İstanbul’un nüfusu daha da artacak

KANAL İstanbul (Kİ) Çalıştayı ile ilgili konuşmalardan özet başlıklar çıkarmaya devam ediyoruz.

Bazı konuşmacılar “Kİ ile çevresel boyut, su ve ekoloji boğazın doğal akış dengesi bozulacaktır” derken, projenin toplumsal boyutunun göz ardı edildiği vurgulandı.

Özetlere devam ediyoruz:

◼ Projenin toplumsal boyutu göz ardı edilmiştir. Tarımsal istihdamın yok olmasına neden olacaktır. Sosyo-ekonomik yapıyı dönüştürerek bölge halkının göç etmesine neden olabilir. İnsanların başta işsizlik olmak üzere gelecek kaygısı bulunmaktadır. Var olan kent yoksulluğu daha da artacaktır

◼ “Kİ projesinin Montrö Sözleşmesi ile alakası yoktur” denemez. Boğaz geçiş ücreti kanaldan daha uygunken, kanal tercih edilir mi?

◼ Projenin yapım gerekçesi net olarak açıklanamamaktadır. Kİ bir proje değildir çünkü bir sorunu çözmemektedir. Dünyanın hiçbir yerinde boğaza alternatif bir kanal yapılmamıştır.

◼ Olası bir depremde kanal bölgesinde sıvılaşma riski yüksektir. İstanbul’un mevcut risklerini arttıracaktır. Ön çalışma aşamasında katılımcı bir süreç izlenmemiştir.

◼ Kırsal alanlar yok olacak, kentsel ısı adaları artacak ve kentin en önemli termodinamikleri, basınç farklılıkları, rüzgârları gibi özellikleri etkilenecektir. Bölgedeki mikro klimaya ve küresel ölçekte iklime etki edecektir. ÇED mevcut durum tespit raporudur, çevresel etki değerlendirmesi yapılmamıştır. Kİ hiçbir ekolojik duyarlılık taşımamaktadır.

◼ Denizlerin tuzluluk oranlarındaki farklılıklarından dolayı flora ve fauna olumsuz etkilenecektir. Sadece birkaç ilçe değil bütün coğrafya etkilenecektir. İstanbul nüfusu daha da artacak, kanalizasyon atıkları öngörülemeyecek boyutta olabilecektir.

◼ Kİ toplam bütçenin yüzde 11’ini oluşturmaktadır. Fayda maliyet analizleri yapılmamıştır.

KİMLER KONUŞTU?

KANAL İstanbul Çalıştayı’nda görüşülen konu başlıkları ve konuşmacılar şöyle:

1- İstanbul’un ekonomi politiği: (M) Yiğit Oğuz Duman (İBB Başkan Danışmanı), Çiğdem Toker (Gazeteci yazar), Prof. Dr. Fikret Adaman (Boğaziçi iktisat), Prof. Dr. Haluk Levent (Bilgi işletme), Prof. Dr. Uğur Emek (Başkent iktisat).

2- Mekânsal planlama, şehircilik ve ulaşım: (M) İbrahim Orhan Demir (İBB Genel Sekreter Yardımcısı), Prof. Dr. Haluk Gerçek (İTÜ ulaşım, emekli), Prof. Ahmet Vefik Alp (Kentbilimci), Prof. Dr. Nuran Z. Gülersoy (Işık mimarlık), Doç. Dr. Pelin P. Giritlioğlu (Şehir Plancıları Odası), Prof. Dr. Şevkiye Şence Türk (İTÜ şehir-bölge planlama).

3- Çevresel boyut, su ve ekoloji: (M) Prof. Dr. Yasin Çağatay Seçkin (İBB Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanı), Doç. Dr. Ahsen Yüksek (İÜ denizbilimleri ve işletmeciliği), Prof. Dr. Cemal Saydam (HÜ çevre mühendisliği), Prof. Dr. Derin Orhon (Yakın Doğu Üni. inşaat ve çevre mühendisliği) Prof. Dr. Doğanay Tolunay (Cerrahpaşa Üni. orman), Dr. Sedat Kalem (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Selahattin Beyaz (Çevre Mühendisleri Odası).

4- Toplumsal boyut ve katılım: (M) Mahir Polat (İBB Kültür Varlıkları Daire Başkanı), Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan (Boğaziçi Ü. sosyoloji), Bekir Ağırdır (Konda Genel Müdürü), Prof. Dr. İhsan Bilgin (Bilgi Ü. mimarlık), Prof. Dr. Murat Cemal Yalçıntan (Mimar Sinan Ü. şehir-bölge planlama).

5- Hukuki çerçeve ve güvenlik: (M) Eren Sönmez (İBB Hukuk Müşaviri), Doç. Dr. Ceren Zeynep Pirim (Galatasaray Ü. hukuk), Av. Mehmet Durakoğlu (İstanbul Barosu Başkanı), Dr. Rıza Türmen (Hukukçu, büyükelçi), Saim Oğuzülgen (Emekli kılavuz kaptan), Türker Ertürk (E. Tuğamiral).

6- Afet riski ve depremsellik: (M) Dr. Tayfun Kahraman (İBB Deprem, Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı), Prof. Dr. Haluk Eyidoğan (İTÜ emekli jeofizik mühendisi), Prof. Dr. Murat Balamir (ODTÜ emekli şehir ve bölge planlamacısı), Prof. Dr. Naci Görer (İTÜ, emekli jeolog), Nusret Suna (İnşaat Müh. Odası İst. Başkanı).

7- Mekânsal planlama, şehircilik ve kültürel miras: (M) Dr. Mehmet Çakılcıoğlu (İBB Genel Sekreter Yard.), Prof. Dr. Azime Tezer (İTÜ şehir ve bölge Planlama), Prof. Dr. Hüseyin Tarık Şengül (ODTÜ kamu), Prof. Dr. İclal Dinçer (ICOMOS Türkiye Başkanı), Mücella Yapıcı (Mimarlar Odası İst. Şubesi), Dr. M. Sinan Genim (Mimar), Yiğit Ozar (Arkeologlar Der. İst. Başkanı).

8- Çevresel boyut, tarım, iklim ve ekoloji: (M) Ahmet Atalık (İBB Muhtarlıklar ve Gıda Daire Başkanı), Prof. Dr. Doğan Kantarcı (İÜ Orman müh. toprak ilmi ve ekoloji), Murat Kapıkıran (Ziraat Müh. Odası İst. Başkanı), Prof. Dr. Murat Türkeş (Boğaziçi Ü. İklim değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi), Dr. Ümit Şahin (Sabancı Ü. İklim Koordinatörü), Doç. Dr. Sevim Budak (İÜ Kamu).

İBB İmar AŞ Genel Müdürü Onur Söytürk’e konuşmaları özetlenmesinden ötürü teşekkür ederiz.

ASGARİ ÜCRET 15 GÜNDE ERİDİ

2 bin 324 TL olarak saptanan yeni asgari ücret, Kamu-Sen’in tek işçi için belirlediği 2636 liralık açlık sınırının gerisinde kaldı. 15 gün önce saptanan ücretin, kısa sürede açlık sınırının gerisinde kalması emekçiyi şaşırttı. Yüzde 15.03 oranında zam yapılmasına karşın, ücret çarşı pazardaki yüksek enflasyondan ötürü emekçinin eline geçmeden satın alma gücünü yitirdi.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda bugüne dek 40 kez gerçekleşen görüşmelerde salt 6 kez oybirliği ile ücretin saptanması komisyon yapısı ve belirme yönteminin sağlıklı olmadığını ortaya koyuyor. Komisyonda işçi temsilcisinin önerileri karşılık bulmuyor, sözü dinlenmiyor. Onlar da komisyonu terk ederek karara muhalif kalıyor. Yıllardır gerçekleşen bu görüntünün sonlanması için komisyonun yapısı değiştirilmesi gerekmiyor mu? (Şükrü KARAMAN)

MANSUR AMCA’DAN RİCAM

MANSUR Yavaş Amca, ben 6 yaşında anaokul öğrencisiyim. Ben ve arkadaşlarım Ankara’da hayvanat bahçesinin yeniden açılmasını istiyoruz. Annem eskiden Ankara’da bir hayvanat bahçesinin olduğunu söylüyor. Böyle bir hayvanat bahçesi açılabilir mi? (Özgür Aras ÖZKAN)

MEB VE DEPREM TALİMATI

BİR akşam, deprem olduğunu düşünüp sokağa çıkın, en yakındaki okula (toplanma yeri niyetine) gidin. Bahçe kapısından giremediğinizi göreceksiniz. Zira görevli akşam kilitleyip gider. Bu görevliye MEB’den “Deprem anında acilen gidip kapıları açınız” diye bir talimat gönderilmemiştir. Dolayısıyla bizler okulun bahçe kapısında kalırız. Bunu bakanlığa yazsam okumazlar bile. Sizlerin uyarıları belki bir işe yarar. (Nedim ARIN)

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Altın Ölüm’

Artık İbrahim Gündüz gibi araştırmacı ve ödünsüz gazetecilere rastlanılmıyor.

Şimdi malum nedenlerden dolayı herhangi bir kurumda çalışmıyor ama gazeteciliğe hâlâ devam ediyor. İbrahim, aktif olarak çalıştığı dönemde bir haber yaparken her zaman etik ilkelere bağlı ve objektif bakışıyla son derece titiz bir şekilde çalışırdı. Mutlaka taraflara eşit ölçüde söz vererek ve belgelere dayanarak haberini sunardı. İbrahim’in geçenlerde bir kitabı Galeati Yayınları’ndan çıktı. Adı, ‘Altın Ölüm’.

‘Altın Ölüm’ kitabı gerçekten çok önemli. Çok önemli çünkü her şeyden önce İbrahim, bu kitabı da bulup ortaya çıkardığı haberleri gibi kılı kırk yarmış da hazırlamış. Yarınlara kalacak olan çok önemli bir belge niteliğinde bu kitap.

Çok önemli çünkü bu ülkenin yeraltı kaynaklarının nasıl ticari meta haline getirildiğini kanıtlarıyla, belgeleriyle ve tarafların açıklamalarıyla öylesine gözler önüne seriyor ki, bu ülkede neler döndüğüne insanın inanası gelmiyor. Kitapta ‘altın’ arayışında doğanın nasıl talan edildiği, doğanın nasıl tüketildiği çok net bir şekilde anlatılıyor. Başka ülkelerde olsa bu kitap yayınlandığında ortalık ayağa kalkar, günlerce konuşulur, tartışılırdı.

Bursa’da Kirazlıyayla, Uşak’ta Murat Dağı, Kazdağları, Cerattepe, Kurşunçalı, Toroslar, Munzur başta olmak üzere neredeyse tüm dağlarımız, ormanlarımız ve ırmaklarımızın nasıl risk altında olduğunu bir bir anlatılıyor. Kitap, 384 sayfadan ve üç bölümden oluşuyor. Kitabın ‘Siyanür Kıskacında Yaşam’, ‘Maden Fuarlarında Pazarlanan Ormanlar ve Türk Tarımı’, ‘Türkiye’deki Siyanürlü Madenler ve Hikâyeleri’nden oluşan bölüm başlıkları bile insanı hayrete düşürüyor. Özellikle 3. bölümde yer alan ve ‘Ovacık Altın Madeni–Sarı Öküzün Verildiği Yer’, ‘Erzincan Dağlarında Bizans ve Yunan Güneşi’, ‘Çöpler Altın Madeni’, ‘Fındık ve Hamsi Diyarına Siyanür Darbesi: Fatsa Altın Madeni’, ‘Kışladağ Bitti Hedef Murat Dağı’, ‘Çanakkale-Balıkesir Siyanür Hattı’, ‘Öksüt-Alaplı Siyanür Hattı’, ‘Artvin-Cerattepe’, ‘Katar-Kanada-Yunanistan Ortaklığı Gururla Sunar: Kızıltepe Siyanür Madeni’, ‘Gümüştaş Siyanür Tesisi ve Doğan Yayıncılık İlkeleri’ gibi konular insanı hayrete düşürüyor.

Ellerine ve kalemine sağlık İbrahim... Elimizde olanak olsa, kitabın tüm sayfalarını buraya aktarmak isterdik.

Eğer siz de birazcık da olsa bu ülkede olup bitenleri merak ediyorsanız, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımıza ne olacak diyorsanız bu kitabı bir an önce okumalısınız. Yarın çok geç olmadan...

BU KADAR HAYVAN SEVGİSİZLİĞİ OLAMAZ!

BİGA’

Yazının Devamını Oku

Sevigen: ‘En diri grup biziz!’

Geçen hafta ‘CHP, yeni parti, Antalya’ içerikli yazılarımız üzerine CHP eski milletvekili Mehmet Sevigen, uzun bir açıklama gönderdi. Bunun ‘Yeter! Söz Milletin’ köşemizde ‘Söz Sevigen’in’ başlığıyla verilmesini istedi. Sevigen, “Düşüncelerimizi söylemek için bir araya gelebilir miyiz?” diye düşünürken, bu yazının bu kadar ses çıkarmasının sebebinin “parti içindeki memleketini, vatanını, milletini, partisini seven ve şimdiye kadar suskun kalmış bir kesimin ortaya çıkmasından kaynaklanabileceği” olduğunu söylüyor. Sevigen’in partiye yönelik eleştirileri kısaca şöyle:

2010’den bugüne kadar 100’e yakın MYK üyesi değiştirdi. MYK üyelerini baypas ederek bir dönem danışmanlarla da yönetti. Bunlar biliniyor. Laiklik ile ilgili bir tek söz söylenmiyor.

Ülkemizin ve partimizin temel 6 okundan olan ‘laiklik’ ayaklar altına alındı. Türkiye’nin sigortası olan CHP’den ve Atatürk isminden yavaş yavaş uzaklaşıldı. Verdikleri sözler tutulmamaya başlandı. CHP tarihinde ilk kez grup başkanvekilleri atama ile getirildi! 3 milletvekilimiz hapisteyken (Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan) “Hapisten çıkmazlar ise yemin etmeyeceğiz” dediler. Sn. Tayyip Erdoğan “Tıpış tıpış gelecek” dedi, gittiler, yemin ettiler! ‘Milletvekili dokunulmazlığı’nı büyük kabadayılık yaparak ‘hukuken yanlış, siyaseten doğru’ dediler ve kaldırdılar! ‘Milletvekilliği dokunulmazlığı’ kalktı! HDP’den 16 milletvekili ve bizden Enis Berberoğlu’nu hapishaneye attılar, sonra gittiler, Silivri’de timsah gözyaşlarını döktüler!

CHP’ye yakın şirketlerin araştırmalarında dahi, iktidar partisinin oyları (yüzde 17) düşerken, CHP yönetimi halka gideceğine, ‘yeni dostlarım’ dediği AKP’de Karamollaoğlu, Davutoğlu ve Ali Babacan’a gidiyor. Davutoğlu-Babacan şimdiki hükümetle görev yaptılar. Şimdi bunların Sn. Tayyip Erdoğan hakkında söyledikleri bana hiç ama hiç inandırıcı gelmiyor.

Evet, bütün bu nedenlerden dolayı partimizde birçok grup ve bizim dışımızdaki grup ve çeşitli arkadaşlar gerek WhatsApp ve gerekse çeşitli toplantılarda partinin sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar. Biz de bu arkadaşların dışında bir arkadaş grubuyuz. Bu ülkede yaşayıp da ülkesi için, partisi için söylenecek sözü ve fikirleri olanlar bir araya gelelim, düşüncelerimizi, fikirlerimizi ve ürettiklerimizi kendi içimizde konuşalım, paylaşalım, ihtiyaç duyarsak partimize ve kamuoyuna aktarırız düşüncesindeyim... İnanın biz partimizin içinde en kalabalık, en diri grubuz. Yüzlerce arkadaşımla konuştum ve bunların içinde “Parti kuralım” diyenler de, “Bir fikir grubu gibi konuşalım” diyenler de var. Parti kuralım demedim. Ancak görüştüğüm arkadaşların bir kısmı parti kurmada istekli görünüyorlardı!

Ben bu durumda çalışmak isteyen partili arkadaşların düşüncelerine aracı oldum. Ne birilerinin icazetine, ne de pazarlığına ihtiyacım var! Biz sadece vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini hayata geçirmeye çalışan, partimizin iyi olmasını isteyen, yapıcı olmaya çalışan bir topluluğuz. Bunun içerisinde eski siyasetçilerden çok, yeni genç arkadaşlarımız olacak. Henüz bir araya gelmiş değiliz. Kimseyle yarış içinde değiliz. Sadece ülkemizi, vatanımızı, bayrağımızı çok seviyoruz. Bu konuları Deniz Baykal ile konuştuğumuz, müzakere etmişliğimiz de olmuştur. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Kendi adıma söylüyorum. Yazınız bize güç vermiştir.”

*

Yarın: Aslı Baykal ne diyor?

 

Yazının Devamını Oku

‘Antalyalı parti’ hikâyesinin ardındaki gerçekler CHP aşındırılıyor...

Dün iki cümle bahsettiğimiz, adını vermediğimiz‚ ‘Antalya kökenli parti’ hikâyesi bir anda ortalığa düştü. ‘Heyecan’ ötesinde ‘kızgınlık’ da yarattı. İttifakın lokomotifi CHP, nereye gidiyor, ne yapıyor soruları öne çıkmaya başladı.

Peşinen söyleyelim: Kemal Kılıçdaroğlu ittifak konusunda doğru şeyler yapıyor. İYİ Parti ve SP’yi ana gövdeden koparttırmıyor. Yeni partileri kanatları altına almak istiyor.

İktidar ise başka bir yöne gidiyor ama Kılıçdaroğlu, başta rejim olmak üzere partiyi batıdan koparmak istemiyor.

Bir siyasal araştırmacı ile konuşurken, “Bu konuda bir şey söylemeden önce Kırgısiztan’da neler olduğunu dikkatle izlemek lazım” diyor.

Rusya, Suriye’de gücünü ortaya koyuyor; Azerbaycan-Ermeni ilişkilerinde de iki ülkeyi ‘terbiye’ ediyor.

Akdeniz’de ‘bayrak’ sallamamıza karşı bütün güçler karşımıza dikilmek isteniyor.

Kıbrıs’taki başkanlık seçimini Mustafa Akıncı yeniden kazanırsa? Bunun cevabı henüz yok.

CHP’DEN KOPUŞLAR

Asıl vurgulamak istediğimiz, CHP seçmenden küçük kopuşlara dikkat çekmek.

Yazının Devamını Oku

Kıbrıs’ta kuzey-güney savaşları

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tarihi Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu 18 Ekim Pazar günü Başbakan Ersin Tatar ve Devlet Başkanı Mustafa Akıncı arasında gerçekleşecek.

Sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye’nin Akdeniz’deki kaderi de belirlenecek.

Güney Kıbrıslı Rumların, Akıncı’yı desteklemesi boşuna değil.

Bağımsız aday Akıncı geçen dönemde Kıbrıs müzakerelerinde devamlı Türkleri zora sokan, Rum yandaşı fikir ve konuşmalarıyla gündem oldu.

“Kıbrıs’ta çözüm için topraklarımızdan bir kısmını Rumlara geri vermeliyiz” ifadesi, belgeleriyle ortada olan tavrının söze dökülmüş halidir.

Eğer Kıbrıs’ı kaybedersek, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı, Akdeniz’deki iddiamızı kaybederiz. ‘Mavi vatan’ kavramından nefret edenlerin hepsi Rumların yanında toplandı. ABD, İngiltere, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, İsrail, say gelsin... Fransa üs açtı. Yunanistan asker sayısını arttırdı. Akıncı ise hâlâ gül, bülbül ve ‘Rum taraftarı’ söylemlerinde!

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Sömürgeci güçler adeta ‘milli irade’ şampiyonu; tıpkı Irak’ta, Suriye’de saygı gösterdikleri gibi yani... Kıbrıslılar çok ağır bir propaganda altında. İç politika nefretleriyle ve duygusal oy verirlerse, her şey bir yana Atatürk’e ihanet ederler. Çünkü Atatürk ne demişti:

“Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir...”

Yazının Devamını Oku

Antalya’da ayıp siyasi hesap!

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in COVID-19 tedavisi yoğun bakımda sürüyor. Ancak durumunun çok kritik olduğu belirtiliyor. Bu arada çok şey söyleniyor. Ne yazık ki ağzını tutan yok, saygı gösteren de kalmamış...

Siyaseten etik olmayan iddiaları utanarak dinliyoruz. Sandalye hesabı yapılmasına pes demek gerekiyor. Meclis’te üyeleri bulunan bütün partililer, saygılı ilişkiler içinde olmalı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçenlerde Böcek’i ziyaret etti. Acaba onlara bir şey söyledi mi? Pazarlığa kalkışanlara “Senin dilini keserim” dedi mi? Diğer partilerin de aynı tavır içinde olmaları gerekmiyor mu?

Bu arada biz Böcek’e acil şifalar dilerken, Antalya büyükşehirin bir fotoğrafını çekmek istiyoruz:

CHP 37, AKP 34, İYİ Parti 15, MHP 15, DSP 4, SP 1.

Herkes aklını başına almalı.

Siyasete saygılı olmalı.

GÜNÜN SÖZÜ

“AYM’nin gerekçeli kararı ile Berberoğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine ilişkin yokluğunda gerçekleşen işlem geçersiz kalmıştır. Sayın Enis Berberoğlu, elini kolunu sallayarak Meclis’e gitmelidir.”

Hüsamettin CİNDORUK

Yazının Devamını Oku

Avukatlara sürgün ve tayin tehdidi başladı

Ankara’da 2 no’lu baroyu kurmak için gerekli üye sayısı olan 2 bini tamamlamak üzere Ankara’daki bakanlıklar, bakanlığa bağlı birimler ile il ve ilçe teşkilatlarında görev alan 750’den fazla kamu avukatına hem kurumların WhatsApp gruplarından, hem de yüz yüze baskıların yapıldığı...

Özellikle Sağlık Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki avukatların, kurum amirleri tarafından masalarına dilekçe kâğıdı bırakılarak imzaya zorlandıkları...

Üst düzey bürokratların, “İmzalamayanı taşra teşkilatına göndeririz, tayininizi çıkarırız, sizin için kötü olur, sonucuna katlanırsınız” gibi sözlerle avukatları tehdit ettiği...

Sağlık Bakanlığı’ndaki avukatlara “Bir hafta içinde formlar doldurulup getirilsin” şeklinde talimat gönderildiği...

Gençlik ve Spor Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Etimaden A.Ş. gibi kurumlardaki avukatlara da aynı baskının sözlü biçimde yapıldığı... Dün itibarıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki 30 avukat, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndaki 15 avukat olmak üzere 45 avukata bu yöntemle imza attırıldığı, imza vermek istemeyenlerin ise sürgün ve tayin gibi tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı, bu baskılarla baro talep kağıtlarının imzalatıldığını okuyoruz.

Buna savunma hakkı yasa ile ortadan kaldırılıyor, iktidar elinde bulundurduğu siyasal güç ile avukatların özgür iradelerini yok etmeye çalışıyor denmez mi?

Baro çevrelerine göre başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı şehirlerde AKP’li ve MHP’li avukatlarca 2 no’lu baronun kurulması girişimlerinin sonuç vermediği belirtiliyor.

CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yönelttiği sorulardan bazıları şöyle:

“Baroların genel kurulunun yapılmasının engellenmesine karşı partilere böyle bir uygulamanın yapılmasının sebebi nedir? Baroların ve özgürce yapılması için bir çalışmanız var mıdır? Varsa nelerdir? Kaç kamu avukatı 2. baroya kaydolmuştur. Ankara’da 2. baronun kurulması için 750’den fazla kamu avukatının tehdit edildiği doğru mudur? Bu konuda bakanlıkça bir inceleme başlatılmış mıdır?”

Yazının Devamını Oku

AKP ne yapıyor?

KONDA Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır, güncel konular üzerinde senaryo ve analizler yaparken, “Türkiye’de her 4 kişiden 3’ünün kaygılı olduğunu” söyledi. Ayşenur Arslan’ın ‘Medya Mahallesi’ programında aldığımız küçük notlar şöyle:

AKP’nin ‘çekirdek seçmeni’nde çözülme var. Kaybettiği oylar ise bir yere gitmiyor, gri alanda genişliyor. Tayyip Erdoğan’a ise tam güveni var.

AKP’nin hedefi ittifakları dağıtmak. Onun için İYİ Parti’ye ve HDP’ye bastırıyor.

Seçim sistemi kilitlenmiş durumda. Yeni dönemde seçim sistemi değişikliği ‘gündem’ olabilir. MHP’nin oyu yüzde 6-7’ye inerse dışlanır ve yeni partilere ‘kapı’ açılmış olabilir.

İYİ Parti ittifaka girerse, tümüyle de olmasa oradaki oyları yine muhalefete gidebilir.

Kaç türlü seçmen var? Duyusal seçmen, taraftar seçmen ve çekirdek seçmen. Çekirdek seçmenin kendi içinde eleştiriler yapması ilginç sayılmalı.

AKP, iki turlu seçimden vazgeçip tek turlu seçimi düşünebilir.

Herkes ‘saray’a bakıyor; AKP’nin seçimden avantajlı çıkacağını da düşünmek gerekiyor.

Siyasi İslam ile muhafazakârlık arasındaki makas açılıyor. Şunu da söyleyebiliriz: Siyasi İslam iflas etti artık.

Yazının Devamını Oku

Gevşeme ikinci dalgayı getirdi... AB kasıp kavuruluyor

Her şey ortada. Önlemlere harfiyen uymamanın, rehavetin, gevşemenin yol açtığı söylenen ‘ikinci dalga’ Avrupa’yı kasıp kavuruyor. Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya başta olmak üzere, hemen her ülkede günlük vaka sayıları yüksek, ölenlerin sayıları artıyor.

Başka ülkeleri risk bölgesi ilan eden Almanya, şimdi ülke içinde de risk bölgeleri ilan etmeye başladı. Bu bölgelerde yaşayanların başka bölgeye gitmesi veya başka yerden buralara gitmek neredeyse yasaklanacak. Madrid ve etrafındaki bölgeler dış dünyaya tekrar kapandı. Önemli bir gerekçe olmadan dışarı çıkmak yasak. Paris’te de keza benzer durum yaşanıyor. İtalya, alınan önlemleri sıkı takip için polis ve ‘carabinieri’ denilen jandarmaya ilaveten ordudan yardım istedi.

Bilim insanları vaka sayıları azalsa bile bunun azalmanın devam edeceği anlamına gelmediğini ısrarla işaret ediyorlar. Bu kez ‘sessiz enfeksiyonların’ veya ‘süper bulaştırıcıların’ ortaya çıkacağını söylüyorlar. Dolayısıyla bir süre daha bu salgın ile önlem alarak yaşamaya devam edileceğini hatırlatıyorlar. Birebir benzemese bile 1918-1919 İspanyol gribi salgınında da birinci dalgadan sonra, “Tamam bitti” derken ikinci dalganın, ardından üçüncü dalganın geldiği söyleniyor. ABD’de Minnesota Üniversitesi Bulaşıcı Hastalıklar Araştırma Merkezi Direktörü Mike Osterholm, “Salgının hemen biteceğini düşünmek mikrobiyolojiye aykırı” diyor.

Çıplak gözle görülemeyecek derece küçük bir virüs, sınır, engel tanımaksızın, ayrım yapmaksızın herkesi ölümle yüz yüze getiriyor. Tüm dünyada dolaşan virüsleri toplasan bir gram ya gelir ya gelmez diyor bilim insanları. Avrupa’da ‘shutdown’ denilen ‘tamamen kapanma’ alçak sesle konuşuluyor ama ekonominin alacağı ikinci bir darbenin belki de ülkeyi nakavt edeceği korkusu yüksek perdeden seslendirmeyi şimdilik engelliyor. Ama gidişat o yöne doğru galiba. Frankfurt’ta, Berlin’de veya birçok metropolde akşam 22.00’de restoranların, barların, kafelerin kepenkleri indirmesine karar kılındı.

Türkiye’de de vaka sayıları gerilemiyor, artıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, günler evvel durumu “birinci dalgada pik” olarak niteledi. Karamsarlık veya paniğe mahal vermemek istedi sanırız. Haklı da. İster ikinci dalga, ister pik deyin, zaten gerçek değişmiyor. Daha fazla yayılmaması gerek. Yoksa sağlık sistemi çöker. Maske, sosyal mesafe, hijyen kuralını ‘ama’sız yerine getirmek şart. Hasta tedavi edilerek salgın önlenmez. Tek çaresi etkin bir aşı. Başka çare yok.

GÜNÜN SÖZÜ
“ADALET, milletlerin ekmeğidir; milletler daima adalete acıkırlar.”
Heraklitos

‘ANADOLU KALKINMA KOOPERATİFİ’ KURULUYOR

Yazının Devamını Oku

6 Ekim’in anlamı nedir?

Atatürk, diyor ki:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.”

Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar, İstanbul’un kurtuluş gününü anlatıyor: “24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra, 23 Ağustos 1923’ten itibaren İtilaf Kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. 6 Ekim 1923’te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal, 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü.

Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü ve onunla birlikte İngiliz, Yunan, Fransız ve İtalyan kuvvetlerine karşı mücadele eden, hayatlarını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi, sevgi ve saygı ile anıyoruz.

6 Ekim, İstanbul’un kurtuluş günü olarak belirlendi ve yıllardır kutlanmaya başlandı. Emperyalist ülkelerin Osmanlı’ya uyguladığı ekonomik ve askeri politikalar ile onu aciz bırakarak ne kadar vahşi ve gaddarca yaptığı işgali unutmamak ve de unutturmamak gerekir. Bunun için de umarım her yıl, bu günü kutlamaya devam ederiz.”

GÜNÜN SÖZÜ

“21. yüzyılın cahilleri, okuma-yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”

Alwin Toffler

46 YILLIK AVUKATTAN GENÇLERE ÖNERİLER

Yazının Devamını Oku

‘Fatih’in Rönesansı’

Bizim çocukluğumuzda 6 Ekim’de (bugün) “İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu” kutlanırdı... Çokpartili rejimden sonra, kafalarda Osmanlı mantığı ağır basınca, İstanbul’un fethini kutlamaya başladık... Bu konuda Cumhuriyet’in saygın yazarı rahmetli İlhan Selçuk epey yazdı:

Bir devlet en büyük kentini fethettiği için bayram yapıp cümle âleme “Burası bizim değildi, ama işgal ettik” der mi?.. Kafayı sanırım o günlerde yemeye başlamıştık...

‘Tarih Baba’ diyor ki: “Türkler Anadolu’ya bin yıl önce Orta Asya’dan göçle geldiler... Malazgirt Meydan Savaşı...”

Peki, biz geldiğimiz zaman Anadolu boş muydu?

Daha önceki tarihsel öyküleri bir yana bırakalım ama 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu’yu paylaşmak için nasıl biz bize boğuştuk?

Türkler Anadolu’yu Hıristiyan emperyalizmine ikram mı edecekti?

Hesaplaşma kanlı oldu...

İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunu değil fethini kutlayan kafa, işi buralara kadar sürükledi...

İşte o zaman emperyalizme karşı savaşla kurulmuş laik ve bağımsız

Yazının Devamını Oku

CHP İstanbul’da başka İzmir’de başka mıdır?

AKP’ye yakın vakıf ve derneklere aktarılan paranın seçimleri kazanan CHP’li belediye başkanları tarafından kesildiği biliniyor. İzmir’de ise bunun aksi oldu ve CHP örgütü karıştı. AKP’li Meclis üyesi Fikret Mısırlı’nın başkan yardımcısı olduğu Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği’ne destek vermek amacıyla imzalayacağı protokol akıllarda soru işaretleri bıraktı.

Bu konudaki önergeyi bizzat Tunç Soyer gündeme soktu. Soyer’in bu derneği daha önceden de ziyaret ettiği bildirildi. “Sanki meclisin iradesi Tunç Soyer’de mi” sorusu ortaya atıldı. Ne yazık ki protokol daha mecliste imzalanmadan önce Soyer’e ‘teşekkür’ metni yayınlanması dikkat çekti.

Tartışılan soru şuydu: “Bu parti siyaseti açısından ne kadar doğrudur? CHP’nin politikaları şehirlere göre mi değişiyor? İstanbul, İzmir ve Ankara’da başka CHP mi vardır?”

Bu arada CHP Buca/büyükşehir meclis üyesi avukat Taner Kazanoğlu’nun ismi ortaya çıktı. Silivri’deki duruşmalardan tanıdığımız, Bakırköy’den sonra Buca’dan aday gösterilen Kazanoğlu’nun itirazı ile ilgili olarak “bu tip derneklere resmi olarak destek verilmesini doğru bulmadığını” söylemesi AKP’liler tarafından gündeme taşındı. Kazanoğlu, ret vereceğini açıkladı. Konunun AKP’liler ve başka bazı CHP’liler tarafından da istismar edilmek istenmesi dikkat çekti.

Örgütte kriz çıktı. Bunun üzerine bir formül bulundu. Kazanoğlu, konunun görüşüldüğü gün toplantıya katılmadı ve önerge meclisten oybirliği ile geçti. Tartışmalar sırasında, İBB ile Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği arasında imzalanacak protokolden, ‘ayni ve maddi destek verilmesi’ ibaresinin kaldırılmasına karşılık ille de ‘destek’ ibaresine yer verilmesi, bu kez “Desteğin açılımı ne?” sorularını gündeme getirirdi. Derneğin kamu yararı statüsünde değil de klasik bir cami derneği olması da tartışmaların önünü açtı. Bazı CHP’liler de “İzmir’de böyle oluyorsa AKP döneminde TÜRGEV ve Ensar’a yapılan yardımlara karşı çıkılmasını nasıl izah edilecek?” diye konuştular. Peki AKP’ye şirin gözükmek neyin nesidir?

Demek ki herkesin yandaşı kendisinedir.

GÜNÜN SÖZÜ
MEDENİ KANUN 94. YAŞINDA

Yazının Devamını Oku

‘Hesap sorulabilirlik, hesap verilebilirlik’

‘İYİ Partililer daha değerli... CHP’de bir şeyler oluyor’ başlıklı dünkü yazıda CHP-Üsküdar’daki istifalar ve bunlara Gürsel Tekin’in tepkisi ile ilgili ifadelere eski CHP milletvekili Kemal Anadol, bir başka açıdan bakarak ‘okkalı’ bir cevap yazmış.

Anadol diyor ki:

“Demokrasilerde önemli kurallardan biri, hesap sorulabilirlik ve hesap verilebilirliktir. Bu kural parti içi demokrasinin de olmazsa olmazıdır. Adaylar önseçimle belirlenirse sorumlular delege veya üyelerdir.

Merkez yoklaması ile belirlenmişse sorumluluk parti genel merkezindedir. Yetki ve sorumluluk bir madalyonun iki yüzü gibidir. Üsküdar CHP Belediye Meclisi listesini yaparak yetkisini kullanan CHP merkez üyeleri son istifalardan sonra CHP seçmenine ve örgütüne hesap vermek zorundadırlar. Merakla yanıt bekliyoruz!”

KUTLANACAK GAZETECİ

Partisinden kapı dışarı edilen Melih Gökçek’in herkese saldırgan tutumuna en güzel cevabı internet sitesi Super Haber’in sahibi Cengiz Er verdi ya...

Cengiz Er’in unutulmayacak sözü şöyle:

“Bu adamın kime çalıştığını artık çözmemiz lazım. Bu tür bayağı paylaşımlara karşı mahalle medyasının yaptığı gibi susmak değil, karşı durmalıyız. KORKMAYINIZ.”

Medyaya da ders veriyor

Yazının Devamını Oku

Sakarya gaz sahası için düşünceler

Petrol çıkarma ve rafinerilerde yıllarca çalışmış olan yüksek makine mühendisi Aslan Özmen hesap yapmış, Sakarya gaz sahasından yılda 10 milyar metreküp satılabilir doğalgaz çıkacağını hesaplamış... 28 yıl süreyle bu gazın Türkiye’nin dörtte bir ihtiyacını karşılayacağını söylüyor. Özmen’le konuşurken “Esas yeraltı serveti petroldür” demeyi de ihmal etmiyor.

Türkiye’nin Karadeniz’de (Zonguldak) 320 milyar metreküp doğalgaz bulduğunu açıklarken “Biraz da havaya girilmiştir” diyor ve ekliyor: “Politikacılar 2-3 ay içerisinde bu gazın nakde dönüşeceğine inanıyorlardı. Sanırım hevesleri boşa gitti!”

“Petrol ve doğalgaz nedir” sorusunu yanıtlıyor Aslan Özmen:

“Ham petrol deniz planktonlarının 100 derecede ve 100 atmosfer basıncı altında kalmasıyla 1 milyon yıl, doğalgaz ise yine deniz planktonlarının 160 derece ve 100 barda 1 milyon yıl kalmasıyla oluşur. Bu işin esası petrol hidrokarbonlarını bulmaktır. Latince’de petroil, kaya yağı demektir. Petrol çıkaran ünlü devletlerden Suudi Arabistan, İran, Irak’ta doğalgaz çıkmaz. Çıkan petrol ayrıştırılırken yüzde 5-10 yabancı maddeler (su gibi) çıkar.

Doğalgaz, petrolün içinde yağla ‘bileşik’ bulunur ve ülkelerde petrol ayrıştırılırken yan ürün olarak çıkar.

Doğalgaz son 30 yılda termik santrallarda yakmak için ve konutlarda ısınmak için ‘popüler’ bir enerji olmuştur.

Dünyanın doğalgaz üreticileri yıllık bazda rezervleri büyük üreticiler; Rusya 35 trilyon metreküp, İran 33 trilyon metreküp, Katar 24 trilyon metreküp, Türkmenistan 19 trilyon, ABD trilyon 8 metreküp, Birleşik Arap Emirlikleri 6 trilyon metreküp... Bize ‘akran’ devletlerde ise Mısır 2.2 trilyon metreküp, Özbekistan 1.5 trilyon metreküp, Pakistan 560 milyar metreküp, Ukrayna 260 milyar metreküp, Hollanda 161 milyar metreküptür. Türkiye ise 323 milyar metreküp... Kendimizi bu rakamlarla mukayese etmeliyiz.

BİZ ÖNCE PETROLCÜYÜZ

Doğalgaz bir de proses hammaddesi olarak, gübre, petrokimya ürünlerinin hammaddesi olarak kullanılır. Geçmiş yıllara bakarsak, Türkiye

Yazının Devamını Oku

Bilgisayar karaborsaya düştü

Bu çocukların hali ne olacak, ders öğrenemeyecekler mi?

Bilgisayarsızlık tablosu hiç hoş değil, bu durumun faturası ağır olur. Kadıköy’den bir bilgisayar tamircisi aradı, “Yalçın Bey, bilgisayarlar karaborsa oldu” diye haykırdı.

Bu sıkıntıyı bir bilgisayar satıcısı anlatamaz.

Gaziantep’ten 12 yıl önce gelmiş, yaşamı yenisiyle eskisiyle hep bilgisayarlarla geçmiş.

“Çocuklar hem bilgisayar alamıyor, hem de eğitim yapamıyor. Arayan arayana...” diyor.

Bilgisayar da piyasadan çekilmiş, yani mal bulunmuyor, bir de bunun parçalarını düşünün.

“İkinci el bilgisayar 1500 lira olmuş, 1000 liralık tablet de 2 bin lira... Bazı bilgisayarları 1500 liraya bulmak mümkün değil.”

Olağanüstü bir durum yaşandığını, herkesin duyarlı olması gerektiğini söylüyor genç tamirci:

“Yardımsever ve şefkat sahibi kişiler, ihtiyaç dışı kalan bilgisayarlarını gençlere ve okul müdürlerine teslim etmelidir.”

Yazının Devamını Oku

İlaçta ve tıbbı cihazda pazarlık başladı

CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield’in 2.3 milyar dolarlık ilaç borcu uyarısının ardından Ankara’da pazarlığa başlandığını duyurdu.

Emir, “Maliye şu anda Ankara’da firmalarla pazarlığa oturdu. Tıbbi cihaz borçlarında yüzde 60 feragat istemişlerdi, şimdi de ilaçta yüzde 20 feragat istiyorlar” dedi.

Büyükelçinin ABD’li ilaç firmalarının Türkiye’ye ilaç satışını durdurabileceği açıklamasını hatırlatan CHP’li Emir, şunları söyledi:

“Üniversite ve kamu hastanelerinin tıbbi cihaz ve ilaçta piyasaya olan borcu büyükelçi Satterfield’in dediği gibi 2.3 milyar dolara ulaştı, yani bugünkü kurla 18 milyar TL’ye yaklaştı. Borcun yüzde 60’ı ilaç depolarına, yüzde 40’ı da tıbbi cihaz ve medikal firmalarına yönelik. Neden pazarlık yapıyorlar? Çünkü borçların ödenmesi için yüzde 20 feragat istiyorlar. Üstelik bu durum Türkiye’nin yurtdışında da yatırım itibarını her geçen gün daha da zedeliyor. Tüm dünya da şu anda büyükelçinin Türkiye’ye yönelik uyarısını konuşuyor.”

YA İLAÇ ALAMAZSAK

Emir’in şu sözü ilginç: “Hastaneler yakında eldiven ve gazlı bez dahi alamayacak hale gelecek diye uyarmıştık, şimdi de Türkiye ilaç alamaz hale gelecek diye uyarıyoruz.”

Bakalım büyükelçiye ne cevap verilecek?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Çoklu baro ve getirdikleri

Çoklu baro düzenlemesinin getireceği sakıncalar düşünülenden çoktur:

1- Kılık kıyafet: Değişiklik getiren yasanın 49. maddesine göre “Avukatlara, cübbe dışında, staj dönemi de dahil olmak üzere, mesleğin icrası kapsamında kılık-kıyafetle ilgili herhangi bir zorunluluk getirilemez”. Başörtüsü ve türban esasen kürsüde ve mahkeme salonlarında kullanılıyordu ama bu maddeye göre, artık ‘bir tarikat giysisi, fes, sarık, külah’ takarak da duruşma salonuna girilebilecektir.

2-Türk’ sözcüğü: Sırada, demokratik kitle örgütleri ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının adının başında yer alan ‘Türk-Türkiye’ sözcüğünün kaldırılması yer alıyor.

3- Çoklu baro nerede: Çoklu baro, 5 binden fazla avukat bulunan illerde kuruluyor. Türkiye’de bu şekilde yalnız 3 il var: Ankara, İstanbul ve İzmir. Bu iller düşünüş ve eylem olarak en demokratik, bağımsız ve muhalif yapıya sahip olan yerler olduğu için baroları bölünmek isteniyor.

4- Kaç baro olacak: Bu hesaba göre –henüz kurulamamış olsa bile- İstanbul’da 23, Ankara’da 8 ve İzmir’de 5 baro kurulabilecektir. Bu mesleki örgütlenmeyi, düzeni bozacaktır. Eğer hukukçu sayısına göre baro sayısı artacaksa hâkim ve savcı sayısına göre de yeni Hâkimler ve Savcılar Kurulu, yeni HSK’lar kurulmalıdır.

5- Avukat sayıları: İstanbul’un 46 bin 052, Ankaranın 17 bin 598, İzmir’in de 9 bin 612 avukat üyesi bulunmasına rağmen delege sayısı ve üst organ seçimlerinde, bünyesinde 350 bin 400 avukat bulunan il baroları ile aynı duruma getirilmektedir.

6- Delege sayıları: İstanbul’un delege sayısı 138’den 13’e, Ankara’nın 53’ten 7’ye, İzmirin 16’dan 5’e düşürülüyor. Böylece bu baroların bünyelerinde çok fazla sayıda avukat bulundurmalarına rağmen barolar birliği başkan ve yönetimini seçmekteki etkinlikleri yok ediliyor.

7- Mukayeseli tablo: Bir başka hesaba göre baroda kayıtlı avukat sayısına göre, Tunceli’de her 10 avukat, Kilis’te her 22 avukat bir delege seçecek iken, İstanbulda 3 bin 542 avukata bir delege ve Ankara’da her 2 bin 514 avukata ancak bir delege düşecektir.

8-

Yazının Devamını Oku

Ne Menemen-Kubilay, ne de Şeyh Sait saklanıyor artık

“Milli Eğitim’de müfredat değişikliği sonrası Atatürk, Atatürkçülük ve diğer konularla ilgili ders kitaplarının son hali için ‘Gayrimilli Eğitim’ kitabımı inceleyebilirsiniz” diyor eğitimci Mustafa Solak.

Dün yerimizin darlığından sosyal bilgiler 4. ve 5. sınıf kitaplarına yer verememiştik. Mustafa Solak “Burada Atatürk, sıradan birisi gibi gösterilmeye çalışılıyor” diyor ve şunları anlatıyor:

“Milli mücadele kahramanları Fevzi Çakmak, ‘Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’, ‘Fevzi Paşa’; İsmet İnönü ‘İsmet İnönü’, ‘İsmet Paşa’ veya ‘İsmet Bey’, Kazım Karabekir, ad ve soyadı veya ‘Kazım Karabekir Paşa’ Ali Fuat Cebesoy, ‘Ali Fuat Paşa’ diye yazılırken Atatürk için ‘Paşa’, ‘Bey’; ‘Atatürk’, ‘Mustafa Kemal Atatürk’ hitabı neredeyse yoktur. Kitabın yazarı bugünden seslenerek sorduğu için ‘soyadı kanunu olmadığından böyle hitap edildiği’ savunusu yapılamaz.

ATATÜRK’Ü UNUTMAYIZ

Atatürk’ü çıkararak veya azaltarak emperyalizme karşı milli birliği sağlamak mümkün değildir. Atatürk’ün önemi ve Atatürk ilkelerinin ülkemizin ihtiyacı olduğu, zorunlulukların sonucu ortaya çıktığı vurgulanarak anlatılmalıdır. Sendika, dernek, kitle örgütleri, partiler, yazarlar, aydınlar bunun mücadelesini vermelidir.”

ÇERKEZKÖY’DEN SONRA KIRKLARELİ TERMİK SANTRAL PROJESİ DE İPTAL

TRAKYA halkının ortak mücadelesiyle Kırklareli Dokuzhöyük kömürlü termik santral projesi iptal edildi. Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (DAYKO)’nın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine açtığı davada Danıştay 6. Dairesi, Trakya çevre düzeni planlardaki değişiklikle yapılmak istenen kömürlü termik santrala ilişkin bakanlığa ‘dur’ dedi.

Kırklareli halkı, köylüsü, işçisi, esnafı, gençleri, STK’lar ve önemlisi kadınları ile yaşamlarını karartacak termik santrala karşı mücadele verdiler. Aynı Çerkezköy- Silvri’de olduğu gibi...

CHP’li

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e gene saygısızlık

Eğitimci Mustafa Solak’ın şu yazısını okuyun, sonra da yine söyleyecekseniz söyleyin:

18 Temmuz 2017’de öğretim programlarını yayımlayan MEB, bu programlara dayalı ders kitaplarını 3 yıldır okutuyor. Genel olarak değerlendirdiğimizde Atatürk’ün, Atatürk ilkelerinin, özellikle laikliğin geçtiği yerlerin azaltıldığını hatta kimi derslerden kaldırıldığını, padişahın, halifenin teslimiyetçi, işbirlikçi rolünü, Cumhuriyet’e karşı hilafet yanlısı Şeyh Sait, Menemen ayaklanmalarını gözden uzak tutarak yeni bir tarih anlayışı yaratılmaya çalışıldığını gözlemledim. Bu yıl da değişen bir şey yok.

İlköğretimden lise sonuncu sınıfa (4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12) kadar okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi ders kitaplarından Atatürk, Atatürk’ün din ve vicdan özgürlüğüne dair ünite, cümleler, görseller kaldırıldı. Öyle ki yeni kitaplarda Atatürk’e 1 kelime dahi değinilmiyor.

Tarih kitabında Atatürkçülük konuları azaltıldı. Sosyal Bilgiler 5. sınıf kitabında Atatürk ilkeleri çıkarıldı.

Önceki yıllarda ‘Çağdaşlaşan Türkiye’ ve ‘Yeni Türk Devletinin Temelleri’ ünitelerinde 7 sayfada anlatılan Atatürk ilkelerine yeni kitapta yer verilmedi.

Bakarsanız Atatürk’ün ismine kaç kez yer verilmiş, bunun anlamı saygısızlıktır.

Mustafa SOLAK

Bir yılda kurulan 4. parti oldu

YEŞİLLER PARTİSİ İDDİALI GELİYOR

Yazının Devamını Oku