Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Amerika dediğimize geldi mi?

AMERİKA Suriye konusunda Türkiye’nin dediğine geldi mi, gelmedi mi? Malum, son 4 gündür cevabını bulmaya çalıştığımız soru bu.

Önce Başbakan Davutoğlu’nun G-20 Zirvesi için bulunduğu Avustralya’da ABD Başkanı Barack Obama ile görüştükten sonra yaptığı açıklamalar yansıdı basına. Ve sözleri Türk basınında “ABD dediğimize geldi” şeklinde yorumlandı. Lâkin bir gün önce de CNN’in haberinde aynı iddia yer alıyordu: Obama’nın Esad gitmeden IŞİD’in yenilemeyeceğini anladığı ve danışmanlarından Suriye stratejisini gözden geçirmelerini istediği.


*


NE var ki kazın ayağının öyle olmadığı çok geçmeden anlaşıldı. Obama, CNN haberine karşılık, “Esad’ı görevden uzaklaştırmak gibi bir planımız yok” dedi. Zaten daha önce de ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel ve Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey söyledi. Temsilciler Meclisi’nde IŞİD stratejisiyle ilgili soruları yanıtlarken, şu sözü defalarca tekrar ettiler: “Esad’ı devirseniz yerine kimi getireceksiniz? Evet Esad gitmeli. Ama bu daha uzun vadeli plânın parçası. Önceliğimiz IŞİD ve Irak. Suriye’de ne yapacağımıza sonra bakacağız.”


*


ABD’nin Esad meselesini ertelediğine dair emareler zaten son günlerde iyice arttı. Önce Washington, Esad’ın işlediği savaş suçlarını inceleyen uluslararası komisyona ödediği yıllık yardımı kesti. Derken Birleşmiş Milletler’in Suriye’ye yönelik ateşkes girişimi ortaya çıktı. Buna göre önce Halep’te, daha sonra kademeli olarak başka şehirlerde küçük ölçekli ateşkes alanları ilan edilecek. Esad da hemen teklife olumlu yaklaştığını açıkladı. Konuştuğum yerel kaynaklar ise, bunun en başından beri Esad rejiminin inisiyatifi olduğu görüşünde.


*


DİĞER yandan, ABD’nin hava operasyonları Esad’ın elini güçlendiriyor. Zira böylelikle tüm gücünü Suriyeli muhaliflere karşı kullanıyor. Dahası, hem Esad hem IŞİD’le savaşan ÖSO’nun (Özgür Suriye Ordusu) durumu da vahim. Malum, en son IŞİD ve Nusra’nın güçlerini birleştirdiği haberi çıktı. Zaten ÖSO için kurgulanan, Obama’nın 4 ay önce açıkladığı eğit-donat programına daha başlanmadığını ve bunun uzun zaman alacağını, Genelkurmay Başkanı Dempsey beyan etti.
ABD’nin Irak ve Suriye’deki Sünni aşiretlerle de başı dertte. IŞİD’le girift ilişkileri nedeniyle bu aşiretleri IŞİD’e karşı savaşmaları için ikna edemiyor. İşte tüm bu nedenlerden dolayı da ABD, Esad’a karşı alternatif üretemiyor. Ve dereyi geçerken at değiştirmek de istemiyor.
Bunun bölgesel boyutu da var elbet. ABD Esad’ın baş destekçisi olan İran’la flörtü iyice kızıştırdı. Daha geçen hafta Obama’nın İran’ın dini lideri Hamaney’e 4. kez mektup yazdığı ortaya çıktı. Ve mektupta IŞİD’le mücadelede işbirliği istediği. Kaldı ki, bugünlerde işbirliğine daha da ihtiyaç duyduğu Rusya da, Esad’dan vazgeçmiyor.


*


TÜM bunların ötesinde, ABD Suriye’yi artık ulusal bağlamda, yani tek ülke olarak okumuyor. Fiili olarak ortaya çıkmış olan üç ayrı bölge üzerinden okuyor. Geçtiğimiz hafta görüşlerini aktardığım ABD’nin en önemli politika belirleyicilerinden Richard Haass’ın şu sözleri bunu çok iyi yansıtıyor: “Esad ya da rejiminden biri Alevi bölgesini yönetecektir, Kürtlerin güçlü bir özerkliği olacak ve Sünni bölgesi de IŞİD ve Sünni aşiretler arasındaki uzun mücadeleye sahne olacak.”
Bir diğer deyişle: ABD hem Irak’ta, hem Suriye’de şekillenen üç bölge ve muktedirleriyle şimdiden köprüleri kuruyor. Yani her iki ülkedeki Sünni aşiretler, Kürtler ve Irak’ta Şii hükümetle, Suriye’de ise Alevi rejimle. Ve bu uzun vadeli perspektifte, Esad ve ÖSO önemini kaybediyor. Esad en fazla Alevi bölgesini bir süre yönetebilecek yerel bir yönetici, ÖSO ise kısa vadede kullanılacak bir piyon olarak görülüyor.


*


YOKSA Washington Esad’ın gitmesini Ankara kadar istiyor. Ancak çaresizlikten, General Dempsey’nin dediği gibi şunu yapıyor: “Bir süreçten geçerken, değişime uyum sağlamak zorundasınız.”

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI