GeriYalçın BAYER ADD: 23 Nisan kutlu olsun - ‘Karanlık girişimler’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ADD: 23 Nisan kutlu olsun - ‘Karanlık girişimler’

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun. 23 Nisan, millet, ulus, yurttaş ve birey olabilmeyi Atatürk Devrimi’ne borçlu olduğumuzun kesin ve gerçek tarihidir. 624 yıllık ‘hanedan-payitaht’ yönetimi, ümmetçi anlayışla hareket etmiş ve yıkıma sürüklenmiştir. Türklük ve millilik kavramları, Büyük Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesi ile güçlenmiştir. Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde varlığını koruyabilmiştir. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı; faşist ve ırkçı zihniyeti reddeden, evrensel bir düşünce sistemidir.

- Türkiye Büyük Millet Meclisi ise millet olgusunun, ulusal varlığın göstergesidir. TBMM, ulus devletin çatısıdır ve emperyalizmin tarihteki ilk yenilgisinin abideleşmiş sonucudur.

Atatürk Devrimi ile ulaştığımız milli egemenlik; kişilere veya demokrasimizin önemli kurumları arasında yer alan siyasi partilere bırakılamayacak kadar değerlidir ve yaşamsal önemdedir. Bu nedenle; parlamenter demokratik sisteme dönülmesinin gereğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

- Lozan ve Montrö gibi devletimizin tapusu olan anlaşmaların gereksiz yere tartışmaya açılması; laikliğe alenen saldırılar, laikliğin anayasadan çıkartılmasının talep edilmesi, milli egemenliğimizi tehdit eden karanlık girişimlerdir.

Milli egemenlik ve 23 Nisan 1920 tarihi; ulusal onurumuzun, kimlik ve kişiliklerimizin sigortasıdır.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

YERALTI SU KAYNAKLARI ALARM VERİYOR!

SU Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, kuraklık konusunda haklı uyarılarını yine gündeme getirmeye başladı. Geçen yaz başından beri onun ‘kuraklık’ konusunda söyledikleri bize de rehberlik teşkil etmişti. Bizim de sık sık bu konuyu gündeme getirmemiz, resmi makamlara ve yerel yönetimlere bir anlamda uyarı sayılmıştı. Yeterli olmasa da kar yağışının düşük oranda olmasına karşın barajlarda su birikintisinin ‘kuraklığı’ gidermekte önemli bir payı oldu gene de. Ama yıllardır yerine konulamayan su sarfiyatı, yeraltı su kaynaklarının büyük oranda düşmesine neden olmuştu. Başkan Dursun Yıldız’ın bu bakımdan “Yeraltı su kaynakları alarm veriyor” demesi dikkate alınması gereken bir uyarı sayılmalıdır.

Ne yapmamız gerekiyor: İklim değişikliğine karşı ne gibi tedbirler alacağız? Suyu daha verimli nasıl kullanacağız? Yüzey ve yeraltı sularının yönetimi konusunda ne gibi adımlar atabiliriz? Yıldız’ın, iklim değişikliğini yönetmenin kolay olmadığını vurgulaması kuraklığın kapıda bekleyen tehlikenin büyüklüğünü göstermiyor mu? İBB-İSKİ’nin neredeyse sevinç içinde “barajlardaki su seviyesi 80 santimi geçti” diye açıklama yapması ‘Kanal İstanbul’ için bir tehlike işareti değil midir?

MUZA SU YETMİYOR

ODATV’de Yusuf Yavuz’un yazısında “Plansız ve bilgisiz üretim uygun kredi ve teşviklerle birleşince Antalya’da (özellikle Manavgat) dağ taş muz seralarıyla doldu. 2000’lerde nar üretimindeki patlamaya benzer bir süreç yaşanıyor” diyor.

Ekvatora en uzak muz yetiştirilen ülke olduğu kaydedilen Türkiye’de muz üretimi son 5 yılda iki kat arttı. Mersin ve Antalya’nın öne çıktığı muz üretiminde, teşvikle birlikte Adıyaman’dan Elazığ’a, Konya’dan Afyonkarahisar’a karasal ve kurak iklime sahip birçok kentte muz yetiştiriciliği başladı. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır’ın bu konuda hazırlattığı çalıştay raporunu ilgililer lütfen okusun. Çünkü Manavgat, Serik, Alanya ve Gazipaşa’da da süratle ekim sahaları artan açık ve kapalı muz bahçelerine su yetiştirilemiyor!

ORUÇ SIHHATTİR

ORUÇ; İslam’ın beş şartından birisidir. Üzerine farz olanlar, ramazanda oruçlarını tutarlar. Hz. Muhammed bir hadisinde “Oruç tutun sıhhat bulun” buyurmuştur.

Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi, bu hadisi doğrulayan bilimsel bir araştırma yaptı. Araştırma sonucunda ortaya çıktı ki uzun süre aç kalan vücutta hücreler kendilerini yeniliyorlar ve sağlık buluyorlar. Yani oruç tutan sıhhat buluyor. (Yoshinori Ohsumi bu çalışmasıyla Nobel Tıp Ödülü’nü kazanmıştı.)

Türklerin oyları, Sosyal Demokratlar’dan Hıristiyan Demokratlar’a kayıyor
MERKEL’İN YERİNE LASCHET GELİYOR

MERKEL’in daha önce görevden ayrılacağını açıklamasından sonra Almanyalı Türklerin, 27 Eylül’deki seçimlerde aktif rol oynaması bekleniyor. Merkel’in ayrılmasından sonra Hıristiyan Demokratlar’ın başına geçen Armin Laschet büyük bir uğraştan sonra dün kendi partisinin yönetim kurulunun oylamasında geçerli 46 oyun 31’ni alarak artık başbakan adaylığını pekiştirdi. Malum Hıristiyan Sosyal Birliği’nin lideri Markus Söder de buna saygı göstereceğini belirtiyor. Laschet, Yeşiller’in yeni adayı ve SDP’nin başbakan adayı Olaf Schölz’e karşı mücadeleye girecek.

TAVAK Vakfı Başkanı Faruk Şen “1990’larda yaptığım araştırmalarda ortaya çıktı ki, Almanyalı Türkler daha önceleri yüzde 64 oranında Sosyal Demokrat Parti’ye oy verirken, bu oran daha sonra azaldı” diyor. Şen, politikada ağırlığı olan Armin Laschet’in bu seçimlerde başbakan olabilmesi için Almanya’da çağrı yaptığını, önemli Türk kökenli liderlerin hemen evet dediklerini söyledi. Destek sayısının 100’ü bulduğunu belirten Şen, “Yeşiller’in son aylarda oy oranı anketlerde artsa da halkın sevgisine mazhar olan Armin Laschet’i başbakan olarak göreceğiz” diye konuştu.

KAYIPLARIMIZ MARMARA DEPREMİ’NİN 3 KATI OLDU

DOĞRU Parti Genel Başkanı Rıfat Serdaroğlu, Cumhurbaşkanı’na aşı bulma çağrısında bulundu ve “Türk milleti ölüyor, partiniz seyrediyor. Neden görevinizi yapmıyorsunuz!” diye sordu. Türkiye’nin en yetkin bilim insanlarından Prof.  Dr. Ahmet Saltık’ın “Şu an yaklaşık 544 bin aktif hastamız var. 7 hafta önce bu rakam 101 bin idi! 7 haftada tam 5 kat artmış! Bunda da en önemli etken AKP kongreleridir” diye feryat ettiğini vurgulayan Serdaroğlu, “Önümüzdeki 4 haftada 11 bin insanımız ölecek! Şimdiden, 1999 Marmara Depremi’nde kaybettiğimizin 3 katı fazla insanımızı kaybettik” dedi.

X

Bakan Bilgin’in iki zor sınavı

Çalışanlar, çiçeği burnundaki Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’i toplusözleşmelerden ötürü hayli terletecek.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ikiye ayrılması ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na atanan Prof. Dr. Vedat Bilgin, sendikaların ve emekçinin yakından tanıdığı bir isim. Daha önce AKP milletvekilliği, Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmış, bir dönem de Türk-İş’te genel başkan danışmanlığını üstlenmişti. Çalışma yaşamına ve emekçinin sorunlarına yakından tanık biri.

Koltuğuna ısınmadan önce kamu işçilerini, ardından da memur ve memur emeklilerini ilgilendiren toplusözleşme görüşmelerinin içinde bulacak kendini. Yaklaşık 700 bin kamu işçisini kapsayan, 2021 ve 2022 yıllarına ilişkin ücret zammı için hükümet ile sendikalar arasında toplu pazarlık süreci yakında başlayacak. Bu sözleşme kadroya geçirilen taşeron işçiler adına çok önemli. Yıllardır düşük ücretlerle ter akıtmalarından ötürü toplusözleşme masasından kendilerini rahatlatacak bir zammın çıkmasını umuyorlar. Beklentileri hayli yüksek.

Türk-İş ile Hak-İş’in birlikte hareket edecek olmasından ötürü kıran kırana geçmesi beklenen pazarlık görüşmeleri Vedat Bilgin’in ilk sınavı olacak.

Yeni bakanı ağustosta da yine zor bir sınav bekliyor. 3 milyon 150 bin memur ile 2 milyon 330 bin memur emeklisinin maaşlarında 2022 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilecek artış için memur sendikaları ile hükümet, ağustos başında toplusözleşme masasına oturacak. Yetkili konfederasyon Memur-Sen ile 11 hizmet kolunda yetkili sendikaların bulunacağı masada kıyasıya bir pazarlığın sürmesi bekleniyor. 2 yıllık zam dönemine 2023 seçimleri denk geldiğinden, memurun eli toplu pazarlık masasında hayli güçlü olacak. Bu da daha yüksek zam olasılığını güçlendiriyor.       

Şükrü KARAMAN

GÜNÜN UYARISI
TÜRKİYE Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu açıklama yaparak, gazetecileri hedef gösteren, haber yapmayı suç sayan siyasi anlayışın yeni suç üretme dönemine geçtiğine dikkat çekti ve “Basın ve düşünceyi, ifade özgürlüğünü yok sayan anlayış şimdi de ‘haber sunarken gülümsedi’ iddiasıyla meslektaşlarımızın can ve iş güvenliğini hedefe koymuştur. İktidarı ve ortaklarını hukuka uymaya davet ediyoruz” dedi.

SORUŞTURMA AÇILSIN

Yazının Devamını Oku

Veterinerler hekimdir ama hakları değil!

Veteriner hekimliği 179 yıldır öğretimi yapılan kadim bir meslektir. Veteriner hekimler bu süre zarfında sadece hayvan sağlığına değil insan sağlığına da büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte başlayan hayvan ıslahı çalışmalarında da önemli roller üstlenmişlerdir. Hayvansal ürünlerin ahırdan sofraya kadar uzanan üretim ve kontrol sürecinde veteriner hekimler hep önde yer almışlardır. Sağlıklı çevre/ sağlıklı hayvan / sağlıklı gıda / sağlıklı insan / sağlıklı toplum zincirinin her halkasında veteriner hekimler görev yapmaktadır.

Bu önemine ve kapsamına karşın veteriner hekimliği mesleği ne yazık ki toplumda yeterince tanınmamaktadır. Bunda hiç kuşkusuz biz veteriner hekimlerin de suçu vardır. İçinde yaşadığımız pandemi süreci bir ölçüde de olsa mesleğimizin tanıtımına katkıda bulunmuştur. Ancak yine de toplum bazı gerçekleri bilmemektedir.

Dünya’da ve Türkiye’de aşı üretimi konusunda en yetkili meslek veteriner hekimliktir. Bir örnek vermek gerekirse, hepimizin çocuklukta olduğumuz verem ya da BCG (Bacillus Calmette Guerin) aşısının iki mucidinden birisi olan Guerin bir veteriner hekimdir.

SAĞLIKTA ŞİDDET YASASINA DAHİL DEĞİL

Dünyada aşı üretimi yapan Pfizer ve Astra Zeneca firmalarının CEO’su da veteriner hekimdir. Türkiye’de ise veteriner hekimler yıllarca hayvan ve insan aşıları üzerinde başarılı çalışmalar yapmışlardır.

İnsan aşıları üretimi konusunda dünya çapında bir kurum olan ama ne yazık ki 2011 yılında kapatılan Ankara Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü’ndeki aşı üretim laboratuvarlarında şef ve uzman olarak çok sayıda veteriner hekim çalışmıştır. Bu enstitünün başkanlığını uzun yıllar Necmettin Alkış adlı bir veteriner hekim yürütmüştür. Günümüzde Covid-19’a karşı yerli aşı üreten üç ekibin başında veteriner hekim profesörler görev yapmaktadır.

İnsan sağlığına yapmış oldukları bu önemli hizmetlere karşın veteriner hekimler sağlık sınıfında sayılmamakta, serbest çalışanlara aşı önceliği tanınmamakta, başta yıpranma payı olmak üzere sağlık sınıfına tanınan özlük haklarından yoksun bırakılmakta ve sağlıkta şiddet yasasına dahil edilmemektedir. Meslek örgütlerimizin bu konudaki çabaları da maalesef siyasette olumlu bir karşılık bulamamakta, sürekli göz ardı edilmektedir. Durumu bilgilerinize sunarım.

Prof.Dr. Hazım GÖKÇEN

Yazının Devamını Oku

Kenevirde 5 yılda ne yaptık

Kenevir bitkisi ve üretiminin ‘keşfi’, 4 Mayıs 2018 yılında Samsun Vezirköprü’de kenevir ekimi ile ilgili törenle gündeme girmişti  bizce. Kenevir konusunda birçok toplantıya katıldık, bu tarımın ekonomimizi nereye götüreceği konusunda birçok yazı yazdık. Belki bugüne kadar bu tür yazıların sayısı 50’yi bulmuştur.

Bu konuya öncülük edenler; eski milletvekili, mühendis Yalçın Koçak ve bu konuda adeta ‘uzman’ olan gazeteci Abdurrahman Dilipak, kenevir konusunda kitap yazan Dr. Erdem Ulaş, Samsun’daki Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Kastamonu ve Aydın üniversiteleri ile Ege Üniversitesi’dir.

ASAM Vakfı da Kenevir Enstitüsü’ne kucak açtı; çalışmaları yönlendirdiğini vurgulamamız gerekiyor. Anadolu topraklarının ‘unutturulan’ kadim bitkisi olan, ön Türkler (İskitler, Pelasglar, Sakalar) zamanından mezar kazılarında da bulunan 8000 yıllık ‘mucize bitki’nin tarımının, daralan ve çıkmazlar içerisine giren bugünün Türkiye ekonomisini bu dar boğazdan çıkaracak en stratejik projeyi başlatmanın öncüsü olacak bu işin 5’nci yılına girdik dün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte yaptığı gibi, kenevir konusunda ‘endüstriyel kenevir yetiştiriciliği’ üzerinde kimi özendirici önerilerde bulunsaydı keşke bu ekim döneminde. Çünkü kendisi ‘vites değiştirmedikçe’ vites yükselmiyor.

Enstitü Başkanı Erdem Ulaş, 2017 yılında yazdığı kitabında ve projede belirttiği gibi, hedefin 2030 yılına kadar 100 milyar dolar ihracat ve ölçek ekonomisinde kenevir olduğunu anlatıyor. Cumhurbaşkanından engellerin bir an önce kaldırılmasını istiyor.

Bu arada Tarım Bakanlığı’nın yetersiz olsa da gösterdiği çabaları ve kenevirden ürettiği kuş yemlerini dünyaya ihraç eden bülbül başta olmak üzere ötücü kuşların ‘Kenevirci Dede’si Baykal Güner’i anımsatmazsak olmaz. Onun jandarma, polis ve gümrük idaresi ile yaptığı mücadele unutulmaz.

Şunu bilelim, kenevirin her şeyine muhtacız. Köküne, yaprağına, lifine, gövdesine, tohumuna varıncaya kadar. THC’sine, CBD’sine de. Dilipak ‘Acil eylem planı’ vurgulaması yaparken, kanun değişikliğinin şart olduğunu söylüyor.

AMACIMIZ İLK 3’E GİRMEK

ASAM Kendir Enstitüsü Başkanı Dr.

Yazının Devamını Oku

Zeus Sunağı’nı geri alabiliriz

Alman TV kanalı Deutsche Welle’nin haberine göre, Almanya’nın 1897’de İngiliz askerlerince yağmalanmış olup sonradan kendi ellerine geçen Benin bronz heykellerini anayurtları Nijerya’ya geri vermeyi kabul etmesi üzerine; eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, 1878’de Bergama’dan Berlin’e taşınan ve orada yeniden kurulan, halen Bergama Müzesi’nde (Pergamonmuseum) özel bir salonda sergilenen Zeus Sunağı’nın Türkiye’ye iadesi konusunda bir öneri yaptı:

Zeus Sunağı, milattan önce 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Eumenes’in Galatlar’a karşı kazandığı zafer anısına yaptırılmış; Zeus ve Athena’ya adanmış bir anıttır. Bergama Sunağı ve yörenin eski adıyla Pergamon Sunağı olarak da anılır. 1878’de bölgede yol inşaatında çalışan Alman mühendis Karl Human tarafından keşfedilen ve onun yaptığı kazı sonucunda toprak altındaki parçaları da ortaya çıkarılan Zeus Sunağı, Osmanlı hükümetinin izniyle, kaidesi dışında bütün parçalarıyla sökülerek Berlin’e taşınmış ve orada yeniden kurulmuştur. Helenistik dönem mimarisinin en görkemli anıtlarından biri olan Zeus Sunağı, halen Berlin’de anayurdunun eski adı verilen Pergamonmuseum’da özel bir salonda sergilenmektedir. Türkiye’deki Bergama Müzesi’nde ise sadece bir maketi bulunmaktadır. Zeus Sunağı’nın geri alınarak eski yerine konulması amacıyla Bergamalılar tarafından yapılan bir girişimden sonuç alınamamıştır.

Türkiye bu tür eserlerin geri alınması için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Aynı girişim, Devlet olarak Zeus Sunağı’nın iadesi konusunda da yapılmalıdır.

Altını ve üstünü bir araya getirecek şekilde Türkiye’ye iade edilmesi kabul edildiği takdirde, yerine günümüz teknolojisiyle üretilmesi sorun olmayacak bir ikizi de konulabilir. Almanya ile dostluk ilişkileri çerçevesinde iadesi isteminde bulunmakta yarar vardır.”

GÜNÜN SÖZÜ

“POLİSİYE roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür.” (Siegfried Kracauer)

İKİ BAKANLIKTAN KREŞLERE FARKLI UYGULAMA

TAM kapanma döneminde sadece kısıtlamalardan muaf olan ailelerin çocukları için kreşlerin açık olacağı açıklandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı 2 bin 310 özel kreş ve gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri faaliyetlerine devam edebilecek.

Yazının Devamını Oku

Fütürologlar çalışıyor

Her gün yeni bir gelişme ile yarın ne olacağı kestirilemeyen turizmde iş ‘falcı’lara kaldı.

2021 yılında gelecek ziyaretçi, elde edilecek gelir, aşı pasaportu, kısıtlamaların gevşetilmesi, yasaklanan yurtdışı seyahatlerin ne zaman hangi koşullarla nasıl açılacağı gibi seyahat endüstrisinin görünen, konuşulan ve haklı olarak ivedi çözüm bekleyen güncel sorunları söz konusu. Ama pandemi ile birlikte her alanda olduğundan farklı olarak seyahat endüstrisini temelden değiştirecek bir sürece girildi.

Başında Fehmi Köfteoğlu’nun olduğu turizmgazetesi.com’da yer alan habere göre seyahat sigortası alanında faaliyet gösteren Allianz Partners, Fütürolog (Gelecekbilimci) Ray Hammond’dan pandemi sonrası seyahat endüstrisinin nasıl olacağına ilişkin bir rapor hazırlamasını istedi.

Wellington Üniversitesi’nde doçent olan, ‘Yarının Turizmi’ kitabının yazarı, seyahat konusunda uzmanlaşmış dünyanın tek fütüroloğu Ian Yeoman da bu kapsamda çalışma yapıyor.

GELECEĞİN TURİSTİ

Ian Yeoman, yaptığı çalışma ile sektörün, geleceğin turisti ile tanışacağını söylüyor. Pandemi sonrası seyahat endüstrisinin ne olabileceğine ilişkin Fütürist Dr. Patrick Dixon da bir çalışma yapıyor. Konusu pandemi enternasyonalizmi. “100 yıldır tartışılan ve kimilerine göre ütopya olan Karl Marx’ın enternasyonalizmi pandemi ile gerçekleşti” diyor.

Seyahat endüstrisi ile ilgili çalışmalar yapan uzmanlar, pandeminin her gün yeni bir gelişmeyi beraberinde getirdiğini, gelecek bir yana yarın ne olacağının bile kestirilemediğini belirterek, fütürologları esprili biçimde ‘Falcı’ olarak tanımlıyor ve “Seyahat endüstrisinin geleceği falcılara kaldı” diyorlar.

GÜNÜN SÖZÜ

“Hükümet tam kapanma kararı aldı. Ancak uygulamayı 3 gün sonra başlattı. Peki ne oldu, salgının yoğun olduğu illerden,

Yazının Devamını Oku

Ne bela salgınmış!

CHP Ordu Milletvekili Dr. Mustafa Adıgüzel koronavirüs aşısı konusunda bazı uyarılarda bulundu. “Türkiye’de salgın başlangıçtan beri en yüksek seviyeleri yaşıyor. Rekor üstüne rekor kırılıyor. Dünya nüfusunun yüzde 1’inin olduğu ülkemizde tüm dünyadaki yeni günlük Covidli sayısının yüzde 8-10’u var. Günlük vaka sayısında dünyada 2’nci, bazen 4’üncü sıradayız. Ama ilk 4’teki ABD, Brezilya ve Hindistan nüfusları bizden kat kat yüksek olduğu için nüfusa orantılı olarak aynı tablo düzenlendiğinde 1’inciyiz. Sayın Erdoğan bu tablonun neyi ile övünüyor? Aynı evden 2-3 cenaze aynı günlerde çıkıyor.

Vefatların daha yüksek olduğunun bilgisi var. Önceki gün sadece 207 cenaze İstanbul’da vardı. Ankara’da 1 Nisan’da 8 cenaze varken, dün üçe katlandı. 22. İzmir’de vefat sayısı 10 iken, dün 32 oldu. Sağlık Bakanlığı verisine göre 13.800 vakanın olduğu gün İstanbul’da 207 cenaze vardı. İstanbul için ölüm oranı yüzde 1,5. Bu 60.000 vakada 900 cenaze demektir. İstanbul’da pandeminin başından beri görülen toplam vefat sayısı 23.893 (2020 yılı: 17.676, Ocak 2021: 1625, Şubat 2021: 730, Mart 2021: 1347, Nisan 2021 (şu ana kadar): 2515). İstanbul’da 15 milyon insanımız var. 83 milyona projeksiyon yaparsanız 132 bin, yani açıklananın tam üç katı. Bunların sadece test pozitif ölümler olduğunu da belirtmek isterim. En kötüsü de şu ki bu ölümleri kanıksadık. Doğal kabul ediyoruz. Bunlar doğal ölümler değil, önlenebilir ölümler ve dahi bunlar cinayet, faili belli cinayet.

VİRÜS FİNK ATIYOR

2 doz aşıyı yaptırıp hasta olanlar var, ölenler var, sorduk cevap gelmedi. Sağlık Bakanı’na sorduğum 34 pandemi önergesindeki 154 sorunun bir tanesine bile cevap gelmedi. 2. defa Covid’le karşılaşan çok sayıda insan var. Toplumsal teması engelleyemiyoruz. Virüs 2. turu atıyor.

Koronavirüs ülkemizde fink atıyor. Tamam ülkeyi yönetenler farkında değil ama üzülerek ifade edeyim ki dünya da farkında değil. Şu anda 4-5 mutasyon geçirmiş bir virüsün ilk haline karşı üretilmiş aşı ile ancak yüzde 10 aşılama sağladık. Bu aşılanmayı sene sonuna bitirebilsek bile artık bu aşının tanımadığı yepyeni bir virüs ortada olacak. Bu sadece Sinovac değil BioNTec için de öyle. Hatta şu anda yerli aşıda en torpilli önde giden Kayseri aşısı da. Yerli aşı üretime girdiği anda etkisi hiç olmayacak, bir mutant virüs ile hastalanıyor olacağız. Halbuki ülkemizde, en son görülen virüs formuna karşı bir aşıyı yeteri kadar 1 ayda üretebilecek bir alt yapıyı kurabiliriz.” Konuyu biraz daha açmasını söylüyoruz. “Yeni virüsler aşılar ve testlerden kaçabiliyorlar; şekil de değiştirebiliyorlar. Yani virüse karşı yapılan aşıların etkisi güçlü olur diyemeyeceğiz, yeni virüslere karşı yeni aşı üretilmesi gerekiyor” diyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“İÇKİ diyorsanız, hem devlet kaybediyor, hem insanlar evlerinde kimyagerliği öğrenmek zorunda kalıyor.

Biliyor musunuz, tam kapamada alkol satanlar bana sitem ediyorlar, ben ne yapayım şimdi!”

TESK Başkanı

Yazının Devamını Oku

Fındıkta altın yıl bekleniyor

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel “Bu yıl fındığın altın yılı olacak. Diğer üretici ülkelerden İtalya’da don nedeniyle fazla fındık üretimi beklenmiyor” açıklamasını yaptı.

Adıgüzel “Üreticinin umutları da yeşerdi ve emeğinin hakkını alacağı günleri bekliyor. Azerbaycan ve Gürcistan’daki az miktardaki üretim de ancak kendi bölgesine yetecek kadar. Ülkemizde hem tozlaşma dönemindeki zarar hem ardından üst üste gelen zirai don yüzde 30-50 üretim azalmasına yol açacak. Bu nedenle TMO daha önce alım için 30 Nisan’a kadar belirlediği süreyi uzatmasını istedi. Ayrıca, fındığın fiyatının 25 TL’ye revize edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Milletvekili ayrıca, Türkiye’de bal üretiminde ikinci sırada olan Ordu’ya iktidarın yerli bal üretiminin teşvik edilmesini isteyerek “Arının olmadığı yerde tarım da olmaz. Vatandaş sahte balı anlayamaz. Devletin kontrol etmesi lazım. Arıya sinek gözüyle bakılmamalıdır” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

“HİÇBİR güç aziz Türk milletine soykırımcı iftirası atamaz. 24 Nisan günü, geçmişimizi soykırım yapmakla itham eden konuşmanızı size aynen iade ediyoruz. Gayet açıktır; yetkili bir mahkemenin ‘soykırım’ suçunun işlendiğine dair bir kararı yoksa soykırım da yoktur!”

Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Prof. Dr. Tülin OYGÜR

KURAKLIĞI CİDDİYE ALMIYORUZ

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kuraklık nedeniyle risk altında olan ürünleri ve yaşanacak rekolte kayıplarını Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.

Gürer,

Yazının Devamını Oku

Emekliler ayaklanıyor

Tüm Emekliler Sendikası Kadıköy, Beykoz/Şile, Ümraniye/Ataşehir, Esenyurt, Boğazköy/Bahçeşehir, Avcılar, Üsküdar, İstanbul 2. Bölge temsilciliği ve şubeleri bir açıklama yaparak sendikalarının kapatılmak istenmesine karşı çıkarak, bugün 12.00’de Kadıköy Rıhtım’da, 30 Nisan’da da Ankara’da sorunlarını açıklayacaklarını duyurdular.

Sıkıntı, Emekli Sendikaları’nın 30 Nisan’da kapatılmak istenmesinden doğuyor. Neden mi? Yasalarda, “emekliler sendika kurabilir” hükmü yokmuş. Yalnız işverenler ve çalışanlar sendika kurabiliyormuş. Yasa yapmak sizin göreviniz değil mi? Çıkarın yasanızı o zaman.

Yasalarda, ‘emekliler sendika kuramaz’ hükmü de yok. Dört ayrı uluslararası sözleşmede imzanız var. ‘Herkes sendika kurabilir, sendikalara üye olabilir’ diye. Üstelik, Anayasa’nın 90. maddesi, anlaşmazlık durumunda, ‘uluslararası sözleşmeler geçerlidir’ diyor. 30 Nisan’da, Ankara İstinaf Mahkemesi’nde duruşma var. Daha, iki ay öncesinde bu mahkeme, oybirliği ile, “emekliler sendika kurabilir” kararı vermişti. Yargıtay bu kararı bozdu. Dosyayı yeniden İstinaf Mahkemesi’ne gönderdi. Şimdi, İstinaf Mahkemesi üyeleri, ya kararlarında direnecekler; ya da, Yargıtay’ın bu kararına boyun eğecekler.

Emeklilerin tepkisi şöyle: “Sorunlarımızla ancak örgütlü olursak baş edebiliriz. Emeklilere verilen yüzde 7-8’lik zam, bir ay içinde eridi. Tüketim zamları, yüzde 50’lerde seyrediyor. 65 yaş üzerine getirilen yasaklar, bizleri çileden çıkardı. 27 Nisan’da 115 şube ve temsilcilerimizle eşzamanlı olarak meydanlarda olacağız. Kapıdan kovsanız bacadan gireceğiz. Çünkü biz 13.5 milyon emekliyiz. Ardımızda, 5.5 milyon da EYT’li arkadaşlarımız var.”

En acısı da emekli olacakların tazminatlarının fona devrilecek olması!

GÜNÜN SÖZÜ
Biden suçludur

“ÖNCELİKLE bilinmelidir ki; soykırım, uluslararası hukukça suç olarak kabul edilen ve cezası (varlığı) Uluslararası Yargı Kararı ile hüküm altına alınan uluslararası hukuksal bir konudur. Biden! Türk halkına karşı insanlık suçu işlemiştir. Soykırım konusunda ancak yargı karar verir.”

Av. Sedat VURAL

Yazının Devamını Oku

Gözler halkın cebindeydi

Türkiye dün de başka bir konu ile dalgalandı, kripto para dolandırıcılığı iddiasıyla. Haberler sabahtan itibaren köy kahvesindeki vatandaştan şehirdeki bankacıya kadar büyük bir kitlenin gündemine oturdu. Thodex’e para yatıran 390 bin kişinin mağdur olduğu belirtilirken, böyle bir soygunu önleyecek tedbirler neden alınmamıştı?

CHP Antalya milletvekili Çetin Osman Budak’ın, ‘Blockchain teknolojisi’ne ilişkin daha önce verdiği bir önergeyi hatırladık. Budak bu önergeyi 27 Aralık 2019 tarihinde sunarak Meclis araştırması istemişti. Önergesinde şöyle diyordu:

Türkiye’nin Blockchain teknolojisinde riskleri görüp fırsatları yakalaması için proaktif bir tutum alması gerekir. Bu teknolojinin popüler yansıması olan kripto paralar, buzdağının görünen yüzüdür. Blokzincir teknolojisi dünyanın geleceğini şekillendirmeye doğru gidiyor. Bu yeni paradigma karşısında ülkemiz bu alanda geleceğe dönük kapsamlı çalışmalar yapmalı ve güçlü adımlar atmalıdır.

Kripto paralar, Blokzincirin bütünü dikkate alındığında popüler bir ayrıntıdan ibarettir. Şu anda bile bankacılık ve e-ticaret işlemlerine giren bu teknoloji; tapu devirleri, ödeme sistemleri, değerli taşlar, telif hakları, e-devlet sistemleri, sağlık hizmetleri, gümrükleme, e-oylama, yerel ve genel seçimler, deniz lojistiği dahil birçok alanda yeni bir güvenlik altyapısı oluşturma potansiyeline sahiptir.

Budak’a önergesini sorduk. Blockchain’deki kripto para miktarının, 19 ülke dışındaki tüm dünya ülkelerinin milli gelirlerini aştığını vurgulayan Budak şöyle diyor: “2018’deki zirve değerinde kripto para miktarı, dünya dolar rezervinin yüzde 7’si, Euro rezervinin yüzde 39’u ve altın rezervinin yüzde 10’u kadardır. Bütün bu etkisine karşın kripto para sistemi, Blokzincir sisteminin küçük bir parçasıdır. Global dünyanın yeni bir güvenlik mekanizması olarak gelişen bu teknoloji, dünyadaki ticaret sistemini yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Ama riskleri de beraberinde getirmektedir.

HUKUKİ ALTYAPI KURULMALI

Dünya ekonomisinde önemli yer tutan ülkeler bu gelişmeler karşısında harekete geçmiştir. Japonya’da yapılan G20 zirvesinde finansal liderler kripto para birimlerine ilişkin risklerin daha iyi incelenmesini ve gerekirse çok taraflı önlemler alınmasını kararlaştırmıştır. Vergi kaçakçılığı, kara para aklama, terörizmin finansmanı ve yatırımcıların korunması açısından hükümetler ve parlamentolar bu konuda proaktif tutum almalıdır.”

“Blokzincire dönük teknolojik ve hukuki altyapının geliştirilmesi, bu alanda insan kaynakları yönetiminin oluşturulması, araştırma-geliştirme altyapısının kurulması, fikri ve sınai haklar özelinde Blokzincir teknolojisinin kullanım alanlarının belirlenmesi, yazılım geliştirme başta olmak üzere fırsatlar ve risklerin ortaya çıkarılması, kamu, birlikler ve özel şirketlerin Blokzinciri stratejisine referans oluşturması, ulusal kurumlarımızın bu alanda küresel rekabete hazırlanması amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekli görülmektedir.”

Budak,

Yazının Devamını Oku

Antalya muzu sorun oluyor

Bugün yine muzdan söz etmek istiyoruz. Neden diye sorarsanız, iş vahim bir hal alıyor. Hesap kitap yapılmadan ilgili-ilgisiz yerlerde bu kadar muz ekilirse bundan para kazanılmaz tabii ki. Antalya Ticaret Borsası, Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Antalya Tarım Konseyi’nin işbirliğinde düzenlenen ve 6 gün devam eden Muz E-Çalıştayı’nda 10 oturumda 5 yabancı uzmanın bildirisi yer aldı. 48 bildirinin sunulduğu çalıştayın sonunda değerlendirme raporuyla sonuç bildirgesi açıklandı. Hiç de parlak şeyler anlatılmıyor.

Bilinen en eski meyvelerden biri olan muzun dünyada 135 ülkede üretildiği belirtilen raporda, üretim miktarı olarak buğday, mısır ve pirincin ardından 4’üncü sırada olduğu, meyveler arasında ise birinci sırada olduğu kaydedildi. Rapora göre, muz dünya bitkisel ürünler ticaretinde ilk sıralarda yer alırken, birçok ülkenin de temel ihraç ürünü. Dünya nüfusundaki artış, kişi başına düşen gelirin artışı, muzun B6, C vitamini, potasyum ve proteince zengin olması gibi nedenlerle muz ticaretinin sürekli artış eğiliminde olduğu belirtilen raporda, dünya muz üretiminin 2019 yılında 116.8 milyon tona ulaştığı, FAO’ya göre muz üretiminin 2029 yılında 132.6 milyon tona ulaşacağının öngörüldüğü kaydedildi. Rapora göre, Hindistan muz üretiminde 2019 yılında 30.5 milyon ton üretimle dünyada yüzde 26 payla ilk sırada yer alıyor ve muz ticaretinin ihracat değeri 13.5 milyar dolar. Dünyada muz ithalatı yapan ülkelerin başında ABD, Çin, Belçika ve Hollanda geliyor.

ÇORAKLAŞMA TEHLİKESİ

Raporda Türkiye’de muz üretimi ve ticaretinin durumu şöyle özetleniyor:

Türkiye’nin ekvatora en uzak muz üretilen ülke olduğu belirtilen raporda, Türkiye’de 111 bin 544 dekar alanda 728 bin ton muz üretildiği kaydedildi. Türkiye’de kişi başı muz tüketimi 7 kilo. Muz üretim alanı son 5 yılda yaklaşık 2 kat artarken, verim 0.4 kat ve üretim miktarı ise 2.5 kat arttı. Örtü altı muz üretimi ise 3.5 kat artış gösterdi.

Hatay, Manisa, Mersin’de de muz üretimi yapılmaya başlandı. Antalya’da 51 bin dekar alanda 297 bin ton muz üretildi. Örtü altı muz üretiminin yüzde 29’una sahip Antalya’da toplam tarım alanlarının yüzde 10’unda muz üretiliyor. Manavgat ise en yüksek muz yatırımının yapıldığı ilçe.”

CİDDİ UYARILAR

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ve Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, yatırımcı ilgisi artan muzun geleceğiyle ilgili çalıştayda önemli tespit ve uyarılarda bulunulduğunu açıkladılar.

Türkiye’de muz üretim maliyeti diğer ülkelere kıyasla daha yüksektir. Muz yüksek gümrük vergi oranları ile korunmaktadır. Muzda koruma olmadığında üretim ithal muz ile rekabet edemeyecektir. İthalat yurtiçi üretimi olumsuz etkilemektedir. Muz üretiminde

Yazının Devamını Oku

İngiliz mutasyonu süper bulaşıcı - ‘Uçurumun kıyısındayız’

İnsanlık tarihinde bazı olaylar vardır. Tarihin akışını değiştirir. ‘COVID-19 salgını’ da böyle bir şey sanırım. Bugüne kadar dünyada 3 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Her geçen gün de daha çok can alıyor. Ülkemizde de vefat edenlerin sayısı 35 bini aştı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Belli ki salgın kısa sürede ortadan kalkmayacak. Virüs daha hızlı yayılıyor; özellikle de İngiliz mutantı süper bulaştırıcı. Bu sadece bize özgü değil. Avrupa’da ve dünyanın diğer ülkelerinde de böyle. Almanya’daki gazeteci dostumla görüşüyorum. 114 gündür aşı kampanyası yapan Almanya’da bugüne kadar 5.5 milyonu iki doz olmak üzere 21.3 milyon kişi aşılanmış. Ama virüs orada da hızla yayılıyor. Ölenlerin sayı 80 bin sınırına dayanmış. Virüs 3.15 milyon kişiye bulaşmış. Almanya haftalardır sıkı önlemler almak istiyor, alamıyor. Çünkü federatif sistemde her eyalet kendine göre hareket ediyor. Alınan önlemler yetersiz kalıyor. Açıklanan rakamlar eksik, deniyor. Dört yüzü aşkın il sağlık dairesinin çoğunun hâlâ faks ile veri toplamaya çalışması, buralarda askerlerin gönüllü çalıştırılması, hafta sonları yeterli test yapılmaması dolayısıyla gerçek rakamın çok yüksek olduğu öne sürülüyor. Şansölye Merkel’den günlerdir ‘masaya yumruk vurması’ isteniyor. Vuramıyor. Şimdi ‘Salgın Hastalıklar Yasası’nda değişiklik yapıp şansölyeye ‘Acil fren’ yetkisi verilecek. Şansölye mesela isterse tüm ülkede geçerli akşam sokağa çıkma yasağı getirebilecek. Eyaletler “Biz o saatlerde değil de şu saatlerde yapabiliriz” veya “Bu bizim eyalete uymaz” diyemeyecek.

Almanya’da salgın hastalıklar konusunda tek yetkili kurum Robert Koch Enstitüsü’dür. Başkanı veteriner hekim Dr. Lothar Wieler, geçen perşembe günü Sağlık Bakanı ile yaptığı toplantıda şöyle diyor: “Uçurumun kenarında hızla gidiyoruz. Yuvarlandıktan sonra acil frenin varmış, frenlerin sağlammış, hiç faydası yok.” Yani “herkes aklını başına toplasın”.

Koronadan etkilenen firmalara maddi destek veren yılların tecrübeli siyasetçisi Alman Ekonomi Bakanı Peter Altmaier de ülkenin pazar gazetesindeki demecinde “Durum dramatik. Vaka sayıları artıyor. Daha fazla insanın ölmesine göz yumamayız. Her yer açılsın diyorsanız alternatifi binlerce ölüm, sağlık sisteminin dayanma noktasını geçmesi. Bazı çalışmalar yaptık ama 3. dalga ve hızlı bulaşan virüs yüzünden bazı kararları geri almak zorunda kaldık. Aksi takdire salgının kontrolü tamamen elimizden çıkar gider. Akşamları örneğin saat 21.00’den sonra sokağa çıkma yasağı makul bir önlem. Ben de aşı oldum, ama kurallara sıkı sıkıya uyuyorum” diyordu.

GÜNÜN SÖZÜ
“Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”
A.H.TANPINAR

DÜNYAYA NE CEVAP VERECEĞİZ (2)

ŞALOM

Yazının Devamını Oku

Siyaset aşıyı 2. sıraya itti

Almanya için 2021 hareketli bir yıl. Eylül ayında seçim var. Parti başkanlığını çoktan bırakan Şansölye Angela Merkel siyasetten de ayrılıyor.

Partiler aday belirleme sürecine girdiler. Sosyal demokratlar şansölye adayını çoktan ilan etti. Şu anki büyük koalisyonda maliye bakanı olan Olaf Scholz için “adayımız” dediler. Seçmen bilir ki seçim sonucunda sosyal demokratlar tek başına veya koalisyon kurup iktidarda olursa şansölye de bay Scholz olacak. Yeşiller ise adaylarını bu hafta sonu açıklayacak. Muhafazakârların şansölye adayı ise henüz belli değil. Muhafazakâr kanat ‘Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’ olarak anılır. Aralarındaki anlaşmayla büyük ortak CDU Bavyera haricinde tüm eyaletlerde, küçük ortak CSU ise yalnızca Bavyera Eyaleti’nde seçime katılır. Oylar tek partiymiş gibi toplanır. İki ortak parti şansölye adayını ortaklaşa belirler. 1980 ve 2002 hariç ortak aday, hep büyük ortak CDU’dan çıkmıştır.

Bu kez ilk kez işler karıştı. Büyük ortak CDU’nun lideri, yani Merkel’in selefi 60 yaşındaki Armin Laschet ile küçük ortak CSU’nun lideri 54 yaşındaki Markus Söder şansölye adaylığına talip. Ortakların arası limoni oldu. Her ikisi de şimdilik geri adım atmıyor. Bugün veya yarın bir araya gelip biri diğerine mecburen yol verecek. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette. Korona salgını, aşı bile ikinci plana itildi. Bu konu Avrupa’nın da gündeminde. Çünkü ikisinden biri şansölye olduğu takdirde bir ölçüde Avrupa siyasetini de etkileyecek.

KİM GÜVERCİN KİM ŞAHİN

Her ikisini de yakından tanıyan Almanya’daki gazeteci dostuma sordum. Biriyle beraber İstanbul’a gelmiş, hatta Aksaray yokuşunda karda patinaj yapan taksiden inip taksiyi beraber itmişti. Diğeriyle de Bira Festivali’nde buluşacak kadar yakın. “Benim için çok zor bir durum” diyor ama ekliyor: “Genel olarak Bay Laschet’i ‘Güvercin’, Bay Söder’i ise ‘Şahin’ olarak niteleyebilirim”.

Almanya’da ortak her iki parti doğal olarak kendi liderinin şansölye adayı olmasını arzu ediyor ama anketlere bakılırsa Markus Söder halkın gönlünde daha önde gözüküyor. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette.

GÜNÜN SÖZÜ

Ünlü ozanımız

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Atatürkçü Düşünce Derneği, Orhan Pamuk’un son romanındaki Atatürk’ü küçümseyen ifadeler nedeniyle sert bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle deniliyor:

“Sözde, ‘Edebiyatçı-aydın’ unvanıyla, bulunduğu konumu borçlu olduğu devletin kurucusunu küçümseyen, kitaplarında satır aralarına gizlediği ifadelerle, betimlemelerle, dünyanın saygıyla andığı, hayran kaldığı Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğini iliklerine kadar yaşayan Orhan Pamuk, ‘Veba Geceleri’ isimli son kitabında da aynı ruh halini dışa vurmuştur.

Milletini ve kurtarıcısını küçümseyerek aydın olunmaz. ‘Aydın’ olmak sorumluluk ister. Aydın, üç kuruşluk kelime oyunlarıyla birilerinin ruhunu tatmin ederek alkış bekleyen biri değildir. Orhan Pamuk ve daha nice ‘sözde aydın’lara duyurulur.”

DOĞRUCU DAVUT’LARIN ÖRGÜTTE İŞİ YOK ARTIK
AKP, CHP’Yİ BOZDU!

KÖŞEMİZDE dün ‘Muameleci yeniden seçildi’ başlıklı yazımızda “CHP’de yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Buna demokrasi mi diyeceğiz?” diye sorgulamış, CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk. Gerçekten siyasetçiler bu kadar umursamaz mı oldular! Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Elinden tutup getirdiği Rıza Akpolat’ı kulağından hiç çekmez mi?” Teşkilattan sorumlu Seyit Torun örgüte karşı neden bu kadar duyarsız oluyor?

Peki buna demokrasi mi diyeceğiz, diyerek CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk ama hiç yararı yokmuş. Dünkü yazımız üzerine İzmir’de benzer tartışmalar olmuş!

Üç yıldır İBB Başkanı Tunç Soyer ve İzmir İl Başkanı Deniz Yücel’in hazırladığı listeler, CHP grubuna geliyor ve Meclis üyeleri sorgulamadan sadece “evet” demek zorunda kalıyorlar. Çünkü, örneğin İmar Komisyonu’na ve Plan Bütçe Komisyonu’na aday olmaya kalkanlar hemen azarlanıyor; “Grubu bölmeyin” uyarısıyla karşılanıyor. Ne zamandan beri, CHP tüzüğünü uygulamak bölücülük oldu? Yine Bakırköy’den Urla’da aday gösterilen Av. Taner Kazanoğlu adaylıklarda “seçim” yapılmasını önerdi, ancak dinleyen olmadı kendisini.

İzmir’de gazetecilerin kendisine, karşı çıkışları nedeniyle

Yazının Devamını Oku

‘Muameleci’ yeniden seçildi

CHP’nin İstanbul’da iktidar olduğu ilçe belediyelerinde yapılan ihtisas komisyonu seçimleri CHP Parti tüzüğüne göre “kapalı oy açık tasnif” şeklindedir.

Tüzüğe rağmen neredeyse hiçbir belediyede bu tüzük uygulanmıyor; ilçelerde belediye başkanı ve yakın şakşakçılarının belirlediği listeler parti grubuna geliyor ve sözde seçim yapılmış oluyor. AKP zaten bu yöntemi kullanıyordu; artık CHP de bu konuda AKP’yi örnek alıyor! Gerçi Kılıçdaroğlu da TBMM grup başkan vekilleri için atama yapıldığından seçim yaptırmıyor. İBB’de ise iki yıldır Canan Kaftancıoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun önceden oluşturduğu listeler parti grubunda oylanıyor, tabii ki seçim yok. En yakın örnek Beşiktaş Belediyesi İhtisas Komisyonları Seçimi oldu. 4 Nisan tarihinde Akatlar MKM’de kahvaltılı toplantı yapıldı. Başkan Rıza Akpolat komisyon seçimleri için seçim yapılmasını önerdi. Ancak meclis üyeleri “Siz daha iyi bilirsiniz başganım!” dediler ve tüzükte açıkça belirtilmesine karşın seçim yapılmadı. Değişen sadece meclis başkan vekili oldu.

GÖZ YAŞARTAN ARSA!

Bu arada daha önce köşemizde gündeme getirdiğimiz, Ulus’taki “göz yaşartan arsa” ile ilgili yazımızın kamuoyunda büyük yankı uyandırmasına karşın, “eski tas, eski hamam” uygulamasının sürdürülmesi dikkat çekti. Beşiktaş eski ilçe başkanlığından meclis üyeliğine “sıçrayan” Sebahattin Öztürk’ün, kendisine yönelik “muameleci” tavrından vazgeçmeyerek yeniden İmar Komisyonu’na seçilmesi hiç hoş karşılanmadı. Arsa sahipleri, Öztürk’e “vekalet” verdiğine göre, muamelecilik işini garanti görüyorlar demek ki. Yani Meclis üyeleri, bundan böyle seçildikleri komisyonlarda görüşülecek konularla ilgili “vekalet” alabilirler, almayanı dövüyorlar zaten. Bu tür uygulamalardan hiç utanan yok mudur?

CHP’de artık yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Peki buna demokrasi mi diyeceğiz?

‘TEFLON’ RUTTE NEDEN KAZANIYOR

HOLLANDA çok güçlü bir ekonomiye sahip değişik bir ülke. Dünyanın en fazla ihracat yapan ilk on ülkesinden biri; Türkiye ile ticaret hacmi 8 milyar dolar civarında. Pek bilinmez ama doğrudan yabancı yatırımcılar arasında Türkiye’de en çok yatırımı olan ülkedir.

Hollanda üç hafta önce seçime gitti. Temsilciler meclisinin 150 üyeliği için 37 partiden 1579 aday yarıştı. Baraj yok. 1918’den beri ilk kez 17 parti meclise girdi. Hükümetin kurulması çok karmaşık, uzun zaman alır. Görüşmeleri arabulucular yürütür. Bugüne kadar koalisyonlar en uzun 225 günde, en kısa da 25 günde kurulabildi. Giderek de zorlaşıyor...

Seçimde, özetle eski başbakan

Yazının Devamını Oku

‘Bizim Mısır’dan neyimiz eksik?’

Ertuğrul Özkök’ün, Kahire’nin Tahrir Meydanı’ndaki Milli Müze’de bulunan eski Mısır hanedanına ait 22 mumyayı yeni inşa edilen Mısır Medeniyetler Müzesi’ne nakletmesiyle ilgili yazısı bize çok şeyler hatırlattı.

Almanya’daki turizmci dostumuz Hüseyin Baraner, Mısır’ın 1990’lı yıllarda terör saldırıları ile turizmde büyük kayıplar yaşamaya başlamasıyla, Türkiye’yi ciddi şekilde taklit ettiğini, ‘her şey dahil’ uygulamasına geçtiğini, ilerde bize ciddi şekilde rakip olacağını da söylemişti bize. Nitekim Mısır, uygarlıkları ile ilgili kitap ve filmler yapılmasını sağladı. Hollywood’a ‘The Mummy’ (Mumya) ve ‘Kleopatra’ filmlerini çektirerek dünyanın dikkatini çekmeyi başardılar.

Şalom’dan Mois Gabay, geçen haftaki yazısında ‘Firavunların Altın Geçidi’ törenine değinirken “Bizim neyimiz eksik?” diye sormuş ve şöyle demiş:

“Üç imparatorluğa başkentlik yapmış bu eşsiz kentimizde maalesef ağırlık sadece son 700 yıla, o da birçok eksikle, verilmekteydi. Şehrin zaten az sayıda kalan Roma ve Bizans mimari eserlerinin ne halde olduğunu görebilmek için Kadırga’nın arka sokaklarında veya Yedikule-Samatya, o da yetmezse Ayvansaray civarlarında gezmek fikir verecektir.

Şehrin Roma ve Bizans tarihini sahiplenemediğimiz için tanıtamıyoruz. Bunun yanında azınlık olarak addedilen toplumlarımızın birçok eseri de maalesef kaderine terk edilmiş durumda. Vakıfların değerli gayretleri kayıp giden zaman düşünüldüğünde yetersiz kalmakta. Gelin benzer bir töreni burada hayal edelim. İmparator Heraklius’un şehre geri kazandırdığı kutsal haç, görkemli bir törenle Yedikule Hisarı’ndan Bizans’ın merkezine görkemli bir saray alayı ile Mese Caddesi’nden taşınsın. Kısaca Yedikule’den Aksaray’a oradan Sultanahmet’e görsel bir şölen düşünelim. Ne kadar heyecanlı olurdu değil mi?”

Bu konuya yine değineceğiz.

GÜNÜN SÖZÜ
“Kanun saz değil ki istediğin gibi çalasın. Adalet sopa değil ki istediğine vurasın.” Dr. Vecdi ÖZ

GALATASARAY’DA BAŞKANLIK YARIŞI

Yazının Devamını Oku

İÜDK öğrencileri taşınmak istemiyor - Konservatuvar yerinde güzel

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın (İÜDK) Kadıköy’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ait binadan Göztepe’ye taşınma kararının alınmasına tepkiler sürüyor.

İÜDK Öğrenci İnisiyatifi bugün 17.00’de Kadıköy Rıhtım’da yetkililere tekrar seslerini duyurmak için buluşacaklar.

1986’da İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na ve 1989’dan beri de İstanbul Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’ne ev sahipliği yapan, İBB’nin restorasyona aldığı bina, restorasyondan sonra Haldun Taner Sahnesi olarak kullanılmaya devam edecek. Ancak konservatuvarın artık o simge binaya dönemeyeceği anlaşılıyor.

Konservatuvar öğrencileri ne istiyor: “Aynı tarihi binada restorasyon sonrası eğitime devam etmek.”

1100 öğrenci, 57 piyano ve sayısız enstrümanıyla sanat için çıkması gereken seslerin, binalarını kurtarmak için duyulacak olması üzücü...

Konservatuvarı kazanmak ve ‘O’ binada okumak binlerce gencin hayali...

Yıldız Kenter’in emaneti, Cumhuriyet’in en köklü kurumlarından olan İÜDK için, “Neden ‘cam kaplama’ bir binaya yerleştiriliyor?” sorusuna cevap arıyorlar.

Ve haklı olarak soruyorlar: “Neden taşınmak zorundayız?”

Doğan Hızlan, Fatih Altaylı,

Yazının Devamını Oku

Bulgaristan’dan ilginç seçim notları

Geçen pazar günkü seçim sonuçlarının yüzde 99’u işlendikten sonra açıklanan verilere göre Bulgaristan 45. Halk Meclisi’ne altı parti girmeye hak kazandı.

Oyların yüzde 26.1’ini alarak birinci sıraya yerleşen Başbakan Boyko Borisov’un partisi GERB’in ardından, yüzde 17.7 ile şovmen Slavi Trifanov’un ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ ikinci, yüzde 15 ile Sergey Stanişev başkanlığındaki Bulgaristan Sosyalist Partisi üçüncü, yüzde 10.3 ile çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Mustafa Karadayı başkanlığındaki Hak ve Özgürlükler Hareketi dördüncü, yüzde 9.5 ile Demokratik Bulgaristan Partisi beşinci ve yüzde 4.7 ile ‘Ayağa Kalk, Mafya Dışarı Partisi’ altıncı oldu.

Yüzde 4’lük seçim barajını aşamayan parti ve ittifaklar meclise giremedi.

47.449 seçmen oy pusulasında “Kimseyi Desteklemiyorum” seçeneğini işaretledi.

Yurtdışı seçmenlerden en büyük destek yüzde 30.8 ile ‘Böyle Bir Halk Var Partisi’ne ve yüzde 17,6 ile Demokratik Bulgaristan Partisi’ne geldi. Yurtdışı oylarında 13.2 ile Hak ve Özgürlükler Hareketi üçüncü, yüzde 8.7 ile GERB dördüncü, yüzde 7 ile Bulgaristan Sosyalist Partisi beşinci oldu.

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde Türkiye’den 26 bin kişi oy kullandı. Daha önce bu miktar 31 bin dolayında idi. Aşırı sağcıların yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanmasını zorlaştırmak için 35 sandık sınırlamasını getirmeleri dikkat çekti. Türkiye, ABD ve Kanada’da iktidar partisinin oylarının tepki nedeniyle düşük olduğu gözlendi.

Öte yandan İBB Başkanı İmamoğlu ve TBB Başkanı Kadir Albayrak, çifte vatandaşların oy kullanmaları konusunda çağrıda bulundu.

YA KOALİSYON YA AZINLIK

4 Nisan Bulgaristan Genel Seçimi’nde hiçbir parti 240 sandalyeli parlamentoda çoğunluğu sağlayamadı.

Yazının Devamını Oku

Aşı egoistleri

Covid-19 salgınıyla birlikte dilimize birçok kelime girdi. Pandemi, epidemi, filyasyon, entübe, immun, bulaş gibi... Tıp alanındakiler bunları zaten kullanıyorlardı ama günlük dilimize de yerleşti. Şimdi de ‘Aşı milliyetçiliği’ kavramı dillerde. ABD eski başkanı Donald Trump’ın ‘America First’ diyerek başlattığı bencillik akımı korona aşısına da bulaştı.

ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi ülkeler nüfuslarının iki üç katı aşı üretimini kapattılar. Ülkelerinde üretilen aşılara ve aşı üretimi için gerekli maddelerin ihracatına da yasak getirdiler. Avustralya bunu 2009’da da yapmıştı. Domuz gribi aşısını üreten firmaya önce ülke içindeki talebi karşılamasını, daha sonra ihraç etmesini emretmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta şöyle diyordu: “Salgınla belirginleşen adaletsizlik, aşı meselesi ile çok daha vahim bir hal almıştır. 100’e yakın ülke aşıya henüz ulaşamadı. Bir tarafta nüfusunun neredeyse tamamına yakınını aşılamış ülkeler, diğer tarafta ilk doz aşıya ulaşamamış milyarlarca insan. Bu insanlık ve insani değerler adına endişe verici bir durum...” Yerden göğe kadar haklı; çünkü gerçek bu...

Virüs üç milyona yakın can aldı. Milyonlarca insan hastanelerde, ölümün kıyısında dolaşıyor. Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de geçen hafta Twitter hesabında “Aşı milliyetçiliğinin tahmini maliyeti 9 trilyon dolar” diye yazdı. Avrupa Birliği de ısmarladığı aşıları bolca alamıyor; aşı sanki damla damla akan su gibi.

İki hafta önce de AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’den şu an için yoksul ülkelere aşı gönderilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Yoksul ülkelere Küresel Aşı Erişim Programı’nın (COVAX) talebini “Önce Avrupa... Üye ülkelerimizde aşı tedariki baskısı var” diye cevapladı. Yani halk arasındaki deyimle “Allah versin” mealinde konuşmuş oldu.

Ülkemiz iyi durumda sayılır. Sinovac ve BioNTech/Pfizer aşıları geliyor. Galiba ABD’li Johnson&Johnson/Jansenn firmasıyla da görüşmeler sürüyor. Ardından gözler, kulaklar yerli aşılarda. Erciyes Üniversitesi’nin geliştirdiği ‘inaktif aşı’ faz 2’de... Başka çalışmalar da var ama bu en önde. Dünkü verilere göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün önde gösterdiği 85 aşı çalışması arasında.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Necmettin Ünal, “Umarım salgın Türkiye’ye, aşı üretim teknolojisinde bilimsel olarak geçmişteki gücünü yeniden kazandıracak. Ama ciddi teknolojik yatırım gerekiyor. Özel sektöre bile yaptırılsa çoklu katılımlı, devletin kontrolünde, güncel teknolojiyle eski günlerdeki gücünü yakalamasını temenni ediyorum. Her ülke aşının kendisinden çıkması için çabalıyor” diyor. Bu da aşı savaşlarının süreceğini göstermiyor mu?

Yazının Devamını Oku

Avukat, halkın ve hakkın dilidir

Öncelikle, tüm avukatların 5 Nisan ‘Avukatlar Günü’nü kutlarım.

Aynı dilekleri halen Ankara Barosu’na kayıtlı emekli bir avukat olarak ne yazık ki meslek örgütümüz Barolar için kullanamıyorum. Çünkü son yıllarda Barolar, ki temel işlevleri toplumu birleştirmektir; hak, hukuk, adalet ilkeleri yerine, toplumu ayrıştıran siyasal çatışmaların bir parçası, yandaşı ve savunmanı konumuna düşürüldüler.

Bu tutumları nedeniyledir ki, yasal çalışmaların dışında kaldılar ve Hukuk ve İnsan Hakları konusu tamamen siyasal iktidarın tekeline bırakıldı.

Tüm egemenler ve iktidar odakları bilmelidir ki, avukat görevi sadece savunmanlık olan bir hukuk adamı değil, hak ve adaletin her yerde ayrımsız uygulanması konusunda ülkesi ve toplumuna karşı sorumluluğu bulunan bir aydındır.

Gerek uluslararası hukuka gerekse iç hukuka göre, avukatın görev ve sorumlulukları; yargının kurucu unsurlarından biri olarak kamu hizmeti gereği kamu yararını korumak; yargılamada adalet ve hakkaniyete uygun bir kararın oluşması için hukuki katkı yapmak; hukuk kurallarının tam uygulanmasını sağlamak; ulusal ve uluslararası hukukun tanıdığı insan haklarını ve temel özgürlükleri yüceltmeye çalışmaktır.

Aynı zamanda avukat, kamu yararına aykırı işlem ve uygulamaların hak ve adalete uygun hale getirilmesi; hukukun üstün kılınması, demokratikleştirilmesi ve toplumsallaşması konusunda da taraftır. Bu taraflık savunmanlık mesleğinin içerik, nitelik ve saygınlığından kaynaklanmaktadır.

Hukuka aykırı işlemlere karşı da yargı denetiminin işlemesini ve idarenin hukuk alanı içerisinde hareket etmesini sağlamak da avukatın anayasal ve yasal kamu hizmetinin gereğidir.

Yine çok iyi bilinmelidir ki, Fransız yazar Moliere’in söylediği gibi;

“Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”

Yazının Devamını Oku