GeriYalçın BAYER ‘Kanal İstanbul’ milli proje mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Kanal İstanbul’ milli proje mi?

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın 7 Ocak’taki yaptığı konuşmada söylediği “Kanal İstanbul, yerli otomobil gibi milli projedir” sözü ile ilgili olarak eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, aşağıdaki yorumu yapıyor:

 “Cumhurbaşkanı, Başbakanlığı döneminde ‘çılgın proje’ olarak ortaya attığı Kanal İstanbul ya da –doğru Türkçe isim tamlamasıyla– İstanbul Kanalı projesi, henüz kendisinin kişisel projesi niteliğindedir. ‘Milli’ olarak nitelenebilmesi için millete mal olması, milletçe benimsenmesi gerekir. Oysa bu konuda toplumsal bir istem yoktur. Tersine, bir toplumsal direniş vardır. Kamuoyu yoklaması için düşüncesi sorulan yurttaşların çok büyük çoğunluğu, böyle bir kanalın gereksiz olduğu görüşünde birleşmektedir. Ama Cumhurbaşkanı, projeyi uygulamakta kararlı görünmektedir.

Kuzey Akımı ve Türk Akımı gibi diğer yeni boru hatlarının devreye girmesiyle İstanbul Boğazı’ndan geçen tankerlerin sayısı azalacak; böylece İstanbul Kanalı için başlıca gerekçe olarak gösterilen deniz trafiğinin yoğunluğu da büyük ölçüde azalacaktır.

Özetle şunu diyorum: Bu kanalı açarak Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasına meydan vermemek gerekir. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının 84 yıldan beri uygulanagelen hukuki rejimini korumakta yarar vardır.”

Siyasi ve hukuk öğretimi yaşamında ‘titiz’ bir bilim adamı olan Prof. Türk’ün Boğazlar ve Kanal İstanbul ile ilgili en az 10 yazısını dikkatle okumak gerekiyor.

ATATÜRK VE DİN ÜZERİNE...

ATATÜRK dini değil; kimi çevrelerin din bildiklerini, halka din diye yutturdukları şeyi sevmedi.

Kısacası ne yaptıysa dini cehaletin, riyakârlığın, taassubun, din yoluyla halkı tahakküm altına alanların, sömürenlerin, soyanların elinden kurtarmak için yaptı. Çünkü dinin değil; din diye yutturulan şeyin düşmanıydı. Bu da din düşmanlığı değil, din dostluğunun ta kendisiydi.         Salim KOÇAK

YEMEK

- İYİ Parti Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un, Anayasal bir hak olarak tanımlanan eğitimin tüm vatandaşlar tarafından eşit bir biçimde erişilebilir olmasının devlet kurumlarının sorumluluğunda olduğunu hatırlatarak “Öğrenim gören okulöncesi, ilkokul, ortaokul, lise, temel lise ve üniversite öğrencilerine bir öğretim yılı boyunca ‘okullarda ücretsiz yemek’ uygulaması için verdikleri Meclis araştırmasının Milli Eğitim Komisyonu tarafından neden dikkate alınmadığını” sorduğunu...

KİTAP

PROF. Dr. Bingür Sönmez’in sunuşuyla ‘Tuğgeneral Ziya Yergök’ün Anıları-Sarıkamış’tan Esarete’ (Tarihçi), Yücel Ataç ‘Kova Çağı ve Astroloji’ (İskenderiye), Matthew Walker ‘Niçin Uyuruz?-Yeni Uyku ve Rüye Bilimi’ (Pegasus), İlhan Tarus ‘Var Olmak’ (H2O), Jehan Barbur ‘Uyumsuza Notlar’, Hülya Şalk ‘Denizin Büyülüğü Melodisi’ (Yorum), Dr. İpek Elif Atayman ‘Costa Gavras ve Politik Gerilim Sineması’ (Ayrıntı)

‘ÇALIŞTAY’DA  51 KONUŞMACI VAR

İBB’nin bugün İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenleyeceği ‘Kanal İstanbul Çalıştayı’ birçok profesör, bilim insanı, gazeteci ve yazarın katılımı ile yapılacak. 09.00’da başlayacak ve sunumu İmamoğlu tarafından yapılacak iki oturumda toplam 51 kişiye söz verilecek. İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Gürkan Akgün, ‘Kanal İstanbul’un Dünü Bugünü’ başlıklı bir konuşma yapacak.

İÜ, Boğaziçi, Sabancı, İTÜ, Ticaret, Işık, Yakındoğu, Galatasaray, Başkent, Hacettepe gibi üniversitelerden 19 profesör, 4 doçent, 4 doktor konuşmacı olarak yer alıyor.

Konuşmacı listesinde, ünlü ormancı ve çevreci Prof. Dr. Doğan Kantarcı, eski AKP milletvekili Mustafa Ilıcalı, ekonomist Emre Alkin ve deprem uzmanı Celal Şengör gibi isimler de yer alıyor. Mimarlardan Sinan Genim ve Mücella Yapıcı isimleri dikkat çekiyor. Gazeteci olarak bir tek Çiğdem Toker bulunuyor.

85. ERMENİ PATRİĞİ MAŞALYAN YARIN YEMİN EDİYOR

‘Kanal İstanbul’ milli proje mi

TÜRKİYE Ermenileri 85. Patriği Sahak II. Maşalyan’ın tahta çıkış töreni yarın 16.00’da Kumkapı S. Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi’nde, patriklik kutsal sunu ayini de pazar günü aynı kilisede yapılacak. Pazar günü Ermeni kiliselerinde ayin gerçekleşmeyecek. Program ile ilgili yapılan açıklamada, ‘yüksek meblağlı organizasyonlardan uzak durulması ve mütevazılık sınırlarının dışına çıkılmaması’ istendi. Resmi kabul törenlerine halkın katılmayacağı belirtilirken patriğin isteğiyle çeşitli semtlerde halkın katılacağı ziyaret ve sevgi sofralarının düzenleneceği de duyuruldu.

SAHAK MAŞALYAN KİMDİR?

Ailesi 1955’te Sinop’tan gelip Kumkapı’ya yerleşti. Oradan DP iktidarının ucuz verdiği arsalarından baraka yapma imkânı buldular. 1962’de Bayrampaşa’da doğdu. Babası eski elektrik kaynakçısı, annesi ev kadını. 8 yaşına kadar gaz lambasının altında ders çalıştı. Tevfik Kut İlkokulu, Gedikpaşa Ortaokulu ve Bakırköy Lisesi’nde eğitimini tamamlayan Maşalyan, 1979’da İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’ni kazandı. 1982 yılında rahip olmaya karar verince, İTÜden ayrıldı. 1983te İÜ Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü kazanan Maşalyan, 1987’de bu bölümden mezun oldu.

2005-2011 dönemi boyunca Ermenistan’da Kevorkyan Teoloji Akademisi’nde öğretim üyeliği, dekan yardımcılığı ile 3 yıl boyunca dekanlık görevlerini yürüten Maşalyan, 2011’de İstanbul’a geri döndü. Episkopos Sahak Maşalyan, 4 Temmuz 2019 tarihinde Patrik Kaymakamı seçilirken, geçtiğimiz aralık ayı ortasında da 85’inci patrik seçildi. (Milliyet’ten Mert İnan ve Paros’tan Sarkis Güre’nin yazılarından yararlanılmıştır.)

X

‘Çevremiz casus dolu’

Özdemir Bayraktar, Karadeniz (Sürmeneli) kökenli ama İstanbul Sarıyer’de doğmuş. İTÜ Makine Mühendisliği mezunu.

Öğrenim süresince matematik derslerinden hep 9-10 alırken, kerrat cetvelini ezbere bilmediğini söylüyor gülerek. 60 yaşında ve dinç. Çoğunlukla atölyesinde/fabrikasında yatıyor, kalktığında ürettiklerini hemen görsün diye. Üniversiteden mezun olduktan sonra Makine Fakültesi’nde ‘hocaların hocası’ diye bilinen Prof. İsmail Hakkı Öz’ün (ABD’deki Prof. Mehmet Öz’ün amcası) asistanlığını yapıyor. Çok şey öğreniyor kendisinden. Bunun sonucunda Turgut Özal’ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü özel sektörün Burdur’da kurduğu Burtrak traktör fabrikasının kuruluş aşamasında görev alıyor Bayraktar. Genel Müdür Yardımcılığı’na getiriliyor. Burtrak, Japonlarla lisans anlaşması sonucu kurulan önemli bir tesis. Bayraktar daha sonra Sapanca’da ilk motor sekmanları ve silindir gömlekleri üreten İstanbul Sekman’ın kuruluşunda yer alıyor.

MİLLİ SANAYİCİ

Onun sevdası otomotiv sektörü ya. “Baykar Makina A.Ş.” adlı şirketini kuruyor. Türkiye’de yapılamayan kritik parçaları üretmeye başlıyor. Yıl 1970’lerin sonu, 80’lerin başı. Döviz sıkıntısı var. Otomotiv sanayisinin birçok önemli parçasının dizaynı ve üretiminin öncüsü oluyor; direksiyon kutusu, hidrolik pompa, fren silindiri gibi. Bayraktar bunları ortaya çıkardıkça arkadaşları kendisine ‘milli sanayici’ sıfatını takıyorlar.

Tornanın başına geçen kişinin bir daha ondan ayrılmadığını, demir ve çelikle yatıp kalktığını çok gözlemişizdir. ‘Demirden adam’ yapmayı hedeflerler hep. Bayraktar da bunlardan biri.

Bir fakülte arkadaşı “Biz eğlenirken, Bayraktar talaş kaldırırdı” diye konuşurken, onun Türkiye’nin çok önemli bir mühendisi olduğunu söylüyor.

İKİTELLİ’DE BÜYÜK ATÖLYE

İkitelli‘de ilk insansız uçak ürettikleri ‘Büyük Atölye’nin duvarında Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü yer alıyor.

İçerde 20’ye yakın genç mühendis çalışıyor. Çoğu bilgisayarcı-elektronikçi.

Yazının Devamını Oku

Yine Karacasöğüt rezaleti!

Bodrum’dan Can Pulak “Türkiye’nin neresine baksanız, bir çevre faciasına takılıyor gözünüz” diyor.

Geçenlerde Gökova’nın, içinde Okluk’u da barındıran en güzel ve antik zenginliğe sahip köyü ‘Karacasöğüt’teki iskele büyütme operasyonunu yazdım. Bekledim ki resmi bir sorumlu çıksın, bu faciayı önlesin ve Allah’ın özene bezene yarattığı bu şirin beldeye sahip çıksın. Çıksın çünkü, sadece doğa tahrip edilmiyor burada, yasalar da hiçe sayılıyor, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen demir kazıklar antik kentin böğrüne saplanmaya devam ediyor.

Özetle...

Karacasöğüt’ün o muhteşem koyunu koruyalım. Ayrıca koyu yeni baştan disipline edelim. Mevcut 40-50 teknelik bağlama yerini büyütmeyelim. Onun dışında özel teknelerin ağaçlara bağlanmasına, koyun ortasına demirleyip trafiği engellemesine mani olalım. Bu arada balıkçılarımızı da düşünelim, onların kayıklarının bağlanabileceği 10 teknelik bir yeri planlayalım. Gerisine dokunmayalım. Bu düzenlemeyi Muğla Büyükşehir Belediyesi mi, Marmaris Belediyesi mi yapmalı ve gelirini köy muhtarlığına mı bırakmalı? Bir şeyler yapmak lazım, hem de zaman kaybetmeden...”

UNUTMA

“NE mutlu Türk olana” denmemiş ki, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ denilmiş ve bir ulus yaratılmış. Kendini bu ülke vatandaşı sayanlar, T.C. kanunlarına vatandaşlık bağı ile bağlı olanlar kökeni ne olursa olsun Türk’tür.  Ufuk SÖYLEMEZ

MANSUR YAVAŞ AOÇ’DEN SONRA OPERA BİNASI’NI DA KURTARABİLİR

AVRUPA ADD Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan, ABB Başkanı Mansur Yavaş’a yazıyor:

“Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra yapılan başarılan eserlerden birisi de 1933’te

Yazının Devamını Oku

Yeni su yılına şiddetli kuraklıkla girdik!

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve DSİ Eski Yöneticisi, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız Türkiye’nin yeni su yılına girerken su durumunu açıkladı.

Ülkenin yarısında şiddetli kuraklık var. “Gediz Havzası”, “Büyük Menderes” ve “Küçük Menderes” havzalarında son iki yıldır hidrolojik kuraklık sürüyor. Geçen sene kısıntılı sulama yapıldı. Bu yıl da sulama suyu kısıntılı olabilir. Yağış olmayınca göllerdeki mevcut suların çekimi arttı. Birçok göl kuruma noktasına geldi. Güneydoğu Anadolu’da kuraklık etkili oldu. Ankara’ya ‘Gerede’ sisteminden gelen su beklenenin altında kaldı. Barajların aktif doluluk oranı yüzde 10’a düştü.

Bu kurak dönemlerin olumsuz etkilerini azaltmak için düşünsel ve kurumsal olarak radikal değişim ve dönüşümlere ihtiyacımız var. Mevcut kurumsal yapımızın ve yönetim anlayışımızın iklim değişikliği etkilerine göre yeniden düzenlenmesi lazım. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismine ‘İklim Değişikliği’ de eklendi. Aslında, olması gereken değişiklik su, meteoroloji ve iklim konularının bir arada olduğu ‘su ve iklim’ bakanlığı gibi yeni bir oluşumdur. Hidrometeorolojik çevrim bir bütündür. Bu işlerle ilgili kurumların bir arada olması gerekir. Bu sebeple, meteorolojinin su ve iklim değişikliği, çölleşme ile birlikte ayrı bir bakanlık olarak ele alınması daha uygun olur.

SU YASASI GELİYOR

Halen su yönetimi konusu Tarım Bakanlığı bünyesinde sıkışmış durumda. ‘Su Yasası Taslağı’ yakında TBMM’ye gelecek. Yasayı havza ölçeğinde uygulayacak güçlü bir kurumsal yapıya ihtiyaç var. Bu yasa ‘İklim Yasası’ ve ‘Biyoçeşitlilik Yasası’ taslakları ile birlikte ele alınırsa daha uygun olur.

Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’den geçirdik. ‘Yeşil Dönüşüm Eylem Planı’nı yayınladık. Bunların uygulanabilmesi için eksiklikleri bir an önce tamamlamamız şart.

Tüm kurumların koordinasyon içinde çalışması gerekli.

Evet, Dursun Yıldız ne diyor:

“İklim değişikliği, kurumsal ve düşüncel değişimi gerekli kılmıyor mu?”

Yazının Devamını Oku

‘Sağlık için zeytinyağı’

Çanakkale’de, Türkiye’nin önemli zeytinyağı uzmanlarından sayılan A. Ü. Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Uluslararası Zeytin Konseyi, Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ile tanıştık. Eşi de, merkezi İzmir’de olan Zeytinyağı Konseyi Başkanı Prof. Dr. Fügen Durlu Özkaya, kaliteyi ön plana alıp, doğru zeytinyağının nasıl üretildiği konusunda çalışmalar yapıyor.

Zeytinyağını iki biliminsanından dinledik; Doç. Özkaya, bize çorba kaşığı ile ‘en mükemmel’ zeytinyağından ikram etti. “Genzimizi fena yaktı” deyince, “İşte esas zeytinyağı budur” karşılığını verdi.

En başta, zeytinyağında üretimden ihracata kadar yeni bir yaklaşım modeli ortaya çıkmış. Sorumuz buydu:

Dünyada yaklaşık 200 milyon ton bitkisel yağ üretilirken bunun yaklaşık 3 milyon tonu zeytinyağıdır. Dünya zeytinyağı üretiminin yaklaşık yüzde 95’ini, tüketiminin ise yaklaşık yüzde 75’ini İspanya, İtalya, Yunanistan, Tunus, Türkiye, Suriye, Fas, Cezayir ve Portekiz üretiyor. Bu ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 500 milyondur. Dünyada dış ticarete konu olan zeytinyağı miktarı üretimin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturuyor.

Peki Türkiye’deki rakamlar nedir?

Türkiye’nin bitkisel yağ ihtiyacı yaklaşık 2,5 ton; zeytinyağı üretim miktarı ise yaklaşık 200 bin tondur. Ancak bunun yaklaşık 160 bin tonunu tüketiyor, geri kalanını ihraç ediyoruz.

Üretim ve ihracat dersek?

Zeytin meyvesi içindeki, sağlık bileşenleri olarak da adlandırılan, minör bileşenlerinin önemi ve bu kadar değerli olduğu bundan 15-20 yıl öncesine kadar dünyada tam olarak bilinmiyordu.

Zeytin meyvesinin içindeki sağlık bileşenlerin zeytinyağı içine aktarılması durumunda buna

Yazının Devamını Oku

Çanakkale ‘zeytinyağını’ keşfediyor

Çanakkale Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Derneği ile Çanakkale Turizm ve Tanıtma Derneği tarafından düzenlenen ‘1. Troya Zeytinyağı Festivali’ne davet edilmek bize ilginç geldi.

Geçmişte niye böyle bir uygulama yoktu! Böyle bir etkinlik yapmak için Çanakkale niye geç kalmış, diye düşündük. Bir avuç insan bir araya gelmiş, örgütlenmişler. Açıkca söylemek gerekiyorsa, nitelikli bir etkinlik oldu. Üretici ve marka sayıları artmış, iddialılar. Zeytinyağı üretimindeki ünlü komşuları Ayvalık ve Edremite rakip olabilirler mi?

Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Belediye, Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü ve Turizm Fakültesi’nin destekleri dileriz ciddiyetle sürer. Uzmanlar, zeytinyağı tadımcıları, şeflerle gastronomi atölyeleri ve en önemlisi de Troya Müzesi’nin ağırlığının, Çanakkale turizmine çok şey katması beklenir.

Mecidiye Köyü’nde zeytin hasatından sonra yazlık merkezlerinden Dardanos’da bulunan Sunsan Oteli ve bahçesinde zeytinyağı üreticileri ile bir araya geldik. Bu kadar üreticiyi görünce, Çanakkale kendi değerlerini neden değerlendirmemiş şimdiye kadar diye düşündük. Ağaç sayısı 5 bini buluyor. Zeytinyağı üreten firma sayısı 40’ı bulurken, öne çıkan şu markalarını gördük ve sahipleri ile tanıştık: “On7, Toy Konağı, Zeytinin Türküsü, Şeref Pazarbaşı, Sezgin, Darvari (Ottaman), İdaolga, Pıtırelli Kalkınma Kooperatifi...”

BÖLGENİN ‘ALTIN’I

Soğuk sabun atölyesi, arkeogastronomi atölyesi, seramik atölyesi, ustalardan zeytinyağı tadımlarının yapılmasının ardından zeytinyağı paneli düzenlendi. Çanakkaleliler “Zeytinyağı, bizim bölgemizin altını. Bölgelerimizin nesilden nesile aktarılan kültürü. Pandemi sürecinde de zeytinyağımızın önemini daha da hissettik. Zeytinyağımızın markalaşması ve ekonomimize daha fazla katma değer yaratması için bu festivali gerçekleştiriyoruz” dedi.

Hemen Homeros’un sözü aklımıza geldi: Bu altın sıvı insanlığın hayat iksiridir. Homeros’a zeytin ağacı şöyle der: “Siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonrada burada olacağım.”

Festivale Kazdağları yamaçlarındaki zeytinlerden, Babakale ve Assos’dan komşu Yunanistan’a bakan zeytinlikler, daha kuzeyde Gelibolu yarımadasının kutsal meyvelerine kadar adını saymazsak haksızlık edeceğimiz geniş bir coğrafyanın ürünlerini tanıma fırsatı bulduk. Çanakkaleliler Akhisar hasadını yaptı, Ayvalık önümüzdeki günlerde yapacak. Onların hepsi bir öğreti mekânı oldu. Milas da sırasını bekliyor. Onları da izlemeli Çanakkale’deki zeytinyağcılar.

Evet, yeni köprünün ışıkları daha açılmadan Gelibolu ve Çanakkale’ye müthiş renk ve coşku katıyor.

Yazının Devamını Oku

Örnek ve rekor gelir

Geçen hafta CHP, belediyelerini İstanbul’da görücüye çıkardı. Bunlar arasında, örnek tarım ve hayvancılık yatırımlarında rekor gelir elde etti. Bu rakamın 25 kat artarak 187 milyon TL’ye ulaştığını öğrenmek diğer başkanlar gibi bizi de şaşırttı.

17 yıl süreyle Tekirdağ Rakı ve Şarap Fabrikası’nın müdürlüğünü yapan Kadir Albayrak’ı arayarak “Bu iş nasıl oldu?” diye sorduk. Tekel’den emekli olduktan sonra siyasete atılan ve CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’ndan sonra iki dönemdir TBB başkanlığını yürüten Mak. Müh. Albayrak haklı olarak övünüyor ve “Büyükşehir olarak Tekirdağ’ı tarım ve hayvancılığın başkenti yaptık” diyor. Kurulduğu günden bu yana, tarım ve hayvancılık alanında önemli ve ses getiren projelere hayata geçiren TBB, çiftçinin ve üreticinin yüzünü güldürüyor. Atılım projeleri arasında yer alan toplam 7.581.919,31 TL maliyete sahip Mera İyileştirme ve Yönetim Projesi, Baklagil Yem Bitkileri Ekiliş Alanlarının Genişletilmesi Projesi, Bağcılığı Geliştirme Projesi ile Arıcılığı Geliştirme Projesi’nin çiftçi ve hayvan yetiştiricilerine sağladığı maddi katkı 187.579.455,00 TL oldu. Böylece söz konusu 4 projede 25 kat gelir elde edilmesine olanak sağlandı.

2015’te hayata geçirilen mera projesi kapsamında 126 mahallede, 6 yılda 113.105 dekar mera alanına 2.739.850 kilogram gübre atıldı. Bu sayede zamansız ve aşırı otlatma nedeniyle dekar başına 50 kilograma kadar düşen ot verimliliği en az 4 kat arttırılarak 200 kilogram seviyelerine çıkarıldı.

2.533 çiftçiye, Tekirdağ’da 153.794 kilogram yem bezelyesi, 91.969 kilogram da Macar fiği olmak üzere toplam 245.763 kilogram yem bitkisi tohumu dağıtımı yapıldı. Ekilen otun değeri 29 milyon TL oldu.

Çok eski ve köklü bir geçmişe sahip olan bağcılığa gereken önemi vermek için harekete geçen TBB, Bağcılığı Geliştirme Projesi’ni hayata geçirdi. Şarköy’de Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerine üye 98 çiftçi ‘telli terbiye sistemi’ ile üretimde dekardan 800 ile 1 ton arasında üzüm alınırken, yeni sistemle 2.5-3 ton arasında verim alınmaya başlandı.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PROJESİ

Türkiye’deki belediyelerce uygulanmakta olan en büyük proje olma özelliğine sahip Arıcılığı Geliştirme ve Polinasyon Projesi kapsamında 1.138 kişiye 5 yılda 22.293 adet kovan dağıtımı gerçekleştirildi. Arı Yetiştiriciler Birliği’ne üye olan yetiştiricilerden 982’si, 30 kovanlık işletme seviyesine ulaştı. 2021’de polinasyon yolu ile ayçiçeği bitkisi üretiminde 22.293.000 TL’lik verim artışı, 6 yılda dağıtılan toplam 22.293 adet arı kovanının, polinasyon yolu ile ayçiçeği bitkisi üretiminde ise 75.256.200 TL’lik verim artışı sağlandı.

Başkan Albayrak, “Türkiye’deki diğer büyük şehirlere örnek teşkil eden çok önemli projeleri hayata geçirdik. TBB olarak her zaman çiftçimizin ve üreticimizin yanında olmaya, onların yüzlerini güldürmeye, kentimizin her alanda kalkınmasına destek olacak projeleri halkımızla birlikte hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Belediyelerin tasarruf planı niye yoktur? Suyun şakası yok!

Bu çağrım aynı zamanda valilik, DSİ, sanayi ve çevre müdürlüklerine.

2020 yılı kışı, Bursa’nın su zengini olmadığını bize gösterdi. Ancak bundan bir ders çıkarıldığını sanmıyorum. Paramızla su bulamayacağımız gün kapımız çalınca mı düşüneceğiz?

Bakın içme suyu sıkıntısı da yaşayabiliriz. Zira Uludağ’daki bütün kaynaklar işgal altında. Dağı dolaşanların ifadesine göre çoğu kaynak suyu, borularla kaçak olarak su şişeleme fabrikalarına çekiliyor. Hiçbir yetkili su şişeleme tesislerine gidip “Giriş yüz, çıkış nasıl 500 oluyor?” diye sormuyor. Üstelik bu şekilde vergi kaçırılıyor.

Gelelim yapılması gerekenlere:

Belediyelerimiz suni çimleri sulamayı bırakmalı. Artık az su isteyen tabii çime yönelmeliyiz. Parklara, refüjlere, kısaca her yere az su isteyen çiçekler dikmeliyiz. Hobi bahçelerine dikilecek bitkiler de belediyeler tarafından kısıtlanmalı. Bunlar müthiş bir su tasarrufu sağlar.

Valilik ve diğer yetkili kurumlar arazi taraması yapmalı ve önce izinsiz kuyular kapatılmalıdır. Çiftçilerimiz vahşi sulama yerine damla sulamaya geçirilmelidir.

Sanayi tesislerimiz su tasarrufu için çaba göstermelidirler. Gelelim tekstil sektörümüze. Pandemi, paramızın değerinin düşmesi gibi gerekçelerle boyahanelerin işi arttı. Boyahaneler su tüketimlerini acilen yarıya düşürmek için daha az su ile boyama yapan makinelere ve proseslere geçmelidir. Aksi takdirde birkaç yıl sonra su sıkıntısı çekecekler.

Suyun şakası yok!

Ekrem Hayri PEKER

Yazının Devamını Oku

Yerel basının hali perişan!

İstanbul Gazeteciler Dernek Başkanı (İGD) Mehmet Mert, Cumhurbaşkanlığı tarafından 30.06.2021’de yayınlanan ‘tasarruf tedbirleri’ genelgesinde geçen ‘Basın ve Yayın Giderlerine Düzenleme’ bölümünün acilen gözden geçirilerek düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Kamu kurum ve kuruluşlarının basını izleme ile ilgili birimleri ve kütüphane dokümantasyon merkezleri hariç hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılmayacak, görev alanı ile ilgili olmayan yayınlara abone olunmayacak” şeklinde geçen yasaklanmanın zaten zor durumda bulunan ‘Yerel Basın’ı daha da zor duruma düşüreceğini kaydeden Mehmet Mert şu vurgulamaları yapıyor:

 Bu yasaklama ile adeta Anadolu medyasına, yerel medyaya, emekçi basına, mahalle basınına ‘kapıya kilit vur, git başka iş yap’ demeye getirilmiş. Zira her ne kadar internet çağında olsak da, dijital sisteme geçiş öncesinde bulunsak da, sosyal medya organları alışılmış gazete, TV, radyo gibi yayın organlarından daha etkin olsa da, henüz ülkemizin yüzde 50’den fazlası ne yazık ki interneti sağlıklı kullanamıyor.

Özellikle Anadolu halkı, taşra halkı haberleri yerel medyadan öğreniyor. Zorluklar içinde yayınlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Zaten ülke genelinde büyük reklamların sadece ve sadece yüzde 1’inden faydalanmak, resmi ilanların yüzde 5’inden faydalanmak zorunda olan yerel Anadolu medyası, bu tasarruf tedbirleri ile hepten zor duruma düşmüş durumda. Ayrıca tasarruf tedbirleri genelgesi yerel gazetelere aboneliği yasaklarken, AKP meclis gurubu bazı büyükşehir belediyelerine gazetelerin desteklenmesi amacıyla abone olunması ve reklam verilmesi yönünde önerge vermiş.

Aynı zaman diliminde iktidarın iki kesiminden birisi gazetelere aboneliği yasaklarken, diğeri gazetelerin desteklenmesini talep ediyor. Esas olan şu: Yerel medya kesinlikle desteklenmeli ve AKP grubunun önerisi çok yerinde bir teklif olmakla birlikte, kesinlikle yayınlanan tasarruf tedbirlerindeki gazetelere abone olunma yasağı kaldırılırken, ülke genelindeki tüm yerel belediyelerin de yerel medyayı desteklemesi için ciddi yayınlanan yerel gazetelere abone olması ve reklam vermesi gerekiyor.

Tasarruf tedbirlerindeki ‘Basın ve yayın giderlerine düzenleme’ bölümünün yeniden oluşması gerektiğini söylemek istiyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

“AKP’nin kimlik siyaseti artık başarılı olamıyor. Erdoğan yerine kim gelirse gelsin yüzde 50’lere erişemez.

İYİ Parti yüzde 40 alabilir.”

Yazının Devamını Oku

Marketlerde gevşek kontrol!

Bir okurumuz Haziran 2020 yılında Ticaret Bakanlığı’na bir şikâyette bulunuyor. Şikâyetinde aynı cadde üzerinde aynı marka zincir marketin üç adet şubesinin, aralarında yaklaşık 500 metre mesafe bulunmasına karşın birçok üründe farklı fiyatlandırma yapıldığına dikkat çekerek, “Üretici kandırılıyor” diyor.

İstanbul veya Silivri’de, İzmir veya Buca’da, Ankara veya Etimesgut’ta bu marketlerin satış fiyatlarının aynı olması gerekmiyor mu? Hangi marka olursa olsun... Ancak Türkiye sathında yine nakliye ve diğer maliyetler nedeniyle fiyatlar değişik olabilir ama bu kadar farklılık olmamalıdır. Cumhurbaşkanı’nın uyarısında Ticaret Bakanlığı’nın da yer alması gerekiyor sanıyoruz.

Okurumuzun o tarihteki şikâyetine gelen yanıta dikkat eder misiniz?

“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunda perakende satışa arz edilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının belirlenmesine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Diğer taraftan, perakende satışa sunulan mal ile hizmetlerin satışa sunuldukları mağaza, şube ya da elektronik ortamda ortaya çıkan masraflar (kira, işçilik, vb. işletme giderleri) göz önünde bulundurularak farklı fiyatlarla satışa arz edilmelerinin mümkün olduğu düşünülmektedir.

Perakende satışa sunulan mallar ile hizmetlerin fiyatları ülkemizde uygulanan serbest piyasa ekonomisi gereğince arz ve talep kurallarına göre belirlendiğinden, başvurunuza ilişkin olarak Bakanlığımızca yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmamaktadır.

İmza: Ticaret Bakanlığı, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü

Peki millet ‘kazık yemekten’ ne zaman kurtulacak! Kim suçlu?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Asgari ücret KKTC’de Türkiye’yi geçti

Önlenemeyen hayat pahalılığı ve vergi kesintilerinden ötürü eline geçen para kuşa dönen 10 milyona yakın asgari ücretli şimdiden aralıkta toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak karara odaklandı.

Yılbaşında yüzde 15 oranında vergi ödeyen gariban emekçinin ücretinden ağustos-eylülde yüzde 20 oranında kesinti yapılıyor. Yanı sıra çarşı pazarın can yakan fiyatları asgari ücretin satın alma gücünü  iyiden iyiye kuşa çeviriyor.

Asgari ücretin yetersiz kalmasında temel etmen yıllardır talep edilmesine karşın bir türlü vergi dışı bırakılmaması. Eğer %15 ve 20 oranında gelir vergisi alınmazsa emekçinin eline daha fazla para geçecek ve bir ölçüde soluklanacak. İnatla vergi dışı bırakılmıyor, diğer çalışanlar gibi kümeste hazır kaz olarak görülüyor asgari ücretli. Türkiye’de ortalama 100 işçiden %57’si asgari ücrete talim ederken, bu oran AB’de %10’unun altında. Bu da asgari ücretin ülkemizde ortalama ücret olduğunu kanıtlıyor.

Türkiye’de 10 milyona yakın emekçi net 2 bin 825 liralık asgari ücrete talim ederken, yavru vatan KKTC’de asgari ücret net 4 bin 324 lira oldu. 1 Eylül’den itibaren %12.95 oranında artış ile brüt 4 bin 970, net 4 bin 324 liraya yükseldi. Türkiye’de ise %21.56 oranındaki zamla brüt 3 bin 577, net 2 bin 825 lira 90 kuruş olarak uygulanıyor.

Yılbaşında uygulamaya konulan asgari ücret yüksek enflasyondan ötürü 3,4 ay sonra satın alma gücünü yitirmeye başlıyor.

10 milyona yakın emekçi 3 bin 49 liraya yükselen açlık sınırının altında kalan sefalet ücretiyle bir ay yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Temel çözüm vergi dışı bırakılması.      Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ

“SAYIŞTAY raporuyla ortaya çıkan durumlar karşısında Sayıştay’ın geleceğinden endişe etmeye başladım. İktidar, Sayıştay’ın faaliyetlerini daha da kısıtlamaya çalışırsa şaşırmayacağım. Çünkü pek çok yolsuzluk, hani arsızlık diyeceğim artık, bu raporlarla ortaya çıkmaya başladı, son dönemlerde dikkatinizi çekiyorsa bu da herhalde çok mutlu etmiyordur iktidarı.” Murat YETKİN

TARIMSAL KİT’LER YOK EDİLİRSE

Yazının Devamını Oku

CHP’nin Kürtlerle ilişkisi

Kürt sorunu üzerinde yeni bir hareketlenme başlayınca 1987-91 dönemindeki gelişmeleri hatırlatmak gerekiyor. Türkiye nereden nereye geldi!

Erdal İnönü SHP Genel Başkanı iken doğru yaptıklarından birisi de, 1987 ve 1991 seçimlerinde ‘Kürtlerle işbirliği’dir. Onların demokratik mücadelesini SHP çatısı altında bulundurup parti üzerinden demokratik haklarını kullanması idi. Bu da doğru bir projeydi, zaten partide genel kabul görmüştü. Ancak Meclis’e girenlerin ‘ters’ davranışları hoş karşılanmadı. Örneğin, Kürtçe yemin gibi... Bu arada 1989 yılında Paris’te Kürt Konferansı düzenlenmişti. Bu toplantının arkasında Fransa Devlet Başkanı Mitterrand’ın eşi, Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan ve Mehdi Zana gibi isimler vardı.

Bu arada Deniz Baykal’ın siyaset yasağı kalkmış, milletvekili seçilmişti, hatta CHP grup başkan vekili olmuştu. İktidara karşı yaptığı konuşmalar çok etkileyiciydi, kamuoyunda puan toplamıştı. Baykal, Erdal Bey’in karşı çıkmasına rağmen destekçileri tarafından Genel Sekreter seçilmişti.

Baykal, 1989 seçimlerinde çok başarılı çalışmalar yaptı; seçimlerde İstanbul, Ankara ve İzmir belediye başkanlıkları kazanıldı. Çevresinde Baykal’a, açıktan açığa ‘Genel Başkan olmalısın’ diye kulisler başlamıştı.

Kürt Konferansı’na, partiden izin alınmadan Ahmet Türk’ün başkanlığında 7 kişilik bir heyet çağrılmıştı. Konferansta Türkiye’deki Kürtlerin temel talepleri gündeme getirildi. Erdal İnönü, Kürt kökenli milletvekillerinin Paris’e gidişine karşı çıkmış ve “Arkadaşlarımız, bu tür toplantılara karşı çıkmamışlar ve katılmışlardır, olanlara itiraz etmemişlerdir. Türkiye’yi savunmamışlardır!” dedi. Baykal da aynı görüşteydi. İhraç önerisi daha çok Erdal İnönü’den gelmişti. (CHP eski milletvekili Fikri Sağlar, Birgün gazetesinde ihraç talebinin Baykal’dan geldiğini yazdı. Ancak o dönem partide görev yapan bazı isimler, bu iddiayı reddettiler ve “Bu Baykal’a karşı bir haksızlıktır, Baykal İnönü’nün isteği doğrultusunda oy kullandı” dediler.)

Erol Çevikçe’nin bu gelişmeleri en iyi hatırlayan parlamenter olduğu belirtiliyor.

Bu olaylardan sonra Kürtler, CHP’den ayrılarak kendi partilerini kurup seçimlere gerdiler.

GÜNÜN SÖZÜ

“İKİ sözcük var; ‘emperyalizm’ ve ‘dincilik’. Aydın bu ikisinin güdümüne girmemiş kişidir.”

Yazının Devamını Oku

Milyon dolarlık otel kılıflı villalar

Bodrum’da zirveye ulaşan ‘otel kılıflı villa’ konusu yeniden gündemde. Cumhurbaşkanı talimatıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müdahalesine neden olan konu, pandemi döneminde unutulmuştu ki geçen hafta konunun sembolü haline gelen Bodrum Gündoğan Çetibeli mevkisinde Besa Grup tarafından inşa edilen The BO Viera adlı lüks konut ve otel projesi ile yeniden gündeme geldi.

Yıkım kararı verilen proje onaylandı.

Fehmi Köfteoğlu yönetimindeki ‘www.turizmgazetesi.com’daki haberde şöyle deniyor: “Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yıkım talimatı verdiği söz konusu proje için hazırlanan rapor, aynı bakanlığın ÇED Raporu İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından 10 Eylül 2021’de onaylandı.

Projenin son hali 90 odalı otel, 310 konut, 7 ticari yapı olarak planlandı.

Yapılan işin imara aykırılıkları bir yana, otel kılıfı altında lüks villa işi idi. Otel için bakanlıktan alınan yatırım belgesi ile yasaya aykırı olarak her biri milyon dolarlık villalar yapılıyor. ‘Otel kamuflajlı villa’ konusu 2019’da gündeme geldiğinde Bakan Ersoy, ‘Yüzde 100’ü turizm tesisi şartıyla alınmış tahsis, yüzde 85’i villa, yüzde 15’i otel projesi olmuş. Buna izin verir miyiz?’ demişti!

Bu açıklamanın üzerinden iki yıl geçti.

Üstelik bu konuda müfettişlerinin hazırladığı raporda ‘Turizm emsali kullanılarak konut amaçlı binalara dönüştürüldü ve satışa çıktı. Turizm yapılarının ayrı ayrı bağımsız bölüm olarak gösterilerek kat irtifakına konu edildiği ve üçüncü şahıslara satışının önünün açıldığı tespit edildi’ ifadeleri yer alıyordu.

KARMA PROJEYMİŞ

Son yıllarda otelciliğe giren inşaatçılar otelin kamuflaj olarak kullanıldığı bir model geliştirdi.

Yazının Devamını Oku

TEKNOFEST’i 100 binler gezdi - Türkiye’nin umudu gençler

Dünyanın en büyük teknoloji etkinliği, Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali Teknofest’e üç torunumla (Cem, Kerem ve Ayşe) gidip gezdik. Bu ziyaretimizin amacı, biraz da Almanya’dan gelen gazeteci dostumuz Halit Çelikbudak’ın  (aynı zamanda makine ve uçak mühendisidir) uyarısı sayesinde oldu: “Mutlaka görmelisin, iftihar ettim, Avrupa’nın böyle bir etkinliği kıskandığını söylemek durumundayım” dedi.

Bizim gittiğimiz gün pazardı, hiçbir etkinlikte böyle bir kalabalık olamaz diye düşündük. Gösteriler muhteşemdi, herkes bayıldı. Hesap edebildiğimiz kadarıyla 20 bin aracın sırası, Florya’ya kadar uzanıyordu. Bayraktar’ın ekibinden bir polis, bize sahadaki stantlardan çok şey anlattı, 100 binden fazla ziyaretçinin alınmaması gerektiğini söyledi.

Böyle bir günde ‘bakım’ gerekçe gösterilerek metro niye çalıştırılmaz? Büyükşehir, Bayraktar’la gerginliğini ortadan kaldırmalı.

Çelikbudak Almanya’ya döndükten sonra şu notları gönderdi:

Cuma günüydü. Bu yıl dördüncüsü İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 21-26 Eylül arasında yapılan etkinlik gerçekten etkileyiciydi. İki gün önce Teknofest’e katılan NOBEL ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar da “Gördüklerim gerçekten beni gururlandırdı” diyordu. 450 bin metrekarelik alana pandemi önlemleri çerçevesinde 100 bin kişi alınmış her gün. Kapanış günü de doluydu.

Nereye baksanız büyük bir heyecan içinde dev çadırlarda stantları gezen, sergilenenleri inceleyen, soran, cevapları can kulağıyla dinleyen gençler vardı. Gezip görmenin yanı sıra hafta boyunca yarışmalar da yapılmış. Mardin’in Savur ilçesinde okuma-yazma bilmeyen bir anne ve babanın çocuğu olan Prof. Dr. Sancar da gençleri gördükçe gelecek Nobellerin Teknofest’ten çıkabileceğini söyledi. Çok iddialı gözükse de biz de aynen onun gibi düşünüyoruz. Geleceğin Nobelleri arasında işte bu teknoloji etkinliğini gezip etkilenen gençler arasından da çıkması dileğimizdir.

2022’DE SAMSUN’DA

Türkiye Teknoloji Tanıtım Vakfı (T3) ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde, önemli kurum ve kuruluşlarının destekleriyle yapılan Teknofest, gelecek yıl Samsun’da yapılacak. Aralarında KKTC, Ukrayna ve Endonezya’nın olduğu birçok ülke teknofest’in kendi ülkelerinde yapılmasını istiyormuş. Ama öğrendiğimize göre, yurtdışındaki ilk Teknofest Azerbaycan’da yapılacakmış.

Sadece savunma sanayii değil, hayatın her alanına dokunan çalışmaları sergileyen etkinliğin düzenlenmesinde

Yazının Devamını Oku

‘Bir büyük Cumhuriyet aydını’

Türkiye onları ‘üç Doğanlar’ olarak biliyor: Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol... Doğan Kuban’ı önceki gün kaybettik. Türkiye’nin kültür ve mimarlık hayatını uzun yıllara yayılan üretimleri ve benzersiz katkıları ile zenginleştiren bu isimlerden merhum Doğan Kuban’ı bize en çok tanıtan ve sevdiren de Orhan Bursalı oldu. (‘Mimar Doğan’lar-Üç Doğan - Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol’ kitabı Doğan Kuban tarafından kaleme alınarak, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı.)

Biz de Orhan Bursalı’nın Cumhuriyet’te dün kullandığı başlığı kullandık. Hocamızın yazılarından bazı sözlerine, özellikle ‘Günün Sözü’ köşesinde yer vermiştik. Bursalı’nın yazısından bazı seçmeler onun nasıl bir aydın olduğunu gösteriyor:

“Çok iyi bir mimarlık ve İslam tarihçisi, çok iyi bir düşün adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği büyük bir Rönesans insanı. Tam anlamıyla: İtalya’da Rönesans mimarlığını en iyi bilenlerden.

Neredeyse Cumhuriyet yaşında, 1926 doğumlu. Yüreği hep ülkesi için çarptı. Bir Atatürk ve devrimleri sevdalısı.

Bir hezarfen, çok yönlü bilge. Bitmez bir merak, araştırma, öğrenme tutkusu. Müzikten tutun sinemaya kadar...

Çağdaşı üreteceğiz, dedi. Bilim ve teknoloji üretimi, dedi. Aydınları düşünmeye çağırdı. Politikacı, ülke adamı olmalı dedi.

Ülke mimari değerlerinin korunmasına, kurtarılmasına bir ömür verdi.

Selimiye Camisi’ne yeni bir ruh verdi. Divriği Ulu Camisi’nin şaheserliğini en iyi o gördü, kurtarılması için projeler üretti, sergiler düzenledi. Devlet, bu sergileri çeşitli ülkelere taşıdı. Safranbolu dahil, her yerde imzası var. Bir İstanbul düşünürü, hayranı. İstanbul’un tarihi eserlerinin kurtarıcılarından. İstanbul’un Bizans’tan bugüne tarihini ve yaşamını en iyi o yazdı ve anlattı. 50’yi aşkın değerli kitap, binlerce değerli makale, derin bir bilgi hazinesi bıraktı, emanet etti bizlere. Varlığı için, tanıdığım için kendisine çok teşekkür ederim.”

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

‘Çay özelleştirilemez’

‘Çaylar Şirketten’ kitabının yazarı Av. Remzi Kazmaz, çay üreticilerine bir çağrı yaparak “Çayın uluslararası pazarda milli bir marka olması için senin de desteğine ihtiyacımız var. 23 Eylül’de (Bugün) Rize’de Ramada Otel’de yapılacak toplantıda görüşlerini söylemeni, çözümü birlikte üretmeyi, çayı ve geleceğimizi hep beraber konuşmayı istiyoruz.

Çay vatandaşındır, satılamaz, özelleştirilemez” dedi.

1921 nisanında Zihni Derin’in Meclis’te bir komisyona katılarak ortaya attığı çay ekiminden bugünlere gelinen sürece kadar bölgenin çay sanayiindeki gelişimini anlatan Kazmaz şöyle konuşuyor:

“Geriye dönüp baktığımda 100 yıllık bir tarihe sahip olan Türk Çayı, içinde bulunduğu birçok sorun karşısında çaresiz kalmış, ne çay üreticisinin ne de çay fabrikalarında çalışan işçilerin geleceğe dair hiçbir güvencesi kalmamıştır. ÇAYKUR üzerinde karabulutlar dolaşmaktadır. Çay üreticisinin ve işçisinin hamisi konumunda olan ÇAYKUR her an devredilerek, tarihe karışabilir. Milli bir ürün olmasına rağmen tam 100 yıldır markalaşamayan çayın engelleri birer birer kaldırılabilir.”

Kapalı kapılar arkasında oluşturulan “Çay Kanunu”nun hiçbir surette kabul edilemeyeceğini bildiren çay üreticisi ve çay işçileri, kendilerini ilgilendiren bir konuda hiçbir şekilde görüş ve önerilerine önem verilmediğini dile getiriyor.

YEŞİL ALTIN

İnönü ve arkadaşları tarafından hazırlanan ve CHP tarafından milli bir ürün olarak ilan edilen çay, sonraki dönemlerde önemsenmemiş, özel sektörün eline bırakılmasıyla da içinden çıkılmaz sorunlar yumağı ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu durumdan en çok zarar gören çay üreticisi ve çay işçisi olmuştur.

CHP Rize milletvekili adayı olan Remzi Kazmaz, daha sonra şöyle diyor:

“Ne yazık ki Türk çayının marka değeri geliştirilmemiştir. Önümüzdeki yıllarda yapacağımız en büyük projelerden biri

Yazının Devamını Oku

CHP’li belediyeler yurt işini sıkı tutmaya başladı

Yurt sıkıntısının en önemli nedeninin pandemi dolayısıyla öğrenci kapasitelerinin düşürülmesi olduğu belirtiliyor. Bir başka nedenin de yurt yapma yetkisinin YURTKUR’dan alınarak Spor Bakanlığı Yatırım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne devredilmesi olduğu söyleniyor. Onun da yeni yurt yapmak yerine ‘kiralama’ yöntemini tercih etmesi sorunu büyütüyor.

Bir yetkili “Her şey hesapsız kitapsız yapıldığı için büyük sıkıntı yaşanıyor. Bakanlık hiç yaşananları görmez mi, ille de Tayyip Erdoğan’ın birkaç laf etmesi mi gerekiyor? Yeni yurt yapmak insanın aklına hiç gelmez mi?” diyor.

Bakanlığın, üniversiteler ve belediyeler ile işbirliği yapması gerekir. Aksi koordinasyonsuzluktur.

Yoksa bu ihmallerin arkasında tarikat-cemaat dengelerini düşünmek yatıyorsa bu gençlere yazıktır. Bazı üniversiteler, Spor Bakanlığı’nın arsa talebine nasıl olumsuz yanıt verir, anlaşılmıyor emin olun.

Bu da sorgulanması gereken ayrı bir zafiyettir. Eğitimde din tacirliğinin hesabı bir gün sorulur. Özetle bu politika yanlışlığı nedeniyle en az 200 bin öğrencinin sefillik yaşaması hiç kimseyi rahatsız etmiyor.

Cumhurbaşkanı, ABD dönüşünde, bu mağduriyetin giderilmesi için ciddi bir program uygulamasına geçecek.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun da belediyeler kanalıyla, bir süre önce CHP’nin başlattığı ‘Cumhuriyet Yurtları’nın yaygınlaştırılması için 30 Eylül’de İstanbul’da toplanacak belediye başkanlarına yeni hedefler göstereceği kulislerde dolaşıyor. İstanbul’da Büyükşehir, öğrenciler için 5 bin kapasiteli yurt yaparken, Ankara’da kapasitenin her geçen gün artarak binleri bulduğu belirtiliyor. CHP’li belediyeler yurtların denetimini YURTKUR’a yani devlete veriyor, dinci vakıfları işletmelerden uzak tutuyor.

LÜLEBURGAZ’A BALKAN GÖÇ ANITI

ATATÜRK

Yazının Devamını Oku

Türkevi’ni kimler yaptı

IC İçtaş İnşaat ve Amerikalı inşaat şirketi Tishman ortaklığında, New York’ta inşa edilen Türkevi’nin açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirildi. Açılış törenine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da katıldı.

Çeçen grubu yöneticilerine göre, ‘Zarif ve simgesel bir yapı olarak, modern görünümü ile New York gökdelenleri arasına katılan Türkevi, Manhattan’ın ikonik binaları arasında yerini aldı’.

Titiz bir çalışma gerektiren son derece önemli bir projeyi tamamlamanın gururunu yaşadıklarını belirten IC İçtaş İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Fırat Çeçen, “Projenin Birleşmiş Milletler binasının karşısında yer alması, şehrin en yoğun bölgesinde inşaat yapmanın zorluğu ve sınırlı bir çalışma alanımızın bulunmasının yanında inşaat sürecinde bir de pandemi ile karşılaştık. Buna rağmen disiplinli ve planlı bir çalışma ile inşaatı tamamladık ve açıldığını, kullanılmaya başlayarak içinde bir hayat olduğunu görmekten mutluluk duyuyoruz. New York’un kalbinde, ülkemizin prestijine uygun bir şekilde gökyüzüne yükselen Türkevimiz şehrin birçok yerinden görülecek şekilde ikonik binalar arasında yerini aldı. Bu da bize ayrıca gurur veriyor” dedi.

New York’taki Birleşmiş Milletler binasının karşısına, 20 bin metrekarelik bir alana inşa edilen Türkevi, 36 katlı bir bina ve 171 metre yüksekliğinde. New York’un gökyüzüne lale formunda yükselen Türkevi ayrıca Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden esintiler taşıyor.

Türkevi’nde, Türkiye New York Başkonsolosluğu, Türk Ataşelikler, BM Türkiye Daimi Temsilciliği, KKTC Temsilciliği ve T.C. Merkez Bankası New York Temsilciliği bulunuyor.

IC İÇTAŞ İNŞAAT

50 yılı aşkın bir tecrübeye sahip global bir marka olan IC İÇTAŞ İnşaat, imza attığı ses getiren ileri mühendislik projeleri ile Türkiye’de ve dünyada lider şirketler arasında yer alarak ülkemizi uluslararası arenada gururla temsil etmektedir.

Fizibilite çalışmalarından yüksek teknoloji gerektiren anahtar teslim projelere kadar her türlü taahhüt işini mutlak başarı hedefiyle yürüten IC İçtaş İnşaat, Türkiye, Rusya, Amerika, Ortadoğu, Orta Asya ve Avrupa’da faaliyet göstermektedir. Kurulduğu günden bu yana, güçlü finansal yapısı ve hem kamudan hem özel sektörden kurumlarla gerçekleştirdiği güçlü ortaklıklar ile havalimanı, liman ve marina gibi inşaatlardan yüksek hızlı tren projelerine, yol ve köprü inşaatlarından yüksek kapasiteli enerji santralleri ve turizm tesislerine kadar pek çok başarılı projeye imza atmıştır.

FERİKÖY’DE MEZARLIK AĞALARI VAR

Yazının Devamını Oku

En gariban bizim emekliler

Türkiye’deki emeklilerin dünyanın en yoksul kesimi arasında yer aldığı uluslararası rapor ile belgelendi.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) sosyal güvenlik raporuna göre emeklisi en yoksul birkaç ülkeden biri Türkiye. Dünyada 4.1 milyar kişi sosyal güvenlik şemsiyesinden yoksun ve ciddi yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya. Türkiye’de nüfusun yüzde 79.8’i en az bir sosyal güvenlik koruması altında bulunurken, geriye kalan yüzde 20.2’si hiçbir güvenceye sahip değil ve korunaksız.

ILO’nun raporu, Türkiye’de emeklilerin yoksulluk göstergesi olarak belirlenen yüzde 50’lik sınırın çok altında olduğunu da ortaya koydu.

Uganda’da emeklilik aylığı ülkenin yoksulluk sınırının yüzde 43.5’ine denk geliyor. Bu oran Mısır’da yüzde 91.2, Endonezya’da yüzde 56.1, Azerbaycan’da yüzde 46.6, Mozambik’te yüzde 32.7 ve Türkiye’de yüzde 21.17. Türk-İş’in araştırmasına göre yoksulluk sınırı 9 bin 533, açlık sınırı ise 2 bin 926 lira.

13 milyonu aşkın emekli, dul ve yetimin yarıdan fazlası eline geçen 1.500 ile 2.500 lira arasındaki aylıkla geçinmeye çalışıyor. Asgari ücretin net 2 bin 825 lira, açlık sınırının 3 bin liraya yaklaştığı günümüzde aşırı hayat pahalılığı karşısında son derece düşük aylıkla geçinmek için mucize gerekmiyor mu? Bir umut var: Eğer yeni intibak yasası çıkarsa ILO’nun raporuna göre, dünyanın en yoksul kesimi arasında yer alan emeklilerimizin aylığında hatırı sayılır düzeyde artış olacak. Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜLİBERALLER KEMALİST OLUYOR

“DÜNYA hem emperyalistlerden hem de Taliban gibi terör örgütlerinden yeterince büyüktür ve var olabilmek için yeni bir dünya savaşını önleyecek güce sahiptir. Gelinen aşamada Atatürk’ün ve Kemalizm’in önemini yeni anlayan Liberallerin artık İngiliz, Amerikan ve İsrail muhipliğini bir yana bırakarak antiemperyalizm çizgisinde Türkiye’nin ulusal çıkarlarından yana yeni bir Kuvayımilliye savunmasına yönelmeleri gerekmektedir.” Prof.Dr. Anıl ÇEÇEN

ÖĞRENCİLERİN YURT SORUNU CİDDİ BOYUTLARA ULAŞTI

GEÇEN

Yazının Devamını Oku

Buğday yerine plastik!

Geçtiğimiz aylarda üç Namık Kemal Üniversitesi hocasının ÇED dosyasındaki görüşleri sosyal medyada paylaşılınca gündeme yerleşen plastik sanayi sitesinde yeni gelişmeler var.

Tekirdağ’ın Ergene ilçesi, Karamehmet Mahallesi’nde (tarihi eski köy) bulunan 2.530 dekar tarım arazisi üzerinde PAKOP Sanayi Sitesi arazisinin tarım dışı kullanımı için verilen izin TMMOB ZMO tarafından Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi 1 Nisan 2021 tarihinde iptal ettirilmişti.

Daha önce aynı tarım arazisi için açtığımız davada 9 Mayıs 2014 tarihinde iptal kararı verilmesine ve karar kesinleşmesine rağmen, aynı işlemin tekrarı için kamu yararı kararı alınarak davalı idare tarafından yeniden işlem tesis edilmesi yoluna gidilmiş, bu hususlar çerçevesinde yürütmeyi durdurma kararı alınmıştı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 10 Eylül 2021 tarihinde ilan edilen ÇED ‘olumlu’ kararının iptali için yargıya gitmekten başka bir seçenek kalmıyor.

Yani, sanayici çiftçiyi yendi!

Avrupa Serbest Bölgesi’nin bitişiğindeki bu tarlalarda/parsellerde artık buğday-ayçiçeği yerine plastik üretimi yapılacak!

Buradaki soru şu:

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, ÇED dosyasını yeterince inceledi mi, verimli tarım arazilerinin kıyılmasına vicdanı sızlamayacak mı?

Murat SEVGİ-Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi

Yazının Devamını Oku

İzmir’in işi çok!

İzmir’den notlarımızı sürdürüyoruz. 1.5 yıl önce Aydın’dan İzmir’e gelen Vali Yavuz Selim Köşger’in, o kadar yoğun bir programın içinde bizlere İzmir’i anlatma fırsatını bulmasına sevindik. Biz de kendisine yaşadığımız kenti, İstanbul’u ne kadar olduysa anlatabildik.

İstanbul’un İzmir’e göre her türlü göç nedeniyle biraz ‘yoz ve kaba’ olduğunu söyledik. Vali Köşger, bizim tabirimize “Daha Anadoluludur” diye bir
saptamada bulundu. “İzmir’de oturanlar ise ayrım yapmaz, aidiyet duyguları kuvvetli.”

Tecrübeli bir bürokrat olduğu dikkat çeken Vali Yardımcısı Hulusi Doğan (Kendisini Çorlu, Alanya, Avcılar ve Milas kaymakamlıklarından biliriz) “‘Herkesin memleketi doğduğu yerdir’ daha doğru bir anlatım olabilir belki” dedi.

AYDIN PROJELERİ

Konyalı olan ve SBF’yi bitiren Yavuz Selim Köşger, İngiltere Oxford’da master yapmış, Fransa’da yerel yönetimler konusunda ihtisasını tamamlamış, Ankara’ya dönüşünde Tarım Kredi Kooperatifleri Kooperatifler Genel Müdürlüğü’nde bulunmuş. Daha sonra İçişleri Bakanlığı kararnamesiyle Sinop, Bingöl, Aydın’dan sonra İzmir’e atanmış (4 çocuğu var). “Torunlarıma bu şerefli görevi gururla anlatabileceğim” diyor.

- Aydın’ı çok sevdiğini bildiren Köşger, Aydın’da neler yapmış! ‘Aydın Beyliği’nin kurucusu Aydın Bey’in mezarını buldurmuş. İzmir’e gelmeden önce başlanan çalışmanın düzenlemesi sürüyormuş, İzmir’den gelişmeleri izliyormuş. Adnan Menderes’in dedesi Hacı Ali Paşa’nın Çakırbey’deki evinin fotoğraflarını Mutlu Menderes’ten bulmuş. Dede Menderes’in 1929’da Çakırbeyli Çiftliği’nde Macar mimarlara yaptırdığı konağın replikasını inşa ettirmiş. Menderes Müzesi de Çine Çayı’nın kenarında yapılıyor.

- Aydın’daki jeotermal yataklarının incir ağaçlarına olumsuz etkisi çevreciler tarafından sık sık gündeme getiriliyor. Ancak Vali Köşger, bize enerji lazım diyerek jeotarmale dönük eleştirileri reddediyor. Jeotermalin kıymetini bilmediğimizi söylüyor.

ÖNÜ MIAMI, ARKASI BANGLADEŞ

Yazının Devamını Oku