GeriYalçın BAYER Bu kuraklık hayra alamet değil
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu kuraklık hayra alamet değil

Küresel ısınma sebebiyle son günlerde televizyon kanallarının vazgeçilmez haberi ‘kuraklık’ oluyor. Türkiye’nin her tarafından göllerin, akarsuların ve derelerin kuruduğu ya da azaldığı haberleri ardı ardına gelmeye başladı. Hem içme suları hem de tarımsal amaçlı kullanılan sular bitme noktasında.

Daha önce turfanda sebze üretimi ile geçinen Antalya Gazipaşa’da da gelecek günlerde kuraklık tehlikesi ortaya çıktı. Özellikle son yıllarda ciddi anlamda muz üretim alanlarımız arttı. Gerek sera, gerekse de açık alanlarda ciddi anlamda üretime yönelik tesisler yapıldı. Tabii ki bu sebeple su tüketimimiz de arttı. Gerek köylerimizde gerekse de sahillerimizde tropik meyve üretimi son yıllarda çığır açtı. Kırsalda ve sahilde katma değeri yüksek avokado, kivi, ejder meyvesi ve passiflora gibi ürünlerin de üretimi arttı. Bu ürünler tropik meyveler olduğu için haliyle su ihtiyacı fazla. Alanya’da bulunan “Dim Barajı” ve Gazipaşa’da yapılan “Gökçeler Barajı” tarımsal sulamada kullanılamadığından dolayı çiftçilerimiz kendi imkânlarıyla sulama kuyuları açıyorlar. Bu da tesis için çok ciddi maliyetler getiriyor. Alanya ve Gazipaşa bölgesinde açılan kuyuların derinliği 100-350 metre arasında oluyor. Kuyular her sezon daha derine iniyor, bu da tüketimi arttırıyor. Görünen o ki bu derin kuyu açma işinin sonu yoktur.

Onun için acil olarak Alanya’da Dim Barajı ve Gazipaşa’da Gökçeler Barajı tam kapasite ile tarımsal amaçlı faaliyete geçirilmelidir. Kapalı sistem sulama döşenmiş olan borular faaliyete geçirilerek buharlaşma kaybı da sıfıra indirgenmelidir. Bunun yanında da Beyrebucak, Güney, Zeytinada ve Kaledran bölgesinin su ihtiyacına cevap verecek göletler yapılmalıdır. Bütün su ihtiyacımızı yeraltı suları ile gidermeye çalışırsak, yeraltı suları daha derinlere kaçacak ve alçak olan kuyular kuruyarak üreticilerimiz ciddi zarar görecektir.

Hidayet BİLGİÇ-GAZİPAŞA

‘ALLAH RIZASI’ İÇİN İĞNE VURDU

AİLESİYLE karavanla Doğu Karadeniz seyahatine çıkan Emsal E. öğretmen, Samsun’da bel ağrısından rahatsızlandı. Karşıyaka Aile Sağlık Merkezi’nde, Dr. Mustafa Sarıcaoğlu’na muayene oldu ve kendisine iğne, ilaç verildi. İlk enjeksiyon orada yapıldı. Reçeteyi göstererek herhangi bir aile sağlık merkezinde kalan iğnelerin enjektelerini de yaptırabileceğini söylediler. Emsal E. öğretmen yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“2. gün konakladığımız yere daha yakın olan Canik Merkez Aile Sağlığı Merkezi’ne gittik. Dr. Meral Yüksel’e durumu anlatım, Samsun’da misafir olarak bulunduğumuzu ve reçeteli iğnelerimin enjeksiyonunu yaptırmak istediğimi söyledim. Dr. Meral Yüksel’in söyledikleri hayli ilginçti. ‘Misafir hasta kabul etmiyoruz. Bazı sıkıntılar yaşanabiliyor. Ama bu sefer Allah rızası için yapalım. Yarın gelirseniz iğnenizi yapamam. Başka bir hastaneye başvurursunuz.’

Oysa misafir hasta tanımı belli. 25.01.2013/28539 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin ‘Aile hekimliği birimine kişi kaydı ve aile hekimi seçimine ilişkin esaslar’ başlıklı 8. Maddesi 6. Bendi ‘Sürekli ikamet ettiği bölgeden uzakta kalacak kişi veya geçici süre ile Türkiye’de ikamet edecek olan kişi, kendisine yakın konumdaki bir aile hekiminden misafir olarak sağlık hizmeti alır. Aile hekimi misafir kişiler için herhangi bir ücret talep edemez’ hükümleri yer alıyor.

Bu doğrultusunda misafir hasta kapsamında hizmet alabilmemiz gerekirken, sanki ondan görevi dışında bir şey istemiş gibi, ‘Bu sefer Allah rızası için iğnenizi yapalım’ şeklinde bir yaklaşıma şaşırdık. Aile hekimi Dr. Yüksel’in bu yaklaşımı anlaşılabilir gibi değil. Kamu görevi önce akıl gerektiriyor.”

Aziz Sancar ve İlber Ortaylı Zoom toplantısında konuşacaklar
MAARİF KONGRESİ 100. YAŞINDA

TÜRK Eğitim-Sen, 1. Maarif Kongresi’nin 100. yılında aynı ruh ve heyecanla 2. Maarif Kongresi’ni topluyor. Bugün 10.00’da Bakan Ziya Selçuk etkinliğe katılacak, açılış konuşmasını ise Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan yapacak.

Kongre, ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ adıyla düzenlenecek açılış oturumu ile devam edecek. Kongrenin akşam oturumunda Prof. Dr. İlber Ortaylı ve Nobel Kimya ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar da “2023’e Doğru Maarif Kongresi ‘Dilde, Fikirde, İşte ve Eğitimde Birlik’” konulu panele konuşmacı olarak çevrimiçi katılacak. Yer: Cumhuriyet Müzesi (II. TBMM binası)

BULGARİSTAN’DA İŞLER KARIŞIK

BULGARİSTAN’da yapılan genel seçimlerde eski Başbakan Boyko Borisov’un, Bulgaristan’ın Avrupalı Gelişimi İçin Yurttaşlar (GERB) ile popülist şovmen Slavi Trifonov’un Böyle Bir Halk Var (İTN) partileri yarışı başa baş götürdüler. Oylamada GERB partisi oyların yüzde 23,91’ini, İTN ise yüzde 23,66’sını aldı. Açıklamada, yurtdışından gelecek oyların sonucu değiştirebileceği vurgulandı. Rusya yanlısı, eski komünist partinin devamı niteliğindeki Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) oyların yüzde 13,63’ünü, sağcı güçleri temsil eden Demokratik Bulgaristan (DB) partisi de yüzde 12,54’ünü alabildi.

Üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) partisi, aldığı yüzde 10,17 oy oranıyla parlamentonun 5. gücü olurken, GERB karşıtı solcu protesto güçleri temsil eden Ayağa Kalk! Magandalar Dışarı! (İSMV) yüzde 4,31 oyla barajı geçti.

‘Gallup International’ araştırma şirketinin sandık çıkış anketine göre, 6 siyasi parti ve koalisyon yüzde 4 seçim barajını geçti. Siyasi gözlemciler, 240 üyeli mecliste 110-112 milletvekili sahibi olabilecek İTN, DB ile İSMV arasında bir koalisyonun güvenoyu alabilmesi için mutlaka BSP veya HÖH’ten destek alması, 240 sandalyeli mecliste yeni hükümetin en az 121 oy alması gerekiyor. Geçen seçimde yüzde 50 olan katılım oranı bu seçimde yüzde 36’da kaldı. Kesin sonuçların 18 Temmuz’da açıklanması bekleniyor.

‘YAKIN TARİHİN PERDE ARKASI’

GAZETECİ Emin Özgönül’ün ‘Yakın Tarihin Perde Arkası’ adlı kitabı okurları ile buluştu. Sözcü Yayınevi’nden çıkan kitapta, Türkiye’nin son 50 yılında yaşanan çok sayıda olayın perde arkası, tanıkların anlatımları ile yer alıyor. Kitapta, Çankaya Köşkü’nde Sezer’in Ecevit’e Anayasa kitapçığı fırlatması, Erdal İnönü’nün siyaset öyküsü, Turgut Özallı yıllar, Bekir Coşkun’un anıları, Çiller’in başbakanlığı, Hikmet Uluğbay’ın kendi silahı ile intihar girişimi gibi konular da var.

BİLİYOR MUSUNUZ?

ÇANKAYA Belediye Başkanı Alper Taşdelen ve Türk Eczacılar Birliği Başkanı Erdoğan Çolak’ın, pandemide yaşamını yitiren eczacıların anısına ‘Eczacılar Parkı’ yapılması için protokol imzaladıklarını...

CHP’li Özcan Purçu’nun, Diyarbakır’da tarımsal sulama amaçlı kullanılacak olan Silvan ve Ilısu barajlarının akıbetini “Bugün itibarıyla, projenin yüzde olarak ne kadarlık bir kısmı tamamlanmıştır? Silvan Projesi’nin hangi tarihte hayata geçirilmesi planlanmaktadır?” diye sorduğunu...

X

Buğday yerine plastik!

Geçtiğimiz aylarda üç Namık Kemal Üniversitesi hocasının ÇED dosyasındaki görüşleri sosyal medyada paylaşılınca gündeme yerleşen plastik sanayi sitesinde yeni gelişmeler var.

Tekirdağ’ın Ergene ilçesi, Karamehmet Mahallesi’nde (tarihi eski köy) bulunan 2.530 dekar tarım arazisi üzerinde PAKOP Sanayi Sitesi arazisinin tarım dışı kullanımı için verilen izin TMMOB ZMO tarafından Tekirdağ 1. İdare Mahkemesi 1 Nisan 2021 tarihinde iptal ettirilmişti.

Daha önce aynı tarım arazisi için açtığımız davada 9 Mayıs 2014 tarihinde iptal kararı verilmesine ve karar kesinleşmesine rağmen, aynı işlemin tekrarı için kamu yararı kararı alınarak davalı idare tarafından yeniden işlem tesis edilmesi yoluna gidilmiş, bu hususlar çerçevesinde yürütmeyi durdurma kararı alınmıştı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 10 Eylül 2021 tarihinde ilan edilen ÇED ‘olumlu’ kararının iptali için yargıya gitmekten başka bir seçenek kalmıyor.

Yani, sanayici çiftçiyi yendi!

Avrupa Serbest Bölgesi’nin bitişiğindeki bu tarlalarda/parsellerde artık buğday-ayçiçeği yerine plastik üretimi yapılacak!

Buradaki soru şu:

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, ÇED dosyasını yeterince inceledi mi, verimli tarım arazilerinin kıyılmasına vicdanı sızlamayacak mı?

Murat SEVGİ-Trakya Platformu Yürütme Kurulu Üyesi

Yazının Devamını Oku

İzmir’in işi çok!

İzmir’den notlarımızı sürdürüyoruz. 1.5 yıl önce Aydın’dan İzmir’e gelen Vali Yavuz Selim Köşger’in, o kadar yoğun bir programın içinde bizlere İzmir’i anlatma fırsatını bulmasına sevindik. Biz de kendisine yaşadığımız kenti, İstanbul’u ne kadar olduysa anlatabildik.

İstanbul’un İzmir’e göre her türlü göç nedeniyle biraz ‘yoz ve kaba’ olduğunu söyledik. Vali Köşger, bizim tabirimize “Daha Anadoluludur” diye bir
saptamada bulundu. “İzmir’de oturanlar ise ayrım yapmaz, aidiyet duyguları kuvvetli.”

Tecrübeli bir bürokrat olduğu dikkat çeken Vali Yardımcısı Hulusi Doğan (Kendisini Çorlu, Alanya, Avcılar ve Milas kaymakamlıklarından biliriz) “‘Herkesin memleketi doğduğu yerdir’ daha doğru bir anlatım olabilir belki” dedi.

AYDIN PROJELERİ

Konyalı olan ve SBF’yi bitiren Yavuz Selim Köşger, İngiltere Oxford’da master yapmış, Fransa’da yerel yönetimler konusunda ihtisasını tamamlamış, Ankara’ya dönüşünde Tarım Kredi Kooperatifleri Kooperatifler Genel Müdürlüğü’nde bulunmuş. Daha sonra İçişleri Bakanlığı kararnamesiyle Sinop, Bingöl, Aydın’dan sonra İzmir’e atanmış (4 çocuğu var). “Torunlarıma bu şerefli görevi gururla anlatabileceğim” diyor.

- Aydın’ı çok sevdiğini bildiren Köşger, Aydın’da neler yapmış! ‘Aydın Beyliği’nin kurucusu Aydın Bey’in mezarını buldurmuş. İzmir’e gelmeden önce başlanan çalışmanın düzenlemesi sürüyormuş, İzmir’den gelişmeleri izliyormuş. Adnan Menderes’in dedesi Hacı Ali Paşa’nın Çakırbey’deki evinin fotoğraflarını Mutlu Menderes’ten bulmuş. Dede Menderes’in 1929’da Çakırbeyli Çiftliği’nde Macar mimarlara yaptırdığı konağın replikasını inşa ettirmiş. Menderes Müzesi de Çine Çayı’nın kenarında yapılıyor.

- Aydın’daki jeotermal yataklarının incir ağaçlarına olumsuz etkisi çevreciler tarafından sık sık gündeme getiriliyor. Ancak Vali Köşger, bize enerji lazım diyerek jeotarmale dönük eleştirileri reddediyor. Jeotermalin kıymetini bilmediğimizi söylüyor.

ÖNÜ MIAMI, ARKASI BANGLADEŞ

Yazının Devamını Oku

Yunanistan’a ültimatom

İzmir’de 8,9 ve 10 Eylül günleri yoğun bir etkinlik içinde bulduk kendimizi. Vali ve Belediye Başkanlarının, İzmir’in Kurtuluşu ve İzmir Enternasyonal Fuarı’ndan başka İzmir UCLG Kültür Zirvesi’nde dünya kentlerinin İzmir’de buluşması etkinlikleri hayli yoğundu.

Basın Konseyi de Çeşme’de toplanmıştı. İzmirlilerin de kent konserleri nedeniyle Alsancak’ı ve kıyıları doldurması ile ‘keyif’ verici bir gün oldu 9 Eylül... İzmir’in kurtuluşunun 99. yılı nedeniyle bu yıl başka bir ‘coşku’ ile kutlandığını söylemek gerekiyor. Valilik ve Büyükşehir’in konukları nedeniyle de ayrı bir yoğunluk içindeydi İzmir. Ne yazık ki bu vesile ile bir çok etkinliğin gözden kaçtığı, medyanın yoğunluk nedeniyle bir çok programa yetişemediği anlaşıldı. İki özel konuk da vardı; KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve tarihçi-yazar İlber Ortaylı. Ayrıca bakanlar ve yardımcılarına yetişmek de mümkün değildi. Milli Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın 9 Eylül’de İzmir’de olmaları da ayrı bir ‘yorum’ gerektiriyordu. Çünkü Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, 9 Eylül Üniversitesi tarafından Sabancı Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Adalar Denizi ve Yunanistan ile Komşuluk İlişkileri Sorunları Sempozyumu’nda konuşması önemli bir gündem yarattı. Akar’ın, Yunanistan’ı son yıllarda olmadığı kadar bir ‘hayalciliğine’ dayalı hedefe koyması dikkat çekti. Buna bir anlamda ‘ültimatom’ da denilebilirdi. Çünkü Yunanistan’ın bütün rekabet ve tehdit unsuru çıkışlarının dayanak noktasının arkasında ‘kuzu postuna bürünmüşlüğü’ olduğunu da gösteriyordu.

Bakan Akar, Atina’nın oyunlarını sergilerken, bunların ‘akıl, mantık ve hukuk dışı’ olduğunu ilan ediyordu. (Bu konuşmayı Genelkurmay’ın sitesinde bulabilirsiniz.)

Sempozyuma KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Musa Avsever, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Adnan Özbal ve Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Küçükakyüz de katıldı. Sözlerine İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümünü kutlayarak başlayan Bakan Akar’ın, NATO müttefiki komşumuz Yunanistan’da yaşanan sorunları anlattığı konuşması şöyle özetlenebilir:

AKIL, MANTIK VE HUKUK DIŞI

“Yunanistan ile kıta sahanlığı, karasularının genişliği, hava sahası, FIR hattı, arama kurtarma sahasına yönelik ihtilaflar, Gayri Askeri Statüdeki Adalar’ın (GASA) silahsızlık statüsünün ihlali, Egemenliği Anlaşmalarla Yunanistan’a Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar (EGAYDAAK), Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin hak ve menfaatlerini göz ardı eden iddialar, provokatif silahlanma girişimleri ve diğer provokatif faaliyetler, Batı Trakya Türkleri’nin haklarını kısıtlayıcı uygulamalar ve terör örgütlerine verdikleri destek konularında sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunlara düzensiz göçten kaynaklı anlaşmazlıklar ve “FRONTEX” meselesi de eklenmiş durumda.

Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması Ege’nin tamamının Yunanistan’ın hâkimiyetine geçmesi, Ege’nin Yunan gölü haline gelmesi demektir. Böyle bir durumda Deniz Kuvvetlerimizin uluslararası sulardan geçerek Akdeniz’e ulaşması neredeyse imkânsız hâle gelecektir. Türkiye’nin bunu kabul etmesi asla mümkün değildir.

Hava sahasının sınırı karasuları sınırlarını aşamaz. Ancak Yunanistan, karasuları genişliği 6 mil olmasına karşın 10 mil hava sahası olduğunu iddia etmektedir. Bu akıl, mantık ve hukuk dışı garip iddia boş hayallerdir.”

HUKUK TANIMAZ TAVIR

Yazının Devamını Oku

Almanya’da seçmen ‘sosyal adalet’ istiyor

Almanya’da 26 Eylül’de yapılacak seçimlere az bir süre kaldı. Partilerin propaganda çalışmaları harıl harıl devam ediyor. İktidardaki muhafazakar Hıristiyan Birlik Partileri seçim yarışına önde başlamışlardı. Ardından Yeşiller rüzgârı esiyordu. Son 20 yıl içinde oylarının yüzde 20’sini kaybeden sosyal demokratlar ise çok gerilerden geliyordu. Ancak iki hafta önce sosyal demokratlar öne geçti.

Alman ikinci kamu TV kanalı ZDF ‘Forschungsgruppe Wahlen’ şirketine 3 Ağustos’ta anket yaptırmış. Seçmenlere ‘Gelecek Pazar seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz’ diye sorulmuş. Sonuç şöyle. Yüzde 25 sosyal demokratlar, yüzde 22 Hıristiyan Birlik Partileri, yüzde 17 Yeşiller Partisi çıkmış. Şimdi Muhafazakârlar tekrar öne geçmek için, sosyal demokratlar da ipi birinci göğüslemek için çaba harcıyorlar.

Bu sürprizin nedeni merak konusu. Partilerin verdikleri sözler ile seçmenin neye kulak verdiğini araştırmışlar. ZDF’in yaptırdığı ankette seçmenlere oyunu belirleyen kriterleri sormuşlar. ‘Sosyal adalet’ yüzde 51 ile ilk sırada yer almış. Ardından sırayla yüzde 39 ile iklim değişikliği, yüzde 23 ile korona salgını ve yüzde 21 ile mülteciler geliyor. Merak eden ZDF’nin sayfasına girip bakabilir.

Muhafazakârların şansölye adayı Armin Laschet’in yabancılara, Türklere yakınlığı dolayısıyla ‘Türk Armin’ seçmenlere. Zaten ankette ‘Kim şansölye olsun?’ sorusuna yüzde 70 ile o çıkmış. SPD’nin seçim sloganı da ‘Scholz bu işi halleder’.

Toplumların refah düzeyi toplumsal kaynakların dağıtımı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Kıt kaynakların nasıl dağıtıldığı da ‘sosyal adalet’ kavramı ile yakından ilgilidir. Toplumun refah düzeyi ölçülürken işte bu ‘sosyal adalet’ kavramı da kriterlerden biridir aslında. Almanya’da seçmenin son sözünü söyleyeceği 26 Eylül’e az bir süre kala yapılan anketler siyasetçilerin ders alabileceği sonuçlar verebiliyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“KÜFÜR yiğidin yelpazesidir.” (Atilla GÖKÇE)

İZMİR’İN KURTULUŞU TAM BİR ‘ŞÖLEN’ HAVASINDA KUTLANDI

Dün

Yazının Devamını Oku

9.9.99 ne demektir? İzmir’in kurtuluşu... 9 Eylül ve 99’uncu yıl

İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunun 99’uncu yıldönümü kutlu olsun! Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi, kurtuluş mücadelemizin kahramanlarını saygı ve minnetle anıyoruz. Zafer bu yıl birbirinden renkli etkinliklerle kutlanacak. Valilik ve Belediye’nin etkinlikleri nedeniyle İzmir’e çok sayıda davet yapıldı. İstanbul basınına yapılan davet çerçevesinde bir grup gazeteciyle İzmir’deki etkinliklere katıldık.

350 metrelik dev bayrağın taşınacağı Zafer Yürüyüşü ile başlayacak heyecan, Türk Yıldızları ve Solo Türk’ün nefes kesen gösterileri ile doruğa çıkacak. Kutlamalara on binlerce İzmirlinin katılması bekleniyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir’in bu coşkusunu zengin bir programla tüm kente yayacak.

İZMİR PROTOKOLÜ BULUŞTU

99. yıldönümü İzmir Valiliği’nin himayesindeki etkinliklerle kutlanırken 1,5 yıl önce Aydın’dan İzmir’e atanan Vali Yavuz Selim Köşger’le dün akşam Tarihi Havagazı Fabrikası’nda, Büyükşehir’in verdiği resepsiyonda tanıştık. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le protokolü karşıladılar. Yarın ‘Zafer Yürüyüşü’ Cumhuriyet Meydanı’nda kutlama töreni, Fener Alayı ve Athena konseri ile devam edecek.

KARADA VE HAVADA ZEYBEK

Bugün 15.45’te Süvari Birlikleri’nin Cumhuriyet Meydanı’ndan Gündoğdu Meydanı’na yürüyüşünün ardından İzmir semaları, saat 16.15’ten itibaren, önce Genel Havacılık Uçakları ve İzmir Kulüpleri selamlama uçuşuna sahne olacak. Ardından Hürkuş gösteri uçuşu, Solo Türk, Türk Yıldızları, Jandarma Çelik Kanatlar gösterisi, Polis Havacılık Üzüm Salkımı, Sahil Güvenlik Arama Kurtarma ve selamlama ile Çelik Kanatlar Zeybek nefes kesen gösteriler yapacak. Yani, İzmirliler karada, çelik kanatlar havada zeybek oynamaları günün en keyifli anlarıydı.

Evet, işgalden yeniden vatan olmaya, kurtuluşa giden yolun başlangıcı kutlu olsun!

CHP 98 YAŞINDA

Yazının Devamını Oku

Onlar da sizin kadar dindar!

Balkan Savaşlarından, Kurtuluş Savaşı’na uzanan on yıllık süreçte bitap düşmüş bir yoksul bir halkın 30 Ağustos 1922 tarihinde taçlandırdığı, bu toprakların işgalden kurtulmuş özgür bir vatan olması gerçeğidir!

Günümüzde, bu tarihi gerçeğin önemini bilinçlerinde ve gönüllerinde hisseden milyonlarca vefalı insanın, 30 Ağustos Zaferi’ni coşku içinde kutlaması kadar doğal bir şey olamaz.

İsteyen zeybek oynayarak kutlar bu milli bayramı, isteyense horon teperek.

İsteyen harmandalı oynayarak kutlar bu anlamlı zaferi, isteyense vals ederek; dileyense şarkılar türküler eşliğinde idrak eder o coşkuyu.

Yeter ki siz kutlamak isteyin!

Bunu yapmak yerine... Halisane duygu ve yurtseverce düşüncelerle ‘30 Ağustos’u kutlayan vefalı insanların coşkusundan, dindarların mağdur edilmesi gibi tuhaf çıkarımlar yaparsanız şunu hatırlatırlar size: Beyim! Zaferi coşkuyla kutlayan o insanlar da sizin kadar dindar!

Bunu görün ve laikliği benimseyen insanları mağdur etmeyi esas siz bırakın artık!

Yaşar ALTINTARTI

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Ordu’dan notlar: Girişimcilik kültürü nasıl gelişir

Ordu’ya 22 ay önce gitmiştik, Büyükşehir Belediye Başkanı Hilmi Güler’in anlattıklarını ne kadar gerçekleştirdiğini gördük.

Ekonomi basınının temsilcilerine, Ordu’nun kalkınmasına yönelik nitelikli tarım, turizm, enerji alanlarında gerçekleştirdikleri proje ve çalışmalar hakkında daha derinlemesine bilgiler verdi. Klasik bir belediye başkanlığı değil, üreten, enerjiye dönüştüren, yapılmayanı yapan, ilkleri hayata geçiren anlayışla gündemini ortaya koyan Güler “Üç ay değil, 12 ay düşünen, üreten ve yaşayan bir şehir inşa ediyoruz” diyor. Eski Enerji Bakanı’nın bu kadar faaliyetini görünce bir gazeteci bize “Sayın Bakan’a Ordu’daki işler hafif kalıyor artık” dedi. Anladığımız kadarıyla aksine Hilmi Bey belediyeciliği çok seviyor, tam 19 ‘evladı’ var, yani ilçe belediyeleri de onun elinde büyüyor, gelişiyor. Gelir getirici projelerine bakarken, yayladaki vatandaşlara 211 ‘halep keçisi’ dağıtmış, 82 de manda. Kazcılık ve yumurtacılığı da övünerek anlattı.

‘DÜŞLERİNİZ ORDU OLSUN’

Gazetecilere barkovizyon eşliğinde Ordu ve Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik, sosyal, stratejik ve geleceğe yönelik ekonomik projelerini değerlendirirken, ‘Düşleriniz Ordu olsun’ dedi. Ve panonun altındaki fotoğrafta devrilen koca bir meşe ağacının 12 kök-filiz vermesi pek görülmüş şey değil. Nedeni yağışlar ve rutubet olsa gerek.

Başkan’a “Nasıl bir belediyecilik?” deyince, yanıtı her şeyi anlatıyordu: “Belediyeciliğin görevleri arasında ‘sosyal ve ekonomik kalkınma’ tanımı vardır. Biz üretim ağırlıklı bir kalkınma ve belediyecilik modeli kurmak istiyoruz. Burada yeni kaynaklarla yeni bir belediyecilik anlayışı hâkim olsun istiyoruz. Bu amaçla yola çıktık ve stratejimizi ‘Düşünen Ordu, Üreten Ordu, Yarışan Ordu’ düşüncesiyle oluşturduk. Önce zenginliklerimizi ortaya çıkarma, düşünme ve üretmeye yönelik bir görüş hakim olsun istedik. ‘Düşünen Ordu’ derken, hem üreten anlamda hem de sosyal projeler hem de kültürel projeler üretelim istiyoruz. Ordu kültürü ve sanatıyla yaşanabilir bir şehir olsun, nitelikli tarımıyla başta fındık olmak üzere ekonomik zenginliğini oluştursun ve bunları ülkenin ekonomisine katkıda bulunarak sürdürsün istiyoruz.”

GÜNÜN SÖZÜ

AŞIYA değil, sömürüye karşıyım.” (Sultan Demircan)

‘BİR YILLIK BÜTÇE İLE İKİ YILLIK İŞ YAPTIK’

Dr.Hilmi Güler,

Yazının Devamını Oku

Emekli öfkeli

“Emekli, insan onuruna yaraşır aylığı yıllardır bekliyor” diyor çalışma hayatı uzmanımız Şükrü Karaman. Ellerine geçen son derece düşük para ile her gün yükselen temel tüketim maddesi fiyatları ile boğuşan emekli, 2012 yılından bu yana kendilerine verilen intibak sözünün karşılanmamasından ötürü öfkeli.

2000 yılı öncesi işçi, esnaf ve çiftçi emeklilerine yönelik intibak yasası çıkarılarak aylıklarında göreceli iyileştirme sağlanmış ve 2013 yılı Ocak ayından itibaren kim ne hak ettiyse paraları ödenmişti. Ne var ki, 2000 sonrası emekli olanlar bu düzenlemeden yoksun bırakılmıştı.

Şimdi 2000 yılı sonrasında emekli olan SSK (4/A) ve BAĞ-KUR’lular (4/B) aynı prim kazancı ve prim gün sayılarıyla 2000 yılından önce emekli olanların kendilerinden daha fazla emekli aylığı aldığını belirterek, maaş farklılığının giderilmesini talep ediyor.

İstekleri karşılanıp, yeni intibak yasası hayata geçerse 2000 yılı ve sonrasında emekli olanların aylığı yeniden hesaplanacak. Çalışma süresi ve prim ödemelerine göre milyonlarca işçi, esnaf ve çiftçi emeklisinin aylığı değişik oranlarda artacak. Aynı şekilde dul ve yetimlerin de aylığı yükselecek. Daha uzun süre çalışan ve daha fazla prim ödeyenlerin aylığında 500 lirayı aşkın artış olabilecek. Bu kapsamda yaklaşık 5 milyon emekli bulunuyor. İşte bu nedenle yeni intibak yasasını verdiği söz doğrultusunda siyasi iradenin bir an önce çıkarmasını bekliyor milyonlarca dar gelirli kitle.

Bakalım hükümet gariban takımına ne kadar saygı gösterecek.

GÜNÜN SÖZÜ
“Bize ne oldu?” Fahrettin KOCA

EDİRNE’DE 32 GÖMÜTÜN DEĞERİNİ BİLMEK

CUMHURİYET

Yazının Devamını Oku

Almanya’da seçim anketinde sürpriz - Sosyal Demokratlar önde

Almanya’da 26 Eylül’de seçim var. Bu seçim Şansölye Angela Merkel’in ayrılmasından sonra Almanya’nın siyasi topografyasını değiştirecek bir seçim.

Türkiye’de gündem o kadar yoğun ki Almanya’daki seçim çalışmaları medyada biraz gölgede kaldı belki. Halbuki Almanya en fazla ilişkimizin olduğu bir ülke. 3.5 milyonu aşkın Türk veya Türk kökenlinin orada yaşaması bir yana AB’de en fazla ticari ilişkimiz olan bir ülke. Üyelik hedeflediğimiz AB’nin lideri. Alman turistler Türk turizminin de motoru. Liste uzatılabilir. Dolayısıyla yoğun gündemimiz içinde Almanya’da olup bitene göz atmakta yarar var.

Almanya’da, seçim kampanyaları son virajlarında. 16 yıldır iktidarda olan Hıristiyan Birlik Partileri yarışa önde başlamışlardı. Yeşiller Partisi de yükselişe geçmişti. Hatta ikisinin kuracağı bir koalisyona, geleceğin Alman hükümeti olarak bakılıyordu. Ancak iki hafta önce tüm öngörüler altüst oldu. Çok gerilerden gelen Sosyal Demokratlar, 15 yıldan beri ilk kez muhafazakâr Hıristiyan Birlik Partileri’nin de önüne geçip birinci parti oldu. Kampanyanın şimdiye kadarki en büyük sürprizi de Sosyal Demokratlar’ın yükselişi oldu.

INSA/You Gov şirketinin 27-30 Ağustos arası 2015 seçmen ile yaptığı ankete göre, Sosyal Demokratlar yüzde 25, Hıristiyan Birlik Partileri yüzde 20, Yeşiller yüzde 16.5, Liberaller yüzde 13.5, Sol Parti yüzde 7 olarak belirlendi. Yabancı aleyhtarı Almanya İçin Alternatif Partisi ise maalesef yüzde 11 gözüküyor. Tabii bu yüzdelerin yalnızca anketin yapıldığı tarihteki görüşü yansıttığını da unutmamak gerekir. Parti bağı, kısa vadeli fikir değiştirme, kararsızlar gibi etkenlerden dolayı seçim sonucu son ana kadar belirsizliklerle doludur.

LASCHET’TEN SCHOLZ’A

Sürpriz niye yaşandı? Alman seçmenler ani değişiklikten hoşlanmaz, hep istikrardan yanadır. Sosyal Demokratlar’ı öne geçiren de partinin şansölye adayı Hamburg’un eski belediye başkanı Olaf Scholz. Çünkü seçmenler onu istikrar sembolü Angela Merkel’in ayrılmasıyla doğacak boşluğu doldurabilecek tecrübeye sahip görüyor. Rakip bir partiden de olsa bir şekilde onun devamı gibi görüyor. O Alman siyasetinin demirbaşlarından biri. Şu an Almanya’nın Maliye Bakanı.

Hıristiyan Birlik Partileri’nin şansölye adayı ise Hıristiyan Demokrat Parti’nin lideri Armin Laschet. Almanya’nın en büyük eyaleti Kuzey Ren Vestfalya’nın şu an başbakanı. Yabancılara, özellikle de Türklere yakınlığı dolayısıyla ‘Türk Armin’ olarak da niteleniyor. Ama anketlere bakılırsa, kendisinin Merkel’in bir halefi olduğuna ikna edememiş olduğu görünüyor. En kötüsü de Alman Cumhurbaşkanı temmuz ayında 170 kişinin öldüğü sel felaketinde zarar görenleri, ölenlerin yakınlarını üzüntülü şekilde teselli ederken Armin Laschet’in arkada gülerken kameralara yakalanması imajına ağır bir darbe indirdi. Şansölye için doğrudan seçimde kimi destekledikleri sorulduğunda Almanlar, açık bir farkla sosyal demokrat Olaf Scholz’u destekliyor. Almanya’daki seçim kampanyasından siyasetçiler için çıkarılacak çok ders var.

KİTAPLAR

Yazının Devamını Oku

Taliban meşrulaştırılmamalı

Taliban’ın Kabil Havalimanı’nın işletilmesi için Türkiye’den istediği teknik destek konusunda muhalefet, hak ve özgürlükler alanında adım atılmasını önkoşul olarak açıkladı.

TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, “Taliban dünyaya Afganistan’da yaşayanların hak ve özgürlükleri konusunda, terörle, uyuşturucu ile ve göç ile mücadele konusunda güvenceler vermeden Türkiye’nin Taliban yönetimini tanıması ya da meşrulaştıracak teknik, siyasi ya da askeri bir işbirliğine girmesi doğru olmaz. Taliban dünyaya ülkeyi nasıl yöneteceği konusunda güvence vermelidir. Afgan yurttaşlarının hak ve özgürlükleri konusunda, kadınların hayata katılımı, çocukların eğitime erişimi, göç, uyuşturucu ve terörle mücadelede atılacak adımlar konusunda Taliban’ın atacağı somut adımlar her türlü işbirliğinin ön koşulu olmalıdır” dedi.

ÖZGÜRLÜKLER İÇİN GÜVENCE

Kabil Havalimanı’nın işletmesi ve güvenliğinin Türkiye tarafından sağlanmasına ilişkin Ankara ile Washington arasında yürütülen müzakereler, Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirmesi sonrasında anlaşmaya varılamadan kesilmişti. Türk askerlerinin tahliyesinin ardından Taliban’dan gelen ‘Kabil Havalimanı’nın işletilmesi için Türkiye’den teknik destek’ talebine AKP iktidarı sıcak yaklaşırken, muhalefet ‘her türlü işbirliği’ için Taliban’ın önüne uluslararası toplum tarafından koşullar konması gerektiğini düşünüyor.

Çakırözer, Afgan halkının hak ve özgürlükleri konusunda dünyaya güvence vermeden Taliban’ı meşrulaştıracak her tür ilişkiye karşı olduklarını açıkladı ve “Hak ve özgürlükler için güvence istenmeli” dedi.

Burada esas konu; terör ve göç ile mücadele şartını hiç unutmamak gerekiyor.

Bu arada iktidar, muhalefet ile görüşmeyi hiç düşünmez mi?

GÜNÜN SÖZÜ

“GENÇLERE

Yazının Devamını Oku

‘Atatürk Türk demektir’

Bozok Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kürşat Zorlu, dün kutlanan 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı “haklı ve kutlu bir mücadelenin geri dönülmez bir zaferle taçlandığını gün” olarak nitelendirdi ve “Şüphesiz bu zaferin mimarı ve başkomutanı her geçen vakit önemini ve değerini daha iyi kavradığımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Birileri görmek istemese de, tarihi çarpıtsa da gerçek budur. Atatürk Türk demektir. Bilimin önderliğine inançtır.

İnsan sevgisidir” dedi. Büyük Zafer’den iki yıl sonra 30 Ağustos 1924 günü Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Atatürk’ün katılımıyla ilk kutlama töreni yapıldığını aktaran Zorlu, Atatürk’ün burada yaptığı konuşmayı her Türk evladının mutlaka okuması gerektiğini söylüyor. Yaklaşık 7 sayfalık metinde 37 yerde Türk kavramını kullandığı görülmektedir. Mustafa Kemal Paşa öncelikle 30 Ağustos’un öneminden şöyle söz eder:

“30 Ağustos zaferi, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasıdır. Ulusal tarihimiz çok büyük, parlak zaferlerle doludur. Ama Türk ulusunun burada kazandığı zafer kadar kesin sonuçlu, yalnız bizim tarihimize değil, dünya tarihine yeni bir akım vermekte kesin etkili bir meydan savaşı hatırlamıyorum. Besbelli ki genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırıldı, ölümsüz yaşayışı burada taçlandırıldı.”

Atatürk, Türkiye’yi, Türk tarihini içerisine alacak şekilde görmekte ve yorumlamaktadır.

“Efendiler, yüzyıllardan beri inleyen, fakat baskıcıların, aldatanların, bilgisizlerin oluşturdukları engellerle yürek parçalayan sesini milletin kulağına duyuramayan zavallı vatan bugün diyor ki; can kulağınızı, bağrında en derin üzüntüler duymuş annenizin samimi sözlerine sürekli açık bulundurunuz. Efendiler, Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da hükmedici olma güç ve kabiliyetini göstermiş olan atalarımız, zamanında bu sesi duymaktan geri çevrilmemiş olsalardı; Türk topluluğunun, Türk idealinin, Türk çıkarlarının korunmuş ve çoğaltılmış olacağı anavatanı bugünkü parçalanmış şekilde mi miras alırdık!

Ve Mustafa Kemal Paşa hangi görev ve makamda olursa olsun ülkeyi yönetecek olanların üzerinde durması gereken yol haritasını açıklamaktadır:

YÜKSEK KARAKTER

Efendiler! Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde giderebiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü kurtuluş ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz.

Ve konuşmasının sonunda tıpkı büyük nutukta olduğu gibi Türk gençliğine seslenmektedir.

Yazının Devamını Oku

Doğru ve kararlı politikalar

Ulusun bağımsızlığını sağlamak amacıyla emperyalist güçlere karşı verilen mücadele sonunda 30 Ağustos 1922’de kazandığımız zaferin 99. yıl dönümü. Büyük önder Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, bu uğurda şehit düşenleri saygıyla anıyoruz.

Bölücü ve gerici terörün hiçbir zaman amacına ulaşamayacağına; devletin bütünlüğünü, ulusun birliğini ve Cumhuriyetimizin kuruluş ilke ve devrimlerini koruma kararlılığının daha da güçlenerek süreceğine inanıyoruz. Yurttaşlarımızın, çocuklarımızın hiçbir ayrımcılık yapılmadan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nde, kardeşçe ve huzur içinde yaşamalarını istiyoruz. Bunun ancak doğru, kararlı ve el ele uygulanan politikalarla mümkün olacağını biliyoruz.

“İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB)” üyeleri olarak, ülkemizin plansız göçmen yoğunluğuyla demografik yapısının değiştirilmesine ve içinde bulunduğumuz orman yangınları, sel baskınları ve pandeminin neden olduğu zor günlerden bağımsızlık mücadelesindeki ruh ve iradeyle yine birlik ve dayanışma içinde el ele vererek kurtulacağımıza inanıyor, tüm Cumhuriyet sevdalılarının ‘Zafer Bayramı’nı kutluyoruz.

Nazan MOROĞLU-İKKB Koordinatörü

GÜNÜN SÖZÜ“Politika tavla oynama, siyaset ise eksik taşla satranç oynama becerisidir.” Tahir Ç.

52 SAYFALIK YASA TASARISI İLE NE AMAÇLANMAK İSTENİYOR

BİR grup aydın sanatçı ve yazar bir bildiri yayınladı. Deniliyor ki: “Hükümetin başta Devlet Opera ve Balesi, Devlet Tiyatroları, Devlet Senfoni Orkestraları, Devlet Halk Dansları Topluluğu, Devlet çok Sesli Korosu olmak üzere toplam 52 sanat kurumunun kapatılmasını öngören yasa tasarısı bizim ve çocuklarımızın geleceğini yok ediyor.

Bizler Cumhuriyet’in kültür-sanat kurumlarının kapatılmasına sonuna kadar karşıyız. Yapılması planlanan model baskıcı ve gerici bir modeldir ve sanatın özgürlüğünü elinden almaktadır.

Bunun yanı sıra eğitim fakülteleri, güzel sanatlar liseleri, konservatuvarlar da topun ucunda. Türkiye’de sanatın ölüm fermanı olan 52 sayfalık yasa tasarısı Meclis’te yarın, öbür gün onaylanabilir.

Yazının Devamını Oku

İstanbul dereleri ‘Bozkurt’tan hiç farklı değil

Türkiye genelinde aşırı yağışlardan oluşan sel felaketi ve dolayısı ile dere yataklarında yapılan kaçak yapılaşmadan dolayı can kayıpları ciddi bir sorun olarak gündemde dikkati çekiyor.

Sel felaketinin olduğu bir ilde caddenin adı “Dereboyu Caddesi”, size komik gelmez mi? Biz bunun gerisine bakalım. İstanbul’a bakalım; 2004-2021 yılları arasında İBB İmar Komisyonu’nda kaç plan değişikliği yapıldı? Bu sayı 15.000’i buluyor. Siz kalkıyor İmar Komisyonu’nda dere koruma bandını daraltıyor; yapılaşmanın yolunu açıyorsunuz. Zaten partilerin esas işi bu! Yazmaktan usanıyoruz. Ne yazık ki, aynı uygulama hep sürüyor.

AKP ve CHP fark etmiyor, partilerin gruplarında siyasetçiler ne diyor: “Bize oy veren seçmenler oralarda oturuyor, bu fukaraların kaçak yapılarını -artık gecekondu denilmiyor- yasal hale getirmemiz gerek.” Evet, kâğıt üzerinde dere koruma mesafeleri daraltılıyor ama Meclis kararlarını doğa dinlemiyor! Ne denir, dere yatağını bulur. Bundan en büyük zararı da orada oturan vatandaşlar görüyor. En büyük ihanet de, İSKİ içme suyu havza yönetmeliğinin, kaçak yapılaşmayı yasal hale getirmek için değiştirilmesi. (Bu sorunun cevabını eski İBB Meclis üyesi Hüseyin Sağ’a sorduk, “Arşivimde çalışmam lazım, yarın cevap veririm” dedi.)

‘DARA’YA ÇEKMEK

Bu duruma karşı meslek odaları davalar açtı, yönetmelikler iptal edildi; aksine İBB Meclisi’nde yeniden yönetmelikler geçirildi. Şu an İBB gündeminde yeni bir havza yönetmeliği dosyası bekliyor. Seçilmişler dosyalara ‘evet’ derken, siyaset etiği ve mühendislik bilimine saygısızlık yapıldığını hiç düşünmüyor. Bunlara olumlu oy kullanan İBB ve İlçe Meclis üyelerinin ‘dara’ya yani hesaba çekilmeleri gerekmiyor mu? İstanbul’da tehlike çok uzak değil!

Biz bunları yazarken utanıyoruz, önceki akşam Fatih Altaylı’nın programında ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın, Melih Gökçek’in yolsuzluklarını sıralarken, el koyduğu belediye aracını ve mallarını geri vermesi gerektiğini anlatırken utandığımız gibi.

GÜNÜN SÖZÜ
“Tabiata karşı işlenen bir suçun intikamı, insan adaletinden daha zorlu olur.” (Dostoyevski)

SORU BAŞKA YANIT BAŞKA!

Yazının Devamını Oku

20'şer kilo yem ne zaman dağıtılacak?

Marmaris temaslarımız sırasında bize anlatılan bir konu işin ‘tesellisi’ sayılıyor. “Bu olay 15 gün sonra gerçekleşseydi, mevsim faaliyetleri dolayısıyla bölgeye getirilen 3,5 milyon arı daha yaşamını kaybedecekti.”

Üniversite hocalarının söyledikleri dikkati değer:

- Isparta Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Avcı, her yıl kovan başına üretimin düştüğüne işaret ederek, “Yangınlar küresel ısınmanın bir sonucu. Hava Toroslar’dan geçerken nemini bırakınca poyrazın sıcak bir yel şeklinde esmesi sonucu doğuyor. Nem yoksa ‘Basra böceği’ de aktif olmuyor; çok narin bir canlı... Basralı alanları da biz yeterince kullanamıyoruz. Çünkü sarp araziler ve yol yok. Köy köy çalışmak lazım. Böceğin yaşam alanları da yüksek rakımlara kayıyor. Gelecek sene Muğla’nın bütün orman yönetim planı değişecek. Basralı işletme sahaları ayrılmalı. Ağaçlandırılacak alanlarda yerel tohum kullanılması lazım. Yanmayan yerlerdeki ağaçları mutlaka korumalıyız” diye konuştu.

- Karabük Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Ali Kavgacı da yangın sonrası restorasyona ilişkin olarak, “Yangından beş ay sonra yoğun çiçeklenme olacak. Farklı üretim şekilleri açısından mevcut sahalar çok büyük çeşitlilik sunacak. Tamamen yanmış alanlarda bile kozalaklar vardı. Bir şey yapmasak bile oralar gelişecek. Yalnız buralardan yanan ağaçları alırken erozyonun minimuma indirilmesi gerekiyor. Yaşlı kızılçam ormanları kendini toparlar. Genç olanlarda ağaçlandırma olabilir. Makilik alanlara hiç dokunmamak lazım. Belki sürekli yanan genç alanlar maki örtüsüne bile bırakılabilir” ifadelerini kullandı. Yanan yerlere meyve ağacı ekelim gibi fikirlerin yanlış olduğunu vurgulayan Ali Kavgacı, “Bu evin sahibi kızılçam, mülkiyet onda. Ormanda farklı ilişkiler var. Bir de kozalak patlamaz. Şunu da belirtelim. Patladı denilen şey mesela Manavgat’ta 6 kilometre öteye sıçramış. Yangın alanlarından fırlayan küçük parçalardır” bilgisini paylaştı.

- Dalaman Belediye Başkanı Muhammet Karakuş, devletin, bakanlığın yapması gerekenleri ilgililere aktaracaklarını belirtti ve “Hep birlikte elimizden geldiği kadar arıcılara yardım edersek, arıcıları ayağa kaldırırız” dedi. Ahbap Derneği Başkan Yrd. Emrah Aydoğdu bölgeye her türü yardıma hazır olduklarını bildirdi.

- Balcılar, üretici başına 20’şer çuval hibe ‘arı yemi’ desteği bekliyorlar, Yapılan hesaplamalara göre, bir çuval şeker 200 TL, üretici başına 4 bin TL’lik bir destek gerekiyor. 6 bin kayıtlı üretici içinse 24 milyon TL’lik bir hibe desteği şart.

Arıcılar yangınla sarsılmış, ‘Basra böceği’nin yaşam alanları küle dönmüş, nem için yağmur düşmüyor, en önemlisi de arıların ölmemesi için ‘bal yemi’ bekleniyor.

Arıcılarımız, ‘Keşke evlerimiz yansaydı ama ormanlar yanmasaydı’ diyorlar. Çünkü onların geçimi arıcılık...

Yazının Devamını Oku

Arıcılar için acil eylem planı

Türkiye Arıcılar Birliği ve Bee’o AŞ’nin öncülüğünde hafta sonu Marmaris/Dalaman Sarıgerme Hilton’da düzenlenen ‘Yangının Arıcılık Sektöründe, Çam Balı Üretimine Etkileri ve Yapılması Gerekenler’ panelini ilgiyle izledik, yangın bölgelerini yüreğimiz sızlayarak gezdik. Koca dağlar kül olmuş; arıcıların boynu bükük. Herkes birbirine soruyor; “Yanan bu alanlar nasıl rehabilite edilecek, biz (arıcılar) ne yapacağız, ne olacağız?”

“Çam balı üretiminden vazgeçmemeliyiz. Devletin bir şekilde bizlere sahip çıkması gerekiyor. Yağmuru bekliyoruz.”

Arıcılar ve akademisyenlerin istedikleri özetle şöyle:

Acil eylem planı hazırlamak üzere Tarım ve Orman Bakanlığı başta olmak üzere üniversiteler, ilgili kamu kuruluşları ve arı yetiştirici birlikleri ile beraber acilen çalıştay yapmalıdır.

Yanan orman alanlarında, yeşil aksamı bulunan ağaçlar kesilmemeli, tahribatın tam olarak tespit edilebilmesi için bir yıl beklenmelidir.

Arıcıların, bu yılki Tarım-Kredi ve Ziraat Bankası’na ödemesi gereken borçlar ertelenmeli veya affedilmelidir.

Son yıllarda yanan veya kaybedilen alanların tekrar ‘Basralı saha’ haline gelmesi 35-40 yıllık bir süreci gerektiriyor. Bu çok acı bir durum. Arıcıların bu kadar süreye tahammülü olur mu? Bakanlıkça acil olarak çam balı üretimine uygun ‘Basralı’ olabilecek alanlar belirlenmeli ve üç yıllık plantasyon programına alınarak ülke arıcılarının kullanımına sunulmalıdır.

En önemlisi de arıcılara acilen ‘yem’ temin edilmelidir. Ve de acilen yağmur düşmeli.

ARI VARSA HAYAT VAR

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ü iyi anladık mı?

ABD Başkanı’nın söylediği şu cümle çok önemli: “Afganistan’ta hiçbir zaman ulus inşası için bulunmadık.” Bu cümle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ü şimdi daha iyi anlamak için yeterli. Atatürk 1930’da liselerde okutulması amacıyla ‘Medeni Bilgiler’ adıyla yazdığı kitapta ‘millet/ulus’ tanımı yapıyor. ‘Zengin bir hatıra mirasına sahip, beraber yaşamak için ortak arzu, isteği olan ve sahip olunan mirasın muhafazasına iradeleri müşterek olan insanlardan oluşan cemiyet’ diyor. Afganistan’da böyle bir cemiyet/ulus maalesef oluşmamış.

2003-2006 arasında NATO’nun Afganistan Kıdemli Temsilcisi olarak Kabil’de görev yapan Hikmet Çetin, katıldığı bir TV programında, “Bir grup diğerini şikâyete gelirdi hep” diyordu. Buna ilaveten kırk yıldır ardı ardına gelen işgaller, dış müdahaleler, iç çatışmalar nedeniyle silahların hiç susmadığı bir ülke Afganistan.

Türkiye’nin 10 bin adetle en büyük ‘Atatürk Fotoğrafları’ koleksiyonuna sahip, Atatürk hayranı, 100 adet yayınlanmış kitabı olan Hanri Benazus şöyle diyor: “Atatürk yokluktan bir ulus, bir modern devlet yarattı, değerini bilelim.” 1937’de 7 yaşında bir çocukken Atatürk ile tanışan Benazus, “Atatürk bana adımı soyadımı sordu, Hanri Benazus dedim. Bana sen kimsin, adın niye Hanri, niye Ahmet Mehmet değil, demedi. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünü ben o zaman anladım” diyor. Ne denir: ‘Hayat ileriye doğru yaşanır, ancak geriye doğru anlaşılır.”

ŞİMDİ DE MÜLTECİ DENEMESİ Mİ

BTP lideri Hüseyin Baş’tan dikkat çekici açıklamalar:

İngiliz’in sermayesi ile İngiliz’e uşaklık yapanlar Atatürk’e düşmanlık yapıyor.

Herkes din tüccarı ama kimse dinini yaşamıyor, herkes Cumhuriyet tüccarı ama kimsenin Atatürk’e bir bağlılığı yok.

Bu ülkeyi Alevi-Sünni, Kürt-Türk diye birbirine düşüremeyenler mülteciler üzerinden deneme yapıyor.

Ülkede mülteciler eliyle karışıklık çıkarıp bu ülke insanına da

Yazının Devamını Oku

Yeniköy-Kemerköy santrallerinin öyküsü

1986’dan beri faaliyetini sürdüren Yeniköy-Kemerköy Termik Santralleri günümüzde 1070 MW kurulu gücüyle ülkemizde tüketilen enerjinin yaklaşık yüzde 2’sini sağlamasının yanı sıra tüm Muğla bölgesi ve ilçelerinin ana elektrik üretim ve dağıtım merkezi olarak ülkemiz ve bölge adına son derece hayati bir görev yapmaktadır.

Santraller 26.08.2013 tarihinde özelleştirme kapsam ve programına alınmıştır. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 07.08.2014 tarihli kararıyla özelleştirilmiş ve şirketimiz tarafından 2.671 milyar ABD doları bedelle devralınmıştır. Enerji kaynağı yerli kömür olan bu santrallerin ham madde ihtiyacı, bölgedeki kömür havzasından karşılanmaktadır.

Ören Akbelen, aynı zamanda Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) orman gençleştirme planlaması kapsamında yer alan bölgelerden biridir. Bölge, halihazırda ‘2019 yılı endüstriyel plantasyon alanı’ olarak tanımlanmış ve maden faaliyetlerine uygun olarak teslim edileceği tarafımıza bildirilmiştir.

Bir kamu hizmeti olan elektrik üretimi ve madencilik faaliyetleri, 28.11.2020 tarihinde OGM tarafından uygun görüşü ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanan orman izinlerine istinaden ‘görevli şirket’ sıfatıyla yürütülmektedir. Bahsi geçen orman izinleri için ağaçlandırma bedelleri ve yıllık kullanım bedellerinin tamamı, OGM hesaplarına zamanında yatırılmıştır. İzne konu orman alanının maden faaliyetlerine uygun şekilde şirketimize teslimi ise Orman İşletme Müdürlüğü’nün sorumluluk alanındadır.

“Yeniköy-Kemerköy Termik Santralleri” olarak yangın başladığı andan itibaren ortakların Türkiye’de mevcut tüm şantiye ve işletmelerindeki iş makinaları, yangın araçları ve teçhizatlarını uzman personellerle beraber yangın bölgesine gönderdik. Sadece Termik santrallerin değil aynı zamanda bölgedeki yerleşim alanlarının da yangından etkilenmemesi için olağanüstü çaba gösterdik. Ayrıca Belarus’tan 1 adet MI26 tipi 12 ton kapasiteli helikopteri kiralayıp orman yangınlarında kullanılmak üzere tahsis ettik. Helikopter halihazırda bölgede yangın söndürme faaliyetlerinde kullanılmaktadır.

Ülkemizin yaralarını elbirliğiyle sardığımız bu dönemde, yangınların bir an önce kontrol altına alınmasını ve söndürülmesini diler, bu mücadelede canla başla çalışan herkese tekrar teşekkür ederiz.

Abdullah KELEŞ

Mühendis-Çeçen Grubu

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Afetin suçluları meydanda

Günlerdir milletimiz yalan yanlış bilgilerle aldatılıyor. Muhalif görünen basın veya partilerin yaşanan vahim hadiseyi ciddiyetle ele almasını beklerdim. Ancak yazılanlar veya söylenenlerin konunun ciddiyetiyle uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır.

Hele iktidar mensuplarının ilçeyi ziyaretinde söyledikleri halkın acılarıyla ilgi ve alakası yoktur.

Bozkurt sakinlerinin yaşadığı afet bir doğa olayı veya kerestelerin köprüye birikmesiyle alakalı değil konu suç teşkil eden olaylar zinciridir. Mansabında kocaman bir şehir bulunan henüz 5 yaşındaki bir barajın, planlama, projelendirme, imalat ve işletmesi sırasında yapılan yanlış işlerin sonucunda Bozkurt’taki videolar kaç kişinin öldüğünü göstermektedir.

Dolayısıyla “Baraj taşıverdi, biz de kapakları açıverdik ve suyu salıverdik, kapakları açınca Bozkurt ilçesini su aldı götürdü, yüzlerce insan hayatını kaybediverdi. Biz ne yapalım” diyemezsiniz. TV kanallarında bunu savunamazsınız. Devletin Bakanı dahi bunu savunamaz. Bu bir doğa felaketi değil, proje safhasından başlayarak işletme haline kadar yapılan yanlışlıkların bedelinin halka canıyla malıyla ödetilmesidir!

RÜŞVET VE İLTİMAS

35-40 yıl önce çalıştığım ve mensubu bulunmakla şeref duyduğum DSİ’de eskiden bilgili, vatansever mühendisler vardı. Şimdi projeler deneyimsiz özel şirketlere yaptırılıyor. İşler rüşvet ve iltimas ile yürüyor.

Yetkililere sesleniyorum: “Mansabında şehir kurulmuş bir yeri meydana gelebilecek feyezan durumunda yaşanabilecek olayları en ince ayrıntılarına kadar etüt etmeden HES yapılmasına nasıl müsaade edersiniz?”

Biz HES yapılmasın demiyoruz! Planlaması, projesi, imalatı, işletmesi doğru dürüst yapılsın, yapılan işler vatandaşa zarar vermesin istiyoruz.

Keban Barajı yapılalı 55 yıl oluyor. 50 misli dev bir tesis. Bir felaket oldu mu?

Yazının Devamını Oku

Kant gibiyiz: ‘Ne yapabilirim?’

Taliban’ın Afganistan’da kontrolü ele geçirmesinden sonra insanlar havalimanına akın ederek ülkeden kaçmaya çalışıyor. Videolar Amerika’nın Saygon-Vietnam’daki görüntülerini hatırlatıyor. Kalkan uçağa tırtıl gibi yapışmak durumu, ne kadar çözülmesi gereken bir olay olduğunu göstermiyor mu? Amerika, Kabil Havalimanı’ndaki görüntüden sonra şu son 50-60 yılı masaya yatırmalı.

Sıkıntılı bir gündemimiz var. Orman yangınlarına, sel felaketlerine ilaveten gözler giderek artan Afganlara da çevrilmiş durumda. Acil çözülmesi gereken fiili bir durum var. Türkiye’ye akan ‘düzensiz Afgan göçü’, toplumdaki hassasiyetlerin zirve yapmasına yol açıyor. Salgının tetiklediği ‘işsizlik’, ‘hayat pahalılığı’ gibi herkesi etkileyen olumsuzlukların faturasının düzensiz göç ile gelenlere çıkarılmak istenmesi toplumda gerginlik yaratıyor. ‘Düzensiz göç’ bir ülkeye yasadışı yollardan girmektir. Resmi verilere göre, 7 Temmuz 2021 itibarıyla yakalanan 63 bin düzensiz göçmenin 26 bini Afganistan vatandaşıymış. Sorun biraz da ‘göçe sebep ülke’ ile ‘göçün hedefi ülkeler’ arasında olmamızdan kaynaklanıyor. Saha araştırmaları Afganların bir bölümünün Türkiye’de kalmak istediğini de gösteriyor. Sorun pek çok katmanlı.

Göz ardı etmeyelim. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre, şu anda Türkiye’de ‘uluslararası koruma altında’ 116 bin Afgan yaşıyor. ‘140 bini Almanya’da’ olmak üzere Avrupa ülkelerinde 500 bin civarında Afgan var.

Derin siyasi analizi bir yana bırakalım. ABD, 7 Ekim 2001’de girdiği Afganistan’dan tam 20 yıl sonra çekiliyor. NATO müttefikleri bu haberi duyar duymaz ABD’den önce tası tarağı toplayıp kaçıp gitti. Taliban yönetimi çökmüş ama silinememişti. Şimdi Taliban harap haldeki ülkeye hâkim oldu. Taliban’dan kaçanlar, NATO müttefikleriyle çalışanlar ülkeyi terk ediyor. Yıllardır devam eden ama göze batmayan ‘düzensiz göç’ şimdi tetiklendi, hızlandı. Dileriz vahim sonuçlar yaşanmaz!

Alman filozof Kant’ın sorduğu felsefi sorulardan biri de “Ne yapabilirim”dir. Öyleyse bizim ne yapmamız gerek? Cevaplar muhtelif. ‘Derhal göç bakanlığı kurulsun’, ‘Kaçak geleni derhal geri gönderelim’ ‘Bayramda veya bir işi için Suriye’ye gideni tekrar ülkeye sokmayalım’... Bunlar soruyu karşılamıyor aslında. Dışişleri Sözcüsü Tanju Bilgiç’in dediği gibi “Türkiye ne kimsenin bekleme odası, ne de AB’nin sınır muhafızı”. Türkiye göçmen havuzu da değil. Erdoğan ne demişti: “Burası yolgeçen hanı da değil!”

Duvar göçü engelleyemez. Geniş konsensus sağlayacak bir göç politikası belirlememiz gerekiyor, hem de acilen.

GÜNÜN SÖZÜ

“BİR ağaç kökleri kadar güçlü, dalları kadar gösterişli, meyvesi kadar faydalıdır. Köklerine sarıl, ülken için çalış, ailen için güzel yarınlar hazırla.” Aziz SANCAR

İKTİDAR ZAMDA AYRIMCILIK YAPIYOR

Yazının Devamını Oku

‘Zaman daralıyor’

Durum ciddi. Sanırız herkes farkında. ‘BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin 9 Ağustos’ta yayınladığı 6. Değerlendirme Raporu’ndan bahsediyoruz. Rapor, dünya ve insanlık için ‘kırmızı alarm’ veriyor. Küresel ısınmanın etkisi artık daha belirgin, ‘gerçek zamanlı’ yaşıyoruz. Sel baskınları, orman yangınları en açık örneği. Korkunç soğukların sembolü Sibirya’da dahi ormanlar yanıyor. Gelecekte bunların daha da sık yaşanacağı söyleniyor. Buzulların erimesiyle Maldivler’in de aralarında olduğu 50’ye yakın ülke yeryüzünden silinecek. Bu ülkeleri temsilen eski Maldivler Devlet Başkanı Muhammed Naşid feryat ediyor; “Başkalarının saldığı karbonun faturasını biz hayatımızla ödeyeceğiz” diyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, rapor için ‘insanlık için kırmızı kod’ diyor. Sözlerine şöyle devam ediyor: “Dünyayı yok eden fosil yakıtları sonlandırmanın zamanı geldi, fosil yakıtların yeni keşif ve üretimine son vermeli, sübvansiyonları da yenilenebilir kaynaklara kaydırmalı.” Bunlar herkesin katılacağı birer dilek; çabuk gerçekleşse keşke, ama mümkün değil. Çünkü dünyada müthiş bir paylaşım savaşı yaşanıyor. Dünyayı felakete sürükleyen sera gazını atmosfere en fazla salan Çin ve ABD sanki başka bir gezegende gibiler.

Rapor büyük çapta yankıya yol açtı. Çünkü büyük çapta can ve mal kayıplarına yol açan sel baskınlarının, orman yangınlarının yaşandığı bir dönemde yayınlandı. Halbuki bu ilk rapor değil. Her 5 ila 7 yılda bir ‘Değerlendirme Raporu’ yayınlanıyor. 1990, 1996, 2001, 2007 ve 2014 yıllarında beş rapor yayınlanmıştı. Hafızalarımızı yoklayalım; kim, neyi, ne kadar hatırlıyor. Örneğin beşinci raporun ana teması ‘Küresel İklim Değişikliğinin Nedeni Biziz. Harekete Geçmemiz Gerekiyor’ idi. Harekete geçtik mi, hayır!

60 ÜLKE 234 BİLİMİNSANI

Hiç merak ettiniz mi, nedir bu IPCC. BM’ye bağlı ‘Çevre Örgütü’ ve ‘Dünya Meteoroloji Örgütü’ tarafından 6 Aralık 1988’de kurulmuş. Merkezi Cenevre’de. Başkanı Ekim 2015’ten beri Güney Koreli 76 yaşındaki Prof. Hoesung Lee; 2007 Nobel Barış Ödülü’ne IPCC ile ABD Başkan Yardımcısı Al Gore layık bulunmuştu. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 200 civarındaki ülke IPCC’nin üyesi, kurucusu. Yönetim kademesinde sanırım Türk biliminsanı yok, belki de var veya vardı. Almanya’dan gazeteci dostumuz Halit Çelikbudak’a sorduk, o da bulamadı. Bilen varsa severek duyururuz.

6.Değerlendirme Raporu, 60’dan fazla ülkeden seçilen 234 biliminsanı tarafından yazılmış. Binlerce araştırma, makale, yayın taranıp incelenmiş. Raporun ilk ve ikinci taslağı için binlerce uzman ve hükümet temsilcisinin yorumu alınmış. Sera gazı emisyonunun hızla radikal biçimde azaltılmaması halinde sıcaklığın sanayileşme öncesi döneme göre 1,5 derece artmasını engellemek artık mümkün değil, diyor rapor. Küresel ısınmanın yüzyılın sonuna kadar 2 derece ve üzerinde seyredeceği tahmininde bulunuluyor.

Raporun altını çizdiği en önemli mesaj şöyle. İklimin değişmekte olduğuna dair tartışma artık sona erdi. Felakete doğru giden küresel ısınmanın tek sebebi ‘insan’. Biliminsanları diyor ki, 1,5 derece ısınmada insan sağlığı, bitki örtüsü, gıda güvenliği, su temini, ekonomik büyüme gibi pek çok konu ağır darbeler alacak. Şimdi artık ‘düşünme zamanı değil, harekete geçmeliyiz’.

Zaman daralıyor!

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku