GeriYalçın BAYER Neden kalkınamıyoruz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Neden kalkınamıyoruz

45 yıllık elektronik mühendisiyim. Halen aktif olarak tasarım yaparak çalışıyorum. ‘Güneş enerjisi neymiş, ne değilmiş bakalım’ diyerek evime kişisel bir santral kurdum. Bunun piyasada satılmayan bir kısım parçalarını da kendim tasarlayıp ürettim. Amacım, akülerimin ömrünü uzatarak, yatırımı mantıklı geri dönüşe kavuşturmak. Senelerdir evimin aydınlatması güneşten.

Şimdi iki katlı ev yaptırıyorum. Burada yalnızca aydınlatmayı değil, diğer elektrik tüketimini de güneşten kazanmak istiyorum. Bu iş için çatıma 12 m2 (2x6 m) panel koymam gerekiyor. Kışın, güneş ufka yaklaşıyor. Aralık-ocak aylarında ufuktan ancak 25 derece yukarıya yükseliyor. Panellerden yeterli verim almam için bu aylarda panellerin yerden 65 derece yukarı kaldırılması gerekiyor. Çatıda bunu yaptığınızda, panellerin arkasına martılar yuva yapıyor, çerçöp birikiyor, hem pislik oluyor hem çatıda su yalıtım sorunları çıkarıyor (tecrübeyle sabit). İdeal olan, çatıyı da bu açıda yapıp, panelleri çatı yüzeyine ‘sanki kiremitmiş gibi’ monte etmek. Böylece panellerin oluşturacağı rüzgâr direnci nedeniyle aşırı sağlam monte edilme ihtiyacı da ortadan kalkacak.
Mimara öyle yapalım dedim. Binanın güney tarafındaki çatı Danimarka gibi kuzey ülkelerindeki dik çatı stilinde olacak. Belediye izin vermedi.
“Çatı tepe yüksekliğini aşmıyorum. Belirlenmiş kurallara göre bana tanınan çatı ölçülerinin içinde kalıyorum. Ama eğimi bir cephede alışılmadık kadar dik yapmak istiyorum.”
“Olmaz, 22 derece eğim yapacaksın.”
“Niye?”
“Mevzuat öyle.”
Buyurun buradan yakın. Gidin zeytin ağaçlarını sökün.
Verimi düşük kömürle havayı kirletmeye mi hizmet ediyorsunuz, elektrik mi üretiyorsunuz belli olmayan bir eyleme girişin.
Doğayı, doğal yaşamı (domuzların Boğaz’ı geçerek kaçmalarına vardıracak kadar) tahrip edin. Adına da kalkınma deyin! Ali AKURGAL

Boş şeylerle uğraşmayın embriyon transferi yapın

GÜNLERDİR et kaçakçılığı üzerinde konuşuluyor. Et kaçakçılığı yıllardır yapılıyor. Yapılacaktır da. Türkiye’de yeterli hayvan maalesef yok. Kaçakçılık yüzünden Türkiye vergi alamıyor. Bunun önüne geçmenin yolu nedir? Gümrük vergisi % 225. Bu rakam aşağı çekilmeli. Ayrıca ülkemizde kaliteli hayvan yok. Bunun yolu embriyon transferidir. İran, ABD’den 100 bin adet embriyon ithalatı yaptı. Avustralya’da embriyon transferi başarısı % 80’lerdedir. Avustralya embriyon transferi sayesinde besilik veya süt hayvanı üretmektedir. Ülkemizde bu başarı çok düşüktür.
Veterinerler bu konuda yurtdışından eğitim alabilir. Kısacası yurtdışından hayvan yerine embriyon getirilmeli, kalitesiz yerli hayvanlara aşılanmalıdır. Bunu yapabilecek yeterli uzmanlarımız vardır.
Emel KILINÇ

BİLİYOR MUSUNUZ?

- CUMHURİYETÇİ Birlik Platformu’nun düzenlediği, Prof. Dr. Anıl Çeçen ve Prof. Dr. Tolga Yarman’ın konuşmacı oldukları “Türkiye’de Cumhuriyet’in Bu Sürecinde Yeni Siyasi Arayışlar” konulu panelin 16 Kasım Pazar 15.00’te Kadıköy Aden Otel’de yapılacağını...

- CHP’nin düzenlediği “100. Yılında 1. Dünya Savaşı” konulu sempozyumun bugün ve yarın Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde yapılacağını; ayrıca Necmettin Özçelik’in hazırladığı “Belgelerle 1. Dünya Savaşı” başlıklı bir de serginin gösterime sunulacağını...

- TÜRKİYE Barolar Birliği’nin düzenlediği ‘Enerji ve Hukuk’ başlıklı konferansın bugün ve yarın Ankara’da Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacağını...

Kıbrıs’ta iki dilli kitap

KIBRIS’ın iki yakasındaki öykücülerin, kendi dillerinde ve Türkçe-Yunanca çevirileriyle tek bir kitapta “Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk Öykü Antolojisi”nde yer almaları nedeniyle “Ege’nin İki Yakasından/ Barış ve Edebiyat” buluşması gerçekleştiriliyor.
Defne (İstanbul) ve Dafni (Atina) Türk-Yunan Dernekleri’nin katkısıyla düzenlenen etkinlikte kitabın çevirmenlerinden Lale Alatlı ile yazar-editör Feridun Andaç ve gazeteci Celal Başlangıç’ın katılımıyla bir de söyleşi yapılacak. Bugün saat 17.00-19.00 arasında Kadıköy’deki Akademi Kitapevi-Cafe’de gerçekleştirilecek buluşmada Kıbrıs’ın iki tarafını bir araya getiren ilk yapıt olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim ve Kültür Bakanlığı sponsorluğunda hazırlanıp basılan “Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk Öykü Antolojisi”nin yanı sıra Lale Alatlı’nın çevirmenliğini yaptığı Panos Ioannidis’in “Amerika‘62” romanı da tanıtılacak. Aynı zamanda Kıbrıs PEN Yazarlar Derneği Başkanlığı’nı da yürüten Ioannidis’in “Amerika‘62” romanının bir özelliği de yazarın kitabı bir Türk dostuna ithaf etmiş olması.
Türk-Yunan Defne Dernekleri’nin “Ege rüzgârının kucağında kavgaların, savaşların yıkıcılığından uzaklaşıp sanatın ve edebiyatın uzlaştırıcı diline seyreden bir yelkenli olmasını” dilediği buluşmada mini dinleti ve Ege lezzetlerinin tadımı da yer alacak.

Mesaj Panosu

- “SAKIN söyleyeceklerinden fazlasını söyletmeyin soytarılarınıza” Hamlet (W. Shakespeare)
Cem DAVRAN

- “3. KÖPRÜYE bu genişlikte yol mu yapacaksınız? Kaç şerit olacak, 20 şerit mi? Akıl sağlığınızı mı yitirdiniz?”
Sarman SALEPCİ

Soğuk savaş neyi soğutur, ne kadar soğur?

RUSYA aslında bir Doğu ülkesidir. Nerenin Doğu, nerenin Batı olduğuna Avrupa karar vermiş olduğundan, bu böyledir. Ya da bizler öyle biliyoruz. Batı merkezli düşündüğümüzden, Doğumuzu da, Batımızı da Avrupalılar belirlemişler.
Uzatmayalım. Avrupa Rusya’ya tıpkı bize davrandığı gibi kaba-saba davranır. Rusya isterse Avrupa’dan önce uzay teknolojisine varmış olsun, Rusya her zaman Avrupa için, terbiye edilmesi gereken bir yer olarak görülür.
Bu yapılanma, Avrupa halklarının hepsi için geçerlidir. Rusya’dan önce Kapitalist ilişkileri kurmuş olması, onların böyle düşünmesine sebep olmaktadır.
Burjuva kibrinin Rusya’dan önce Avrupa’da oluşması diyebiliriz.
Yaşamışınızdır. Batılıların daima bir tepeden bakışı vardır.
Doğu halklarını aşağılamaları, kendileri tarafından yönetilmeye hazır olarak görmeleri, Batının burnunun büyük olmasını sağlamıştır.
Bir kez Napolyon, bir kez de Hitler Moskova’ya ve Stalingrad’a kadar gelmiş ve hiçbir şey kazanamamış olmaları, onları gene de böyle düşünmeye sev etmektedir.
Ne çare ki gene de burunları büyüktür.
Avrupa Rusya’ya saygı duymak yerine, Rusya’dan korkmayı yeğlemiştir.
Bu anlayış ve psikolojik yaklaşım, dünyayı yeni bir soğuk savaşa getirmiştir.
Konu, elbet, bu kadar basit değildir.
Batı emperyalizmi büyük topraklara sahip Rusya’yı geriletmezse, kendisinin ilerleyemeyeceğini görmektedir.
Kapitalizmin yapısında(fıtratında) olan yeni sermaye birikimi için, yeni rantlar, yeni topraklar gerekir.
Sovyetler birliğinin dağılmasından sonra elde ettikleri Romanya, Polonya, Bulgaristan gibi pazarlar tıkandığı için, daha da genişlemek ve Rusya’yı bir kez daha terbiye etmek istemektedirler.
Gelelim bu günkü soğuk savaşa…
Amerika doların hâkimiyetini bir sömürü aracı olarak kullanması, kendisinin rezerv para bulundurmamasına karşın, diğer ülkelerin merkez bankalarında rezerv dolar bulundurmayı, müttefiklerini kullanarak sağlamış olması, diğer ülkelerin sabrını bitirdi.
Son yıllarda, karşılıksız dolar basımı, doların referans değer olarak kullanılmasında, ülkelere büyük zarar gördü.
Dolardan kurtuluşun önderliğini Rusya örgütleyince, Batının, Rusya’ya bir ders daha vermesini gerektirdi.
Ortadoğu’da, Rusya’nın mazlum ülkelerin yanında olması, Amerikan çıkarlarını tehdit etti.
Amerika Rusya’ya en yakın tehdidin Ukrayna’dan gelirse, Sovyetler dağılırken etkili olduğu gibi etkili olacağını gördü.
Ukrayna’nın içyapısı da, buna uygundu.
Kendine güvenmeyen, Avrupa diye kıçını yırtan Ukraynalılar ile zaten Rus olan halklar arasında ayrışma vardı.
Amerika kendisi bir zarara uğramaksızın, Avrupa’yı Rusya’ya karşı kullanmaya başladı.
Amerika’nın Rusya’ya uyguladığı ambargo, sadece Rusya ve Avrupa’yadır.
Bilindiği gibi Türkiye Avrupa ve Rusya ile en çok ticaret yapar.
Bu iki kıta zarar görünce, bundan en çok zarar gören de Türkiye olmaktadır. Ne Rusya’ya ne de Avrupa’ya ürün, satmak zorlaşmaktadır.
Anlayacağınız Amerika gene bizi vurdu.
Amerikan gizli servis odakları, Rusya ile Türkiye’nin arasını açmak için sahte haberler yapmayı çoğalttılar.
ABD bizi Suriye, İran ve Irak ile nasıl düşman yatıysa, şimdi de, Rusya ile karşı karşıya getirmek istemektedir.
Montrö Antlaşmasını ihlal ederek, iki de bir de, Karadeniz’de tatbikat yapması bundandır.
Televizyonlarda, para-döviz-faiz programlarında, sanki Rusya batmış gibi anlatılıyor.
Rusya’nın batmayacağını, batırılamayacağını anlamak için haritaya bakmak yeterlidir.
Bu kadar büyük topraklar, bu kadar çok petrol ve kömür, altın ve diğer değerli metaller, 150 milyon eğitimli nüfuzla batacağını sanmak saflıktır.
Ülkemiz adına yanlış hesaptır.
Rusya’yı batırmaya soyunmuş Amerikancılar, kendilerini ve bir süreliğine halkımızı kandırıyorlar.
Aslında Amerika’nın Rusya’ya uyguladığı ambargo Avrupa’yı daha çok vuruyor.
Belki de, bu sürecin sonunda, Avrupa Amerika ayrışması olacaktır.
Bu ambargo, aslında, Avrupa’ya sen Rusya ile ticaret yapma demektir.
Peki, Avrupa’nın kaybettiğini ABD, AB’ye verecek midir?
Hayır.
Rusya’yı G-8’den ihraç etmişlerdi.
Şimdi de, G-20’den ihraç etmeye çalışıyorlar.
G20, Dünya Ticaret Örgütünün kurallarını belirleyen bir oluşumdur.
Dünya ticaret kurallarının ABD ve AB tarafından belirlenmesi demek, ticaretin daha da durgunlaşması demektir.
Putin, 15-16 Kasım tarihlerinde, Avusturalya’da yapılacak G-20 toplantısına Amerika gelmezse, ben de DTÖ’den çıkarım dedi.
Eğer BRİCS ülkeleri de bu karara katılışa, soğuk savaş soğuk olmaktan çıkar.
Başka bir şekil alır.
Bülent ESİNOĞLU

Köylü milletin efendisidir!

ATATÜRK boşuna “Köylü milletin efendisidir’ dememiş. Bu sözün ne denli doğru olduğu, zeytin ağaçları yerle bir edilen Somalı köylülerin son derece asil davranışı ile bir kez daha görüldü. Termik santral uğruna 6 bin zeytin ağacının kökünden sökülmesinin acısını yaşayan köylüler, işlerine son verilen, ellerini arkadan kelepçeleyen güvenlik görevlilerine kucak açtı, yanlarında oldu, destek çıktı.
Köylülerin bu soylu davranışına ancak şapka çıkarılır. Tek geçim kaynağı zeytin ağaçlarının termik santral uğruna katledilmesine gözyaşları ile isyan eden, karşı koyan Somalı üreticilere Danıştay aldığı yürütmeyi durdurma kararı ile destek çıkarken, köylülerin ellerini arkadan kelepçeleyen özel güvenlik
elemanları iş bittikten sonra bir anda kapının önüne konuldu. İlahi adalet bu olsa gerek. Anası, babası yaşındaki üreticilere zor kullanan güvenlik görevlileri, ‘’Bize, iş, emeklilik garantisi verdiler. Bizler de köylülerle kavga ettik. Kullanıldık’’diyerek bağırıyorlar.
Bunları niye köylülerin ellerini kelepçelerken düşünmediniz. Tamı tamına 6 bin zeytin ağacı termik santral uğruna köylülerin gözyaşlarına, feryadına karşın, yerle bir edildi. Gözü gibi baktıkları, ekmek parasını çıkardıkları, tek geçim kaynağı olan zeytin ağaçlarının tam da hasat zamanı sökülmesine isyan ediyor, Soma’nın kadını erkeği, genci, yaşlısı. Sırf birileri termik santral kursun, parasına para katsın diye o güzelim, barışın sembolü zeytin ağaçları hunharca katledildi. Somalılar bir de katliamın acısını yaşıyorlar. Bir yanda televizyonlarda yayınlanan kamu spotu ile ağaç sevgisini topluma aşılayacaksınız, diğer yanda 6 bin zeytin ağacını termik santral uğruna kökünden söküp atacaksınız. Ne yaman çelişki!
Atatürk’ün ağaç sevgisinin zerresi yok; yeni neslimizde; Yalova’da ne yaptığını öğrenen kalmamış demek ki! Öğrenmiş olsalarda, ulu önderin bu asil davranışnı örnek alırlardı. Şimdi de “vicdanen rahatsızız”mışlar. Köylü artık milletin efendisi değildir!
Şükrü KARAMAN


X

11 milyon emeklinin günahı ne?

Muhtar maaşlarının net asgari ücret düzeyine çıkarılması, kamu işçilerine ek zam verilecek olması ile 11 milyona yakın işçi ve Bağ-Kur emeklisinin sahipsiz olduğu bir kez daha anlaşıldı.

Muhtar maaşlarının 4.253 liralık asgari ücret düzeyine yükseltilmesi ne denli yerinde ise en düşük emekli aylığının can yakan hayat pahalılığı karşısında son derece yetersiz 2.500 lirada kalması o denli üzücü ve vicdanları yaralayıcı.

1.500 liradan 2.500 liraya yükseltilen işçi ve Bağ-Kur emekli aylığı, elektrik ve doğalgaza yapılan zamlardan ötürü daha ceplere girmeden erimeye başladı. Taban aylıkları 2.500 liraya çıkarılan emekli, bir süre 6 aylık enflasyon artışından da yararlanamayacak. Beklentileri asgari ücrette olduğu gibi aylıklarına en az yüzde 50 zam yapılması yönündeydi.

İşçi, esnaf, çiftçi emeklisi, dul ve yetimden oluşan 11 milyonluk kitle, memur emeklisine verilen yüzde 2.5’lik ek zamdan da anlaşılmaz şekilde yararlandırılmayarak şoke oldu. Asıl yüksek zamma gereksinimi olan, satın alma gücü her geçen gün gerileyen milyonlarca dar ve sabit gelirli bu kitleydi. Kamu işçisine de ek zammın gündemde olduğu belirtiliyor.

Yaşlarından dolayı SGK hizmeti alan emeklinin cebinden ödediği katkı payı ilaca gelen yüzde 30 zamdan ötürü artacak. Şubat ayında kur güncellemesiyle ilaç fiyatları bir kez daha yükselecek, dolayısıyla sağlık harcamaları katlanacak. 2.500 lira alan emekli nasıl yetişsin pahalı ilaç fiyatlarına? Sağlık hizmeti kesintisine son verilmesini yıllardır haykırıyorlar. Lakin, ne duyan ne de gören var.

Muhtar maaşlarında gözleri yok ama kendi aylıklarının da en az bu tutar kadar olmasını bekliyorlardı. Memura, memur emeklisine ek zam, asgari ücretliye yüzde 50 artış, işçi ve Bağ-Kur emeklisinin en düşük aylığı 2.500 lira. Onların günahı ne?

Yılın ikinci yarısı için temmuzda yapılacak aylık artışına kadar bu hayat pahalılığında ne yapar, nasıl geçinir 2.500 lira alan gariban emekli? Ek zam analarının ak sütü gibi onların da hakkı. Kamu işçisi ile birlikte işçi ve Bağ-Kur emeklilerine de ek zam verilmeli.    Şükrü KARAMAN

MUMCU OLMANIN BEDELİ VAR

UĞUR Mumcu

Yazının Devamını Oku

Balkanlar nereye gidiyor?

‘Rumeli Kanaat Önderleri’ geçen hafta başında Rumeli Üniversitesi’nin Haliç’teki kampusunda bir araya geldi. Bu toplantının bir gerekçesi vardı: ’Rumeli camiası bu ülkenin mayasıdır, Rumeli topraklarını sahipsiz bırakmak istemeyiz.’ Bu ortak kanaati taşıyan kişilerin oluşturduğu Rumeli Kanaat Önderleri, altıncı defa buluşarak bölgede çıkan sorunları değerlendirdiler.

Sorunları kısa başlıklarla özetlersek; Rumeli ve Balkanlar’daki ülkelerde ciddi nüfus azalışı var. Avrupa pasaportu alan insanlar ülkelerini terk ederek Almanya’ya gidiyor; işsizlik oranı hayli yüksek, büyük borçları var, kurumlar düşük performans gösteriyor, etnosentrizm (etnik merkezcilik) tartışmaları sürüyor. Modası geçmiş ve yetersiz eğitim sistemi tartışılıyor.

KANAAT ÖNDERLERİ

Balkanlar’ın geleceği üzerindeki konuları masaya yatıran Rumeli Kanaat Önderleri şunlar: Atilla Baykal, Dr. Mehmet Müezzinoğlu, Lütfullah Kayalar, Alaaddin Büyükkaya, Recep Altepe, Melek Aras, av. Burhanettin Hakgüder, Bihlun Tamaylıgil, Prof. Dr. Adem Fazlıoğlu, Prof. Dr. Tamer Dodurka, Önder Matlı, Selman Yenigün, Süheyl Çobanoğlu, Akkan Suver, Bahri Sipahi, Yıldırım Ağanoğlu, Mükremin Duygun, Salih Akgül, Bayram Vardar, Metin Edirneli.

(Bir sonraki toplantı, Cavit Çağlar’ın ev sahipliğinde İstanbul’da yapılacak.)

Rumeli Kanaat Önderleri’nin amacı şöyle anlatıldı: “Anayasa’mızın öngördüğü esaslara ve yürürlükteki mevzuata uygun olarak, Rumeli camiasının her alanda gelişimi ve desteklenmesi, Sosyal, Ekonomik ve Siyasal (Politik) alanda söz sahibi olması ve dikkate alınması için gerekli tüm faaliyetleri yapmak. Bu konularda gerekli yol haritasını yaparak, yönetim erkleri ile temasa geçerek, Rumeli camiasını her alanda temsil edecek vizyonda bir ekip olmaktır.”

Vizyonu: “Topluluğumuz, Türkiye’nin ve Rumeli camiasının Ulusal ve Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel ilişki, iletişim, temsil ve iş birliği ağlarının geliştirilmesini amaç edinmiştir. Bugüne kadar kurulmuş dernekler bölgesel, bu nedenle; Balkanlar’daki sorunların birlikte değerlendirildiği, tüm Rumeli camiasını kapsayan bir çerçevede bütün sorunlara eğilebilen, bölgesel bakmayan ve her türlü etkinliğe lojistik destek sağlayan bir yapı olmak, yurtdışında ve Balkanlar’daki insanlarımızı bir araya getirip daha büyük bir sinerji ve daha büyük bir güç oluşturmak vizyonumuzdur.”

İleriki aşamalarda, bu topluluk bir ‘düşünce kuruluşu’ olarak konusu Balkanlar ve Rumeli olan hususların uluslararası bir boyuta taşınması hedeflenmektedir. Küresel hedefleri daha da kapsayabilir. Rumeli Kanaat Önderleri amaçlarına uygun olarak; 17 Ocak Pazartesi günü İstanbul Rumeli Üniversitesi ev sahipliğinde toplandı. Atilla Baykal’ın açılış konuşmasını takiben, Rumeli Üniversitesi Rektörü Tamer Dodurka, üniversite ve güncel konularda açıklama yaptı.

Doç. Dr.

Yazının Devamını Oku

Şimdi moda çarkıfelek ve papaya

Antalya’da başta muz olmak üzere 44 çeşit tropikal meyve yetiştiriliyor. Mango, avokado, çarkıfelek, liçi, ejder meyvesi ve longan meyveleri öne çıkmaya başladı. Bu meyveler Akdeniz’le uyum sağladı; özellikle de Alanya ve Gazipaşa yörelerinde.

Türkiye coğrafi olarak çok iyi durumda sayılıyor. İhracatın boyutunun birkaç yıl içinde 1 milyar dolara yükselebileceği belirtiliyor. Bir tropikal meyve üreticisi, “Bu Türk tarımının Akdeniz’de şahlanması olacaktır” diyor. Mısır turizm gelirlerinden sonra 1.5 milyon ton mango üretmesi, ‘tropikal meyve’ üretiminde de dikkat çekmeye başladı. Yukarıda isimlerini saydığımız meyveler içinde çarkıfelek (passion fruit) ve papaya, geçen yılın en atak yapan meyveleri oldu. Önümüzdeki yıllarda domates, biber, salatalık gibi ihraç ürünlerimiz arasına girecek bu meyveler... Bunların ekimini yapan Alanyalı bir çiftçi şu bilgileri aktardı:

ÇARKIFELEK: Tutku meyvesi de deniliyor. Çocuklar arasında daha iyi zihinsel esenlikle bağlantılı bir meyve. Birçok öyküsü konuşulmaya başlandı. Zihinsel sağlığın gelişmesi için çok önemli. Her 100 gram çarkıfelek meyvesi porsiyonu yaklaşık 30 gram potasyum içeriyor ve günlük ihtiyacın dörtte birini sağlıyor. Birçok antioksidan faydası var. Tek bir porsiyon, yaklaşık 30 gram C vitamini ve önemli miktarlarda karoten ve kriptoksantin içeriyor. Tutku meyveleri ayrıca bağırsak sağlığını iyileştirmeye yardımcı oluyor. Kabızlığı ve şişkinliği gideren büyük miktarlarda diyet lifi (önerilen günlük alımın yüzde 98’i) içeriyor. Kataraktları önleyebilir ve cildin yaşlanma ve kırışma oranını azaltabilir. Ayrıca kayda değer miktarda bakır, demir, magnezyum ve fosfor içeriyor.

PAPAYA: Birçok insanın sevdiği eşsiz bir tada sahiptir. Erken araştırmalar, papayadaki antioksidanların kanser riskini azaltabileceğini ve hatta belki de kanser ilerlemesini yavaşlatabileceğini düşündürmektedir. Yüksek C vitamini ve likopen içeriği ile kalp sağlığını iyileştirdiği ve kalp hastalığı riskini azalttığı araştırmalar sonunda ortaya çıkmıştır. Anti kanser özelliklerine sahiptir. Kanser tedavisi görenler için de faydalı olacağı belirtiliyor. Tadı soğukken en iyisidir, mümkünse buz dolabında tutulmalıdır. Sindirimi iyileştirebilir. Kahvaltıda meyveyi ikiye bölün, yoğurt ve yabanmersini ile kıyılmış fındıkla yiyin. Şeritler halinde kesin ve her şeridin etrafına bir dilim jambon veya salam sarın. Kanser gören kişiler için faydalı kabul ediliyor.

Her iki meyvenin güçlü antioksidanlardan olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“TÜRKİYE’de ortalama ömür 78, hekimlerde 58, dahili branşlarda 62, ortalama 60 yıl. Hekimler tedavi ettikleri insanlardan 20 yıl daha az yaşıyorlar bu ülkede.”

Dr. Mustafa ADIGÜZEL

SIHHİYE PARKINA NE YAPILMAK İSTENİYOR

Yazının Devamını Oku

Tıbbi kenevir trenini kaçırmayalım

Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki birçok ülkede dört yıldan beri tıbbi kenevir üzerinde birçok konferans ve seminere katılan, kendisini artık ‘uzman’ kabul eden Dr. Hüseyin Demirtaş aynı zamanda Türkiye’de ilk kez medikal (tıbbi) kenevir şirketini (TURCANNABİS) 2018 yılında İzmir’de kurmuş...

Demirtaş, bu şirketi kenevirin anavatanı olan Anadolu’muzda tekrar dikkatleri çekmek, dünyada kenevirin ekim merkezi olması için bu ismi seçtiğini söylüyor ve “Böylece ülkemize yabancı sermaye getirerek büyük yatırımlar yapılmasını hedefledim. Çünkü kenevirin önemi daha fazla ağırlık kazanıyor, yeni hastalıklara çare olduğu bilimsel olarak ortaya çıktı ve tedavi ettiği hastalıklara her gün bir yenisi ekleniyor” diyor.

Başta Dr. Yalçın Koçak ve Abdurrahman Dilipak kenevir ekimi üzerinde önemli bir öncülük görevi gördüler. Bu süre içinde bizler de çok sayıda yazı yazdık. Koçak, keneviri gündeme getirmekle kalmadı ve elini taşın altına koyarak ASAM bünyesinde Türkiye’nin ilk Kenevir Enstitüsü’nü ve Kendir Kooperatifi’ni kurdu.

Dr. Koçak daha çok sanayi kenevirini öne çıkartırken, Dr. Demirtaş da kenevirin tıbbi boyutunun daha önemli ve kârlı olduğunu savunuyor. Çünkü dünya kenevir piyasasındaki tıbbi kenevirin pazar hacminin 2025 yılına kadar 148 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Tıbbi kenevir konusunda ilk sırada Kanada, sonra ABD, Avustralya, İsrail, Fransa ve İspanya gibi ülkeler yer alıyor. Almanya tüm medikal kenevir ihtiyacını Kanada’dan karşılıyor.

ALMANYA ESRAR İÇİMİNİ SERBEST BIRAKIYOR

“2017 sonlarında bir Alman dergisinde Almanya’nın bu bağımlılığını okuyunca ‘Almanya neden Kanada’dan almak yerine Türkiye’yi medikal kenevir ekim üssü yapmasın?’ düşüncesiyle yola çıktım ve şirketimi kurdum. Şimdiyse yeni kurulan koalisyon hükümeti Almanya’da 2022’nin sonuna kadar ‘keyfi kullanımlık’ esrarı da serbest bırakma kararı aldı. Kanunun hazırlanması çalışmaları sürüyor. Ama bu hazırlıklar sürmesine karşın Alman şirketleri ortaya çıkacak esrar talebini karşılamak için şimdiden hazırlıklara başladılar ve Afganistan’da Taliban’la bile pazarlık masasına oturdular. 10 Aralık 2021 tarihinde Almanya Bild gazetesinde, Alman CPharm şirketi Afganistan’da 400 milyon Euro’luk yatırım yapacağını duyurdu. Bu haber dünyada ‘şok’ etkisi yarattı, çünkü bu kadar esrarı karşılamak mümkün değil. Almanya’nın ‘esrar’ı serbest bırakmasıyla birlikte, komşu ülkelerle birlikte Avrupa’da 250 milyonluk bir potansiyel müşteri kitlesi ortaya çıkacağı hesapları yapılıyor. Ancak devasa ‘esrar pazarı’nı iç tedarik yöntemiyle Almanya’nın kapatması mümkün gözükmüyor. İşte burada gözler Türkiye gibi güney ve sıcak Akdeniz ülkelerine çevrilmiş durumda. Çünkü Almanya’da toprak ve iklim şartlarının olumsuzluğu, enerji ve emek giderlerinin yüksekliği nedeniyle Almanya kenevir ekimine girmek istemiyor. İşte bu nedenle bunun Türkiye için bir piyango bileti gibi avantaj olduğunu gördüm. Saray başta olmak üzere TBMM’deki partilere ‘Kenevir trenini kaçırmamak için acil eylem planı şart’ başlıklı 15 sayfalık raporumu ulaştırdım. Hatay Milletvekili Doç. Dr. Hüseyin Yalman bana ilgi gösterdi ve üzerinde daha çok çalışmamı ve ekip oluşturmamı istedi” dedi.

Özetle, biz sanayi keneviri ile uğraşırken, dünya işin medikal ve ‘keyfi esrar’ kullanımına geçti!

Yazının Devamını Oku

FETÖ’cü hâkim ve savcılara cezalar rücu ettirildi mi?

FETÖ’CÜ olduğu kanıtlanan hâkim ve savcıların verdiği kararlarla ceza alan ancak suçsuz oldukları ortaya çıkan kişilerin açtıkları tazminat davaları ve bu davalar sonrası ödeme yapılacak tazminatların, kararı veren FETÖ mensubu hâkim ve savcılara rücu ettirilip ettirilmediği Meclis’te gündeme geldi. Adalet Komisyonu Üyesi ve İstanbul Milletvekili Zeynel Emre’nin, Bakan Gül’ün yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesi şöyle: “AİHM başvuru hakkının tanınmasından itibaren Türkiye’den yapılan başvurusu sayısı, yıllar itibarıyla kaçtır?

Başvurulardan kaçı, ‘adil yargılanma hakkının ihlali’ne ilişkindir ve kaçında Türkiye tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir? Devletin ödemek zorunda kaldığı tazminat miktarı ne kadardır? Ödenen tazminatlarla ilgili Maliye Bakanlığı’na rücu davası açılması için kaç dosya gönderilmiştir? Hangi hâkim ve savcılarla ilgili, parasal olarak ne miktarda rücu davası açılması talep edilmiştir? Yurtdışına kaçan savcı ve hâkimlerle ilgili rücu davası açılması istenmiş midir? Bu kişilerle ilgili rücu işlemi yapılmamışsa gerekçesi nedir? Tazminatların rücu edildiği sulh ceza hâkimi ya da savcısı sayısı kaçtır?”

ÜÇ PORTRE
DÖNEMİN Denizli Valisi (İttihatçı kadrosundan) Faik Bey ve Halifeci (iade-i madalyalı) Denizli müftüsü Ahmet Hulisi’nin Denizli’nin 15 Mayıs 1919’da Yunan işgaline uğrayacağı haberleri sonrası manda/halife öncelikli ve arada kalıcı ikircikli kararsız tutumlarına karşın, 16 Mayıs’ta vilayete bağlı askeri cephaneliği basmak zorunda kalan ve silahlı 60 kişilik bir Çallı grupla ilk mücadeleyi başlatan Çal müftüsü Ahmet İzzet Çalgüner’in 16 Mayıs tarihli İstanbul’daki İtilaf Devletleri’ne gönderdiği “Geldiğinizde mukavemet ile karşılaşacaksınız” telgrafının orijinali, torun Çalgüner tarafından ilk kez Denizli basınında yayımlandı.

BİLİYOR MUSUNUZ?

HAZİNE VE TİGEM ARAZİLERİNE YÜZDE 80’E YAKIN KİRA ARTIŞI YAPILDI

CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. İlhami Özcan Aygun’un, Hazine ve TİGEM’den kiraladıkları arazilerde üretim yapan üreticilerin büyük şok yaşadığını kaydettiğini, Hazine ve TİGEM’in arazi kiralarına TÜİK’in açıkladığı enflasyonun iki katından fazla, yüzde 79.89 oranında zam yaptığını, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, özel okullara yüzde 36 zam sınırı getirirken, TİGEM ve Hazine’ye ait emlak ve arazilerde 2022 yılı kira bedellerine yüzde 79.89 oranında zam yapılmıştır. Bunun adı üretici düşmanlığıdır” diye tepki gösterdiğini...

KKTC’DE SEÇİM

Yazının Devamını Oku

Devrim Yasaları ve yaşadığımız günler

Son günlerde değil, son yıllarda, çok sayıda ‘tarikat, tekke’ ve benzeri okul, kurs gibi eğitim yerleri ve bu eğitimi alanlar için yurt, lojman gibi yerler açılmıştır. Bu yerlerde din dışı ağır eğitimler verilmekte, hukuka ve ahlaka aykırı birçok olaylar yaşanmaktadır.

Son günlerde değil, son yıllarda hacı, hoca, şeyh, derviş, mürit gibi isimler kullanılmakta ve hatta bu kişiler, bu isimler altında, yazılı ve görsel yayınlar yapmaktadırlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altındaki 174. Madde’sinde, bu konulara ilişkin düzenlemeler ve yasaklar vardır.

Maddenin ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altında, bu maddede yer alan düzenlemelerin amacı, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini korumak olarak gösterilmiştir. Ayrıca bu Anayasa’nın halk oylaması ile kabul edildiği vurgulanarak, maddede yer alan İnkılap Kanunları’nı yani Devrim Yasaları’nı değiştirmek, kaldırmak bir yana, Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde dahi anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı esası getirilmiştir.

Bu 8 esas kanunun her birinde, kanuna aykırı davranılması halinde ağır yaptırımlar, hapis, para ve kapatma cezaları öngörülmektedir.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında yer alan bu düzenlemelerden hangisinin ne kadar uygulandığına bakmak gerekir. Yani Anayasa’nın ihlali suçu işlendiği açık değil midir?

Av. Ahmet Erdem AKYÜZ

GÜNÜN SÖZÜ

“SİZİ yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın.”    Albert CamusEĞİTİM MESELESİ

EĞİTİM

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ün uyarısını unutma!

“Bütün ümidim gençliktedir!” diyen büyük Atatürk’ün gençliği bu çaresizliği hak etmiyor! Türkiye Cumhuriyeti tarikatlar, şeyhler ve müritler ülkesi olmayacak, diyor ÇYDD.

“Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi, 20 yaşındaki Enes Kara, kendi isteği ve özgür iradesi dışında ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda yaşamına son verdi. Ne acı ki Enes ilk değildi.

Gençlerimizin geleceğe dair umutları da siyasi çıkarlar, ekonomik sıkıntılar, ailevi ve toplumsal baskılarla karartılıyor. Kararan geleceğimiz karşısında üzgün olmak artık yeterli değil. Tarikat ve cemaat yurtları derhal kapatılmalı; sosyal devlet, çağdaş ve parasız yurtları tüm öğrencilerin kullanımına sunmalıdır.

Cumhuriyet değerlerini yok sayan, çağdaş, laik ve demokratik toplum düzenini yok etmeye çalışan bu tarikat ve cemaat yapıları karşısında önce gençlerimizi ve sonra da geleceğimizi kaybediyoruz.

ÇYDD olarak, Büyük Atatürk’ün gençlere emanet ettiği Cumhuriyet’imizi korumaya, laik, bilimsel ve ücretsiz eğitimi savunmaya, geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizin dimdik şekilde yanlarında olmaya devam edeceğiz!”

ÇOK ÜZGÜNÜZ ENES

OKULLAR ve yurtlar, tarikat ve cemaatlerin örgütlenme yeri değildir. Devlet tarafından görmezden gelinemez. Devlet niye bu gençlere yurt yapmıyor... Medya bu olayları niye rahatça takip edemiyor, yazamıyor, çekim yapamıyor? Gazeteciler böyle bir olaya dayalı tehdit edilemez. Siyasetçiler bu intihara karşı neden konuşamıyor? Polis, savcı ve vali devletin temsilcisi sayıldığına göre niye birkaç laf etmekten çekiniyorlar? Toplum bu tarikatın ne olduğunu ve kimler tarafından oluşturulduğunu öğrenemeyecek mi? Ülkeye yazıktır.

ADD: TEKKELER KAPATILMALIDIR

ATATÜRKÇÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kar bereket getirsin’

Sosyal medyada ‘Havadan Doğadan’ programı (kar, yağmur ve hava sıcaklıkları) ile Çorlu’dan dikkat çekici hava programları yapan çevre mühendisi Ozan Deniz, salı akşamından itibaren çarşambaya (bugün) kadar Trakya ve İstanbul’da kar yağışlarının olacağını müjdelerken “Az kar yağan ya da yağmayan yerler şansına küssün, bu da Allah’ın takdiri olacak. Herkesin kapısının önüne aynı derecede kar düşmez. Her sistemin kendine göre etkili olacağı ya da zayıf kalacağı yerler mutlaka olacaktır. Bundan sonrasını birlikte yaşayacağız” diyor.

Ozan Deniz’in aldığı mesajlardan birkaç örnek: “Dört gözle bekliyoruz, hayırlısı olur inşallah”, “Çocuklar için çok yağsın, her gün ne zaman kar yağacak diye soruyorlar.”, “Ozan Bey iyi ki varsınız, sizi takip ediyorum, güzel bilgilendirme yapıyorsunuz.”, “Hayırlısı ile yağar!”, “Rabbim, her kar tanesini her birimize bereket olarak nasip etsin inşallah...”, Çorlu’ya çok yağsın, tarlalar yağmur bekliyor”, “Ozan oğlum, ne dersen aynısı oluyor, çok teşekkürler.”

GÜNÜN SÖZÜ

“Para az değil, hırsızlar çok kalabalık.” Eduardo Galeano

KAZAKİSTAN’I ANLAMAK

KAZAKİSTAN, Türkiye için sıradan bir ülke değildir. Bağımsızlığın ilk döneminden beri ona yeraltı zenginliğinden değil, tarihi ve kültür yakınlığı ile odaklanmıştır. İpekyolu güzergahında iki ülke köprü vazifesi görmektedir. Yani Kazakistan Türkiye için hem bir kardeş ülke hem de jeo-stratejik kavşak noktasıdır. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Kazakistan’dan vazgeçmeyecektir, Kazakistan devletinin yanında olacaktır.

Türk Dünyası ve Kazakistan’la ilgili çalışmalarıyla bilinen Prof.Dr. Kürşad Zorlu 2019’da yayımlanan ‘Büyük Bozkırın Yükselişi’ adlı kitabında “Tokayev ile başlayan bu dönemde siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan güçler dengesinin sağlanması hayati bir önem taşımaktadır” diye yazmıştı.

Türk Dünyası ile ilişkilerini nereye ve nasıl konumlandıracağını sorguluyordu.

Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceğini seçim öncesinde taahhüt etmişti. Göreve geldikten sonra “

Yazının Devamını Oku

3600 ayrımcılık olmaz!

Gündelik dile “3600” siyasi bir tartışma konusu olarak yerleşti. 3600, Devlet Memurları Kanunu uyarınca memurlara ödenen ücretlerin belirlenmesi ve hesaplanmasını düzenleyen mali sistemin, ‘ek gösterge’ denilen ölçütün bir kademesidir.

Birinciden onuncuya kadar derecelendirilmiş memur ücret kademeleri (barem dereceleri), mesleksel yetki ve sorumluluk, görevin özellikleri, öğrenim durumu, görevlinin kıdemi gibi kriterler değerlendirilerek, çeşitli derecelerdeki memur ve memur emeklilerine verilecek ek göstergeler kanunla tespit edilmiş ve uygulanmıştır. Yani her derece/kademenin ek göstergesi sebep ve gerekçelere dayanır. Bütünlüğü olan bir görevlendirme/ücretlendirme sisteminin maddi ölçüsüdür. Bir meslek grubu kamu görevlisinin ek göstergesinin 3600’e yükseltilmesi gerekebilir. Ancak bu sistemin yalnızca bir derece kademesindeki memurlar (görevliler) için ek göstergenin değiştirilip yükseltilmesi ayrımcılık sonucu doğurmuş olur. Dolayısıyla eşitlik ilkesine, liyakate aykırılık ve diğer kademedekiler için mağduriyet yaratır.

Bundan dolayı, 3600 ek gösterge verilmesi düşünülen görevliler için yapılacak iyileştirmenin, aynı şekilde diğer bütün ek gösterge kademelerinde çalışanlar ve emekliler için de ölçülü biçimde uygulanması, eşitlik ilkesi ve liyakat bakımından zorunludur. Aksi takdirde idari ve hukuki sorunların doğması kaçınılmazdır.

Bu nedenle yasada ayrımcılık yapılamaz.  Murat KATOĞLU

GÜNÜN SÖZÜ

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, vatandaşın borç sarmalını şöyle özetledi:

“Yoksul halkımız enflasyon altında daha çok eziliyor. Kredi kartı borçları 6.1 milyar lira arttı. Vatandaşın borcu 1 trilyon 83 milyar liraya çıktı. Vatandaş borç sarmalında. İcra dosya sayısı 22.5 milyon adet oldu.”

ALEVİLER: “BİZ ÜVEY EVLAT MIYIZ? ‘MELELER’ KADAR DEĞERİMİZ YOK”

EKREM İmamoğlu seçimi kazandıktan sonra İstanbul’da yeni cemevleri yapılması ve mevcutların onarılması ile ilgili olarak İBB’ye bir çok başvuru olduğu biliniyor. İmamoğlu’nun bu taleplerden haberi var tabii. Ancak 2.5 yıldır İBB tarafından tek bir cemevi yapılmadığını, yapılan ziyaretlerde de verilen sözlerin unutulduğunu belirten bir ‘Dede’,“Eksikleri tamamlayacağım”, dedi ancak gereğini yapmadı. İmamoğlu’nun bir huyu vardır; gelir gaz alıp gider” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

TÜİK neyi araştırıyor?

Bir okurumuz kendisine böyle bir mesaj geldiğini söylüyor:

“TÜİK 0000 Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen hane halkı yurtiçi ve yurtdışı turizm anketi için haneniz 0000 Ocak 2022 tarihleri arasında bölge müdürlüğümüz personeli tarafından ziyaret edilecek ya da hafta içi ve hafta sonu ALO 124 veya diğer kurumsal hatlarımızdan telefon aramaları yapılarak araştırma gerçekleştirilecektir. Bilgi için 00000 Dahili 151 veya 127 BOO1.”

Aralarda ‘0’lı şifreler var, ilk başta turizm araştırması deniliyor ama neyin araştırmak istendiği açıkça anlaşılmıyor.

Bu bir, seçim öncesi bir kamuoyu yoklaması olabilir mi?

TÜİK siyasi gelişmelere ilişkin böyle bir çalışma yapabilir mi?

Bir istatistik uzmanına sorduk: “Olabilir” dedi. Burada ilk sıfırlar araştırmanın yapıldığı ili; ikinci sıfırlar hangi tarihte ziyaretin yapılacağını, üçüncü sıfırlar da o bölgede ulaşılacak kişinin telefonunu içerdiğini söyledi.

Başka bir araştırma olasılığı nedeniyle niye şifre kullanıldığı sorusu akla geldiği için, araştırmanın turizm dışında bazı gelişmeleri tespit için yapılabileceği belirtiliyor haklı olarak. Gelişmeleri dikkatle izlemek gerekiyor.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kemalistler’ artıyor

2010 yılından bu yana Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından yürütülen ve 11 yıldır Türkiye’nin nabzını tutan ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasının 2021 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye temsiliyetine sahip 26 ilde yaşayan 18 yaş üzeri 1.000 kişiyle yapılan çalışmaya göre Türkiye’de halkın ana gündem maddesi ‘ekonomik sorunlar’. Geçtiğimiz yıla göre oranını üçe katlayan ‘mülteci sorunu’ 2. sıraya yerleşirken, “COVID-19 salgını” 3. sırada yer aldı.

Üniversitenin Türkiye Araştırmaları Grubu ile Global Akademi ortaklığında geliştirilen araştırmanın koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Bu çalışma ile Türkiye’nin sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel değişimleri ve halkın yaşam alışkanlıkları objektif bir şekilde ölçülüyor. Böyle bir araştırmayı gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

EKONOMİ İLK SIRADA

İki yılın sonuçları karşılaştırıldığında, “Kendimi/ailemi geçindiremiyorum” diyenlerin oranı yüzde 51.1’den yüzde 57.2’ye ve “Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” diyenlerin oranı yüzde 51.8’den yüzde 55.4’e yükselmiş gözüküyor.

Tasarrufta, ‘Altın alırım” (yüzde 54.6) ve ‘Döviz alırım’ (yüzde 38) ilk iki sırayı paylaşıyor.

Siyasi görüş açısından ‘muhafazakâr’ yanıtı önde görünüyor (yüzde 27.5). Bu tanımı ‘milliyetçi’ (yüzde 19.9), ‘Kemalist’ (yüzde 19.2) ‘siyasal İslamcı’ (yüzde 9), ‘sosyal demokrat’ (yüzde 13.9’dan yüzde 8.3’e düşmüş) izliyor. Buna karşılık kendisini ‘Kemalist’ olarak tanımlayanlar yüzde 10.3’ten yüzde 19.9’a yükselmiş gözüküyor. Muhafazakâr-siyasal İslamcılar yüzde 41-55 yaş arasında; milliyetçi veya Kemalist olarak tanımlayanlar ise 18-20 yaş arasında öne çıkıyor.

Katılımcıların yüzde 55.7’si Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tercih ederken, yüzde 44.3’ü Parlamenter Sistem’i benimsediğini belirtiyor. Bu oranların geçen yıla göre önemli bir değişiklik geçirmediği görülüyor.

Katılımcılar ‘Haziran 2023’te yapılması öngörülen seçimlerin öne alınmasına gerek var mı?’ sorusuna yüzde 64.5 oranında ‘Hayır’ yanıtını veriyor.

“İdeal bir cumhurbaşkanının sahip olması gerektiği düşünülen özellikler”

Yazının Devamını Oku

İnsanlığı çok zor günler bekliyor

Dünyada kaynaklar azalıyor. Dünya toplumunun yarısından fazlası için sürdürülebilir bir geleceğin altyapısı oluşturulamıyor.

Eski sömürü ve tekelcilik alışkanlıkları, bugün yeni bir kıyafetle küreselleşme adı altında daha sert bir şekilde yeni bir geleneğe dönüşüyor.

Türkiye çok dikkatli olmalı ve bu yeni kuşatmacı zinciri kendi geleceği için liyakat ve vizyon ile kırmalı.

Katma değer üreten, sinerji yaratan yeni bir sosyokültürel toplumsal mücadeleye başlamalıyız.

Bunun için en önemli olan varlığımız halen mevcut:

Dünyada ülkemizin sahip olduğu en önemli değer ve varlık olarak yüksek sayıda gençlerimiz gösteriliyor.

Onlar için kalıcı/katılımcı/paylaşımcı, çok boyutlu ve çeşitli vizyoner projelerin altyapısını oluşturmakta bu ‘siyaseti meslek edinmiş eski ve verimsiz kafalı siyasetçiler’ yüzünden çok geç kalıyoruz. Günlük çirkin ve kavgacı siyaset geleneği, yeni fikir ve çözümleri devamlı geri itiyor.

Bu verimsiz yerel ve ulusal, çıkarcı, menfaatçi, rantçı, çapsız siyasiler ne kadar günah ve suç işlediklerinin farkında bile değiller. Onlar hayatlarından mutlu!

Ben ise çok üzülüyorum, şimdi bu değerli gençlerimize tatmin edici gelecek projeleri sunamadığımız ve onları çaresiz bıraktığımız için bazıları kripto adında yeni bir tarz kumara alıştırılıyorlar, yattığı yerden aplikasyon ile zengin olabilecekleri düşüncesine itiliyorlar. Merdiven altı kripto ve mitingciler çoğalıyor.

Yazının Devamını Oku

TÜİK, çarşı-pazara yaklaştı

Önceki verileriyle hedef tahtası haline gelen TÜİK, bu kez piyasa beklentilerinin üzerinde, alev alev yanan çarşı pazar fiyatlarına yakın enflasyon oranını açıkladı.

Aralık ayı enflasyonu yüzde 13.58, 2021 yılı enflasyonu yüzde 36.08 olarak gerçekleşti. Bu oranlar son 19 yılın en yükseği. Temmuz-Aralık dönemini kapsayan son 6 aylık süreçte enflasyon yüzde 25.48 oldu.

Buna göre, temmuzda maaşlarına yüzde 3 oranında zam yapılan memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personele 1 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 22.48 oranında enflasyon farkı ödenecek. Ağustos ayında bağıtlanan toplu sözleşme uyarınca memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personel maaşına yine 1 Ocak’tan itibaren yüzde 5 zam yapılacak. Enflasyon farkı ile birlikte 6 milyonu aşkın kitlenin maaşında yüzde 27.48 artış olacak. Buna göre en düşük memur maaşı 5 bin 665 lira, en düşük memur emeklisi maaşı 4 bin 37 lira oldu.

Emekliler arasında en gariban kitleyi oluşturan ve en düşük aylığa talim eden işçi, esnaf, çiftçi emeklisi, dul ve yetim aylığına 1 Ocak’tan geçerli yüzde 25.48 oranında zam yansıtılacak. Bu artışlar doğrultusunda en düşük işçi emekli aylığı 2 bin 41, en düşük esnaf emekli aylığı 2 bin 214 ve en düşük çiftçi emekli aylığı da 2 bin 87 liraya yükseldi.

Lakin bu aylıklar net 4.253 liralık asgari ücretin oldukça gerisinde kaldı. Gariban kitlenin son zamlar karşısında rahat nefes alabilmesi için en düşük emekli aylıklarının asgari ücret düzeyine çıkarılması şart. Bu maaşlarla salt elektrik ve doğalgaza gelen yüzde 25 ile 130 arasındaki zamlarla baş etmek olası değil.

Kabine toplantısından sonra Erdoğan, memur maaşlarında 1 Ocak’tan itibaren %7.5 (2.5’u ek zam) oranında, yani toplamda 30,5 artış olacağını bildirdi. En düşük emekli aylığı da 2.500 lira oldu.          Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ“KATILIM bankaları da, Bankacılık Kanunu’nun dini kurallara dayalı olmayan hükümleri çerçevesinde çalışırlar. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bankaları, şeriat bankacılığı yapmaz. Kutsal metinler, ticari bir iş olan banka işlemlerinde kullanılamaz. 92 yıl geriye giderek Türk harfleri yerine yeniden Arap harflerinin kullanılması söz konusu olamaz. Böyle bir geriye dönüş düşünülemez. İlgili bankanın yapılan yanlışı düzeltmesi gerekir.” Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

DÜNYADA BİR ÖRNEK

TURİZM

Yazının Devamını Oku

‘Andımız’ temyize taşındı

Adana Milletvekili İsmail Koncuk, ‘Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili açtığı temyiz davasına dair yaptığı açıklamada, “Öğrenci Andı’nın kaldırılması talebiyle açılan bir davada Andımız’ın içeriğini ve okutulmasını savunan idarenin, aradan birkaç sene geçtikten sonra bu kez Andımız’ın kaldırılması gerektiği yönünde görüş bildirmesi objektif/nesnel gerekçelerle açıklanamaz. Bu görüş değişikliğinin subjektif/siyasi olduğu ve bu bağlamda denetime tabi olması gerektiği açıktır” dedi.

“(Bu durum) Andımız’ın kaldırılmasının nesnel/bilimsel gerekçelere dayanmadığını, siyasi nedenlerle alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Ayrıca devlet dairelerinden ‘T.C.’ ibarelerinin çıkarıldığı, ‘Ne mutlu Türk’üm Diyene’ ifadelerinin kaldırıldığı, ‘Çözüm Süreci’ adı altında bölücü terör örgütünün siyasi temsilcileriyle doğrudan/dolaylı müzakere yapıldığı kamuoyunun malumudur” diyen Koncuk, Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili idari işlemin ‘demokratikleşme süreci’nin (konjonktürel) bir parçası olduğunu ve andın sözde demokratikleşmenin kurbanı olduğunu söyledi.

Koncuk açıklamasının sonunda şöyle konuştu:

“Ant, ilkokulda gururla okutulan bir metindir. Andın kaldırılması değil, gururla okutulmaya devam ettirilmesinden yana olunması hem hukuki hem vicdani bir sorumluluktur, gerekliliktir. Bunun için davanın sonuna kadar takipçisi olacağım.”

GÜNÜN SÖZÜ

“İNSANLARIN hemen hemen her konuda kamplaştığı tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Kamplaşmış insan dinlemez, dinlese de anlamaz. Her düşünceyi kendi düşüncesine hizmet eden bir tamamlayıcı ya da potansiyel bir düşman olarak görür.” Vedat MİLOR

‘BEYİN GÖÇÜ DEĞİL VÜCUT GÖÇÜ’

MAK Danışmanlık Başkanı Mehmet Ali Kulat, “Dile benden ne dilersen” konulu bir ankete, toplumun yarısının “Beni Türkiye’den başka bir ülkeye götür” cevabı verdiğini açıkladı. TV5’te yayınlanan ‘Ters Açı’ programında konuşan Kulat, “Artık sadece beyin göçü değil, vücut göçü de beden göçü de, her şeyin göçü var” dedi.

Kulat

Yazının Devamını Oku

TOGG’un daha 1 yılı var

Geçen haftanın en önemli olaylarından biri de Bursa Gemlik’te inşaatı süren Türkiye Otomobil Girişimi Grubu’nun fabrikasına düzenlenen basın gezisiydi. 70’ten fazla yayın ve 100’den fazla gazetecinin katılımıyla gerçekleşti.

Türkiye’deki TOGG oluşumunun başına Almanya’dan Gürcan Karakaş’ın geleceğini ilk defa köşemde duyurmuştum. Şimdi ise, dersini çok iyi çalışmış ve TOGG felsefesini çok güzel benimsemiş olarak bu sunumu gerçekleştirdi. Gazeteci arkadaşım Babür Gürel de ziyaretçiler arasındaymış. YouTube videosu beni çok etkiledi, kendisiyle konuştum, bilgilerini ve yorumlarını aldım.

Babür Gürel bana yolladığı notun başında şöyle diyor: “Neden bir otomobil fabrikası inşaatında üretilecek otomobilin prototipi ile fotoğrafım yok? Çünkü konu otomobil değil, otomobil orada üretilecek mobilitenin sadece dörtte biri.”

ETKİLENİLMEYECEK GİBİ DEĞİL

Bu sabah TOGG’un Gemlik’deki fabrikasına giderken, düşündüklerimle gördüklerim arasında çok fark vardı. Daha önce dedikodulara dayanan, yalan yanlış ya da kulaktan duyma bilgilerle yapılan yorumlardan çok farklı olduğuna tanıklık ettim. Dünyada gördüğüm birçok otomobil fabrikası kadar etkileyici ve büyük bir alana kurgulanan fabrika, yan tesisleri ile cidden çok büyük ve modern olacak. Bu fabrikaya otomobil fabrikası denemez. Konularına çok hâkim bir ekibin, Gürcan Karakaş yönetiminde çok inandıkları bir projede, her detayı düşünerek ve ayakları yere basarak ilerlemesi; kesinlikle Türk Otomotiv Endüstrisi için çok önemli bir mihenk taşı olacak. Dedim ya, şimdilik 694 kişiden oluşan bu ekip, üretim aşamalarının her detayına hâkim ve bilgili. Fabrikada kimle konuştuysam herkes üretilecek olan araca güveniyor ve en önemlisi de, kullanılacak donanımların ne kadar gerekli olacağını biliyor. Bu ekip bozulmaz ve güven devam ederse, evet, ortaya iyi bir otomobil çıkabilir.

LİYAKATİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYUYOR

Şu anda Gebze’de küçük bir yerde prototip modelleri üretilen ve bu üretilen otomobillerin testlerde ve deneme sürüşlerinde kullanılmasıyla gelişimini sürdüren TOGG, önümüzdeki sene üretime hazırlanıyor (önümüzdeki yıl bugünlerde bu aracı tartışıyor olacağız). 0-100 kilometre saat arası hızlanması 4.8 saniyede olan otomobildeki yerlilik oranı şimdilik yüzde 51. Üretimi takip eden 3 yıl içinde ise, yüzde 68 yerlilik oranına ulaşacak. Tüm gelişim enstrümanlarının zaman içinde kullanılacağını anlatan ve kendi konusuna çok hâkim olan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş “Şu anda ortalama deneyimi 12 sene olan 694 kişilik bir beyin takımı ile hareket eden TOGG’un yüzde 25’i de kadın çalışanlardan oluşuyor. Konusunda deneyimli 469 mühendis aracın gelişimi için çalışıyor. Gemlik’in deprem bölgesi olması sebebiyle, kapalı alanları zemine 20 metre giren 44 bin kazık üzerine kurulacak olan fabrikanın tamamı olan 1.200 milyon metrekarelik deniz kıyısındaki alanda kurulum çalışmaları devam ederken, ihtiyaçların yüzde 75’i Türkiye’den tedarik ediliyor. Ve işin en önemli kısmı ise, tüm kararlar Türkiye’deki merkezden alınıyor” dedi.

AYRINTILAR

GEMLİK’

Yazının Devamını Oku

Türk futbolu da yaralandı

Dövizdeki baş döndüren gelişmeler, Türk ekonomisi gibi Türk futbolunu da ağır yaraladı. Türkiye’nin ve spor ekonomi dalındaki uzman ismi Tuğrul Akşar, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, Türk futbolunun müthiş bir kaynak sıkıntısı yaratacağına dikkat çekti.

Katarlı yayıncı beIN Sports ile ilk başta Amerikan doları üzerinden yapılan anlaşmanın 1.5 yıl önce TL’ye çevrilmesinin de futboldaki krizi katlayacağını söyleyen Akşar, yabancı oyuncu maliyetlerinin arttığına dikkat çekti.

Akşar diyor ki:

“Kurlardaki artışlar kulüpleri vurmaya devam ediyor. Son bir aylık sürede TL’nin yüzde yüze ulaşan devalüasyonu, kulüpleri adeta yakıyor. Giderleri ağırlıkla yabancı para, buna karşın gelirleri TL olan kulüpler ateş hattındalar. Şimdi tüm kulüp yönetimleri, devre arasında bu krize karşı ne yapabileceklerinin arayışındalar. Ekonomik olumsuzluklar kötü yönetimlerle de birleşince kulüplerin finansal yetersizlikleri daha da artmış ve kulüplerin faaliyetlerini tehdit eder boyuta gelmiştir. Kulüpler yüksek devalüasyon nedeniyle gelirlerinin önemli bir kısmını kaybetmişlerdir. Kulüplerin mali yapılarında oluşan büyük zararlar, öz kaynaklarını iyice eritmiş ve onları teknik iflasa sürüklemiştir. Kulüplerin mevcut TL gelirleri, onların yabancı para giderlerini karşılamakta yetersiz kalmış ve had safhada sıcak para ihtiyacı artmıştır. Kulüpler devlet yardımı bekler hale gelmiştir.”

GÜNÜN SÖZÜ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’nde tüm dünyaya seslendi:

“Bizi izlemeye devam edin diyorum.”

Belediye Başkanı Keskin 1.000 günün hesabını verdi

Yazının Devamını Oku

Tarım alanına OSB kurulamayacak

Edirne Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne İl Özel İdaresi ve Uzunköprü Belediyesi tarafından, Kavacık köyünde ‘halka rağmen’ işlemleri başlatılan Uzunköprü Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması için 10 üst ölçekli planlarda yapılan değişikliklerin iptali için Danıştay 6. Dairesi’nde açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verildi.

Davayı yürüten Av. Bülent Kaçar yaptığı açıklamada, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kavacık köylülerinin haklı itirazlarını bugüne kadar hiç dikkate almadı” dedi.

Karma OSB’nin yapılması istenen 715 dönümlük Hazine arazisinin, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden dönümü yaklaşık 1.200 TL’den pazarlık usulü ile alındığı ortaya çıktı. Kavacık köyünün kullanımına ait olan Hazine arazisinin yürütme kararları gereği derhal kamuya iade edilmesi gerekiyor.

Kaçar, Bakanlık’ı ve Edirne Valiliği’ni derhal karma OSB projesini iptal etmeye çağırdı.

Yüzlerce Kavacık köylüsü başından beri göletlerine, meraya, tarım alanlarına, DSİ ormanına, cevizliklerine, tümülüslerine bitişik OSB kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor. Ne yazık ki Bakanlık, köylülerin bu haklı itirazlarını görmezlikten geldi. Av. Bülent Kaçar, “Müvekkilim Mehmet Günay ve Kavacık köylüleri, muhtarlık ve Kavacık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, köylülerin topraklarını, ormanlarını, su varlıklarını korumak için hukuksal ve toplumsal bir mücadele örneği gösterdiler” dedi.

Kavacık köylülerinin açtığı dört ayrı iptal davasında üç ayrı bilirkişi heyet raporu ve iki ayrı yürütmeyi durdurma kararı ile tarım topraklarının üzerine karma OSB kurulamayacağı kesinleşmiş oldu. Şimdi gözler Edirne Valiliği’nde.

GÜNÜN SÖZÜ

“BİZİM gerçek milliyetimiz, insanlıktır.” Herbert George Wells

YERLİ TANK UÇAK MOTORU

Yazının Devamını Oku

Memur ve emeklinin gözü 3 Ocak’ta

Milyonlarca memur ve emekli, verileri tartışılan TÜİK tarafından 3 Ocak 2022 Pazartesi günü duyurulacak enflasyon oranına kilitlendi.

Asgari ücretteki yüzde 50.5’lik artışın ardından yüksek zam beklentisine giren 3 milyonu aşkın memur ile 13.5 milyondan fazla emekli, SSK, Bağ-Kur emeklisi, dul ve yetim maaş ve ücretlere iyileştirme dahil en az yüzde 50’ye yakın zam bekliyor.

1 Ocak’ta maaşlara yapılacak yüzde 5’lik artışın yanı sıra ek zam talep eden 6.5 milyon memur ve memur emeklisi, düzenlenecek ek protokolle iyileştirme sağlanmasını siyasi iradeden istiyor. Olası ek zam tutarının 3 Ocak’ta açıklanacak enflasyon oranı ile netleşeceği belirtiliyor. Kamu çalışanları ile emeklileri, maaş ve tazminatlarını yükseltecek 3600 ek göstergenin hükümetin açıklamaları doğrultusunda yeni yılda hayata geçirilmesini umuyor.

Aralarında hâlâ 1500 ile 2500 lira gibi son derece komik aylığa talim eden, yüksek enflasyon karşısında giderek yoksullaşan SSK ve Bağ-Kur emeklisi, dul ve yetimi de asgari ücrette olduğu gibi yüzde 50 zam bekliyor. Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ

“GENÇ kuşaklar bilim, sanat ve teknikle ilgili değer taşıyan yapıtları anlamlarını iyice kavrayana kadar okumalı. Aydınları serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan, düşüncesini açıklayan insan da pek az olur, ortam demagoglara kalır.” Server TANİLLİ

Almanlar, aşı işinin başına güçlü isimleri getirdilerTURKOVAC HAYIRLI OLSUN!

DÜN Türkiye için tarihi bir gündü. Acil kullanım onayı verilen ‘Turkovac’ın seri üretimine başlandı. Gelecekte yazılacaklar için bugünün ayrı bir önemi olacak. Aşının bir hafta ya da on gün içinde uygulanmaya başlanacağı söyleniyor. Ülkeye, milletimize olduğu kadar insanlık için de hayırlı olsun diyoruz. Seri üretime geçilmesiyle COVID-19 aşısını üreten 9 ülke arasına girdik. Bu az buz bir şey değil. COVID-19 salgınının hız kesmeden devam ettiği günümüzde çok önemli bir gelişme oldu.

Avrupa’ya bakarsak; ‘

Yazının Devamını Oku

Tarımda bu hesap tutmuyor

TBMM’de, Tarım ve hayvancılık konusunda öne çıkan isimlerden CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal’a, üretim ve gelir konusunda bazı sorular yönelttik. Açık yanıtlar verirken bazı şeyler de öğrendik. Örneğin, hayvancılığın yüzde 70’ini yemin oluşturduğunu.

Ziraat Mühendisi Sarıbal, son günlerde süt ve besi üreticilerinin artan maliyetler karşısında her gün zarar ettiğini belirttikten sonra “çünkü” diye devam ediyor:

“Hayvancılık sektörünün kabul gördüğü, süt üreticisinin ürettiği bir litre sütten 1,5 kilo yem, besicilik yapan yetiştiricilerin de ürettiği bir kilo karkas et karşılığında 25 kilo yem alabilmesidir. Bu denge sağlandığı zaman süt ve besi üreticisi maliyetleri karşılayabiliyor ve makul bir kârla işletmesinin devamlılığını sağlayabiliyor.

Geldiğimiz noktada geçen yıl ekim ayından itibaren süt üreticisi bırakın kazanmayı, 1 litre süt karşılığında 1 kilo yem bile alamadığı gibi şu günlerde bir litre süt karşılığında 800-850 gram arası yem alabilmektedir. Aynı durum besicilik yapan hayvancılık işletmeleri için de geçerlidir. Besi işletmesi bir kilo karkas et sattığında 13 kilo yem alabilmektedir. Bir kilo karkas et karşılığında 12 kilo yem masrafı ile zarar etmektedir.

Bu durumda, çözüm için maliyetler güncel hesaplanarak süt ve besi üreticisinin paritenin altında kalan kısmı destek olarak verilebilir veya TMO tarafından yapılan yem regülasyonu artırılarak piyasa da yem fiyatlarını düşürerek sabitlemekle mümkün olur.”

Akla şu geliyor: “Zarar eden hiç kimse daha fazla zarar yaparak devam edemez. Gereken tedbirler alınmadığı takdirde şu an yaşanan damızlık hayvanlar (inek) kesime gitme durumu daha da artarak devam edecektir ki bu durumda süt ve süt ürünlerinde kayıp demektir. Damızlık hayvan olmaması besi hayvanlarının da olmaması demektir aynı zamanda.”

Bu konuda acil önlem nasıl alınacaktır?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

5. aşı Novavax

AB Komisyonu, Brüksel’deki Avrupa İlaç Dairesi’nin tavsiye kararına uyarak COVID-19 salgınına karşı 18 yaşının üzerindekiler için kullanılmak kaydıyla beşinci aşıya acil kullanım onayı verdi. Firma 17 Kasım’da İlaç Dairesi’ne acil kullanıma izin için başvurmuştu. ABD’li “Novavax Inc.”in geliştirdiği protein bazlı aşının adı “Nuvaxovid”. Salgının daha başında büyük umut veren, dönemin Trump yönetimi tarafından büyük mali destek verilen aşının geliştirilmesi, yaşanan sorunlardan dolayı gecikti.

ABD’nin Maryland kentindeki şirketin geliştirdiği aşı koronavirüsün dikenli proteinini taklit ederek bağışıklık sistemini uyarıyor, vücudu gerçek virüse karşı hazırlıyor. Üç hafta arayla iki doz yapılması gerekiyor. Buzdolabında muhafaza edilebildiği için lojistik olarak avantajlı. ABD, Meksika ve İngiltere’de 45 bin kişi ile yapılan araştırmada, yüzde 90 civarında koruma sağladığı söyleniyor.

AB Komisyonu, salgının daha da şiddetli olduğu dönemde Novavax şirketiyle 4 Ağustos 2021’de tedarik sözleşmesi imzalamıştı. Buna göre firma 2022’nin ilk çeyreğinde 100 milyon doz aşı verecek. AB üyesi devletler 2022 ve 2023’te toplam 100 milyon doz daha ısmarlama opsiyonuna sahip.

AB Komisyonu bugüne kadar beş aşıya acil kullanım onayı verdi. Aşılar ve teknolojileri şöyle:

BioNTech/Pfizer (mRNA), Moderna (mRNA), AstraZeneca (Adenovirus) ve Johnson&Johnson (Adenovirus).

Yeni aşı ile bu sayı beşe yükseldi. Yapılan anlaşmalar ile BioNTech/Pfizer 2.4 milyar doz, Moderna 460 milyon doz, AstraZeneca 400 milyon doz, Johnson&Johnson 400 milyon doz aşı verecek.

Almanya’da aşı kampanyası 360 gündür devam ediyor. 19 Aralık itibarıyla Almanya’ya 159.9 milyon doz aşı geldi. Bunların dağılımı şöyle: 116.3 milyon doz BioNTech, 14.4 milyon doz AstraZeneca, 23.9 milyon doz Moderna, 5.2 milyon doz Johnson&Johnson.

19 Aralık itibarıyla bu aşıların yüzde 88.9’u kullanıldı.

GÜNÜN YAŞAMI

Yazının Devamını Oku