GeriYalçın BAYER İmtiyazlı ortaklık hikâyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İmtiyazlı ortaklık hikâyesi

Ülkemizin AB’ye üyelik konusunda imtiyazlı ortaklık görüşü, çok eskilerde, Helmut Kohl’un başbakanlık döneminde başlar. 1989’da AB Karma Parlamento Komisyon Eşbaşkanlığı’nı yürüttüğüm dönemde bu konu ilk defa Hıristiyan Demokrat Partili bir milletvekili (Merkel’in partisi) tarafından dile getirilmişti.

Merkel, başbakan olarak 2000’li yılların başında Türkiye’ye ilk geldiğinde yaptığı toplantıda imtiyazı ortaklık önerisini tekrarlamıştı. “İmtiyazlı ortaklığın ne olduğunu anlamamız için elinizde bize sunabileceğiniz bir rapor var mı?” soruma, yardımcısına danışarak “Şu anda elimizde değil ama 2 hafta içerisinde size ulaştırırız” cevabını verdi.

Bir ay sonra, o toplantıda da bulunmuş olan Ankara’daki Alman büyükelçisine bir yazıyla Şansölyeden herhangi bir cevap almadığımı belirttim. Kısaca “Talebiniz Bonn’a iletildi” dendi. Daha sonra başbakanlığa gönderdiğim mektuplar cevapsız kaldı. İşin özeti şudur: Almanya başta olmak üzere Türkiye’ye tam üyelik dışında ne sunabilecekleri hususunda AB’nin kendisinde ve diğer hiçbir AB ülkesinde veya bir AB kurumunda, üniversitesinde taslak halinde dahi bir rapora veya ön çalışmaya rastlamadım. Varsa da erişemedim.

Sayın Merkel’in imtiyazlı ortaklık teklifinin iyi niyete dayandığına kesinlikle inanıyorum. Ama ne yazık ki altı boş bir öneri. 5 yıldır 4 milyon Suriyeliye en insani koşul ve olanakları sağlayan Türkiye’nin kıymetini bilmeyen, Birleşmiş Milletler’in 4 ayrı kararına imza atarak Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu kabul eden ülkelerin “Türkler Ermenistan topraklarını işgal ediyor” diye çığlık attıkları, 25 yıllık Gümrük Birliği’nin yenilenmesini dahi gündeme almayan bir AB’de basit bir raporu dahi olmayan imtiyazlı ortaklık önerisi havanda su dövmekten öteye gitmez.

Bülent AKARCALI-Eski milletvekili ve bakan

OTOYOL ÜCRETLERİ VE MÜCBİR SEBEP

BİRÇOK kamu tesisi, özel şirketlere yaptırılıyor ve bunlara para kazanma garantisi veriliyor.

Otoyol köprüler ve tünellerde ‘araç geçiş’, havalimanı gibi ulaşım yerlerinde ‘yolcu garantisi’, hastanelerde ‘hasta’ garantisi gibi... Geçsen de geçmesen de hasta olsan da olmasan da bu paraları ödüyorsun. Üstelik bu yerlerin ücretleri çok yüksek. Örneğin İstanbul’dan Osmangazi Köprüsü’nden İzmir otoyol geçişi 367 lira, uçakla gitsen daha ucuz. Bir diğer şaşırtıcı gerçek: Garantili kazanç sağlayan bu yerlerin yapım ücreti, uzay yolculuğundan bile daha pahalı. Mars’a gidişin maliyeti 2.8 milyar dolar iken, İzmir Otoyolu’nun maliyeti 11 milyar dolar. Yani özel şirketlere İzmir’e otoyol yaptırana kadar, Mars’a 4 kere gidip gelebilirsin.

Yetmedi, mücbir sebep, yani beklenmeyen, olağanüstü hal durumlarında bu ücretlerde hiçbir ayarlama yapılmıyor. Salgın hastalık çıksa, geçiş ve kullanım yasakları gelse, bu hizmetler kullanılmasa bile yüksek ödemeleri yapıyorsun.

Bütün dünyayı saran salgın hastalık döneminde, işçilerin ücretlerinde bile ayarlama ve düşüş yapılırken, bu yerlerde hiçbir ayarlama yapılmıyor. Sokağa çıkma yasağı, ulaşım yasakları konmasına rağmen otoyollardan, köprülerden geçmeyen araç ve yolcu ücretlerinin tamamı ödeniyor. Oysa hukuk ve yasalara göre ‘mücbir sebep’ denilen, beklenmeyen ve olağanüstü durumlarda bu ayarlamanın yapılması zorunludur. Yasalara aykırı şekilde, haksız ve fazladan ödenen bu miktarlar için bu ödemeleri alanlar kadar, ödemeleri yapanlar da sorumludur. Ödenen paralar, ödemeleri yapan ve alanlardan müşterek ve müteselsil olarak tahsil edilmeli, geri alınmalıdır.

Avukat A. Erdem AKYÜZ

GÜNÜN SÖZÜ

“KAPİTALİST ekonomi hepimizi tuzağa düşürdü.”

Dr. Agah AYDIN-Psikoterapist, psikiyatrist

MESAJ PANOSU
ÇYDD 32 yaşında!

1989’da Prof. Dr. Türkan Saylan ve bir grup aydın tarafından kurulan ve 92 binden fazla kız öğrenciye eğitim desteği sunan ÇYDD’nin, 32 yıllık mücadelesini anlatan Prof. Dr. Ayşe Yüksel, “‘Ben okumak istiyorum ama ekonomik koşullarım buna yetmiyor’ diyen kimse kalmayana kadar çocukların yanlarında yer almak istiyoruz” açıklamasını yaptı.

KADIN Oyunları Festivali; 1-5 Mart’ta Bandırma Barış Manço Kültür Merkezi’nde, 4-11 Mart’ta Ankara AST Bilkent Sahne’de, 23-27 Mart’ta Ayvalık Vural Sineması Nejat Uygur Sahnesi’nde seyircili olarak, dijital gösterimi Çanakkale Belediyesi sosyal medya hesaplarından 8-17 Mart tarihleri arasında tüm Türkiye’den izlenebilecek. Ramize Erer’in karikatür sergisinin yer alacağı festival gelirinin bir bölümü, ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na aktarılacak.

SÜT YERİNE BETON!

İstanbul Veteriner Hekimler Odası (İVHO) Başkanı Prof. Dr. Murat Arslan, ‘Kanal İstanbul’ güzergâhında bulunan Arnavutköy ilçesinde yapılacak bazı düzenlemelerin hayvancılık ve tarımsal üretim faaliyetlerine büyük darbe vuracağını belirterek, Arnavutköy İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisi’nin aldığı bölgenin bazı mahallelerinde bulunan hayvan ahırlarının hazirana kadar boşaltılması kararına tepki göstererek “Kararla bölgede yaşayan ve başka bir geçim kaynağı bulunmayan üreticiler inşaat rantına feda edilmişlerdir” dedi.

‘YENİ ve En Yeni Müzik Festivali’ 26-28 Şubat tarihleri arasında paneller, film gösterimleri ve atölyelerle çevrimiçi ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. (arter.org.tr)

BİLİYOR MUSUNUZ?

CHP Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Sağlık Bakanı’ndan 2002–21 döneminde özelleştirilen hastane yemekhanelerinin sayısı ile ihale bedellerinin açıklanmasını istediğini; bu arada Diyarbakır Gazi Yaşargil Devlet Hastanesi’ndeki yemek skandalı ile ilgili ne gibi işlem yapıldığını sorduğunu; ayrıca aşılama hızının süreç başlamadan önce açıklanan değerlerin altında kalmasının sebeplerini açıklamasını istediğini...

İZMİR Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in, UNESCO Dünya Mirası geçici listesindeki tarihi İzmir, Birgi, Gediz Deltası ile Foça, Çandarlı ve Çeşme kalelerinin daimi listeye alınması için hazırlıkları sürdürdüklerini söylediğini...

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin’in, işsizlikle anılan kent haline gelen Adana’nın tüm ilçelerinde 19 yıl boyunca bir fabrika bile açılmadığına dikkat çekerek Bakan Mustafa Varank’a “Adana için ne yaptınız? 19 yılda Adana’nın ilçelerine tek fabrika kurulmadı” diye sorduğunu...

CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut’un, İcra ve İflas Harçları için yasa değişikliği yapılarak harç miktarının yüzde 1’e düşürülmesini istediklerini belirterek “Borçlunun yükünü daha fazla ağırlaştırmayın, borç batağındaki vatandaşlara kolaylık sağlayın” dediğini...

 

X

Millet İttifakı’nda imar rantı çatlağı

İBB Meclisi’nde gün geçmiyor ki imar rantı tartışmaları olmasın. 24 Kasım 2021 günü İBB Meclisi’ne gelen Çekmeköy ilçesi 1/5000 ölçekli nazım imar planına geçen ekim ayında CHP şerh koydu.

Tarafların anlaşmasıyla rapor geri çekildi. Bir ay sonra yani dün, rapor Meclis Genel Kurulu’na geldi. Tek bir farkla. Rapordaki CHP şerhi geri çekilmişti. Neden çekildiği merak konusu oldu, Deniz Baykal’ın yıllarca önce söylediği gibi ‘yavşak ilişkiler’ yine mi gündeme geliyordu? Ancak CHP İBB Meclis Grubu tekrar rapora şerh yazarak doğru olanı yaptı. Çünkü plan değişikliği içinde ‘önemli’ iş insanlarının projeleri de mutlu sona kavuşuyordu.

Önemli ayrıntı şuydu:

Her konuda birlikte hareket eden ittifak ortağı İYİ Parti, nedense ittifakta çatlağa neden olarak Meclis’te rapora olumlu oy kullandı. CHP’liler şaşkına döndüler. Bu arada birçok üyeden de telefon aldık. Söylenenler şuydu: Konu imar rantı olunca İYİ Parti ittifak ortaklığından geçici olarak çıkıyordu! Bu arada AKP’li Sancaktepe’den İYİ Parti Grup Başkan vekili olan Trabzonlu hafız İbrahim Özkan, kürsüye her çıktığında AKPyi ayetler ve hadisi şeriflerle imar rantı konusunda eleştirmesiyle biliniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“DÜNYADA para piyasalarında yaşanan olumsuz gelişmeler karşısında, bir siyasi hamaset haline getirilmeden ülkemizin içinde bulunduğu zor şartlar ve insanımızın çektiği büyük sıkıntı ve acılar göz önünde bulundurularak IMF seçeneği değerlendirilmelidir.” (Veli Ufuk ALP-Bankacı, ekonomist)

‘ERKEN SEÇİM’ GÜNDEMDEN DÜŞTÜ

SEÇİM tartışmaları gündemde ağırlığını sürdürürken, bazı ekranlarda “2022 Kasım’ında seçim mi var?” sorusu gündeme getiriliyor. Muhalefetin ‘erken seçim’ talebinin dışında, yani erken seçim olacağı şeklinde söylemler sürüyor.

Oysa, iktidar bloğu Seçim Kanunu’nda değişiklik yaparak seçime gitmeyi, MHP

Yazının Devamını Oku

‘Kanal İstanbul’da tarafları test etmek

Siyasetçiler söyledikleri ile kendilerini bağlarlar. Ekrem İmamoğlu, her açıklamasında Kanal İstanbul için beton kanal ve rant projesi diyerek yaptırmayacağı iddiasında bulunuyor.

Keza Kemal Kılıçdaroğlu da büyükelçilere yazı yazarak “Kanal İstanbul’a yatırım yapan olursa bedelini öder” diyor. İttifak ortağı Meral Akşener’in “Bu tiksindirici borcu bizden alamazsınız” demesi de dikkat çekmişti... Dolayısı ile CHP, parti olarak Kanal İstanbula karşı.

Gelelim esas konuya... Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Kanal İstanbul projesi içinde yapılacak yeni şehir için hazırlanan imar planları içinde İBBye bağlı İSKİnin 3.6 milyon metrekare arazisi ve bazı CHP’li belediyelerin de arazileri bulunuyor. Anlaşmazlık noktası şu mudur:

İSKİ ve CHP’li bazı belediyelerin arsalarına bakanlık tarafından daha az imar veriliyor diye İBB yönetiminin itiraz ettiği yönünde bazı duyumlar dikkat çekiyor. “Niye bize az imar hakkı veriliyor?”

Halbuki, İmamoğlu açıklamalarında Kanal İstanbul için ‘rant projesi’ dediğine göre pazarlık gerçekten “beton kanal” noktasında mı, yoksa “Bize de yüksek imar hakkı verilmeli, biz de susalım” noktasında mı düğümlenmektedir?

İmamoğlu ve CHPli belediyeler şunu yaparsa açıklamalarının arkasında durmuş olurlar:

Bakanlığa, “Kanal İstanbul bölgesinde yaptığınız her türlü plan değişikliğine karşıyız” demeleri gerekiyor. İBB’ye bağlı İSKİ mülkiyetinde bulunan 3.6 milyon metrekarelik alanın eski imar şartlarında kalmasını, imar hakkı verilse bile üzerine hiçbir yapılaşma yapmayacaklarını, yapılan plan değişikliğinin tamamına dava açıp itiraz edeceklerini açıklamaları gerekiyor.

Aksi halde Kemal Kılıçdaroğlu’nun büyükelçilere yazdığı mektup ve CHP’nin “Kanal İstanbul” için geliştirdiği tüm siyaset inandırıcılığından uzak olur. Bakalım İmamoğlu ‘emsale’ mahkûm mu olacak?

BÜYÜKŞEHİRDE İKTİDAR KİM?

Yazının Devamını Oku

Onur Air-NBBTC, yeni bir Borajet-SBK olayı mı?

Bir süreden beri içinde bulunduğu mali kriz nedeniyle, çalışanlara 21 aydır maaş ödemeyen, aldığı hizmetlere olan borçları da ödemediği için uçaklarına haciz konulması üzerine uçuşlarını durduran ‘Onur Air’in satıldığına ilişkin haberler çıkıyor.

Bu konuda ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Fehmi Köfteoğlu yönetiminde internetten yayın yapan turizmgazetesi.com’daki yazı akla ikinci SBK olayı mı, sorusunu getiriyor.

1992 yılında kurulan, iç hatlar özel havayollarına açıldığında iç hatlarda ilk uçuşu yapan, uçak filosu bir ara 33’ü bulan havayolu şirketinin sahibi Cankut Bagana her dönem ilginç fikir ve çıkışları ve şaşırtıcı uygulamalarıyla bilinen, eleştirenler kadar takdir edenleri de olan biri.

Sahibi Necati Bulak’ın göründüğü, adının sonunda TC konmuş “NBBTC”, adı bilinmeyen, aniden ortaya çıkarak Onur Air’i aldığını söylerken web sitesinde kendisini ‘Dünyanın En Büyük Ticaret Platformu’ olarak tanıtıyor. CIA eski başkanı James Woolsey şirketin İcra Kurulu Başkanı.

NBBTC’nin sahibi görünen Necati Bulak’ın Onur Air’i satın aldığını söylemesi, SBK’nın sahibi görünen Sezgin Baran Korkmaz’ın Bora Jet’i alması olayına benziyor.

Şu birkaç başlık bunu düşündürüyor:

Adı sanı bilinmeyen bir şirketin İcra Kurulu Başkanı, CIA eski başkanı.

Necati Bulak

Yazının Devamını Oku

‘Varlık Vergisi gerçeği’

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Artun Dayıoğlu, Cumhuriyet’te ‘Varlık Vergisi Gerçeği’ (21.11.2021) başlıklı ilginç bir yazı yazdı.

Dayıoğlu, önce bir dizide geçen sahnelerden (Neflix, Kulüp dizisi) sonra HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın “Hesaplaşılsın” çıkışı ve en son CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Varlık Vergisi’nin altında inim inim inleyen azınlıklarla helalleşeceğiz” söylemi sonrası bazı gazetelerde de aynı kalemden çıkmış, yanlı yayınlarla gerçeği saptırma yarışı başladığını belirterek “Cumhuriyet tarihinde önemli bir yeri olan Varlık Vergisi’nin nedenlerinin ve sonuçlarının popülist politikalara feda edilmemesi için bazı gerçekleri bilmekte fayda var. Gelin hep birlikte bu gerçekleri inceleyelim” diyor. Dayıoğlu’nun yazısından önemli bir bölümü özetliyoruz:

“114 bin 368 kişiden yaklaşık 315 milyon TL vergi geliri sağlandı. Bu miktar o dönemdeki bütçenin yüzde 80’ine denkti. Peki, vergiyi ödeyenler kimlerdi?

O yıllarda, büyük işletmeler genellikle İstanbul’daydı. İstanbul’daki mükelleflerin de yüzde 87’sini gayrimüslim ve yabancılar oluşturuyordu. Verginin 30 milyon lirasını yabancılar, 70 milyon lirasını İstanbul’da yaşayan azınlıklar ve 215 milyon liranın neredeyse tamamını İstanbul ve Anadolu’da yaşayan Türkler vermiştir. Yani verginin büyük bölümünün gayrimüslimlere ödetildiği doğru değildir.

Varlık Vergisi konusunda yapılan tartışmalar çoğu zaman yanlış ve kasıtlıdır. Varlık Vergisi’nden bahsedenler nedense savaş yıllarında bütçeye 226 milyon TL gelir getirmiş, fakir köylüden ve çiftçiden alınmış Toprak Mahsulleri Vergisi’nden bahsetmezler. Ya da adı Hayvanlar Vergisi olan ve yine fakir köylünün hayvanından toplanan 135 milyon TL’den bahsetmezler.”

DRONE’LAR NEDEN KAYBOLUYOR

SON yıllarda Türkiye’de amatör veya profesyonel amaçlı, havadan görüntü alabilen drone kullanımı hızla arttı. Hatta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uzaktan sınavla lisans da veriyor. Drone pilotlarının yeni şikâyeti ise elektronik karıştırma.

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde özel izinle yapılan çekimlerde drone’lar elektronik karıştırma nedeniyle kontrolden çıkıyor. Ya düşüyor ya da başka yöne doğru pili bitinceye kadar uçuyor. Binlerce dolarlık fiyatlara kadar çıkan drone’lar zarar görüyor. Daha da kötüsü, birinin başına veya başka bir yere düşse oluşabilecek zarar!

GPS olarak adlandırılan Küresel Konumlandırma Sistemi’nde aynı askeri sistemlerde olduğu gibi dost-düşman ayrımının yapılması ve düzenlemeye gidilmesi şart.

Yazının Devamını Oku

İBB çalışıyor ama mimarlar sessiz!

İBB Meclisi’nin kasım ayı oturumlarının ikinci birleşimi Yenikapı’da yapıldı. 1. Başkanvekili Zeynel Abidin Okul başkanlığında toplandı. İstanbul’da deprem riski taşıyan ancak yaşanacak hak kaybı nedeniyle yıkılamayan binaların yenilenmesinin önündeki engeller İBB Meclisinde oybirliği ile kabul edildi (Bir önceki İBB meclis grubu bu plan değişikliklerine ret oyu kullanıyordu), önünde engel kalmadı.

İstanbul için önemli bir karar ancak çeşitli çevrelerden itirazlar da var: Aslında, bu kararlar ile gizli bir imar affı yapıldığı, İBB Meclisi’nin TBMM’nin yetkilerini kullandığı, yönünde. Yine bizi arayan mimarlar, şehir plancıları ve mühendisler ise TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent şubesi, bu konunun birinci derecede muhatabı ancak bu kadar önemli bir konu ile ilgili görüşlerini açıklamıyorlar. Kente faydası ya da zararları nelerdir, bilemiyoruz. Son yerel seçimden sonra pek görüş de açıklamıyorlar. Topbaş dönemindeki basın açıklamaları, eylemler, hiç biri yok. Yoksa Oda’ya siyaset mi bulaştı? Son 2.5 yılda İBB Meclisi’nden geçen kaç plan değişikliğine dava açtılar merak ediyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ
“EN kolay aldatabileceğiniz insanlar, her şeyi bilenlerdir.” Roth BROWN

KORKMAZCAN’IN İSRAİL’E UYARISI

TALAT Paşa Komitesi Sekreteri Mustafa Berke, İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) bazı milletvekillerinin, 1915 olaylarını ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanıma girişimlerine karşı, komite başkanı ve 20. Dönem TBMM Başkanı Hasan Korkmazcan’ın İsrail Parlamentosu Başkanı Mickey Levy’e bir uyarı mektubu gönderdiğini açıkladı. Korkmazcan’ın, böyle bir soykırım iddiasını tanıma girişimlerine, onarılması asla mümkün olmayacak zararlar vermeden bu yersiz girişimin önlenmesine karşı katkı sağlamasını beklediklerini duyurdu.

HALKÇI KAMUSALLIK KURTULUŞTUR

GEÇMİŞTE ODTÜ Eymir gölünden ve kampüs alanından halk da yararlansın dediğimizde ranta açılacak diye karşı çıkan sosyal demokrat Mimarlar odası Ankara şube başkanının; TED Üniversitesinin, cinayet mekanı haline gelmiş Kurtuluş Parkı’nda bulunması yolu ile toplumsallaştırma/canlandırma karma projesine de karşı çıkması, ‘Halkçı’ mekansal bir duruş değildir. Çelişkili, ikircikli ve yavan bir kamusallık durum hali ve kentsel muhalefettir.Toplumsallaştırılmamış kamusal mekanların özelleştirilmeye elverişli ortam yarattığı unutulmamalıdır. Bir başka deyişle; örnek vermek gerekirse; AOÇ alanından ODTÜ’ye yer tahsis edilmesi ne kadar kamusal ise ODTÜ arazisinin bir kısmının AOÇ alanına mekansal tahsisi ile halkın kullanımına açılması da bir o kadar toplumcu belediyecilik olduğu kadar kent planlaması ilkelerine de aykırı değildir.

Tahir ÇALGÜNER-Y.Şehir ve Bölge Plancısı

Yazının Devamını Oku

Kaçak mango fidanı da getirilmiş

İklim koşullarından tropikal meyve üretiminin Akdeniz Bölgesi’nde artması dikkat çekiyor.

Biz ta 8 Ocak’ta ‘Kaçak mango fidanı getiriliyor’ diye yazmıştık. Kaçakçılığın bir ucu önümüze geldi.

Türkiye’ye üretim amaçlı Tarım Bakanlığı’nın izni ile meyve fidanı getirilebiliyor. Bu yazımız üzerine gümrüklerin bu konuya dikkat kesildiğini öğrendik.

Yakalanmış...

Gümrüklere fidanın beyanı ‘Çerimoya’ olarak gözüküyor ancak İskenderun’da bir muayene memuru bu fidanları ilgili cihaza soktuğunda bunların mango fidanı olduğu anlaşılıyor (uyuşturucular da bu cihazla yakalanıyormuş).

Mango fidanlarının Mısır’da iki dolara satıldığı öğreniliyor. Türkiye’de ise satış fiyatının 400 liraya kadar fiyat bulduğu söyleniyor. Bir yıl içinde ülkeye kaçak yoldan 10 bin fidanın sokulduğu belirtiliyor. Kaynağımız bize “Facebook’a bakarsanız bu kaçakçılığın aleni olarak yapıldığını görebilirsiniz” diyor. Kendi gruplarına ‘mango severler’ diyorlarmış. Demek ki tropikal meyvecilikte çeteler oluşmuş... Bazı siyasetçiler de bu işe bulaşmışlar. İddialar ilginç... Ticaret Bakanı Mehmet Muş’a ilgilenilmesi için bu bilgileri iletiyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

(KILIÇDAROĞLU’na:) “Helalleşeceksen önce tıpkı FETÖ’nün kumpas davaları gibi yürütülen 28 Şubat Davası’ndan dolayı hukuksuz bir biçimde hapse atılan, 90’ına merdiven dayamış generallerle helalleş.”

Haluk 

Yazının Devamını Oku

Türkiye dünya tarımının neresinde?

Antalya’da hafta sonu yapılan Türkiye Hububat Kongresi’nden sonra bugünkü yazımıza bir soru ile başlayalım:

“Türkiye dünya tarımının neresinde?” diyelim.

Bu sorunun yanıtını, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri İlknur Menlik’ten alalım. Kongrede onun ilgiyle dinlenen konuşmasında yer alan bir veri ile başlayalım.

2020 yılında dünya genelinde tarım ve gıda ürünlerinin toplam ithalatı 1.6 trilyon doları aştı. Yani 2020 yılında dünya ülkeleri kendileri dışındaki ülkelere tarım ve gıda ürünleri için 1.6 trilyon dolar ödedi. Bu ödeneğin yüzde 75’lik kısmını dünyanın dört önemli ülke grubu yaptı. Bunlar “Avrupa Birliği, Amerika, Ortadoğu ve BRICS (Rusya, Çin, Hindistan, Güney Amerika ve Brezilya)”.

Bu grubun içinde 600 milyar dolarlık aslan payını Avrupa Birliği alıyor.

Arkasından da 299 milyar dolarla Amerika geliyor.

BEŞ ÜRÜN GRUBU

Bu para (1.6 trilyon dolar) ise beş ürün grubu içinde dolaştı; yaş meyve ve sebze, et ve sakatat, meşrubat ve alkollü içkiler, yağlı tohumlar ve bitki tohumları, balık ve deniz kabukluları. Asıl sorun dünyanın en çok para ödediği ürün gruplarında Türkiye olarak nerede olduğumuz. Yaş meyve ve sebzede ilk beşte yokuz, et ve sakatatta zaten yokuz. Üç tarafımız denizlerle çevrili ama balık ve deniz ürünlerinde de yokuz.

Yağlı tohumları konuşmuyoruz bile, zaten dünya da yağlı tohum üretiminde olmadığımızı kendimiz de biliyoruz. Yağlı tohum üretimimiz bize yetmiyor. Meşrubat ve alkollü içkilerde olabilir miydik? Belki ama orada da yokuz.

Yazının Devamını Oku

Hem stokçuluk yok hem de zam

Türkiye Hububat Kongresi 2021, 11-14 Kasım tarihleri arasında Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ve Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) işbirliği ile Antalya’da yapıldı. Antalya’da Merdan/Titanik ve Trendy otellerinde 1.000’den fazla delege, akademisyen ve iş insanının katıldığı kongre, pandemi süresince tarım ve gıda sektörünün heyecanını doruk noktasına getirdi. Önümüzdeki günlerde turizmciler de kendi sorunlarını masaya yatırdıklarında aynı heyecanı yaşayacaklar.

En doğru sözü söyleyen TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, “Amacımız piyasada dengeyi sağlamaktır” ifadesiyle buğday ithalatçısı değirmencilere ve fırıncılara ‘derin’ bir uyarı yaptı diyebiliriz. Arkadan, iktidarın talimatlarının ‘zam’dan endişe duyulduğu izlenimi açıkça dikkat çekiyordu. Bir de bunun gerisinde kuraklık var.

KITLIK OLMAZ

Ama bugüne kadar ‘kıtlık’ belirtilerinin olmaması sevindirici sayılıyor diyebiliriz.

Başta buğdaydan bakliyata, fındıktan kuru üzüme, pirinçten haşhaşa kadar 20’ye yakın ürünün hem alıcısı hem de satıcısı olarak piyasaların en önemli düzenleyicisi olan Toprak Mahsulleri Ofisi dev bir kamu kurumu. Gerekirse piyasayı tanzim ederken ‘zarar’ da ediyor; bu yetkiyi de iktidardan alıyor. Kimseye de ‘avanta’ vermiyor! TMO Genel Müdürü Ahmet Güldal, Kongre sırasında çok şey anlattı; kendisine özellikle yükselen gıda fiyatlarını sorduk.

3 ÖNEMLİ ETKEN VAR

Güldal, fiyatların tüm boyutları ile irdelendiğini ve takip edildiğini kaydederek, “Hububat fiyatlarının yükselmesine üç önemli etken sebep oldu: Birincisi, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan ve ülkemizi de ciddi şekilde etkileyen kuraklık. Kuraklık özellikle hububat ürünlerinde ciddi rekolte kayıpları yaşattı. İkincisi; dünya fiyatlarındaki artışlarla beraber döviz kurundaki yükseliş. Üçüncüsü ise pandeminin de etkisi ile yapılan stokçuluk faaliyetleri oldu” dedi.

Yanı sıra Ahmet Güldal tarafından ayrıca gündeme getirilen önemli konu başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:

ÇİFTÇİYİ KORURUZ

Yazının Devamını Oku

Gıdada dev kongre

Antalya’da bugün ve yarın hububat ve un sektörünün kalbi atacak. Türkiye’nin 7 yıldır un sektöründe dünyanın ihracat şampiyonu olmasında büyük katkı sunan Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF), Antalya Titanic Mardan Palace’da 16. Uluslararası Kongre ve Sergisi’ni düzenliyor.

Yerli ve yabancı 1000 delegenin ağırlanacağı kongrenin bu seneki teması ise ‘İklim Değişikliği ve Küresel Salgın’. Ticaret Bakanı Dr. Mehmet Muş’un, Tarım ve Orman Bakanı Dr. Bekir Pakdemirli’nin, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun ve Toprak Mahsulleri Ofisi Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Ahmet Güldal’ın katılım göstereceği kongrede, buğday ve un piyasaları, tarımda sürdürülebilirlik dinamikleri gibi pek çok konu, uzman isimlerin panelistliğinde masaya yatırılacak.

2020 yılında 3 milyon ton un ihracatıyla 1 milyar 100 milyon dolar gelir sağlayarak, 7 yıldır Türkiye’nin dünyanın un ihracat şampiyonu olmasında büyük katkı sağlıyor TUSAF. Dev kongrede, aynı zamanda 50 sergi alanı bulunacak. TUSAF Başkanı Dr. Eren Günhan Ulusoy: “18 milyar TL büyüklüğe sahip un sanayi sektörü, Türkiye’yi dünya liginde birinciliğe taşıyan nadide sektörden bir tanesidir. Sanayicilerimiz şu anda 163 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Un sanayisi, 11,6 milyon tonluk dünya un ticaretinin yüzde 30’unu gerçekleştiriyor. Başka bir deyişle dünyaya satılan her 3 kilogram unun 1 kilogramını Türkiye satıyor. Dünyanın ihracat şampiyonu un sanayicilerimiz, 2020 yılında da yeni bir dünya rekoruna imza attılar. 2020 yılında 3 milyon ton ihracat gerçekleştirerek Türkiye’nin kasasına 1 milyar 100 milyon dolar girmesini sağladılar” dedi.

Kongrede, un üreten ve un ticareti yapan Türk firmaları, Avrupa, ABD, Karadeniz, Ortadoğu ve Afrika Bölgeleri un ithalatçıları ve hububat ihracatçılarının yanı sıra un üretim makineleri alanında önemli firmalar, tedarikçiler, mühendislik şirketleri, bankalar, borsalar, tüccarlar ve diğer pek çok firma da katılım gösterecek.

GÜNÜN İSTEĞİ

TÜM Emekliler Eşgüdüm Kurulu Dönem Sözcüsü İsmail Tutoğlu diyor ki: “Emekliler yüzde 50’den az olmamak kaydıyla maaşlarının artırılmasını istiyor.”

ASGARİ ÜCRETLİ, 122 GÜN VERGİYE ÇALIŞIYOR
PATRONLAR İNSAFA GELDİ

ASGARİ

Yazının Devamını Oku

Yürek parçalayan bir göç sahnesi

Göç bir anlamda bir evvelki hayatınızı bitirip, yok sayıp yeni ve belirsiz başka bir hayata tutunma zorunluluğudur. Ve içinde büyük bir acı barındırır.

Zira beğenseniz de beğenmeseniz de kendi anavatanınız, töreniz, o güne kadar biriktirdiğiniz her şey size aittir. Ve siz peşinen özlemi de cebinize koyarsınız. Zira artık her şey mazidedir. Bir de üstüne üstlük nerede kalacak, ne iş yapacak, hangi dili konuşacak, acil yaşam şartlarını nasıl sağlayabileceksiniz. Soru ve endişeler sonsuzdur. Bizler geçmişi tarihe mal olmuş, Kavimler Göçü’nü başlatan ırkın torunlarıyız. Belki de bu yüzden empati, merhamet ve zorluklarla mücadelede genetik olarak şerbetliyiz. Doğal olan göç, bu dünyadan ahirete olanıdır. Onun haricindekiler genelde çok kötü beyinlerin dayatması gerçeğidir ki sessiz kalmak, yok saymak insani değildir.

Yandaki tabloyu Ayşe Gürdeniz Narin yaptı. 3-7 Kasım tarihlerinde İstanbul Antika ve Sanat Fuarı’nda katılımcı olan resim ve heykel sanatçısı Ayşe Gürdeniz Narin’in yağlı boya göç tablosu ziyaretçilerin dikkatini çekmiş. Bunu bize aktarırken “Hürriyet’teki küçük bir göç haberi ve fotosundan etkilendim. Bu konunun bütün dünyada artık ne kadar çığırından çıktığının bir feryadı olarak bu tablo üzerinde aylarca çalıştım” dedi. “Resmi yaparken acı çekmedim değil” diye de ekledi. Çeşitli atölyelerde resim ve heykel üzerine çalışmaları bulunan Narin, şimdiye kadar 10’un üzerinde karma sergiye katılmış.

ARI YOKSA YAŞAM DA YOK!

ÇİÇEKLİ bitkilerin tozlaşmasını sağlayan arıların yokluğunun telafisi mümkün değil. Hızla yok olan arıların sevdiği bitkileri ek, tarım zehiri (pestisit) kullanma!

Buğday Derneği “Arıları yaşatalım” çağrısı yapıyor. Arıların sevdiği bazı bitkiler: Erguvan, biberiye, yıldız, kekik, kedi nanesi, mavi çam, ayçiçeği, güneş şapkası, ekinezya, koni, adaçayı, baz karabaş, mine, lavanta, penstemon, civanperçemi.

CHP’Lİ BELEDİYEYE YAKIŞMIYOR

BAKIRKÖY

Yazının Devamını Oku

‘Atam İzindeyim! - Evindeyim’

Bugün yakın tarihimizin en büyük kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 83. yıldönümü. “Atamızın hayata gözlerini yumduğu günü/dönemi değil, bir güneş gibi hayata ‘merhaba’ dediği Selanik’te doğduğu evi anlatmak istiyorum. Biz Türkler için, ziyaret edilmesi gereken en önemli yerlerin başında geliyor. Çeşitli restorasyonlar geçirmiş ve beyaza boyanmış bu tarihi ev, günümüzde ‘Selanik Atatürk Evi Müzesi’ olarak hizmet veriyor.”

Bu tarihi binayı gazetecilik ve dergicilik yapan, şimdilerde Urla’da oturan Fulya Omaç anlatıyor. Birçok kez Selanik’e gitmiş, uzun süre binanın gelişimini araştırmış herkesin merak ve ilgi ile okuyacağı bir yazı ortaya koymuş. Yerimiz ölçeğinde bazı notları aktarıyoruz:

Selanik, 1912’de Yunanistan yönetimine geçene kadar 482 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalmış. Selanik Belediyesi 1937’de Ata’mızın doğduğu bu evi satın alarak Türkiye’ye hediye etmiş. Atatürk’ün talimatı ile bitişikteki ev ve arsalar satın alınmış ve yerlerine Başkonsolosluk binası inşa edilmiş.

Ev, Atatürk’ün ölümünün 15. yıldönümünde naaşının ‘Anıtkabir’e taşınması ile eşzamanlı olarak, 10 Kasım 1953 günü törenle müze olarak açılmış. O tarihten bu yana da 68 yıldır Selanik Atatürk Evi Müzesi olarak hizmet veriyor.

Atatürk Müze Evi restore edilerek, 2013’te ziyarete açıldı. Müze pazartesi günleri hariç, resmi tatiller dahil, haftanın altı günü gezilebiliyor, giriş ücretsiz.

Üç katlı evin duvarlarında Atatürk’ün hayatının muhtelif dönemlerine ait fotoğraflar ve Yunanca, Türkçe ve İngilizce olmak üzere üç dilde bilgilerin yazılı olduğu ışıklandırılmış panolar asılı. Bu panoların birçoğunun altında yine üç dilde ‘Her şeyin başlangıç noktası... Bir umut doğdu’ yazıyor. Bu cümleler aslında her şeyi çok güzel özetlemiş.

Atatürk ve annesi Zübeyde Hanım’ın balmumu heykelleri, Türkiye’den getirilen Atatürk’ün 50 parça özel eşyası; Atatürk’ün asker şapkası, yeleği, ayakkabıları, terlikleri, kravatı, yemek yediği çatal bıçak takımı, bastonu ve piposu, ilk Cumhurbaşkanlığı mührünün kopyası, okul çağlarına ait belgeler, yabancı devlet adamlarının Atatürk için söylediği anlamlı sözler, Selanik, Manastır, Ankara ve İstanbul şehirlerinin Ata’mızın hayatında rol oynadığı dönemlere ait bilgiler, Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi’nin resimleri, Atatürk’ün nüfus cüzdanı örneği, Manastır Askeri İdadisi, Selanik Rüştiyesi ve Harp Okulu’ndan aldığı notları gösterir karneleri, kurmay sınıfına devam ettiğini teyit eden belge ve Harp Okulu talebelik yılları ile bitirdikten sonraki döneme dair fotoğraflar bulunuyor. Osmanlı İmparatorluğu Devri’nde Atatürk’ün Şam’da, Çanakkale’de ve Yıldırım Orduları Komutanlığı’nda çektirdiği resimler de var. Her yer tertemiz, müzede istediğiniz kadar kalabiliyorsunuz, fotoğraf çekmek serbest.

Fulya Omaç, binanın her katından ve oda detaylarından da bahsediyor. Ev, 1966’da araştırmacı Mehmet Önder tarafından düzenlenmiş. Müze-ev, 2010-2013 arasında yeniden restore edilmiş; bazı modern müzecilik anlayışına göre yeniden tefriş edilmiş.

Omaç

Yazının Devamını Oku

Atatürk yaşıyor!

Atatürkçü Düşünce Derneği, Atatürk’ün ölüm yıldönümü olan 10 Kasım için yaptığı açıklamada özetle şöyle diyor: Değişmez önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bedenen aramızdan ayrılışının üzerinden 83 yıl geçti.

Onu suikastlarla, ihanetlerle yok etmeye çalışanlar da ebediyete intikalinden sonra yalan ve iftiralarla unutturacaklarını sananlar da başaramadılar. Tersine iç ve dış bedhahlar saldırdıkça büyüdü, yalancılar unutturmak istedikçe güçlendi. Çünkü; haklıydı, ahlaklıydı, namusluydu, aldanmıyor aldatmıyordu, bilimi rehber edinmiş katıksız devrimciydi!

Dünya çok devrimci gördü, çok devrim yaşadı. Zaman içinde devrimlerin birçoğu tükendi, yapanlar kendi yurttaşları tarafından unutuldu, lanetlenenler bile oldu. Oysa her geçen gün, ona ve eserlerine saldırı ve ihanet arttıkça halkımız, daha büyük bir özlemle ‘Anıtkabir’e koşuyor. Dünyada örneği yok. 10 Kasım 1938’den bugüne pek çok kişi ve siyasi akım kendi Atatürk’ünü üretmeye çalıştı. Artık çok iyi tanıdığımız kimileri saldırılacak, hakaret edilecek, bazıları da sahip çıkar gibi yaparak, en önemli özelliklerini gizleyip sadece kendi çıkarlarına yarayacak Atatürk’ler yarattıklarını sandılar.

Askeri dehasını över gibi yaparken Meclis’e verdiği önemi, antiemperyalist ve tam bağımsızlıkçı Atatürk’ü anlatmadılar.

Bütün “izm”leri ezberlediler de ‘Kemalizm’i yok saydılar, ‘Mustafa Kemal Paşa’ dediler de, zorda kalmadıkça ‘Atatürk’ diyemediler. Bütün bu sinsi ve açık saldırılar Atatürk’ü daha da büyüttü. Ona olan özlemi artırdı.

Milletimizin büyük çoğunluğu Atatürk’ü daha iyi anlıyor, daha çok özlüyor artık. Ama sadece anlamak ve özlemek yeterli değil elbette, gereğini yapmak, hep birlikte Atatürk olmak zorundayız. ADD olarak varlık nedenimiz bu ve görevimiz de; Kemalizm’i kutup yıldızı bilip Aydınlanma Devrimleri’ni sürdürmek, devletimizi yeniden hukuk devleti yapmak, üretim tesislerimizi, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı yeniden harekete geçirmek, köylümüzü yeniden efendi yapmak, kadınlarımızı yeniden özgürleştirmek, gençlerimizi, çocuklarımızı laik ve bilimsel eğitimle buluşturup yeniden geleceğe güvenle bakar hale getirmek, “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye” hedefini yeniden önümüze koyup Kemalist Cumhuriyet’i yeniden kazanmaktır.

GÜNÜN SÖZÜ
“İKTİDAR cenahına soracak olursanız, AKP’nin oy oranı yüzde 40’ın üzerinde seyrediyor. Yani yerel seçimden bu yana ekonomik göstergeler gün geçtikçe bozulurken AKP’nin oy oranı artmış. Dolayısıyla ‘Ne kadar çok enflasyon, ne kadar yüksek döviz kuru ve ne kadar çok işsizlik varsa oy oranı da o kadar artar’ şeklinde bir yeni seçmen davranışı teorisi ile karşı karşıyayız. İnanıp inanmamak tabii ki size kalmış.” Dr. İbrahim USLU

ODTÜ YOLLARINDAKİ DETAY!

Yazının Devamını Oku

‘Bürokrant-Kölelenmiş Unvanlar’

Gazetecilik yaşamımda gördüğüm kadarıyla kamu malını rant çetelerinden korumak ve daha yaşanabilir bir çevre bırakmak amacıyla zorlu mücadele veren bürokratlar çok azdır; siyasetçilere karşı direnemezler.

Çok az istisnası vardır; bunlardan biri Orman Mühendisi Faruk Çebi’dir. Ömrü boyunca mücadele eden Çebi, geçenlerde bir kitap getirdi: ‘Bürokrant-Kökeleşmiş Unvanlar’ (Parola Yayınları), 252 sayfalık metinde neler yazmış neler... En önemlisi de toprak döküm rantı peşkeşine ‘hayır’ demesinin öyküsü. Başta belgeler, haber kupürleri ve fotoğraflar. Hepsini kişisel arşivinde muhafaza ediyor. İstanbul’un eski Orman Bölge Müdürü Çebi’nin, İstanbul’un suyu, toprağı, madeni, ağacı ve boğazında oluşan rant kavgası, bize Helmut von Moltke’nin “Savaşta en akıllıca davranış, en cesur kararı vermekle olur” sözünü hatırlatıyor. İşte Çebi, geleceği yarına taşımak amacıyla kaleme aldığı bu kitabında vatanı ve milleti uğruna bir ömür geçiren devletin üst düzey bürokratının kamu malını korumak için işbirlikçi çetelere karşı nasıl mücadele ettiğini anlatırken şunu da ekliyor yazısına: “Hayatı başarılarla geçmiş, yeri gelmiş o çok sevdiği ve güvendiği devleti uğruna kurşun yemiş, yeri gelmiş haklı mücadelesini siyasi iktidara anlatamamış ama hiçbir zaman devletine küsmeden, azimle mücadelesini sürdürmüş, vatansever bir bürokratın bazı zamanlar acı, bazı zamanlar tatlı yaşam hikâyesine tanıklık ediyorsunuz.”

Çebi kitabının sonunda, “Bu bir bürokratın ‘Bürokrant’a dönüşmeme mücadelesinin iz düşümüdür. Asla rövanşist duygular ile kişilerden ya da kurumlardan öç almak değildir”, vurgulamasını da yapıyor.

Çetelerin en güçlü oldukları ve değişik yöntemlerle de herkesi susturdukları bir dönemde (2008-2012) susmayarak yaşadıklarını deşifre eden Çebi, bürokrat olarak tarih sayfalarında yerini almıştır, diyoruz.

GÜNÜN UYARISI

NASA: “2023’te Türkiye su fakiri olacak. Göller yok oluyor, yeraltı suları azalıyor. Türkiye kuruyor.”

Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN

KURUYAN GÖLLERE ANTALYA’DAN SU

ÇORUM

Yazının Devamını Oku

Suda yüzde 40 tasarruf projesi

Bilinçsiz su tüketimi herkesin düşündüğü bir sorundur. Tasarruf için ne yapıyoruz? Genç Türk mühendisler tarafından geliştirilen Gristek Modül ürünü pasif tasarruf sağlama noktasında su sorununa ciddi bir çözüm sunuyor. İnsan tenine değdiği anda gri su durumuna düşen suları geri dönüştüren Gristek Modül, bu anlamda önemli bir tasarruf sunuyor. El yıkamada kullanılan suyu yeniden kullanıma uygun hale getirerek klozet temizliğinde kullandıran girişim bu anlamda hem su tasarrufu hem de fatura tasarrufu sağlıyor.

Yıllık su tasarrufu hedefiyle ilgili konuşan Gristek Kurucusu Yunus Burak Özcan, “Dünyada olduğu gibi ülkemizde de bilinçsiz su tüketimi büyük sorun oluşturuyor. Ülke olarak su tasarrufunu önemseyen bir anlayışa sahibiz. Son yıllarda atılan kamusal adımların da etkisiyle su sorunu gündemde tutuluyor. Biz Gristek olarak geliştirdiğimiz Modül ile bu soruna önemli bir çözüm üretiyoruz. Ev, işyeri, kamu kurumları ve ortak yaşam alanları için hedeflediğimiz Gristek Modül ile hanelerin hem su tüketimini hem de fatura tutarlarını yüzde 40 oranında azaltıyoruz. Gri su teknolojisi olarak adlandırdığımız bu sistemi önümüzdeki bir yıl içerisinde 100 bin lavaboya kurmayı hedefliyoruz. Bu hedef doğrultusunda yıllık iki ‘Ömerli Barajı’nı dolduracak 700 milyon metreküp suyu kurtarmak istiyoruz. Ürettiğimiz bu cihazın önce ülkemizdeki daha sonra su kıtlığı çeken ülkelerdeki su sorununa çözüm olacağına inanıyoruz.” dedi.

Gristek Modül’ün üretim süreci Çorumda kurulan fabrikada tamamlanıyor ve kurulumlar A’dan Z’ye Gristek ekibi tarafından sağlanıyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“SEN doğru yolda ol da varsın sanan eğri sansın, sen kendini bildiğin sürece doğru insansın.” Yunus Emre

CHP’DE BİR ADAY İSMİ DAHA

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu aslında cumhurbaşkanı adayı olmak istemiyor ama çevresi zorla onu aday yapmaya çalışıyor! Kılıçdaroğlu da tüm bu gelişmeleri inceden inceye süzerek bir taraftan B ve C planları oluşturmaya çalışıyor. Damga gazetesi sahibi Mehmet Mert’in edindiği kulis bilgilerine göre Kılıçdaroğlu’nun, “Olur da ben aday olamaz isem bari istediğim aday olsun” düşüncesiyle daha önce partide ‘Genel Sekreterlik’ de yapan, CHP’de 3 dönemdir milletvekilliğinde bulunan eski İstanbul Defterdarı Mehmet Akif Hamzaçebi’yi ‘yedekte’ tuttuğu konuşuluyor.

SİYASİ İRADE 5 MİLYON EMEKLİYİ UNUTMASIN

Yazının Devamını Oku

En zoru iklim finansmanı!

Bilim İklim Değişikliği 26. Konferansı COP26, İskoçya’nın en büyük kenti Glasgow’da pazartesi başladı. Konferans her gün bir veya birkaç konunun ele alındığı oturumlarla 12 Kasım’a kadar devam edecek. ‘COP’, Türkçeye ‘Taraflar Konferansı’ olarak tercüme edilebilecek ‘Conference of the Parties’ ifadesinin kısaltması.

Bu konferanslar, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi bünyesinde her yıl düzenleniyor. Küresel ısınmaya yönelik hükümetler arası ilk çevre sözleşmesinin yürürlüğe girdiği 21 Mart 1994’ten beri yapılıyor. İlki 1995 yılında Almanya’da yapıldı; bir önceki de (COP25) Madridde yapılmıştı.

“Paris İklim Anlaşması”, temelde iklim felaketini önlemek için yapılan bir plan. Glasgow Konferansı, Paris İklim Anlaşması’nın imzalandığı 2015’ten bu yana gelişmelerin değerlendirileceği ilk konferans. Nelerin başarıldığının veya başarılamadığının muhasebesi yapılacak. Bu yönden önemli bir konferans. Aslında geçen yıl yapılacaktı ancak salgın nedeniyle bu yıla ertelenmişti.

Paris Anlaşması’nın yapıldığı COP21’de belirlenen hedefler ise sera gazlarını azaltmak, küresel ısınmayı mümkünse 1,5 derece ile sınırlamak, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmeleri için yoksul ülkelere maddi yardım yapmaktı. Ama imzacı devletlerin net ve kararlı adımlar atmadığı görülüyor. Fosil yakıtlar eski hızla kullanılıyor. Bilim insanları Paris Anlaşması’ndaki hedeflere ulaşılabilmesi şansının giderek azaldığını söylüyorlar. Glasgow Konferansı’nda 2030 yılına kadar iklimin finansmanı pazarlık masasında olacak büyük bir ihtimalle. En tartışmalı konu da sanırım bu karbon finansmanı denilen konu olacak. Yani karbon piyasası ve karbon kredisi sisteminin nasıl işlemesi gerektiği. Yani çevreyi kirletenlerin, neden oldukları karbon salınımı için ödeme yapması, daha yeşil ekonomilerin ise karbon kredilerini satması. Ama asıl sorun, zengin ülkelerin gerçek bir değişikliğe yönelmek yerine bir nevi ‘parasını verip çevreyi kirletmesinin’ önüne nasıl geçileceği.

12 YIL ÖNCE NE OLMUŞTU

12 yıl önce Kopenhagdaki BM iklim zirvesinde zengin ülkeler önemli bir vaatte bulunmuşlardı. Zengin ülkeler 2020’ye kadar gelişmekte olan ülkelere iklimle mücadele için yılda 100 milyar dolar ayırma sözü vermişti. 2021’e geldik ama sadece 79 milyar dolar kaynak aktarıldı ve bunların çoğu hibe yerine kredi şeklinde veriliyor. Yardımlar hibe veya kredi şeklinde, ülkeden ülkeye direkt ya da kalkınma bankaları aracılığıyla aktarılıyor. 100 milyar dolarlık iklim fonundan Türkiye’nin payına düşen miktar da 3.1 milyar dolar. Bunun 12.5 milyon dolar ile 66.5 milyon dolar arasındaki bölümünün hibe olacağı söyleniyor. Türkiye OECD üyesi olarak daha önce yardım programında yer almıyordu. Bu yüzden uzun bir süredir Paris Anlaşması’nı onaylamayı geciktiriyordu. Ancak statü değişimiyle Paris İklim Anlaşması’na sonunda imza koyduk.

Bu konferansta tüm ülkelerin iklim değişikliğine karşı net ve kararlı adımlar atacağını teyit etmesi bekleniyor. İklim değişikliğine karşı ortak hedef olarak ortak bir takvim belirlenmesi de bekleniyor. Ama bunlar kolay değil. BM İklim Değişikliği İcra Direktörü Patricia Espinosa mevcut koşullarda Glasgow’un başarısızlıkla sonuçlanabileceği uyarısında bulundu. Espinosa “Aksi takdirde gıda krizi patlak verecek, terör ve şiddet eylemleri tırmanacak, daha büyük göç akınları yaşanacak” diyor. Konferansı dikkatle takip etmekte yarar var diye düşünüyorum.

Halit ÇELİKBUDAK-FRANKFURT

ŞENTOP TEKİRDAĞLI GAZETECİLERE GÜÇLENDİRİLMİŞ HÜKÜMET SİSTEMİNİ ANLATTI

Yazının Devamını Oku

AKP, işlerini CHP’lileri istifa ettirerek yaptırıyor

AK Partili Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin, Hayrabolu’da tarım arazinde akaryakıt istasyonu yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye Süt Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Tevfik Keskin’in eşi Sevgi Keskin üzerine kayıtlı tarım arazisinde akaryakıt istasyonu kurulması konusunun dilekçenin verildiği tarihten aylar sonra Meclis gündemine alınması rant iddialarını ortaya çıkardı.

Tekirdağ’da çıkan ‘HaberTrak’ bu konuda ayrıntılı bilgiler veriyor.

CHP’den istifa eden Hasan Aksu’nun da desteği ile Meclis’ten istediğini geçiren AK Parti ve Hayrabolu Belediye Başkanı Osman İnan’ın kasım ayı Meclis toplantısında Sevgi Keskin’in arazisine akaryakıt istasyonu kurulması konusunda nasıl görüş vereceği ise merak konusu oldu. Sızan haberlere göre kararın Meclis’ten geçmesi bekleniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

HARF DEVRİMİ

1 Kasım 1928... 6 asır bilmediği bir dile mahkûm edilerek cahil bırakılmış bir halkın konuştuğu gibi yazmasını sağlayan milleti çağdaş eğitime, Türkçe’yi alfabeye kavuşturan Harf Devrimi’nin 93. Yılı kutlu olsun. ADD

TÜRKİYE’DEN HAŞİM BAYRAM GEÇTİ

1989’DA

Yazının Devamını Oku

Kiralarda fahiş fiyat; hukuken suç, insanen vicdansızlık, dinen haramdır

Öğrencilerin iki yıl okulların kapalı kalması nedeniyle biriken barınma sorunu yüz yüze eğitimin başlamasıyla kâbusa dönüştü.

Yurt ihtiyacından öte, kiralık ev bulmak tam bir fırsatçılığa dönüştü, kira bedelleri yüzde100 arttı. Büyükşehirlerde en ucuz kiralık ev bile asgari ücretin üzerinde.

Sanki yaşanılan pandemi, hukuken ‘mücbir sebep’ değil. Kiralık ev arayanlar evi olmayan dar gelirli çalışan ve öğrenciler değil... Bu durum aynı zamanda hukuken ‘mücbir sebep’ ve insanların zor koşullarından faydalanılarak ‘haksız zenginleşme ve karaborsa’ suçu işlemektir.

Ulusal Borçlar Kanunu’muzun 344. maddesine göre kira artış oranı ‘Tüketici fiyat endeksinin 12 aylık ortalamasından fazla olamaz.’ Bu hüküm yeni kiraya verilecek konutlar için de geçerlidir. 345 maddesi ‘Kiracının çevresinde bulunan konutlardan emsal kira bedelleri göstererek her zaman kira tespit davası açabileceğine’ amirdir.

Bu nedenle böyle bir haksızlıkla karşılaşan kiracılar gerekli başvuruları yapmalı. Fakat bundan öte Anayasal ve yasal hükümler uyarınca başta Maliye Bakanlığı, Belediyeler ve Mahkemeler fahiş kira bedellerinin toplumsal facia ya dönüşmemesi için zorunlu tedbir, müdahale ve karar ittihazında bulunmaları hem hukuki yükümlülükleri hem de toplumsal vicdanın gereğidir. Av. Sedat VURAL

GÜNÜN SÖZÜ

“Benim naçiz vücudum elbette bir gün toprak olacaktır. Ama Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

‘ATATÜRK’E VE CUMHURİYET’E BORCUMUZ VAR’

Yazının Devamını Oku

Demokrasiyi, 29 Ekim ile köklendirmek!

Kemalizm; Demokrasiyi, geniş anlamda ‘Cumhuriyetçilik’ ile köklendiren bir ideolojidir.

Atatürk, Cumhuriyet yönetim sisteminden geniş anlamda ‘Cumhuriyetçi demokrasiyi’ anlıyordu. Kendi elyazısıyla şöyle yazmıştır: “Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden (sağlayan) hükümet şekli cumhuriyettir” diyen bir Kemalizm’in lideri nasıl olur da, anti-demokrat olarak itham edilebilir? Okların içinde demokrasi okunu arayanlar, okların ucunun işaret ettiği yere hiç bakmazlar mı?

Kaldı ki her demokrat rejim Cumhuriyetçi de olmayabilir. ‘Cumhuriyetçi demokrasi’, kimsesizlerin de kimselerinin demokrasisidir.

Cumhuriyeti, ‘(sosyal) demokrasi’ ile taçlandırmak yerine, demokrasiyi, ‘Cumhuriyet’ rejimi ile köklendirmek gerekir.

Demokrasiyi genişleyeceğiz diye Cumhuriyet’i daraltmaya, küçültmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Cumhuriyet tümcedir, demokrasi ise tümce içinde bir kelimedir.

‘Cumhuriyetsiz Demokrasi’ demokrasi faşizmi ile de sonuçlanabilir. Cumhuriyetçilik ilkesi bu açıdan sağlıklı bir demokrasinin de sigortasıdır.

‘Cumhuriyetçi Kemalizm’ aşılmamış ve aşınmamıştır. Ancak Kemalizm karşıtı sözde demokratlar aşınarak aşılmışlardır!

Tahir ÇALGÜNERBAKSI’NIN ‘ANADOLU ÖDÜLLERİ’

BAKSI

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyetimiz 98 yaşında!

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu diyor ki: “Atatürk 10. Yıl Nutkunu ‘Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diye bitirmişti. O’nun bu temennisine karşın, Cumhuriyetimiz 100. yılına giderken büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Gazi, Cumhuriyet’in ilanından 36 gün sonra ‘Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış da değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız’ derken önümüze yaşamsal ve kutsal bir görev koymuştur.”

UMUTSUZ DURUM YOKTUR

Atatürk’ün uyarısı şudur:

“15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında 6 gün boyunca okuduğu Nutuk’u ‘Gençliğe Hitabe’ ile bitirmiş, bu görevi Türk Gençliği’ne ve ‘Ey Türk istikbalinin evladı’ seslenişi ile de her dönemin Türk Ulusu’na vermiştir.”

Umut için de şöyle diyor:

(Bugün) Umutsuz durum yoktur, umutsuz insanlar vardır, biz hiçbir zaman umudumuzu yitirmeyeceğiz. Ancak ilerleyen yıllarda Aydınlanma Devrimi’nin ateşi küllenmiş, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki heyecan ve özgüven kaybolmuş, eğitim laik bilimsel temelden koparılmış, 1950 ve özellikle 12 Eylül 1980 sonrası ulusumuz Cumhuriyet kazanımlarını büyük ölçüde yitirmiştir. İçinde bulunduğumuz karanlık tabloyu yineleyerek umut kırmak yerine; ulusça kendimize güvenerek, birlik olarak, Laik Cumhuriyet’imizi yeniden kazanmak için harekete geçme vaktidir şimdi. İrfan Ordusunun önemli bir ögesi olan ‘Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedeni budur. Kemalizm’in parlak ışığı yeniden yurt semalarını aydınlatacak, Cumhuriyet kuruluş ayarlarına ve hedeflerine mutlaka yönelecektir. 100. yıla bu kararlılıkla yürüyor, başaracağımıza yürekten inanıyor, milletimize güveniyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

“KADININ algısı, bakış açısı, dünyası, zenginliği bambaşka bir şeydir ve onun kuvvetini görmezden gelirseniz, ciddi bir eksiklik içindesinizdir. İşin estetiğini, hassasiyetini, derinliğini, duyarlılığını, esprisini kaçırmışsınız demektir.” Zerrin TEKİNDOR

‘Best Of Rumeli 2021’ ödülleri dağıtıldıCİVAOĞLU VE BAYER’E KUTLAMA

Yazının Devamını Oku

Fleche ile Hacıkadı tavukları akraba çıktı

Fransız  ‘La Fleche tavuğu’ ile aynı genetik özellikle sahip ‘Gerze Hacıkadı tavuğu’, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyayken, Antalya Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’te keşfedilip koruma altına alındı. 2 yıldır yürütülen proje ile gen haritası çıkarılan ve çoğaltma işlemi uygulanan Hacıkadı tavuğunun sayısı 10’dan 1500’e çıktı.

Sinop Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Salim Akbaş, et lezzeti ve yumurtasıyla diğer türlerden farklı olan Hacıkadı tavuğu için coğrafi işaret çalışması başlattıklarını açıkladı. Akbaş, 2 yıl önce YÖREX’e katıldıklarında büyük market zincirlerinden birinin temsilcisinin Gerze Hacıkadı tavuğunun ekonomik değeri çok yüksek olan Fransız La Fleche tavuğu ile aynı genetik yapıdan geldiğini ve temin etmek istediklerini söylediğini anlattı. Akbaş, “Bunun üzerine bilimsel çalışma başlattık. Böylece Hacıkadı tavuğu yok olma tehlikesinden kurtuldu. YÖREX gibi yerel değerlerin korunması misyonuyla yola çıkan bir fuarda böyle bir çalışmanın başlatılması çok anlamlı. Demek ki YÖREX amacına ulaşan bir fuar. Bu noktada YÖREX’i hayata geçiren Antalya Ticaret Borsamızın Başkanı Ali Çandır’a teşekkür ediyorum” diye konuştu. Türkiye’de Denizli horozunun yanı sıra saf iki tavuk ırkından biri olan Hacıkadı tavuğunun nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve Sinop TSO Genç Girişimciler Kurulu’nun bir proje hazırlayarak bir zamanlar bölgede et tavuğu olarak yetiştirilen ve sayısı 10’a kadar düşen Gerze Hacıkadı Tavuğu’nu koruma altına alan bir proje başlattığını anlattı. Akbaş, Oda olarak yerel değerlerin öneminin farkında olduklarını ve Gerze Hacıkadı tavuğunun etine coğrafi işaret almak için çalışma başlattıklarını bildirdi. Akbaş, yürütülen proje ile hem Hacıkadın tavuğunu koruma altına aldıklarını hem üretimin geliştirdiklerini hem de ekonomiye kazandırmak için çalıştıklarını söyledi. Akbaş, “Türkiye’nin saf iki tavuk ırkından biri olan Gerze Hacıkadı ırkının gelecek nesillere aktarılması ve marka değerinin oluşturulması için çalışıyoruz. Hacıkadı tavuğunun eti, özel restoranlarda yüksek fiyatta tüketiciye ulaşabilecek bir ürün” dedi.

Sinop Genç Girişimciler Kurulu ve Hacıkadı Üretim A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Melih Çınar, Hacıkadı tavuğunun bir zamanlar Osmanlı saray mutfağının vazgeçilmezi olduğunu söyledi.

Hacıkadı tavuğunun yetiştirilme süresinin 6 ayı bulduğunu söyleyen Çınar, “Biz Hacıkadı tavuğunu yetiştirirken kuzu muamelesi yapıyoruz” diye konuştu. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Doç. Dr. Demir Özdemir, iki tavuğun genetik yapılarının aynı olduğunu ve bu nedenle ticari değerleri yüksek olan Hacıkadı tavuğununun Türkiye’de kuzu fiyatına satılabileceğini belirtti.

DEMEK Kİ FB 3-4-3 SİSTEMİNDE OYNAYAMIYOR

FENERBAHÇE 17 ve 24 Ekim tarihlerinde Trabzon ve Alanya 9. 10. haftalarda oynadığı lig maçlarını aynı trajik sonuçla 90. dakikada kaybetti. Çünkü FB’nin son dakikalarda mecalinin kalmadığı gözükmektedir. Antrenör Pereira ısrarla kanatları kapayamamakta ve beklenen golü yemektedir. Nitekim geçen hafta 5 Hürriyet yazarı durumun kötüye gittiğini açıklamışlardır. 4.3.3 sistemi 1954 yılında WM sistemine alternatif olarak rüya takım Macarlar tarafından geliştirilmiştir. Güya teknik direktör Pereira harika bir takım yaratacaktı. Fenerbahçe, bu yenilgilerle şampiyonluk düşünü kapatmıştır. Eski antrenör Aykut Kocaman savunma oynattığı için eleştirilirdi. Yeni Teknik Direktör Pereira, takımı uçuruma götürdüğü için eleştirilmemektedir. Çünkü Pereira’da hiçbir yetenek kalmamıştır. Durumu seyirciler görmektedirler ancak Ali Koç ve yöneticiler görmemektedir.   Aslan ÖZMEN

GÜNÜN SÖZÜ

“YAŞADIĞIMIZ çevre sadece biz insanlardan oluşmuyor. Artık doğaya ve diğer canlılara karşı daha saygılı bir şehirde yaşamak isteyen vatandaşlarımız çoğunluktalar, biz de gereğini yerine getiriyoruz.”

Yazının Devamını Oku