Paylaş
Yapay zekâ modellerini çalıştırmak için gereken işlem gücü, şimdiden doğal çevre açısından önemli bir yük oluşturmaya başladı. Sunucuların olduğu ‘veri merkezleri’ dünyanın dört yanından gelen yüz binlerce sorguyu (prompt) yanıtlayabilmek için her seferinde barındırdıkları ‘büyük veri’nin içine dalıp çıkıyorlar. Günde 2 milyar civarında sorgu alan ve adı yapay zekâyla özdeşleşen ChatGPT, devasa veri merkezleriyle en ağır yükü yaratan model. Gemini ise günde 300 bin civarında sorgu alıyor. Gemini’ın Apple cihazlarına entegre olmaya başlamasıyla bu oranın artacağı öngörülüyor. Yazılımcıların ve profesyonel kullanıcıların ağırlıklı tercih ettiği Claude’sa günde 20 bin civarında sorgu alıyor. Ancak basit sorulardan ziyade karmaşık görevleri ve talepleri içeren bu tip sorgulamalar, yapay zekâ modelinin çok daha fazla işlemci gücü harcamasına neden oluyor.
Su, gerçek bir konu
Son dönemde yapay zekâ kullanımı nedeniyle boşa harcanan içme suyu miktarları tartışmalı bir gündem yarattı. Veri merkezlerinde su, sistemleri soğutmak için kullanılıyor. Suyun bir kısmı geri dönse de çoğu buharlaşıyor. Susuz soğutma sistemleriyse daha fazla elektrik yükü ve maliyet anlamına geliyor. Peki, yapay zekânın su tüketimi konusu ne derece gerçekçi? Bireysel ölçekte, her bir sorgunun mikroskobik oranda su tükettiğini söylemek mümkün. Okyanustaki damla misali...
Gemini ve ChatGPT’nin verileriyle ifade etmek gerekirse, sohbet botuna yazdığınız her sorgu, en fazla birkaç damla suyun (10-20 ml) tüketilmesine neden oluyor. 5 dakikalık bir duş alırken harcadığımız 50-60 litre suyla kıyaslayınca bu, ortalama 200 bin sorguya karşılık geliyor. Yani kişisel sohbet botu kullanımınızın çevreye muazzam bir yük getirmediğini düşünebilirsiniz. Ömür boyu durmadan kullansanız dahi harcadığınız enerji ve su miktarı, 5-10 sefer çamaşır makinesi çalıştırmayı muhtemelen geçmeyecektir. Yine de içim rahat etsin diyorsanız, metin sorgularından ziyade özellikle resim ve video üretmenin onlarca, bazen yüzlerce katı enerji ve su tüketimine neden olduğunu bilmekte fayda var.
Olaya bir de şöyle bakın: Çevre duyarlılığı adına plastik pipet kullanmıyorsunuz fakat arabanızın lastiklerini bir kez yenilediğinizde, isteseniz de ömür boyu tüketemeyeceğiniz kadar pipete eşdeğer karbon izi bırakıyorsunuz. Plastik bir temizlik kovasını çöpe attığınızda ortalama 4 bin pipete veya 330 alışveriş poşetine karşılık geliyor. Özetle, dünyamız realitesinde çevreyi gerçekten korumaya çalışmak başka şey, içini rahatlatmak için mikro-duyarlılıklar sergilemek başka şey...Bütüncül bir yaklaşım içinse her ikisinin de gerekli olduğu muhakkak.
Asıl sorun küresel tüketimde
Yapay zekânın çevreye maliyetini aslen büyük ölçekte düşünmek gerekiyor. Bireysel sorguların fazla önemi yok görünüyor, ancak milyarlarca kullanıcının toplamını düşününce acı gerçek ortaya çıkıyor. Gemini’ın hesabına göre 2026’da yapay zekâ sistemlerinin tüketeceği su miktarı 765 milyar litre civarında. Tüm dünyanın şişe su tüketiminden daha fazla. Elektrik tüketimiyse yine had safhada; bu yılın sonuna kadar yapay zekâ veri merkezlerinin toplam harcamasının Japonya’nın yıllık elektrik tüketimini geçeceği öngörülüyor. Karbon emisyonu anlamındaysa yapay zekânın popülerliği sadece geçen sene 80 mil-
yon tona mal oldu. Bu rakam, New York gibi bir şehrin tüm sene boyunca ürettiği karbon ayak izine karşılık geliyor. Üstelik mesele bireysel veya küresel kullanımla sınırlı değil. ChatGPT’nin değerlendirmesine göre asıl gizli tüketim, yapay zekâ dil modellerinin eğitilmesi sırasında ortaya çıkıyor. Bir dil modelini eğitmek, versiyonunu yükseltmek için (milyarlarca sorgu demek) tek turda harcanan elektrikle ortalama büyüklükte bir köye yıl boyunca tam kapasite enerji vermek mümkün. Aynı işlem sırasında soğutma için harcanan su miktarıysa 50 ile 100 milyon litre arasında, yani 20 ila
40 olimpik havuz boyutlarında...
Uzaya taşınabilir mi?
Sadece 3 yılda büyük meseleye dönüşen yapay zekânın çevre yükü, gelecek yıllarda talep çoğaldıkça daha da artacak. Yapay zekânın havacılık, tekstil, kripto, dijital yayıncılık gibi karbon izi büyük olan endüstrilere katıldığını en baştan kabul etmek gerekiyor. Veri merkezlerinin uzaya taşınması fikri de tartışma ekseninde gündeme gelen çözümler arasında.
Konu uzay olunca yüksekten atış yapmayı seven Elon Musk’ın “3 yıl içinde yörüngeye veri merkezleri kurulabilir” şeklindeki açıklamaları sektör uzmanlarınca gerçekdışı ve hayal ürünü olarak değerlendirildi. OpenAI CEO’su Sam Altman uzaya veri merkezi kurmanın büyük ihtimalle hiçbir zaman söz konusu olamayacağını söylerken, Google CEO’su Sundar Pichai ise daha ılımlı bir yaklaşımla 10 seneye kadar yörüngeye yapay zekâ sunucularının yerleştirilebileceğini iddia etti. The Financial Times’da yayımlanan makalesiyle tartışmaya katılan NASA’nın eski yöneticilerinden Rebekah Reed’se hem yörüngeye taşıma hem de bakım maliyetlerini hesaplayınca veri merkezlerini uzaya yerleştirme işinin ‘yıllarca, hatta onlarca yıl’ uzakta olabileceği değerlendirmesini yaptı. Sonuç itibariyle uzaydan medet umacak bir durumumuz olmadığı görülüyor. Veri merkezlerinin çevre yükünü azaltmak içinse yine en iyi seçenekler arasında; daha az enerji tüketen çipler ve sistemler geliştirmek, yenilenebilir enerji kaynaklarını çoğaltmak, enerji tüketimini optimize eden algoritmik verimliliğe yönelmek ve endüstriyel kullanıcılar için daha hafif dil modelleri geliştirmek var. Uzay rüyasına aldanmayıp yaşadığımız dünyada yapılacaklara odaklanmak en doğrusu...
Paylaş