Paylaş
Mesele, o sınıfın, o okulun ve aslında o toplumun nasıl bir gelecek kurmak istediğidir. Bugün İngiltere’de uygulanan sistem, bu soruya oldukça net bir cevap veriyor: Her çocuk, farklılıklarıyla birlikte eğitimin bir parçasıdır. Otizmli çocuklar ayrı bir dünyanın bireyleri değil; toplumun, hayatın ve sınıfın doğal üyeleridir. Bu nedenle devlet okullarında, çoğu zaman diğer öğrencilerle aynı sınıfta eğitim görürler. Ancak bu ‘aynı ortam’ fikri, desteksiz bir eşitlik değildir. Tam tersine, güçlü bir destek mekanizmasıyla mümkün kılınır.
İngiltere’de “Special Educational Needs (SEN)” sistemi kapsamında çocukların ihtiyaçları erken yaşta tespit edilir. Gerekli durumlarda hazırlanan Eğitim, Sağlık ve Bakım Planı ile bu çocukların nasıl destekleneceği yasal güvence altına alınır. Sınıf içinde ise bu planın en somut karşılığı, birebir destek sağlayan öğretmen yardımcılarıdır; tabii ki polis değil.
Bu kişiler, yalnızca gözetmen değildir. Çocuğun öğrenme biçimini anlamaya çalışan, dersi onun seviyesine indiren, sosyal iletişimini destekleyen ve olası krizleri önleyen eğitim profesyonelleridir. Böylece çocuk sınıftan kopmaz, geride kalmaz ve en önemlisi kendini dışlanmış hissetmez. Aynı zamanda sınıf öğretmeni de yalnız kalmaz; yük paylaşılır, eğitim kalitesi korunur.
Bu sistemin temelinde şu basit ama güçlü fikir vardır: Çocuğu sisteme uydurmaya çalışmak yerine, sistemi çocuğa göre esnetmek.
Elbette İngiltere’de her şey kusursuz değildir. Kaynak yetersizliği, personel eksikliği veya uygulamadaki aksaklıklar zaman zaman eleştirilmektedir. Ancak buna rağmen sistemin yönü nettir: daha fazla kapsayıcılık, daha fazla destek ve daha fazla bireyselleştirilmiş eğitim.
Türkiye’ye baktığımızda ise benzer bir yaklaşımın kâğıt üzerinde var olduğunu görüyoruz. ‘Kaynaştırma eğitimi’ adı altında otizmli çocukların diğer öğrencilerle birlikte eğitim alması hedeflenir. Ancak uygulamada ciddi boşluklar vardır. Sınıflar kalabalık, öğretmenler çoğu zaman özel eğitim konusunda yeterli destekten yoksun ve en önemlisi birebir destek sağlayacak yardımcı personel neredeyse yoktur.
Oysa Türkiye’nin elinde çok önemli bir potansiyel bulunuyor: Atanamayan öğretmenler ve işsiz üniversite mezunları. Bu insan kaynağı, doğru bir planlama ile eğitim sisteminin en kritik açığını kapatabilir.
Bu yalnızca bir eğitim politikası değil, aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm meselesidir. Çünkü kapsayıcı eğitim, çocuklara yalnızca akademik bilgi vermez; empatiyi, birlikte yaşamayı ve farklılıklarla bir arada olmayı öğretir.
Bir sınıfta otizmli bir çocuğun olması, diğer çocuklar için bir ‘engel’ değil, bir öğrenme fırsatıdır. Ama bu fırsatın gerçek bir değere dönüşmesi, ancak doğru destekle mümkündür.
Bugün sormamız gereken soru şudur: Biz nasıl bir toplum olmak istiyoruz?
Farklılıkları dışlayan mı, yoksa onları anlayıp birlikte büyüyen mi?
Cevap aslında çok açık. Geriye kalan tek şey, bu cevabı hayata geçirecek iradeyi göstermek. Emina TEMEL-LONDRA
GÜNÜN SÖZÜ
“Ahlaklı olmam için bir dine hiç ihtiyacım olmadı” (İspanya Başbakanı Pedro Sanchez)
EMİNE UŞAKLIGİL, DEDESİNİN YAŞAMINI VE MÜCADELESİNİ KALEME ALDI
‘CUMHURİYET’İN KALEMİ YUNUS NADİ’
EMİNE Uşaklıgil’den ‘Cumhuriyet’in Kalemi ve Yunus Nadi: Yaşamı ve Mücadelesi’
Yunus Nadi için gerçek inkılap ‘Eskiyi yıkmak değil, yeniyi kurabilmektir’.
Yunus Nadi, Cumhuriyet’in kuruluşuna kalemiyle eşlik eden, gazeteciliği bir meslekten öte bir inanç, tarihsel bir sorumluluk olarak gören bir kuşağın temsilcilerindendi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşünden Cumhuriyetin kuruluşuna uzanan tarihsel dönüşümün canlı bir tanığıydı. Kalemiyle siyaset yaptı, gazetesiyle bir rejimin inşasına omuz verdi, inandığı bir geleceği savunmak için mücadele etti.
Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet’in kalemi Yunus Nadi: Yaşamı ve mücadelesi (Yapı Kredi Yayınları) adlı kitabında, Yunus Nadi’nin yaşam öyküsünü resmi anlatılanların ötesine taşıyarak onu inançları, kırılmaları ve çelişkileriyle birlikte ele alıyor.
Torununun kaleminden, mektuplar, tanıklıklar ve kişisel hafıza eşliğinde, kendinden söz etmeyi sevmeyen ama yaşadığı çağın tam ortasında duran bir gazetecinin hikâyesini anlatıyor.
Yunus Nadi’nin gazetecilik tutkusu, Mustafa Kemal’le kurduğu yakınlık ve Cumhuriyete duyduğu sarsılmaz inanç, anlatının merkezinde yer alıyor
Kitap, bireysel bir yaşam öyküsünden yola çıkarak dönemin siyasal ve düşünsel iklimini de görünür kılıyor.
(Bu yazı, Cumhuriyet Kitabevi’nin Yayın Müdürü Gamze Akdemir’in, Emine Uşaklıgil ile yaptığı röportajdan özetlenmiştir.)
KISA KISA
* MANSUR Yavaş’ın belediye başkanları bir araya gelmeli çağrısından sonra CHP’li başkanlar cumartesi günü Ankara’da Özel’in başkanlığında bir durum değerlendirmesi yapacaklar.
* “BİR soykırımcının, Türkiye’nin adını ağzına alması bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil.
* TOM Barrack istenmeyen adam ilan edilmeli.
* KÜRESEL, Türkiye’de 100 yıldır monarşi istiyorlar.
* BİZİM demokrasimiz, Cumhuriyetimiz, sahip olduğumuz en güçlü varlığımızdır; Hiç kimse böyle bir noktaya bu ülkenin gelmesini istemez.”
ÇORLU KIL PAYI KAÇIRDI
ÇORLU’nun spordaki gururu Çorluspor 1947, Küçükçekmece Sinopspor karşısında aldığı 1-0’lık kritik galibiyetle adını Play-off’a yazdırmasına rağmen, grubu lider tamamlayan İnegöl Kafkasspor takımının bir puan gerisinde kalarak şampiyonluğu kıl payı kaçırdı...
Paylaş