GeriYalçın BAYER Akşener’in partisinin adı ne olmalıdır? Erdoğan, ‘ümmetçilik’ten ‘turancılık’ kulvarına geçti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Akşener’in partisinin adı ne olmalıdır? Erdoğan, ‘ümmetçilik’ten ‘turancılık’ kulvarına geçti

PROF. Dr. Tülay Özüermen bir mail mesajında Meral Akşener’e kuracağı partinin adı konusunda bir öneride bulunuyor:

“Koray Aydın partinin isminin Merkez Demokrat Parti (MDP) olacağını söyledi. Merkezde olduğu programında yer alabilir. Parti toparlayıcı olmak istiyorsa; Cumhuriyetçi Demokratik Parti (CDP) adı daha uygun... Laik Cumhuriyet yoksa ne merkez var; ne de demokrasi…”

Bunu parti çalışmalarına katılan, üst düzeydeki emekli bir bürokrata sorduk. Yanıtı şöyle oldu:

“İsimlendirmek çok önemli değil, içinde bulunduğumuz ortam Türkiye’nin kurtuluşu için herkese görev yüklüyor. Bu bir vicdanı daha doğrusu milli bir  görevdir. Herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Çünkü huzurlu ve adaletli bir topluma ihtiyacımız var. Dikkat ederseniz Tayyip Erdoğan ‘ümmetçilik’ten, ‘turancılık’ kulvarına geçmek istiyor artık. Dünya Müslümanları birleştirmek misyonundan geri adım attı, bu gömleği çıkardı. Dünya Türklüğüne sahip çıkmak istiyor. Malazgirt törenleri bunun bir işaretidir. Ertuğrul Özkök de bir yazısında buna değinirken “Ümmet kızılelması çöktü, umut millet kazılelması, dedi.”

İktidarın yapabileceklerinin bir sınırı olmadığına, kalmadığına dikkat çeken bu bürokrat sözlerine şu hususları da ekledi:

“Adalet kavramını tartışmak bile gereksizdir. Demokrasinin temel bir kavramıdır çünkü. Bir hukuk devleti, adaletle anlaşılır. Ne yazık ki, bunu anlamayan, önemsemeyen kişiler var. Türkiye’nin kötü gidişine dur demek gerekiyor. Kim ne derse densin, Meral Akşener bugün artık ‘umut’ olmuştur. Vatanseverler direne direne kazanacaklardır.”

HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ ANAYASA MAHKEMESİ GÖZETMİYOR MU?

‘VÜCUT AÇISI OLMADI’

ANAYASA Mahkemesi Başkanı, 30 Ağustos münasebetiyle Cumhurbaşkanı’nın, Başkomutan sıfatı ile verdiği resepsiyonda fazlaca eğilerek, nerdeyse ‘esas duruş’ göstermiş. Asker personelin, Anayasal komutanları önünde verdikleri selamın, askeri ölçekte olması gerekmekte olup, yadırganacak bir tarafı olamaz...

Anayasa Mahkemesi Başkanı, aynı zamanda, yargıç sıfatı ile de teçhiz edilmiş olduğu için, iktidar karşısında ‘vücut açısı’ önem kazanır.

Dünya uygulamasında yerleşik teamül de bu yönde olup, abartıya yer vermeyen, makul bir saygı içeren duruşlar geçerlidir.

Yasalar ve kararnamelerin Anayasal denetimi Anayasa Mahkemesi’nin uhdesinde.

Türkiye öngörülen süreyi aşan olağanüstü hal içinde, olağanüstü kararname rejimi ile yönetiliyor. Süre ve konu bakımından yapılan itirazları, Anayasa Mahkemesi, gündemine almıyor.

Olağan kararnamelere geçişin akabinde, Anayasa Mahkemesi, iç hukukta nihai denetim mercii olarak görev yapacak. Anayasa Mahkemesinden, ‘bir ümit olarak’ haklı beklenti; Kararnameler karşısında, hukukun üstünlüğünü gözetmesidir.

GÜNÜN SÖZÜ

PROF. Dr. Doğan Kuban’dan ‘küçülen Türkiye’ fotoğrafı netlikten uzak:

“Kentlerden başlamak üzere her şeyin boyutunu küçültmek zorundayız. Nüfusu sayamıyoruz. İstatistik yapamıyoruz. Seçimi güvenli yapamıyoruz. Kent planlayamıyoruz. Yeterli üretim yapamıyoruz. Ayağımız yatağın dışına sarkmış. Reklamlar halkı tüketim hastası yapmış. Kendi üretmediği şeylere düşkün olduğu için satabildiğimizden çok fazlasını satın alıyoruz. Toplumsal krizler bu dengesizlikten kaynaklanıyor. Çözüm boyutları küçültmekten geçiyor. Toplumun çözmesi gereken en önemli sorun budur!”

PANO

- ADALET konusunda son yapılanlar iyi. ‘sen ne kadar bilirsen bil söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır.’ (Mevlana) sözünü unutmadan halkı  eğitmek gerek. Dürüst vekilleri etkilemek gerek; kavga etmeden, hissettirmeden, hücum. Dinçer ÖNAL

- AKP’ye yakın insanların çocuklarının bir kısmı sol bir İslamcılığa, bir kısmı da Selefiliğe yöneliyor. Ruşen ÇAKIR

AĞIR METAL ZEHİRLENMESİ TARTIŞMA YARATTI

ABB, PROF.AKIN’A TEPKİ GÖSTERDİ

ANKARA’da iç hastalıkları uzmanı, Prof.Dr. Akın Yıldız’ın “Acil servisler neden kalabalık?” diye sorarken, Ankara’da zehirlenmelerin Kızılırmak suyundaki MTA atıklarından kaynaklandığını belirten yazısına Ankara Büyükşehir Belediyesi(ABB)’nden açıklama kaldı. Açıklamada imzası olan Basın Koordinatörü Avni Kavlak, yazın özellikle Ağustos’ta ishal vakalarında belli bir artış olduğuna değinirken “Yıldız’ın, bilimsellikten ve her türlü veriden uzak, halkı taciz eden bu önyargılı yazısını kınıyoruz” dedi.

Kavlak, MKE Fabrikalarının Kesikköprü Baraj sularını etkilemesi fiziki ve coğrafi olarak etkilemesinin mümkün olmadığını söyledi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasında daha sonra şöyle deniliyor:

“ABB, bu durumu bildiği ve geçmiş yıllardan deneyimi olduğu için bu tür söylentileri engellemek amacıyla Ağustos ayında Kızılırmak’tan (Kesikköprü Barajı’ndan) su alımını durdurmuştu. İddiaya göre, insanlar Kızılırmak suyundan rahatsız olmuş olsa, Ankara’nın nüfusu 5 milyonu aşkın. Bunun yarısının tatilde, Ankara’dan uzak olduğunu düşünsek bile, geriye kalan 2.5 milyon insanın etkilenmesiyle hastaneler ne durumda olurdu varın siz hesaplayın.”

ABB Basın Koordinatörü Avni Kavlak daha sonra şöyle konuştu:

“Prof. Kızılırmak’a başta 20’den fazla fabrikası olan MKE ve çok sayıda metal içeren sanayi tesislerinin atıkları akmaktadır” demesinin bilgisizlik ve önyargılı olmasından kaynaklandığını savundu ve “MKE fabrikaları Kırıkkale’de kurulu. Oradan geçen Kızılırmak suyu ise Ankara’nın su aldığı Kesikköprü Barajı’nın neredeyse 50-60 kilometre aşağısında kalıyor. Yani MKE Fabrikalarının Kesikköprü Baraj sularını etkilemesi fiziki ve coğrafi olarak mümkün değil” diye ekledi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2007 yılında Tüm Türkiye’yi etkisi altına alan kuraklık döneminde Kesikköprü Barajı’ndan su almaya başladığında aynı önyargılı kurum ve kişiler yaygarayı koparmışlar, “Kızılırmak suyunun İnsan Sağlığına zararlı olduğunu” iddia etmişlerdi.

O tarihlerde konu mahkemeye intikal etmiş, Mahkeme, ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü hocalarını bilirkişi tayin etmişti. ODTÜ bilirkişi heyetinin bilimsel analizleri sonucu, ne Kesikköprü Barajı’ndan alınan suda, ne de Ankara’ya verilen suda insan sağlığını tehdit eden bir madde bulunmadığı, Ankaralıların kullandığı şebeke suyunun tüm Dünya standartlarına uygun olduğu bilimsel bir şekilde belgelenmişti.

Sayın Yıldız’ın bilimsellikten ve her türlü veriden uzak, halkı taciz eden bu önyargılı yazısını kınıyoruz.”

KURULTAYIN ARTI VE EKSİLERİ

SANATÇI Bedri Baykam, Adalet Kurultayı’nın artı ve eksileri özetle şöyle anlattı:

-İKTİDAR çevreleri Kılıçdaroğlu’dan çok korkmaya başladılar. Bu atlet konusunda emir üzerine her birinin tekrarladığı, elle tutulan hiçbir yanı olmayan sözde eleştiriler, aslında şimdiden 2019’u düşünerek CHP liderinden ne kadar rahatsızlık duyduklarının bir ifadesiydi. 25 gün süren büyük Adalet Yürüyüşü, zaten ana muhalefet liderinin kotasını yukarılara çekmişken, onun daha fazla kamuoyu nezdinde parlamasını istemiyorlardı. Adalet Kurultayı başlarken de Kılıçdaroğlu’nun atletli fotoğrafını kendileri açısından şansız şekilde gündeme taşımalarının nedeni buydu.

KILIÇDAROĞLU KENDİNİ İYİ GELİŞTİRDİ

Doğruyu söylemek gerekirse, Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığını kazandığı ilk yıla oranla kendini çok geliştirdi. Konuşmaları daha vurucu, kelime seçimleri ve örneklemeleri halkı cezbediyor, vücut dili de gelişti. Bu toplum kendisinden daha da fazlasını bekliyor ve umuyorum o günler de geliyor. Toplum artık kendisine ana muhalefet partisi lideri olarak bakıyor. Özellikle Adalet Yürüyüşü’nden sonra çok farklı halk katmanları kendisine bir hayranlık duydu. Bu adalet Kurultayı da Adalet Yürüyüşü’nün mükemmel bir tamamlayıcısı ve başarılı ikinci hamlesiydi.

ERCAN KARAKAŞ ARANIYOR

-Sanatçılar Çalıştayı’na, benim dışımda Ataol Behramoğlu, Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu, Mehmet Güleryüz, Haluk Işık, Ezel Akay, Berhan Şimşek, Emre Yetim, Eren Aysan gibi isimler katıldı. CHP adına da Sera Kadıgil oturumu yönetti. Kendi konuşmalarımda özellikle, Ercan Karakaş’ın ‘Sanat ve Kültürden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’ sıfatını bırakmasının ardından, sanatçılar ile parti arasında köprünün maalesef koptuğunu vurguladım.

ALKOL VE İHRAÇ TELAŞI!

- CHP’nin alkol ve erotizm konularında kolay pes ettiği ve geri adım attığı da dile getirildi. Parti, bu konuda uyarı dışında bir ceza verirse, kendi seçmenlerinin büyük bir bölümünün tepkisini çekecek, ki bu da karşı tarafa gereksiz ötesi şirin görünmeye çalışmaktan çok daha vahim sonuçlar doğurabilir.

- Nasuh Mahruki, gelişmiş ülkelerle aramızdaki makasın her an açıldığını ve dünya uçan arabalar, teknik harikalarla uğraşırken, Türklerin 3. sınıf insanların 3. sınıf bakış açılarına mahkum kaldığını dile getirdi. Yazar Tayfun Atay, “Siyaseten dine oynayarak yürütülen dinbazlık politikası, en büyük zararı yine dine veriyor, dinin önemini koruyabilmek için laikliğe ihtiyaç var” derken, laikliğin en önemli getirisinin farklı inanç ve mezheplerin bir arada barış içinde yaşayabilmesi olduğunu hatırlattı.

ELİAÇIK CİDDİ İLGİ GÖRDÜ

Eliaçık, Kuran’dan yola çıkarak hatırlatmalarda bulundu ve ciddi eleştirilerde bulundu. “Adem’den gelen kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur” dedi. Dindarların, ateistler ve agnostiklerle kolayca bir araya gelebilmeleri ve sorunsuz şekilde bir arada yaşamaları gerektiğini vurguladı. Kapanışta söylediği cümlelerden biri düşündürücü ve çarpıcı: “Sarayın dinine karşı, adalet arayanların dini aynı mıdır?” derken aslında izleyicilerin değil, başkasının gözüne bakıyor. Devlette, seçimde, geçimde, eğitimde, yaşamda, medyada adalet kalmadığını somut örneklerle kanıtlayan panel ve çalıştaylar, toplum katmanlarında bir duyarlılık yaratabilir.

BARIŞ VE SEVGİ BULUŞMALARI

BEYLİKDÜZÜ Barış ve Sevgi Buluşmaları’nda Edip Akbayram, Sıla ve Ozan Doğulu sahne alacak; yarın Sahaflar Festivali’nde Atatürk’ün Osmanlıca dilinden Nutuk’un, Fransızca Lozan anlaşmasının ilk baskısının, yine Fransızca Sevr anlaşmasının içeren kitapların satışa çıkarıldı.

Beylikdüzü’ndeki mezatta yer alan bazı eserler şöyle:

* Nutuk (Osmanlıca) / Atatürk

* Lozan Anlaşması (İlk Baskı / Fransızca)

* Sevr Anlaşması (İlk Baskı / Fransızca)

* Kamûs-i Türkî – 2 Cilt Takım (1901 Basımı) Şemseddin Sami

* Nazım Hikmet’in Bütün Eserleri (Türkiye’de yasaklı olduğundan Bulgaristan’da Türkçe basılan çok az sayıda nüsha)

Sahaf Festivali, 3-11 Eylül tarihleri arasında da, her gün saat 15.00’te “listesiz kitap mezatı” ile devam edecek.

HATIRŞİNASLIK DA KALMADI

TEKFEN Holding’in ortağı ve TÜSİAD’ın eski başkalarından Feyyaz Berker’in vefat ilanları yer alırken, bir adet de Prof. Dr. Haluk Cillov’un vefat ilanı yer alıyordu. Yarım sayfalık ilanı ailesi vermişti.

Kesinlikle Feyyaz beyin değerli biri olmadığını düşünmüyorum. Türk ekonomisine neler kattığını, nasıl diğer iş adamlarına örnek olduğunu yakından biliyorum.

Ama aynı gün vefat ilanı yayınlanan sayın Prof. Dr. Haluk Cillo’a haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Haluk Bey, kasım 1974-mart 1975 arasında -Kıbrıs Barış Harekatı dönemi- TBMM dışından Ticaret Bakanlığı görevinde bulunmuş; İ.Ü. İktisat Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapmış, Fransa,Japonya ve Almanya devletlerinin liyakat nişanı sahibi olan  çok değerli bir iktisatçıdır. Bir çok kitap yazmış ve iktisat  konusunda bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Böyle bir zata,ilgili bakanlık yada tbmm olarak bir vefat ilanında bulunmak gerekmez’ miydi? Herhalde herhangi bir parti ile bağı olmadığı için bu hususa hiç dikkat edilmedi. Aslında bu olay; devlet kademesinde yer alan bütün  zevat için  olumsuz bir görüntü vermektedir.

Oğuz MANGIT

 

 

X

Demokrasiyi, 29 Ekim ile köklendirmek!

Kemalizm; Demokrasiyi, geniş anlamda ‘Cumhuriyetçilik’ ile köklendiren bir ideolojidir.

Atatürk, Cumhuriyet yönetim sisteminden geniş anlamda ‘Cumhuriyetçi demokrasiyi’ anlıyordu. Kendi elyazısıyla şöyle yazmıştır: “Binaenaleyh (bundan dolayı) demokrasi prensibinin en asri (çağdaş) ve mantıki tatbikini (uygulamasını) temin eden (sağlayan) hükümet şekli cumhuriyettir” diyen bir Kemalizm’in lideri nasıl olur da, anti-demokrat olarak itham edilebilir? Okların içinde demokrasi okunu arayanlar, okların ucunun işaret ettiği yere hiç bakmazlar mı?

Kaldı ki her demokrat rejim Cumhuriyetçi de olmayabilir. ‘Cumhuriyetçi demokrasi’, kimsesizlerin de kimselerinin demokrasisidir.

Cumhuriyeti, ‘(sosyal) demokrasi’ ile taçlandırmak yerine, demokrasiyi, ‘Cumhuriyet’ rejimi ile köklendirmek gerekir.

Demokrasiyi genişleyeceğiz diye Cumhuriyet’i daraltmaya, küçültmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Cumhuriyet tümcedir, demokrasi ise tümce içinde bir kelimedir.

‘Cumhuriyetsiz Demokrasi’ demokrasi faşizmi ile de sonuçlanabilir. Cumhuriyetçilik ilkesi bu açıdan sağlıklı bir demokrasinin de sigortasıdır.

‘Cumhuriyetçi Kemalizm’ aşılmamış ve aşınmamıştır. Ancak Kemalizm karşıtı sözde demokratlar aşınarak aşılmışlardır!

Tahir ÇALGÜNERBAKSI’NIN ‘ANADOLU ÖDÜLLERİ’

BAKSI

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyetimiz 98 yaşında!

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkez Yönetim Kurulu diyor ki: “Atatürk 10. Yıl Nutkunu ‘Türk Milleti! Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim. Ne mutlu Türk’üm diyene!’ diye bitirmişti. O’nun bu temennisine karşın, Cumhuriyetimiz 100. yılına giderken büyük sorunlarla boğuşmaktadır. Gazi, Cumhuriyet’in ilanından 36 gün sonra ‘Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava kazanılmış da değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız’ derken önümüze yaşamsal ve kutsal bir görev koymuştur.”

UMUTSUZ DURUM YOKTUR

Atatürk’ün uyarısı şudur:

“15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında 6 gün boyunca okuduğu Nutuk’u ‘Gençliğe Hitabe’ ile bitirmiş, bu görevi Türk Gençliği’ne ve ‘Ey Türk istikbalinin evladı’ seslenişi ile de her dönemin Türk Ulusu’na vermiştir.”

Umut için de şöyle diyor:

(Bugün) Umutsuz durum yoktur, umutsuz insanlar vardır, biz hiçbir zaman umudumuzu yitirmeyeceğiz. Ancak ilerleyen yıllarda Aydınlanma Devrimi’nin ateşi küllenmiş, Cumhuriyet’in kuruluş dönemindeki heyecan ve özgüven kaybolmuş, eğitim laik bilimsel temelden koparılmış, 1950 ve özellikle 12 Eylül 1980 sonrası ulusumuz Cumhuriyet kazanımlarını büyük ölçüde yitirmiştir. İçinde bulunduğumuz karanlık tabloyu yineleyerek umut kırmak yerine; ulusça kendimize güvenerek, birlik olarak, Laik Cumhuriyet’imizi yeniden kazanmak için harekete geçme vaktidir şimdi. İrfan Ordusunun önemli bir ögesi olan ‘Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedeni budur. Kemalizm’in parlak ışığı yeniden yurt semalarını aydınlatacak, Cumhuriyet kuruluş ayarlarına ve hedeflerine mutlaka yönelecektir. 100. yıla bu kararlılıkla yürüyor, başaracağımıza yürekten inanıyor, milletimize güveniyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

“KADININ algısı, bakış açısı, dünyası, zenginliği bambaşka bir şeydir ve onun kuvvetini görmezden gelirseniz, ciddi bir eksiklik içindesinizdir. İşin estetiğini, hassasiyetini, derinliğini, duyarlılığını, esprisini kaçırmışsınız demektir.” Zerrin TEKİNDOR

‘Best Of Rumeli 2021’ ödülleri dağıtıldıCİVAOĞLU VE BAYER’E KUTLAMA

Yazının Devamını Oku

Fleche ile Hacıkadı tavukları akraba çıktı

Fransız  ‘La Fleche tavuğu’ ile aynı genetik özellikle sahip ‘Gerze Hacıkadı tavuğu’, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyayken, Antalya Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’te keşfedilip koruma altına alındı. 2 yıldır yürütülen proje ile gen haritası çıkarılan ve çoğaltma işlemi uygulanan Hacıkadı tavuğunun sayısı 10’dan 1500’e çıktı.

Sinop Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Salim Akbaş, et lezzeti ve yumurtasıyla diğer türlerden farklı olan Hacıkadı tavuğu için coğrafi işaret çalışması başlattıklarını açıkladı. Akbaş, 2 yıl önce YÖREX’e katıldıklarında büyük market zincirlerinden birinin temsilcisinin Gerze Hacıkadı tavuğunun ekonomik değeri çok yüksek olan Fransız La Fleche tavuğu ile aynı genetik yapıdan geldiğini ve temin etmek istediklerini söylediğini anlattı. Akbaş, “Bunun üzerine bilimsel çalışma başlattık. Böylece Hacıkadı tavuğu yok olma tehlikesinden kurtuldu. YÖREX gibi yerel değerlerin korunması misyonuyla yola çıkan bir fuarda böyle bir çalışmanın başlatılması çok anlamlı. Demek ki YÖREX amacına ulaşan bir fuar. Bu noktada YÖREX’i hayata geçiren Antalya Ticaret Borsamızın Başkanı Ali Çandır’a teşekkür ediyorum” diye konuştu. Türkiye’de Denizli horozunun yanı sıra saf iki tavuk ırkından biri olan Hacıkadı tavuğunun nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve Sinop TSO Genç Girişimciler Kurulu’nun bir proje hazırlayarak bir zamanlar bölgede et tavuğu olarak yetiştirilen ve sayısı 10’a kadar düşen Gerze Hacıkadı Tavuğu’nu koruma altına alan bir proje başlattığını anlattı. Akbaş, Oda olarak yerel değerlerin öneminin farkında olduklarını ve Gerze Hacıkadı tavuğunun etine coğrafi işaret almak için çalışma başlattıklarını bildirdi. Akbaş, yürütülen proje ile hem Hacıkadın tavuğunu koruma altına aldıklarını hem üretimin geliştirdiklerini hem de ekonomiye kazandırmak için çalıştıklarını söyledi. Akbaş, “Türkiye’nin saf iki tavuk ırkından biri olan Gerze Hacıkadı ırkının gelecek nesillere aktarılması ve marka değerinin oluşturulması için çalışıyoruz. Hacıkadı tavuğunun eti, özel restoranlarda yüksek fiyatta tüketiciye ulaşabilecek bir ürün” dedi.

Sinop Genç Girişimciler Kurulu ve Hacıkadı Üretim A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Melih Çınar, Hacıkadı tavuğunun bir zamanlar Osmanlı saray mutfağının vazgeçilmezi olduğunu söyledi.

Hacıkadı tavuğunun yetiştirilme süresinin 6 ayı bulduğunu söyleyen Çınar, “Biz Hacıkadı tavuğunu yetiştirirken kuzu muamelesi yapıyoruz” diye konuştu. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Doç. Dr. Demir Özdemir, iki tavuğun genetik yapılarının aynı olduğunu ve bu nedenle ticari değerleri yüksek olan Hacıkadı tavuğununun Türkiye’de kuzu fiyatına satılabileceğini belirtti.

DEMEK Kİ FB 3-4-3 SİSTEMİNDE OYNAYAMIYOR

FENERBAHÇE 17 ve 24 Ekim tarihlerinde Trabzon ve Alanya 9. 10. haftalarda oynadığı lig maçlarını aynı trajik sonuçla 90. dakikada kaybetti. Çünkü FB’nin son dakikalarda mecalinin kalmadığı gözükmektedir. Antrenör Pereira ısrarla kanatları kapayamamakta ve beklenen golü yemektedir. Nitekim geçen hafta 5 Hürriyet yazarı durumun kötüye gittiğini açıklamışlardır. 4.3.3 sistemi 1954 yılında WM sistemine alternatif olarak rüya takım Macarlar tarafından geliştirilmiştir. Güya teknik direktör Pereira harika bir takım yaratacaktı. Fenerbahçe, bu yenilgilerle şampiyonluk düşünü kapatmıştır. Eski antrenör Aykut Kocaman savunma oynattığı için eleştirilirdi. Yeni Teknik Direktör Pereira, takımı uçuruma götürdüğü için eleştirilmemektedir. Çünkü Pereira’da hiçbir yetenek kalmamıştır. Durumu seyirciler görmektedirler ancak Ali Koç ve yöneticiler görmemektedir.   Aslan ÖZMEN

GÜNÜN SÖZÜ

“YAŞADIĞIMIZ çevre sadece biz insanlardan oluşmuyor. Artık doğaya ve diğer canlılara karşı daha saygılı bir şehirde yaşamak isteyen vatandaşlarımız çoğunluktalar, biz de gereğini yerine getiriyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Anadolu’nun DNA’sı YÖREX

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, 12 yıl önce ‘Sizin Oraların Nesi Meşhur?’ sloganıyla Yöresel Ürünler Fuarı ‘YÖREX’i hayata geçirdi. Çandır’ın attığı maya tuttu, Türkiye yöresel ürünleri ve coğrafi işaretli ürünlerle tanıştı.

YÖREX, bu yıl 20 Ekim’de ziyarete açıldı. Biz de YÖREX heyecanına ortak olmak için oradaydık. Birkaç saat içerisinde Edirne’den Kars’a, Diyarbakır’dan Trabzon’a, İzmir’den Gaziantepe Anadolu’nun her şehrini, bu şehirlerden gelen yöresel ürünleri gördük, tattık, dokunduk. YÖREX’teki ziyaretçilerle konuştuğumuzda “Memleket hasretimi gidermeye geldim” diyeni de var, özel yöresel ürünlerden almak için geleni de...

Fuarın fikir babası, mimarı Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ile konuştuğumuzda hedefinin henüz yarısında olduğunu söylüyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir medeniyetler zenginliğini ekonomiye kazandırmak, ardından da yurtdışı pazarına açmak Çandır’ın en büyük hedefi.

YÖREX harikalar yaratan bir organizasyon. 2010’da ilki düzenlendikten sonra hem yöresel ürünler hem de coğrafi işaret farkındalığı arttı. Coğrafi işaret tescilli yöresel ürün sayısı 12 yılda 109’dan 921’e, coğrafi işaret için başvuru sayısı 160’dan 723’e çıktı. Avrupa Birliği’nde 7 yöresel ürünümüz tescillenirken, 24 ürünümüzün tescil işlemleri devam ediyor. Bu arada TOBB’u da tebrik etmek lazım. Yöresel ürünlere alınan coğrafi işaretlerin yüzde 40’ını oda borsalar tescillemiş.

YÖREX’in 11’inci yılında 76 ilden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden yüzlerce yöresel ürün buluştu. 113 oda ve borsa, 16 kalkınma ajansı, 83’ü kadın kooperatifi olmak üzere YÖREX bu yıl toplam 650’nin üzerinde katılımcı ile ziyaretçinin karşısına çıktı.

TROPİKAL ÜRETİMİ

Tropikal meyvelerin Antalya YÖREX Fuarı’nda ilk kez bu kadar ilgi görmesi ilginçti. Üretim miktarının artması da dikkat çekti. Ne var ki tropikal meyve üretiminin artması aslında iklim değişikliğinin bir göstergesi.

Dünyadaki coğrafi işaretli ürünler pazarının büyüklüğünün 200 milyar dolar olduğunu öğrendik. Ne yazık ki Türkiye bunun yüzde 1’ini dahi alamıyor. Eğer coğrafi işaretli ürün pazarını büyütürsek, bundan 20 milyar dolarlık bir ihracat kapasitesine ulaşabileceğimiz ileri sürülüyor. Türkiye’de coğrafi işaretli ürün sayımızın 927’ye ulaşmış. Tabii bu rakamlarla bu gelirlere ulaşabilir miyiz? Asıl sorgulanması gereken konu bu.

100’e yakın çiftçinin ürettiği avokado, mango, kivi, çarkıfelek, papaya, ejder meyvesi, pitaya ve guava gibi 80’i aşan tropikal meyve çeşidi fuarda sergilendi. Gazipaşa, Alanya ve Manavgat’ta tropikal meyve üreten

Yazının Devamını Oku

Deniz Baykal haklı çıkmaya devam ediyor

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 3 Mart 2007 tarihinde Yeşilköy Havalimanı’na gelmişti. Kendisini karşılayan sekiz milletvekili ve partinin İstanbul yöneticilerine kızarak “İstanbul’da nedir bu yavşak ilişkiler?” diye kızgınlığını ifade etmişti. Bundan bir süre önce ‘Ulus’taki arsa göz kamaştırıyor’ ve ‘Muameleci yeniden seçildi’ başlıklı yazılarımız Baykal’ı doğruluyordu.

Aslında, Beşiktaş İlçe Başkanı Sebahattin Öztürk, Ulus’taki bir arsanın imar takibi için vekâlet almıştı. Beşiktaş ve İBB imar komisyonlarına seçilen bir başkan nasıl muamelecilik yapabilirdi? Nitekim bu olay partide büyük yankı uyandırdı. 13 Ekim 2021’de ünlü dosya İBB Genel Kurulu’na gönderildi. Ancak bir sorun vardı; CHP İmar Komisyonu üyeleri ve M. Sedat Özkan (12 yıldır komisyon üyesi tecrübeli, ayrıca Küçükçekmece’de Belediye Başkan Yardımcısı), Erkan Erdoğan, Sebahattin Öztürk (vekâleti alan) kendi dosyasına şerh yazdı; ‘muhalefet şerhi’nde şöyle denildi:

“1/5000 ölçekli Nazım İmar Plan kararlarına katılmadığımızdan...” Yani özetle ‘Yani bu rant planıdır, CHP grubu olarak ortak olmak istemiyoruz.’ Aradan bir gün geçtikten sonra CHP komisyon üyeleri şerhlerini geri çekiyorlar. O rapor oy birliğiyle meclisten geçiyor.

Ancak ‘rant’ın perde arkası var: AKP Grubu şerh ile meclis gündemine gelen raporu geçirmeyeceklerini, ancak şerh kaldırılırsa oy vereceklerini söylediler. Nitekim öyle de oldu. CHP Grubu’nda ise bizzat Canan Kaftancıoğlu’nun görevlendirdiği İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas, CHP Grubu’na gelerek şerhin kaldırılmasını istedi. Bir gün önce CHP Grup Başkan Vekili Doğan Subaşı şerhli raporu oylattı, bir gün sonra aynı Doğan Subaşı şerhin kaldırılmasını savundu. Halbuki Doğan Subaşı’nın bir önceki dönem CHP imar kriterlerini belirten metinde imzası var; bu rapor kriterlere de uymuyor. Kaldı ki bu kriterler Murat Karayalçın döneminde il kongresinde il delegeleri tarafından onaylanmıştı.

Rant olunca hiçbir kriter kalmaz. Bu arada bir not, Ekrem İmamoğlu’nun Elazığ gezisinde ‘muameleci’ Sebahattin Öztürk’ün yanında yer alması dikkat çekti.

GÜNÜN SÖZÜ

“EN kolay şey insanın kendisini aldatmasıdır, çünkü bir insan genellikle arzu ettiğinin gerçek olduğuna inanır.” Dimosthenis

Şirket kuruluyor, kanunu sonra Meclis’e getiriliyor

Yazının Devamını Oku

‘Sizin oraların nesi meşhur’

Antalya Ticaret Borsası (ATB) öncülüğünde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) desteğiyle düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı “YÖREX” bugün 11’inci kez kapılarını açıyor. 24 Ekim Pazar gününe kadar ANFAŞ Fuar Merkezi’nde düzenlenecek fuarda 5 gün boyunca yöresel Anadolu’nun doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine yüzlerce ürün ziyaretçiyle buluşacak.

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’te 81 ilden yüzlerce yöresel ürünün geleceğini söyledi. Çandır, 11’inci YÖREX’e 113 oda-borsa, 16 kalkınma ajansı, valilik, belediyeler, kooperatifler, üretici birlikleri ve firmalardan oluşan 650’ye yakın katılımcının yer alacağını kaydederken, “91 kadın kooperatifimiz YÖREX’e yerini alacak” dedi.

“Sizin oraların nesi meşhur?” sloganıyla düzenledikleri YÖREX’e bu yıl ilginin yoğun olduğunu vurgulayan Çandır, “YÖREX Anadolu’dur. Kuzeyi, güneyi, doğusu, batısı kültürlerin, yöresel ürünlerin buluşma noktasıdır. 12 yıl önce attığımız maya tuttu. YÖREX, Antalya’yı aştı, Türkiye’nin markası haline geldi” diye konuştu. Çandır, Erzurum oltu taşından Mersin cezeryesine, Bursa çakısından Aydın incirine, Kars kaşarından, Denizli buldan bezine, İzmit pişmaniyesinden Manavgat susamına, Bafra pidesinden Kayseri mantısına, Antep baklavasından Malatya kayısısına yüzlerce ürünün YÖREX’te ziyaretçiyi beklediğini kaydetti.

YÖREX’te TOBB’un desteğiyle yerel üretici ve firmalara ulusal market zincirleriyle yüz yüze görüşme imkânı sağlayacaklarını belirten Çandır, YÖREX’te uluslararası karşılığı bulunan 10 farklı zincir market ve restoranın yer alacağını söyledi. YÖREX kapsamında 21 Ekim Perşembe günü ATB ve YÜCİTA işbirliğiyle ‘Coğrafi İşaretler YÖREX Buluşması’ da gerçekleştirilecek.

TARİHİ DEĞİŞTİREN İŞLERE İMZA ATTI
Ne dediler

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, daha önce ziyaret ettiği BAYKAR tesislerinin Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Bayraktar’ın (72) vefatı üzerine ortak bir akademisyen dostu vasıtasıyla aileye başsağlığı mesajı gönderdi; ayrıca cenazede çelengi yer aldı.

Milli Teknoloji Hamlesi idealinin ve milli SİHA’ların öncü ismi Özdemir Bayraktar, İstanbul’da son yolculuğuna uğurlandı. Özdemir’in cenazesini küçük oğlu Ahmet Bayraktar yıkadı. Fatih Camisi’nde cenaze namazında, ardından “Garipçe”de defin işleminde büyük kalabalıklar vardı.

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı

Yazının Devamını Oku

‘Çevremiz casus dolu’

Özdemir Bayraktar, Karadeniz (Sürmeneli) kökenli ama İstanbul Sarıyer’de doğmuş. İTÜ Makine Mühendisliği mezunu.

Öğrenim süresince matematik derslerinden hep 9-10 alırken, kerrat cetvelini ezbere bilmediğini söylüyor gülerek. 60 yaşında ve dinç. Çoğunlukla atölyesinde/fabrikasında yatıyor, kalktığında ürettiklerini hemen görsün diye. Üniversiteden mezun olduktan sonra Makine Fakültesi’nde ‘hocaların hocası’ diye bilinen Prof. İsmail Hakkı Öz’ün (ABD’deki Prof. Mehmet Öz’ün amcası) asistanlığını yapıyor. Çok şey öğreniyor kendisinden. Bunun sonucunda Turgut Özal’ın yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğü özel sektörün Burdur’da kurduğu Burtrak traktör fabrikasının kuruluş aşamasında görev alıyor Bayraktar. Genel Müdür Yardımcılığı’na getiriliyor. Burtrak, Japonlarla lisans anlaşması sonucu kurulan önemli bir tesis. Bayraktar daha sonra Sapanca’da ilk motor sekmanları ve silindir gömlekleri üreten İstanbul Sekman’ın kuruluşunda yer alıyor.

MİLLİ SANAYİCİ

Onun sevdası otomotiv sektörü ya. “Baykar Makina A.Ş.” adlı şirketini kuruyor. Türkiye’de yapılamayan kritik parçaları üretmeye başlıyor. Yıl 1970’lerin sonu, 80’lerin başı. Döviz sıkıntısı var. Otomotiv sanayisinin birçok önemli parçasının dizaynı ve üretiminin öncüsü oluyor; direksiyon kutusu, hidrolik pompa, fren silindiri gibi. Bayraktar bunları ortaya çıkardıkça arkadaşları kendisine ‘milli sanayici’ sıfatını takıyorlar.

Tornanın başına geçen kişinin bir daha ondan ayrılmadığını, demir ve çelikle yatıp kalktığını çok gözlemişizdir. ‘Demirden adam’ yapmayı hedeflerler hep. Bayraktar da bunlardan biri.

Bir fakülte arkadaşı “Biz eğlenirken, Bayraktar talaş kaldırırdı” diye konuşurken, onun Türkiye’nin çok önemli bir mühendisi olduğunu söylüyor.

İKİTELLİ’DE BÜYÜK ATÖLYE

İkitelli‘de ilk insansız uçak ürettikleri ‘Büyük Atölye’nin duvarında Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” sözü yer alıyor.

İçerde 20’ye yakın genç mühendis çalışıyor. Çoğu bilgisayarcı-elektronikçi.

Yazının Devamını Oku

Yine Karacasöğüt rezaleti!

Bodrum’dan Can Pulak “Türkiye’nin neresine baksanız, bir çevre faciasına takılıyor gözünüz” diyor.

Geçenlerde Gökova’nın, içinde Okluk’u da barındıran en güzel ve antik zenginliğe sahip köyü ‘Karacasöğüt’teki iskele büyütme operasyonunu yazdım. Bekledim ki resmi bir sorumlu çıksın, bu faciayı önlesin ve Allah’ın özene bezene yarattığı bu şirin beldeye sahip çıksın. Çıksın çünkü, sadece doğa tahrip edilmiyor burada, yasalar da hiçe sayılıyor, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen demir kazıklar antik kentin böğrüne saplanmaya devam ediyor.

Özetle...

Karacasöğüt’ün o muhteşem koyunu koruyalım. Ayrıca koyu yeni baştan disipline edelim. Mevcut 40-50 teknelik bağlama yerini büyütmeyelim. Onun dışında özel teknelerin ağaçlara bağlanmasına, koyun ortasına demirleyip trafiği engellemesine mani olalım. Bu arada balıkçılarımızı da düşünelim, onların kayıklarının bağlanabileceği 10 teknelik bir yeri planlayalım. Gerisine dokunmayalım. Bu düzenlemeyi Muğla Büyükşehir Belediyesi mi, Marmaris Belediyesi mi yapmalı ve gelirini köy muhtarlığına mı bırakmalı? Bir şeyler yapmak lazım, hem de zaman kaybetmeden...”

UNUTMA

“NE mutlu Türk olana” denmemiş ki, ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ denilmiş ve bir ulus yaratılmış. Kendini bu ülke vatandaşı sayanlar, T.C. kanunlarına vatandaşlık bağı ile bağlı olanlar kökeni ne olursa olsun Türk’tür.  Ufuk SÖYLEMEZ

MANSUR YAVAŞ AOÇ’DEN SONRA OPERA BİNASI’NI DA KURTARABİLİR

AVRUPA ADD Federasyonu Genel Başkanı Dursun Atılgan, ABB Başkanı Mansur Yavaş’a yazıyor:

“Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra yapılan başarılan eserlerden birisi de 1933’te

Yazının Devamını Oku

Yeni su yılına şiddetli kuraklıkla girdik!

İzmir Yüksek Teknoloji Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve DSİ Eski Yöneticisi, Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız Türkiye’nin yeni su yılına girerken su durumunu açıkladı.

Ülkenin yarısında şiddetli kuraklık var. “Gediz Havzası”, “Büyük Menderes” ve “Küçük Menderes” havzalarında son iki yıldır hidrolojik kuraklık sürüyor. Geçen sene kısıntılı sulama yapıldı. Bu yıl da sulama suyu kısıntılı olabilir. Yağış olmayınca göllerdeki mevcut suların çekimi arttı. Birçok göl kuruma noktasına geldi. Güneydoğu Anadolu’da kuraklık etkili oldu. Ankara’ya ‘Gerede’ sisteminden gelen su beklenenin altında kaldı. Barajların aktif doluluk oranı yüzde 10’a düştü.

Bu kurak dönemlerin olumsuz etkilerini azaltmak için düşünsel ve kurumsal olarak radikal değişim ve dönüşümlere ihtiyacımız var. Mevcut kurumsal yapımızın ve yönetim anlayışımızın iklim değişikliği etkilerine göre yeniden düzenlenmesi lazım. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ismine ‘İklim Değişikliği’ de eklendi. Aslında, olması gereken değişiklik su, meteoroloji ve iklim konularının bir arada olduğu ‘su ve iklim’ bakanlığı gibi yeni bir oluşumdur. Hidrometeorolojik çevrim bir bütündür. Bu işlerle ilgili kurumların bir arada olması gerekir. Bu sebeple, meteorolojinin su ve iklim değişikliği, çölleşme ile birlikte ayrı bir bakanlık olarak ele alınması daha uygun olur.

SU YASASI GELİYOR

Halen su yönetimi konusu Tarım Bakanlığı bünyesinde sıkışmış durumda. ‘Su Yasası Taslağı’ yakında TBMM’ye gelecek. Yasayı havza ölçeğinde uygulayacak güçlü bir kurumsal yapıya ihtiyaç var. Bu yasa ‘İklim Yasası’ ve ‘Biyoçeşitlilik Yasası’ taslakları ile birlikte ele alınırsa daha uygun olur.

Paris İklim Anlaşması’nı TBMM’den geçirdik. ‘Yeşil Dönüşüm Eylem Planı’nı yayınladık. Bunların uygulanabilmesi için eksiklikleri bir an önce tamamlamamız şart.

Tüm kurumların koordinasyon içinde çalışması gerekli.

Evet, Dursun Yıldız ne diyor:

“İklim değişikliği, kurumsal ve düşüncel değişimi gerekli kılmıyor mu?”

Yazının Devamını Oku

‘Sağlık için zeytinyağı’

Çanakkale’de, Türkiye’nin önemli zeytinyağı uzmanlarından sayılan A. Ü. Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Uluslararası Zeytin Konseyi, Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. Mücahit Taha Özkaya ile tanıştık. Eşi de, merkezi İzmir’de olan Zeytinyağı Konseyi Başkanı Prof. Dr. Fügen Durlu Özkaya, kaliteyi ön plana alıp, doğru zeytinyağının nasıl üretildiği konusunda çalışmalar yapıyor.

Zeytinyağını iki biliminsanından dinledik; Doç. Özkaya, bize çorba kaşığı ile ‘en mükemmel’ zeytinyağından ikram etti. “Genzimizi fena yaktı” deyince, “İşte esas zeytinyağı budur” karşılığını verdi.

En başta, zeytinyağında üretimden ihracata kadar yeni bir yaklaşım modeli ortaya çıkmış. Sorumuz buydu:

Dünyada yaklaşık 200 milyon ton bitkisel yağ üretilirken bunun yaklaşık 3 milyon tonu zeytinyağıdır. Dünya zeytinyağı üretiminin yaklaşık yüzde 95’ini, tüketiminin ise yaklaşık yüzde 75’ini İspanya, İtalya, Yunanistan, Tunus, Türkiye, Suriye, Fas, Cezayir ve Portekiz üretiyor. Bu ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 500 milyondur. Dünyada dış ticarete konu olan zeytinyağı miktarı üretimin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturuyor.

Peki Türkiye’deki rakamlar nedir?

Türkiye’nin bitkisel yağ ihtiyacı yaklaşık 2,5 ton; zeytinyağı üretim miktarı ise yaklaşık 200 bin tondur. Ancak bunun yaklaşık 160 bin tonunu tüketiyor, geri kalanını ihraç ediyoruz.

Üretim ve ihracat dersek?

Zeytin meyvesi içindeki, sağlık bileşenleri olarak da adlandırılan, minör bileşenlerinin önemi ve bu kadar değerli olduğu bundan 15-20 yıl öncesine kadar dünyada tam olarak bilinmiyordu.

Zeytin meyvesinin içindeki sağlık bileşenlerin zeytinyağı içine aktarılması durumunda buna

Yazının Devamını Oku

Çanakkale ‘zeytinyağını’ keşfediyor

Çanakkale Zeytin ve Zeytinyağı Üreticileri Derneği ile Çanakkale Turizm ve Tanıtma Derneği tarafından düzenlenen ‘1. Troya Zeytinyağı Festivali’ne davet edilmek bize ilginç geldi.

Geçmişte niye böyle bir uygulama yoktu! Böyle bir etkinlik yapmak için Çanakkale niye geç kalmış, diye düşündük. Bir avuç insan bir araya gelmiş, örgütlenmişler. Açıkca söylemek gerekiyorsa, nitelikli bir etkinlik oldu. Üretici ve marka sayıları artmış, iddialılar. Zeytinyağı üretimindeki ünlü komşuları Ayvalık ve Edremite rakip olabilirler mi?

Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası, Ticaret Borsası, Belediye, Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü ve Turizm Fakültesi’nin destekleri dileriz ciddiyetle sürer. Uzmanlar, zeytinyağı tadımcıları, şeflerle gastronomi atölyeleri ve en önemlisi de Troya Müzesi’nin ağırlığının, Çanakkale turizmine çok şey katması beklenir.

Mecidiye Köyü’nde zeytin hasatından sonra yazlık merkezlerinden Dardanos’da bulunan Sunsan Oteli ve bahçesinde zeytinyağı üreticileri ile bir araya geldik. Bu kadar üreticiyi görünce, Çanakkale kendi değerlerini neden değerlendirmemiş şimdiye kadar diye düşündük. Ağaç sayısı 5 bini buluyor. Zeytinyağı üreten firma sayısı 40’ı bulurken, öne çıkan şu markalarını gördük ve sahipleri ile tanıştık: “On7, Toy Konağı, Zeytinin Türküsü, Şeref Pazarbaşı, Sezgin, Darvari (Ottaman), İdaolga, Pıtırelli Kalkınma Kooperatifi...”

BÖLGENİN ‘ALTIN’I

Soğuk sabun atölyesi, arkeogastronomi atölyesi, seramik atölyesi, ustalardan zeytinyağı tadımlarının yapılmasının ardından zeytinyağı paneli düzenlendi. Çanakkaleliler “Zeytinyağı, bizim bölgemizin altını. Bölgelerimizin nesilden nesile aktarılan kültürü. Pandemi sürecinde de zeytinyağımızın önemini daha da hissettik. Zeytinyağımızın markalaşması ve ekonomimize daha fazla katma değer yaratması için bu festivali gerçekleştiriyoruz” dedi.

Hemen Homeros’un sözü aklımıza geldi: Bu altın sıvı insanlığın hayat iksiridir. Homeros’a zeytin ağacı şöyle der: “Siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonrada burada olacağım.”

Festivale Kazdağları yamaçlarındaki zeytinlerden, Babakale ve Assos’dan komşu Yunanistan’a bakan zeytinlikler, daha kuzeyde Gelibolu yarımadasının kutsal meyvelerine kadar adını saymazsak haksızlık edeceğimiz geniş bir coğrafyanın ürünlerini tanıma fırsatı bulduk. Çanakkaleliler Akhisar hasadını yaptı, Ayvalık önümüzdeki günlerde yapacak. Onların hepsi bir öğreti mekânı oldu. Milas da sırasını bekliyor. Onları da izlemeli Çanakkale’deki zeytinyağcılar.

Evet, yeni köprünün ışıkları daha açılmadan Gelibolu ve Çanakkale’ye müthiş renk ve coşku katıyor.

Yazının Devamını Oku

Örnek ve rekor gelir

Geçen hafta CHP, belediyelerini İstanbul’da görücüye çıkardı. Bunlar arasında, örnek tarım ve hayvancılık yatırımlarında rekor gelir elde etti. Bu rakamın 25 kat artarak 187 milyon TL’ye ulaştığını öğrenmek diğer başkanlar gibi bizi de şaşırttı.

17 yıl süreyle Tekirdağ Rakı ve Şarap Fabrikası’nın müdürlüğünü yapan Kadir Albayrak’ı arayarak “Bu iş nasıl oldu?” diye sorduk. Tekel’den emekli olduktan sonra siyasete atılan ve CHP Tekirdağ İl Başkanlığı’ndan sonra iki dönemdir TBB başkanlığını yürüten Mak. Müh. Albayrak haklı olarak övünüyor ve “Büyükşehir olarak Tekirdağ’ı tarım ve hayvancılığın başkenti yaptık” diyor. Kurulduğu günden bu yana, tarım ve hayvancılık alanında önemli ve ses getiren projelere hayata geçiren TBB, çiftçinin ve üreticinin yüzünü güldürüyor. Atılım projeleri arasında yer alan toplam 7.581.919,31 TL maliyete sahip Mera İyileştirme ve Yönetim Projesi, Baklagil Yem Bitkileri Ekiliş Alanlarının Genişletilmesi Projesi, Bağcılığı Geliştirme Projesi ile Arıcılığı Geliştirme Projesi’nin çiftçi ve hayvan yetiştiricilerine sağladığı maddi katkı 187.579.455,00 TL oldu. Böylece söz konusu 4 projede 25 kat gelir elde edilmesine olanak sağlandı.

2015’te hayata geçirilen mera projesi kapsamında 126 mahallede, 6 yılda 113.105 dekar mera alanına 2.739.850 kilogram gübre atıldı. Bu sayede zamansız ve aşırı otlatma nedeniyle dekar başına 50 kilograma kadar düşen ot verimliliği en az 4 kat arttırılarak 200 kilogram seviyelerine çıkarıldı.

2.533 çiftçiye, Tekirdağ’da 153.794 kilogram yem bezelyesi, 91.969 kilogram da Macar fiği olmak üzere toplam 245.763 kilogram yem bitkisi tohumu dağıtımı yapıldı. Ekilen otun değeri 29 milyon TL oldu.

Çok eski ve köklü bir geçmişe sahip olan bağcılığa gereken önemi vermek için harekete geçen TBB, Bağcılığı Geliştirme Projesi’ni hayata geçirdi. Şarköy’de Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerine üye 98 çiftçi ‘telli terbiye sistemi’ ile üretimde dekardan 800 ile 1 ton arasında üzüm alınırken, yeni sistemle 2.5-3 ton arasında verim alınmaya başlandı.

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK PROJESİ

Türkiye’deki belediyelerce uygulanmakta olan en büyük proje olma özelliğine sahip Arıcılığı Geliştirme ve Polinasyon Projesi kapsamında 1.138 kişiye 5 yılda 22.293 adet kovan dağıtımı gerçekleştirildi. Arı Yetiştiriciler Birliği’ne üye olan yetiştiricilerden 982’si, 30 kovanlık işletme seviyesine ulaştı. 2021’de polinasyon yolu ile ayçiçeği bitkisi üretiminde 22.293.000 TL’lik verim artışı, 6 yılda dağıtılan toplam 22.293 adet arı kovanının, polinasyon yolu ile ayçiçeği bitkisi üretiminde ise 75.256.200 TL’lik verim artışı sağlandı.

Başkan Albayrak, “Türkiye’deki diğer büyük şehirlere örnek teşkil eden çok önemli projeleri hayata geçirdik. TBB olarak her zaman çiftçimizin ve üreticimizin yanında olmaya, onların yüzlerini güldürmeye, kentimizin her alanda kalkınmasına destek olacak projeleri halkımızla birlikte hayata geçirmeye devam edeceğiz” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Belediyelerin tasarruf planı niye yoktur? Suyun şakası yok!

Bu çağrım aynı zamanda valilik, DSİ, sanayi ve çevre müdürlüklerine.

2020 yılı kışı, Bursa’nın su zengini olmadığını bize gösterdi. Ancak bundan bir ders çıkarıldığını sanmıyorum. Paramızla su bulamayacağımız gün kapımız çalınca mı düşüneceğiz?

Bakın içme suyu sıkıntısı da yaşayabiliriz. Zira Uludağ’daki bütün kaynaklar işgal altında. Dağı dolaşanların ifadesine göre çoğu kaynak suyu, borularla kaçak olarak su şişeleme fabrikalarına çekiliyor. Hiçbir yetkili su şişeleme tesislerine gidip “Giriş yüz, çıkış nasıl 500 oluyor?” diye sormuyor. Üstelik bu şekilde vergi kaçırılıyor.

Gelelim yapılması gerekenlere:

Belediyelerimiz suni çimleri sulamayı bırakmalı. Artık az su isteyen tabii çime yönelmeliyiz. Parklara, refüjlere, kısaca her yere az su isteyen çiçekler dikmeliyiz. Hobi bahçelerine dikilecek bitkiler de belediyeler tarafından kısıtlanmalı. Bunlar müthiş bir su tasarrufu sağlar.

Valilik ve diğer yetkili kurumlar arazi taraması yapmalı ve önce izinsiz kuyular kapatılmalıdır. Çiftçilerimiz vahşi sulama yerine damla sulamaya geçirilmelidir.

Sanayi tesislerimiz su tasarrufu için çaba göstermelidirler. Gelelim tekstil sektörümüze. Pandemi, paramızın değerinin düşmesi gibi gerekçelerle boyahanelerin işi arttı. Boyahaneler su tüketimlerini acilen yarıya düşürmek için daha az su ile boyama yapan makinelere ve proseslere geçmelidir. Aksi takdirde birkaç yıl sonra su sıkıntısı çekecekler.

Suyun şakası yok!

Ekrem Hayri PEKER

Yazının Devamını Oku

Yerel basının hali perişan!

İstanbul Gazeteciler Dernek Başkanı (İGD) Mehmet Mert, Cumhurbaşkanlığı tarafından 30.06.2021’de yayınlanan ‘tasarruf tedbirleri’ genelgesinde geçen ‘Basın ve Yayın Giderlerine Düzenleme’ bölümünün acilen gözden geçirilerek düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

“Kamu kurum ve kuruluşlarının basını izleme ile ilgili birimleri ve kütüphane dokümantasyon merkezleri hariç hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılmayacak, görev alanı ile ilgili olmayan yayınlara abone olunmayacak” şeklinde geçen yasaklanmanın zaten zor durumda bulunan ‘Yerel Basın’ı daha da zor duruma düşüreceğini kaydeden Mehmet Mert şu vurgulamaları yapıyor:

 Bu yasaklama ile adeta Anadolu medyasına, yerel medyaya, emekçi basına, mahalle basınına ‘kapıya kilit vur, git başka iş yap’ demeye getirilmiş. Zira her ne kadar internet çağında olsak da, dijital sisteme geçiş öncesinde bulunsak da, sosyal medya organları alışılmış gazete, TV, radyo gibi yayın organlarından daha etkin olsa da, henüz ülkemizin yüzde 50’den fazlası ne yazık ki interneti sağlıklı kullanamıyor.

Özellikle Anadolu halkı, taşra halkı haberleri yerel medyadan öğreniyor. Zorluklar içinde yayınlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Zaten ülke genelinde büyük reklamların sadece ve sadece yüzde 1’inden faydalanmak, resmi ilanların yüzde 5’inden faydalanmak zorunda olan yerel Anadolu medyası, bu tasarruf tedbirleri ile hepten zor duruma düşmüş durumda. Ayrıca tasarruf tedbirleri genelgesi yerel gazetelere aboneliği yasaklarken, AKP meclis gurubu bazı büyükşehir belediyelerine gazetelerin desteklenmesi amacıyla abone olunması ve reklam verilmesi yönünde önerge vermiş.

Aynı zaman diliminde iktidarın iki kesiminden birisi gazetelere aboneliği yasaklarken, diğeri gazetelerin desteklenmesini talep ediyor. Esas olan şu: Yerel medya kesinlikle desteklenmeli ve AKP grubunun önerisi çok yerinde bir teklif olmakla birlikte, kesinlikle yayınlanan tasarruf tedbirlerindeki gazetelere abone olunma yasağı kaldırılırken, ülke genelindeki tüm yerel belediyelerin de yerel medyayı desteklemesi için ciddi yayınlanan yerel gazetelere abone olması ve reklam vermesi gerekiyor.

Tasarruf tedbirlerindeki ‘Basın ve yayın giderlerine düzenleme’ bölümünün yeniden oluşması gerektiğini söylemek istiyoruz.

GÜNÜN SÖZÜ

“AKP’nin kimlik siyaseti artık başarılı olamıyor. Erdoğan yerine kim gelirse gelsin yüzde 50’lere erişemez.

İYİ Parti yüzde 40 alabilir.”

Yazının Devamını Oku

Marketlerde gevşek kontrol!

Bir okurumuz Haziran 2020 yılında Ticaret Bakanlığı’na bir şikâyette bulunuyor. Şikâyetinde aynı cadde üzerinde aynı marka zincir marketin üç adet şubesinin, aralarında yaklaşık 500 metre mesafe bulunmasına karşın birçok üründe farklı fiyatlandırma yapıldığına dikkat çekerek, “Üretici kandırılıyor” diyor.

İstanbul veya Silivri’de, İzmir veya Buca’da, Ankara veya Etimesgut’ta bu marketlerin satış fiyatlarının aynı olması gerekmiyor mu? Hangi marka olursa olsun... Ancak Türkiye sathında yine nakliye ve diğer maliyetler nedeniyle fiyatlar değişik olabilir ama bu kadar farklılık olmamalıdır. Cumhurbaşkanı’nın uyarısında Ticaret Bakanlığı’nın da yer alması gerekiyor sanıyoruz.

Okurumuzun o tarihteki şikâyetine gelen yanıta dikkat eder misiniz?

“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki kanunda perakende satışa arz edilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının belirlenmesine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Diğer taraftan, perakende satışa sunulan mal ile hizmetlerin satışa sunuldukları mağaza, şube ya da elektronik ortamda ortaya çıkan masraflar (kira, işçilik, vb. işletme giderleri) göz önünde bulundurularak farklı fiyatlarla satışa arz edilmelerinin mümkün olduğu düşünülmektedir.

Perakende satışa sunulan mallar ile hizmetlerin fiyatları ülkemizde uygulanan serbest piyasa ekonomisi gereğince arz ve talep kurallarına göre belirlendiğinden, başvurunuza ilişkin olarak Bakanlığımızca yapılabilecek herhangi bir işlem bulunmamaktadır.

İmza: Ticaret Bakanlığı, Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü

Peki millet ‘kazık yemekten’ ne zaman kurtulacak! Kim suçlu?

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Asgari ücret KKTC’de Türkiye’yi geçti

Önlenemeyen hayat pahalılığı ve vergi kesintilerinden ötürü eline geçen para kuşa dönen 10 milyona yakın asgari ücretli şimdiden aralıkta toplanacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu’ndan çıkacak karara odaklandı.

Yılbaşında yüzde 15 oranında vergi ödeyen gariban emekçinin ücretinden ağustos-eylülde yüzde 20 oranında kesinti yapılıyor. Yanı sıra çarşı pazarın can yakan fiyatları asgari ücretin satın alma gücünü  iyiden iyiye kuşa çeviriyor.

Asgari ücretin yetersiz kalmasında temel etmen yıllardır talep edilmesine karşın bir türlü vergi dışı bırakılmaması. Eğer %15 ve 20 oranında gelir vergisi alınmazsa emekçinin eline daha fazla para geçecek ve bir ölçüde soluklanacak. İnatla vergi dışı bırakılmıyor, diğer çalışanlar gibi kümeste hazır kaz olarak görülüyor asgari ücretli. Türkiye’de ortalama 100 işçiden %57’si asgari ücrete talim ederken, bu oran AB’de %10’unun altında. Bu da asgari ücretin ülkemizde ortalama ücret olduğunu kanıtlıyor.

Türkiye’de 10 milyona yakın emekçi net 2 bin 825 liralık asgari ücrete talim ederken, yavru vatan KKTC’de asgari ücret net 4 bin 324 lira oldu. 1 Eylül’den itibaren %12.95 oranında artış ile brüt 4 bin 970, net 4 bin 324 liraya yükseldi. Türkiye’de ise %21.56 oranındaki zamla brüt 3 bin 577, net 2 bin 825 lira 90 kuruş olarak uygulanıyor.

Yılbaşında uygulamaya konulan asgari ücret yüksek enflasyondan ötürü 3,4 ay sonra satın alma gücünü yitirmeye başlıyor.

10 milyona yakın emekçi 3 bin 49 liraya yükselen açlık sınırının altında kalan sefalet ücretiyle bir ay yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Temel çözüm vergi dışı bırakılması.      Şükrü KARAMAN

GÜNÜN SÖZÜ

“SAYIŞTAY raporuyla ortaya çıkan durumlar karşısında Sayıştay’ın geleceğinden endişe etmeye başladım. İktidar, Sayıştay’ın faaliyetlerini daha da kısıtlamaya çalışırsa şaşırmayacağım. Çünkü pek çok yolsuzluk, hani arsızlık diyeceğim artık, bu raporlarla ortaya çıkmaya başladı, son dönemlerde dikkatinizi çekiyorsa bu da herhalde çok mutlu etmiyordur iktidarı.” Murat YETKİN

TARIMSAL KİT’LER YOK EDİLİRSE

Yazının Devamını Oku

CHP’nin Kürtlerle ilişkisi

Kürt sorunu üzerinde yeni bir hareketlenme başlayınca 1987-91 dönemindeki gelişmeleri hatırlatmak gerekiyor. Türkiye nereden nereye geldi!

Erdal İnönü SHP Genel Başkanı iken doğru yaptıklarından birisi de, 1987 ve 1991 seçimlerinde ‘Kürtlerle işbirliği’dir. Onların demokratik mücadelesini SHP çatısı altında bulundurup parti üzerinden demokratik haklarını kullanması idi. Bu da doğru bir projeydi, zaten partide genel kabul görmüştü. Ancak Meclis’e girenlerin ‘ters’ davranışları hoş karşılanmadı. Örneğin, Kürtçe yemin gibi... Bu arada 1989 yılında Paris’te Kürt Konferansı düzenlenmişti. Bu toplantının arkasında Fransa Devlet Başkanı Mitterrand’ın eşi, Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan ve Mehdi Zana gibi isimler vardı.

Bu arada Deniz Baykal’ın siyaset yasağı kalkmış, milletvekili seçilmişti, hatta CHP grup başkan vekili olmuştu. İktidara karşı yaptığı konuşmalar çok etkileyiciydi, kamuoyunda puan toplamıştı. Baykal, Erdal Bey’in karşı çıkmasına rağmen destekçileri tarafından Genel Sekreter seçilmişti.

Baykal, 1989 seçimlerinde çok başarılı çalışmalar yaptı; seçimlerde İstanbul, Ankara ve İzmir belediye başkanlıkları kazanıldı. Çevresinde Baykal’a, açıktan açığa ‘Genel Başkan olmalısın’ diye kulisler başlamıştı.

Kürt Konferansı’na, partiden izin alınmadan Ahmet Türk’ün başkanlığında 7 kişilik bir heyet çağrılmıştı. Konferansta Türkiye’deki Kürtlerin temel talepleri gündeme getirildi. Erdal İnönü, Kürt kökenli milletvekillerinin Paris’e gidişine karşı çıkmış ve “Arkadaşlarımız, bu tür toplantılara karşı çıkmamışlar ve katılmışlardır, olanlara itiraz etmemişlerdir. Türkiye’yi savunmamışlardır!” dedi. Baykal da aynı görüşteydi. İhraç önerisi daha çok Erdal İnönü’den gelmişti. (CHP eski milletvekili Fikri Sağlar, Birgün gazetesinde ihraç talebinin Baykal’dan geldiğini yazdı. Ancak o dönem partide görev yapan bazı isimler, bu iddiayı reddettiler ve “Bu Baykal’a karşı bir haksızlıktır, Baykal İnönü’nün isteği doğrultusunda oy kullandı” dediler.)

Erol Çevikçe’nin bu gelişmeleri en iyi hatırlayan parlamenter olduğu belirtiliyor.

Bu olaylardan sonra Kürtler, CHP’den ayrılarak kendi partilerini kurup seçimlere gerdiler.

GÜNÜN SÖZÜ

“İKİ sözcük var; ‘emperyalizm’ ve ‘dincilik’. Aydın bu ikisinin güdümüne girmemiş kişidir.”

Yazının Devamını Oku

Milyon dolarlık otel kılıflı villalar

Bodrum’da zirveye ulaşan ‘otel kılıflı villa’ konusu yeniden gündemde. Cumhurbaşkanı talimatıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın müdahalesine neden olan konu, pandemi döneminde unutulmuştu ki geçen hafta konunun sembolü haline gelen Bodrum Gündoğan Çetibeli mevkisinde Besa Grup tarafından inşa edilen The BO Viera adlı lüks konut ve otel projesi ile yeniden gündeme geldi.

Yıkım kararı verilen proje onaylandı.

Fehmi Köfteoğlu yönetimindeki ‘www.turizmgazetesi.com’daki haberde şöyle deniyor: “Daha önce Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yıkım talimatı verdiği söz konusu proje için hazırlanan rapor, aynı bakanlığın ÇED Raporu İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından 10 Eylül 2021’de onaylandı.

Projenin son hali 90 odalı otel, 310 konut, 7 ticari yapı olarak planlandı.

Yapılan işin imara aykırılıkları bir yana, otel kılıfı altında lüks villa işi idi. Otel için bakanlıktan alınan yatırım belgesi ile yasaya aykırı olarak her biri milyon dolarlık villalar yapılıyor. ‘Otel kamuflajlı villa’ konusu 2019’da gündeme geldiğinde Bakan Ersoy, ‘Yüzde 100’ü turizm tesisi şartıyla alınmış tahsis, yüzde 85’i villa, yüzde 15’i otel projesi olmuş. Buna izin verir miyiz?’ demişti!

Bu açıklamanın üzerinden iki yıl geçti.

Üstelik bu konuda müfettişlerinin hazırladığı raporda ‘Turizm emsali kullanılarak konut amaçlı binalara dönüştürüldü ve satışa çıktı. Turizm yapılarının ayrı ayrı bağımsız bölüm olarak gösterilerek kat irtifakına konu edildiği ve üçüncü şahıslara satışının önünün açıldığı tespit edildi’ ifadeleri yer alıyordu.

KARMA PROJEYMİŞ

Son yıllarda otelciliğe giren inşaatçılar otelin kamuflaj olarak kullanıldığı bir model geliştirdi.

Yazının Devamını Oku

TEKNOFEST’i 100 binler gezdi - Türkiye’nin umudu gençler

Dünyanın en büyük teknoloji etkinliği, Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali Teknofest’e üç torunumla (Cem, Kerem ve Ayşe) gidip gezdik. Bu ziyaretimizin amacı, biraz da Almanya’dan gelen gazeteci dostumuz Halit Çelikbudak’ın  (aynı zamanda makine ve uçak mühendisidir) uyarısı sayesinde oldu: “Mutlaka görmelisin, iftihar ettim, Avrupa’nın böyle bir etkinliği kıskandığını söylemek durumundayım” dedi.

Bizim gittiğimiz gün pazardı, hiçbir etkinlikte böyle bir kalabalık olamaz diye düşündük. Gösteriler muhteşemdi, herkes bayıldı. Hesap edebildiğimiz kadarıyla 20 bin aracın sırası, Florya’ya kadar uzanıyordu. Bayraktar’ın ekibinden bir polis, bize sahadaki stantlardan çok şey anlattı, 100 binden fazla ziyaretçinin alınmaması gerektiğini söyledi.

Böyle bir günde ‘bakım’ gerekçe gösterilerek metro niye çalıştırılmaz? Büyükşehir, Bayraktar’la gerginliğini ortadan kaldırmalı.

Çelikbudak Almanya’ya döndükten sonra şu notları gönderdi:

Cuma günüydü. Bu yıl dördüncüsü İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 21-26 Eylül arasında yapılan etkinlik gerçekten etkileyiciydi. İki gün önce Teknofest’e katılan NOBEL ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar da “Gördüklerim gerçekten beni gururlandırdı” diyordu. 450 bin metrekarelik alana pandemi önlemleri çerçevesinde 100 bin kişi alınmış her gün. Kapanış günü de doluydu.

Nereye baksanız büyük bir heyecan içinde dev çadırlarda stantları gezen, sergilenenleri inceleyen, soran, cevapları can kulağıyla dinleyen gençler vardı. Gezip görmenin yanı sıra hafta boyunca yarışmalar da yapılmış. Mardin’in Savur ilçesinde okuma-yazma bilmeyen bir anne ve babanın çocuğu olan Prof. Dr. Sancar da gençleri gördükçe gelecek Nobellerin Teknofest’ten çıkabileceğini söyledi. Çok iddialı gözükse de biz de aynen onun gibi düşünüyoruz. Geleceğin Nobelleri arasında işte bu teknoloji etkinliğini gezip etkilenen gençler arasından da çıkması dileğimizdir.

2022’DE SAMSUN’DA

Türkiye Teknoloji Tanıtım Vakfı (T3) ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı öncülüğünde, önemli kurum ve kuruluşlarının destekleriyle yapılan Teknofest, gelecek yıl Samsun’da yapılacak. Aralarında KKTC, Ukrayna ve Endonezya’nın olduğu birçok ülke teknofest’in kendi ülkelerinde yapılmasını istiyormuş. Ama öğrendiğimize göre, yurtdışındaki ilk Teknofest Azerbaycan’da yapılacakmış.

Sadece savunma sanayii değil, hayatın her alanına dokunan çalışmaları sergileyen etkinliğin düzenlenmesinde

Yazının Devamını Oku

‘Bir büyük Cumhuriyet aydını’

Türkiye onları ‘üç Doğanlar’ olarak biliyor: Doğan Kuban, Doğan Tekeli ve Doğan Hasol... Doğan Kuban’ı önceki gün kaybettik. Türkiye’nin kültür ve mimarlık hayatını uzun yıllara yayılan üretimleri ve benzersiz katkıları ile zenginleştiren bu isimlerden merhum Doğan Kuban’ı bize en çok tanıtan ve sevdiren de Orhan Bursalı oldu. (‘Mimar Doğan’lar-Üç Doğan - Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol’ kitabı Doğan Kuban tarafından kaleme alınarak, Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından yayımlandı.)

Biz de Orhan Bursalı’nın Cumhuriyet’te dün kullandığı başlığı kullandık. Hocamızın yazılarından bazı sözlerine, özellikle ‘Günün Sözü’ köşesinde yer vermiştik. Bursalı’nın yazısından bazı seçmeler onun nasıl bir aydın olduğunu gösteriyor:

“Çok iyi bir mimarlık ve İslam tarihçisi, çok iyi bir düşün adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği büyük bir Rönesans insanı. Tam anlamıyla: İtalya’da Rönesans mimarlığını en iyi bilenlerden.

Neredeyse Cumhuriyet yaşında, 1926 doğumlu. Yüreği hep ülkesi için çarptı. Bir Atatürk ve devrimleri sevdalısı.

Bir hezarfen, çok yönlü bilge. Bitmez bir merak, araştırma, öğrenme tutkusu. Müzikten tutun sinemaya kadar...

Çağdaşı üreteceğiz, dedi. Bilim ve teknoloji üretimi, dedi. Aydınları düşünmeye çağırdı. Politikacı, ülke adamı olmalı dedi.

Ülke mimari değerlerinin korunmasına, kurtarılmasına bir ömür verdi.

Selimiye Camisi’ne yeni bir ruh verdi. Divriği Ulu Camisi’nin şaheserliğini en iyi o gördü, kurtarılması için projeler üretti, sergiler düzenledi. Devlet, bu sergileri çeşitli ülkelere taşıdı. Safranbolu dahil, her yerde imzası var. Bir İstanbul düşünürü, hayranı. İstanbul’un tarihi eserlerinin kurtarıcılarından. İstanbul’un Bizans’tan bugüne tarihini ve yaşamını en iyi o yazdı ve anlattı. 50’yi aşkın değerli kitap, binlerce değerli makale, derin bir bilgi hazinesi bıraktı, emanet etti bizlere. Varlığı için, tanıdığım için kendisine çok teşekkür ederim.”

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku