Verda Özer

Verda Özer

verda.ozer@hurriyet.com.tr

Yanan ormanlardan yükselen sesler

Sadece orman yangını olduğunda doğayla bağımızı hatırlar hale geldik. Ağaçları, ormanları ancak o zaman konuşuyoruz. Çözümü de sadece yangın çıktığında panikle, hızla bulmaya çalışıyoruz. O yüzden eksik kalıyor, yanlış oluyor.

Haberin Devamı

Her şeyden önce şunu anlamamız gerekiyor: Orman, dünyanın ve bizim hayatımızı sürdürmemizi sağlayan alan. Havayı temizleyen, kuştan mantara kadar sayısız canlıyı yaşatan ve biyoçeşitliliği sağlayan; toprağı, havayı, suyu ve insanın ruh-beden sağlığını koruyan bir sistem. O azaldıkça biz de azalıyoruz. O zayıfladıkça biz de eksiliyoruz.

Hatırlamamız gerekense şu: Küresel ısınma nedeniyle yangınların çok daha sıklaşması ve şiddetinin de artması bekleniyor. En çok da maalesef Akdeniz Bölgesi’nde. Orman Genel Müdürlüğü’nün Yeşil Vatan sayfasındaki resmi verilere göre, her yıl orman yangınları doğrusal olarak artıyor.

2000-2010 arasında yılda ortalama 2 bin orman yangını çıkarken, 2010’dan bugüne bu sayı yüzde 28 artmış. Yanan alanların ölçüsü de genişlerken ilk kez Batı Karadeniz gibi bölgelerde de ormanlar yanmaya başlamış.

Haberin Devamı

Dahası, normalde yangın deniz seviyesinden belli bir yüksekliğe kadar çıkarken, geçen yaz 1.000 metreden çok daha yükseklere kadar ulaşmış. Bu çok önemli çünkü o yükseklikte türleri tükenmek üzere olan endemik bitkiler barınıyor.

Unutmayın ki doğanın kendini yenileme gücü çok yüksek olsa da bir orman 10 yıl içinde 3 kez yanarsa artık tamamen yok oluyor. Her yangında yok olan ekili-dikili alanlar, orada yaşayan hayvanlar ve özellikle arı kovanları cabası.

 

İNSAN KAYNAKLI!

Peki, bir daha bu kadar büyük bedeller ödememek için ne yapmalıyız? Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF Türkiye) ve Natura Doğa ve Kültür Koruma Derneği’nin geçen sene yayımladığı ortak rapora göre, çıkan yangınların yüzde 90’ı insan kaynaklı. Çoğu da yollara yakın, dolayısıyla insanların olduğu yerlerde çıkıyor. Yani sorumluluğu küresel ısınmaya atmamak, bizzat üstlenmek gerekiyor. Çocuklardan köylülere, piknikçilerden kerestecilere acilen eğitim ve kampanyalar başlatmak şart.

Telefonda konuştuğum TEMA Vakfı’nda orman ve kırsal kalkınma müdürü olan Dr. Ferhat Taze de “Bir yangını kontrol altına alsanız bile bir anda sabaha karşı esen kuru, sert bir rüzgârla yeniden alev alabiliyor. Tam da bu yüzden yangını kontrol etmektense önlemeye odaklanmalıyız. Bu yüzden farkındalık yaratmak yaşamsal önemde” sözleriyle uyarıyor.

 

Haberin Devamı

DOĞAYI TAKLİT ETMEK

Yangın sonrasında ormanları rehabilite etmek ve yeniden yeşermelerine yardımcı olmak da en az o kadar hayati. Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey “Bu süreçte biz doğayı taklit ediyoruz Verda Hanım” dedikten sonra 3 temel esas olduğunu söylüyor. Birincisi ‘doğal gençleştirme’. Yani yaprakları tamamen yanmış olan ağaçlar ormandan çıkarılıyor, ki zararlı böcekler üreyip sağlıklı ağaca zarar vermesin ve yeni gelen fidanlara alan açılsın.

“Ancak burada muazzam bir mucize var. Bazı ağaç türleri tamamen yanmış olsa da köklerinden yeniden yeşeriyor. Örneğin zeytin ağacı, meşe ve maki türleri. Bu ağaçlar, kökleri toprakta kalacak şekilde kesiliyor. İlkbahara kadar fidanlanmış olacaklar bile” diyerek içimize biraz olsun su serpiyor.

Haberin Devamı

Tamamen yanmamış yaşlı ağaçlaraysa dokunulmuyor. Havadaki nemle, yağmurla zaten yeniden yeşeriyorlar. “Yanan bölgelerin yüzde 90’ını oluşturan kızılçamlarsa yangın sırasında kozalaklarıyla tohumlarını toprağa döküyorlar. Dolayısıyla bu bölgelerde, yangın öncesine göre çok daha fazla sayıda ağaç oluyor!” diyerek umut verici bir bilgi daha veriyor Bekir Bey.

Tamamen yanmamış genç ağaçlar içinse ‘yapay gençleştirme’ uygulanıyor. Yani bu bölgelerde tohum ekiliyor veya fidan dikiliyor. Onun dışındaysa toprak kendini yenilemeye bırakılıyor.

 

İBNİ SİNA DİYOR Kİ...

Bu yazıyı dünya tıp tarihine damga vurmuş, Avrupa’da ‘Filozofların Prensi’ (Avisenna) diye anılan, 10’uncu yüzyılda yaşamış İbni Sina’nın sözleriyle bitirmek yakışık alır: “Doğa, her zaman iyilik uğruna hareket eder ve her şeyi doğal bir amaca sevk eder, ta ki karşı konulmasın. Doğa, kozmik düzeni ve dengeyi sağlama ve koruma amacını da güder. ‘Artık işe yaramaz’ deyip de maddeyi boş bırakmaz, maddeyi kendine uygun forma büründürür.

Haberin Devamı

Ancak doğa, kendisine boyun eğen her madde üzerinde bir amaç uğruna eylemde bulunurken boyun eğmeyen madde üzerinde eylemde bulunamaz. Maddenin bu isyankârlığı ve dolayısıyla eylemin yokluğu doğada kötürümlük dediğimiz durumlara yol açar.” Bu son cümlesini bu günleri, bizleri öngörerek yazmış olmalı.

Yazarın Tüm Yazıları