Bir tuhaf Bodrum kışı!

Bodrum’da yaşayan Can Pulak bir ‘Bodrum fotoğrafı’ çekmiş, okuyunca üzülmemek elde değil. Diyor ki:

“Çok kurak bir yıl geçiriyoruz. Bodrum, Türkiye’nin her bölgesi doğru dürüst yağış görmedi. Zeytinler ve narlar bir tuhaf. Zeytinde yok yılı yaşıyoruz. Uzmanlar mevsimlerin kaydığını, bazı sebze, meyve ve bitkilerdeki tuhaflığın bundan kaynaklandığını söylüyorlar.

Millet korona ile uğraşırken, Bodrum’da hâlâ denize girenler var. Yazlık evlerini kapatmayıp İstanbul ve Ankara’ya dönmeyenler, düşman çatlatıyorlar sanki. Şehir çok kalabalık, trafik yazdan beter, kentin anayollarının bir kısmı kilitleniyor adeta. Ne kadar çok kepçe-dozer oldu Bodrum’da; yatırım aracıymış, inşaatçılara kiralanıyor. Çağırıp gösterdiğin yeri sorgusuz sualsiz kazıyorlar, yeşili biçip ortalığı dümdüz ediyorlar. Kimseden izin aldıkları filan yok. İnşaat yasağı bitti ya, yarımadanın her tarafı şantiye halinde. Dağları deviriyorlar. İnşaat iznini kim veriyor? Yol, su, elektrik gibi altyapıyı nasıl getiriyorlar?

Büyükşehir Belediyesi Yasası’yla köyleri mahalle haline getirdiler. O güzelim köyleri gidin görün nasıl bitirdiğimizi. Köyde apartmanlar olur mu, ben söylemeyeyim de siz görün nasıl olduğunu. Kenti de köyü de mahvettik. Bodrum’un altyapısı 100 bin nüfusa yetmiyordu. Şimdi nüfus 400 bini aştı, inşaatlar tüm hızıyla sürüyor, altyapı ise yerinde sayıyor. Kanal projesi İstanbul’u mahvedecek, doğru. Peki İstanbul’un dışındaki kentler ve köyler ne durumda, farklı mı sanki? Hele Ege ve Akdeniz bölgesi, akıl alır gibi değil. –Yalçın Bayer, Marmara kıyıları ve Trakya’da da benzer tabloyu anlatıyordu- İnanılmaz bir göç var buralara. Nüfus şiştikçe şişiyor sahil köy ve kentlerimizde. Ama hepsinin altyapısı perişan ve yetersiz. Bu göç aynı hızla devam ederse ve yetkililer de sorumsuzluk ve duyarsızlıklarını sürdürürlerse, İstanbul’da yaşanan rezaleti yakında çok yerde yaşarız.”

YANDAŞA HAVALİMANI İHALESİ YENİ BİR VAHAMETİN HABERCİSİ

İHALESİ 15.12.2011’de, yer teslimi 15.03.2013’te gerçekleştirilen Çukurova Bölgesel Havalimanı temeli 28.05.2013’te atılmış, sözleşmeye göre 2016 yılı Mart ayında bitirileceği belirtilmesine rağmen 2020 yılının sonlarına geldiğimiz şu günlerde havalimanındaki keşmekeş ve kaos hali devam ediyor, dedikten sonra şunu belirtmek isteriz. Böyle büyük boyutta bir ihalenin AKP’li de olsa Trakya doğumlu bir işinsanına verilmesi ilk kez oluyor. Muhalefetin Adana milletvekilleri bu havalimanı inşaatı için çok uğraştılar; önergeler verdiler, sorular sordular. İktidarın umurunda bile olmadı. Bu süreç önemli; sorunu yakından takip eden CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin ile konu üzerinde görüştük. Özetle şu bilgiyi verdi:

“Son olarak 20 Kasım 2020 Cuma günü gerçekleşen üstyapı ihalesinde en uygun teklifi 297 milyon 100 bin Euro+KDV karşılığında yerel seçimlerde AKP’nin Çerkezköy belediye başkan adayı olan, halen Kapaklı OSB Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Süleyman Kozuva’nın sahibi olduğu grup şirketleri Favori İşletmecilik AŞ/YAKO Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret AŞ ortak girişiminin alması dikkat çekicidir. İhalenin yandaşa verilmesi yeni bir vehametin habercisidir.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu son olarak 1 Temmuz 2020’de soru önergemize verdiği yanıtta ‘Çukurova Bölgesel Havalimanı Altyapı Tesisleri Yapımı’ işinin yüzde 73’ünün tamamlandığını söylemiş ancak son açıklamasında yapım işinin yüzde 85’inin tamamlandığını belirtmiştir. Burada da bir çelişki hâkimdir. İlk ihalesi 2011’de gerçekleşen, temeli 2013’te atılan havalimanı inşaatının şimdiye kadar altyapısı için 3, üstyapısı için 5 ihale tarihi ilan edildi. Havalimanı yapılamadı ama 7 bakan eskidi. Havaalanı her iki kente de uzaktır. (Mersin merkezden 44.5 km, Adana merkezden 36 km) Bilirkişi raporları 1. sınıf topraklarının tarım alanı dışına çıkarılmasının kamunun yararına olmadığını, ekolojik dengenin bozulacağını belirtmiştir. Çukurova Havalimanı ile 8 milyon 700 bin metrekarelik mutlak, sulu tarım alanları yeni yapılaşmalara kurban edilmektedir.

Halbuki konumu nedeniyle dünyanın en stratejik öneme sahip ve kâr eden sayılı havalimanlarından biri olan Adana Şakirpaşa Havalimanı’nın genişletilmesiyle gerek Adana gerekse Mersinliler için önemli bir kazanım olacaktır. Tüm bu gelişmelere karşın Çukurova Havalimanı için 12 milyon yolcu garantisi verilmesi, gerek Adana ve Mersin, gerekse Hatay ve Osmaniye’ye hizmet veren ve geçtiğimiz yılı 5 milyon yolcu kapasitesi ile kapatan Adana Şakirpaşa Havalimanı için büyük bir handikaptır. Çukurova’nın yıllık 12 milyon yolcu kapasitesine ulaşamayacağı gün gibi ortadadır ve devletin köprülerden, şehir hastanelerinden, havalimanlarından dolayı uğradığı zarara bir yenisi daha eklenecektir. Yazıktır, günahtır.”

CHP’DE NİHAL ATSIZ KRİZİ

CHP İBB’de, Nihal Atsız’ın isminin Maltepe’de bir çocuk parkına verilmesi ‘millet ittifakı’nda sorun oldu.

CHP’li Maltepe Belediye Başkanlığı’na, Tunceli kökenli İYİ Partili bir üye Turgut Özal Bulvarı’nda yer alan isimsiz bir parka H. Nihal Atsız adının verilmesini önerdi. Belediye Başkanı Ali Kılıç “Böyle bir isim Maltepe’de olamaz” diyerek karşı çıkıyor. Ancak teklif bu kez büyükşehire geliyor. CHP grubunda sert tartışmalar oluyor, bazı üyeler “İYİ Parti’ye ayıp olur” diyorlar. İBB’nin tecrübeli meclis üyesi Hasan Gökpınar, bu isme şiddetle karşı çıkıyor. Grupta 25’e yakın üye de öneriye karşı olduklarını açıklarken, sonuçta grup kararı alındığından öneri meclis genel kurulunda oybirliğiyle kabul edildi.

İBB Başkanı İmamoğlu’nun şimdiye kadar 10’a yakın kararı veto ettiğini göz önüne alan karşıt görüşlü CHP’liler bu kararın veto edilmesini istiyorlar.

Bu arada bazı CHP’liler de ilçe meclisinde reddedilen bir kararın İBB CHP grubunda kabul edilmesinin garip bir durumun ortaya çıkmasına neden olduğunu belirterek şu yorumu yaptılar:

“Ne yazık ki CHP, CHP’ye karşı geldi...”

GÜNÜN SÖZÜ
“BUGÜN hukuk fakültelerimiz var. Ne yazık ki, ceza hukuku hocası yok, anayasa hocası yok.”Cemil ÇİÇEK

MESAJ PANOSU

65 yaş üstü için sürekli özel tedbirler alındığına göre, bu yaş grubu için pandemi bitene kadar tüm araç muayeneleri de ertelenmeli diye önersem dikkate alınır mı? Erol UĞUR

BÜYÜK paralarla büyük camiler yapıp içinde fakirlere dua edeceğinize, büyük paralara büyük fabrikalar yapın fakirler size dua etsin! Ne dersiniz?

Hikmet YILDIZ

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Pahalılık ve oyun teorisi

Almanya’da “Yemek ve içmek bedeni ve ruhu bir arada tutar” diye bir atasözü var. Gıda piyasasında hâkimiyet Aldi, Edeka, Kaufland, Lidl, Rewe, Netto, Penny, Hit, Real gibi binlerce mağazası olan zincir şirketlerin elindedir. Aralarında kıyasıya bir rekabet olduğu herkesçe bilinir. Sürekli fiyat düşürerek rakiplerini zorlarlar. Birkaç yıl önce ABD’nin en büyük mağazalar zinciri Wallmart, büyük bir kâr iştahı ile Alman pazarına girdi. Kısa sürede rekabete dayanamayıp her şeyi yok pahasına satıp toplanıp gitti. Almanya’da gıda ihtiyaç maddeleri satan yabancı zincir markalar yoktur, olmaz. Çünkü yerli şirketler dolaylı olarak buna izin vermez. Unutmayın.

Ülkemizde gıda fiyatları da halkın canına tak etti. Her kafadan bir ses çıkıyor. Halbuki üniversitelerin görevi, öncelikle bunu çoktan bilimsel araştırıp halka duyurmak ama nedense yapmıyorlar. Fahiş artışın sebebi nedir? Üretici mi, aracı mı, zincir marketler mi? Tarladan sofraya uzanan zincirde fiyatların artmasının nedeni ne? Nihayet devlet konuya el attı. Takip ve kontrol mekanizması kurdu. Anormal fiyat artışları takip edilecek. Almanya’daki dostlarla telefonla konuşurken gıda fiyatlarını sorduk. Salgına rağmen yüzde 2-3’ü geçmemiş. Mesela zeytinyağı. Nakliyatı da dikkate alırsak zeytinyağı fiyatı neredeyse aynı. Biz en fazla zeytini, yağını üreten ülkeyiz. Almanya’da zeytin ağacı mı var?

AKIL OYUNLARI

Almanya’daki dostumuz telefonda ‘Akıl Oyunları’nı hatırlattı. Baktık, fiyat artışları bize 2015’te üzücü bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden, Nobel ödüllü matematikçi John Nash’i hatırlattı. Nash’in hayatını anlatan ‘Akıl Oyunları’ filmine de konu olan ünlü ‘oyun teorisi’ ile sadece matematikte değil hayatın birçok noktasında çığır açmıştı. Detaya girmeye gerek yok. Klasik ekonomide rekabet her zaman tüketici lehinedir, rekabet artıkça fiyatlar düşer. Ama rekabetin yönetilmesi oyun teorisinin iyi okunmasına bağlıdır. “Herkes kendisi için en iyi olanı yaparsa en iyi sonuca ulaşır” denilir. Ancak Nash durumun hiç de öyle olmadığını anlatır. Nash “En iyi sonuca ulaşmak için bireylerin hem kendisi hem de herkes için en iyiyi yapması gereklidir” der, ‘denge’nin böyle bulunacağını gösterir. 

Bu bize neyi gösteriyor? Tüketiciler uygun fiyat peşinde koşsa bile diğer oyuncular, yani zincir marketlerin stratejileri sabit kaldığında denge değişmez. Strateji değiştiren oyuncu, kendi durumunu tek taraflı olarak iyileştiremez. Adam Smith’in “Gruptaki herkes kendisi için en iyi olanı yaparsa en iyi sonuca ulaşılacaktır” teorisi çoktan geçerliliğini kaybetti. Yani halk uygun fiyatlı gıda peşinde koşarken, zincirlerin kârlarını artırmak istemeleri “Bir oyuncunun kaybı diğerinin kazancıdır” fikrine hizmet eder ki bu sorunu çözmez. Bizden söylemesi...

GÜNÜN SÖZÜ

“‘BÜTÜN renkler hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler’ diyor şair. Son dönemlerde demokrasinin bütün renkleri siliniyor ama birincilik ‘milli irade’nin!” Hayati ÖZKAN

CHP’DE KADRO HAREKETİ

CHP

Yazının Devamını Oku

‘Komşu kıskançlığı’

Avrupa’nın 4’üncü büyük konteyner limanı Asyaport’un Avrasya deniz ticareti üzerindeki büyüyen etkisi Yunanistan’da rahatsızlık yarattı. Yunan koramiral Nikolaos Papanikolopoulos, Asyaport’un ülkesindeki Dedeağaç Limanı’nı tehdit ettiğini dile getirdi. 300 bin metrekare alana 2 bin 100 metre rıhtım uzunluğuna ve yıllık 2 milyon 500 bin TEU elleçleme kapasitesine sahip Asyaport, Asya ile Avrupa arasında yürüttüğü köprü görevini her geçen gün perçinliyor. Yakın gelecekte dünyanın ticaret dengelerini değiştirecek Çin’in ‘Bir Kuşak Bir Yol Projesi’ ile önemi bir kez daha anlaşılan Türkiye’nin en genç limanlarından Tekirdağ’daki Asyaport’un önlenemez yükselişi, Yunanistan tarafından rahatsızlıkla karşılanıyor.

Denizkartali.com sitesindeki ‘Trakya’da gelişme neden yavaş’ başlıklı yazısında Papanikolopoulos, Asyaport’un Dedeağaç Limanı’nı tehdit ettiğini vurgularken, Türkiye’deki yeni gelişmelerin de Yunanistan açısından tehdit kabul edileceğini dile getiriyor. Saros Körfezi’nde kurularak Rus doğalgazını Avrupa’ya ulaştıracak FSRU Limanı için de “Bölgemizdeki ünlü gelişmenin neden hâlâ yakalanması zor bir rüya olduğunu merak ediyorum” diyor. Yunan komutan şöyle devam ediyor:

KOMŞUMUZ TEKİRDAĞ

“2010’de ekonomik kriz ve muhtıra başlarken, İstanbul-Dedeağaç karayolu arasında, Marmara Denizi’nin ortasında yer alan komşumuz Tekirdağ’da Asyaport, sıfırdan yeni bir modern konteyner terminalinin kurulması için çalışmalara başlamıştı. Proje, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından dört kredi ile 100 milyon doları aşan bir tutarla finanse edildi.”

Bir başka makalesinde de Asyaport’un, Dedeağaç Limanı’nı da tehdit ettiğini yazıyor.

Asyaport’un MSC ile yıllık 500 bin TEU’yu işlemek için anlaşma yaptığının altını çizen Papanikolopoulos, Cenevre merkezli Mediterranean Shipping Company’nin (MSC) dünyanın en büyük ikinci konteyner taşımacılığı şirketi olduğunu da ekliyor.

ASYAPORT, AMİRALİN YÜREĞİNİ PARÇALIYOR

“Asyaport, Çorlu Avrupa Serbest Bölgesi’nin yanında yer almaktadır. Çorlu A.S.B., bazı durumlarda özel gümrük ve vergi rejimine sahip, büyük çokuluslu şirketlerin üretim hatları ve üretim hacmi olan 170 küçük, orta ve büyük işletmesi ile 2 milyon metrekarelik bir sanayi parkıdır. Türkiye dışına yüzde 85’ten fazla ihraç edilen ürünler tamamen vergiden muaftır. Çorlu A.S.B., karayolu ve demiryolu ağına bağlıdır ve aynı zamanda toplam bin 200 kişiye istihdam sağlayan bir lojistik merkez olarak işlev görmektedir. Limanda kullanılan elektriğin bir kısmı güneş panelleri ile üretilirken yakıt tüketimini yaklaşık yüzde 95 oranında azaltan elektrikli vinçlere (E-RTG) sahiptir” diyen Papanikolopoulos “son haberlerin Yunanistan için yürek parçalayıcı olduğunu” söylüyor ve “Asyaport’un tehlike çanlarını çaldırmasının üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen hâlâ kendi limanımızın gelişimine uyanamadık. Başa döndük. Rekabette yeni bir gecikmeden bahsederken son haberler yürek parçalayıcı” diyor. Temmuz 2020’de, devlete ait petrol ve gaz şirketi BOTAŞ’ın Saros Körfezi’nde yeni bir yüzer depolama-yeniden gazlaştırma birimi (FSRU) inşaatı ile Türkiye’nin çok öne çıktığına dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Çiftçi borçları ‘yayılmalı’

TZO Birliği Başkanı Şemsi Bayraktar diyor ki: “Hükümetimizden beklentimiz, acil olarak çiftçimizin bankalara ve tarım kredi kooperatiflerine ödeyemediği için takibe düşen borçların faizsiz olarak uzun vadeye yayılması ve üreticilerimizin rahatlatılmasıdır.”

ÇEK OLAYININ ARKASINDA FETÖ OLDUĞUNA ESNAF ARTIK İNANDI

CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Kamil Okyay Sındır, TBMM’ye, üreticinin tarım kredi kooperatifleri ve başta Ziraat Bankası olmak üzere tüm kamu bankalarına olan kredi borçlarının faizlerinin silinmesi ve kalan anapara tutarının taksitlendirilmesine ilişkin kanun teklifi sundu. Sındır, “Gıda krizi kapıda, gelin üreticilerimizi koruyalım, faizlerini silelim” açıklamasını yaptı. Sındır, çiftçinin başta traktör olmak üzere hiçbir üretim aracının haciz edilmemesini de istedi.

ÇEK olayının arkasında FETÖ olduğuna esnaf artık inandı
24 MART KÂBUSU!

ÇEK Yasası mağdurlarının temsilcisi Haydar Zirek, FETÖ’nun esnaf tarafındaki görünmeyen oyununu anlattı. Hain darbe girişimi takvimi olan 2016 yılında yasalaşan Çek Kanunu, iş dünyasının üzerinde her zaman Demokles’in kılıcı oldu. Bu yasa neden çıktı, kime fayda sağlıyor? Bunu hiç kimse bilmiyor ama bu yasa nice işinsanlarının iş yaşamının yok olmasına, ailelerini kaybetmelerine ve hatta işlemedikleri bir suç yüzünden 5 yıl hapse gitmelerine neden oluyor.

Devreye kaos teorisi sokuluyor. Kim tarafından mı? FETÖ’cüler tarafından. Bu yasa ile esnaf zor duruma düşürülecek ve Cumhurbaşkanı ile esnaf karşı karşıya getirilecekti. Amaçlanan “Bu sıkıntı Cumhurbaşkanımız yüzünden oldu” denmesiydi ancak esnaf bu tuzağa düşmedi, Cumhurbaşkanı’nın yanında yer aldı. Belki de Türkiye yeni bir yazar kasa olayı yaşayacaktı. İnfaz düzenlemesinde ise iktidar esnafı isyan ettirdi. İnfaz düzenlemesinde 6 yıla kadar ceza alan dolandırıcılar, hırsızlar, ihaleye fesat karıştıranlar affedilirken, Çek Yasası’nın üst sınırı 5 yıl olmasına rağmen esnaf bu düzenlenmede kapsam dışı bırakıldı ve bir yıllık şartlı tahliye yapılarak para mağdurların ‘para bulması’ istendi. Aksi takdirde “24 Mart’tan sonra hapse girersin” denildi.

Şimdi soru şu: Türkiye’de hiçbir borca hapis cezası yok iken, çeke niye var? Esnaf, affedilen dolandırıcıdan, hırsızdan daha büyük ne suç işledi?

Beklenen iktidarın çeke hapis cezasının şartsız olarak kaldırılması ve esnafa sahip çıkmasıdır. Erteleme çözüm getirmeyecektir. Çünkü esnafımız suçlu değil, borçludur.

Yazının Devamını Oku

‘İnsanlığa karşı suç!’

Öyle bir zihniyet içine sürüklendik ki ne kadar yeşil alan varsa sorulmadan içine ‘dalınıyor’, kesiliyor, biçiliyor demek gerekiyor. Buna askeri alanlar da dahil edilmeye başlandı. Vatandaşlar Kazdağları, Istrancalar için mücadele sürdürürken, madenciler en önde yer alıyor; hele bunların en imtiyazlısı ‘altıncılar’... Anlaşıldığına göre sıra ‘Kelkit Havzası’na gelmiş.

‘Göz dikilen’ alanı tanıyalım:

Tokat Reşadiye’ye bağlı Kuyucak, Yağşiyan, Demircili, Baydarlı ve Konak köyleri; Ordu Mesudiye ilçesine bağlı Derebaşı, Birebir, Mahmudiye, Güzle ve Abdili köyleri; Gölköy ilçesine bağlı Çatak, Çetilli köyleri, Düşek ve Uzunbara yaylaları, 5 asırdır pazar kurulan Selemen Yaylası, Delice Deresi ve Ordu Bolaman Çayı ya mahvolacak ya da bir şekilde maden çalışmalarından etkilenecek.

CHP Tokat Milletvekili Kadim Durmaz, Reşadiye’de yapılmak istenen maden arama projesini yargıya taşıdı. TÜPRAG Metal hakkında TCK madde 77 ‘insanlığa karşı suç’, TCK madde 185 ‘içme suyuna zehirli madde katma’, TCK 305. madde ‘temel milli yararlara karşı faaliyette bulunmak üzere yarar sağlama’, TCK madde 86-87. madde  ‘kasten yaralama’, TCK 257. madde ‘görevi kötüye kullanma’, ‘Orman Kanunu’na muhalefet’, TCK madde  181 ‘çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Çevre Kanunu’na muhalefet’ten suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusuna CHP’den Metin Erçıktı, İYİ Parti’den Ayşegül Karabay, Kuyucak Köyü Muhtarı Zekai Koyuncu bölgede yaşayanların adına imza verdiler. Yağşiyan yöresinde 1970 hektar, Kuyucak yöresinde 1948 hektar olmak üzere 2 adet arama ruhsatı alınmış. Yaklaşık 40 bin dönümlük bir alanda siyanürle altın aranmak isteniyor. Milletvekili Durmaz “Bize 2000 dönüm diyorlar ama biz bu hikâyeleri ülkemizin farklı bölgelerinde dinledik. Arazinin büyüklüğüne bakar mısınız? İsterdik ki diğer partiler de bu davaya müdahil olsunlar!” dedi.

KELKİT HAVZASI ‘SON EKOLOJİK KALE’

KELKİT Havzası nedir? Avrupa Konseyi tarafından ilan edilen 1. derece sit alanıdır.

Kelkit Havzası, küresel iklim tehdidine karşı Anadolu’nun kalan son ekolojik kalesidir.

Yazının Devamını Oku

Yerli aşı çığır açacak

Covid-19 salgını hız kesmeden sürüyor. Maske, mesafe ve hijyen kurallarına sıkı sıkıya riayet ederek yayılmasını, daha fazla can almasını engellemek herkesin görevi. Ama bu salgını ortadan kaldırmıyor. Salgına karşı tek çare aşı. Değişik metotlarla hızla geliştirilen aşılarından bazılarına çeşitli ülkelerde acil kullanım izni verildi. Birçok ülke halkını aşılamaya başladı. Ama firmalar yeteri kadar aşı üretemiyor. Bu da işin bir başka yönü. Türkiye’de Çinli SinoVac firmasının geliştirdiği inaktif metotla üretilen aşıdan satın aldı. Aşılama çalışmaları hemen başladı. Kısa süre içinde de dünyada 10. sıraya yükseldik.

Ama asıl önemlisi ve bizi rahatlatacak olan yerli aşı. Ülkemizde de bu alanda çalışmalar sürüyor. Erciyes Üniversitesi’nde Prof. Dr. Aykut Özdağrendeli ve arkadaşları SinoVac aşısı gibi inaktif aşıyı üretmeyi başardı. Faz 3 çalışmasına geçiyorlar. Ayrıca Tekirdağ Çerkezköy-Kapaklı’daki Koçak Farma da kendi inaktif aşısını geliştirmek için çalışıyor. Faz 1 çalışması için bakanlığa başvurmuşlar. Koçak Farma firmasını ziyaret edip çalışmalarını bu sütunlarda yazmıştık. Ziyarette, yönetim kurulu başkanı, İTÜ mezunu Ender Koçak ile ODTÜ mezunu kimya mühendisi yeğeni Cem Koçak bulunmuştu.

‘Koçak Farma’ 100 bini kapalı alan olan 140 bin metrekare alanda kurulu Türkiye’nin en büyük ilaç üretim tesisi. COVID-19 aşısı için gerekli yüksek güvenlik seviyeli, Sağlık Bakanlığı GMP onaylı BSL-3/ABSL-3 laboratuvar ve üretim imkânlarına sahip tek firma. 10 milyon doz üretim kapasitesine sahip bir tesis. İki aşı çalışması paralel yürüyor. Her şey planlandığı gibi giderse Erciyes Üniversitesi’nin aşısı nisan-mayıs gibi, ardından da Koçak Farma’nın kendi geliştirdiği aşı işte bu tesislerde üretilecek.

Yani, nisan gibi Türkiye’nin kendi aşısını uygulaması ihtimal dahilinde. AB’nin geçen yıl ısmarladığı aşılarda nedense birdenbire üretim sıkıntısı baş gösterdi. Ülkelerin yeterli aşıya kısa sürede ulaşması olası görülmüyor. Dolayısıyla yerli aşının hem salgına karşı büyük umut olacağı, hem de bu alanda ülkemiz için gelecekte beşeri aşı üretimi konusunda çığır açacağı muhakkak. Müthiş bir tecrübe olacak.

Hastalanıp iyileşenler, 18 yaş altındakiler dışında ülkemizde 60 milyon civarında kişinin aşılanması gerekiyor. İki doz olarak düşünülürse 120 milyon doz aşı lazım. SinoVac’tan 50 milyon doz alacağız. Alman Pfizer/BioNTech, ABD’li Moderna, Johnson&Johnson veya İngiliz/İsveç AstraZeneca veya diğer firmalarla da görüşülüyordur muhakkak. Ama bu firmalardan acil kullanım izni alanlar gördüğümüz kadarıyla daha geçen yıl yaptıkları anlaşmaları yerine getiremiyor. Kaldı ki bize hemen aşı versinler... Dolayısıyla en önemli umut yerli aşıda.

‘HUYSUZ’ BİR GAZETECİYDİ TANJU...

GAZETECİ Tanju Cılızoğlu (86), koronavirüsü atlattı ama mustarip olduğu beyinle ilgili rahatsızlığı nedeniyle Ankara’da önceki gün vefat etti.

Tokat’ta doğdu, Fatih’te yaşadı ve Vefa Lisesi’nde okudu. Parlak ve başarılı bir gazeteciydi; ‘

Yazının Devamını Oku

Gazeteciler Mumcu’yu yalnız bırakmadı

Muğla Fethiye Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Uğur Mumcu anıtının açılışı dün gerçekleşti. Açılışa CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, milletvekilleri Burak Erbay, Suat Özcan, Süleyman Girgin, geçmiş dönem milletvekilleri, belediye başkanı Alim Karaca, CHP’li ve STK’li üyeler ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.

Gazetecilerden dikkat çeken isimler: Miyase İlknur, Murat Ağırel, İbrahim Varlı, Deniz Sipahi, Banu Şen, Engin Uğur Ağıca, Barış Yarkadaş, Ümit Zileli, Esat Aydın’dı. Heykeltıraş Onur Fırat Fen imzalı anıtın 220x70x70 santim ölçülerinde, kompozit ahşaptan yapıldığı anıtta “Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük. Ey halkım unutma bizi!” sözleri yer aldı.

Açılış törenine Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhan Mumcu’nun mesajı ise arkadaşı Tarık Konal tarafından okundu. Mumcu, “Fethiye Belediyemiz böyle bir anlamlı davranışta bulundu, bir sanat yapıtıyla kardeşimi bir kez daha ölümsüz kıldı. Anlatılması olanaksız bir üzüntü içindeysem de bu olgudan, onun bu unutulmayışından kıvanç duymaktayım. Bu kıvancım, bugün bir kez daha pekişiyor” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

“İZMİR siyasetinde kimin ne yaptığı ne ettiği belli değil. Birbirini kollayan siyasi kliklerde ya varsınız ya da hiçbir yerde yoksunuz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde başkan danışmanı olarak görev alan Kılıçdaroğlu’nun eski özel kalem müdürü Tuncay Ceylan da bunu anlayıp bütün görevlerinden istifa etti ama aradan iki yıl geçti.” (Bizi telefonla arayan bir partili. İmza olarak ‘İzmir’in siyaset abisi’ denilmesini istedi.)

İKİ PARTİ DAHA GELİYOR

MHP ve İYİ Parti’de siyaset yapmış olan avukat Özcan Pehlivanoğlu’nun önderliğinde bir süredir yürütülen ‘Sözümüz Var Hareketi’nin İstanbul ve Ankara çalışma ofislerinden sonra İzmir, Mersin, Gaziantep ve Erzurum’da da örgütlenme çalışmalarına başlayacağı açıklandı. Pehlivanoğlu, hareket olarak mart ayında partileşeceklerini bildirirken “muhalefetteki boşluğu dolduracaklarını” iddia etti. 256 kurucunun yarısının kadınlar ve gençlerden oluştuğunu, katılım sayısında en çok İYİ Partililerin yer aldığını açıklayan Pehlivanoğlu “Önümüzdeki seçim muhalifmiş gibi gözükenlerin tasfiye olduğu bir seçim olacak” diye konuştu.

KURUCULARININ önemli bir bölümü emekli polislerden oluşan Vatan ve Hürriyet Partisi siyaset sahnesindeki yerini aldı. Kurucu başkan Yalçın Doğan, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları gününde başvuru dilekçesini verdiklerini, partilerinin şimdiden 32 ilde teşkilatlarını oluşturduğunu söyledi.

BİLİYOR MUSUNUZ?

Yazının Devamını Oku

Kılıçdaroğlu’nun özel kalem müdürünün başına gelenler

CHP ile ilgili bir öykü anlatmak istiyoruz, partinin bu durumlara nasıl geldiğine ilişkin.

Kılıçdaroğlu’nun uzun yıllardır özel kalem müdürlüğünü yürüten Tuncay Ceylan, Tunç Soyer’in İzmir belediye başkan adaylığını destekliyordu. Son seçim öncesinde sık sık İzmir’e gidiyor, kampanya için katkıda bulunuyordu. Artık Tunç Soyer’in İBB aday olması kesinleşmişti. İki isim o kadar yakın oldular ki Soyer, Ceylan’ı gerektiğinde evinde konuk ediyordu. Başka adaylara ‘cephe’ oluşturmuyorlardı.

Tunç Soyer seçimden başarılı çıkınca, Tuncay Ceylan’ın İBB’de genel sekreterlik makamına getirileceği bekleniyordu.

İzmir’deki kulisleri, tartışmaları bir yana bırakalım; sonuçta Tuncay Ceylan’a ‘danışmanlık’ makamı düştü. Ama tarafların iki yıldan beri ‘sıkıntılı’ bir süreç yaşadıkları fark ediliyordu.

İzmir depreminden sonra da bir şeyler oldu, Ceylan’a oda ve sekreter verilmemesi dikkat çekti.

Dostları kendisine “İtibarsızlaştırılıyorsun, dışlanıyorsun” diyerek Ankara ve Soyer ile konuşmasını önerdiler. Randevu süreçleri beklerken, Tunç Soyer istifasını istedi Tuncay Ceylan’dan... “Ekiple senin uyuşman olmuyor” deyince o da istifasını sunmuştu. (Belediyenin bir şirketinde yönetim kurulu üyeliği sürebilir.)

Tablo buraya kadar nasıl geldi, kimse anlayamadı. Esas, vefasızlık ve saygısızlık vardı; verilen sözler tutulmamıştı. Ve itibarsız bir şekilde kapı önüne konuldu.

FETÖ İLİŞKİLERİ

Bu arada şuna da işaret etmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Istranca’nın göbeğinde rant kokusu

Şu yazdıklarımız önemlidir... Çevreyi, ormanı, yeşili sevenler dikkatle okumalıdırlar. Gereken duyarlılığı da göstermelidirler.

İlk işareti 10 Aralık tarihinde verdik ve dedik ki:

“İstanbul Çatalca ilçe sınırlarında ‘Binkılıç’ bölgesi Çilingöz Tabiat Parkı’nda 1 milyon 26 bin metrekare Istranca orman alanı üzerinde ‘Universal Wind Enerji Üretim AŞ’ tarafından 44 adet temel üzerine rüzgâr enerji santralı kurulması için izinlerinin alındığını duyurduk, yürek yakan bir ‘yağma’ fotoğrafı ile. (Hava fotoğrafını bir kez daha yayınlıyoruz.) Bu bölgede bir rüzgârgülü kulesinin kazısı yapılmış, diğer 43 tanesinin temel kazıları ve ağaç kesimleri hava şartları nedeniyle yapılamadı.

Ancak buna ilişkin orman yol izinleri verilmiş olduğunu kaydedelim.

Yani Istranca bölgesindeki ağaç izinleriyle, ister ‘tahribat’ ister ‘yağma’ deyin, kullanılacak ormanlık alanın 1 milyon 500 bin metrekare olduğunu hesap edebiliriz.

Kaba bir hesap yaparak olayın ne kadar vahim olduğunu göstermek istiyoruz.

Örneğin Taksim Meydanı’nı 20 dönüm sayarsak, bunu 44 adet temel üzerinde rüzgârgülleri kurulacak. İşte, 1 milyon 500 bin metrekareyi böyle hesap ediyoruz.

İSTANBUL’DA EN BÜYÜK CİNAYET

Yazının Devamını Oku

Muharrem İnce parti işini ciddileştirdi! CHP’den 1 Mart’ta istifa ediyor

2023 seçim dönemine ilişkin en ciddi hazırlığı Muharrem İnce’nin yaptığı ortaya çıktı. İnce’nin, bahar ayına gelmeden ‘bombaları’nı patlatmaya başlayacağını söylemesi, yeni kurulan partileri umutsuzluğa sevk etti. Yakın çevresine 40 yıldır üyesi olduğu CHP’den 1 Mart’ta istifa edeceğini söylediği öğrenilen İnce’nin ‘Memleket Hareketi’ için Çankaya’da 4 bin 500 metrekarelik bir bina tutması, partileşme konusunda ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Halk TV’nin ekranlarını Muharrem İnce’ye açması konusundaki söylentiler de konunun bir başka ciddi boyutu sayılıyor.

Eski CHP milletvekili olan Muharrem İnce, geçen Kurban Bayramı öncesinde bize bugünkü gelişmelere yol açan ‘bombasını’ patlatarak, parti kuracağını açıklamıştı. Bu haber, bırakın iktidarı, muhalefeti, esas olarak da CHP yönetimini şaşkınlık içinde bırakmıştı.

O zaman İnce ile ilgili gündeme oturan sorular şöyleydi: Gerçekten parti kurar mı? CHP’yi bırakır mı? Partisinden bu kadar umutsuz olur mu? Cumhurbaşkanlığı’na ikinci kez adaylık için soyunmayı düşünür mü?

İlk olarak köşemizden duyurduğumuz İnce’nin partileşme konusu, ete kemiğe bürünmüş. İnce’yi duruma sarmalarken, kimlerle yolu çıkacağı henüz bütünüyle öğrenilemedi.

ÇELEBİ VE TÜRKŞEN VAR

Partinin siyasal çizgisinin Silivri duruşmalarına kadar uzanan bir ‘kadrosu’nun olacağı anlaşılıyor. Bu isimlerin başında Mehmet Ali Çelebi ile Ali Türkşen geliyor. Her iki ismin Atatürkçü olması kamuoyunda ‘güven’ sağlamaya yönelik bir ‘çıkış’ olarak kabul ediliyor.

Parti binasının önümüzdeki günlerde basına duyurulacağı belirtiliyor. Partinin gösterişten uzak bir yapısı olacak. 4 bin 500 metrekarelik genel merkez binası bu mütevazılığın bir örneği olarak nitelendiriliyor.

Kulislere yayılan şöyle bir söylenti de dikkat çekiyor. İnce geçmişte “İktidar medyasına da muhalefet medyasına da karşıyım” demişti. Bu hatırlatma ile birlikte İnce’ye Halk TV’den ‘destek’ geleceğinin konuşulması, yani konunun farklı bir mecraya yöneleceği hususunun dikkatle izlenmesi gerekiyor.

Ekibindeki bir ismin söyledikleri ilginç değil mi?

Yazının Devamını Oku

Kuruyan göllerimiz nasıl peşkeş çekildi?

Tatlı su göllerimiz 1950’den beri politikacılarımız tarafından seçmene peşkeş çekilerek kurutuldu. Tanık olduğum göllerin kurutulma hikâyeleri şöyledir:

Gavur Gölü: 1952-54 arasında Kahramanmaraş’ın 20 kilometre güneyindeki, 900 kilometrekare= 9 milyon hektar yüz ölçümünde Gavur Gölü, göldeki kamışlar bataklık sayılarak kurutulmaya başlandı. Oysa burası içindeki kamışlarla doğa harikası bir göldü; içinde torik benzeri bıyıklı yayın balıkları zaman zaman avlanırdı. Bu gölün DSİ mühendisi, sonradan Başbakan ve Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’di. Göl kurutuldu ve kazanılan arazi DP/AP’li Mehmetbey ve Bozhüyük köylülerine dağıtıldı. Su tamamen kurumamıştı, ‘doğa ana’ reddetmişti. 1983 yılında ilkbaharda tekrar kaynadı.

Eğridir: Isparta’nın Eğridir Gölü, bataklık kurutma bahanesiyle kurutuluyor! Gölden 450 metreküp sulama suyu çekilince ne olur? “Kuruyor” diye ağlaşılmaya başlanır. Sonra da ‘uyanık vatandaş’ kuruyan bu toprakları zapt eder! Bunlar AP,  ANAP, DYP ve AKP’nin yerel teşkilat mensuplarıdır. Vatandaş için arazi kapatmak kutsal bir haktır. Proje mühendisi yine genç Süleyman Demirel’dir. Şevket Demirel’in ürettiği elmalar ihracatta Türkiye’nin yüzünü güldürmektedir.

Eber ve Çumra: Afyon’daki kâğıt fabrikalarına sukamışı veren Eber ve Çumra gölleri, AKP döneminde kâğıt fabrikaları özelleştirince sahipsiz kalmışlar ve kurumuşlardır.

Kastamonu Kâğıt Fabrikası’nın kamış ve suyunu aldığı Kastamonu Gölü bir diğer özelleştirme kurbanıdır.

Göllerin yok edilme usulü: Bir kara çalınarak su kurutulmakta, sonra yerli sağ parti teşkilatı arazileri artık vatandaşa değil kendi zilliyetlerine geçirmektedir.

Şimdilik göller böyle yok olmaktadırlar.

Su kaybını önlemek için yeraltı barajları yapılmalı ve barajın yüzeyi güneşi kesen bilyalarla örtülmelidir. İlk DSİ Genel Müdürü Süleyman Demirel’in 1960 yılındaki raporlarında bu çözümlerden bahsedilmiştir. Çünkü şimdiki yöneticiler bu çözümlerden su kıtlığına çare olarak bahsetmektedirler. Kararlar, tarım, su varlığı göz önüne alınarak alınmalıdır. Çünkü 1965 yılında Demirel başbakan iken, Atatürk’ün arşivlerden 1936 Meclis açılış nutkunda, “Elbistan Ovası’nın hemen altında 40 milyon ton kömür madenleri var, hükümet bunu değerlendirsin” demiş ve kömürler böyle değerlendirilmiştir.

Aslan ÖZMEN / 

Yazının Devamını Oku

Türkiye’ye balayına gelen Rus çifti soyup soğana çevirdiler

İstanbul Havalimanı’na gitmek üzere dün 14.00 sıralarında HAVABÜS’e bindim. Tam bu sırada şoförler vardiya değişikliği yaptılar.

İnen şoför, binen şoföre dedi ki: “Otobüste hırsızlık oldu, Rusya’dan balayına gelen genç çiftin, bir durakta iki Suriyeli tarafından valizleri ve çantaları çalınmış.” Tabii biz sonra haberdar olduk. Emin olun hallerini benim gibi çok kişi izledi. Hırsızlara lanet yağdırdım. Bir şey yapamadım, sizin kanalınızla sayın Turizm Bakanı’na iletmek istiyorum. Böyle bir balayından sonra acılar içinde ülkelerine dönen gençler, Türkiye için neler söylemişlerdir! Gerçekten olacak şey değil. Otobüsteki kameralardan belki bulunurlar. Yakalandıklarında Türkiye’de bir saat bile bırakılmamalılar. M.E.

GÜNÜN SÖZÜ

“İnsanı anlamak hayatı anlamaktır.

Ne derler? Bir eğik baş boyunduruktan ağırdır boynunuza.”

“Anlamak için beklemek lazım.” (Harman söz)

AKARCA VE İASOS’U UNUTMA

İZMİR

Yazının Devamını Oku

En iyisi okumamak mı?

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yaklaşık 6 ay önce formasyon kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk daha önceki bir konuşmasında bizlere “Siz formasyon almayın, biz size atanınca vereceğiz” demişti. Ama verdiği sözü hâlâ yerine getirmedi.

Bu yıl KPSS sınavına hazırlanıyoruz ama sonumuz meçhul. Uygulamanın nasıl yapılacağı hâlâ belli değil. Gece gündüz bunu düşünmek psikolojimizi bozuyor.

Gelecek kaygısı çok kötü. Formasyon hakkım olduğu için fen-edebiyat fakültesini tercih ettim ama elimden alındı.

Şimdi öğretmen olabilecek miyim bilmiyorum.

Lütfen bize yardım edin, sesimizi duyun!   Emin DURANGÜNÜN SÖZÜ

“DÜŞÜNMEYEN insan, düşünenlerin biyolojik-animal robotudur. Onun için vicdan zihinde oluşur.”

Prof. Dr. Niyazi KAHVECİ

MUTASYONA BİR ÖNERİ

PANDEMİ

Yazının Devamını Oku

WhatsApp’ta gözden kaçanlar

WhatsApp’ın kullanıcılarına yönelik ‘zorunlu güncelleme’ kararının ardından alternatif mesajlaşma uygulamalarına ilgi arttı.

WhatsApp’ın dayatmasına karşı bir toplumsal tavır oluştu ve sosyal medyada #WhatsAppSiliyoruz etiketiyle paylaşımlar yapıldı. Bir günde 100 binden fazla paylaşım yapılan harekete Selçuk Bayraktar da BiP, Telegram ve Signal uygulamalarını kullandığını belirten bir tweet’le destek oldu.

WhatsApp’ın güncellenen koşullarını ve gizlilik ilkesini 8 Şubat’a kadar onaylamayan kullanıcılar uygulamayı kullanamayacak. Veri güvenliğine dair sert yaptırımlar içeren yasal düzenlemelere sahip AB ülkeleri bu düzenleme kapsamında değil. Devletimizin bu konuyla ilgili nasıl bir tutum sergileyeceğini merak ediyoruz.

Fakat bu tartışmalar olurken çok önemli bir detayı atlıyoruz. WhatsApp’ın kararı, yeni bir uygulama değil. WhatsApp 2016 yılından beri kullanıcı verilerinin neredeyse tamamını grup şirketleri ile paylaşıyor. Yeni sözleşme aslında verilerinizin Facebook ile paylaşılmasını ‘reddetme hakkınızı’ elinizden alıyor.

Kişisel verilerin korunmasıyla ilgili güçlü yasalar çıkmış olsa da toplumsal olarak yeterli bilinç seviyesine ulaştığımız söylenemez.

Bu konuyu da ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olarak’ ele almış durumdayız. Sadece bir mesajlaşma uygulamasını değiştirerek interneti ve kişisel verilerimizi daha güvenli hale getiremeyiz.

Yine de bu tartışmaların gizlilik, dijital mahremiyet gibi önemli konuları ıskalamadan, interneti daha bilinçli ve gerekli önlemleri de alarak kullandığımız bir döneme geçişe katkısı olur umarız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Aşı gelecek de ne kadar hazırlıklıyız

2020 Mart’tan beri etkisini sürdüren COVID-19 salgınının yarattığı koşullar, sağlık sistemimizdeki eksiklik ve sorunları gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.

Aşılama konusunda yetkilendirilmesi beklenen aile sağlığı merkezlerinin (ASM) önemli bir kısmında aile hekimi ve hemşire eksiklikleri bulunuyor. Salgın sürecinde kullanıma uygun giriş-çıkış kapı sistemleri ve bekleme salonu bulunmazsa ne yapacağız? CHP Ankara Milletvekili Levent Gök, sürecin etkin ve sorumsuz yürütülmesi için hangi çalışmaların yürütüldüğünü bakanlığa soruyor:

“COVID-19 aşısının uygulama takvimi ve yöntemi belirlenmiş midir? Türkiye’de ASM’lerin sayısını kaçtır? Kaç sağlık personeli görev yapmaktadır? Buralarda muhafaza edilebilecek aşı dozu sayılarını illere göre açıklar mısınız? Sorunların giderilmesi için hangi çalışmalar yürütülüyor?”
GÜNÜN SÖZÜ

“İLKER Başbuğ, Can Ataklı ve Fikri Sağlar hakkında aynı eylem nedeniyle 81 ilde ayrı ayrı suç duyurusunda bulunmanın anlamı ne olabilir ki? Bu savcılıklardan bir kısmı ortada suç yoktur diye takipsizlik kararı verse, bir kısmı ortada suç vardır diye dava açsa, bir kısmı suç şu illerde işlenmiştir diye başvuruyu karşılıklı olarak birbirlerine yollasalar ne olacak? Bir mizah hikâyesi olur mu?”   Av. Erdem AKYÜZ

‘ANADOLU’DA BİR KIZIM VAR’ İÇİN ÇYDD’Yİ UNUTMA

PROF. Dr. Türkan Saylan’ın en büyük eseri olan ve bugüne değin, çoğunluğu kız çocuklarımız olmak üzere on binlerce çocuğumuza el veren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, gerek ekonomik kriz, gerekse COVID-19 nedeniyle cenaze ve kutlamalardan elde ettiği bağış gelirlerini elde edememekte, zor günler yaşamaktadır.

ÇYDD’nin “Anadolu’da bir kızım var” kampanyası var. ‘EGITIM’ yazıp 4622’ye göndererek 10 TL bağışlanıyor. “Bizi sadece çağdaş eğitim ve bilinçlenme kurtaracak. Karanlığa kızmak yerine bir mum da biz yakalım.”

Ne dersiniz?

Yazının Devamını Oku

Sayıştay iyi ki var

‘Sayıştay’ın 2019 yılı raporundaki verilere göre ‘stoklarda nohut varken, Türkiye’nin neden nohut ithal edildiğini’ sorguladığımız basın açıklamamıza, TMO’dan gelen yanıtta TMO’nun hiçbir zaman nohut ithal etmediği belirtiliyor” diyor Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer...

Kelime oyunu yapan TMO’nun, bir taraftan nohut ithal etmediğini, diğer yandan özel sektörün nohut ithal ettiğini belirtiyor. Burada sorgulanan konunun, nohudun TMO’ya da özel sektör tarafından ithal edilmesi değil, stoklarda çok miktarda nohut varken ithal edilmesi olduğunu belirten Gürer şöyle devam ediyor:

“TMO şayet bir açıklama yapma gereği hissediyorsa bu yıl üreticiden ne kadar buğday alındığını, üreticiden alınan buğdayın kaç liradan alındığını, 2020 yılında ithal edilen buğdayın miktarı ve yapılan ithalat neticesinde yurtdışına ne kadar döviz ödendiğini açıklasın.”

Türkiye’de çok miktarda nohut stoku varken, yurtdışından nohut ithal edilmesinin yarattığı sorunların Sayıştay denetçileri tarafından belirlendiği raporda çok ilginç ‘vakalar’ anlatılıyor.

Türkiye’de yaşanan durumunu önergeleriyle parlamentoya taşıyan Gürer, “Üreticinin mağdur olması ve ürünün değerini bulmaması; ziyan olmaması ve TMO’nun da zarar görmemesi bakımından önem arz etmektedir” dedikten sonra bir öneride bulunuyor:

“Türkiye’nin yıllık ihtiyacının yarısı kadar nohut stoku bulunması, fire ve kısmi bozulmalar bakımından depolama ve muhafazasının da hububata göre daha zor olduğu dikkate alınarak, nohut stoklarının bir an önce satılarak azaltılması ile önümüzdeki dönemde alternatif ürün desteği sağlanması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması.”GÜNÜN SÖZÜ

“ÜLKEMİZDE aşılama işlemi kağnı hızı ile devam edemez. İnsanlık olarak ‘Aşı bizim hakkımız’ dememiz gerekiyor.”

Doç. Dr. Emrah ALTINDİŞ

(Mikrobiyoloji uzmanı, İzmir Ege Tıp Mezunu, Amerika’da kendi laboratuvarında çalışıyor. Kendisini FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında dinledik, çok etkin ve yetkin bulduk.)

Yazının Devamını Oku

İki gün dolmadan taburcu olmuşlar

‘Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Yeşilköy Havalimanı’nda pist yerine yapılan hastanede yatarak tedavi gören hasta sayısını ve yurtdışı kaynaklı hastaları sorduk.

Bakan, cevabında “Bu iki yeni hastanede 235 bin hasta bakıldı” demiş. Yani bakanın açıkladığı sayılar ile İstanbul’a düşen COVID hasta sayısının 3 katını, sadece 7 ayda bu hastane bakmış oluyor.

Bu arada diğer İstanbul hastaneleri de yatmış. Yalan ile bir tarafını örtse, öbür tarafı açık kalıyor.

Cevabında verdiği sayı hasta mı, vaka mı?

Bu hastane açılalı 7 ay oldu. 7 ay 210 gün eder. 1000 yataklı iki hastanede hastalar ikinci günleri dolmadan iyileşip taburcu olmuşlar.

Bu yüzden Sn. Sağlık Bakanı bana laf yetiştireceğine, millete aşı yetiştirsin lütfen!”

Bu sözler Ordu milletvekili Mustafa Adıgüzel’e ait.

Bu işte bir karışıklık var ama doğrular nasıl ortaya çıkacak!

TÜRK HALKBİLİMCİ-PİYANİST HALUK TARCAN’I KAYBETTİK

Yazının Devamını Oku

Bu yağmur da kurtarmaz!

Dünya ve Türkiye çok sıkıntılı, krizli bir süreçten geçiyor. Salgın yetmiyormuş gibi, Türkiye bir kuraklık tehdidi altında, tehlike giderek ciddileşiyor.

Baraj ve göletlerdeki su düzeyleri kritik seviyeyi çoktan aştı. TEM üzerinden geçerken Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerindeki su seviyesinin ne kadar çekildiğini gördüğümüzde ürperiyoruz.

Özellikle, 17 milyonu taşımakta yetersiz kalan İstanbul’un büyük tehlike altında olduğu bilinmeli. Gerçekten işin şakası yok. İstanbul ve Trakya’yı birlikte sayarsanız, 18 milyonu aşkın nüfus özellikle tarım için büyük ‘korku’ da yaratıyor.

ISTRANCA, MADEN, RES

Trakya’nın elindeki Istranca suları bu vatandaşlara sorulmadan İstanbul’a aktarıldı, “Bu sular ‘Kanal İstanbul’ civarında yapılacak rezidansların ihtiyacını karşılamaz” diyor uzmanlar.

Bizler doğayı, çevreyi, ormanları, yeşil alanları yok ettik. 1. sınıf tarım alanlarını rant uğruna bir avuç müteahhide teslim ettik. (Kimlerin tarlaları ele geçirdikleri ayrı bir yazı konusu. Hele Istranca ormanlarına tecavüz edenler, RES tahsislerini ellerinde toplayan ve şimdi de pazarlayanlar başka bir yazının konusu.)

İşin garibi, bunu, doğa ve çevrenin korunması bir Anayasal zorunluluk olduğu halde kamu resmi makamlar yapıyor, sağlıksız kentleşmeye izin veriyor. Şimdi hesapsız-kitapsız, ‘Kanal İstanbul’ gibi düşünceleri bırakın. Su meselesini çözmek için “deniz suyundan tatlı su temin edecek projenin” üzerinde yoğunlaşın.

Bu konuda Allah’ın bir lütfu olarak, dünyanın tuz miktarı en az olan bir Karadenizimiz mevcut... Ben bu projeyi İsrail’de gördüm. Ortadoğu’da Arap ülkeleri su diye inlerken, İsrail denizden elde ettiği içilebilir tatlı su sayesinde, yemyeşil parklar, ormanlar, tarım alanları yaratmış. Hiç sıkıntısı yok.

Özal

Yazının Devamını Oku

Yerli rakı azalıyor, ithal viski artıyor

Yeni yıla günler kala gazete ve TV’lerde peş peşe kaçak alkol kullanımından ölümler, kaçak içki imalathaneleri ve ele geçirilen kaçak içki haberleri çıkıyor. İdeolojik nedenlerle de sık sık gündeme getiren alkol konusunu 54. Hükümet döneminin Turizm Bakanı Bahattin Yücel başka bir açıdan ele aldı. “Alkol deyip geçmeyelim” diyen Yücel’in turizmgazetesi’ndeki yazısında şöyle deniyor:

“Son yıllarda kamuoyunda tartışılmayan, daha doğrusu iktidar dışındaki siyasal partilerin tabu gibi değerlendirerek, gündemlerine almadıkları bir sorun yaşanıyor. Kaçak içki olayı niye tartışılmıyor. 

2008-2020 yılları arasındaki 12 yılda alkollü içeceklerde vergiler arttırılarak uygulanan, yasakçı yaklaşım ve muhalefet partilerinin bu konuda tavır almayışları, yalnız ölümlerinin nedeni değil. Başka boyutları da var.

İslami duyarlılık üzerinden sürdürülen ideolojik yaklaşım, 2.5 milyar lira tutarında vergi kaybına da neden oluyor. Ayrıca yerli üreticileri zorlayan aşırı vergi yükü, yabancı ürünlerin ithalatında artışlara ve giderek pazarı yabancı üreticilerin ellerine geçirmelerine uygun ortamı hazırlıyor.

ALKOL DEYİP GEÇMEYELİM

Öncelikle ithalatın tırmanışı açısından bakıldığında, sayılar çok çarpıcı görünüyor. İthalat artarken kayıt içi rakı üretimi önemli ölçüde düşüyor. 2008’de 45 milyon litreden, 2019’de 27 milyon litreye inerek, neredeyse yarı yarıya azalıyor. 

İthalat 2008-2019’da 3.5 milyon litreden 9.5 milyon litreye çıkarak, yüzde 300 arttı. Türkiye’de üretimi olmayan viski ithalatı, 2008 yılında 1.6 milyon litreden, 2019 yılında 10 milyon litreye çıkarak yaklaşık 6 kat arttı.

İthal votka 2008’de 1.5 milyon litreden, 2019 yılında 3 milyon litreye çıkarak, 2 kat artıyor. Bu durumda vergi kayıpları yanında, bağcılık ve anason üretimi de düşmekte, yıllarca bu alanda ekim yapılan kırsal kesimin gelirleri de azalıyor.

Özellikle ithal edilen etil alkolün 3 kat artması, merdiven altı üretimde anason esansından yararlanılması gibi etkenler, ulusal ekonomiye zarar veriyor. Bu tablodan ortaya çıkan vergi kaybı yılda 2.5 milyar TL‘ye ulaşmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Kolektif suçun bedeli ağır olur

Ne diyelim... Yaşanabilecek bir İstanbul için yapılabilecek tek şey kaldı elimizde!

Anlatalım.

Geçmişte İstanbul’a kar yağmıyor diye şikâyet ediyorduk. Kardan vazgeçtik, artık yağmur bile yağmıyor.

Ne yazık ki görülmemiş, büyük bir kuraklık yaşıyoruz. Gerekli tedbirleri hızla alamazsak korkarım ki yakın bir gelecekte çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

26 Ocak 2012’de yine sizin köşenizde İstanbul’un sorunlarını ayrıntılarıyla açıklamıştım.

İstanbul’u aşırı beton yığınları ve yoğun insan kalabalıklarıyla büyük bir ısı adasına dönüştürdük.

Ne yazık ki yağmur bulutları İstanbul’a giremiyor artık. Bunu herkesin görmesi lazım.

İstanbul’un bozulan ekosistemini bir nebze de olsa düzeltebilmemiz için yapabilecek tek şey kaldı elimizde.

Su havzalarında bugüne kadar boş kalabilmiş topraklarda yeni ormanlar kurmak.

Yazının Devamını Oku

Veysel Eroğlu anlatıyor: İstanbul’un su sorununu nasıl çözdük!

Su ve kuraklık üzerine görüş belirten uzmanlara yerimizin imkânı ölçüsünde yer vermeye çalışıyoruz. Kuraklık konusunda neredeyse iki yıla yakındır yazılar yazıyor, uyarılar yapıyoruz. Tarlaya, bahçeye, derelere ve Ergene’ye bakınca, Istrancaların suyunun nasıl ‘boca’ edildiğini gördükçe büyük bir felaketle karşılaşacağımızı kestirebiliyorduk. Su, toprak ve ormancı hocalarımızı sık sık dinliyorduk. Bu arada Kenan Mortan gibi iklim dengesizliğine küresel ısınma gözüyle bakan bilim yazarlarına da söz veriyoruz.

Şimdi sırada Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nda...

Prof. Dr. Nurettin Sözen’den sonra Tayyip Erdoğan’ın İTÜ ekibinden İSKİ’nin başına gelen Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Afyon -bir kez de İzmir- milletvekili olarak geçen döneme kadar sırasıyla eski İSKİ, DSİ ile Orman ve Su İşleri bakanlıklarında bulundu. Bu köşenin tüm hacminin 1.5 misli uzunluğunda ‘cevap’ gönderdi. (Yazının tümü Eroğlu’nun sitesinden okunabilir.)

Köşemizde ‘Ergun Göknel açıklıyor: Kuraklığı karşı acil önlem’ başlıklı yazıda Göknel, Eroğlu’nun İstanbul’un 2071’e kadar su sıkıntısı olmayacağını söylediğini hatırlatıyor. Eroğlu da, Göknel’in tarihindeki en büyük susuzluğu yaşayan İstanbul’u Kerbela’ya döndüren kişi olduğunu iddia ediyor.

Prof. Eroğlu, halkın bidon ve kovalarla tanker yolu gözlediğini, İstanbul’a tankerle su taşındığını, kentin çöp dağlarından geçilmediğini, hava kirliliğinden gözün gözü görmediğini, 1993’te metan gazından Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünün patladığını, 40 gecekonduyu yuttuğunu ve 38 kişinin öldüğünü, Haliç’te hiçbir canlının yaşamadığı belirtiliyor.

“O dönem İstanbul’un nüfusu 6.5 milyondu ve İSKİ şehre su veremiyordu. Yalova’dan tankerlerle su taşınıyor, ‘yağmur bombası’ projesi gündeme getiriliyor, gereken verim alınmıyor, bomba İSKİ tarafından deneniyor, Batılı şirketler İSKİ’yi parasal olarak sağıyorlar!

ERDOĞAN’LI YILLAR

İstanbul’un susuzluk, çöp dağları ve hava kirliliği ile mücadele ettiği yıllarda, Tayyip Erdoğan 27 Mart 1994’te İBB Başkanı oluyor; kendisi de İSKİ’nin başına getiriliyor. “Yoğun çalışmalar sonunda, 1 Ocak 1995 saat 08.59’da su kesintisine son verileceğini ilan ettik. İlk olarak şebekeleri yeniledik ve 7 dereden 7 tepeye suyu iletmek için çalışmalara başladık. 1995’te Istranca’nın sularını 7 barajla çözdük, İstanbulluların hizmetine sunduk; yani yıllık 235 milyon metreküp suyu şehre getirdik. İSKİ ayrıca 1996’da Şile Keson kuyularını ve 1998’de de Sazlıdere Barajı’nı hizmete alarak yıllık 85 milyon metreküp suyu daha devreye almıştır. 1994’ten 2019’a kadar 25 yılda İstanbul’a muazzam içme suyu yatırımları yapılmıştır. Bu dönemde İSKİ 600 adet tesisi İstanbul’un hizmetine sunmuştur.”

BÜYÜK MELEN PROJESİ

Yazının Devamını Oku