GeriYalçın BAYER Bu öğrencilere yazık!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu öğrencilere yazık!

Bilim Kurulu toplantısında Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk okulların 31 Ağustos tarihinde açılacağını bildirdi fakat dershaneler hakkında herhangi bir açıklamada bulunmadı. Ancak birçok dershanenin eğitimlerini kapasite düşürerek sürdürdüğü biliniyor.

Yani kafalar karışıyor.

Türkiye’nin önemli eğitimcilerinden Erol Altaca’yı dinliyoruz:

“MEB her türlü eğitim ve destek kurslarında yüz yüze eğitimi yasakladı. Ancak bazı eğitim kurumları kurallara uymuyor. İstanbul Ferahevler’deki Erol Altaca okulumuz açılamıyor, 50 metre ötede ‘o okul’ 8. sınıfları kursa alıyor.

Bizim velilerimiz ayaklanıyor ‘Siz neden açık değilsiniz’ diye... Biz başlayamadık. İlçe milli eğitime soruyoruz. ‘Üstü kapalı’ diyorlar ki ‘o okul’un sahibinin özel durumu var...

12. sınıflar burada lisesi olmadığı için çağırılmıyor. Lisesi olan yerlerde onlar da kurslara çağrılmış olabilir.

Kural dinlenmiyor.

MEB’den bugün tekrar ‘yasak’ bilgisi geldi.

Takmıyorlar, yasak sadece bize! Serbestse herkese serbest, yasaksa herkese yasak olsun. Ayrıca uydurma dershaneler var. Üst makamları kandırıp dershane kapandı deniyor ama kapanmadı. Binlerce dershane var yüz yüze eğitim yapan, kural dinlemiyorlar. Bedelini toplum ödeyecek.

Başka bir üniversite hazırlık kursu ‘Yüz yüze eğitim yapıyoruz’ diyor.

Tam denetim yok. Ahbap çavuş ilişkisi... Bakanlık öyle bir tavır almadı ki... Ayrım yapmadı. Ama arkasında onlar var diye MEB kademeleri işlem yapmıyorlar.

Kınıyorum... Özel okullar dernek başkanının da önce kendi kurallara uyması lazım.”

GÜNÜN SÖZÜ

“AYAKKABININ uygun olup olmadığını sadece ayak bilir.” Çin atasözü

‘MÜZİK, RESİM, BEDEN EĞİTİMİ’ İNADINA SAHİPSİZ BIRAKILIYOR

MÜZİK Eğitimcileri Derneği (MÜZED) Başkanı Refik Saydam ilköğretim ve ortaöğretim müzik dersleriyle ilgili MEB’e başvurarak “İlkokullarda müzik ve resim dersleri dal (branş) öğretmenleri tarafından okutulmalı, okulların norm kadroları bu esaslara göre belirlenmelidir” dedi. Saydam bu derslerin eğitimin her kademesinde zorunlu ortak dersler olması gerektiğini hatırlatarak “Müzik ve güzel sanatlar eğitimi Millî Eğitim örgütü içinde ‘sahipsiz’ kalma konumundan kurtarılmalı; bakanlık örgüt yapısı içinde ‘güzel sanatlar eğitimi genel müdürlüğü’ kurulmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla eşgüdüm içinde, devlet konservatuvarı mezunu genç sanatçılarımızın atanacağı, sanatını uygulayabileceği olanaklar adım adım yaratılmalıdır” diyor.

SABIR

“DÜNYA imtihan yeri derler, iyi tanırım Kimilerinin ağır geçermiş, inanırım, Lakin, nasıl bir yazgı olmalı ki bu Tanrım!

Sabır taşı olsa da çatlamıştı sanırım.”

Reşit ÇAĞIN-FOÇA

MANİSA, BALIKESİR VE BURSA’YA DİKKAT

İSTANBUL’dan karayolu ile İzmir’e giderken Manisa’daki sanayinin gelişmesini, Balıkesir’deki tarım yeşermesini ve Bursa’nın felaket bir şekilde büyümesini gözleyerek döndük. Şehirlerin nüfusunu, altyapısını taşıyacağından daha fazla arttırmak çok akıl kârı değil...

İzmir Limanı Ege bölgesinin tarım ürünlerinin ihraç merkeziydi. Çevre illerin de zenginliğine katkı koyuyordu.

Sanayi kümeleşmesi gibi tarım kümeleşmesini niçin planlamayız?

Dünya ölçeğinde bir ‘tarım teknoparkı’ yapıp milyonluk dolarlık ihracatı yakalayabiliriz. Tarım ürünleri ile dünyayı besleriz, merkez ve çevrenin zenginliğini paylaşmasına yardımcı olabiliriz.

Proje üretmek ve çalışmak için önce akıl gerekiyor.

ALTINDAĞ’DAKİ ‘ALTIN KADINLAR’

ANKARA Altındağ’da 7 kadın bir araya geldi ve  kadınların sosyal ve ekonomik hayata daha fazla katılmalarını sağlamak amacıyla ‘Sınırlı Sorumlu Altındağ Üreten Kadınlar Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’ (Altın Kadınlar Koop.) Ülkü Altundaşar’ın başkanlığında kuruldu.

Çok kapsamlı olan kooperatif şu anda Dr. Halil Günaydın tarafından kendilerine tahsis edilen 10 dönümlük arazide fasulye ve nohut üretimine bile başladılar. Altındağ CHP İlçe Başkanlığı ve ABB Tarımsal Gelişme Dairesi de girişimi destekliyor.

Korona salgını döneminde “Yerel üret, yerel tüket” tarım temasında kurulan Ankara’nın tek kadın kooperatifi olan bu türden girişimlerin çoğalmasını umuyoruz.

X

Siyaset aşıyı 2. sıraya itti

Almanya için 2021 hareketli bir yıl. Eylül ayında seçim var. Parti başkanlığını çoktan bırakan Şansölye Angela Merkel siyasetten de ayrılıyor.

Partiler aday belirleme sürecine girdiler. Sosyal demokratlar şansölye adayını çoktan ilan etti. Şu anki büyük koalisyonda maliye bakanı olan Olaf Scholz için “adayımız” dediler. Seçmen bilir ki seçim sonucunda sosyal demokratlar tek başına veya koalisyon kurup iktidarda olursa şansölye de bay Scholz olacak. Yeşiller ise adaylarını bu hafta sonu açıklayacak. Muhafazakârların şansölye adayı ise henüz belli değil. Muhafazakâr kanat ‘Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’ olarak anılır. Aralarındaki anlaşmayla büyük ortak CDU Bavyera haricinde tüm eyaletlerde, küçük ortak CSU ise yalnızca Bavyera Eyaleti’nde seçime katılır. Oylar tek partiymiş gibi toplanır. İki ortak parti şansölye adayını ortaklaşa belirler. 1980 ve 2002 hariç ortak aday, hep büyük ortak CDU’dan çıkmıştır.

Bu kez ilk kez işler karıştı. Büyük ortak CDU’nun lideri, yani Merkel’in selefi 60 yaşındaki Armin Laschet ile küçük ortak CSU’nun lideri 54 yaşındaki Markus Söder şansölye adaylığına talip. Ortakların arası limoni oldu. Her ikisi de şimdilik geri adım atmıyor. Bugün veya yarın bir araya gelip biri diğerine mecburen yol verecek. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette. Korona salgını, aşı bile ikinci plana itildi. Bu konu Avrupa’nın da gündeminde. Çünkü ikisinden biri şansölye olduğu takdirde bir ölçüde Avrupa siyasetini de etkileyecek.

KİM GÜVERCİN KİM ŞAHİN

Her ikisini de yakından tanıyan Almanya’daki gazeteci dostuma sordum. Biriyle beraber İstanbul’a gelmiş, hatta Aksaray yokuşunda karda patinaj yapan taksiden inip taksiyi beraber itmişti. Diğeriyle de Bira Festivali’nde buluşacak kadar yakın. “Benim için çok zor bir durum” diyor ama ekliyor: “Genel olarak Bay Laschet’i ‘Güvercin’, Bay Söder’i ise ‘Şahin’ olarak niteleyebilirim”.

Almanya’da ortak her iki parti doğal olarak kendi liderinin şansölye adayı olmasını arzu ediyor ama anketlere bakılırsa Markus Söder halkın gönlünde daha önde gözüküyor. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette.

GÜNÜN SÖZÜ

Ünlü ozanımız

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Atatürkçü Düşünce Derneği, Orhan Pamuk’un son romanındaki Atatürk’ü küçümseyen ifadeler nedeniyle sert bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle deniliyor:

“Sözde, ‘Edebiyatçı-aydın’ unvanıyla, bulunduğu konumu borçlu olduğu devletin kurucusunu küçümseyen, kitaplarında satır aralarına gizlediği ifadelerle, betimlemelerle, dünyanın saygıyla andığı, hayran kaldığı Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğini iliklerine kadar yaşayan Orhan Pamuk, ‘Veba Geceleri’ isimli son kitabında da aynı ruh halini dışa vurmuştur.

Milletini ve kurtarıcısını küçümseyerek aydın olunmaz. ‘Aydın’ olmak sorumluluk ister. Aydın, üç kuruşluk kelime oyunlarıyla birilerinin ruhunu tatmin ederek alkış bekleyen biri değildir. Orhan Pamuk ve daha nice ‘sözde aydın’lara duyurulur.”

DOĞRUCU DAVUT’LARIN ÖRGÜTTE İŞİ YOK ARTIK
AKP, CHP’Yİ BOZDU!

KÖŞEMİZDE dün ‘Muameleci yeniden seçildi’ başlıklı yazımızda “CHP’de yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Buna demokrasi mi diyeceğiz?” diye sorgulamış, CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk. Gerçekten siyasetçiler bu kadar umursamaz mı oldular! Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Elinden tutup getirdiği Rıza Akpolat’ı kulağından hiç çekmez mi?” Teşkilattan sorumlu Seyit Torun örgüte karşı neden bu kadar duyarsız oluyor?

Peki buna demokrasi mi diyeceğiz, diyerek CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk ama hiç yararı yokmuş. Dünkü yazımız üzerine İzmir’de benzer tartışmalar olmuş!

Üç yıldır İBB Başkanı Tunç Soyer ve İzmir İl Başkanı Deniz Yücel’in hazırladığı listeler, CHP grubuna geliyor ve Meclis üyeleri sorgulamadan sadece “evet” demek zorunda kalıyorlar. Çünkü, örneğin İmar Komisyonu’na ve Plan Bütçe Komisyonu’na aday olmaya kalkanlar hemen azarlanıyor; “Grubu bölmeyin” uyarısıyla karşılanıyor. Ne zamandan beri, CHP tüzüğünü uygulamak bölücülük oldu? Yine Bakırköy’den Urla’da aday gösterilen Av. Taner Kazanoğlu adaylıklarda “seçim” yapılmasını önerdi, ancak dinleyen olmadı kendisini.

İzmir’de gazetecilerin kendisine, karşı çıkışları nedeniyle

Yazının Devamını Oku

‘Muameleci’ yeniden seçildi

CHP’nin İstanbul’da iktidar olduğu ilçe belediyelerinde yapılan ihtisas komisyonu seçimleri CHP Parti tüzüğüne göre “kapalı oy açık tasnif” şeklindedir.

Tüzüğe rağmen neredeyse hiçbir belediyede bu tüzük uygulanmıyor; ilçelerde belediye başkanı ve yakın şakşakçılarının belirlediği listeler parti grubuna geliyor ve sözde seçim yapılmış oluyor. AKP zaten bu yöntemi kullanıyordu; artık CHP de bu konuda AKP’yi örnek alıyor! Gerçi Kılıçdaroğlu da TBMM grup başkan vekilleri için atama yapıldığından seçim yaptırmıyor. İBB’de ise iki yıldır Canan Kaftancıoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun önceden oluşturduğu listeler parti grubunda oylanıyor, tabii ki seçim yok. En yakın örnek Beşiktaş Belediyesi İhtisas Komisyonları Seçimi oldu. 4 Nisan tarihinde Akatlar MKM’de kahvaltılı toplantı yapıldı. Başkan Rıza Akpolat komisyon seçimleri için seçim yapılmasını önerdi. Ancak meclis üyeleri “Siz daha iyi bilirsiniz başganım!” dediler ve tüzükte açıkça belirtilmesine karşın seçim yapılmadı. Değişen sadece meclis başkan vekili oldu.

GÖZ YAŞARTAN ARSA!

Bu arada daha önce köşemizde gündeme getirdiğimiz, Ulus’taki “göz yaşartan arsa” ile ilgili yazımızın kamuoyunda büyük yankı uyandırmasına karşın, “eski tas, eski hamam” uygulamasının sürdürülmesi dikkat çekti. Beşiktaş eski ilçe başkanlığından meclis üyeliğine “sıçrayan” Sebahattin Öztürk’ün, kendisine yönelik “muameleci” tavrından vazgeçmeyerek yeniden İmar Komisyonu’na seçilmesi hiç hoş karşılanmadı. Arsa sahipleri, Öztürk’e “vekalet” verdiğine göre, muamelecilik işini garanti görüyorlar demek ki. Yani Meclis üyeleri, bundan böyle seçildikleri komisyonlarda görüşülecek konularla ilgili “vekalet” alabilirler, almayanı dövüyorlar zaten. Bu tür uygulamalardan hiç utanan yok mudur?

CHP’de artık yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Peki buna demokrasi mi diyeceğiz?

‘TEFLON’ RUTTE NEDEN KAZANIYOR

HOLLANDA çok güçlü bir ekonomiye sahip değişik bir ülke. Dünyanın en fazla ihracat yapan ilk on ülkesinden biri; Türkiye ile ticaret hacmi 8 milyar dolar civarında. Pek bilinmez ama doğrudan yabancı yatırımcılar arasında Türkiye’de en çok yatırımı olan ülkedir.

Hollanda üç hafta önce seçime gitti. Temsilciler meclisinin 150 üyeliği için 37 partiden 1579 aday yarıştı. Baraj yok. 1918’den beri ilk kez 17 parti meclise girdi. Hükümetin kurulması çok karmaşık, uzun zaman alır. Görüşmeleri arabulucular yürütür. Bugüne kadar koalisyonlar en uzun 225 günde, en kısa da 25 günde kurulabildi. Giderek de zorlaşıyor...

Seçimde, özetle eski başbakan

Yazının Devamını Oku

‘Bizim Mısır’dan neyimiz eksik?’

Ertuğrul Özkök’ün, Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetler Müzesi’ne nakletmesiyle ilgili yazısı bize çok şeyler hatırlattı.

Almanya’daki turizmci dostumuz Hüseyin Baraner, Mısır’ın 1990’lı yıllarda terör saldırıları ile turizmde büyük kayıplar yaşamaya başlamasıyla, Türkiye’yi ciddi şekilde taklit ettiğini, ‘her şey dahil’ uygulamasına geçtiğini, ilerde bize ciddi şekilde rakip olacağını da söylemişti bize. Nitekim Mısır, uygarlıkları ile ilgili kitap ve filmler yapılmasını sağladı. Hollywood’a ‘The Mummy’ (Mumya) ve ‘Kleopatra’ filmlerini çektirerek dünyanın dikkatini çekmeyi başardılar.

Şalom’dan Mois Gabay, geçen haftaki yazısında ‘Firavunların Altın Geçidi’ törenine değinirken “Bizim neyimiz eksik?” diye sormuş ve şöyle demiş:

“Üç imparatorluğa başkentlik yapmış bu eşsiz kentimizde maalesef ağırlık sadece son 700 yıla, o da birçok eksikle, verilmekteydi. Şehrin zaten az sayıda kalan Roma ve Bizans mimari eserlerinin ne halde olduğunu görebilmek için Kadırga’nın arka sokaklarında veya Yedikule-Samatya, o da yetmezse Ayvansaray civarlarında gezmek fikir verecektir.

Şehrin Roma ve Bizans tarihini sahiplenemediğimiz için tanıtamıyoruz. Bunun yanında azınlık olarak addedilen toplumlarımızın birçok eseri de maalesef kaderine terk edilmiş durumda. Vakıfların değerli gayretleri kayıp giden zaman düşünüldüğünde yetersiz kalmakta. Gelin benzer bir töreni burada hayal edelim. İmparator Heraklius’un şehre geri kazandırdığı kutsal haç, görkemli bir törenle Yedikule Hisarı’ndan Bizans’ın merkezine görkemli bir saray alayı ile Mese Caddesi’nden taşınsın. Kısaca Yedikule’den Aksaray’a oradan Sultanahmet’e görsel bir şölen düşünelim. Ne kadar heyecanlı olurdu değil mi?”

Bu konuya yine değineceğiz.

GÜNÜN SÖZÜ
“Kanun saz değil ki istediğin gibi çalasın. Adalet sopa değil ki istediğine vurasın.” Dr. Vecdi ÖZ

GALATASARAY’DA BAŞKANLIK YARIŞI

Yazının Devamını Oku

İÜDK öğrencileri taşınmak istemiyor - Konservatuvar yerinde güzel

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın (İÜDK) Kadıköy’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait binadan Göztepe’ye taşınma kararının alınmasına tepkiler sürüyor.

İÜDK Öğrenci İnisiyatifi bugün 17.00’de Kadıköy Rıhtım’da yetkililere tekrar seslerini duyurmak için buluşacaklar.

1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na ve 1989’dan beri de İstanbul Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’ne ev sahipliği yapan, İBB’nin restorasyona aldığı bina, restorasyondan sonra Haldun Taner Sahnesi olarak kullanılmaya devam edecek. Ancak konservatuvarın artık o simge binaya dönemeyeceği anlaşılıyor.

Konservatuvar öğrencileri ne istiyor: “Aynı tarihi binada restorasyon sonrası eğitime devam etmek.”

1100 öğrenci, 57 piyano ve sayısız enstrümanıyla sanat için çıkması gereken seslerin, binalarını kurtarmak için duyulacak olması üzücü...

Konservatuvarı kazanmak ve ‘O’ binada okumak binlerce gencin hayali...

Yıldız Kenter’in emaneti, Cumhuriyet’in en köklü kurumlarından olan İÜDK için, “Neden ‘cam kaplama’ bir binaya yerleştiriliyor?” sorusuna cevap arıyorlar.

Ve haklı olarak soruyorlar: “Neden taşınmak zorundayız?”

Doğan Hızlan, Fatih Altaylı,

Yazının Devamını Oku

Bulgaristan’dan ilginç seçim notları

Geçen pazar günkü seçim sonuçlarının yüzde 99’u işlendikten sonra açıklanan verilere göre Bulgaristan 45. Halk Meclisi’ne altı parti girmeye hak kazandı.

Oyların yüzde 26.1’ini alarak birinci sıraya yerleşen Başbakan Boyko Borisov’un partisi GERB’in ardından, yüzde 17.7 ile şovmen Slavi Trifanov’un ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ ikinci, yüzde 15 ile Sergey Stanişev başkanlığındaki Bulgaristan Sosyalist Partisi üçüncü, yüzde 10.3 ile çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Mustafa Karadayı başkanlığındaki Hak ve Özgürlükler Hareketi dördüncü, yüzde 9.5 ile Demokratik Bulgaristan Partisi beşinci ve yüzde 4.7 ile ‘Ayağa Kalk, Mafya Dışarı Partisi’ altıncı oldu.

Yüzde 4’lük seçim barajını aşamayan parti ve ittifaklar meclise giremedi.

47.449 seçmen oy pusulasında “Kimseyi Desteklemiyorum” seçeneğini işaretledi.

Yurtdışı seçmenlerden en büyük destek yüzde 30.8 ile ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ne ve yüzde 17,6 ile Demokratik Bulgaristan Partisi’ne geldi. Yurtdışı oylarında 13.2 ile Hak ve Özgürlükler Hareketi üçüncü, yüzde 8.7 ile GERB dördüncü, yüzde 7 ile Bulgaristan Sosyalist Partisi beşinci oldu.

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde Türkiye’den 26 bin kişi oy kullandı. Daha önce bu miktar 31 bin dolayında idi. Aşırı sağcıların yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanmasını zorlaştırmak için 35 sandık sınırlamasını getirmeleri dikkat çekti. Türkiye, ABD ve Kanada’da iktidar partisinin oylarının tepki nedeniyle düşük olduğu gözlendi.

Öte yandan İBB Başkanı İmamoğlu ve TBB Başkanı Kadir Albayrak, çifte vatandaşların oy kullanmaları konusunda çağrıda bulundu.

YA KOALİSYON YA AZINLIK

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde hiçbir parti 240 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı.

Yazının Devamını Oku

Aşı egoistleri

Covid-19 salgınıyla birlikte dilimize birçok kelime girdi. Pandemi, epidemi, filyasyon, entübe, immun, bulaş gibi... Tıp alanındakiler bunları zaten kullanıyorlardı ama günlük dilimize de yerleşti. Şimdi de ‘Aşı milliyetçiliği’ kavramı dillerde. ABD eski başkanı Donald Trump’ın ‘America First’ diyerek başlattığı bencillik akımı korona aşısına da bulaştı.

ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi ülkeler nüfuslarının iki üç katı aşı üretimini kapattılar. Ülkelerinde üretilen aşılara ve aşı üretimi için gerekli maddelerin ihracatına da yasak getirdiler. Avustralya bunu 2009’da da yapmıştı. Domuz gribi aşısını üreten firmaya önce ülke içindeki talebi karşılamasını, daha sonra ihraç etmesini emretmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta şöyle diyordu: “Salgınla belirginleşen adaletsizlik, aşı meselesi ile çok daha vahim bir hal almıştır. 100’e yakın ülke aşıya henüz ulaşamadı. Bir tarafta nüfusunun neredeyse tamamına yakınını aşılamış ülkeler, diğer tarafta ilk doz aşıya ulaşamamış milyarlarca insan. Bu insanlık ve insani değerler adına endişe verici bir durum...” Yerden göğe kadar haklı; çünkü gerçek bu...

Virüs üç milyona yakın can aldı. Milyonlarca insan hastanelerde, ölümün kıyısında dolaşıyor. Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçen hafta Twitter hesabında “Aşı milliyetçiliğinin tahmini maliyeti 9 trilyon dolar” diye yazdı. Avrupa Birliği de ısmarladığı aşıları bolca alamıyor; aşı sanki damla damla akan su gibi.

İki hafta önce de AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’den şu an için yoksul ülkelere aşı gönderilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Yoksul ülkelere Küresel Aşı Erişim Programı’nın (COVAX) talebini “Önce Avrupa... Üye ülkelerimizde aşı tedariki baskısı var” diye cevapladı. Yani halk arasındaki deyimle “Allah versin” mealinde konuşmuş oldu.

Ülkemiz iyi durumda sayılır. Sinovac ve BioNTech/Pfizer aşıları geliyor. Galiba ABD’li Johnson&Johnson/Jansenn firmasıyla da görüşmeler sürüyor. Ardından gözler, kulaklar yerli aşılarda. Erciyes Üniversitesi’nin geliştirdiği ‘inaktif aşı’ faz 2’de... Başka çalışmalar da var ama bu en önde. Dünkü verilere göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün önde gösterdiği 85 aşı çalışması arasında.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Necmettin Ünal, “Umarım salgın Türkiye’ye, aşı üretim teknolojisinde bilimsel olarak geçmişteki gücünü yeniden kazandıracak. Ama ciddi teknolojik yatırım gerekiyor. Özel sektöre bile yaptırılsa çoklu katılımlı, devletin kontrolünde, güncel teknolojiyle eski günlerdeki gücünü yakalamasını temenni ediyorum. Her ülke aşının kendisinden çıkması için çabalıyor” diyor. Bu da aşı savaşlarının süreceğini göstermiyor mu?

Yazının Devamını Oku

Avukat, halkın ve hakkın dilidir

Öncelikle, tüm avukatların 5 Nisan ‘Avukatlar Günü’nü kutlarım.

Aynı dilekleri halen Ankara Barosu’na kayıtlı emekli bir avukat olarak ne yazık ki meslek örgütümüz Barolar için kullanamıyorum. Çünkü son yıllarda Barolar, ki temel işlevleri toplumu birleştirmektir; hak, hukuk, adalet ilkeleri yerine, toplumu ayrıştıran siyasal çatışmaların bir parçası, yandaşı ve savunmanı konumuna düşürüldüler.

Bu tutumları nedeniyledir ki, yasal çalışmaların dışında kaldılar ve Hukuk ve İnsan Hakları konusu tamamen siyasal iktidarın tekeline bırakıldı.

Tüm egemenler ve iktidar odakları bilmelidir ki, avukat görevi sadece savunmanlık olan bir hukuk adamı değil, hak ve adaletin her yerde ayrımsız uygulanması konusunda ülkesi ve toplumuna karşı sorumluluğu bulunan bir aydındır.

Gerek uluslararası hukuka gerekse iç hukuka göre, avukatın görev ve sorumlulukları; yargının kurucu unsurlarından biri olarak kamu hizmeti gereği kamu yararını korumak; yargılamada adalet ve hakkaniyete uygun bir kararın oluşması için hukuki katkı yapmak; hukuk kurallarının tam uygulanmasını sağlamak; ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarını ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışmaktır.

Aynı zamanda avukat, kamu yararına aykırı işlem ve uygulamaların hak ve adalete uygun hale getirilmesi; hukukun üstün kılınması, demokratikleştirilmesi ve toplumsallaşması konusunda da taraftır. Bu taraflık savunmanlık mesleğinin içerik, nitelik ve saygınlığından kaynaklanmaktadır.

Hukuka aykırı işlemlere karşı da yargı denetiminin işlemesini ve idarenin hukuk alanı içerisinde hareket etmesini sağlamak da avukatın anayasal ve yasal kamu hizmetinin gereğidir.

Yine çok iyi bilinmelidir ki, Fransız yazar Moliere’in söylediği gibi;

“Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”

Yazının Devamını Oku

Almanya aşıda tökezliyor

Almanya’da ilk korona vakasından bu yana 431 gün geçti... Virüs yaklaşık 2.8 milyon kişiye bulaştı... Ölenlerin sayısı 75 bini çoktan aştı... Bini aşkın Türk veya Türk kökenli de vefat etti... Yoğun bakımda Covid hastası 3 bin civarında...

Covid-19 salgınının ilk dalgası yaşanırken, Almanya’nın süreci çok iyi yönettiğine dair başarı öyküleri yazılıyordu. İmrenilen, mukayese edilen bir ülkeydi. Önemli olan mevcudu kurtarmak yeterliydi. Merkel de bir devrimci değil; statükocu ve istikrarı koruyucu bir lider. İhtiyatlı bir siyaset izleyerek ilk dalgayı iyi yönetti...

Ama gelişmeler, durumu hızla değiştirdi; risk derecesi yükseldi...Vaka sayısı tırmanışa geçti... Üçüncü dalga başladı. Virüsün mutantları daha hızlı yayılıyor.  Aşı tedarikindeki sıkıntı Alman kurumsal sisteminin bir parçası olan planlamayı da altüst etti. Aşılama 27 Aralık’ta başlamıştı. Aradan 92 gün  geçti. Hızlı aşılama yapılamıyor. Halbuki Almanya, dünyada hep imrenilen ülkeler arasında... Almanya deyince akla disiplin, çalışkanlık, ‘Vorsprung durch Technik’  (teknoloji sayesinde ilerleme) gibi kavramlar gelir. Ancak şu an bunlar da yetmiyor... Almanya salgına karşı bir türlü proaktif olamıyor.

Berlin’de sıkça 10-11 saati aşan toplantılar yapılıyor. Salgının seyri görüşülüyor, kararlar alınıyor. Ünlü virologlar, Robert Koch Enstitüsü’nün 130 yıllık deneyime dayanan araştırmaları, yol gösterici oluyor. Ama 16 eyaletin her biri kararları kendine göre yorumluyor. Çünkü Almanya seçim yılında; gece alınan bir karardan sabah vazgeçilebiliyor. Siyasi kariyerinin sonundaki Şansölye Merkel belki de her akşam eve gitmeden Midas’ın berberinin kuyusuna gidip, ‘Bu böyle gitmez’ diye bağırıyordur.

NEDEN BAŞARISIZ

Merkel, popülizme taviz vermeyen bir lider. Analitik düşünme kabiliyeti yüksek bir siyasetçi. Pek çok krizde Almanya’yı fırtınalı denizlerden sakin sulara taşımayı başardı. AB’deki kararlarda öncü rol oynadı. Ama şimdi Covid-19 salgınında Almanya’nın proaktif olmasını sağlayamıyor... Sert eleştirilere hedef oluyor... Yıllarca liderliğini yaptığı muhafazakar parti de güven kaybına uğruyor.

Der Spiegel dergisi şöyle diyor... ‘Paradoksal olarak salgındaki başarısızlığın nedeni Almanya’nın ebedi başarı modeli. Denge ve uzlaşmaya yönelik sürekli bir çaba. Her şeyi dengeleme, herkesi memnun etme girişimi. Ancak Covid-19 ile mücadelede bu strateji çalışmıyor...’ Yani Şansölye Merkel’in aynen 2011 Fukişima felaketi veya 2015 mülteci krizindeki gibi bir çıkış yapması, yani ‘masaya yumruğunu vurması’ isteniyor.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Gerçek diploma budur

PARİS 2 Pantheon-Assas Hukuk Okulu Fransa’nın en iyi hukuk fakültesi olarak bilinir. Hukuk alanında uzmanlaşmış bir araştırma üniversitesidir. Sorbonne Üniversitesi Hukuk Fakültesi bile Assas Hukuk’un yanında daha geride kalmış bir fakülte sayılır.

Assas Hukuk’tan mezun olmak çok zordur. Öyle ki geçenlerde bu okulda okuyan bir Türk öğrencinin babasıyla yaptığımız sohbette anlattıkları dikkatimizi çekti. “Benim evladım Türkiye’den kayıt olan üç kişiden biri. Pandemi nedeni ile Fransa’dan Türkiye’ye geldi. Sınavlarını online sistem üzerinden oldular” dedi.

Fakülte yönetimi sınavın sonuçlarını beğenmemiş. Geçen dönem öğrenci sayısının oldukça fazla olduğunu ve not ortalamalarının yüksek oluşunu (20 üzerinden 15.5) tespit eden Assas Rektörlüğü ve Mütevelli Heyeti, “Bizim diploma değerimiz çok yüksek ve dünya sıralamasında ilk on okuldan biriyiz” diyerek, “kopma” şüphesiyle bundan sonraki sınavların, ister vize olsun, ister dönem sonu sınavı olsun, Paris’teki okullarında yapılmasını kararlaştırmış. İster Kolombiyalı, Kenyalı, Çinli, Cezayirli veya ister Türk öğrenci olsun, fakir-zengin olmalarına bakılmamış; Paris’e giden öğrenciler okullarının amfilerinde hocalarının gözetiminde sınava girmişler. Geçen eylül ayı içerisindeki “temel üç” derslerinin sınavları böyle olmuş.

İşin ciddiyeti ve eğitime verdikleri değer mi, yoksa katı disiplin mi desek bilemedik. Gerçek diploma değeri böyle oluyor, işte sınavsa sınav!

Bir de bizim ülkemize bakın? Diploma değeri en yüksek olan okullara bile liyakatsiz insanları atayarak diploma değerine “zincir vuruyorlar”. İşin önemini anladınız mı?

AB’DE HER ŞEY FİYASKO

TBMM Dışişleri Komisyonu Üyesi CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, AB’nin geçen hafta yapılan zirvesinde Türkiye ile ilgili alınan karar metninde, Türkiye-AB Gümrük Birliği Anlaşması’nın yenilenmesi için Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması koşulunun getirilmesinin kabul edilemez olduğunu açıkladı. Zirvede Türkiye ile ilgili alınan kararları değerlendiren Çakırözer, “Zirve sonucu ülkemiz için tam bir fiyasko. Ortada somut hiçbir kazanım yok. Ne Gümrük Birliği güncelleniyor. Ne müzakereler açılıyor. Ne de vize muafiyeti getiriliyor. Tam tersine Türkiye’nin önüne Doğu Akdeniz ve Rumları tanıma şartları konuyor. Türkiye’nin tam üye adaylığına bile değinmeyen, koşullarla, tehditlerle dolu bu bildiriyi Dışişleri Bakanlığının ‘olumlu gündem oluşturma gayretini memnuniyetle karşılıyoruz’ diye değerlendirmesi şaşkınlıktan başka bir şey olamaz” dedi. Çakırözer, iktidara, “6 Nisan’da Türkiye’ye gelecek AB liderlerine ‘Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki ve Kıbrıs’taki meşru haklarından vazgeçmeyeceğinin’ net bir dille anlatılması” çağrısı yaptı.

Yazının Devamını Oku

Alman siyasetinin yükseleni Yeşiller

Almanya’daki Yeşiller Partisi, 1980’lerin başında marjinal bir parti olarak yola çıktı. İlk seçimde ancak yüzde 1.5 oy alabildiler. Üç yıl sonra yapılan erken seçimde ise oylarını yüzde 5.6’ya çıkartıp 27 vekil ile meclise girmeyi başardılar. 1985’e gelindiğinde, Hessen Eyaleti’nde koalisyon ortağı olup Eyalet Çevre Bakanlığı koltuğuna sahip oldular.

26 Eylül 1998 seçiminde ise oy oranı yüzde 6.7’e yükseldi. Gerhard Schröder liderliğindeki sosyal demokratlarla koalisyon ortağı oldular. Helmut Kohl’ün 16 yıllık iktidarından sonra Şansölye Gerhard Schröder hükümetinde Yeşiller’den Joschka Fischer Dışişleri Bakanı oldu, beraberinde birkaç bakanlık daha aldılar. Bu tarihten sonra Alman siyasetinde iyice öne çıktılar.

Almanya’da siyasetin yükselen gücü şu an Yeşiller; rüzgârı arkalarına aldılar. Başarının geçici olup olmadığı tartışılıyor. Şimdilik pek öyle görünmüyor. Çünkü 19.yy’dan bu yana siyasetin merkezinde olan geleneksel muhafazakar ve sosyal demokrat partiler değişime çabuk adapte olamıyor, geriliyor. Anketler, Almanya’da halkın yüzde 48’inin iklim krizi ve çevre konularında büyük kaygı duyduğunu gösteriyor. Yeşiller iyi eğitimli ve şehirli seçmenlerin desteğini hedefliyor. Güçlü olduğu yerler özellikle büyük üniversite kentleri. Yeşiller’e oy verenlerin “yeni orta sınıf” olarak nitelenen, ileri teknoloji, iletişim, hizmet sektörü, kültürel üretim sektöründe çalışan, yüksek eğitimli kesim olduğu söyleniyor.

SOSYAL DEMOKRATLAR HEYECANLI

Yeşiller’in asıl adı ‘Birlik90/Yeşiller’ (Almanca: Bündnis 90/Die Grünen)... İki Almanya’nın birleşmesi sonrası ilk seçimdeki geçici seçim yasası uyarınca eski Doğu Almanya topraklarındaki parti ‘Birlik90’ olarak ayrı seçime girdi. Daha sonra birleşip bu adı aldılar. Biri kadın eş başkanlıkla yönetiliyor. Şu an parti liderleri Annalena Baerbock ve Robert Habeck. 709 koltuklu Alman meclisinde 57 vekilleri var...

Almanya’da bu yıl süper seçim yılı. 26 Eylül’de genel seçim var. 16 yıldır şansölye olan Angela Merkel, “Ben artık yokum” dedi. ‘Merkelsiz’ yıllar başlayacak... Eyaletlerde seçimler var. 14 Mart’ta iki eyalette yapıldı; dördünde daha yapılacak. Bunlar genel seçim için kısmen de olsa prova niteliğinde olabiliyor. Yeşiller’in yükselişi sosyal demokratları heyecanlandırdı. “Acaba Yeşiller ile Liberalleri yanımıza alıp iktidarı 16 yıl sonra ele geçirebilir miyiz” hesapları yapıyorlar. Muhafazakarlar da “Yeşiller’i yanımıza alıp iktidarı bırakmayalım” hesabında. Ama ne Yeşiller ne de liberaller henüz renk vermiyor. Dünyanın gözü Almanya’da...

GÜNÜN SÖZÜ
İktidar kararı geri alabilir

“İSTANBUL Sözleşmesi’nden görüşülüp tartışılmadan çekilmenin kötü bir gidişin ilk adımı olması olasılığı vardır. Bunun, sonuç olarak uluslararası sözleşmeler alanında, Atatürk Cumhuriyeti’nin temellerine kadar varan bir takım girişimlerin başlangıcı olmasından kaygı duyulmaktadır. 1 Temmuz’a kadar geçecek sürede “çekilme” (fesih bildirme) kararının Türk tarafınca geri alınmasına olanak vardır. Bu konuda eleştirilerden, protestolardan vazgeçilmesi elbette söz konusu olmamalıdır. Siyasal iktidarın bu kararın geri alındığında ilişkin bir bildirimle durumu düzeltmesine olanak vardır.” Prof.Dr. Rona AYBAY

Yazının Devamını Oku

Trakya’da 3 Atatürk heykeline yapılan büyük provokasyon!

Son zamanlarda Atatürk’e yönelik saldırıların en ağırı Tekirdağ’ın Marmara Ereğlisi’ndeki üç okulda gerçekleştirildi. Bütün partiler saldırıyı kınarken, hainlerin derhal yakalanması istendi. Saldırıyı İran menşeli bir örgütün yaptığı ileri sürüldü.

Atatürk’ü hedef alan girişimlerin son dönemde dikkat çekecek ölçüde artması ADD ve CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun tarafından tepkiyle karşılandı. Aygun, Atatürk’ü hedef alan girişimlerin son dönemde dikkat çektiğini, Andımız’ın okullarda okutulmasına son verilmesi ve devlet madalyalarından Atatürk kabartmasını çıkaran kararlar alınmasının Atatürk karşıtlarına cesaret ve güç verdiğini belirtti. 27-28 Mart tarihlerinde Yeniçiftlik Nizamettin Demirdöven İlköğretim Okulu, Yeniçiftlik Belediye Ortaokulu ve Ereğli ilçesinin girişindeki Opet Anadolu Lisesindeki Atatürk büstlerine sprey kırmızı boya ile “Atatürkçülük putperestliktir” diyen yazılar yazıldığı, büstlerin tahrip edildiği ve Atatürk kinini kusan notlar bırakıldığı dikkat çekti. Aygun, İçişleri Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesinde, “40’ı aşkın ülkede adı parklara, meydanlara, cadde ve sokaklara verilmiş, özel heykelleri dikilmiştir. Bu ülkeler Atatürk heykellerini özel olarak korumakta ve her yıl özenli olarak bakımını yaptırmaktadır. Atatürk büstlerinin Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tüm okullarda korunması için ne gibi önlemler alacaksınız?” diye sordu.

OYUNA GELMEYECEĞİZ!

ADD, Ereğli’deki saldırıyı bir bildiri ile kınadı ve şöyle denildi: “Bu oyunun farklı şekillerde, ülkemizin başka şehirlerinde de artarak süreceğini öngörüyor, bu organize saldırıların ve yazılanların halkımızı kışkırtmaya ve iç huzursuzluklar çıkartmaya yönelik olduğunu düşünüyoruz. Bu oyuna gelmeyeceğimizi, din, dil, ırk, mezhep ayrımı yapmadan, geçmişte olduğu gibi, bugün de emperyalizmin ve maşalarının oyunlarını boşa çıkaracağımızı duyuruyoruz. Bu olayların bir silsilenin parçası olduğunu da görüyoruz.

O’nun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nden Mustafa Kemal Atatürk’ün adını, izini kimse silemez. Çünkü biz buradayız.”

Saldırı nedeniyle jandarma ve emniyet güçleri geniş çaplı bir soruşturma başlattı. TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop başta olmak üzere CHP, AKP, MHP, İyi Parti, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı, ilçe belediye başkanları ve örgüt temsilcileri kınama mesajları yayınladılar. CHP Marmara Ereğlisi İlçe Başkanı Tolga Çalışkan, yaşanan olayların, suçlular cezalandırılıncaya kadar takipçisi olacaklarını söyledi.

Başkan Prof. Dr. Şentop, “Bazı okullarımızda Atatürk büstlerine yapılan provokatif alçakça saldırıyı kınıyorum. Valimiz ve savcılığımız olayı yakından takip etmektedir” dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak da, saldırıyı lanetlediğini açıklayarak saldırganların derhal yakalanmasını bekliyoruz, iadesini kullandı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye kazık yiyor

İngiltere’den yurtdışına seyahat kısıtlamalarının kalkacağına ilişkin açıklamalar üzerine Türkiye’ye rezervasyonlar arttı, artmaya da devam edecek.

Türkiye’ye gelen İngiliz turistler aldıkları hizmetten memnun, sorunsuz tatil yapıyor.

Ama Türkiye’yi tercih etmelerinin başka bir nedeni var.

Turizm Gazetesi’ndeki habere göre Türkiye’ye gelen bir İngiliz TL’nin değer yitirmesinden dolayı 193.5 Sterlin avantajlı.

Haberde Post Office’in, İngilizlerin yurtdışına tatile gittikleri hangi ülkenin daha avantajlı olduğunu gösteren araştırmasında, TL’nin Sterlin karşısında değer yitirmesi nedeniyle Türkiye’nin İngiliz turistler için en avantajlı ülke olduğu belirtiliyor.

İngilizlerin tatile gittikleri ülkelerin para birimlerinin Sterlin’e karşı bir yıllık değişiminin karşılaştırıldığı çalışmada, 2020 yılı Mart ayında bir Sterlin 7.0929 iken Mart 2021’de yüzde 37 artarak 9.7257’ye yükseldiği, buna göre Türkiye’ye gelen bir İngiliz’in 500 Sterlin karşılığında 135 Sterlin avantaj elde ettiği belirtiliyor.

Post Office’in çalışmasında şöyle deniyor:

“Yurtdışında bir tatil planlıyorsanız, Sterlin değerinin en çok yükseldiği yerleri dikkate almaya değer. Örneğin Türk lirası %37’nin üzerinde değer yitirdi. Tatile gideceğiniz yerin tercihinde bunu dikkate alın.”

Çalışmada

Yazının Devamını Oku

Türkiye zeytinyağında büyüyor

Son yıllarda Türkiye genelinde zeytinyağında markalaşma ve coğrafi işaretli zeytinyağı sayısı giderek artıyor. Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan onay alan marka sayısı 23 Mart 2021 itibariyle 688’e, coğrafi işaretli zeytinyağı sayısı ise 16’ya ulaştı.

Türkiye’de Türk Patent ve Marka Kurumu Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanı Hakan Kızıltepe’yi Ankara’da ziyaret eden Milas Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Reşit Özer, Milas zeytinyağına TPMK’dan ve AB’den coğrafi işaret alınmasından sonra markalaşmanın arttığını belirtti. Milas zeytinyağının AB’den coğrafi işaret almayı başaran ilk ve tek Türk zeytinyağı olduğunu belirten Reşit Özer, coğrafi işaretin markalaşmayı da arttırdığını ifade etti. Özer, Milastaki zeytinyağı markası sayısının kısa sürede 69’a ulaştığını belirterek, Milasta coğrafi işaretli zeytinyağı markası sayısının ise 19’a yükseldiğini anlattı.

Hakan Kızıltepe, MİTSO tarafından AB’ye yapılan başvuru ile Milas yağlı zeytinine AB’den coğrafi işaret alınması sürecini de yakından takip ettiklerini anlatarak kısa sürede AB coğrafi işaret onayının geleceğini umduğunu dile getirdi.

16 COĞRAFİ İŞARET

1- Akhisar Uslu zeytinyağı

2- Akhisar Domat zeytinyağı

3- Altınözü zeytinyağı

4- Aydın Memecik zeytinyağı

5- Ayvalık zeytinyağı

Yazının Devamını Oku

Yeter ki Osmanlı olsun!

CHP İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, ‘mazbut vakıf’ yağmasının peşini bırakmıyor. Geçtiğimiz günlerde Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) tarafından yapılan yazılı bir açıklama ile tüm Türkiye, Taksim Gezi Parkı mülkiyetinin İBB’den alınarak Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na devredildiğini öğrendi. O güne dek neredeyse kimse böyle bir vakfın ne adını duymuştu, ne varlığından haberdardı. Taksim Gezi Parkı mülkiyetinin devrinin ardından da vakfa dair pek bir bilgiye erişilemedi. Türkiye’de bulunan tüm vakıflarla ilgili detaylı bilginin yer aldığı VGM’nin resmi internet sitesi olan vgm.gov.tr’de de ilgili bu vakfa ve diğer mazbut vakıflara dair hiçbir bilgiye ulaşılamıyor.

Türkiye, bu vakfın adını aslında bundan altı ay kadar önce milletvekili Dr. Ali Şeker’in, Ziya Selçuk’a yönelttiği bir soru önergesi ile ilk kez duymuştu. Öğretmenler başta olmak üzere tüm kamu görevlilerinin uygun fiyatlarla kalabildiği Beyoğlu Öğretmenevi, 19 Mart 2020’de Sultan Beyazıt Vakfı’na devredilmişti. Dr. Şeker’in sorusunu Ziya Selçuk hâlâ yanıtlamadı. Ancak aradan geçen sürede İstanbul’da birçok kıymetli tarihi bina ve taşınmaz, sessiz sedasız bir şekilde el değiştirdi. Dr. Şeker, bunların İstanbul Sanayi Odası, Galata Kulesi, Selimiye Kışlası, Adile Sultan Sarayı, Pera Palas Otel, Vefa Lisesi, Şişli Etfal Hastanesi, Sait Halim Paşa Yalısı gibi İstanbul’da ve Türkiye genelinde 1014 taşınmazın, çeşitli vakıflar adına tescil edildiğini açıkladı.

HANGİ YASAYA GÖRE?

Mülkiyet devirlerinin gerekçesi 2008 yılında çıkarılan 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na dayandırılıyor. Son olarak da yıllardır iktidar müteahhitlerinin iştahını kabartan Taksim Gezi Parkı’nın mülkiyeti ‘mazbut vakıf’ adı altında İBB’den alındı. CHP’li Dr. Ali Şeker, vakıflar ve rant ilişkilerine örnek olarak İstanbul’dan çok önemli iki dosyayı daha açıklıyor:

“Birincisi Harbiye Halaskargazi Caddesi üzerinde yer alan ve içerisinde İnci Sineması’nın da bulunduğu Ermeni Katolik Mihitaryan Manastırı ve Mektebi Vakfı’na ait olan 15 bin 409 metrekare arazide yapılan inşaat vurgunudur. Dönemin CHP’li meclis üyeleri Hüseyin Sağ ve Dursun Çaltı’nın açtığı iptal davası devam ederken, eski mekânlar yerle bir edildi. Şehir merkezlerinde kalmış azınlık vakıf binalarının yıkılıp yerine yenilerinin yapılması üzerine özel çalışmalar yürüten müteahhitlerin çabalarıyla İBB meclisinden gerekli onaylar alınarak bu alanda 3 emsal ve 27.50 metre yükseklik verilerek, bodrum katlar da emsalden sayılmayınca 80 bin metrekareye ulaşan bir beton kütle çıktı ortaya. Aynı konuya diğer bir örnek Elmadağ’da Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Surp Agop Ermeni Katolik Hastanesi Vakfı’na ait olan ve içerisinde Şan Tiyatrosu’nun da bulunduğu arazideki rant ilişkileridir.”

Ali Şeker, “Osmanlıcılık özentisiyle İstanbul’a ihanet edenlerin talanına daha fazla izin vermeyeceğiz. İstanbul’un kültürel kimliğini temsil eden bu kıymetli yapılar, yeşil alanlar; ne idüğü belirsiz vakıfların, vakıf yöneticilerinin değil İstanbullularındır” diyerek konuyu yakından takip etmeye devam edeceğini söyledi.

KOÇAK FARMA’DAN ‘AŞIDA DEV ADIM’ AÇIKLAMASI

KÖŞEMİZDE

Yazının Devamını Oku

Ormanın sesi, suyun rengi değişti

Birleşmiş Milletler, 2012 yılında orman kaynaklarının önemini vurgulamak amacıyla 21 Mart tarihini ‘Dünya Ormancılık Günü’, 1993 yılında da 22 Mart tarihini ‘Dünya Su Günü’ ilan etmiştir. Trakya’nın ormanlarına, suyuna, Istranca’sına, Ergene’sine, yeraltı sularına yıllardır sahip çıkan emekli öğretmen dostumuz Göksal Çidem’e her yıl “Ormanımız ve sularımız durumu nasıl?” diye sorarız. Trakya Platformu Kırklareli Dönem Sözcüsü ve Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı olan Çidem der ki: “Ormanın sesi, suyun rengi çok değişti artık.”

Ormanların sesinin değişmesine neden olan tahribatlar, adına yatırım denen projelerle her geçen gün çoğaldı, çoğalıyor. Projeler artarken ormanlar azalıyor, sular kirleniyor. Orman alanları daraldı. Hem de inanılmaz bir biçimde daraldı. Daralma tüm hızıyla devam ediyor, yok oluş hızlanıyor.

Ormanlar, dünya çapında temiz ve bol miktarda su sağlamak için kritik öneme sahiptir. Sağlıklı ormanlar suyu filtreler, erozyonu azaltır, yağışları düzenler, yeraltı suyu alanlarını doldurur, kuraklık ve sellerin etkilerine karşı tampon görevi görür.

Dünya orman gününde 1/3 Bulgaristan’da, 2/3 Türkiye’de bulunan Istrancalardan bir örnek: Karşı tarafta hayvanlar orman içinde dolaşırken, bizim tarafta maden işletmelerine ait kamyon ve iş makineleri dolaşıyor. Bir tarafta hayvanlar, bir tarafta kamyonlar...

BULGARİSTAN KORUMACI

‘Dünya Su Günü’nde örneği yine Istrancalardan verelim. Karşı taraftaki Istrancalardan Veleka Nehri, bizim tarafta ise Ergene Nehri. Veleka Nehri’nden su, Istrancalardan tertemiz doğan Ergene Nehri’nden sanayi ile buluştuktan sonra sıvı akıyor.

Doğaya yapılan zulmün hesabı da bedeli de ağır oluyor. Can ve mal ile ödeniyor.

“ÇED gerekli değil” deseniz de doğa bu planlardan anlamaz. “Su akar yolunu bulur” der; yaptıklarınızı yok eder, geçer gider. 

Dünya her geçen gün daha kötüye gidiyor. Tahribat bu şekilde devam ederse

Yazının Devamını Oku

‘Senin Adın Corona Olsun’

Örnek, iyi gazeteci Umur Talu, koronavirüs sürecinde geçen yaz ‘Senin Adın Corona Olsun’ (Literatür) adlı bir kitap yazdı. Hikâye veya roman değil. İnsanlığın yaşadığı salgın maceralarını anlatıyor. İçindekiler kadar, böyle bir kitabı yazmak için yaptığı çalışma ve gösterdiği emek dikkat çekiyor önce. Bunu da tecrübeli bir gazeteci yapabilirdi, nitekim öyle de olmuş...

Birbirini kovalayan, bir diğeri içine geçiveren öyküler var. Kitap bilimsel bir kitap değil ama bilime, araştırmaya, meraka, buluşa, saygı var. Hayaller ve hayal kırıklıkları da... Korku ve cesaret, iyi ve kötü, çaresizlik ile çözüm, teslimiyet ile mücadele var.

İnsan hayatları için hayatlarını ortaya koyan insanları da yazmış. Bazılarının arka planına girmiş. Bazen milyonları yok eden ve hayatta kalan milyonların da kaderini etkileyen salgınların dibine kadar inmiş. Umur Talu, tarihçi değil, bilim insanı değil, edebiyatçı da değil; bugün 41 yıllık gazeteci... Yüzyıllar arasındaki vakaları, insanlığın gelişimini merak ederek, şaşırarak, bağlantılar arayarak, kurarak, bunları karşılaştırarak, uzun bir yolculuk sonucunda bu öyküleri çıkarmış Talu.

Kendi ifadesiyle, “Bodrum’da günlük gazete yapar gibi çalıştım bu kitap için” diyor. Salgınların arasında dolaşmış, ipin ucunu çeke çeke yürümüş, bütün dünyayı taramış ekranda günlerce...

İlk olarak Fahri Aral’a okutmuş, o da bir kapak yazısı yazmış; özetle diyor ki: Yıllardır tanıdığım, gazetecilik dönemlerindeki serüvenini yakından izlediğim, yazılarını severek okuduğum Umur Talu, gerçek anlamda gazeteciliğinhaberciliğin yerlerde süründüğübugünlerde yaşadığımız korona günlerinin kapılarını aralayarak bizleri farklı yolculuklara taşıyor.”

DÜNYA DA OKUMALI

Burada ‘örülmüş hikâyeler’ ilginizi çekebilir. Belki biraz nefes alabildiklerinde, sağlık çalışanları da kendi tarihi yolculuklarına dair izler bulabilirler. Belki insanlığın salgın maceraları geçmişe, bugüne ve geleceğe dair küçük pencereler açar.

Bu kitap esas bir araştırma kitabı da sayılabilir bizce. Bu çalışmanın bazı ülkelerde yayınlanması gerektiğini söylediğimizde Umur Talu bazı teklifler aldığını söyledi.“Unutmayalım: Salgına karşı her cephede mücadele ederken yitirdiklerimizle birlikte, tüm ülkelerden her yaş, her cins, her ırktan bütün kayıplarımızın anısına; mücadeleyi sürdürenlere saygıyla” diyor Talu... Biz de aynı dilekleri sunarız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Kamyon ve TIR’cılar 3 gün kontak kapatıyor

Salı günü ‘Kamyoncu ve TIR’cılar isyan ediyor’ diye yazmıştık. Sorunları o kadar büyük ki CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin dün bu sektöre sahip çıkarak “Kamyoncular iflasın eşiğinde, iktidar vergi toplamanın derdinde” diye açıklama yaptı.

Kamyoncuların ve TIR esnafının, kontak kapatma eylemini 22 Mart Pazartesi günü 07.00’de başlatıp, 24 Mart Perşembe günü 24.00’te son vereceklerini açıklayan dernek başkanı Bülent Arslan,Bu sefer her mağduriyetimizin ciddiye alınmasını istiyoruz” diye konuştu.

Söyledikleri özetle şu noktalarda toplanıyor: “Ankara’da emin olun çalmadık kapı bırakmadık; Cumhurbaşkanımızın danışmanı İhsan Şener’e, CİMER’e, Ulaştırma Bakanlığı’na, bütün siyasi partilerin grup başkanvekillerine, özellikle AKP milletvekillerine, Devlet Bahçeli’nin ekibine, muhalefet partilerine kadar herkesin kapısını çaldık. Gerektiğinde randevu aldık ama kimsenin bizimle ilgilenmek istemediğini fark ettik. Bizim ne kadar önemli bir sektör olduğumuzu, bütün gıda sektörü ile üretim mallarının bizim tarafımızdan taşındığını ne yazık ki çok kimse bilmiyor.”

Sorunlarının her yönden büyük olduğu anlaşılıyor Bülent Arslan’ın ellerindeki notlardan. Bu nedenle vergilerden ve cezalardan başlıyor anlatmaya. Otoyol ve bölünmüş yollarında park yeri olmaması ve ehliyet ceza puan sistemindeki aykırılıklar onların epey canını yakıyormuş. Karayollarındaki kantarların hatalı tartımları ve kapalı oldukları halde aracın arkasında ceza gönderilmesine kadar bir sürü sorunu gündeme taşıyor; “Nakliyeci garajlarında belgesiz iş yapanlar hiç denetlenmez mi? Transit geçiş, K ve C belgeleri sorunları halledilmez mi?” diye soruyor. Bülent Arslan sonunda “Ankara’daki büyüklere sözüm: Milli nakliye sektörü güçlü olmayan hiçbir ülke ihracat hedeflerine ulaşamaz” diyor.

GÜNÜN SÖZÜ
“DÜNYA üzerindeki her üç Suriyeliden birine, bizim ülkemizin vergi mükellefleri bakıyor.” Faiz ÖZTRAK

Kore gazisi Ermeni asıllı Minas Kaya (91) tabuta ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazdırdı‘HANGİ MİLLETTENSİNİZ’

ERZURUM kökenli emekli bürokrat, yazar Mehmet Necati Güngör, Andımızla ilgili olarak ‘Hangi millettensiniz’ başlıklı yazısında şöyle diyor: “Sosyal medyada gazeteci Banu Avar fotoğraflarla paylaşmış: ‘Almanya’nın Bremen kentinde 91 yaşında vefat eden Kore Gazisi Ermeni asıllı Minas Kaya, son yolculuğuna Türk bayrağıyla uğurlandı.’ Ve altına şu notu düşmüş: ‘Ne mutlu Türk’üm diyene budur!’

Minas Kaya’nın çocukları, babalarının ya da dedelerinin tabutuna Türk bayrağı konulmasına itiraz edebilirlerdi. Mesela diyebilirlerdi ki ‘Bizim dedemiz ya da babamız Ermeni asıllıydı. Tabutuna Ermeni bayrağını koyun.’ Demediler. Çünkü Minas Kaya, Kore Savaşı’nı Türk askeri olarak katılmıştı. Kendini Türk milletinden sayıyordu. Aslen Ermeni olması Minas Kaya’nın inandığı bu gerçeği değiştiremezdi.”

Yazının Devamını Oku

Toros sediri umut oldu

Küresel ısınma ve iklim değişikliği, dünyanın karşı karşıya olduğu ciddi bir sorun. Isınmayı yavaşlatacak çözümler aranıyor. Ama devam eden ısınmanın uzun vadede yıkıcı etkisine karşı çareler de düşünülüyor. Bunlardan biri de orman ekosistemi.

Ülkeler ormanlarının üzerine titriyor. Gözbebeği gibi bakıyorlar. Mesela Almanya’ya gidenler bilir. Gidemeyenler de fotoğraflardan görmüştür. Almanya deyince göz önüne, alabildiğine bakımlı yeşil alanlar, ormanlar gelir. Halka açık bölümlerinde gezersiniz ama bir çalı parçası bile alamazsınız. Cezası çok ağırdır. Almanya’nın yüzde 33’ü, yani 11.4 milyon hektarlık bölümü orman. 90 milyarı aşkın ağaç varmış. Ülkemizin de yüzde 27.6’lık bölümü ormanlarla kaplı. 10 milyar civarında ağaç olduğundan hareket ediliyor. Almanya’ya göre orman ve ağaç fakiri sayılırız.

Küresel ısınmanın ormanlar üzerindeki etkisine karşı Almanya harekete geçmiş. Almanya’daki gazeteci dostumla konuşuyorum. ‘Küresel ısınma’, ‘iklim değişikliğine’ karşı orman yönetimi için 1.5 milyar Euro bütçe ayrılmış. Almanya’da yassı yapraklı ve iğne yapraklı ağaçlar arasında bir denge varmış. Ladin ağacı ve karaçam gibi iğne yapraklı ağaçlar yüzde 54.2 oranıyla biraz daha fazlaymış. Ama son üç yıldır kuraklık, sıcak dalgaları özellikle ladin ve çam ağaçlarını etkilemiş.

Şimdi Almanya iklim değişikliği, küresel ısınmaya karşı Türkiye’den, Toroslar’daki sedir ağaçlarından medet umuyor. ‘Lübnan sediri’ (Cedrus Libani) adlı bu ağaçlar en fazla Toroslar’da bulunuyor. Yeni dikimlerde bu ağaçları planlıyorlar. Bu ağaçların sıcağa ve soğuğa çok dayanıklı olması büyük avantaj olarak kabul ediliyor. Almanya’da Bayreuth Üniversitesi’nin botanik bahçesinde deneme alanı kurulmuş. Toroslar’dan Almanya’ya götürülen bu ağaç türünün yüzlerce örneği Bayreuth Üniversitesi Ekolojik ve Botanik Bahçesi’ndeymiş. İklim, su kullanımı, fotosentez performansı ve gövdedeki büyüme dinamikleri gibi değerler ölçülüyormuş.

Almanya’nın ünlü haftalık gazetesi Die Zeit geçen hafta bu konuya geniş yer ayırmış, ‘Ormanlarımıza Toros sediri’ diyor. Bahçe müdürü ve ormancı Gregor Aas, “Ladin veya çamdan daha iyi büyüyorlar, aşırı iklim koşullarına karşı dayanıklılıkları kanıtlandı” diyor. Almanya ülkenin her yerinde deneyler yapıyor. Yalnızca orman iklimi fonundan, hükümet 70 milyon Euro’nun üzerinde 200 araştırma projesini finanse ediyor.

Alman Hohenheim Üniversitesi Botanik Enstitüsü de Antalya Batı Akdeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü ile ortaklaşa ‘Toros sediri’nin doğal yaşam alanı olan Toroslar’da ve Orta Avrupa’daki plantasyonlarda ağaç büyüme dinamikleri, karbon alımı, su kullanımını ve ekonomik potansiyeli’ adlı araştırma projesini yapmış. Antalya’nın Elmalı ilçesinde bulunan Sedir Araştırma Ormanı’nda Almanlarla birlikte üç deneme alanı kurup ağaçları 24 saat aralıksız sensörlerle izlemişler. Sonuçları nedir bilmiyoruz. Ülkemizde de küresel ısınma ve kendi ormanlarımızda benzer çalışmaların mutlaka yapıldığını düşünüyoruz. Unutmayalım: Ormanlar ülkenin can damarlarıdır. Onlar gelecek nesillere miras bırakacağımız mücevherlerimiz.

NE GÜZEL BALLI BÖREK!

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi’nin 28 şirketi bulunuyor, dolayısıyla siyasetçiler ‘maaşlı’ kadro bekliyor. Kimler mi? Yerel yönetimleri alan ‘ittifakın’ üyeleri. Aralarında kimler yok ki... Eski CHP ilçe başkanları, yönetim kurulu üyeleri, başkan adayları; bunun içinde İYİ Parti’nin ‘adaylarını’ ve ittifakın diğer ortaklarının önerdiği kişileri de unutmamak gerekiyor. Ancak tarafımıza bizzat bazı şirket yönetim kurulu üyelerinden gelen bir bilgi şöyle: “Atandığımız şirket ile ilgili evrak istiyoruz ama alamıyoruz. Bazı arkadaşlarımıza Ekrem İmamoğlu’nun kesin talimatı var ‘Siyasiler şirketlere gelmeyecek’ diye... Yönetim kurulu toplantıları yapılmıyor; sadece tarafımıza kurye tarafından karar defteri geliyor, imzalayıp aynı kuryeye veriyoruz, hesabımıza maaşlar yatırılıyor. Fikrimiz sorulmuyor, hiçbir dahlimiz yok. Böyle bir düzeni istemiyoruz.”

Bazı yönetim kurulu üyelerine şirket merkezinin yerini biliyorlar mı diye sorsanız herhalde birçoğunun cevabı

Yazının Devamını Oku

Aydın’da kuraklık alarmı, Ankara’da tasarruf çağrısı! Kuraklık vahim noktada

Aydın’da valilik birkaç gün önce DSİ Bölge Müdürlüğü’nün önerisi ile ‘kısıtlı sulama programı’ uygulama kararı aldı. Yapılan açıklamada “Kurak bir dönem yaşıyoruz, hem bugün hem de yarın için önlem alıyoruz” dendi. Büyük Menderes Havzası’ndaki barajlardan ovaya daha az su verilecek. Daha önce “Türkiye kavrulacak” diye yazmıştım. İşte en verimli ovamızda sulama suyu kısıtlaması başlayacak. Gelelim içme suyuna...

İstanbul’daki baraj doluluk oranları son dönemde artarken, Ankara’nın barajları boşalıyor. Önce başkan Mansur Yavaş, sonra Aydın Valisi uyardı, “Aman dikkat sularımız tehlikede” diye!

İki hafta önce ASKİ Genel Müdürü açıklama yaptı. “Yağışlar çok etkili olmadı, suyu tasarruflu kullanalım” dedi. Birkaç damla yağış bizi rahatlatıyor. Ama durum ciddi. Ankara’da barajlarda geçen yıldan 45 milyon metreküp daha az su var. Kullanılabilir doluluk oranı yüzde 9’a düşmüş durumda. Önümüz bahar ve yaz. Yağışları tahmin etmek zorlaştı. Ankara’nın suyunun yüzde 35’i mecburen Kızılırmak’tan sağlanıyor. ASKİ bu suyun kalitesi düşük olduğu için bu oranı arttırmak istemiyor. Bunun için de tasarruf çağrısı yapıyor. Gerede’den gelen su doğrudan Ankara’ya veriliyor ama oradan da gelen su beklenen kadar değil.

Tarımdan içme suyuna alarm zilleri çalıyor.

Kuraklık vahim noktaya doğru gidiyor, hem de her bölgede!

GÜNÜN SÖZÜ

“TÜRK olmanın, çalışmanın, ülkesini sevmenin ve Atatürk’e bağlılığın nesine karşısınız? Kuşkusuz tarih hepinizi, alınan bu kararları ve sonuçlarını zamanı gelince yargılayacaktır. Ama ben duyarlı bir eğitimci ve sivil toplum çalışanı olarak sizleri şimdi yargılıyorum.”

Gülseven Güven Yaşer, Çağdaş Eğitim Vakfı Kurucu BaşkanıANDIMIZ HUKUKUN ANDIDIR

ANAYASA

Yazının Devamını Oku