Gazipaşa tropikal meyvede büyüyor

GAZİPAŞA, havalimanının açılmasıyla gittikçe büyüyor. İlçe nüfusu 50 bini aşmış.

Narenciyeden sonra tropikal meyve yatırımlarıyla bir numaraya yükselmiş. Her yıl milyonlarca dolar ödeyen Türkiye’nin bu alanda ihracatçı konuma geçmesi için kentin tarım yatırımları da öne çıkmaya başlamış. En önemlisi de Gazipaşa çiftçisi mango ile tanışıyor artık. Bu projenin fikir babası Mustafa Ezici, mango meyve ve fidancılık AR-GE çalışmalarına 7 yıl önce başladıklarını söylüyor. ‘12. Gazipaşa Tarım Fuarı’nda bir ilk yaşandı, 2 milyon mango fidanı satışa sunuldu.

Tropikal bir bitki olmasına rağmen sub-tropikal iklime sahip İspanya’nın Malaga-Granada sahil hattında yetişen mangonun, Türkiye’de de aynı enlemde bulunan Datça yarımadasından Hatay’ın kuzeyine kadar olan bölgede yetişebileceği bildiriliyor. Ezici, önümüzdeki dönemde hem üreticilere mango fidanı satacaklarını hem de mango yetiştireceklerini söylüyor. Projeyi ortakları orman mühendisi Veli Çelik ve İlhan Alçar ile birlikte hazırladıklarını anlatan Ezici, üretiminin artmasıyla Türk üreticilerinin gelirlerini katlayacağını, Türkiye’nin de çok hızlı bir şekilde en önemli mango ihracatçısı ülkelerden biri konumuna geleceğini belirtti.

Türkiye’deki mango hasat zamanı, hasadın kuzey yarımküreden güney yarımküreye geçiş dönemine ve mangonun az bulunduğu ağustos-ekim aylarına rastlaması da ihracat açısından önemli bir avantaj sunuyor.

YENİ KİTAPLAR

Latife Tekin ‘Aşk İşaretleri’ (Can), Pelin Batu ‘Hayatın Seyrini Değiştiren Kadınlar’ (İnkılap), Umur Bugay ‘Karılar ve Kocalar’(İnkılap), Junko Takahashi ‘Japonların 100 Yıl Yaşama Sırrı’ (Doğan Novus), İskender Pala ‘Kalp’ (Turkuvaz)

Ayşe Özgener ‘Sonra Konuşuruz’ (Doğan Novus), Emre Gör ‘Abdülhamid Döneminde İstihbarat’ (Kitap Yayınevi), Serdar Tuncer ‘Hiçbir Zaman Hiçbir Şey’ (Profil), Süleyman Kurt ‘Hatırlasana’ (Hayykitap), Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta ‘Tıptan Uzak Sağlıklı Hayat’ (Hayykitap), Ahmet Büke ‘Neşeli Günler’ (Günışığı), Dilara Büyük ‘Kar Tanesi’ (Müptela)

Bilgin Çelik ‘Balkan İttifakı ve Osmanlı Diplomasisi’ (Bilgi Üniversitesi), Bülent Ayyıldız ‘Gölgesiz Matiz’ (İthaki)

Ahmet Nezihi Turan ‘Hikayeleriyle 100 İsim’ (Ağaçkakan), Nil Gün ‘Minik Adımlar Büyük Kazanımlar’ (Kuraldışı)

DENİZDEKİ KUVAYI MİLLİYE VE İNEBOLU

TÜRKİYE Cumhuriyeti kurucusu Atatürk, 99 yıl önce SSCB kurucusu Lenin’e bir mektup yazdı ve bu mektup Sovyetlerin, Kurtuluş mücadelesine destek olarak 300 bin ton cephane göndermesiyle sonuçlanarak savaşın seyrini değiştirdi. Bu tarihi gelişme, 99 yıl sonra, Sovyet cephanelerinin indiği İnebolu ilçesinde bir panelle anılacak.

‘Kurtuluş Yolu’ tarih turizmine kazandırılacak.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini atan Kurtuluş Savaşı’nda büyük yere sahip olan Kastamonu’ya bağlı İnebolu ilçesi, önemli bir panele ev sahipliği yapacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kurucusu Vladimir Lenin’e 26 Nisan 1920’de yazdığı mektubun 99. yılında “Denizdeki Kuvay-ı Milliye ve İnebolu” konulu bir panel düzenlenecek.

Mektubun, Türkiye’nin kurtuluş mücadelesindeki önemi büyük. Zira, söz konusu mektupta Atatürk, Anadolu’yu işgal eden düşman kuvvetlerine karşı Ruslar’dan cephane, altın, sıhhi malzeme ve erzak talebinde bulunmuştu. Bu sembolik tarihte Dolmabahçe Rotary Kulübü ve Kastamonu Rotary Kulübü tarafından gerçekleştirilen panelde, İnebolu’nun ulusal kurtuluştaki yeri ve önemi anlatılacak.

İNEBOLU’DA PANEL

Rotary Kulübü Dönem Başkanı Eyüp Kömeçoğlu “Atatürk’ün mektuba istinaden Sovyet hükümetinin Novorosisk ve Tuapse limanları üzerinden gönderdiği 300 bin ton cephane, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına önemli katkı sağladı. Bu cephaneler İnebolu’ya ulaştı. Bu yüzden biz de bu etkinliği bu önemli ilçede gerçekleştirme kararı aldık” dedi.

İnebolu Türk Ocağı’ndaki panelde, Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Rusya Federasyonu Ankara Büyükelçiliği Kültür Ataşesi Aleksandr Sotniçenko, tarihçi Dr. Orhan Çekiç, 22’inci Dönem İzmir Milletvekili Kemal Anadol ve tarihçi Dr. Mehmet Perinçek konuşma yapacak. Anadol’un ‘Kulağım Karadeniz’de: Kuvayi Milliye Donanmasının Romanı’ adlı kitabı bulunuyor.

BİLİYOR MUSUNUZ

- TZOB (Türkiye Ziraat Odaları Birliği) Başkanı Şemsi Bayraktar’ın hububat, baklagiller ve dane mısırda 2018 prim başvuru süresinin 30 Nisan Salı günü sona erdiğini hatırlattığını...

GÜNÜN SÖZÜ

“BÖYLESİNE güzel bir gökyüzü altında gerçekten kötü insanlar, huysuz ve güvenilmez insanlar nasıl var olabilir?” Dostoyevski

MESAJ PANOSU

EKREM İmamoğlu’na...

- Boğaz hattında vapur seferlerini arttırmanızı, özellikle hafta sonları yapılmayan seferlerin de başlatılmasını talep ediyoruz.

- Eskiden Taksim-Bostancı otobüsleri vardı Bağdat Caddesi’nden geçen. Nedensiz kaldırıldı. Mümkünse yeniden konması iyi olur.

- Ekolojik pazarlar, tohum takas buluşmaları arttırılırsa memnun oluruz.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

‘Diriliş’ ve ‘Kuruluş’ dizileri çürüme ve çöküşü kurtarmaz

CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, ‘tarımın batışı’ ile çarpıcı değerlendirmeler yaptı ve şöyle konuştu:

“Dünyada artan nüfus, iklim değişiklikleri ve çarpık sanayileşme sonucu su ve topraklarımız hızla kirlenmekte ve yok olmaktadır.

 18 yıllık AKP hükümetleri, tarımı ve gıda güvenliğimizi her geçen gün dışa bağımlı hale maalesef getirmiştir.

 2002 yılında gayrisafi yurtiçi hasıla içinde tarımın payı yüzde 10.3 iken 2019’da bu oran yüzde 6.4’e düşmüştür. Yani 2003-2019 arasında tarımsal hasıla kaybımız tam 971 milyar lira olmuştur. Tarımsal hasıla kaybımızın her yıl düşmesi ülkemizi net ithalatçı konumuna gelmiştir. İktidar, çiftçinin borç batağına saplanmasına da seyirci kalmaktadır. AKP’de üreticinin borcu tam 50 kat arttırmıştır.

 AKP üreticiyi adeta faize ve bankalara da çalışır hale getirmiş; bunun sonucu üretici ekemez, biçemez hale gelmiş ve toprağını terk ederek şehirlere göçe zorlanmıştır.

 2002 yılında tarımın istihdam içindeki payı yüzde 35 iken 2019 yılında bu rakam ne yazık ki yüzde 18’lere gerilemiştir. Bir başka deyişle, 2002’de 7.4 milyon kişi tarım sektöründe istihdam edilirken, 2019’da bu rakam 5.9 milyon kişiye düşmüştür.

Çiftçiyi üretimden koparmış, toprağına küstürmüş, borç batağına sürüklemiş, ülkemizi ise tarımda ithalatçı ülke haline getirmişlerdir. Köylerimiz boşaltılmış, işsizlik patlamış, sosyo-ekonomik yapı hançerlenmiştir. Bu bir utanç tablosudur; tarıma, çiftçiye verdiği değerin ibretlik, acı bir göstergesidir.

Artık çürümeyi ve çöküşü ‘Diriliş’ ve ‘Kuruluş’ dizileriyle inanın unutturamayacaksınız. Artık milletin kafasında ve gönlünde de yoksunuz.

Vatandaşın önüne giden ilk sandıkta da -şunu tekrar ediyorum- yok olacaksınız, yok olacaksınız ve yok olacaksınız.”

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyetimizin 97. yılı kutlu olsun!

Dil Derneği, Cumhuriyetimizin 87. yılı nedeniyle bir mesaj yayınladı. Anlamlı içerikli bu mesajı özetleyerek yayınlıyoruz:

“Bu yıl, dünyada ve ülkemizde canlar alan salgın nedeniyle TBMM’nin 100. yılını coşkuyla kutlayamadık. 23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı’nı, 19 Atatürk’ü Anma, Gençlik Spor Bayramı’nı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı coşkuyla kutlayamadık. Dil Derneği’nin 33. yaşını gönlümüzce kutlayamadık. 29 Ekim 2020’de laik Cumhuriyetimizin kuruluşunun 97’nci yılını da buruk bir coşkuyla kutlayacağız. Laik Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, Lozan’la yayılmacılara son dersi veren İsmet İnönü’yü, Kurtuluş Savaşı’nın Kuvay-ı Milliyecilerini saygıyla anıyoruz.

Koronavirüsle savaşan bütün sağlıkçıları selamlıyor, bu savaşım sırasında yaşamını yitiren bütün hekimleri, bütün sağlık emekçilerini saygıyla anıyoruz. Tehlike sonlanmadı, salgın sürüyor. Cumhuriyet kurumlarını karartan, devrimleri budayan karşıdevrim ‘virüsü’ de sürüyor. Yıllardır akşam-sabah ‘Cumhuriyet tarihi(miz) boyunca’ diye başlayan, arkasından laik Cumhuriyetimizin değerlerinden birini ya da birkaçını yasal kılıflarla ortadan kaldıran sözleri dinliyor; yurdun tarihsel ve doğal dokusunu bozan eylemlere tanık oluyoruz. Eğitim ve yargı başta olmak üzere, her yurttaşın bugününü ve geleceğini güvence altına alacak kurumların yaralanmasıyla karşılaşıyoruz.
97 yaşındaki Cumhuriyet’in 21. yüzyılda yaşadıkları inanılacak gibi değil...
‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkemizin unutulduğu, Atatürkçülerin karalandığı sözde demokrasiyle sınanıyoruz.

Bu Cumhuriyet’in olanaklarıyla orun, ün, kazanç elde edenler, ‘cumhuriyet tarihini’ doğru okumakla yükümlüdür.

Yüzyıllarca kul sayılan, ‘ümmi ümmet’i yurttaş kılan, kadınlara haklarını öğreten, Osmanlı’nın borcunu bile ödeyen, kimseye boyun eğmeyen bağımsız bir Cumhuriyettir! Şimdi hesaplaşılan, bütün yaşamını, kazanımlarını ulusuna adayan Mustafa Kemal’dir!
Osmanlı’yı yıkan çağının gerisinde kalmasıydı; ulusal ve evrensel değerleri yok sayan hiçbir iktidarın da koltuğu kalıcı olmayacaktır! Mustafa Kemal Atatürk devrimlerin ışığını Çankaya’da parlatmıştı; bu ışık hiçbir zaman sönmeyecek! Bizler her şeye karşın, Cumhuriyet Bayramlarını Atatürk’e olan bağlılığımızla, aydınlanma aşkımızla başımız dik, alnımız açık kutlayacağız!”

ÇANKAYA’DA ATATÜRK’LÜ AÇILIŞ

Yazının Devamını Oku

İnce’den 47 günde 46 kent

Sivas Kongresi’nin 101. yıldönümü olan 4 Eylül’de Sivas’tan ‘Memleket Hareketi’ gezilerine başlayan Muharrem İnce, Türkiye siyaset tarihinde, belki de dünyada denenmemiş yeni bir yöntemle, 81 ili karış-karış, hem de pandemi ortamının zor şartlarında geziyor...

47 günde 46 kenti ziyaret ettikten sonra, günlerdir bir grup akademisyen ve mesleğinde uzman isim tarafından kaleme alınan manifestosunun son halini vermek için İstanbul’da bir otelde istişare amaçlı kampa giriyor.

İnce, bugüne dek on binlerce insanla dirsek (COVID selamı) selamı yapıp, binlerce esnafın sorunlarını yüz yüze dinledi. İnce’in önümüzdeki haftalarda 81 ili tamamlayıp daha sonrasında da her kentin en büyük 4 ilçesini tek tek gezmesi bekleniyor.

Edindiğimiz izlenim: İnce’ye en büyük ilgi, Z kuşağı dediğimiz genç seçmen ve kadınlardan. Mesela Van’da sabah saatlerinde yanına gelen bir genç, “İlk kez oy kullanacağım, söz ilk oyum sana” diyor. Samsun’da paten yapan gençler otobüsü görünce kayarak geliyor ve İnce’nin etrafını sarıyorlar. Tokat’ta otobüsü gören gençler, otelde dinlenmeye çekilen İnce’nin telefon numarası olduğunu düşündükleri bir numaraya WhatsApp’tan otobüsle çekildikleri selfie’yi yollayarak, “Başkanım dinleniyormuşsunuz, sizi kaçırdık ama otobüsünüzle resim çekildik” diye yazıyor, mesajı gören İnce de “Bekleyin, iniyorum” yazıyor, DHA muhabiri, İnce’nin gelmesi ile şaşkınlık yaşayan Z kuşağı ile sohbeti otelin önünde haberleştirdi. 

Adana’da bir kafenin balkonundan “Başkanım bana da el sallayın” diye seslenen 18 yaşındaki kıza İnce’nin “İki elle sallıyorum gel aşağı” demesi üzerine pop star görmüş gibi titreyerek genç kızın ağlaması da TV ekranlarında yer aldı. Bunlar dikkat çekici...

Hakkâri’den Şırnak’a giderken Dağdibi’nde köylülerin otobüsün önünü keserek “Bizi İktidar ile HDP’nin arasında ezdirme, parti kur oy verelim” demeleri, Muş’ta kahvehaneye içeri ısrarla İnce’nin çağrılarak, muslukları açarak “Suyumuz akmıyor, haftalar oldu, çözüm yok, sesimiz ol” feryatları, esnafın her yerde dertlerini karşılarında gördükleri İnce’ye anlatması...

EK GÖSTERGEYİ UNUTMAM

Yollardaki kontrol noktalarında nöbet tutan kolluk kuvvetlerini, özellikle Doğu illerinde

Yazının Devamını Oku

Arapların Türkiye düşmanlığı büyüyor

Araplar tarafından sürdürülen ambargo neden mi başladı? ‘Müslüman Kardeşler’ Mısır, Katar, Libya konularında alınan karşıt tavırlar ve gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında siyasi bir krizin başlamasına ve büyümesine neden olan faktörler olarak sayılıyor.

Bu siyasi krizle birlikte Suudi Arabistan, 1.5 yıl önce gümrüklerde Türk mallarının girişini yavaşlatma, tam sayım uygulama gibi muamelelerle Türk ürünlerini limanlarda bekletme şeklinde başlayan ülkemize yönelik bir kısmi ve örtülü ambargo içindedir. Söz konusu ambargo, Suudi Arabistan’da iş alan müteahhitlerimizin hakedişlerinin geciktirilmesi ve artık iş verilmemesiyle, Suudi Arabistanlı turistlerin ülkemize gelmemesine yönelik telkinlerle devam etmiştir. Süpermarketten fast-food zincirlerine kadar pek çok firma Suudi Krallığı tarafından başlatılan ambargoya destek verir hale gelmiş ve Türk ürünlerini satmayacaklarını/kullanmayacaklarını açıklamışlardır.

Suudi Arabistan Ticaret Odaları Başkanı da “Türkiye’ye dair, ithalat, yatırım ya da turizm olsun, her şeye boykot uygulama” konusunda çağrılar yapmaktadır. Boykot Türk lokantalarına ve berberlere kadar uzamış durumda. Bunun 32 bini Hataylı olmak üzere 45 bin yurttaşımızı son derece tedirgin ediyor. Boykot Fas, Tunus, Cezayir ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde de görülüyor artık. Bu ülkelerde de tıpkı Arabistan ambargosunun başında olduğu gibi gümrüklerde Türk mallarının girişi yavaşlatılmaya başlanmıştır. TÜSİAD, TOBB, TESK, TİM, DEİK gibi Türkiye’nin en önemli iş örgütleri de yaptıkları ortak açıklamada ambargonun küresel lojistik firmalarından küresel tedarik zincirlerine kadar etkilerine dikkat çekerek sorunun çözülmesi için somut adımlar atılmasını istemişlerdir.

İhracatçımızdan nakliyecimize, çiftçimizden üreticimize, turizmcimizden müteahhidimize kadar her sektörden yurttaşımızı derinden etkileyen sorun, ancak TBMM’nin devreye girmesiyle giderilebilecektir. Bu nedenle, gittikçe derinleşen ve yaygınlaşan gayriresmi Suudi
ambargosunun nedenleri ve sonuçlarıyla ele alınması, bu ambargo karşısında alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla genel görüşme açılmasını istiyoruz.

Mehmet GÜZELMANSUR CHP Hatay Milletvekili

GÜNÜN SÖZÜ
“DÜNYANIN en büyük trajedilerinden biri ahlakın din tarafından ele geçirilmesidir.” Arthur C. Clarke

FINDIĞA ‘VURGUN’ GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Tatar, Rum liderinin tebrik mesajını derhal iade etmeli

KKTC’nin yeni seçilen Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a, Rum lider Nikos Anastasiadis’in gönderdiği kutlama mesajı kabul edilebilir bir üslupla yazılmamıştır ve politik teamüller içerisinde derhal kendisine iade edilmelidir. Tatar, KKTC vatandaşları tarafından KKTC Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Anastasiadis’in kutlama mesajında bahsettiği şekli ile Türk cemaatinin lideri sıfatının da üzerinde, KKTC Cumhurbaşkanı sıfatını taşımaktadır.

Anastasiadis cumhurbaşkanımıza hitaben yazdığı yazılarında kendisine ‘KKTC Cumhurbaşkanı’ olarak hitap etmediği takdirde yazısının kabul edilemeyeceği kendisine bildirilmelidir. Kutlama yazısında yer alan ‘Kıbrıslı Türk vatandaşlarım’ tanımı kabul edilemezdir. Anastasiadis, Kıbrıslı Rumların oyları ile seçilmiş bir siyasidir. Hiçbir zaman ve koşulda da KKTC vatandaşları kendisinin temsil ettiği oluşumun vatandaşları değillerdir.

Yukarıda belirtilen hassas konular, Rum liderin Ersin Tatar’a hitaben gönderdiği yazılarda yer almadığı sürece, bu içerikteki yazıların kabul edilmemesi gerekmektedir.

Prof. Dr. ATA ATUN-Kıbrıs İlim Üniversitesi Dekanı, KKTC III. Cumhurbaşkanı Politik Danışmanı

GÜNÜN SÖZÜ

SAYIN Bekir Coşkun için: “Bizler hayata veda ettikten sonra güneş pek çok defa doğacak fakat bizleri bulamayacak. Fakat geride bıraktığınız güzel anılar, güzel yazılarınız, hayvan sevgisi ile beraber aşıladığınız güzel dersler hep yaşayacak. Azrail hiçbir yazarı, sanatkârı, kısacası düşünceleri ders olanları ölümüyle yok edemez. İnsan emelleri, düşünceleri ve bizlerde bıraktığı duyguları ile sonsuza kadar yaşar. Siz şanslısınız, siz gittikten sonra da düşünceleriniz yaşayacak.”    Prof. Dr. Cengiz KUDAY

AÇIKLAMA
KARTELLERE 10 MİLYAR DOLAR, BİZE 5 MİLYON DOLAR KALIYOR

FATSALI

Yazının Devamını Oku

‘Altın Ölüm’

Artık İbrahim Gündüz gibi araştırmacı ve ödünsüz gazetecilere rastlanılmıyor.

Şimdi malum nedenlerden dolayı herhangi bir kurumda çalışmıyor ama gazeteciliğe hâlâ devam ediyor. İbrahim, aktif olarak çalıştığı dönemde bir haber yaparken her zaman etik ilkelere bağlı ve objektif bakışıyla son derece titiz bir şekilde çalışırdı. Mutlaka taraflara eşit ölçüde söz vererek ve belgelere dayanarak haberini sunardı. İbrahim’in geçenlerde bir kitabı Galeati Yayınları’ndan çıktı. Adı, ‘Altın Ölüm’.

‘Altın Ölüm’ kitabı gerçekten çok önemli. Çok önemli çünkü her şeyden önce İbrahim, bu kitabı da bulup ortaya çıkardığı haberleri gibi kılı kırk yarmış da hazırlamış. Yarınlara kalacak olan çok önemli bir belge niteliğinde bu kitap.

Çok önemli çünkü bu ülkenin yeraltı kaynaklarının nasıl ticari meta haline getirildiğini kanıtlarıyla, belgeleriyle ve tarafların açıklamalarıyla öylesine gözler önüne seriyor ki, bu ülkede neler döndüğüne insanın inanası gelmiyor. Kitapta ‘altın’ arayışında doğanın nasıl talan edildiği, doğanın nasıl tüketildiği çok net bir şekilde anlatılıyor. Başka ülkelerde olsa bu kitap yayınlandığında ortalık ayağa kalkar, günlerce konuşulur, tartışılırdı.

Bursa’da Kirazlıyayla, Uşak’ta Murat Dağı, Kazdağları, Cerattepe, Kurşunçalı, Toroslar, Munzur başta olmak üzere neredeyse tüm dağlarımız, ormanlarımız ve ırmaklarımızın nasıl risk altında olduğunu bir bir anlatılıyor. Kitap, 384 sayfadan ve üç bölümden oluşuyor. Kitabın ‘Siyanür Kıskacında Yaşam’, ‘Maden Fuarlarında Pazarlanan Ormanlar ve Türk Tarımı’, ‘Türkiye’deki Siyanürlü Madenler ve Hikâyeleri’nden oluşan bölüm başlıkları bile insanı hayrete düşürüyor. Özellikle 3. bölümde yer alan ve ‘Ovacık Altın Madeni–Sarı Öküzün Verildiği Yer’, ‘Erzincan Dağlarında Bizans ve Yunan Güneşi’, ‘Çöpler Altın Madeni’, ‘Fındık ve Hamsi Diyarına Siyanür Darbesi: Fatsa Altın Madeni’, ‘Kışladağ Bitti Hedef Murat Dağı’, ‘Çanakkale-Balıkesir Siyanür Hattı’, ‘Öksüt-Alaplı Siyanür Hattı’, ‘Artvin-Cerattepe’, ‘Katar-Kanada-Yunanistan Ortaklığı Gururla Sunar: Kızıltepe Siyanür Madeni’, ‘Gümüştaş Siyanür Tesisi ve Doğan Yayıncılık İlkeleri’ gibi konular insanı hayrete düşürüyor.

Ellerine ve kalemine sağlık İbrahim... Elimizde olanak olsa, kitabın tüm sayfalarını buraya aktarmak isterdik.

Eğer siz de birazcık da olsa bu ülkede olup bitenleri merak ediyorsanız, yeraltı ve yerüstü kaynaklarımıza ne olacak diyorsanız bu kitabı bir an önce okumalısınız. Yarın çok geç olmadan...

BU KADAR HAYVAN SEVGİSİZLİĞİ OLAMAZ!

BİGA’

Yazının Devamını Oku

Yavaş, Gökçek’i utandırıyor!

29 Ekim’de Ankara’da dev bir açılış var. Açılışın ‘dev’liği projenin büyüklüğünden değil öneminden geliyor.

Çubuk 1 Barajı rekreasyon alanı Mansur Yavaş’ın talimatıyla ihya ediliyor.

Yıllar boyu süren savaşlardan sonra Türkiye’nin yokluk yıllarında yapılan ilk barajı olan Çubuk Barajı, Atatürk gibi bir ‘dâhi’nin bizzat yönetiminde yapılmış yıllarca Ankara’ya hem rekreasyon alanı olarak hizmet vermiş, hem de Ankara’nın su ihtiyacını karşılamıştı.

1929 yılında yapımına başlanan ve 7 yılda tamamlanan Çubuk Barajı, Atatürk’ün sadece iyi bir asker olmadığının görülmesi açısından çok önemlidir. Çubuk Barajı, Cumhuriyet’in ilk eserlerinden biri olarak milli birlik ruhunu yansıtmaktadır ve bugün dönemsel olarak bu ‘ruh’un yeniden canlandırılması için Çubuk Barajı, bir rekreasyon alanından, bir barajdan çok daha önemlidir.

Atatürk’ün baraj yapımı sırasında inşaatı denetlerken, gelip giderken oturduğu yapı yıllar içinde ‘Atatürk Evi’ olarak ziyaretçilere açılmış ancak Melih Gökçek’in başkan seçilmesinden sonra sadece içinde ‘Atatürk Evi’ olduğu için rekreasyon alanı da kaderine terk edilmişti.

25 yıl aradan sonra Çubuk Barajı belediye iştiraki ANFA şirketi yetkililerinin büyük çabasıyla temizlendi. Öyle ki 25 yılın çöpü-molozu 2000 kamyonla atıldı. 1000 dönümlük bir araziye sahip Çubuk Barajı rekreasyon alanı temizlendi, binlerce ağaç ve bitki dikildi, yollar yapıldı. Atatürk Evi aslına uygun olarak restore edildi.

Mansur Yavaş’ın bütün hizmetleri bir yana, tarihsel bir öneme sahip rekreasyon alanının 29 Ekim’de açılacak olması anlayanlara çok önemli mesajlar veriyor.

Aslı Baykal açıklama yaptı

Yazının Devamını Oku

Sevigen: ‘En diri grup biziz!’

Geçen hafta ‘CHP, yeni parti, Antalya’ içerikli yazılarımız üzerine CHP eski milletvekili Mehmet Sevigen, uzun bir açıklama gönderdi. Bunun ‘Yeter! Söz Milletin’ köşemizde ‘Söz Sevigen’in’ başlığıyla verilmesini istedi. Sevigen, “Düşüncelerimizi söylemek için bir araya gelebilir miyiz?” diye düşünürken, bu yazının bu kadar ses çıkarmasının sebebinin “parti içindeki memleketini, vatanını, milletini, partisini seven ve şimdiye kadar suskun kalmış bir kesimin ortaya çıkmasından kaynaklanabileceği” olduğunu söylüyor. Sevigen’in partiye yönelik eleştirileri kısaca şöyle:

2010’den bugüne kadar 100’e yakın MYK üyesi değiştirdi. MYK üyelerini baypas ederek bir dönem danışmanlarla da yönetti. Bunlar biliniyor. Laiklik ile ilgili bir tek söz söylenmiyor.

Ülkemizin ve partimizin temel 6 okundan olan ‘laiklik’ ayaklar altına alındı. Türkiye’nin sigortası olan CHP’den ve Atatürk isminden yavaş yavaş uzaklaşıldı. Verdikleri sözler tutulmamaya başlandı. CHP tarihinde ilk kez grup başkanvekilleri atama ile getirildi! 3 milletvekilimiz hapisteyken (Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Tuncay Özkan) “Hapisten çıkmazlar ise yemin etmeyeceğiz” dediler. Sn. Tayyip Erdoğan “Tıpış tıpış gelecek” dedi, gittiler, yemin ettiler! ‘Milletvekili dokunulmazlığı’nı büyük kabadayılık yaparak ‘hukuken yanlış, siyaseten doğru’ dediler ve kaldırdılar! ‘Milletvekilliği dokunulmazlığı’ kalktı! HDP’den 16 milletvekili ve bizden Enis Berberoğlu’nu hapishaneye attılar, sonra gittiler, Silivri’de timsah gözyaşlarını döktüler!

CHP’ye yakın şirketlerin araştırmalarında dahi, iktidar partisinin oyları (yüzde 17) düşerken, CHP yönetimi halka gideceğine, ‘yeni dostlarım’ dediği AKP’de Karamollaoğlu, Davutoğlu ve Ali Babacan’a gidiyor. Davutoğlu-Babacan şimdiki hükümetle görev yaptılar. Şimdi bunların Sn. Tayyip Erdoğan hakkında söyledikleri bana hiç ama hiç inandırıcı gelmiyor.

Evet, bütün bu nedenlerden dolayı partimizde birçok grup ve bizim dışımızdaki grup ve çeşitli arkadaşlar gerek WhatsApp ve gerekse çeşitli toplantılarda partinin sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar. Biz de bu arkadaşların dışında bir arkadaş grubuyuz. Bu ülkede yaşayıp da ülkesi için, partisi için söylenecek sözü ve fikirleri olanlar bir araya gelelim, düşüncelerimizi, fikirlerimizi ve ürettiklerimizi kendi içimizde konuşalım, paylaşalım, ihtiyaç duyarsak partimize ve kamuoyuna aktarırız düşüncesindeyim... İnanın biz partimizin içinde en kalabalık, en diri grubuz. Yüzlerce arkadaşımla konuştum ve bunların içinde “Parti kuralım” diyenler de, “Bir fikir grubu gibi konuşalım” diyenler de var. Parti kuralım demedim. Ancak görüştüğüm arkadaşların bir kısmı parti kurmada istekli görünüyorlardı!

Ben bu durumda çalışmak isteyen partili arkadaşların düşüncelerine aracı oldum. Ne birilerinin icazetine, ne de pazarlığına ihtiyacım var! Biz sadece vatanını, milletini, bayrağını seven, Atatürk’ün fikir ve düşüncelerini hayata geçirmeye çalışan, partimizin iyi olmasını isteyen, yapıcı olmaya çalışan bir topluluğuz. Bunun içerisinde eski siyasetçilerden çok, yeni genç arkadaşlarımız olacak. Henüz bir araya gelmiş değiliz. Kimseyle yarış içinde değiliz. Sadece ülkemizi, vatanımızı, bayrağımızı çok seviyoruz. Bu konuları Deniz Baykal ile konuştuğumuz, müzakere etmişliğimiz de olmuştur. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Kendi adıma söylüyorum. Yazınız bize güç vermiştir.”

*

Yarın: Aslı Baykal ne diyor?

 

Yazının Devamını Oku

'Kurt isim': Mehmet Sevigen

İYİ niyetle bir siyasi ‘kulis’ haberini biraz çalkalayınca alttan çok şeyler çıktı.

‘Yeni parti... Halk Partisi... Eskiler... Özlemciler... İttifak... K.K. ile işler iyi gitmiyor” gibi bir sürü sözcüğün çevresinde ‘dans’ edildiği anlaşıldı. CHP’den kopmayı telaffuz edenlerden bazı isimlerin de parti oluşumu hakkında doğru konuşmadıkları anlaşılıyor.

Aslında bunlar küçük bir grup... Yine bazı partililerin adlarının ortaya atılması CHP açısından doğru olmadı.



Bütün bunları biliyoruz ve sorumlu kişinin de ‘kurt’ siyasetçi Mehmet Sevigen olduğunu açıklamak durumundayız.

FİKİR BABASI KİM?

Yazının Devamını Oku

‘Antalyalı parti’ hikâyesinin ardındaki gerçekler CHP aşındırılıyor...

Dün iki cümle bahsettiğimiz, adını vermediğimiz‚ ‘Antalya kökenli parti’ hikâyesi bir anda ortalığa düştü. ‘Heyecan’ ötesinde ‘kızgınlık’ da yarattı. İttifakın lokomotifi CHP, nereye gidiyor, ne yapıyor soruları öne çıkmaya başladı.

Peşinen söyleyelim: Kemal Kılıçdaroğlu ittifak konusunda doğru şeyler yapıyor. İYİ Parti ve SP’yi ana gövdeden koparttırmıyor. Yeni partileri kanatları altına almak istiyor.

İktidar ise başka bir yöne gidiyor ama Kılıçdaroğlu, başta rejim olmak üzere partiyi batıdan koparmak istemiyor.

Bir siyasal araştırmacı ile konuşurken, “Bu konuda bir şey söylemeden önce Kırgısiztan’da neler olduğunu dikkatle izlemek lazım” diyor.

Rusya, Suriye’de gücünü ortaya koyuyor; Azerbaycan-Ermeni ilişkilerinde de iki ülkeyi ‘terbiye’ ediyor.

Akdeniz’de ‘bayrak’ sallamamıza karşı bütün güçler karşımıza dikilmek isteniyor.

Kıbrıs’taki başkanlık seçimini Mustafa Akıncı yeniden kazanırsa? Bunun cevabı henüz yok.

CHP’DEN KOPUŞLAR

Asıl vurgulamak istediğimiz, CHP seçmenden küçük kopuşlara dikkat çekmek.

Yazının Devamını Oku

Kıbrıs’ta kuzey-güney savaşları

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tarihi Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu 18 Ekim Pazar günü Başbakan Ersin Tatar ve Devlet Başkanı Mustafa Akıncı arasında gerçekleşecek.

Sadece Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye’nin Akdeniz’deki kaderi de belirlenecek.

Güney Kıbrıslı Rumların, Akıncı’yı desteklemesi boşuna değil.

Bağımsız aday Akıncı geçen dönemde Kıbrıs müzakerelerinde devamlı Türkleri zora sokan, Rum yandaşı fikir ve konuşmalarıyla gündem oldu.

“Kıbrıs’ta çözüm için topraklarımızdan bir kısmını Rumlara geri vermeliyiz” ifadesi, belgeleriyle ortada olan tavrının söze dökülmüş halidir.

Eğer Kıbrıs’ı kaybedersek, Doğu Akdeniz’deki haklarımızı, Akdeniz’deki iddiamızı kaybederiz. ‘Mavi vatan’ kavramından nefret edenlerin hepsi Rumların yanında toplandı. ABD, İngiltere, Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, İsrail, say gelsin... Fransa üs açtı. Yunanistan asker sayısını arttırdı. Akıncı ise hâlâ gül, bülbül ve ‘Rum taraftarı’ söylemlerinde!

ATATÜRK’ÜN UYARISI

Sömürgeci güçler adeta ‘milli irade’ şampiyonu; tıpkı Irak’ta, Suriye’de saygı gösterdikleri gibi yani... Kıbrıslılar çok ağır bir propaganda altında. İç politika nefretleriyle ve duygusal oy verirlerse, her şey bir yana Atatürk’e ihanet ederler. Çünkü Atatürk ne demişti:

“Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs’a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir...”

Yazının Devamını Oku

Antalya’da ayıp siyasi hesap!

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in COVID-19 tedavisi yoğun bakımda sürüyor. Ancak durumunun çok kritik olduğu belirtiliyor. Bu arada çok şey söyleniyor. Ne yazık ki ağzını tutan yok, saygı gösteren de kalmamış...

Siyaseten etik olmayan iddiaları utanarak dinliyoruz. Sandalye hesabı yapılmasına pes demek gerekiyor. Meclis’te üyeleri bulunan bütün partililer, saygılı ilişkiler içinde olmalı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geçenlerde Böcek’i ziyaret etti. Acaba onlara bir şey söyledi mi? Pazarlığa kalkışanlara “Senin dilini keserim” dedi mi? Diğer partilerin de aynı tavır içinde olmaları gerekmiyor mu?

Bu arada biz Böcek’e acil şifalar dilerken, Antalya büyükşehirin bir fotoğrafını çekmek istiyoruz:

CHP 37, AKP 34, İYİ Parti 15, MHP 15, DSP 4, SP 1.

Herkes aklını başına almalı.

Siyasete saygılı olmalı.

GÜNÜN SÖZÜ

“AYM’nin gerekçeli kararı ile Berberoğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine ilişkin yokluğunda gerçekleşen işlem geçersiz kalmıştır. Sayın Enis Berberoğlu, elini kolunu sallayarak Meclis’e gitmelidir.”

Hüsamettin CİNDORUK

Yazının Devamını Oku

Avukatlara sürgün ve tayin tehdidi başladı

Ankara’da 2 no’lu baroyu kurmak için gerekli üye sayısı olan 2 bini tamamlamak üzere Ankara’daki bakanlıklar, bakanlığa bağlı birimler ile il ve ilçe teşkilatlarında görev alan 750’den fazla kamu avukatına hem kurumların WhatsApp gruplarından, hem de yüz yüze baskıların yapıldığı...

Özellikle Sağlık Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki avukatların, kurum amirleri tarafından masalarına dilekçe kâğıdı bırakılarak imzaya zorlandıkları...

Üst düzey bürokratların, “İmzalamayanı taşra teşkilatına göndeririz, tayininizi çıkarırız, sizin için kötü olur, sonucuna katlanırsınız” gibi sözlerle avukatları tehdit ettiği...

Sağlık Bakanlığı’ndaki avukatlara “Bir hafta içinde formlar doldurulup getirilsin” şeklinde talimat gönderildiği...

Gençlik ve Spor Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Etimaden A.Ş. gibi kurumlardaki avukatlara da aynı baskının sözlü biçimde yapıldığı... Dün itibarıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki 30 avukat, Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndaki 15 avukat olmak üzere 45 avukata bu yöntemle imza attırıldığı, imza vermek istemeyenlerin ise sürgün ve tayin gibi tehditlerle sindirilmeye çalışıldığı, bu baskılarla baro talep kağıtlarının imzalatıldığını okuyoruz.

Buna savunma hakkı yasa ile ortadan kaldırılıyor, iktidar elinde bulundurduğu siyasal güç ile avukatların özgür iradelerini yok etmeye çalışıyor denmez mi?

Baro çevrelerine göre başta Ankara, İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı şehirlerde AKP’li ve MHP’li avukatlarca 2 no’lu baronun kurulması girişimlerinin sonuç vermediği belirtiliyor.

CHP Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş’ın Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yönelttiği sorulardan bazıları şöyle:

“Baroların genel kurulunun yapılmasının engellenmesine karşı partilere böyle bir uygulamanın yapılmasının sebebi nedir? Baroların ve özgürce yapılması için bir çalışmanız var mıdır? Varsa nelerdir? Kaç kamu avukatı 2. baroya kaydolmuştur. Ankara’da 2. baronun kurulması için 750’den fazla kamu avukatının tehdit edildiği doğru mudur? Bu konuda bakanlıkça bir inceleme başlatılmış mıdır?”

Yazının Devamını Oku

AKP ne yapıyor?

KONDA Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır, güncel konular üzerinde senaryo ve analizler yaparken, “Türkiye’de her 4 kişiden 3’ünün kaygılı olduğunu” söyledi. Ayşenur Arslan’ın ‘Medya Mahallesi’ programında aldığımız küçük notlar şöyle:

AKP’nin ‘çekirdek seçmeni’nde çözülme var. Kaybettiği oylar ise bir yere gitmiyor, gri alanda genişliyor. Tayyip Erdoğan’a ise tam güveni var.

AKP’nin hedefi ittifakları dağıtmak. Onun için İYİ Parti’ye ve HDP’ye bastırıyor.

Seçim sistemi kilitlenmiş durumda. Yeni dönemde seçim sistemi değişikliği ‘gündem’ olabilir. MHP’nin oyu yüzde 6-7’ye inerse dışlanır ve yeni partilere ‘kapı’ açılmış olabilir.

İYİ Parti ittifaka girerse, tümüyle de olmasa oradaki oyları yine muhalefete gidebilir.

Kaç türlü seçmen var? Duyusal seçmen, taraftar seçmen ve çekirdek seçmen. Çekirdek seçmenin kendi içinde eleştiriler yapması ilginç sayılmalı.

AKP, iki turlu seçimden vazgeçip tek turlu seçimi düşünebilir.

Herkes ‘saray’a bakıyor; AKP’nin seçimden avantajlı çıkacağını da düşünmek gerekiyor.

Siyasi İslam ile muhafazakârlık arasındaki makas açılıyor. Şunu da söyleyebiliriz: Siyasi İslam iflas etti artık.

Yazının Devamını Oku

Gevşeme ikinci dalgayı getirdi... AB kasıp kavuruluyor

Her şey ortada. Önlemlere harfiyen uymamanın, rehavetin, gevşemenin yol açtığı söylenen ‘ikinci dalga’ Avrupa’yı kasıp kavuruyor. Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya başta olmak üzere, hemen her ülkede günlük vaka sayıları yüksek, ölenlerin sayıları artıyor.

Başka ülkeleri risk bölgesi ilan eden Almanya, şimdi ülke içinde de risk bölgeleri ilan etmeye başladı. Bu bölgelerde yaşayanların başka bölgeye gitmesi veya başka yerden buralara gitmek neredeyse yasaklanacak. Madrid ve etrafındaki bölgeler dış dünyaya tekrar kapandı. Önemli bir gerekçe olmadan dışarı çıkmak yasak. Paris’te de keza benzer durum yaşanıyor. İtalya, alınan önlemleri sıkı takip için polis ve ‘carabinieri’ denilen jandarmaya ilaveten ordudan yardım istedi.

Bilim insanları vaka sayıları azalsa bile bunun azalmanın devam edeceği anlamına gelmediğini ısrarla işaret ediyorlar. Bu kez ‘sessiz enfeksiyonların’ veya ‘süper bulaştırıcıların’ ortaya çıkacağını söylüyorlar. Dolayısıyla bir süre daha bu salgın ile önlem alarak yaşamaya devam edileceğini hatırlatıyorlar. Birebir benzemese bile 1918-1919 İspanyol gribi salgınında da birinci dalgadan sonra, “Tamam bitti” derken ikinci dalganın, ardından üçüncü dalganın geldiği söyleniyor. ABD’de Minnesota Üniversitesi Bulaşıcı Hastalıklar Araştırma Merkezi Direktörü Mike Osterholm, “Salgının hemen biteceğini düşünmek mikrobiyolojiye aykırı” diyor.

Çıplak gözle görülemeyecek derece küçük bir virüs, sınır, engel tanımaksızın, ayrım yapmaksızın herkesi ölümle yüz yüze getiriyor. Tüm dünyada dolaşan virüsleri toplasan bir gram ya gelir ya gelmez diyor bilim insanları. Avrupa’da ‘shutdown’ denilen ‘tamamen kapanma’ alçak sesle konuşuluyor ama ekonominin alacağı ikinci bir darbenin belki de ülkeyi nakavt edeceği korkusu yüksek perdeden seslendirmeyi şimdilik engelliyor. Ama gidişat o yöne doğru galiba. Frankfurt’ta, Berlin’de veya birçok metropolde akşam 22.00’de restoranların, barların, kafelerin kepenkleri indirmesine karar kılındı.

Türkiye’de de vaka sayıları gerilemiyor, artıyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, günler evvel durumu “birinci dalgada pik” olarak niteledi. Karamsarlık veya paniğe mahal vermemek istedi sanırız. Haklı da. İster ikinci dalga, ister pik deyin, zaten gerçek değişmiyor. Daha fazla yayılmaması gerek. Yoksa sağlık sistemi çöker. Maske, sosyal mesafe, hijyen kuralını ‘ama’sız yerine getirmek şart. Hasta tedavi edilerek salgın önlenmez. Tek çaresi etkin bir aşı. Başka çare yok.

GÜNÜN SÖZÜ
“ADALET, milletlerin ekmeğidir; milletler daima adalete acıkırlar.”
Heraklitos

‘ANADOLU KALKINMA KOOPERATİFİ’ KURULUYOR

Yazının Devamını Oku

6 Ekim’in anlamı nedir?

Atatürk, diyor ki:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen milletler, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.”

Prof. Dr. Mehmet Ali Körpınar, İstanbul’un kurtuluş gününü anlatıyor: “24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra, 23 Ağustos 1923’ten itibaren İtilaf Kuvvetleri İstanbul’dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği ise 4 Ekim 1923 günü Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen bir törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. 6 Ekim 1923’te ise Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu İstanbul’a girdi ve işgal resmen sonlandı. İşgal, 4 yıl 10 ay 23 gün sürdü.

Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü ve onunla birlikte İngiliz, Yunan, Fransız ve İtalyan kuvvetlerine karşı mücadele eden, hayatlarını veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi, sevgi ve saygı ile anıyoruz.

6 Ekim, İstanbul’un kurtuluş günü olarak belirlendi ve yıllardır kutlanmaya başlandı. Emperyalist ülkelerin Osmanlı’ya uyguladığı ekonomik ve askeri politikalar ile onu aciz bırakarak ne kadar vahşi ve gaddarca yaptığı işgali unutmamak ve de unutturmamak gerekir. Bunun için de umarım her yıl, bu günü kutlamaya devam ederiz.”

GÜNÜN SÖZÜ

“21. yüzyılın cahilleri, okuma-yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”

Alwin Toffler

46 YILLIK AVUKATTAN GENÇLERE ÖNERİLER

Yazının Devamını Oku

‘Fatih’in Rönesansı’

Bizim çocukluğumuzda 6 Ekim’de (bugün) “İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşu” kutlanırdı... Çokpartili rejimden sonra, kafalarda Osmanlı mantığı ağır basınca, İstanbul’un fethini kutlamaya başladık... Bu konuda Cumhuriyet’in saygın yazarı rahmetli İlhan Selçuk epey yazdı:

Bir devlet en büyük kentini fethettiği için bayram yapıp cümle âleme “Burası bizim değildi, ama işgal ettik” der mi?.. Kafayı sanırım o günlerde yemeye başlamıştık...

‘Tarih Baba’ diyor ki: “Türkler Anadolu’ya bin yıl önce Orta Asya’dan göçle geldiler... Malazgirt Meydan Savaşı...”

Peki, biz geldiğimiz zaman Anadolu boş muydu?

Daha önceki tarihsel öyküleri bir yana bırakalım ama 1. Dünya Savaşı’nda ve sonrasında Anadolu’yu paylaşmak için nasıl biz bize boğuştuk?

Türkler Anadolu’yu Hıristiyan emperyalizmine ikram mı edecekti?

Hesaplaşma kanlı oldu...

İstanbul’un düşman işgalinden kurtuluşunu değil fethini kutlayan kafa, işi buralara kadar sürükledi...

İşte o zaman emperyalizme karşı savaşla kurulmuş laik ve bağımsız

Yazının Devamını Oku

CHP İstanbul’da başka İzmir’de başka mıdır?

AKP’ye yakın vakıf ve derneklere aktarılan paranın seçimleri kazanan CHP’li belediye başkanları tarafından kesildiği biliniyor. İzmir’de ise bunun aksi oldu ve CHP örgütü karıştı. AKP’li Meclis üyesi Fikret Mısırlı’nın başkan yardımcısı olduğu Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği’ne destek vermek amacıyla imzalayacağı protokol akıllarda soru işaretleri bıraktı.

Bu konudaki önergeyi bizzat Tunç Soyer gündeme soktu. Soyer’in bu derneği daha önceden de ziyaret ettiği bildirildi. “Sanki meclisin iradesi Tunç Soyer’de mi” sorusu ortaya atıldı. Ne yazık ki protokol daha mecliste imzalanmadan önce Soyer’e ‘teşekkür’ metni yayınlanması dikkat çekti.

Tartışılan soru şuydu: “Bu parti siyaseti açısından ne kadar doğrudur? CHP’nin politikaları şehirlere göre mi değişiyor? İstanbul, İzmir ve Ankara’da başka CHP mi vardır?”

Bu arada CHP Buca/büyükşehir meclis üyesi avukat Taner Kazanoğlu’nun ismi ortaya çıktı. Silivri’deki duruşmalardan tanıdığımız, Bakırköy’den sonra Buca’dan aday gösterilen Kazanoğlu’nun itirazı ile ilgili olarak “bu tip derneklere resmi olarak destek verilmesini doğru bulmadığını” söylemesi AKP’liler tarafından gündeme taşındı. Kazanoğlu, ret vereceğini açıkladı. Konunun AKP’liler ve başka bazı CHP’liler tarafından da istismar edilmek istenmesi dikkat çekti.

Örgütte kriz çıktı. Bunun üzerine bir formül bulundu. Kazanoğlu, konunun görüşüldüğü gün toplantıya katılmadı ve önerge meclisten oybirliği ile geçti. Tartışmalar sırasında, İBB ile Hatuniye İlim Yayma ve İsrafı Önleme Derneği arasında imzalanacak protokolden, ‘ayni ve maddi destek verilmesi’ ibaresinin kaldırılmasına karşılık ille de ‘destek’ ibaresine yer verilmesi, bu kez “Desteğin açılımı ne?” sorularını gündeme getirirdi. Derneğin kamu yararı statüsünde değil de klasik bir cami derneği olması da tartışmaların önünü açtı. Bazı CHP’liler de “İzmir’de böyle oluyorsa AKP döneminde TÜRGEV ve Ensar’a yapılan yardımlara karşı çıkılmasını nasıl izah edilecek?” diye konuştular. Peki AKP’ye şirin gözükmek neyin nesidir?

Demek ki herkesin yandaşı kendisinedir.

GÜNÜN SÖZÜ
MEDENİ KANUN 94. YAŞINDA

Yazının Devamını Oku

‘Hesap sorulabilirlik, hesap verilebilirlik’

‘İYİ Partililer daha değerli... CHP’de bir şeyler oluyor’ başlıklı dünkü yazıda CHP-Üsküdar’daki istifalar ve bunlara Gürsel Tekin’in tepkisi ile ilgili ifadelere eski CHP milletvekili Kemal Anadol, bir başka açıdan bakarak ‘okkalı’ bir cevap yazmış.

Anadol diyor ki:

“Demokrasilerde önemli kurallardan biri, hesap sorulabilirlik ve hesap verilebilirliktir. Bu kural parti içi demokrasinin de olmazsa olmazıdır. Adaylar önseçimle belirlenirse sorumlular delege veya üyelerdir.

Merkez yoklaması ile belirlenmişse sorumluluk parti genel merkezindedir. Yetki ve sorumluluk bir madalyonun iki yüzü gibidir. Üsküdar CHP Belediye Meclisi listesini yaparak yetkisini kullanan CHP merkez üyeleri son istifalardan sonra CHP seçmenine ve örgütüne hesap vermek zorundadırlar. Merakla yanıt bekliyoruz!”

KUTLANACAK GAZETECİ

Partisinden kapı dışarı edilen Melih Gökçek’in herkese saldırgan tutumuna en güzel cevabı internet sitesi Super Haber’in sahibi Cengiz Er verdi ya...

Cengiz Er’in unutulmayacak sözü şöyle:

“Bu adamın kime çalıştığını artık çözmemiz lazım. Bu tür bayağı paylaşımlara karşı mahalle medyasının yaptığı gibi susmak değil, karşı durmalıyız. KORKMAYINIZ.”

Medyaya da ders veriyor

Yazının Devamını Oku

Sakarya gaz sahası için düşünceler

Petrol çıkarma ve rafinerilerde yıllarca çalışmış olan yüksek makine mühendisi Aslan Özmen hesap yapmış, Sakarya gaz sahasından yılda 10 milyar metreküp satılabilir doğalgaz çıkacağını hesaplamış... 28 yıl süreyle bu gazın Türkiye’nin dörtte bir ihtiyacını karşılayacağını söylüyor. Özmen’le konuşurken “Esas yeraltı serveti petroldür” demeyi de ihmal etmiyor.

Türkiye’nin Karadeniz’de (Zonguldak) 320 milyar metreküp doğalgaz bulduğunu açıklarken “Biraz da havaya girilmiştir” diyor ve ekliyor: “Politikacılar 2-3 ay içerisinde bu gazın nakde dönüşeceğine inanıyorlardı. Sanırım hevesleri boşa gitti!”

“Petrol ve doğalgaz nedir” sorusunu yanıtlıyor Aslan Özmen:

“Ham petrol deniz planktonlarının 100 derecede ve 100 atmosfer basıncı altında kalmasıyla 1 milyon yıl, doğalgaz ise yine deniz planktonlarının 160 derece ve 100 barda 1 milyon yıl kalmasıyla oluşur. Bu işin esası petrol hidrokarbonlarını bulmaktır. Latince’de petroil, kaya yağı demektir. Petrol çıkaran ünlü devletlerden Suudi Arabistan, İran, Irak’ta doğalgaz çıkmaz. Çıkan petrol ayrıştırılırken yüzde 5-10 yabancı maddeler (su gibi) çıkar.

Doğalgaz, petrolün içinde yağla ‘bileşik’ bulunur ve ülkelerde petrol ayrıştırılırken yan ürün olarak çıkar.

Doğalgaz son 30 yılda termik santrallarda yakmak için ve konutlarda ısınmak için ‘popüler’ bir enerji olmuştur.

Dünyanın doğalgaz üreticileri yıllık bazda rezervleri büyük üreticiler; Rusya 35 trilyon metreküp, İran 33 trilyon metreküp, Katar 24 trilyon metreküp, Türkmenistan 19 trilyon, ABD trilyon 8 metreküp, Birleşik Arap Emirlikleri 6 trilyon metreküp... Bize ‘akran’ devletlerde ise Mısır 2.2 trilyon metreküp, Özbekistan 1.5 trilyon metreküp, Pakistan 560 milyar metreküp, Ukrayna 260 milyar metreküp, Hollanda 161 milyar metreküptür. Türkiye ise 323 milyar metreküp... Kendimizi bu rakamlarla mukayese etmeliyiz.

BİZ ÖNCE PETROLCÜYÜZ

Doğalgaz bir de proses hammaddesi olarak, gübre, petrokimya ürünlerinin hammaddesi olarak kullanılır. Geçmiş yıllara bakarsak, Türkiye

Yazının Devamını Oku