Paylaş
Bilişim ve yapay zekâ teknolojisinin yolu dönüp dolaşıp yine insan beynine düşüyor. 2022’nin ekim ayında, ChatGPT sansasyonunun başlamasına sadece bir ay kala, Cortical Labs isimli Avustralyalı bir girişim şirketinin insan beyni hücrelerini kullanarak bir işlemci geliştirdiği haberi gündeme gelmişti. Bilgisayarlara ‘organik beyin’ takviyesi başlığıyla paylaştığımız haberde, Biyolojik Zekâ İşletim Sistemi (biOS) adlı yazılım tarafından kontrol edilen bilgisayar devresinin ünlü ‘Pong’ oyununu oynamayı başardığı anlatılıyordu. Geçen haftaysa aynı işlemcinin bu kez Pong’a göre çok daha karmaşık olan klasik ‘Doom’ oyununu -kötü de olsa- oynayabildiği haberi geldi. Üstelik Cortical Labs, daha önce 800 bin nöron kullanarak çözebildikleri problemleri bu kez çeyreği kadar nöronla aşmayı başarmıştı.
Silikon devreler yerine kemirgen beyinleri ve insan kök hücrelerinden üretilen canlı nöronların kullanıldığı teknolojinin amacı, nöronların doğal öğrenme kabiliyetini bilgisayarlara kazandırabilmek. Uygulamanın merkezinde cam kapta, besleyici sıvının içinde yaşayan beyin hücreleriyle basit bir bilgisayar devresi var. biOS tarafından kontrol edilen bilgisayar devresi, hücrelere elektrik sinyalleri gönderip geri bildirim alıyor. Devre, nöronlarla dijital aktivite (bilgisayar oyunu) arasında arayüz işlevi görüyor.
İnsan aklının yapay zekâya göre en önemli üstünlüklerinden biri, odaklandığı bilgileri çokboyutlu analiz edebilmesinin yanı sıra farklı bilgileri ilişkilendirip yeni kavramlar yaratabilmesi. Yapay zekâysa hafıza ve hesaplama hızıyla öne geçiyor. Gelecekte bilgisayarların işlem gücü, nöronların öğrenme becerisiyle birleşebilirse, ‘yarı bilinçli veya farkındalıklı makine’ fikri, bilimkurgu filmlerinden çıkıp gerçeğe dönüşebilecek.
Elektrik tavanına ulaşmaya az kaldı
Biyolojik Zekâ İşletim Sistemi gibi geleceğe yönelik alternatif bilişim altyapılarının geliştirilmesi, günümüz realitesi içinse farklı bir önem taşıyor; yapay zekânın enerji tüketimi. 2027 yılında yapay zekâ veri merkezlerinin ‘elektrik tavanı’ tabir edilen sınıra ulaşacağı hesaplanıyor. Mevcut veri merkezlerinin toplam elektrik tüketim maliyeti, önümüzdeki yıl belli başlı ülkelerin yıllık GSMH’sini geçecek. Veri merkezlerinin enerji maliyeti dışında çevreye ve su kaynaklarına yarattığı yükler de hararetli bir tartışma konusu. Nöron hücreleriyle bilgisayar devresi üretmek gibi biyolojik çözümlerin silikona göre çok daha az enerji kullanması, yapay zekânın sürdürülebilirliği adına ümit vaat ediyor.
Beyni 10 yıl gençleştiren uygulama
İleri yaştaki kişilerin beyin sağlığını korumak için bulmacalara düşkünlüğü, zamanla geniş bir pazara kavuşan beyin gücü geliştirme uygulamalarına dönüştü. Ancak beyne egzersiz yaptırmanın sinaptik (nöronların birbirine sinyal gönderdiği süreç) gelişim ve onarım için ne kadar işe yaradığı tartışmalıydı. Geçen haftalarda ABD’nin McGill Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, beyin egzersizlerinin gözle görülür fayda sunabildiğini kanıtladı. Beyin egzersizi uygulamaları yapan Posit Science Co. tarafından geliştirilen BrainHQ uygulamasıyla deneyler gerçekleştiren nörologlar, 10 haftalık kullanımda yaşlı yetişkinlerin beyin fonksiyonlarında yaklaşık 10 yıllık gerilemeyi geri döndürebildiğini ortaya koydu. 65 yaş üstü 82 denekle yapılan çalışmada BrainHQ ile egzersiz yapanların dikkat, öğrenme ve hafıza için kritik olan kolinerjik sisteminin geliştiği ve biyokimyasal sağlığının iyileştiği gözlendi. 10 hafta, günde 30 dakika egzersiz yapan katılımcıların beyin taramaları, sistemdeki aktivitenin 10 yaş daha genç bir bireyinkiyle eşdeğer düzeye geldiğini gösterdi. Araştırmacılar bu tür dijital egzersizlerin demans riskini azaltmada veya bilişsel gerilemeyi yavaşlatmada ilaçsız ve düşük riskli bir yöntem olabileceğini söylüyor.
Karbon emici ‘yaşayan madde’ üretildi
Gezegenimizin toprağı, denizleri ve en başta ağaçları havadaki karbonu emebilen doğal bir teknolojiye sahip. Ancak şehirlere ve binalara yer açmak için ağaçları yok ettikçe, kendi karbon batağımıza gömülmeye devam ediyoruz. Çözümüyse yine doğada arayan biliminsanları, mimari ve tasarım dünyasında kullanıma yönelik ‘karbon yakalayabilen’ yeni bir materyal geliştirdiler. Zürihli araştırmacıların geliştirdiği materyal, biyomühendislikle oluşturulan siyanobakteri (mavi-yeşil alg) içeren su bazlı hidrojelden oluşuyor. Materyalin içindeki bakteriler güneş ışığını kullanarak havadan karbondioksidi çekiyor, gazı biyokütleye dönüştürüyor ve kalsiyum karbonat mineralleri oluşturarak karbonu içine hapsediyor. Başlangıçta yumuşak olan jel yapı, mineraller biriktikçe zamanla sertleşerek dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşüyor.
Laboratuvar testlerinde bakterilerin 400 günden fazla hayatta kaldığı ve her bir gram materyalin yaklaşık 26 mg karbondioksit hapsettiği görüldü. Geliştirilen materyal, Venedik Mimarlık Bienali’nde 3 metre boyunda sütunlar şeklinde sergilendi. Her bir sütunun yılda genç bir çam ağacı kadar (yaklaşık 18 kg) karbon temizleyebildiği belirtiliyor.
Paylaş