GeriYalçın BAYER Atatürk’süz müfredat olmaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Atatürk’süz müfredat olmaz

MİLLİ Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın kamuoyuna ‘müjde’ olarak sunduğu 2017-2018 eğitim dönemi müfredatı üzerinde ayrıntılı bir inceleme yapan Eğitim İş Sendikası,  AKP döneminde Milli Eğitim müfredatında yapılan en köklü değişikliklerden biri olan yeni müfredatın ‘art niyetli’ olduğunu savunuyor ve “Müfredatın meydana getirilme usulü, KHK’larla ülkeyi yöneten AKP’nin Milli Eğitim Bakanlığı’na yakışır biçimde gerçekleşmiştir” diyor.

Bakanlığın ‘KHK gibi tepeden inmeci müfredat’ın yangından mal kaçırırcasına hazırlandığını belirten Eğitim İş şu vurgulamaları yapıyor:

Sürpriz gibi açıklanan bir müfredat programı olmaz. Müfredatın demokratikleşme iddiası gerçekdışıdır. Görüşü alındığı iddia edilen 100 bin öğretmen ve velinin kim olduğu sorusuna yanıt verilememiştir. Yandaş sendikalar, yayınevleri ‘hazır’ halde kamuoyunun önüne çıkmıştır; trajikomiktir bu...

MEB çağdaş/laik eğitimin son parçalarını da ‘çağdaşlık getirme’ iddiasıyla yok etmeye çalışmıştır.

AKP’nin siyasi söylemlerinin direkt ya da dolaylı şekilde yer bulduğu, her vesileyle 15 Temmuz’un hatırlatıldığı, din ağırlıklı içeriklerin artırıldığı müfredatta, pozitif bilimlerin öğretimi geriletilmiş ve Atatürkçülük kavramı gölgeye itilmeye çalışılmıştır.

‘Evrim’ ve ‘oluşum’un olmadığı bir biyoloji olur mu? Laik eğitime adeta savaş açan AKP, siyaseten en vurucu hamlelerini Türk dili ve edebiyatı alanındaki değişiklikleriyle yapmış, Atatürkçülük kavramını müfredattan silmiştir. ‘Nutuk’ ve yazarı Mustafa Kemal Atatürk’ten hiç söz edilmemiştir. Sosyal bilgiler ve inkılap tarihi derslerine yeni ‘tanım’ yapılmıştır.

“Bu kâbusa dur denmelidir” diyen Eğitim-İş’ın tepkisi şöyle bitiyor:

“Eğitim-İş olarak, tüm demokratik kamuoyunu, bu müfredat kâbusuna ‘dur’ demeye çağırıyoruz!

Biz Eğitim-İş’li eğitimciler olarak, Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim neferleri olarak; ne müfredat çıkarılırsa çıkarılsın, Cumhuriyet’in değerlerini, Atatürk ve yol arkadaşlarını, bilimin ana konularını yavrularımıza öğretmeye devam edeceğiz! Geleceğimize sahip çıkacağız!

 

DOĞAL DENGEYİ BOZAN RANT PROJELERİ

HER felakette olduğu gibi İstanbul felaketinde de klişeleşmiş cümlelerle ne yazıktır ki gerçek sorunlar sümen altı edilmiştir. İcraat makamında olanların yaptıkları yerine söylemleriyle, tanık olunan sorunlara  zamanında sesini çıkaramayanların ya da bizzat imzalarıyla destek verenlerin görüşleriyle de kamuoyu yanıltılmıştır.

İstanbul’da yaşanan ‘su ve sel baskınının’ nedeni kesinlikle aşırı yağmur değildir. Bilim, akıl ve ahlak değerleriyle çelişen ve doğal dengeyi olağanüstü bozan ‘rant pojeleri’dir. Yanlışlığından  hiç kimsenin şüphe duymadığı söz konusu projelere demokratik olmayan yönetim sistemleri ile çökmüş ve çürümüş bürokratik anlayışlardan dolayı hiçbir zaman engel olunamamıştır. Engel olmak isteyenler de en acımasızca cezalandırılarak çoğu zaman sistemin dışına itilmiştir.

Yıllardır dile getirdiğim gibi sel ve su baskını sorunu terörden sonra çağımızın en önemli sorunudur. Yanlış imar uygulamaları ve özellikle su havzalarının doğal dengesini bozan kaçak hafriyattan dolayı İstanbul’da korkunç boyutlara ulaşmıştır. Son yağışın su havzalarından daha çok yerleşim birimlerine isabet etmiş olması çok daha büyük bir faciayı önlemiştir. 2009 yılında yaşadığımız ‘Ayamama Faciası’  söylediklerimin yaşanmış acı bir örneğidir.

Yıllık yağış miktarlarını kıyaslayarak yaşadığımız felaketi sıradanlaştırmak İstanbul’umuza yapılabilecek en büyük kötülüktür. İstanbul’daki su havzaları ve dere yatakları ‘Kırsal Dönüşüm Projesi’ kapsamında kısa sürede  doğal yapısına kavuşturulmalıdır.

Aksi halde, çok daha büyük faciaların yaşanması kaçınılmaz olacaktır. 

Faruk ÇEBİ - İstanbul 1. Orman Bölge Müdürü

 

BİLİYOR MUSUNUZ?

BÜYÜKERŞEN LOZAN’I ANLATACAK

- LOZAN Barış Konferansı ve Antlaşması’nın 94. yıldönümünde, İnönü Vakfı, Adalar Belediyesi ve ÇYDD’nin etkinliğinde Heybeliada’da pazartesi günü İnönü Evi Müzesi’nde Özden Toker, Prof. Dr. Aysel Çeliker ve Atilla Aytaç’tan sonra Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in Lozan’ı anlatacağını...

- DİKİLİ Belediye Başkanı Mustafa Tosun, 24 Temmuz Pazartesi günü 21.00’de ‘Lozan’dan Günümüze Adalet ve Basın’ isimli panelde Av. Çiğdem Elibol’un (başkan) Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Fox TV Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk ile CHP Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek’in konuşacaklarını bildirdiğini...

ALANYA’da haftalık olarak Türkçe, İngilizçe, Rusça ve Norveççe çıkan Mahmutlar Post gazetesinin 13. yaşına bastığını...

- İSTANBUL Yerel Gazeteciler Derneği (İYGAD) Başkanı Mehmet Mert, yarın Çatalca Flamingo Köyü’ndeki pikniğe çağırdığını...

- CHP İzmir Milletvekili Atilla Sertel’in, Cumhurbaşkanı’nın sözlerine karşılık “Bankamatik soyguncusu gazeteler kimse açıklanmalıdır. Gökmen Ulu kaçmadı kaçmaz, o Zekeriya Öz gibi, FETÖ’cüler gibi kaçmaz” dediğini...

 

DİSK: OHAL EMEĞE ZARARLI

- “Darbecilerin yargılanması ve cezalandırılması, 12 Eylül darbesinde olduğu gibi cezasız kalmaması önem taşımaktadır. Hukuksuzluk inşa edilmemelidir. Kamuda yaşanan ihraç ve tasfiyeler 27 Mayıs, 12 Eylül gibi darbe dönemleriyle kıyas kabul etmeyecek kadar kapsamlıdır.” DİSK Genel Başkanı Kani BEKO

 

ABD EN BÜYÜK TEHDİT; AZERBAYCAN’DAN BAŞKA DOST YOK

KADİR Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin her yıl gerçekleştirdiği “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması”nın 2017 yılı sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre Türkiye kamuoyu Azerbaycan’ı Türkiye’nin en yakın dostu olarak görüyor; ABD ise Türkiye’ye tehdit oluşturan ülkeler arasında birinci sırada yer alıyor.

Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın başkanlığında, üniversitesinin  Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe koordinasyonunda, 26 ilde 18 yaş üstü bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen ankette, Türkiye’nin başta Suriye, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ikili ilişkileri olmak üzere Türk dış politikasına yön veren gelişmeler hakkında sorular soruldu. Araştırma sonuçlarına göre terörle mücadele artan bir oranda ‘dış politika sorunu’ olarak görülüyor. Bu durum kamuoyu nezdinde terörün sadece ülke içi bir sorun biçiminde değerlendirilmediğini,  dış politika unsuru olarak da nitelendirildiğini ortaya koydu.

Araştırmaya göre Türkiye’nin dış politikadaki en büyük sorununun yüzde 44,2 ile “terörle mücadele” olduğu gözlendi. Terörle mücadeleyi yüzde 24,6 ile Suriye sorunu ve yüzde 8,3 ile İsrail ile ilişkiler izledi.Terörde geçen yıla göre yüzde 13’lük bir artış dikkat çekti.

- Kamuoyu Türkiye’nin dış politikasını yüzde 38,5’lik bir oranla, geçen yıla göre yüzde 4,5’lik bir artışla, başarılı buluyor.

-‘Türkiye’nin en yakın dostu hangi ülkedir?’ sorusuna katılımcılar geçen yıla göre yüzde 12’lik artışla (71.3) yine ‘Azerbaycan’ yanıtını verdi. ‘Türkiye’nin dostu yoktur’ diyenlerin oranı ise yüzde 23,1’den yüzde 17,2’ye geriledi.

Geçen yıl Ortadoğu ülkeleri öne çıkarken, yüzde 22,4’lük bir artışla bu yıl ABD Türkiye için en büyük tehdit olarak karşımıza çıktı. İsrail (37,4) ikinci sırada ise Avrupa ülkeleri (24) yer aldı. Rusya’ya yönelik tehdit algısı ise yüzde 34,9’dan yüzde 18,5’e düştü.

 

İSLAM DEVLETİ Mİ, AVRUPA ÜLKESİ Mİ

Araştırmada ‘Türkiye İslam ülkesidir’ diyenlerin oranı yüzde 39,9. Türkiye’yi Avrupa ülkesi şeklinde tanımlayanların oranı ise her yıl düzenli biçimde artıyor. 32.7’lik kesim Avrupa ülkesidir dedi Türkiye için...

Türk dış politikasının temel belirleyicisi Erdoğan (69.2) oldu. Geçen yıl Genelkurmay’ın Türk dış politikasında etkisi yüzde 3,8 iken, bu yıl yüzde 24,3’e yükselerek dikkat çeken bir artış kaydetti.

Ankette, Türkiye’nin Suriye politikasında ‘tarafsız’ kalması istenirken, Türkiey’nin ABD üyeliğine yönelik umutların da azaldığı dikkat çekti. Gelinen noktada Türkiye’nin AB üyeliğini destekleme oranı, yüzde 48,4 olarak belirlendi. ‘Türkiye AB’ye hiçbir zaman tam üye olamayacak’ diyenlerin oranı 2015 yılında yüzde 47,6 idi. Bu oran geçen yıl yüzde 66,7’ye, bu yıl ise yüzde 81,3’e yükseldi. Buna karşılık, Türkiye ile AB arasında üyelik yerine farklı bir model kurulmasını destekleyenlerin oranı yüzde 30,4’te kaldı.

 

4 YILDA 5’İNCİ TURİZM BAKANINA ÖNERİLER

 

YURTDIŞINDA Türklerin elindeki tek turizm şirketi Bentour’un sahibi Kadir Uğur, son beş yılda dördüncü bakan olan yeni Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş’a ‘hoşgeldiniz’ derken, öneriler sundu.

Uğur, “Sayın Bakandan işleri çabuk şekilde kavrayıp kararlarınızı doğru ve çabuk alabilmeniz için, bürokratlarınıbu işin tecrübasini yaşamış insanlardan oluşturmanız ve yol almanız gerekmektedir” dedikten sonra yaşı 70’e gelmiş, 50 yıllık bir turizimci olarak çok kısa bir kaç önerisini sundu:

“Müsteşarınızın turizm tecrübesi olan bir bürokrat olması... Çok kısa bir zaman da bürokratlardan, Dışişleri ve Maliye Bakanlığı’ndan ve de yurt içi, yurt dışı tecrübeli turizmcilerden oluşan bir kriz masasının kurulması ve

problemlerin masaya yatırılması... Kısa sürede yapılması gereken birkaç nokta:

1- Uçaklar için tur operatörlerine verilen sübvansiyonun basite

indirgenmesi... Yalnızca otelde kalanlar için bu uçak sübvansiyonun

verilmesi.

2- 4 yıldız, 5 yıldız oteller için taban fiyatının belirlenmesi ve

bunun altına inilmemesi, gelir kaybını önleyip 2 ve 3 yıldızlı

otellerin yok olmasını önleyecektir.”

 

KENDİ TARİHİNİ BİLMEYENLER İNÖNÜ’YÜ ÖĞRENMELİDİRLER

15 Temmuzda direniş ‘menkıbelerini’ yaşadık.

‘Cumhuriyet Tarihindeki ilk demokrasi direnişi’ naraları atıldı.

Bir CHP üyesi ya da yetkilisi demedi ki;

“Siz ne ile övünüyorsunuz?”

Halkın topyekûn karşı çıktığı bir darbe esnasında siz havada, karada, bir yerlerde idiniz.

O çok eleştirip her fırsatta yerden yere vurduğunuz İnönü, 22 Şubat ve 21 Mayıs darbe girişiminde o günkü siyasi kadro ile birlikte tek başına dağ gibi direnerek, Hava Kuvvetleri Karargâhına gidip darbecilerin hükümranlığına son vermişti.

Öyle 15 Temmuzdaki gibi medyanın ve halkın tamamı darbenin karşısına durup meydanlarda da değildi. Çankaya da başta Cumhurbaşkanı olmak üzere devletin bütün üst yönetimi sarılmışken, çıkıp üstlerine gitmiş, darbeyi sonlandırmıştı!

Bunu da 1960 ihtilalinden hemen 2–3 sene sonranın şartlarında yapmıştı.

Çünkü O, dünyanın uygun konjonktüründe elindeki şartları kullanarak daha ağır bir rejim kurmak yerine ülkeye 1946’da demokrasinin gelmesini sağlayan, Çankaya’dan seçimle inmeyi bilen, Lozan Kahramanı İsmet İnönü idi. Öyle üç beş çapulcuya demokrasiyi teslim etmezdi.

Şimdi ise kendisini ‘tarihçi’ sananlar ortaya çıkmış, ‘Demokrasi Kahramanlığı’ gibi ucuz şöhret sahipliği bir yana, 15 Temmuz’un ‘milli mücadele’den de büyük bir kahramanlık hikâyesini olduğunu söyleyecek kadar gözleri dönmüştür.

Düşmanlıklarının ‘Darbeciler’ değil, Laik Türkiye Cumhuriyeti Ordusu ve askeri olduğu malumdur!

Suç bunlarda değil! Kendi Tarihini bilmeyip bu gibi ‘kazip şöhret’ sahiplerine hadlerini bildirmeyenlerdeB Kendi parti tarihini bilmeyenlerde.

Yedikule Bostanları konusunda İBB bir çatıştay düzenlemelidir.

CHP İstanbul Milletvekili, mimar Gülay Yedekçi, Başbakan Yıldırım’a soruyor:

“İBB’nin, Yedukile Bostanlarının Kentsel Tarım Parkı’nda yaşayacağını ve varlığını artık burada sürdüreceğini açıklamasına karşın, buranın akıbetinin endişe verici olduğunu belirterek “Belediyenin hazırladığı projeyi açıklayacak mısınız? Buranın geleceği ile ilgili bir çalıştay yapmayı düşünüyormusunuz? Yedikule’de babadan oğula çalışanların sosyal hakları ne olacaktır, çiftçi statüsüne geçecekler midir? Surların imara açılması konusunda kesin söz verecek misiniz?”

 

X

Devrim Yasaları ve yaşadığımız günler

Son günlerde değil, son yıllarda, çok sayıda ‘tarikat, tekke’ ve benzeri okul, kurs gibi eğitim yerleri ve bu eğitimi alanlar için yurt, lojman gibi yerler açılmıştır. Bu yerlerde din dışı ağır eğitimler verilmekte, hukuka ve ahlaka aykırı birçok olaylar yaşanmaktadır.

Son günlerde değil, son yıllarda hacı, hoca, şeyh, derviş, mürit gibi isimler kullanılmakta ve hatta bu kişiler, bu isimler altında, yazılı ve görsel yayınlar yapmaktadırlar. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altındaki 174. Madde’sinde, bu konulara ilişkin düzenlemeler ve yasaklar vardır.

Maddenin ‘İnkılap Kanunlarının Korunması’ başlığı altında, bu maddede yer alan düzenlemelerin amacı, Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik niteliğini korumak olarak gösterilmiştir. Ayrıca bu Anayasa’nın halk oylaması ile kabul edildiği vurgulanarak, maddede yer alan İnkılap Kanunları’nı yani Devrim Yasaları’nı değiştirmek, kaldırmak bir yana, Anayasa’ya aykırı olduğu şeklinde dahi anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı esası getirilmiştir.

Bu 8 esas kanunun her birinde, kanuna aykırı davranılması halinde ağır yaptırımlar, hapis, para ve kapatma cezaları öngörülmektedir.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sında yer alan bu düzenlemelerden hangisinin ne kadar uygulandığına bakmak gerekir. Yani Anayasa’nın ihlali suçu işlendiği açık değil midir?

Av. Ahmet Erdem AKYÜZ

GÜNÜN SÖZÜ

“SİZİ yıpratan insanlardan sessizce uzaklaşın.”    Albert CamusEĞİTİM MESELESİ

EĞİTİM

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ün uyarısını unutma!

“Bütün ümidim gençliktedir!” diyen büyük Atatürk’ün gençliği bu çaresizliği hak etmiyor! Türkiye Cumhuriyeti tarikatlar, şeyhler ve müritler ülkesi olmayacak, diyor ÇYDD.

“Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi, 20 yaşındaki Enes Kara, kendi isteği ve özgür iradesi dışında ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda yaşamına son verdi. Ne acı ki Enes ilk değildi.

Gençlerimizin geleceğe dair umutları da siyasi çıkarlar, ekonomik sıkıntılar, ailevi ve toplumsal baskılarla karartılıyor. Kararan geleceğimiz karşısında üzgün olmak artık yeterli değil. Tarikat ve cemaat yurtları derhal kapatılmalı; sosyal devlet, çağdaş ve parasız yurtları tüm öğrencilerin kullanımına sunmalıdır.

Cumhuriyet değerlerini yok sayan, çağdaş, laik ve demokratik toplum düzenini yok etmeye çalışan bu tarikat ve cemaat yapıları karşısında önce gençlerimizi ve sonra da geleceğimizi kaybediyoruz.

ÇYDD olarak, Büyük Atatürk’ün gençlere emanet ettiği Cumhuriyet’imizi korumaya, laik, bilimsel ve ücretsiz eğitimi savunmaya, geleceğimizin güvencesi olan gençlerimizin dimdik şekilde yanlarında olmaya devam edeceğiz!”

ÇOK ÜZGÜNÜZ ENES

OKULLAR ve yurtlar, tarikat ve cemaatlerin örgütlenme yeri değildir. Devlet tarafından görmezden gelinemez. Devlet niye bu gençlere yurt yapmıyor... Medya bu olayları niye rahatça takip edemiyor, yazamıyor, çekim yapamıyor? Gazeteciler böyle bir olaya dayalı tehdit edilemez. Siyasetçiler bu intihara karşı neden konuşamıyor? Polis, savcı ve vali devletin temsilcisi sayıldığına göre niye birkaç laf etmekten çekiniyorlar? Toplum bu tarikatın ne olduğunu ve kimler tarafından oluşturulduğunu öğrenemeyecek mi? Ülkeye yazıktır.

ADD: TEKKELER KAPATILMALIDIR

ATATÜRKÇÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kar bereket getirsin’

Sosyal medyada ‘Havadan Doğadan’ programı (kar, yağmur ve hava sıcaklıkları) ile Çorlu’dan dikkat çekici hava programları yapan çevre mühendisi Ozan Deniz, salı akşamından itibaren çarşambaya (bugün) kadar Trakya ve İstanbul’da kar yağışlarının olacağını müjdelerken “Az kar yağan ya da yağmayan yerler şansına küssün, bu da Allah’ın takdiri olacak. Herkesin kapısının önüne aynı derecede kar düşmez. Her sistemin kendine göre etkili olacağı ya da zayıf kalacağı yerler mutlaka olacaktır. Bundan sonrasını birlikte yaşayacağız” diyor.

Ozan Deniz’in aldığı mesajlardan birkaç örnek: “Dört gözle bekliyoruz, hayırlısı olur inşallah”, “Çocuklar için çok yağsın, her gün ne zaman kar yağacak diye soruyorlar.”, “Ozan Bey iyi ki varsınız, sizi takip ediyorum, güzel bilgilendirme yapıyorsunuz.”, “Hayırlısı ile yağar!”, “Rabbim, her kar tanesini her birimize bereket olarak nasip etsin inşallah...”, Çorlu’ya çok yağsın, tarlalar yağmur bekliyor”, “Ozan oğlum, ne dersen aynısı oluyor, çok teşekkürler.”

GÜNÜN SÖZÜ

“Para az değil, hırsızlar çok kalabalık.” Eduardo Galeano

KAZAKİSTAN’I ANLAMAK

KAZAKİSTAN, Türkiye için sıradan bir ülke değildir. Bağımsızlığın ilk döneminden beri ona yeraltı zenginliğinden değil, tarihi ve kültür yakınlığı ile odaklanmıştır. İpekyolu güzergahında iki ülke köprü vazifesi görmektedir. Yani Kazakistan Türkiye için hem bir kardeş ülke hem de jeo-stratejik kavşak noktasıdır. Türkiye dün olduğu gibi bugün de Kazakistan’dan vazgeçmeyecektir, Kazakistan devletinin yanında olacaktır.

Türk Dünyası ve Kazakistan’la ilgili çalışmalarıyla bilinen Prof.Dr. Kürşad Zorlu 2019’da yayımlanan ‘Büyük Bozkırın Yükselişi’ adlı kitabında “Tokayev ile başlayan bu dönemde siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan güçler dengesinin sağlanması hayati bir önem taşımaktadır” diye yazmıştı.

Türk Dünyası ile ilişkilerini nereye ve nasıl konumlandıracağını sorguluyordu.

Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edeceğini seçim öncesinde taahhüt etmişti. Göreve geldikten sonra “

Yazının Devamını Oku

3600 ayrımcılık olmaz!

Gündelik dile “3600” siyasi bir tartışma konusu olarak yerleşti. 3600, Devlet Memurları Kanunu uyarınca memurlara ödenen ücretlerin belirlenmesi ve hesaplanmasını düzenleyen mali sistemin, ‘ek gösterge’ denilen ölçütün bir kademesidir.

Birinciden onuncuya kadar derecelendirilmiş memur ücret kademeleri (barem dereceleri), mesleksel yetki ve sorumluluk, görevin özellikleri, öğrenim durumu, görevlinin kıdemi gibi kriterler değerlendirilerek, çeşitli derecelerdeki memur ve memur emeklilerine verilecek ek göstergeler kanunla tespit edilmiş ve uygulanmıştır. Yani her derece/kademenin ek göstergesi sebep ve gerekçelere dayanır. Bütünlüğü olan bir görevlendirme/ücretlendirme sisteminin maddi ölçüsüdür. Bir meslek grubu kamu görevlisinin ek göstergesinin 3600’e yükseltilmesi gerekebilir. Ancak bu sistemin yalnızca bir derece kademesindeki memurlar (görevliler) için ek göstergenin değiştirilip yükseltilmesi ayrımcılık sonucu doğurmuş olur. Dolayısıyla eşitlik ilkesine, liyakate aykırılık ve diğer kademedekiler için mağduriyet yaratır.

Bundan dolayı, 3600 ek gösterge verilmesi düşünülen görevliler için yapılacak iyileştirmenin, aynı şekilde diğer bütün ek gösterge kademelerinde çalışanlar ve emekliler için de ölçülü biçimde uygulanması, eşitlik ilkesi ve liyakat bakımından zorunludur. Aksi takdirde idari ve hukuki sorunların doğması kaçınılmazdır.

Bu nedenle yasada ayrımcılık yapılamaz.  Murat KATOĞLU

GÜNÜN SÖZÜ

CHP Adana Milletvekili Dr. Müzeyyen Şevkin, vatandaşın borç sarmalını şöyle özetledi:

“Yoksul halkımız enflasyon altında daha çok eziliyor. Kredi kartı borçları 6.1 milyar lira arttı. Vatandaşın borcu 1 trilyon 83 milyar liraya çıktı. Vatandaş borç sarmalında. İcra dosya sayısı 22.5 milyon adet oldu.”

ALEVİLER: “BİZ ÜVEY EVLAT MIYIZ? ‘MELELER’ KADAR DEĞERİMİZ YOK”

EKREM İmamoğlu seçimi kazandıktan sonra İstanbul’da yeni cemevleri yapılması ve mevcutların onarılması ile ilgili olarak İBB’ye bir çok başvuru olduğu biliniyor. İmamoğlu’nun bu taleplerden haberi var tabii. Ancak 2.5 yıldır İBB tarafından tek bir cemevi yapılmadığını, yapılan ziyaretlerde de verilen sözlerin unutulduğunu belirten bir ‘Dede’,“Eksikleri tamamlayacağım”, dedi ancak gereğini yapmadı. İmamoğlu’nun bir huyu vardır; gelir gaz alıp gider” diye konuştu.

Yazının Devamını Oku

TÜİK neyi araştırıyor?

Bir okurumuz kendisine böyle bir mesaj geldiğini söylüyor:

“TÜİK 0000 Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen hane halkı yurtiçi ve yurtdışı turizm anketi için haneniz 0000 Ocak 2022 tarihleri arasında bölge müdürlüğümüz personeli tarafından ziyaret edilecek ya da hafta içi ve hafta sonu ALO 124 veya diğer kurumsal hatlarımızdan telefon aramaları yapılarak araştırma gerçekleştirilecektir. Bilgi için 00000 Dahili 151 veya 127 BOO1.”

Aralarda ‘0’lı şifreler var, ilk başta turizm araştırması deniliyor ama neyin araştırmak istendiği açıkça anlaşılmıyor.

Bu bir, seçim öncesi bir kamuoyu yoklaması olabilir mi?

TÜİK siyasi gelişmelere ilişkin böyle bir çalışma yapabilir mi?

Bir istatistik uzmanına sorduk: “Olabilir” dedi. Burada ilk sıfırlar araştırmanın yapıldığı ili; ikinci sıfırlar hangi tarihte ziyaretin yapılacağını, üçüncü sıfırlar da o bölgede ulaşılacak kişinin telefonunu içerdiğini söyledi.

Başka bir araştırma olasılığı nedeniyle niye şifre kullanıldığı sorusu akla geldiği için, araştırmanın turizm dışında bazı gelişmeleri tespit için yapılabileceği belirtiliyor haklı olarak. Gelişmeleri dikkatle izlemek gerekiyor.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

‘Kemalistler’ artıyor

2010 yılından bu yana Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinasyonunda akademik bir ekip tarafından yürütülen ve 11 yıldır Türkiye’nin nabzını tutan ‘Türkiye Eğilimleri’ araştırmasının 2021 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye temsiliyetine sahip 26 ilde yaşayan 18 yaş üzeri 1.000 kişiyle yapılan çalışmaya göre Türkiye’de halkın ana gündem maddesi ‘ekonomik sorunlar’. Geçtiğimiz yıla göre oranını üçe katlayan ‘mülteci sorunu’ 2. sıraya yerleşirken, “COVID-19 salgını” 3. sırada yer aldı.

Üniversitenin Türkiye Araştırmaları Grubu ile Global Akademi ortaklığında geliştirilen araştırmanın koordinatörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, “Bu çalışma ile Türkiye’nin sosyal, ekonomik, siyasi, kültürel değişimleri ve halkın yaşam alışkanlıkları objektif bir şekilde ölçülüyor. Böyle bir araştırmayı gerçekleştirmekten büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

EKONOMİ İLK SIRADA

İki yılın sonuçları karşılaştırıldığında, “Kendimi/ailemi geçindiremiyorum” diyenlerin oranı yüzde 51.1’den yüzde 57.2’ye ve “Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” diyenlerin oranı yüzde 51.8’den yüzde 55.4’e yükselmiş gözüküyor.

Tasarrufta, ‘Altın alırım” (yüzde 54.6) ve ‘Döviz alırım’ (yüzde 38) ilk iki sırayı paylaşıyor.

Siyasi görüş açısından ‘muhafazakâr’ yanıtı önde görünüyor (yüzde 27.5). Bu tanımı ‘milliyetçi’ (yüzde 19.9), ‘Kemalist’ (yüzde 19.2) ‘siyasal İslamcı’ (yüzde 9), ‘sosyal demokrat’ (yüzde 13.9’dan yüzde 8.3’e düşmüş) izliyor. Buna karşılık kendisini ‘Kemalist’ olarak tanımlayanlar yüzde 10.3’ten yüzde 19.9’a yükselmiş gözüküyor. Muhafazakâr-siyasal İslamcılar yüzde 41-55 yaş arasında; milliyetçi veya Kemalist olarak tanımlayanlar ise 18-20 yaş arasında öne çıkıyor.

Katılımcıların yüzde 55.7’si Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni tercih ederken, yüzde 44.3’ü Parlamenter Sistem’i benimsediğini belirtiyor. Bu oranların geçen yıla göre önemli bir değişiklik geçirmediği görülüyor.

Katılımcılar ‘Haziran 2023’te yapılması öngörülen seçimlerin öne alınmasına gerek var mı?’ sorusuna yüzde 64.5 oranında ‘Hayır’ yanıtını veriyor.

“İdeal bir cumhurbaşkanının sahip olması gerektiği düşünülen özellikler”

Yazının Devamını Oku

İnsanlığı çok zor günler bekliyor

Dünyada kaynaklar azalıyor. Dünya toplumunun yarısından fazlası için sürdürülebilir bir geleceğin altyapısı oluşturulamıyor.

Eski sömürü ve tekelcilik alışkanlıkları, bugün yeni bir kıyafetle küreselleşme adı altında daha sert bir şekilde yeni bir geleneğe dönüşüyor.

Türkiye çok dikkatli olmalı ve bu yeni kuşatmacı zinciri kendi geleceği için liyakat ve vizyon ile kırmalı.

Katma değer üreten, sinerji yaratan yeni bir sosyokültürel toplumsal mücadeleye başlamalıyız.

Bunun için en önemli olan varlığımız halen mevcut:

Dünyada ülkemizin sahip olduğu en önemli değer ve varlık olarak yüksek sayıda gençlerimiz gösteriliyor.

Onlar için kalıcı/katılımcı/paylaşımcı, çok boyutlu ve çeşitli vizyoner projelerin altyapısını oluşturmakta bu ‘siyaseti meslek edinmiş eski ve verimsiz kafalı siyasetçiler’ yüzünden çok geç kalıyoruz. Günlük çirkin ve kavgacı siyaset geleneği, yeni fikir ve çözümleri devamlı geri itiyor.

Bu verimsiz yerel ve ulusal, çıkarcı, menfaatçi, rantçı, çapsız siyasiler ne kadar günah ve suç işlediklerinin farkında bile değiller. Onlar hayatlarından mutlu!

Ben ise çok üzülüyorum, şimdi bu değerli gençlerimize tatmin edici gelecek projeleri sunamadığımız ve onları çaresiz bıraktığımız için bazıları kripto adında yeni bir tarz kumara alıştırılıyorlar, yattığı yerden aplikasyon ile zengin olabilecekleri düşüncesine itiliyorlar. Merdiven altı kripto ve mitingciler çoğalıyor.

Yazının Devamını Oku

TÜİK, çarşı-pazara yaklaştı

Önceki verileriyle hedef tahtası haline gelen TÜİK, bu kez piyasa beklentilerinin üzerinde, alev alev yanan çarşı pazar fiyatlarına yakın enflasyon oranını açıkladı.

Aralık ayı enflasyonu yüzde 13.58, 2021 yılı enflasyonu yüzde 36.08 olarak gerçekleşti. Bu oranlar son 19 yılın en yükseği. Temmuz-Aralık dönemini kapsayan son 6 aylık süreçte enflasyon yüzde 25.48 oldu.

Buna göre, temmuzda maaşlarına yüzde 3 oranında zam yapılan memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personele 1 Ocak’tan itibaren geçerli olmak üzere yüzde 22.48 oranında enflasyon farkı ödenecek. Ağustos ayında bağıtlanan toplu sözleşme uyarınca memur, memur emeklisi ve sözleşmeli personel maaşına yine 1 Ocak’tan itibaren yüzde 5 zam yapılacak. Enflasyon farkı ile birlikte 6 milyonu aşkın kitlenin maaşında yüzde 27.48 artış olacak. Buna göre en düşük memur maaşı 5 bin 665 lira, en düşük memur emeklisi maaşı 4 bin 37 lira oldu.

Emekliler arasında en gariban kitleyi oluşturan ve en düşük aylığa talim eden işçi, esnaf, çiftçi emeklisi, dul ve yetim aylığına 1 Ocak’tan geçerli yüzde 25.48 oranında zam yansıtılacak. Bu artışlar doğrultusunda en düşük işçi emekli aylığı 2 bin 41, en düşük esnaf emekli aylığı 2 bin 214 ve en düşük çiftçi emekli aylığı da 2 bin 87 liraya yükseldi.

Lakin bu aylıklar net 4.253 liralık asgari ücretin oldukça gerisinde kaldı. Gariban kitlenin son zamlar karşısında rahat nefes alabilmesi için en düşük emekli aylıklarının asgari ücret düzeyine çıkarılması şart. Bu maaşlarla salt elektrik ve doğalgaza gelen yüzde 25 ile 130 arasındaki zamlarla baş etmek olası değil.

Kabine toplantısından sonra Erdoğan, memur maaşlarında 1 Ocak’tan itibaren %7.5 (2.5’u ek zam) oranında, yani toplamda 30,5 artış olacağını bildirdi. En düşük emekli aylığı da 2.500 lira oldu.          Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ“KATILIM bankaları da, Bankacılık Kanunu’nun dini kurallara dayalı olmayan hükümleri çerçevesinde çalışırlar. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bankaları, şeriat bankacılığı yapmaz. Kutsal metinler, ticari bir iş olan banka işlemlerinde kullanılamaz. 92 yıl geriye giderek Türk harfleri yerine yeniden Arap harflerinin kullanılması söz konusu olamaz. Böyle bir geriye dönüş düşünülemez. İlgili bankanın yapılan yanlışı düzeltmesi gerekir.” Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK

DÜNYADA BİR ÖRNEK

TURİZM

Yazının Devamını Oku

‘Andımız’ temyize taşındı

Adana Milletvekili İsmail Koncuk, ‘Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili açtığı temyiz davasına dair yaptığı açıklamada, “Öğrenci Andı’nın kaldırılması talebiyle açılan bir davada Andımız’ın içeriğini ve okutulmasını savunan idarenin, aradan birkaç sene geçtikten sonra bu kez Andımız’ın kaldırılması gerektiği yönünde görüş bildirmesi objektif/nesnel gerekçelerle açıklanamaz. Bu görüş değişikliğinin subjektif/siyasi olduğu ve bu bağlamda denetime tabi olması gerektiği açıktır” dedi.

“(Bu durum) Andımız’ın kaldırılmasının nesnel/bilimsel gerekçelere dayanmadığını, siyasi nedenlerle alınmış bir karar olduğunu gösteriyor. Ayrıca devlet dairelerinden ‘T.C.’ ibarelerinin çıkarıldığı, ‘Ne mutlu Türk’üm Diyene’ ifadelerinin kaldırıldığı, ‘Çözüm Süreci’ adı altında bölücü terör örgütünün siyasi temsilcileriyle doğrudan/dolaylı müzakere yapıldığı kamuoyunun malumudur” diyen Koncuk, Öğrenci Andı’nın kaldırılması ile ilgili idari işlemin ‘demokratikleşme süreci’nin (konjonktürel) bir parçası olduğunu ve andın sözde demokratikleşmenin kurbanı olduğunu söyledi.

Koncuk açıklamasının sonunda şöyle konuştu:

“Ant, ilkokulda gururla okutulan bir metindir. Andın kaldırılması değil, gururla okutulmaya devam ettirilmesinden yana olunması hem hukuki hem vicdani bir sorumluluktur, gerekliliktir. Bunun için davanın sonuna kadar takipçisi olacağım.”

GÜNÜN SÖZÜ

“İNSANLARIN hemen hemen her konuda kamplaştığı tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. Kamplaşmış insan dinlemez, dinlese de anlamaz. Her düşünceyi kendi düşüncesine hizmet eden bir tamamlayıcı ya da potansiyel bir düşman olarak görür.” Vedat MİLOR

‘BEYİN GÖÇÜ DEĞİL VÜCUT GÖÇÜ’

MAK Danışmanlık Başkanı Mehmet Ali Kulat, “Dile benden ne dilersen” konulu bir ankete, toplumun yarısının “Beni Türkiye’den başka bir ülkeye götür” cevabı verdiğini açıkladı. TV5’te yayınlanan ‘Ters Açı’ programında konuşan Kulat, “Artık sadece beyin göçü değil, vücut göçü de beden göçü de, her şeyin göçü var” dedi.

Kulat

Yazının Devamını Oku

TOGG’un daha 1 yılı var

Geçen haftanın en önemli olaylarından biri de Bursa Gemlik’te inşaatı süren Türkiye Otomobil Girişimi Grubu’nun fabrikasına düzenlenen basın gezisiydi. 70’ten fazla yayın ve 100’den fazla gazetecinin katılımıyla gerçekleşti.

Türkiye’deki TOGG oluşumunun başına Almanya’dan Gürcan Karakaş’ın geleceğini ilk defa köşemde duyurmuştum. Şimdi ise, dersini çok iyi çalışmış ve TOGG felsefesini çok güzel benimsemiş olarak bu sunumu gerçekleştirdi. Gazeteci arkadaşım Babür Gürel de ziyaretçiler arasındaymış. YouTube videosu beni çok etkiledi, kendisiyle konuştum, bilgilerini ve yorumlarını aldım.

Babür Gürel bana yolladığı notun başında şöyle diyor: “Neden bir otomobil fabrikası inşaatında üretilecek otomobilin prototipi ile fotoğrafım yok? Çünkü konu otomobil değil, otomobil orada üretilecek mobilitenin sadece dörtte biri.”

ETKİLENİLMEYECEK GİBİ DEĞİL

Bu sabah TOGG’un Gemlik’deki fabrikasına giderken, düşündüklerimle gördüklerim arasında çok fark vardı. Daha önce dedikodulara dayanan, yalan yanlış ya da kulaktan duyma bilgilerle yapılan yorumlardan çok farklı olduğuna tanıklık ettim. Dünyada gördüğüm birçok otomobil fabrikası kadar etkileyici ve büyük bir alana kurgulanan fabrika, yan tesisleri ile cidden çok büyük ve modern olacak. Bu fabrikaya otomobil fabrikası denemez. Konularına çok hâkim bir ekibin, Gürcan Karakaş yönetiminde çok inandıkları bir projede, her detayı düşünerek ve ayakları yere basarak ilerlemesi; kesinlikle Türk Otomotiv Endüstrisi için çok önemli bir mihenk taşı olacak. Dedim ya, şimdilik 694 kişiden oluşan bu ekip, üretim aşamalarının her detayına hâkim ve bilgili. Fabrikada kimle konuştuysam herkes üretilecek olan araca güveniyor ve en önemlisi de, kullanılacak donanımların ne kadar gerekli olacağını biliyor. Bu ekip bozulmaz ve güven devam ederse, evet, ortaya iyi bir otomobil çıkabilir.

LİYAKATİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYUYOR

Şu anda Gebze’de küçük bir yerde prototip modelleri üretilen ve bu üretilen otomobillerin testlerde ve deneme sürüşlerinde kullanılmasıyla gelişimini sürdüren TOGG, önümüzdeki sene üretime hazırlanıyor (önümüzdeki yıl bugünlerde bu aracı tartışıyor olacağız). 0-100 kilometre saat arası hızlanması 4.8 saniyede olan otomobildeki yerlilik oranı şimdilik yüzde 51. Üretimi takip eden 3 yıl içinde ise, yüzde 68 yerlilik oranına ulaşacak. Tüm gelişim enstrümanlarının zaman içinde kullanılacağını anlatan ve kendi konusuna çok hâkim olan TOGG CEO’su Gürcan Karakaş “Şu anda ortalama deneyimi 12 sene olan 694 kişilik bir beyin takımı ile hareket eden TOGG’un yüzde 25’i de kadın çalışanlardan oluşuyor. Konusunda deneyimli 469 mühendis aracın gelişimi için çalışıyor. Gemlik’in deprem bölgesi olması sebebiyle, kapalı alanları zemine 20 metre giren 44 bin kazık üzerine kurulacak olan fabrikanın tamamı olan 1.200 milyon metrekarelik deniz kıyısındaki alanda kurulum çalışmaları devam ederken, ihtiyaçların yüzde 75’i Türkiye’den tedarik ediliyor. Ve işin en önemli kısmı ise, tüm kararlar Türkiye’deki merkezden alınıyor” dedi.

AYRINTILAR

GEMLİK’

Yazının Devamını Oku

Türk futbolu da yaralandı

Dövizdeki baş döndüren gelişmeler, Türk ekonomisi gibi Türk futbolunu da ağır yaraladı. Türkiye’nin ve spor ekonomi dalındaki uzman ismi Tuğrul Akşar, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, Türk futbolunun müthiş bir kaynak sıkıntısı yaratacağına dikkat çekti.

Katarlı yayıncı beIN Sports ile ilk başta Amerikan doları üzerinden yapılan anlaşmanın 1.5 yıl önce TL’ye çevrilmesinin de futboldaki krizi katlayacağını söyleyen Akşar, yabancı oyuncu maliyetlerinin arttığına dikkat çekti.

Akşar diyor ki:

“Kurlardaki artışlar kulüpleri vurmaya devam ediyor. Son bir aylık sürede TL’nin yüzde yüze ulaşan devalüasyonu, kulüpleri adeta yakıyor. Giderleri ağırlıkla yabancı para, buna karşın gelirleri TL olan kulüpler ateş hattındalar. Şimdi tüm kulüp yönetimleri, devre arasında bu krize karşı ne yapabileceklerinin arayışındalar. Ekonomik olumsuzluklar kötü yönetimlerle de birleşince kulüplerin finansal yetersizlikleri daha da artmış ve kulüplerin faaliyetlerini tehdit eder boyuta gelmiştir. Kulüpler yüksek devalüasyon nedeniyle gelirlerinin önemli bir kısmını kaybetmişlerdir. Kulüplerin mali yapılarında oluşan büyük zararlar, öz kaynaklarını iyice eritmiş ve onları teknik iflasa sürüklemiştir. Kulüplerin mevcut TL gelirleri, onların yabancı para giderlerini karşılamakta yetersiz kalmış ve had safhada sıcak para ihtiyacı artmıştır. Kulüpler devlet yardımı bekler hale gelmiştir.”

GÜNÜN SÖZÜ

CUMHURBAŞKANI Erdoğan TÜBİTAK ve TÜBA Bilim Ödülleri Töreni’nde tüm dünyaya seslendi:

“Bizi izlemeye devam edin diyorum.”

Belediye Başkanı Keskin 1.000 günün hesabını verdi

Yazının Devamını Oku

Tarım alanına OSB kurulamayacak

Edirne Uzunköprü Ticaret ve Sanayi Odası ile Edirne İl Özel İdaresi ve Uzunköprü Belediyesi tarafından, Kavacık köyünde ‘halka rağmen’ işlemleri başlatılan Uzunköprü Karma Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulması için 10 üst ölçekli planlarda yapılan değişikliklerin iptali için Danıştay 6. Dairesi’nde açılan davada yürütmenin durdurulması kararı verildi.

Davayı yürüten Av. Bülent Kaçar yaptığı açıklamada, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Kavacık köylülerinin haklı itirazlarını bugüne kadar hiç dikkate almadı” dedi.

Karma OSB’nin yapılması istenen 715 dönümlük Hazine arazisinin, Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden dönümü yaklaşık 1.200 TL’den pazarlık usulü ile alındığı ortaya çıktı. Kavacık köyünün kullanımına ait olan Hazine arazisinin yürütme kararları gereği derhal kamuya iade edilmesi gerekiyor.

Kaçar, Bakanlık’ı ve Edirne Valiliği’ni derhal karma OSB projesini iptal etmeye çağırdı.

Yüzlerce Kavacık köylüsü başından beri göletlerine, meraya, tarım alanlarına, DSİ ormanına, cevizliklerine, tümülüslerine bitişik OSB kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor. Ne yazık ki Bakanlık, köylülerin bu haklı itirazlarını görmezlikten geldi. Av. Bülent Kaçar, “Müvekkilim Mehmet Günay ve Kavacık köylüleri, muhtarlık ve Kavacık Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, köylülerin topraklarını, ormanlarını, su varlıklarını korumak için hukuksal ve toplumsal bir mücadele örneği gösterdiler” dedi.

Kavacık köylülerinin açtığı dört ayrı iptal davasında üç ayrı bilirkişi heyet raporu ve iki ayrı yürütmeyi durdurma kararı ile tarım topraklarının üzerine karma OSB kurulamayacağı kesinleşmiş oldu. Şimdi gözler Edirne Valiliği’nde.

GÜNÜN SÖZÜ

“BİZİM gerçek milliyetimiz, insanlıktır.” Herbert George Wells

YERLİ TANK UÇAK MOTORU

Yazının Devamını Oku

Memur ve emeklinin gözü 3 Ocak’ta

Milyonlarca memur ve emekli, verileri tartışılan TÜİK tarafından 3 Ocak 2022 Pazartesi günü duyurulacak enflasyon oranına kilitlendi.

Asgari ücretteki yüzde 50.5’lik artışın ardından yüksek zam beklentisine giren 3 milyonu aşkın memur ile 13.5 milyondan fazla emekli, SSK, Bağ-Kur emeklisi, dul ve yetim maaş ve ücretlere iyileştirme dahil en az yüzde 50’ye yakın zam bekliyor.

1 Ocak’ta maaşlara yapılacak yüzde 5’lik artışın yanı sıra ek zam talep eden 6.5 milyon memur ve memur emeklisi, düzenlenecek ek protokolle iyileştirme sağlanmasını siyasi iradeden istiyor. Olası ek zam tutarının 3 Ocak’ta açıklanacak enflasyon oranı ile netleşeceği belirtiliyor. Kamu çalışanları ile emeklileri, maaş ve tazminatlarını yükseltecek 3600 ek göstergenin hükümetin açıklamaları doğrultusunda yeni yılda hayata geçirilmesini umuyor.

Aralarında hâlâ 1500 ile 2500 lira gibi son derece komik aylığa talim eden, yüksek enflasyon karşısında giderek yoksullaşan SSK ve Bağ-Kur emeklisi, dul ve yetimi de asgari ücrette olduğu gibi yüzde 50 zam bekliyor. Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ

“GENÇ kuşaklar bilim, sanat ve teknikle ilgili değer taşıyan yapıtları anlamlarını iyice kavrayana kadar okumalı. Aydınları serbest okuma alışkanlığı kazanmayan toplumlarda, düşündüğünü yazan, düşüncesini açıklayan insan da pek az olur, ortam demagoglara kalır.” Server TANİLLİ

Almanlar, aşı işinin başına güçlü isimleri getirdilerTURKOVAC HAYIRLI OLSUN!

DÜN Türkiye için tarihi bir gündü. Acil kullanım onayı verilen ‘Turkovac’ın seri üretimine başlandı. Gelecekte yazılacaklar için bugünün ayrı bir önemi olacak. Aşının bir hafta ya da on gün içinde uygulanmaya başlanacağı söyleniyor. Ülkeye, milletimize olduğu kadar insanlık için de hayırlı olsun diyoruz. Seri üretime geçilmesiyle COVID-19 aşısını üreten 9 ülke arasına girdik. Bu az buz bir şey değil. COVID-19 salgınının hız kesmeden devam ettiği günümüzde çok önemli bir gelişme oldu.

Avrupa’ya bakarsak; ‘

Yazının Devamını Oku

Tarımda bu hesap tutmuyor

TBMM’de, Tarım ve hayvancılık konusunda öne çıkan isimlerden CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal’a, üretim ve gelir konusunda bazı sorular yönelttik. Açık yanıtlar verirken bazı şeyler de öğrendik. Örneğin, hayvancılığın yüzde 70’ini yemin oluşturduğunu.

Ziraat Mühendisi Sarıbal, son günlerde süt ve besi üreticilerinin artan maliyetler karşısında her gün zarar ettiğini belirttikten sonra “çünkü” diye devam ediyor:

“Hayvancılık sektörünün kabul gördüğü, süt üreticisinin ürettiği bir litre sütten 1,5 kilo yem, besicilik yapan yetiştiricilerin de ürettiği bir kilo karkas et karşılığında 25 kilo yem alabilmesidir. Bu denge sağlandığı zaman süt ve besi üreticisi maliyetleri karşılayabiliyor ve makul bir kârla işletmesinin devamlılığını sağlayabiliyor.

Geldiğimiz noktada geçen yıl ekim ayından itibaren süt üreticisi bırakın kazanmayı, 1 litre süt karşılığında 1 kilo yem bile alamadığı gibi şu günlerde bir litre süt karşılığında 800-850 gram arası yem alabilmektedir. Aynı durum besicilik yapan hayvancılık işletmeleri için de geçerlidir. Besi işletmesi bir kilo karkas et sattığında 13 kilo yem alabilmektedir. Bir kilo karkas et karşılığında 12 kilo yem masrafı ile zarar etmektedir.

Bu durumda, çözüm için maliyetler güncel hesaplanarak süt ve besi üreticisinin paritenin altında kalan kısmı destek olarak verilebilir veya TMO tarafından yapılan yem regülasyonu artırılarak piyasa da yem fiyatlarını düşürerek sabitlemekle mümkün olur.”

Akla şu geliyor: “Zarar eden hiç kimse daha fazla zarar yaparak devam edemez. Gereken tedbirler alınmadığı takdirde şu an yaşanan damızlık hayvanlar (inek) kesime gitme durumu daha da artarak devam edecektir ki bu durumda süt ve süt ürünlerinde kayıp demektir. Damızlık hayvan olmaması besi hayvanlarının da olmaması demektir aynı zamanda.”

Bu konuda acil önlem nasıl alınacaktır?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

5. aşı Novavax

AB Komisyonu, Brüksel’deki Avrupa İlaç Dairesi’nin tavsiye kararına uyarak COVID-19 salgınına karşı 18 yaşının üzerindekiler için kullanılmak kaydıyla beşinci aşıya acil kullanım onayı verdi. Firma 17 Kasım’da İlaç Dairesi’ne acil kullanıma izin için başvurmuştu. ABD’li “Novavax Inc.”in geliştirdiği protein bazlı aşının adı “Nuvaxovid”. Salgının daha başında büyük umut veren, dönemin Trump yönetimi tarafından büyük mali destek verilen aşının geliştirilmesi, yaşanan sorunlardan dolayı gecikti.

ABD’nin Maryland kentindeki şirketin geliştirdiği aşı koronavirüsün dikenli proteinini taklit ederek bağışıklık sistemini uyarıyor, vücudu gerçek virüse karşı hazırlıyor. Üç hafta arayla iki doz yapılması gerekiyor. Buzdolabında muhafaza edilebildiği için lojistik olarak avantajlı. ABD, Meksika ve İngiltere’de 45 bin kişi ile yapılan araştırmada, yüzde 90 civarında koruma sağladığı söyleniyor.

AB Komisyonu, salgının daha da şiddetli olduğu dönemde Novavax şirketiyle 4 Ağustos 2021’de tedarik sözleşmesi imzalamıştı. Buna göre firma 2022’nin ilk çeyreğinde 100 milyon doz aşı verecek. AB üyesi devletler 2022 ve 2023’te toplam 100 milyon doz daha ısmarlama opsiyonuna sahip.

AB Komisyonu bugüne kadar beş aşıya acil kullanım onayı verdi. Aşılar ve teknolojileri şöyle:

BioNTech/Pfizer (mRNA), Moderna (mRNA), AstraZeneca (Adenovirus) ve Johnson&Johnson (Adenovirus).

Yeni aşı ile bu sayı beşe yükseldi. Yapılan anlaşmalar ile BioNTech/Pfizer 2.4 milyar doz, Moderna 460 milyon doz, AstraZeneca 400 milyon doz, Johnson&Johnson 400 milyon doz aşı verecek.

Almanya’da aşı kampanyası 360 gündür devam ediyor. 19 Aralık itibarıyla Almanya’ya 159.9 milyon doz aşı geldi. Bunların dağılımı şöyle: 116.3 milyon doz BioNTech, 14.4 milyon doz AstraZeneca, 23.9 milyon doz Moderna, 5.2 milyon doz Johnson&Johnson.

19 Aralık itibarıyla bu aşıların yüzde 88.9’u kullanıldı.

GÜNÜN YAŞAMI

Yazının Devamını Oku

Kaçak içki olayında gerçekler göz ardı edilmemeli

Kaçak olayı aldı başını gidiyor. Yılbaşına girerken, yaz sonunda Trakya’da yaşanan olayın ardından daha vahim bir durumun ortaya çıkması nedeniyle en az 50 dolayında vatandaş can verdi. Kaçak rakı yapmaya yönelen vatandaşlardan her yıl en az 500 ölüm olduğu belirtiliyor.

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken nihayet bir açıklama yaptı ve 2015 yılından beri devletin kaçak alkolden vergi kaybının 9 milyar TL olduğunu söyledi. Yeni yıla girerken vergilerin yüksekliği sebebiyle maalesef yine sahte içki üreticileri ve buna bağlı ölüm haberlerinin arttığını belirten Palandöken, “Hem üretene, hem içene, hem de devlete geri dönüşü olmayan zararlar veren, insan canına kasteden sahte alkol üreticilerine fırsat verilmemeli” dedi. Çözüm için şöyle diyor Palandöken:

Vatandaşımız esnaftan güvenilir ve bandrollü şişeleri tercih etmeli. 81 ilde devam eden zehir kod adlı operasyonlara emniyet güçlerimiz ara vermeden devam etmeli. En önemlisi bu operasyonlara vatandaşlarımızın da gördükleri, duydukları zehir tacirlerini bildirmelerini rica ediyorum.”

FUKARANIN İSTANBUL’DA NE İŞİ VAR

SOSYAL medyada mezarlık konusu tartışılıyor. İzmir’den İdris Akyüz, “Ölsen de kurtulamıyorsun. Fukaraya mezar bile yok. İstanbul’da bildik bir mezar yeri fiyatı 41 bin TL oldu” demiş. Arkasından sosyal medyada yazılanlara bir bakar mısınız:

İstanbul’da her sınıfa ait mezarlık var, aile mezarlığı varsa tamam yoksa en az 50-60 kilometre mesafeye gönderiyorlar”, “Valla ben ölmeyi hiç düşünmüyorum”, “Ecel sana ait değil ki”, “Fukaranın İstanbul’da ne işi var”, “Yöresinden geçinme şartlarından yoksun olduğu için gelmiştir gurbete”, “Herkes şark kurnazlığı peşinde”, “İnsanlar neden İstanbul’a göç etme mecburiyetinde bırakılmıştır? Asıl sorgulanması gereken budur.”

MESAJ PANOSU

NE yazık ki bitik iktidarın karşısında yitik bir muhalefet vardır. Toplum uyuşturulmuş olarak olanları seyretmektedir. Ülkemizde bütün bu yapılanlara karşı duracak demokratik güçler nerededir? Gerçek bir muhalefet, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ile Mustafa Kemal’in gençleri aranmaktadır. Suay KARAMAN 

ARAŞTIRMASI 40 YIL SÜREN KİTAP

Yazının Devamını Oku

Emekliler de 50.44 zammını bekliyor

Asgari ücretin kamuoyundaki beklentilerin üzerinde, yüzde 50.44 artışla net 4.253 liraya yükseltilmesi yakıcı hayat pahalılığı karşısında emekçiyi bir ölçüde soluklandıracaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan yeni asgari ücrette en önemli gelişme, emekçinin yıllardır talep ettiği ücretten gelir vergisi ile damga vergisi kesintisine son verilmesi oldu. Böylelikle işverenin üzerindeki 450 liralık vergi yükü kaldırılmış oldu.

Emekçinin talebi uzun yılların ardından karşılık buldu. Bu uygulama ile tüm memur ve işçilerin maaşının asgari ücreti kadar bölümünden gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılmayacak.

Halen 2.825 lira olan asgari ücretin 1 Ocak 2022’den itibaren net 4 bin 253 lira 40 kuruşa yükselmesi ile brüt asgari ücret 5.004 lira düzeyinde olacak. Doğrudan 7 milyon kişiyi ilgilendirse de 10 milyon emekçinin temel geçim kaynağı olan asgari ücretteki yüzde 50.44 oranındaki artış ne denli sevindirici ise de durdurulamayan yüksek enflasyon karşısında 4-5 ay sonra erimesinden kuşku duyuluyor. Bu anlamda bir an önce çarşı-pazardaki ateşin dindirilmesi şart. Asgari ücretin yükselmesiyle kıdem tazminatı, SGK primi, işsizlik sigortası, Genel Sağlık Sigortası primi tutarları da artacak.

Ocak ayında aylık ve maaşlarına yüksek olasılıkla yüzde 15 zam yapılması beklenen 13 milyonu aşkın memur, işçi, esnaf, çiftçi emeklisi ile dul ve yetimi de asgari ücrette olduğu gibi yüzde 50 oranında zam bekliyor. 1.500 ile 2.500 lira arasında aylığa talim eden emekli bu artışı fazlasıyla hak ediyor. Yine memur da ek protokol ile ocakta maaşlara yapılacak yüzde 5 zammın artırılmasını istiyor.  Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ

“DEVRİM yapılırken yelpaze sallanmaz.” Albert Camus

NEYLE ÖDERSEN ÖDE AYNI KAPIYA ÇIKIYOR

EDİRNE’DE

Yazının Devamını Oku

İBB’de teftiş isyanına dikkat

İBB Teftiş Kurulu Başkanlığı, Büyükşehir’in yönetimi ve denetimi altındaki kişi ve birimlerin faaliyetleri ile her türlü iş, işlem ve etkinlikleriyle ilgili olarak teftiş, denetim, inceleme ve soruşturma işlerini yürütmektir.

Teftiş heyeti, İmamoğlu’na bağlıdır. İmamoğlu, Teftiş Kurulu Başkanlığı’na Ticaret Bakanlığı’ndan istifa eden maliye kökenli Müfettiş Abbas Yaşar’ı atamış, huzursuzluklar ve eleştiriler bundan sonra başlamış. Yaşar’ın, Kurul’da tarafsız hizmet yürüten müfettişlere mobbing ve hakaret içeren söylemleri, genel şikâyet konusu olarak gündeme getirilmektedir. Bir başkan, çalışanlarından kendi görüşleri doğrultusunda dosya hazırlanmasını veya emekli olunmasını isteyebilir mi? Uyguladığı tüm baskı ve mobbinglere rağmen dosyaların sonuçlarına müdahale edemediği için, 15 yıl önce emekli olmuş maliye kökenli müfettişleri, deneyimli müfettişlerin yerine getirmesi ne kadar doğrudur?

Kuruma 30 yıl hizmet veren müfettiş kadrolarına, “Sizler maliye müfettişi gibi çalışacaksınız” uyarısı ne demektir? Bütün bunlar küçümseme ve aşağılama değil midir? Vilayetten gelen karşı yazıları, belediye müfettişlerini zor duruma düşürmüyor mu? İBB müfettişleri “Bizi boş uygulamalarla nasıl işlevsiz bırakıyorsunuz?” diye sorular ortaya atıyorlar.

Kurul Başkanı, yetkisi bulunmadığı halde ilçe belediyelerinin (özellikle CHPli) geriye dönük imar uygulamaları hakkında soruşturma açtırarak, ilçe ve İBB görevlilerini zor durumda bırakmış olmuyor mu?

Bizim anladığımız, denetim mekanizmaları ile oynamak hiçbir siyasetçiye hayır getirmez. Aksine, siyasetçi denetimin önünü açmak için çaba göstermelidir, hele İstanbul gibi bir zor bir kentte.

GÜNÜN SÖZÜ

“BEDENİ iyileştirmek için önce yüreğin iyileşmiş olması gerekir.” Balzac

GENÇLERİ KAZANAN SEÇİMİ ALIR MI?

GENÇLİK

Yazının Devamını Oku

BAE’yi tanımak ister misiniz?

Birleşik Arap Emirlikleri 1960 yılında bağımsız oldu. Ülkenin nüfusu 5.0 milyon olup, yerli Araplar ancak 700 binini oluşturuyor. 4.3 milyonu ise ‘karşı sahil’den gelen Hintli ve Pakistanlı. Ülkede, içki ve kadın ticareti serbesttir. Suudi Arabistan bunları yasakladığı için başarılı olamamıştır. Ülkede ticaret, turizm hâkimdir. Petrol gelirlerinden çok dövizi vardır. Geçmişte Özal döneminde ekonomik ilişkilerimiz çok gelişmişti. Biz hep Cidde ve Dammam’dan karayolu ile Dubai’ye giderdik. 2012 yılında Araplarla Türkiye’nin arası bozuldu. Biz onları, onlar da bizi küçümsediler.

Küskünlük yaklaşık bir ay kadar öncesine kadar sürdü. Aslında Türkiye, lojistik değerini bilmiyordu.

Şimdi anlamış gibi.

BAE, 1960 yılında İngiliz sömürgeliğinden kurtuldu. Ülkenin tüm altyapı işleri bitmişti.

BAE’lilerin, artık Çin’den bıkmış olduklarını söyleyebilirim. Çin’in lojistik üssü Cebel Ali’de, bütün malını Ortadoğu ve Avrupa’ya buradan gönderiyor.

Türkiye’ye yakın olmak istediklerini biliyorum. İran’dan ise korkuyorlar. Amerika’nın kendilerine her zaman kazık attıkları düşünürler. Diğer Arap ülkelerinden de uzak durmak isterler.

BAE, sofistike projeler yapmakta mahir olduklarını gösterdi. Çölün ortasında “Master” adlı bir kent yarattılar. Orada her şey ‘yeşil’. Golf ve kayak merkezleri de var. Buraya Avrupalılar bayılıyor. Batı’nın zenginleri oradan ev almayı ‘moda’ sayıyor. Bitkiler ‘havada’ yetişiyor, gaz ve güneşle ısınıyor. Hidrojen ve oksijen gazlarını birleştirerek su üretiyorlar.

NİYE MAL MÜLK SATALIM

BAE’nin petrol ve gaz gelirleri yılda 60 milyar doları buluyor. Türkiye’ye Swap yoluyla rahat kredi verebilirler. Türkiye hariç bütün bu sözünü ettiğimiz ülkeler dolar zengini. Bizim gibi ağlayanı da yok. Biz dolara hâkim olamıyoruz. Çanakkale Köprüsü gibi projelere harcıyoruz. İş dünyasında, BAE’nin Türkiye’yi ticari üs yapmak istediği konuşulmaktadır. Ama nasıl? Geçmişte Boğaz sırtlarında kıymetli bir arsa aldıklarını biliyoruz. Pilot ve teknisyenlerini Türkiye’de eğittirirlerdi. Bize her türlü eğitim içinde de gelirlerdi.

Yazının Devamını Oku

Hekimler gidiyor, sağlığımız da gidiyor

TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, “Sağlık Bakanlığı’nda çalışan ve emekli olan hekimlerin özlük haklarını düzenleyen ve Genel Kurul’da oybirliği ile kabul edilen düzenlemenin Komisyon Başkanı’nın, Komisyon’u toplamadan tek başına imzaladığı bir gece yarısı tezkeresinin Genel Kurul’da okutulmasıyla teklifin geri çekilmesi, Anayasa’ya, yasalara ve TBMM içtüzüğüne aykırıdır; bu durumu doğru bulmuyoruz” dedi.

Hekimlerin ve tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının acilen düzenlemesi gerektiğini söyleyen Dr. Ali Şeker, “Geçtiğimiz cuma gününe kadar 1.270 hekim yurtdışına gitmek için belge aldı. Üç büyük tıp fakültemiz olan Hacettepe, Cerrahpaşa, Çapa geçen yıl 1.133 hekim mezun etti, biz 1.270 yetişmiş, çoğu alanında uzman hekimi kaybettik. Bu artış trendi öyle bir noktaya geldi ki önümüzdeki yıl 2 bin, ondan sonra 2.500 olarak devam edecek. Özlük hakları düzenlemesinin acilen yapılması, yasalaşması gerekiyor” uyarısında bulundu.

Dr. Şeker şöyle dedi:

“Bakanlık bir düzenleme getirdi. Partilerin oybirliğiyle kabul edilen iyileştirmeler, iptal edilmek üzere hukuksuz bir şekilde Komisyon’a geri çekildi. Veteriner hekimler ile ilgili iyileştirmeler de buna ilave edilebilirdi. Torba yasaları bugüne kadar hep eleştirdik. Şimdi siz bu teklifi geri çekmek için ilk defa torba yasa eleştirisi yapıyorsunuz. Bu doğru değil. Geri çekmek yerine eksiklerini tamamlayalım.

Önümüzdeki sene bir emekli hekim 11-12 bin lira alacak, bu da ‘valinin 200, 300 lira üzerinde olacak’ diye bir tepki geliştirildi. Bir vali 4 yıl okuyor, bir uzman hekim uzmanlığı hak edene kadar en az 12-13 yıl. Ve bir vali emekli olduğu gün telefonunu kapatabiliyor, bir hekim ölene kadar telefonunu kapatamıyor. Bir süre sonra riskli branşlarda ameliyat yapacak cerrah bulamayacağız. O iyi yetişmiş olan cerrahları, uzman hekimleri bir bir yurtdışına kaptırıyoruz.”

Dr. Şeker, teklifin geri çekilmemesini, Sağlık Komisyonu’nun tekrar toplanarak konuyu tartışmasını önerdi.

GÜNÜN SÖZÜ

CHP Ankara Milletvekili Nihat Yeşil, “2022 Merkezi Bütçe Kanun Teklifi’nin TBMM’ye sunulduğu 16 Ekim’de dolar kurunun 9.27 TL olduğunu ve 58 günde 2022 Bütçesinin yüzde 54’ünün başlamadan eridiğini” söyledi.

Kastamonu’nun etkinliklerine Sarıyer ev sahipliği yapıyor

Yazının Devamını Oku