası, Aydın İnciri ve Malatya kayısısı) dördüncü, zeytinyağında ise ilk ürünü olacak.

Evet, Milas ilk adımı attı. Hadi bakalım Edremit, Ayvalık, Nizip, Hatay ve Mut, sıra sizde. AB’den zeytinyağı coğrafi işaretli alınmalı ki sayımız artsın, gücümüz ortaya çıksın.

Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkelerin zeytinyağları ile yarışabilmemizin yolu AB’den geçiyor.

Unutmayalım: Önce coğrafi işaret, sonra AB...

KARADENİZ PALAMUT DOLUBALIKÇILAR av sezonuna umutlu başladı. TİM Sektörler Konseyi üyesi Ahmet Tuncay Sagun, “Hopa’dan İğneadaya kadar Karadeniz palamut dolu” dedi. Sagun, pandemiye rağmen bu yılı da 1 milyar doların üzerinde ihracatla kapatacaklarını söyledi. Geçtiğimiz yıl istavrit ve hamsinin ağırlıklı olduğu denizlerde bu yıl bol miktarda palamut bekleniyor. Türkiye’de yılda 6-8 kilogram arası balık tüketilirken, AB ülkelerinde bu rakam ortalama 24, ABD’de 28, Japonya’da ise 75 kilogram seviyesinde. Sagun, “Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizdeki tüketimi arttırmak zorundayız. Pandemi sağlıklı gıdanın önemini hatırlattı. Bu yıl balığın bol olması sayesinde tüketimin artacağını ümit ediyorum” dedi.

TARLA YAKMANIN İNSANI DA ZEHİRLEDİĞİNİ BİLİYOR MUSUNUZ"ANIZLAR yakılıyor. Yüksek sıcaklık toprağı pişiriyor. Topraktaki birçok faydalı organizma, organik madde ve canlıyı öldürüyor, mineral ve elementleri yok ediyor. Yakılan anız nedeniyle tarım topraklarında karbon ve azot oranı, dengesi bozuluyor. Anız yakılan tarlalara ekilen ayçiçeği, buğday, patates, mısır, pamuk, kavun ve karpuz gibi bitkilerde yetişme döneminde azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, kükürt, molibden, bor, demir gibi bitki besin maddesi eksikliği çok sık görülüyor. Bu bitkiler kısa ve cılız kalıyor, çok kolay hastalık yaşıyor ve verim oldukça düşüyor. Çiftçiler anız yakarak tasarruf ettiklerini düşünüyor ama kendilerinin neden olduğu bu sorunları aşmak için daha fazla gübre ve zirai ilaç kullanıyor. Bu da ayrıca masraf demektir. Yani çiftçimiz anız yakıp çevreye ve toprağa zarar verdiği gibi, ekonomik olarak aslında kendisini de mağdur ediyor. Ayrıca insanlarımız da zehir soluyor.”

Adana’da mısır anızlarının yakılması nedeniyle kentin duman altında kaldığını bildiren Adana milletvekili

Yazının Devamını Oku

Dağdeviren BM’de Atatürk hakkında ne demişti: ‘Sonsuz motivasyon kaynağım’

HARVARD Üniversitesi akademi üyeliğine seçilen fizik mühendisi Dr. Canan Dağdeviren’in 2018’de BM’deki konuşması büyük yankı uyandırmıştı. Dağdeviren, Atatürk’ü şöyle anlatıyordu:

“Onun uzun vadeli amacı, her geçen gün rüya projelerini kavramak için güçlü bir kalbe sahip olmak. Tüm bunları yaparken sonsuz motivasyonunun kaynağı Türkiye Cumhuriyeti’nin babası Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Çünkü hiçbir şey işe yaramadığında Atatürk gibi düşünür.

Atatürk’ün dediği gibi.

‘Eğer bir gün sözlerim bilimle ters düşerse bilimi seçin.’

Ayrıca dünyadaki her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir.

Bu değerli tavsiyeyi aklında tutarak sınırlı hayat zamanını doldurmaya çalışır.

Ve pes etmeyerek aynı şeyleri yapmaları için diğerlerine yardım eder.

Başkalarını dinleyin, sesli konuşun ve kendiniz olun.

Yazının Devamını Oku

‘Köy okullarını açın, bakım ve onarımını biz yapalım’

Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, kapatılan köy okullarının yeniden açılmasıyla ilgili bir mesaj yayınlayarak “Köy okullarını yeniden açın! Köy okulları yeniden açılırsa, bakım-onarım ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayacağız” dedi.

“Tekirdağ ilimiz, yurtiçi göçü yoğun almasından okullaşma sayısının yetersiz ve sınıf kontenjanlarının doluluğu bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. İşte bu sebeple Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, ilk hizmet döneminde 11 ilçeye 11 okul projesini gerçekleştirip inşa ettiği okulları Tekirdağlı çocuklarımızın eğitimine sunmuştur.

Tekirdağ’ın okul ve derslik sayısında yaşadığı bu sorunlara bir de COVID-19 salgını eklenmiş ve çok daha fazla dersliğe ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Maalesef uzaktan eğitim, yüz yüze eğitim kadar öğrencilerimizi motive edememektedir. Çözüm ise basittir. Okul yapacaksınız, derslik inşa edeceksiniz, gelecek odaklı bir kalkınma arayışı içinde olacaksınız.

Yeter ki evladımız evine en yakın yerde güvenli, huzurlu ve kaliteli bir eğitim alsın. Bu okullara atanacak öğretmenlerle atanamayan öğretmenimiz de kalmaz. Hem aş, hem gelecek yaratalım. Okul, öğrenmenin temel merkezi ve hayatın en önemli durağıdır. Eğitim olmazsa üretim de olmaz.

Biz hazırız.”

GÜNÜN SÖZÜ

TFF’nin ekimde maçları yüzde 30 seyircili oynatma kararı, Bilim Kurulu tavsiyesiyle ya da onayıyla alınmış bir karar değildir. Dahlimiz sıfır!”    (Bilim Kurulu üyesi

Prof. Dr. Serhat ÜNAL)

ZATÜRREDEN SONRA GRİP AŞISINDA DA KRİZ KAPIDA

Yazının Devamını Oku

Kızılağaç ve kestane ağaçlarını korumadık

Her aşırı yağmurdan sonra Karadeniz’de sel ve su baskını felaketi yaşanıyor. Dereler taşıyor, şehir merkezlerini su ve çamur basıyor. Binlerce yılda oluşan verimli topraklar gözümüzün önünde yağmur sularıyla yok olup gidiyor. İnsanlarımız çamur altında can veriyor. Dünyanın en güzel coğrafyası heyelanlardan dolayı ne yazık ki can çekişiyor.

Mesleğime başladığım 1987’den beri yaklaşık 33 yıldır katıldığım hem bilimsel hem de konuyla ilgili tüm toplantılarda Karadeniz’in dik yamaçlarını binlerce yıl sellere karşı koruyan sahipli kızılağaç ve kestane ormanlarının yok edilmesine engel olamadığımızı, bilimsel gerçeklere aykırı olan uygulamalarla da doğal yapıyı olağanüstü tahrip ettiğimizi ve bundan dolayı da ‘sel ve su baskını’ felaketlerinin Karadeniz’in en büyük sorunu olduğunu bıkmadan, usanmadan ısrarla dile getirdim. Ne yazık ki sorunu gündeme sokamadım. Ne yazık ki bugün kaçınılmaz olan bedelini ödüyoruz.

Yıllardır dengesini bozduğumuz doğal yapıyı iyileştirmek, koruyamadığımız ormanları sahipleri adına tekrar geriye kazandırmak ve orman varlığını arttırabilmek için bu güne kadar kayda değer hiçbir şey yapamadık.

Üstelik sel ve su baskınlarıyla mücadele adına dereleri beton kanallara hapsederek de heyelan riskinin daha da artmasına neden olduk. Artık bıçak kemiğe dayanmış durumdadır.

(Orman yüksek mühendisi, Kürem-Der Genel Başkanı Faruk Çebi’nin görüşlerine devam edeceğiz.)

‘MÜJDEYE 5 MİLYAR DOLAR YATIRIM GEREKECEKTİR’

MAKİNE ve petrol yüksek mühendisi Aslan Özmen’in dünkü ‘Doğalgazın keşfinden sonra neler yapılmalı’ yazısına devam ediyoruz. Özmen geçmiş tecrübesiyle bir maliyet hesabı yapmış, şu değerleri koyuyor: “İlave sondajlar: 600 milyon dolar. Platform inşası: 1000 milyon dolar. 200 km denizaltı boruları: 500 milyon dolar. Doğalgaz terminali: 2 milyon dolar. 40 inçX200 km boru hattı yapımı: 500 milyon dolar. Mühendislik: 400 milyon dolar. Yani toplam ortalama 5 milyar dolar.”

Özmen, bu yatırım 5 milyar dolara çıkarılırsa bunun iyi bir rakam olduğunu söylüyor.

“Finansman: BP yıllardan beri Azerbaycan ve Türkiye’nin dostudur. Bence bu işi bir Türk firması yapamaz. Genellikle işin yüzde 30’unu BP cepten verir. Geriye kalan yüzde 70 miktarı da Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Japonların kredisiyle karşılanabilir. Sanırım BP bu işi organize ve finanse eder. Alman kimya sanayisinin gazı nasıl tasarruflu yaktığını incelemeliler. Bu kadar kıymetli bir gaz, popülist politikaya alet edilmemelidir. Küçük yerleşim yerlerinde kömür, fuel oil, ısı pompası, elektrikle çalışan sistemler kullanılabilir. Daha az gaz ithal edip kendi imkânlarımızla ısınabiliriz.”

Yazının Devamını Oku

Rıfat Serdaroğlu’nun ‘Doğru Parti’si geliyor

Demirel döneminin Doğru Yol Partisi’nde milletvekili ve bakanlık yapan Rıfat Serdaroğlu, iki yıldan beri yürüttüğü araştırma sonucunda ‘Doğru’ adlı partisinin kuruluş dilekçesini bugün İçişleri Bakanlığı’na sunacağını açıkladı. 120 kurucu arasında gençler ve kadınlar ağırlık taşıyor, eski milletvekillerinden hiç kimse bulunmuyor. “Amacımız bu milleti yeniden ayağa kaldırmaktır. Türkiye Cumhuriyeti’ni temel değerlerine yeniden kavuşturmaktır. Bu nedenle sistemin koruyucusu olmak istiyoruz. Bütün vatandaşlarımızın bize destek olmasını diliyorum” dedi.

Siyasetin içinden geldiğini, babası eczacı Kemal Serdaroğlu’nun Menderes döneminde DP milletvekili olarak ünlü ‘Tahkikat Komisyonu’na red oyu vermesine karşın bu iddia nedeniyle Yassıada’da müebbet hapse mahkum olduğunu, Celal Bayar’la 8 ayı hücrede olmak üzere altı yıl cezaevinde yattığını, Celal Bayar’ın direnişi nedeniyle ve ilaçlarını verdiği için birlikte yattıklarını, cezaevinden en son ikisinin birlikte çıktıklarını söylüyor. Ailesinin nasıl bir ‘mücadeleci’ olduğunu anlatmak için şöyle konuşuyor:

“Babam çok vatansever bir insandı. Kıbrıs’ta Türk Mukavemet Teşkilatı’nın oluşturulmasında onun katkısı büyüktür. Nitekim Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’la bu mücadelede çalışmışlardır. Makine Kimya Endüstrisi’nin silah ve mermilerini arkadaşı Mersin milletvekili Sadık Erdem ile Kıbrıs’a çıkarmışlar. Bu parasal kaynak DP’li Başbakan Adnan Menderes tarafından ‘örtülü ödenek’ten sağlanmış. Yani Kıbrıs’taki mücadelenin altyapısı DP’nin gayretleriyle oluşturulmuş. Nitekim KKTC’de Serdarlı ve Erdemli adlı yerleşim yerleri ‘bu kişilerin isimlerini kahramanlıkları sonucu’ verilmiştir.

Olaylar 50 yılı geçtiği ve devlet sırrı olmaktan çıktığı için anlatıyorum. Adalet Parti döneminde Bergama Belediye Başkanlığı yaptım. İki dönem milletvekilliğimde Sağlık ve Devlet bakanlıklarında bulundum. Süleyman Soylu, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller ile aynı partide bulunduk. Özer Çiller’i de iyi bilirim.

100’ÜN ÜZERİNDE DAVA

Ben iktidar muhalifliğine 2007 yılında başladım. O günden beri her gün iktidar hakkında yazı yazıyorum. Hakkımda, yerel mahkemelerde 100’ün üzerinde hakaret davası açıldı. Son üç davadan 5 yıl 8 ay mahkûmiyet verildi. Onlar için Antalya, Ankara ve İzmir’de istinaf mahkemelerine başvurdum. Birinden beraat ettim. Öbürleri için de Yargıtay hakkımı kullanacağım.

‘SOKAK KAVGASI’ YAPIYORUM

Biz Balkan kökenliyiz. Ben maliye okudum. Alaçatı’da oturuyorum, iki oğlum var. Biz keyifli insanlarız ama ülkem elden gidince ‘sokak kavgası’na başladım. İki yıldan beri, yani bugüne kadar 74 vilayete ‘kalmalı’ gittim. Bir ‘aksaçlılar grubu’ oluşturuyoruz. Sonra ben genel başkanlıktan ayrılacağım, kadınları ve gençleri yetiştireceğim. Ciddi bir kadrolaşma hareketimiz var. Kurucular kurulu yarın (bugün) İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçemizi vereceğiz, sonra Anıtkabir’i ziyaret edeceğiz.

PARALI KİMSEMİZ YOK

Yazının Devamını Oku