Sosyal medya AVM’ye döndü!

Canlı alışveriş kanallarında işi bir adım ileri taşıyanlar, doğrudan satış yapmaya başladı. Tanıtımlar özel platformlarda yapılıyor. Kim Kardashian koluna altın bileziği hemen takanlardan… Çin’deki bir yayında 15 bin şişe parfümü bir çırpıda sattı. Sonunda birileri komple gezegeni Amazon’a koyacak ve zengin uzaylılar alacak diye endişeliyim!

Televizyon kanallarında ürün tanıtımlarının yapıldığı, ilk arayanın ‘büyük indirimleri, eşsiz fırsatları’ kaptığı tele-pazarlama dönemini hatırlıyorsunuz. Tarih tekerrürden ibaret... Şimdilerde sosyal medyada yeni bir ‘telemarket altın çağı’nın başlama sinyalleri geliyor. Elbette ki influencer’lar başrolde...

Çin’de şimdiden trend olan canlı alışveriş kanalları, Batılı internet devlerinin de yakın radarına girdi. Amazon, Google ve Facebook perakende sektörünün geleceği olarak gördüğü bu yenilik için altyapı hazırlıklarını hızla sürdürüyor. Malum, internette bir yerde çok büyük paralar dönüyorsa onları da mutlaka sahnede görüyoruz.

‘Alışverişi bir eğlence yöntemi olarak düşünün’

Günümüzün popüler meslekleri arasına giren influencer’lık, canlı alışveriş konusunun odağında. Influencer, kitleleri etkileme ve fikirleri, mesajları doğrudan yayma, empoze etme gücü olan, nüfuzlu kimse demek; geçmişteki saygın tanımıyla. Bugünse çoğunlukla ürün tanıtım videolarıyla ünleniyorlar. Canlı alışveriş kanallarında işi bir adım ileri taşıyanlar, doğrudan satış yapmaya başladı. Tanıtımlar özel platformlarda yapılıyor. Ekran arayüzü, çevrimiçi satış mağazası gibi ürünü hemen sepete eklemeye imkân veriyor.

Silikon Vadisi’nin devleri yeni satış trendini kucaklamaya hazırlanırken, dünyanın öte yanında işler çoktan yerine oturmuş. Çin’de canlı satış kanallarını kullanan influencer sayısında bu yıl patlama yaşanmış. Pandemi etkisi elbette tartışılmaz. Çin halkı yeni yöntemi çok çabuk benimsemiş ve hatta eğlence aracı olarak görmeye başlamış.

The Verge’e konuşan Instagram alışveriş bölümü sorumlusu Leyla Amjadi, canlı satışın eğlenceye dönüşen bir araç olduğunu anlatıyor: “Alışverişi keyifli vakit geçirme ve eğlence yöntemi olarak düşünün. Ürünü sadece keşfetmiyorsunuz, onu duyabiliyor, hareket halinde görüyorsunuz” diyor. The Verge’ün haberine göre an itibariyle 200 milyondan fazla Çin vatandaşı canlı satış kanallarına angaje olmuş durumda.

Sosyal medya AVM’ye döndü

‘Meşhur ünlü’ Kim Kardashian West ise koluna altın bileziği hemen takanlardan… Çin’in bereketli influencer’larından biriyle yaptığı ortak yayında 15 bin şişe parfümü bir çırpıda sattığı anlatılıyor. Kardashian’ın para ve şöhret odaklı yaşadığını herkes bildiği için işi daha kolay. Ancak şimdiye kadar sadece ‘tavsiye veren’ bir influencer için öyle değil. Yayın süresi boyunca “Acaba şu an satıyor mu, kaç satıyor?” diye düşünmek samimiyeti azaltabilecek bir unsur. Örneğin Google’un satış platformu Shoploop’un lansmanında ünlü influencer Helene Heath, dokuz canlı satış videosunun hiçbirinden gelir elde edememiş. Amazon Live’da iyi satışlar yapan güzellik influencer’ı Carla Stevenne ise ancak onlarca yayından sonra başarıya ulaşabilmiş...

Ekmek kapısına dönüşebilir mi?

Warhol’un meşhur “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” sözü çoktan haklı çıktı... Şimdi ‘bir gün herkesin satışçı olacağı’ zamanlara geldik. Sistemin sonsuz bir ‘satmak ve daha fazla satmak’ girdabına kapıldığı aşikâr... Sonunda birileri komple gezegeni Amazon’a koyacak ve zengin uzaylılar alacak diye endişeliyim! Neticede satılan her şey Dünya gezegeninden tüketiliyor. Kaynaklar daha ne kadarını kaldırır? Öte yanda pandemi gerçeği var… Pek çok insanın para kazanmak için yeni yollar bulması gerekiyor. Canlı satış kanalları birçok insan için ekmek kapısına dönüşebilir, bu da işin iyi tarafı. Elbette herkes kendisine gerçek bir yaşam amacı buluncaya dek... Ne de olsa bereket kapılarını açmanın sırrı dünya maddesini tüketmekten değil, dünyaya ne fayda sunacağını keşfetmekten geçiyor.

Instagram’dan alışveriş butonu

Instagram’ın kontrol butonları değişti ve parmağın en kolay gittiği yerdeki beğeni butonunun yerine alışveriş butonu geldi. Instagram’ın yılbaşı öncesindeki bu yeniliğine onlarca yerli marka aynı gün vitrin açarak cevap verdi.

Twitter'ın hikâyeleri: FLEET

Sosyal medya AVM’ye döndü

Sosyal medyada dört bir yandan paylaştığınız hikâyeler yeterli gelmiyorsa, şimdi de Twitter Fleet’i deneyebilirsiniz. Twitter’ın yeni özelliği Fleet’in hikâye evrenine yeni bir katkısı olmadığı gibi diğerlerinden eksiği de yok.

24 saat duran fleet’lerde başkalarının tweet’lerini paylaşabiliyor, fotoğraf ve videolara yazılar ekleyebiliyorsunuz.

Sticker ve canlı yayın özelliği yakında eklenecek. Fleet kelimesi, ‘hızlı, seri, çevik’ anlamlarına geliyor. Twitter’a göre kullanıcılara söylemek istedikleri üzerine fazla düşünmeden paylaşma imkânı sunuyor. Yeni kullanıcıların fleet’ler ile Twitter ortamına daha kolay alışacağı düşünülmüş.

Öte yandan Fleet’lerin ürün tanıtımlarını kolaylaştırarak Twitter’a alışveriş pastasından pay sağlayacağı da yapılan yorumlar arasında. 

NASA medya kütüphanesini herkese açtı!

Sosyal medya AVM’ye döndü

Büyüleyici uzay fotoğrafları ve videoları keşfetmek için Google’da dolaşmaya son. Artık doğrudan kaynağına erişimimiz var! ABD Türkiye Büyükelçiliği’nin resmi Twitter hesabından duyurduğu habere göre NASA’nın 140 bin fotoğraf ve farklı materyallerden oluşan kütüphanesi halka açıldı. Üstelik NASA bu son derece zengin kaynakta yer alan materyallerin indirilmesine ve her türlü amaç için telifsiz kullanılmasına da izin veriyor. Kütüphane images.nasa.gov adresinden ziyaret edilebilir. 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Facebook’a sinirlenenler Whatsapp'a patladı

Dünyanın en popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın veri paylaşımı politikasını güncellemesi kelimenin tam anlamıyla infial yarattı. Her gün yüz binlerce kişi alternatif uygulamalara yöneliyor. Değişiklikler dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Çatı şirket Facebook’un imajı da yaşanan panikte etkili oldu.


Okuduğunuz yazının hazırlandığı günden Hürriyet Pazar’ın elinize ulaştığı zamana kadar en az birkaç yüz bin kullanıcı daha WhatsApp’ı terk ederek Telegram veya Signal’e geçmiş olacak. Aklınızda hâlâ soru işaretleri varsa yanıtlamak isterim:

WhatsApp’ta kalmanız sohbetleriniz ve paylaşılan dosyalarınız açısından bir tehlike arz etmiyor. Uçtan uca şifreleme teknolojisi anahtarı sadece iki kişide bulunan bir kutu gibidir. Mesajı bu kutuya koyar, kilitler ve arkadaşınıza gönderirsiniz. O da mesajınızı kutunun içinden alır, yerine kendi mesajını koyar, kilitleyip size gönderir. Posta şirketi veya aradaki kimse kutunuzu açıp bakamaz. Dijital ortamda bu kutu şifrelenmiş veridir. Şifreyi çözecek anahtar yalnızca gönderici ve alıcıda bulunur. Hacker’lar bile yüzlerce basamaklı bu şifreyi kolayca çözemez. İnternetten güvenli alışveriş yapmamızı sağlayan da aynı yöntemdir.

Dijital hegemonyaya bilinçaltımızda tepkiliyiz

Peki, WhatsApp’ın büyük bir darbe yemesine neden olan neydi? Ortada bir ‘yanlış anlaşılma’ ve panikten daha fazlası var. WhatsApp’ın yeni gizlilik sözleşmesinde, Facebook’a aktaracağını ve kabul etmeyenlerin hesabının silineceğini söylediği veriler genel olarak ticari hesaplarla etkileşimi kapsıyor. WhatsApp ücretsiz bir uygulama olduğu için bir noktada para kazanması gerekiyordu! Çatı şirket Facebook uygulamanın ücretli yapılması ve reklam alması dahil pek çok seçeneği yıllardır inceliyordu. Son yıllarda çevrimiçi alışverişin artmasıyla reklam gelirleri zirve yaptı. Facebook, Instagram dahil tüm uzantılarını kendi ticaret ekosisteminde buluşturma planının parçası olarak WhatsApp kullanıcılarının verilerine ve tercihlerine erişmek istedi. Facebook’un Instagram ve WhatsApp’a da sahip olması bu mecralarda ticaret yapan şirketlere ‘çapraz olanaklar’ yaratıyor. Şayet yeni sözleşmeyi kabul etseydiniz WhatsApp’ta iş hesaplarıyla yapacağınız görüşmelere doğrudan erişilecek ve size Instagram’da ya da Facebook’ta reklamlar sunulacaktı. Ticari anlamda daha ayrıntılı senaryolar da mümkün...

Şayet değişiklikler kullanıcılara dayatılmasaydı WhatsApp bu kadar ağır bir darbe almazdı. Ancak ‘devir, takkelerin düşme devri’. Sahte haberlerden veri madenciliğine kadar her yönden sabıkalı ve mahremiyet konusunda antipati yaratmış, tekelleştiği iddia edilen bir şirkete güven duymak kolay olmuyor. ‘Ya kabul et, ya terk et’ üslubu da bardağı taşıran son damla oldu. Bilinçaltında dijital hegemonyaya tepki duyan, attığı her adımın izlendiğini sağlı sollu reklamlardan fark eden kullanıcı adeta WhatsApp’a ‘patladı’.

İşin ilginci, bu patlamayı ilk yaşayanlardan biri WhatsApp’ın kurucu ortağı Brian Acton... Uygulamayı 2012’de Facebook’a satmıştı. Mark Zuckerberg’in kullanıcı mahremiyetini umursamaz tavrına sinirlenip 2017’de şirketten ayrılan Acton, Signal’e ortak oldu ve 50 milyon dolardan fazla sermaye desteğiyle uygulamanın anonim kalmasını sağladı. Signal’in yaratıcısı, gerçek kimliğini gizleyen meşhur güvenlik araştırmacısı Moxie Marlinspike. Telegram’ın yaratıcısıysa geçmişi çok bilinmeyen Rus vatandaşı Pavel Durov... Sosyal medya platformu VKontakte’nin kurucusu Durov vaktiyle muhalefetin sesini bastırma talebini geri çevirdiği için Rus hükümetiyle ters düşmüştü. Telegram’ı da muhalif seslere araç olabilmesi için yarattığını anlatıyor!

Yazının Devamını Oku

Wiki’ye inanma, Wiki’siz kalma!

Kuruluşunun 20’nci yılında Wikipedia’nın tarihine kısa bir yolculuk yapalım. Zaman zaman hakkında sansasyonel haberler de çıkan bu dijital ansiklopedi, her ay 1.7 milyar ziyaretçi ağırlıyor. Belki akademik olarak itibar görmüyor ama dünyada en sık başvurulan kaynakların da başında geliyor...

Pandemi sırasında oluşturulan kapsamlı içeriklerin gelecekte tarihçiler için önemli bir kaynak olacağı öngörülüyor.

Hayatımıza bir kez girdikten sonra onsuz yapamayacağımız şeyler vardır. Wikipedia bunlardan biri. ‘Dünyanın bilgisini’ sade ve kullanışlı bir hale kavuşturan, insanın insana faydasını öne çıkaran ve dileyen herkese katkı sağlama imkânı sunan eşsiz bir platform... Wikipedia, 20 yıl önce tam bugün, ebeveyni sayılan Nupedia adlı öncül sitenin içinde, nur topu gibi bir modül olarak dünyaya geldi. 15 Ocak 2001’de de kendi ismine ve platformuna kavuştu. 55 milyondan fazla makaleyle dünyanın en büyük ansiklopedisi haline gelen Wikipedia, bilgiyi herkes için erişilebilir kılarken ‘teyit edilemeyen bilginin’ ve eleştirilerin de odak noktası haline geldi. Referans alamasak da fikir ve bilgi almak için eşsiz bir kaynağa dönüşen Wikipedia’yı doğum gününde mihenk taşları, özgün yapısı ve hatırda kalan olaylarıyla anıyoruz.

‘Wikipedia Cumhuriyeti’

Halka açık ve herkesin düzenleyebileceği bir ansiklopedi amacını ilk olarak ortaya koyan Jimmy Wales, Wikipedia’nın yaratıcısı. Klasik bir çevrimiçi ansiklopedi olan Nupedia’nın sahibi Wales’e ‘wiki’ teknolojisini öneren Larry Sanger ise Wikipedia’nın isim babası ve eski kurucu ortağı. Wiki, Hawaii dilinde ‘çabuk’ anlamına geliyor. İnternet ortamında kendi okurları tarafından kolektif biçimde düzenlenen ve yönetilen yayınlara ‘wiki’ deniyor. Platform Wikimedia Vakfı tarafından yönetiliyor ve kâr amacı gütmüyor. Yönetim, yapısal faaliyetleri gözetirken içerik kontrolü tamamen kullanıcılarının elinde oluyor.

Wikipedia’nın yaratıcısı Jimmy Wales

Wikipedia’ya düzenli katkıda bulunan dünya çapında elit bir editör grubu var. Bunlara ‘içeridekiler’ deniyor. İsteyen herkes bilgileri düzenleyebiliyor, değişiklikleri geri alabiliyor veya ekleyip silebiliyor. Ara sıra katkıda bulunanlaraysa ‘dışarıdakiler’ deniyor. Wikipedia aynı zamanda bir ‘topluluklar topluluğu’. Dünyanın farklı yörelerinde editörler bir araya gelerek etkinlikler ve paylaşımlar organize ediyor. Tam 1 milyon makale düzenleyen Justin Knapp, en saygın editör unvanını elinde bulunduruyor ve 20 Nisan Knapp Günü olarak kutlanıyor.

Skandallar...

Dünyanın bilgisini içinde barındıran devasa bir bilgi havuzunun zaman zaman sıradışı gündem olaylarına sahne olması elbette kaçınılmaz. İlk büyük Wikipedia skandalı, Seigenthaler olayı şeklinde 2005’te kayda geçti. Amerikan siyasetinin saygın isimlerinden John Seigenthaler’ın biyografisi kasıtlı olarak tahrip edildi ve aylarca fark edilmedi. ABD yerel seçimleri sırasında kampanyacıların rakip adayların biyografilerine yalan bilgiler aşıladığı ortaya çıktı. Her yıl düzenlenen bağış kampanyalarıyla fonlanan Wikipedia, 2015’te büyük ilanlarla dünya çapında kullanıcılarından para yardımı istemişti. Mali krizde olduğu izlenimi yaratan ilanların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkınca topluluğun güvenilirliği sarsıldı.

Yazının Devamını Oku

Konfor değil, ihtiyaç

Sıradışı bir yılı geride bıraktık. 2021’in daha rahat, kolay bir yıl olmasını istiyoruz hepimiz. Gerçekçi olmak gerekirse, ferahlık beklemek yerine uyumlanmaya odaklanmak en hayırlısı... Bilim ve teknoloji dünyası, yeni normale süratle adapte olmak için durmadan güncelleniyor. Pandemi nedeniyle daha fazla kullanılan uzaktan eğitim ya da gelişmiş ev içi eğlence araçları gibi bazı teknolojik gelişmeler hayatımızda kalıcı olacak.


Doğada en çabuk uyumlanan, en kolay yolu bulandır; hayatta kalır ve devam eder... Dünya gezegeni ve insanlık bir dönüşüm süreci içinde. Bilirsiniz, derisini değiştirirken yılan, bedenini taşlara, çakıllara sürter. Dönüşüm, her zaman biraz sancılı ve sürtüşmeli olmuş. İyi olan bir şey de var: Gün geçtikçe daha çok insan yapısal düzende, yaşam tarzında değişim gereği hissediyor. Daha fazla insan duyarlı hale geliyor, farkındalığı artıyor. Bilinç düzeyi yüksek çocuklar dünyaya geliyor. Belli ki gelecek aydınlık. Şu yılları bir atlatalım...

Şimdi birlikte, teknolojik trendlerin 2021’e nasıl uyumlanacağına bakalım...

1. Dünyaya uzaktan bağlanmaya devam

Son yıllarda ofisler merkezi sistemden uzaklaşarak çok lokasyonlu yapıya dönüşmeye başlamıştı. Pandemi ile standart haline geldi. 2021’de dünyaya uzaktan bağlanmaya devam edeceğiz. Uzaktan eğitim, müfredatın kalıcı bir parçası olmaya başlayacak. Telesağlık ve uzaktan muayene uygulamaları artacak. Zoom gibi uygulamalar, sosyal paylaşımların odağında kalacak.

2. Yüksek düzeyde siber güvenlik

Dünyaya uzaktan bağlanırken dışarıya açılan kişisel, kurumsal ve finansal veriler ciddi oranda arttı. Tıbbi veriler, hacker’ların iştahını kabartıyor. Şirket ağlarına evden ulaşılması güvenlik açığı yaratıyor. Yeni normalde siber güvenlik her zamankinden önemli olacak. 

3. 5G amacına ulaşıyor

Yazının Devamını Oku

Bilim karantina dinlemedi

2020’nin büyük bölümünü evde geçirdik ancak hiç de boş geçirmedik! Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler hız kesmeden devam etti. Yeni bir yaşam tarzı şekillenirken hayatın her alanında köklü değişimler başladı. Üstelik bu yıl, insanlık tarihine geçecek 3 önemli olay gerçekleşti... İşte, ömür boyu hatırlayacağımız 2020’de iz bırakan teknolojik gelişmeler...

TARİHİ GELİŞMELER: İLK 3

SpaceX - NASA işbirliği

Uzay yolculuklarının başladığı 50 yıldan bu yana ilk kez sivil bir kuruluş 2020’de uzaya kendi roketiyle insan yolladı. Elon Musk’ın adını insanlık tarihine kaydeden olay, SpaceX’in NASA astronotları Robert Behnken ile Douglas Hurley’i Uluslararası Uzay İstasyonu’na sağ salim taşıyıp geri getirmesiyle gerçekleşti.

COVID-19 Medikal Bilgi Ağı

Koronavirüs’ün insanlığı etkisi altına almasıyla birlikte tıp dünyasında küresel bir bilgi seferberliği başladı. Deneyimlerin ve bulguların hızla paylaşılması hayati önem taşıyordu. Virüsün yapısını analiz edebilmek, tedavi ve aşı geliştirebilmek için teknoloji halen son imkânlarına kadar kullanılıyor. Yeni uygulamalar, sistemler geliştiriliyor. Araştırmacılar ve sağlık çalışanları arasında kurulan Medikal Bilgi Ağı, gelecekte de insanlığa hizmet edecek.

Elektrik devrimi için ilk adım atıldı

Yazının Devamını Oku

En büyük parti çevrimiçi parti!

Yeni yıla nasıl girersek bütün sene öyle geçermiş derler... Öyleyse bu yılbaşını sevdiklerimizle bağlantıda kalmanın, samimi paylaşımların yeni yollarını keşfederek geçirelim. İşte yılbaşını heyecanlı çevrimiçi kutlamalara dönüştüren uygulamalar...


Çağımızın en sıradışı yılbaşı kutlaması yaklaşıyor! Bu yıl sokağa çıkmak, sabahlara kadar çılgınca partilemek yok. Ne varsa evde, sanal âlemlerde! Eskiden yılbaşını kimlerle, nerede geçireceğimiz önemli bir konuydu. Günler, haftalar öncesinden plan yapılırdı. Hem herkesin gönlü olsun hem de en iyi ortam bulunsun! Şimdi, 2021’i karşılayacağımız bu yılbaşı, teknoloji marifetiyle bize hepsini birden sunuyor. İşe iyi tarafından bakın. Sevdiğimiz herkesle bir arada bulunup yeni yılı samimi ve heyecanlı bir şekilde kutlayabileceğiz. Üstelik istediğimiz kadar çok ev partisine ışınlanabilir, hatta birinde partilerken diğerinde yılbaşı oyunlarına katılabilir, uzak diyarlardaki sevdiklerimizin hediye sevinçlerine bile ortak olabiliriz.

VİDEO KONFERANS UYGULAMALARI

Zoom.us o kadar yaygınlaştı ki yakında çeyiz sandıklarına bile girecek. Son güncellemesiyle bir dizi iyileştirmeden geçen Zoom, artık farklı uygulamalara daha kolay entegre olabiliyor. Yılbaşında elinizin altında bulunması şart. Yoğunlukta Zoom yavaşlar diye düşünüyorsanız Google Meet, Skype, Cisco Webex, FreeConferenceCall.com (ücretsiz) gibi alternatifleriniz olduğunu unutmayın.

BİRLİKTE SEYRET VE DİNLE

Yılbaşını sakince geçirmek isteyecekler için uzaktaki sevdikleriyle birlikte bir şeyler izlemek keyifli bir seçenek. Watch2gether’ın kullanımı son derece kolay. YouTube, Vimeo, TikTok gibi kanalları sevdiklerinizle aynı anda izleme imkânı sunuyor. Ayrıca Instagram, Twitter, Pinterest gibi popüler mecralara birlikte bakabilir, SoundCloud ve Mixcloud üzerinden aynı anda aynı müziği dinleyebilirsiniz. W2G.tv

SIKI OYUNCULAR BİLİR

Yazının Devamını Oku

İnternet bir gün ‘canlanır’ mı?

Bilinç, kendinin farkında olma hissi yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Ancak nörobilim uzmanı Christof Koch’un farklı bir teorisi var. Koch, internet gibi bilgi işleyen, karmaşık yapılarda bilincin gelişebileceğini söylüyor.


Makine zekâsının insan aklını aşıp dünyanın kontrolünü ele geçireceği çağımızın popüler kaygılarından... Bir anlamda da mantıklı. 20 yıl içinde yapay zekânın insan beyniyle eşleşeceği, ileride geçeceği öngörülüyor. Evet, o sırada dünyanın kontrolünü olmasa bile idaresini büyük oranda yapay zekâya bırakmış olacağız. Peki bu durumda bile kendisinin farkında olacak mı? Büyük olasılıkla hayır. Bilinç yaşayan varlıklara ait bir nitelik. Yapay zekâ, insandan zeki olabilir ancak ‘bilinçli’ olmayacak. Yani varlığını hissetmeyecek. Pekâlâ bilinç dijital anlamda ‘yaşayan’ bir sistemde belirebilir mi? İşte bunun için iyi bir adayımız var: İnternet.

‘Kendiliğinden oluveren güçler’

En gelişmiş teknolojimiz internet zamanla bilince sahip olabilir mi? Olursa bunu nasıl fark ederiz? Nörobilim uzmanı Christof Koch, bu sorulara geçerli bir yanıt bulduğunu düşünüyor. Koch klasik bir nörobilimci değil, Allen Beyin Bilimleri Enstitüsü’nün bilim kurulu başkanı. Microsoft’un kurucularından Paul Allen tarafından desteklenen enstitünün insan beyni ve dijital teknoloji arasındaki geniş bir köprü olduğunu düşünebilirsiniz.

Christof Koch bilgi işleyen bir sistemin içinde bilincin ortaya çıkabileceğini varsayıyor. Wired dergisine konuşan Koch insandan solucana kadar tüm hayvanların bilinçli olduğunu anlatıyor ve internetin bile bilinçli olabileceğini öne sürüyor. Koch’un öngörüsüne göre birbirine entegre olan yeterli unsurlar bir araya gelirse bilinç ortaya çıkar. Pekâlâ bilincin bir anda ortaya çıkması ne demek? Evrende bir şeyler kendiliğinden belirir mi? Koch elektronları örnek veriyor: “Taşıdıkları elektrik yükü maddesel özelliklerinden gelmez, elektrik yüklüdürler, o kadar.” Elektriğin elektrondan geldiğini biliyoruz fakat elektronlar nasıl elektriklendi? Eminim Nikola Tesla’nın yanıtı bile “Bir şekilde” olurdu.

Evrimi ele alalım... Evrim ortam koşullarına en uygun genlerin ‘doğal seçilim’ tarafından seçilip mutasyona uğratılması ve diğerlerinin geride bırakılmasıdır. Evrim aslında doğal seçilimin kendisidir. Peki doğa bu seçimi nasıl yapıyor? Seçen irade kim veya nasıl bir güç? Yaşadığımız evren işte böyle pek çok gizem ve ‘kendiliğinden oluveren’ güçler barındırıyor. Bilhassa kuantum düzeyinde... 

İnterneti insan beyniyle kıyaslıyor

Öyleyse internet gibi bilgi işleyen bir sistem yeterince karmaşıklaştığında bilinç belirebilir mi? “Kendiliğinden oluverme şartları yerine gelirse neden olmasın” diyen Koch bu noktada interneti insan beyniyle kıyaslıyor. Milyarlarca nöron hücresinden oluşan insan beyni bilincin ortaya çıkması için yeterince karmaşık. Daha önemlisi entegre bir yapıya sahip. Koch, bilinci ölçebilmek adına ‘Entegre Bilgi Teorisi’ adlı bir kuramdan yararlanıyor. Teori, beyin veya herhangi bir kompleks sistemin kendisini oluşturan parçalardan daha fazlası olup olmadığıyla ilgileniyor. Tıpkı bir avuç kum tanesinin bir bütünü temsil etmediği gibi beyin hücreleri de tek başlarına bilinci ifade etmiyor. Fakat birbirleriyle entegre oldukları oranda bilinç ortaya çıkıyor. İnsan beyninde kabaca bir katrilyon sinaps (nöron bağlantısı) var. İnternete bağlı yaklaşık 10 milyar bilgisayar ve işlemcilerinde yer alan milyonlarca transistörü beyindeki sinapsler ve nöronlarla kıyaslayan Koch sonucun rakamsal açıdan tutarlı olduğunu söylüyor. Ancak bilincin ortaya çıkması için transistör sayısı değil, birbirleriyle ne kadar entegre oldukları belirleyici.

Yazının Devamını Oku

Hep daha iyiye...

Harun Sarıkaya’nın geçen haftaki yazısı rutinlerimi gözden geçirmemi sağladı. Neyse ki dünyanın birçok ülkesinde vicdani sorumluluk üstlenen biliminsanları ve mucitler var. İşte engellilerin hayatını kolaylaştıran, ilham alınası bazı ürünler...


Temastan sürekli kaçındığımız pandemi günlerinde hayatımız çok zor. Düşünün, alışverişi yapıp torbalarla apartman kapısına vardınız. Poşetleri yere bırakamazsınız. Anahtarı bul, kilidi tuttur, ağır kapıyı it... Daire kapısında bir daha... Eskiden beri benzer deneyimler yaşadığımda “Şu uzvum olmasaydı ne yaparım” diye düşünürdüm. Herkes böyle şeyleri düşünür sanırım. Geçen hafta Hürriyet Pazar yazarı, sevgili Harun Sarıkaya ailesindeki COVID-19 vakası nedeniyle evde tek başına kalacağını yazdı. İzlenimlerini paylaştı. Çamaşır yıkamadan önce makinenin fazla dolu olup olmadığını anlayabilmek için fotoğrafını çekip arkadaşına yollaması, bardağın dolu olup olmadığını üfleyerek anlaması…

Yazıyı okuduktan sonra rutinlerime bir başka ‘bakar’ oldum. Ve Harun’la da konuşmak istedim. Akıllı telefon ve bilgisayarların engelli bireyler için hayati önem taşıdığını söyleyen yazarımız pahalılık yüzünden teknolojiye ulaşamamaktan şikayetçi. “Uygulamalar yenilendikçe onları çalıştırabilmek için daha güçlü cihazlar gerekiyor. İyi bir telefonun en uygunu 4-5 bin liradan başlıyor. Apple bilgisayarlar bizim için en gelişmişi ama 14 bin lira. Otomobillerde olduğu gibi teknoloji ürünlerine de engelliler için ÖTV ve KDV indirimi gelmeli. Yürüme engelli birey arabayla bir yere ulaşabiliyorsa ben de telefonla görüyorum, bilgisayarla yaşıyorum.”

Sevindirici olan, dünyanın dört bir yanından duyarlı girişimcilerin birçok yaratıcı teknoloji geliştirmek için çabalaması. Engelleri kaldıracak vicdani sorumluluk olduktan sonra hep daha iyiye ulaşmak için mücadele verilecek.

Dokunamayanlar için...
SESAME-ENABLE

Dokunmatik ekranlı akıllı telefonların pek çok marifeti var ancak ‘dokunamayanlar’ için fazla işe yaramıyorlar! Parmaklarını kullanamayanlar için tasarlanan Sesame-Enable baş hareketlerini algılıyor. Telefon, tablet ve bilgisayarların ön kamerası sayesinde çalışan uygulamayla kaydırma, tıklama gibi işlemleri yapmak mümkün. Gelişmiş bir sesle komut teknolojisi de mevcut. Uygulama ücretsiz.

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâ sayesinde ‘hasta daha iyi ve güvende hissediyor'

Sağlık Bakanlığı COVID-19 teşhisinde yapay zekâ kullanılması için düğmeye bastı. Bu teknolojinin öncülerinden, yazılımcı ve doktor Levent Çelik’e sürecin nasıl işlediğini sordum: “Uzun yıllardır birlikteyiz. Yapay zekâ sayesinde benim de güven seviyem yükseliyor.”


Yapay zekânın hastalıklara teşhis koyması fikri size fütüristik mi geliyor? Uzak değil, yakın gelecekte “Yapay zekâ görmeden ameliyata girmem” diyen hastalarla karşılabilirsiniz. Tıpta yapay zekâ büyük bir potansiyele sahip. Özellikle tomografi, MR gibi tekniklerle ‘makine öğrenmesi’ sürecini mümkün kılıyor, yapay zekâ hızla öğreniyor. En son örneklerden biri COVID-19 teşhisiyle ilgili... Sağlık Bakanlığı tomografi tekniğinin yapay zekâyla desteklenmesini gündemine aldı.  

Radyoloji alanında uzman Prof. Dr. Levent Çelik’in en iyi yardımcısı bir yapay zekâ... Birbirlerinden öğreniyor, birlikte gelişiyorlar. Dr. Çelik tıp kariyerinden önce bilgisayar eğitimi almış ve ilk işi de IBM’deymiş.  Yazılımcı doktor, tıp açısından sıradışı bir nitelik... Bu özelliği sayesinde FDA’dan (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onay alan dünyanın ilk teşhis yazılımı Transpara’nın geliştirilmesine büyük katkı sağlamış. 80 binden fazla tomografi filmini veritabanına uygun hale getiren Çelik adeta yapay zekânın hocası... 

Yapay zekâyla çalışan bir doktorun günlük rutini nasıl?

Ben hastaya rapor vermeden önce her mamografiyi iki yapay zekâ incelemiş oluyor. Ben onlardan sonra raporu okuyorum. Uzun yıllardır bir aradayız. Transpara ile çalışıyoruz. Ayrıca Kore menşeli bir yazılımı da test ediyoruz.

Radyoloji, görüntüleme teknikleri sayesinde yapay zekâ için en uygun alan sanıyorum...

Evet, imaj işleme makine öğrenmesi teknolojisinin patlamasıyla hızla yaygınlaştı. Dünyanın en büyük radyoloji kongresinde de konuların yaklaşık yüzde 30’u yapay zekâ oluyor. Tüm doktorlar bu teknoloji kendi alanının neresine eklenecek diye bakıyor.

Yazının Devamını Oku

‘Aşıyla insanlara çip yerleştirileceği haberleri tam bir dezenformasyon örneği’

Bilim iletişimi alanında dünyanın saygın isimlerinden Harvard Halk Sağlığı Okulu profesörü K. ‘Vish’ Viswanath ile konuştuk: “Yalan haberlere inanmada kişilerin önyargıları, inançları etkili oluyor. Ama yalan bilgiler kişileri sağlıklı davranışları benimsemekten alıkoyabileceği gibi hastalığa hatta ölüme neden olabilecek sağlıksız davranışların benimsenmesine de yol açabilir.”



Yaşadığımız bu dönem, 21’inci yüzyıl ‘bilgi çağı’ olarak anılıyor. Bütün devirler kendi tezatlığını da içinde barındırır ya, biz de sanki paralel evrende ‘yanlış bilgi çağı’nı yaşıyoruz. Muazzam teknolojik gelişmeler bile kulaktan kulağa oyununun dinamiklerini değiştiremedi. Halen bilginin kaynağıyla ulaştığı nokta arasında büyük sapmalar görülebiliyor. Sokağa çıkma yasağı saatleri kadar yalın bir bilginin bile ne kadar kafa karıştırabileceğine geçen hafta şahit olduk. Güncelliği bakımından üzerinde durmayı faydalı görüyorum. “10.00-20.00 saatleri dışında sokağa çıkmak yasak” ifadesinin günlük dildeki karşılığı ‘Akşam 8’den sabah 10’a kadar sokağa çıkmak yasak’tır. Resmi açıklama bağlamında ilk ifadenin tercih edilmesi anlaşılabilir; yasak ve serbest olan saatleri bir arada belirtiyor ve konuyu asıl ekseninden kaydırmıyor. Şayet mesele koronavirüs için alınan önlemler olmasaydı, kolay anlaşılabilirlik adına ikinci türden bir ifade daha açık olurdu. Çünkü insanların çoğunun ilgilendiği bilgi -kabul etmek gerekir ki- hafta sonu gece dışarı çıkılıp çıkılamayacağıdır...

İnsanların neyle ilgilendiği, yani algıda seçicilik, bilgi aktarımındaki kilit noktalardan biri. Bilginin dolaşımını hızlandıran bir unsur. Aynı zamanda bozulmasını da kolaylaştırabiliyor. Değersiz bir bilgi, daha fazla ilgi gördüğü için asıl bilginin önüne geçebiliyor. Ayrıca bilgi, aktarım sırasında deformasyona uğrayabileceği gibi art niyetli olarak da çarpıtılabiliyor. Buna dezenformasyon deniyor.

Çarpıtılmış bilgi, tahakküm gücüne dönüşebiliyor

Pandemi süreci, bilgi çağı için iyi bir etüt sahasına dönüştü. Örneğin “Hastalığa ne iyi gelir, nasıl korunurum?” herkesin ilgilendiği bir konu. İlk günlerde yayılan asılsız ‘işkembe çorbası tavsiyesi’ absürt bir dezenformasyon örneği. Benzerleri halen türetiliyor ve ilgi görüyor. İşkembenin pek kimseye zararı yok ancak kasten manipüle edilmiş bilgiler toplum sağlığı için riskli.

Yanlış ve çarpıtılmış bilgi, kötü niyetli ellerde tahakküm gücüne de dönüşebiliyor. Öyle ki spekülasyonlar ekonomiyi çökertebilecek, yalan haberler seçimleri ve ülkenin kaderini değiştirecek, hatta savaş başlatacak kudrete sahip olabiliyor.  

Harvard Halk Sağlığı Okulu profesörü K. ‘Vish’ Viswanath, bilim iletişimi alanında dünyanın saygın isimlerinden. Sabri Ülker Vakfı’nın 17-18 Kasım’daki Beslenme ve Sağlık İletişimi konferansının önemli konuşmacıları arasındaydı. Konferans öncesinde e-posta yoluyla görüştük. Profesör Vish, bilgi ekosisteminin karmaşık yapısı yüzünden bilim iletişiminin zora girdiğini anlatıyor. “Doğruluğu kanıtlanmış haberi tanımlamak için birçok farklı bakış açısı var. Toplumun bilimi anlamasında sosyal ve psikolojik bariyerler bulunuyor” diyor.

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâ medyaya el atarsa...

Geleceğin belli başlı mesleklerinde yapay zekânın insanın yerini alacağı epeydir biliniyor. Ancak yaratıcı işlerde insanın yerini dolduramayacağı düşünülüyordu. Son iki yılda ortaya çıkan ‘sentezleme’ teknolojisi hiç hesapta olmayan mesleklerin de yapay zekâ tarafından ele geçirilebileceğini ortaya koydu, üstelik yarın kadar yakın bir gelecekte!


Populer Science dergisinin son sayısında 10 yıl içinde yaşantımızı değiştirecek gelişmeler, ‘Bilimde Çığır Açacak 20 Fikir’ başlığıyla yer alıyor. Birinci sırada ‘Sentetik Medya’ var. Sentetik medya, ses ve görüntü içeren medya araçlarının yapay zekâ tarafından üretilmesi, manipülasyonu ve modifikasyonu anlamına geliyor. En yaygın örneği ‘deepfake’ videoları. Ünlü bir simanın yüzüne başka birinin konuşması montajlanarak, sanki ünlü kişi söylüyormuş gibi gösteren deepfake (derin sahte) videoları iki yılda çok hızlı gelişti. Çoğunlukla iğneleyici mesajlarla absürt ve komik videolar üretmek amacıyla yapılıyor. Ancak seçimleri manipüle etmek, hatta ünlülere şantaj yapmak gibi karanlık bir boyutu da var.

Sentetik medyanın gerçek potansiyeli deepfake’in çok üstünde. İsteyen herkesin video, fotoğraf ve ses içeriği üretebildiği, yayıncı olabildiği bir çağdayız. Dijital içerik artık tüm sektörler için ana tanıtım ve iletişim aracı. Video ve podcast’ler en çok tüketilen içerikler. Düzgün içerik üretmek için prodüksiyon işlerinin yanı sıra oyunculuk, sunuculuk, modellik, seslendirme gibi kabiliyetler gerekiyor.      

Çalışanlar endişelenmeli mi?

Sentetik medya, yazılı içerikle ses ve görüntüyü sentezleyerek, gerçeğe çok yakın karakterler ve sunumlar yaratabiliyor. Gerçekte var olmayan spikerler, oyuncular, fotomodeller hatta müşteri temsilcileri ve mağaza satıcıları yaratılabiliyor. Tam tersi de mümkün. Tanınmış şahsiyetlere normalde söylemedikleri şeyler söyletilebiliyor. Sentetik medyanın gelecekte içerik üretimini demokratikleştireceği düşünülüyor. Örneğin ünlü bir simayı reklam filminde oynatmak büyük bir prodüksiyon maliyeti demek. Sentetik medya, kimseyi yerinden kıpırdatmadan işi yazılım ortamında çözmeyi hedefliyor. Oyuncu oturduğu yerden, az bir uğraşla para kazanırken, etkili tanıtımlar düşük maliyetle kurtarılabilecek.

Sentetik medya, bağımsız içerik üreticilerine de avantaj sağlayacak. Butik bir marka yeni kreasyonunu yapay modellerle tanıtabilecek, bağımsız yayın organları gerçek insanlara ihtiyaç duymadan podcast’ler, video haberler üretebilecek. Hatta düşük bütçeli filmlerde ünlüleri oynatmak bile mümkün olacak.

Pekâlâ medya sektörünün profesyonelleri bu durumdan endişelenmeli mi? Bence hem evet hem hayır... Gelecek sentetikleştikçe, sanatını doğallık ve özgünlükle sergileyenlerin kıymetli hale geleceği kesin! 

Start-up’lar çoktan işe başladı

Yazının Devamını Oku

Mars'ı kadınlar fethedecek!

Bilim ve teknoloji sahnesinde yüzyıllardır erkekler saltanat sürüyor. İlahi adalet... Öyle bir zamana geldik ki en ileri teknolojilerin kullanıldığı, bilimin sınırlarının aşıldığı uzay çağında ilerleyebilmek için artık kadınların üstünlüğüne ihtiyacımız var. Üstelik son derece rasyonel sebeplerle!


Dünyada bilim ve teknolojinin gelişimi büyük oranda savaşlara ve savunma sanayisine bağlı. İnternet örneğin, ABD ordusunun uzak mesafe iletişim ihtiyacıyla keşfedildi.

Uzaydaki ilerleyişimizi de Soğuk Savaş’ın uzantısı olarak ABD ile Rusya’nın uzay yarışına borçluyuz. Yarışın ana fikri, uzayda ilk zaferleri kimin elde edeceğiydi. Sputnik ile ilk uyduyu yörüngeye yollayan ve Yuri Gagarin ile ilk uzay uçuşunu gerçekleştiren Ruslar, uzaya ilk kadın kozmonotu yollamayı başaran ulus oldu. 1963’te tek başına uzaya fırlatılan ve görevi başarıyla tamamlayan Valentina Tereşkova, ‘Sovyetler Birliği Kahramanı’ unvanına ve üstün parlamento üyeliğine layık görüldü. Tereşkova uzaya ikinci defa gitme şansı yakalayamadı ancak dünya çapında ‘üstün kadınların idolü’ olarak sayısız etkinlik ve organizasyonda ülkesini temsil etti.

Uzay yarışında son noktayı koyansa bilindiği üzere ABD olmuştu. Başkan Kennedy’nin vizyonu ve bütün ulusu ‘gaza getirme’ kabiliyeti sayesinde Dünya dışında bir toprağa, Ay’a ilk ayak basan insan Amerikalı bir erkekti; Neil Armstrong. Hikâyenin az bilinen tarafıysa o ayağın Ay’a güvenli bir şekilde basıp tek parça halinde geri dönmesini sağlayanın yine bir kadın olduğudur... Margaret Hamilton, 1969 tarihli efsanevi Apollo görevinin bilgisayar yazılımını tasarlayan kadındı. ‘Yazılım mühendisliği’ terimini ilk türeten ve işin mühendislik olarak tanınmasını sağlayan da yine kendisidir. Amerikan başkanlarının zarif meselelere ilgi duyduğu eski günlerde, Barack Obama’dan Başkanlık Özgürlük Madalyası alan Hamilton, teknoloji çağının önemli figürlerinden biri olarak anılmaya ve ileri görüşlü kadınlara örnek olmaya devam ediyor.

Uzayda yeni faz

Gelelim uzay çağının yeni fazında kadınları öne çıkaran üstünlüklere... Kadınların uzaydaki ilk başarıları kayda değer olsa da eşitliği hemen yakalayamadılar. Kadın-erkek sayısı denk olan ilk astronot ekibinin kurulması 2013 senesini buldu.

Sadece kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşünüyse ancak geçen yılın ekim ayında müjdelemiştik. Yeni çağda uzay mücadelesi, süper güçler arasında değil, uzayın doğasına karşı gerçekleşiyor... İşte tam da burası, kadınların öne geçtiği yer.

Biliminsanları, Mars görevinde ekibin kadın ağırlıklı olması gerektiği konusunda hemfikir. Hatta sadece kadınlardan oluşması bile gündemde. Öncelikli gerekçeler fizyolojik. Uzayda ağırlık ve enerji tüketimi, milyonlarca dolar maliyet demek. Kadın vücudunun daha hafif olması, esneklik ve küçüklük gibi avantajları ‘maliyeti düşürüyor’. Ayrıca kalori ihtiyaçlarının düşük olması daha az gıda taşınması anlamına geliyor. Karbondioksit ve atık üretimlerinin az oluşu da geri dönüşüm sistemlerinin daha az çalışması demek. Ayrıca erkekler uzayda uzun süre kalınca görevler için hayati önem taşıyan görme ve duyma organlarında problemler baş gösteriyor. Kadınlarda daha çok ürinal sorunlarla bulantı benzeri semptomlar görülüyor. Bunların tedavisi daha kolay.

Yazının Devamını Oku

‘Araba önemli değil, yolda olalım yeter’

Ne Alman’ın hızlısı ne Amerikan’ın kaslısı... Z Kuşağı güce de bakmıyor, estetiğe de! Onlar çevreci bir araçla, sürekli yolda olmak istiyor. Bu tavırlarıyla da koca sektörü değiştiriyorlar!


Z Kuşağı dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturuyor. Teknoloji dünyasına doğan bu nesil ‘İnsanlık 2.0’ın ilk bireyleri ve ilk küresel jenerasyon. Önceki nesillerin ezberini bozmaya geldiler! Zaten devraldıkları gezegende başka türlü yaşanamazdı! Onların tüketim alışkanlığı tüm sektörleri dönüştürecek. Bundan nasibini alacak ilk sektörse otomotiv... Otomobillere ilgi duymadığı bilinen bu nesil koca sektörü nasıl değişime zorlayabilir? İşte Gen-Z’nin gücünü anlama fırsatı...

Verimlilik, paylaşım, sürdürülebilirlik

Tekerleğin icadı medeniyet için önemli bir dönüm noktasıydı. Keşfetmek ve ilerlemek için var olmuş canlılarız adeta. Yaşayacak yeni yerler bulma arzusuyla gezegenimizdeki kıtaları fethettik. Belki galaksimizdeki yeni dünyaları da aynı merakla keşfedeceğiz... Motorlu araçların icadı dünyayı hızlandıran bir başka önemli dönüm noktasıydı. Zamanla otomobiller prestij araçlarına dönüştü ve refah simgesi oldu. Herkes araba satın alabilmeye başlayınca, estetik ve hız faktörleri devreye girdi. O günden itibaren otomobiller kültüre yön veren cazibe objelerine dönüşmeye başladılar. Ta ki, Gen-Z sahneye girene kadar.

Allison+Partners tarafından yakın zamanda ABD’de yapılan ‘Hareket Kültürünün Doğuşu’ adlı araştırmada Z Kuşağı ilginç bir yönüyle öne çıkıyor. Taşımacılıkta bugüne dek hâkim olan ‘ben odaklı’ kullanım anlayışı onlarla birlikte ‘biz’ anlayışına evriliyor. Katılımcıların yüzde 56’sı otomobilleri sadece bir taşıt aracı olarak görüyor. Yani önceki nesiller gibi otomobil seçimleriyle statülerini sergilemeyi umursamıyorlar. Yüzde 70’i henüz ehliyet sahibi bile değil!

Araba reklamlarında hızlı, çekici, karizmatik gibi havalı -ve çoğunlukla maskülen- sıfatlar görmeye alışkınız. Peki otomobil sektörü bu biçimsel nitelikleri umursamayan Gen-Z’yi nasıl tavlayacak? Tahmin etmek zor değil... Verimlilik, paylaşım, sürdürülebilirlik ve genel deneyim gibi faktörler tasarım ve hızın önüne geçecek. Elektrikli otomobiller benzinli motorları ortadan kaldırdığında zaten belirli normlar kökten değişmiş olacak. (Şimdilerde fahiş fiyata satılan benzinli otomobillerin 10-15 sene sonra ikinci elde yok pahasına satılacağı aklınızda bulunsun.) 

Yolculuk paylaşım uygulamaları ve Uber gibi alternatif sistemleri kullanmaya alışan Z Kuşağı teknolojiye hâkim olduğu için hem sosyal hem de çevresel farkındalığını avantaja çevirmeyi iyi biliyor. Bir araca tek başına sahip olmak yerine, alım güçlerini birleştirerek deneyimi zenginleştirmeye odaklanıyor ve içeriğe önem veriyorlar. Yani otomobilin kendisinden çok, onunla yaşayacakları deneyimi önemsiyorlar ve ilham almak için sosyal medyayı kullanıyorlar.

Gezegenimiz için en hayırlısı bu

Yazının Devamını Oku

Gülümseyin, paranız gidiyor!

Rafların arasında geziyor, sepetinizi dolduruyorsunuz. İhtiyaçlar tamam. Market kasasına gelince tek yapmanız gereken kameraya gülümsemek... Çin’deki ‘gülümse ve öde’ teknolojisi tartışmalı yüz tanıma sistemlerinin son marifeti. Ekstreyi görünce tebessüm devam edecek mi, o da soru işareti.


Gülümsemesiyle her istediğini alan insanlar vardır... Siz bu kadar etkili olduğunuzu düşünmüyorsanız canınızı sıkmayın. Yakında bir tebessümün ne kadar para ettiğini görünce şaşırabilirsiniz. Çin’de yaygınlaşmaya başlayan yeni bir teknoloji, yüz tanıma sistemiyle ödeme yapma imkânı sunuyor. Mağazalardaki ‘Smile and Pay’ (Gülümse ve Öde) kiosklarında, alışveriş mutluluğu yüzünüze yansıyınca hiçbir şeye dokunmadan işleminizi tamamlayabiliyorsunuz!

Son cümledeki ironiyi yakaladığınıza şüphem yok. Şu sıralar market kasalarına gelip de yüzü gülen pek kimse olduğunu sanmıyorum. Zaten Çin halkı da tebessüm etmeyi pek sevmez. Öyleyse nereden geliyor bu neşe?

‘Azınlık Raporu’ filmindeki gibi...

The Guardian’ın haberine göre, başta Alipay olmak üzere Çin’in finans devleri, üç yıl içinde bu yeni teknolojiye yüz milyonlarca dolar yatırmaya hazırlanıyor. Her köşe başındaki gözetleme kameralarına alışan Çin halkı teknolojiyi benimsemiş ve kullanmaya başlamış bile. Banka hesabına bir portre fotoğrafı bağlamak yeterli oluyor. Gülümseme faslıysa muhtemelen sadece işlevsel. Sistemi sabit bir resim veya maskeyle kandırmanın önüne geçiyor.

‘Azınlık Raporu / Minority Report’ filminde başrol oyuncusu Tom Cruise, bir mağazaya girerken interaktif ekrandan tanınıyor ve kişisel önerilerle karşılaşıyordu. Tüketicileri satış noktalarında yüz taramasına alıştırma yaygınlaşacak bu teknolojinin hazırlık adımları olabilir. Malum, yüz tanıma sistemleri tartışmalı. Terazinin bir tarafında güvenlik, diğerinde kullanıcı mahremiyeti var. Çin halkı distopik ortamı kabullenmiş olabilir ancak sayısı artan kameraların batı toplumlarını tedirgin ediyor. Pandeminin fiziki temastan kaçınmayı kolaylaştıran süreçlere hızla adapte olmamızı sağladığıysa bir başka gerçek.

Güvenlikten söz etmişken... Paranın dijitalleşmesiyle gayrimeşru ekonominin önlenebileceğini savunanlar var. Ancak kripto para, karaparanın yerini aldığı için bu olasılık pek gerçekçi değil. Ayrıca paranın tamamen dijitalleşmesi, distopik bir gelecekte tüm maddi birikimlerin kontrole girmesi ve istenildiğinde sıfırlanabilmesi ihtimalini düşündürüyor. Büyük bir elektrik kesintisiyle her şeyin yok olması da korkutucu...

‘Etik yönleri sorgulanabilir’

Yazının Devamını Oku

Otizmliler teknoloji firmalarının radarına girdi

Bir zamanlar hastalık olarak görülen otizm, dijital çağda üstünlük olarak kabul ediliyor. Analitik süreçlerin daha verimli yürütülmesi, fikirlerin doğrudan, dürüstçe söylenmesiyle işlerin hızlanması şirketlerin dikkatini çekiyor. Teknoloji devleri çoktan otizmli bireylere özel işe alım programları başlattı bile.


Yaratıcılık kabiliyeti, analitik düşünme yetisi, sosyal beceriler ve daha nice bilişsel, davranışsal özellikler insanın toplumda alacağı rolleri belirliyor. Çeşitlilik, hem toplumların hem de bireylerin yüksek potansiyellere ulaşmasını hızlandırıyor. ABD’nin kültürel, ekonomik ve siyasi anlamda dünyanın en etkili nüfusu olmasının ardında tüm dünya milletlerinin çeşitliliğini barındırması yatar. Avrupa, halkların çeşitliliğini birlik haline getirerek dünyanın medeniyet merkezine dönüştü. Türkiye’yi başta komşu ülkeleri ve Ortadoğu’nun gözünde cazibe alanı haline getirense Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyetler birliği ve yaşantımıza yayılan kültür çeşitliliği...

Sonuç odaklı iletişim

Binlerce yıldır renkleri, dilleri ve gelenekleriyle ayrışan insanlar, bilgi ve teknoloji çağında beyin yapılarının farklılığıyla da çeşitlenmeye başladı. Nöroçeşitlilik olarak tanımlanan bu yeni nesil farklılığı olumlu değerlendirenlerin başında teknoloji şirketleri geliyor. Çalışanları arasındaki etnik ve kültürel farklılıkları global pazarlarda avantaja dönüştüren teknoloji devleri, şimdilerde sıradışı bir işgücüyle rekabet güçlerini arttırıyorlar: Otizmli bireyler. Beynin farklı işlemesi nedeniyle şimdiye dek hastalık olarak tanımlanan otizmin aslında bireylere kullanışlı ve yer yer üstün görülebilecek yetenekler sunduğu, dijital çağda iş dünyası tarafından anlaşılmaya başladı.

Otizmli çalışanlar işe farklı bir bakış açısı getirerek zenginlik katıyor.

Analitik, rasyonel ve neden-sonuç odaklı teknoloji dünyasında otizmli bireylerin fark edilmesi tesadüf değil. Mantık çerçevesinde düşünüyorlar ve kararlarını mutlaka bir kanıta dayandırma gereği hissediyorlar. Sıradışı örüntüleri fark edebiliyorlar, problemlerin çözülmesi gerektiği konusunda ısrarcılar ve odaklandıkları işi tamamlanana kadar bırakmıyorlar. Zihinleri adeta bilgisayar gibi çalışıyor. Bilgisayarlar için her şey ikili sistemde işler. Bir koşul sorgulandığında referans noktası kesindir; ‘doğru’ veya ‘yanlış’, 0 veya 1’dir. Düşünce yapıları bu derece net olabilen otizmli bireyleri doğru pozisyonlara konumlandıran insan kaynakları, analitik süreçlerin daha verimli yürütülmesini sağlayabiliyorlar. Otizm spektrumunda yer alan bireylerin yaygın bilinen özelliklerinden biri de düşündüklerini doğrudan söylemeleri. Kimilerine kabalık gibi gelse de bu niteliği dürüstlük ve sonuç odaklı iletişim avantajı olarak görmek mümkün. Bilhassa Türkiye toplumunda insanların fikirlerini dile getirmekte bocaladığı bir gerçekken...

Performans artışı...

Gerçeği söyleyip ‘kötü olmayı’ pek istemeyiz, farklı fikirlerimizle çıkıntılık yapmaktan çekiniriz. Bundan ötürü işlerin ağır ve karmaşık yürümesine, ofis ortamında duygusal iniş çıkışların yaşanmasına hepimiz aşinayız. Otizmli bireylerin fikirlerini doğrudan söylemeleri, en azından işlerin hızlanması ve bazı gerçeklerin ‘ortaya çıkması’ adına ofise taze bir soluk getirebilir.

Yazının Devamını Oku

Instagram’ın sırrı: Dünyayı olduğundan iyi bir yer gibi gösterebilmek

Kendi ekonomisini yaratıp dijital bir ulus haline gelen Instagram, her şeyi -ve herkesi- avcumuza getirme kudretine sahip. İki gün sonra 10’uncu yaşını kutlayacak olan uygulamanın hikâyesi nasıl başladı ve başarısının sırrı ne? Birlikte aşağı doğru kaydırmaya başlayalım…

Zap’lamanın yerini çoktan aşağıya kaydırmak aldığına göre, artık televizyon yerine Instagram’da ‘hikâye’ izlediğimizi kabul edebiliriz. Andy Warhol “Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” dediğinde bugünleri görmüştü. Fakat sürenin 15 saniyeye düşmesi eminim onu bile şaşırtırdı. 10’uncu yılını kutlamaya hazırlanan Instagram, sosyal medya ve internetin gelmiş geçmiş en etkili uygulaması. Bana göre başarısını hepimizi ‘ünlü’ etme potansiyeline borçlu.

Instagram, 2010’da Kevin Systrom tarafından kuruldu. Systrom kaliteli viskiye olan merakıyla Burbn adlı bir uygulama geliştirmişti. Kullanıcılar mekânlara check-in yapabiliyor ve görsel paylaşabiliyordu. O dönemde Foursquare ile lokasyon paylaşmak modaydı. Ancak gezilen yerlerden görsel post etmek yeni bir fikirdi. Telefon kameralarının emekleme döneminde, fotoğrafları filtrelerle makyajlayan Hipstamatic, Systrom’un dikkatini çekmişti fakat paylaşım özellikleri yetersizdi. Sosyal yanı Facebook gibi güçlü, gezilen yerlerden güzel fotoğraflarların paylaşıldığı kolay bir uygulama  işe yarayabilirdi.

Stanford mezunu Kevin, Silikon Vadisi’nden iki yatırımcıyı hemen etkilemeyi başardı. Peri masalı başlamıştı. İki hafta içinde 500 bin doları kucakladı. 25 yaşındaki arayüz tasarımcısı Mike Krieger’ı ekibe aldı ve birlikte işe koyuldular. Burbn’un fazlalıklarını atıp arayüzün sadeliğine ve fotoğraf paylaşım kalitesine odaklandılar. 8 haftada uygulama tamamlandı. Instagram, App Store’a yüklendiği ilk gün 25 bin kişi tarafından indirildi. Takvim, 6 Ekim 2010’u gösteriyordu. 

Bir yıl sonra 1 milyar dolara Facebook’a sattı

Kısa sürede milyonlarca kullanıcıya ulaşan Instagram, 2011’de 1 milyar dolar nakit ve hisse karşılığında Facebook tarafından satın alındı. Zuckerberg’in şartı, Instagram’ın bağımsız yönetilmesiydi. Çok yıllar sonra Zuck, Instagram’ı tehdit gibi gördüğü için satın aldığını itiraf etmek durumunda kalacaktı. Facebook’un himayesinde 1 yıl geçmeden ilk skandal yaşandı. Yeni kullanım şartnamesinde, kullanıcılara ait fotoğrafların sahiplenildiği ve üçüncü kişilere satılabileceği ibaresi mevcuttu. Kullanıcılar hesaplarını silmeye başlayınca madde kaldırıldı. Sular durulunca Instagram kendi çizgisinde ilerlemeye devam etti. Twitter’dan Vine’ı kopyalayıp Boomerang’a dönüştüren; hikâye özelliğini araklayıp Snapchat’i gömen Instagram, asıl başarısını kullanıcılarına borçlu.

Herkesin reklamını yapabildiği ilk platform

Instagram, herkesin ‘kendi reklamını’ yapabildiği ilk platform olma özelliği taşıyor. İster Jamie Oliver gibi usta bir aşçı, ister Paris Hilton ve Kim Kardashian gibi ‘ne idüğü belirsiz’ ünlüler olun Instagram’da dünyayı kendinize hayran edebilirsiniz. Estetik bir bakış, insanların gıpta edeceği bir yaşam stili ve ‘biraz da herkes gibi olmak’ iyi profillerin sırrı. Gerisi topluluk yönetim marifetine ve takipçilere ne fayda sunulduğuna kalıyor.

Kendi ekonomisi var

Yazının Devamını Oku

Dünya kaç pille çalışır?

Önümüzdeki 10 yılda gerçekleşecek elektrik devrimiyle insanlığın karbon ayak izi olmadan enerji üretip sürdürülebilir bir yaşam inşa etmesi daha kolay olacak. Bunun için yüksek kapasiteli, dayanıklı piller üretme çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. 1 milyon mil yol yapan piller, şarj maliyetlerine katlanmak zorunda kalmayacağımız otomobiller o kadar da uzak değil.

Sanayi devrimiyle insanlık için yeni ve hızlı bir çağ başlarken, bugün felaket saydığımız küresel ısınmanın ilk tohumları atılmıştı. Caddeler, meydanlar, kırsal bölgeler motorlu araçlarla dolmaya başlamış, fabrikalar ve üretimhaneler durmaksızın faaliyete geçmişti. Yaşama yeni bir dinamizm gelmesi milyonlarca insanın geleceğini aydınlatırken, gökyüzü karbonmonoksitle kaplanıyor ve hızla kararıyordu. Geçen 150 yılın ardından nihayet Dünya gezegeninin sonsuz kaynaklara sahip olmadığını anladık. Yeryüzünün petrol rezervleri tükeniyor. Motorların ürettiği karbon havaya salındıkça yaşam sahamız daralıyor. Üstelik havadaki karbonu emebilen, küresel ısınmaya karşı tek güvencemiz olan ağaçları yok etme konusunda adeta yarış halindeyiz... Hani, helak edilmek için yapılacaklar listesi varsa bir yerlerde, biz neredeyse hepsine birer ‘tik attık’...

22 Eylül Pil Günü oldu

Neyse ki köprüden önce son çıkış için hâlâ biraz umudumuz var. Temiz ve yenilenebilir elektrik enerjisi dünyanın, daha doğrusu insanlığın geleceğini kurtarabilir. Elektrik devrimi olarak tarihe geçmesi muhtemel bu dönüşüm, önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde kaçınılmaz olarak gerçekleşecek. Rüzgâr türbinleri, güneş panelleri, okyanus jeneratörleri ve dahası, dünyayı tüketmeden karbonsuz elektriği üretmek için hazır. Şimdi, elektrik devriminin tam anlamıyla gerçekleşebilmesi için teknolojide son bir eşik kaldı: Saklama kapasitesi yüksek, dayanıklı piller...

İçten yanmalı motorlara kıyasla yok denilecek kadar az karbon izi bırakan elektrik enerjisini üretmek, saklamaktan daha kolay. Ancak üretimin de limitleri bulunuyor. Güneş paneli, rüzgâr türbini gibi araçlarla sağlanan elektrik kısıtlı sürelerde ve belirli lokasyonlarda üretilebiliyor. Güneş battığı veya rüzgâr durduğu vakit enerji kesildiği için toplanan elektriğin pillerde saklanabilmesi gerekiyor. Pil teknolojisi üretim maliyetleri ve kapasite yönünde henüz yeterli seviyeye ulaşmadı ancak son 10 yılda büyük aşamalar kaydedildi. Elektrikli araçları ve ev tipi pilleri popüler hale getiren Tesla, sektörde pil için yapılan AR-GE çalışmalarının hızlanmasında önemli rol oynadı. 22 Eylül’ü ‘Battery Day’ (Pil Günü) olarak ilan eden Tesla, her yıl sektöre yeni gelişmeleri ve buluşlarını tanıtıyor.

Benzinli araçlar tarih olacak

Küresel ısınmayı tetikleyen unsurların başında motorlu araçların geldiği malum. Elektrikli otomobiller, karbon izinin azalmasında önemli rol oynayacak. Tek sorun, pil maliyetinin yüksek, menzilinse benzine göre düşük olması. Bu sebeple Tesla’nın kurucusu Elon Musk, geçen yıl 1 milyon mil yol yapabilecek bir pil geliştirmekte olduklarını duyurduğunda büyük heyecan yaratmıştı. Geçen salı Elon Musk’ın ‘Battery Day’ açıklamaları, yüksek beklentileri karşılamasa da doğru yolda sağlam adımlarla ilerlediklerinin güvencesini verdi.

Otoyollarda elektrik dönüşümü, önümüzdeki yılların önemli gelişmeleri arasında yer alacak. 

Değişimin sinyallerini şimdiden görmek mümkün. İngiltere’nin 2030’da benzinli araçları tamamen kaldırmak için hazırlık yaptığı biliniyor. ABD’li senatör Govin Newsom’un çarşamba günü Kaliforniya eyaletine yaptığı çağrıysa manidar. 2035’e kadar Kaliforniya’da tüm benzinli araçların yasaklanması yönünde yaptığı çağrı, tarihin en büyük orman yangınlarıyla ve karbon kaplı gökyüzüyle baş etmeye çalışan eyalette yankı buluyor.

Yazının Devamını Oku

Tedbirler yeniden gündemde, çevrimiçi etkinliklere devam...

Salgın her şeyi değiştirdi ama yeni girişimler değişen dinamiklere ayak uyduruyor. Sosyalleşmeden alışverişe kadar birçok alanda ‘yeni normal’i inşa etmenize yardım edecek uygulamalar var.


Sosyalleşme dinamiklerinin değişmesiyle uygulamaların ve dijital ortamların önemi iyice belirginleşmeye başladı. Hayatımızı kolaylaştıran ve eğlence ihtiyacımızı karşılayan bu uygulamalar bilinçli tüketim için önemli araçlara dönüşüyor. Öte yanda zamane çocuklarının teknolojiyle yakın ilişkisi de yeni olanaklar yaratıyor. Birkaç örnek vereyim...     

Fiziki dünyada buluşma hakkımızı daha kıymetli ve samimi vesileler için kullanmaya başladık. Pandeminin yarattığı en büyük değişim çevrimiçi iletişimin yeni bir boyut kazanması oldu. Zoom’da buluşmaya hızlı adapte olduk. Toplantı, misafirlik gibi günlük sosyalliği karşılayan video platformları, iş organize etkinlikler düzenlemeye gelince yetersiz kaldı ama.

Airmeet fiziki etkinlik ve eğitimlere alternatif, yenilikçi çevrimiçi platformlardan biri. Network kurma, tanışma toplantıları, webinar’lar, atölyeler ve video konferansları hedefliyorlar.

Airmeet henüz halka açık beta sürümünde olsa da dünya çapında kullanıcı memnuniyeti yaratmayı başardı.

Kartvizit yerine profil sayfaları

Kullanım bazlı ‘freemium’ üyeliğiyle çalışan Airmeet’te fiziki bir etkinliğin ana unsurlarını bulmak mümkün. Etkileşimli toplantı masalarında katılımcılar el kaldırabiliyor, emojilerle tepki verebiliyor ve çabucak düzenlenebilen anketlere, havuzlara katılabiliyor. Organizatörler için bir ‘sahne arkası’ özelliği bulunuyor. Sohbet odaları güvenli mesajlaşma ve üretkenliğe odaklanmış. Soru cevap oturumları için ayrı bir pencere açılıyor ve oylama yapılabiliyor.

Uygulama kullanıcılarının kartvizit yerine profil sayfaları var. Etkileşimi hızlandıran araçlarıyla iş dünyasının merceğine giren Airmeet sadece ilk yılını doldurmasına rağmen pandemi sayesinde değerini katlamayı başardı! Geçen günlerde 12 milyon dolarlık yatırıma ulaştığını duyurdu. Uygulamanın ortaklarından Lalit Mangal geçen yılın sonunda kendilerini reddeden yatırımcılara bugün kendilerinin ‘hayır’ dediğini anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Bilimkurgu dünyasının anahtarı mı?

Elon Musk’ın son marifeti, Neuralink adlı şirketinin bir ürünü olan beyin çipi! Geçen cuma beynine çip takılan bir domuz basının karşısına çıkarıldı. Musk, yeni oyuncağının hastalıklar üzerindeki etkisini parlatırken bunun bilimkurguvari bir geleceğin ilk adımı olabileceği de konuşuluyor.

ABD’li dâhi işinsanı Elon Musk’ı iyiden iyiye ‘yaşayan Tony Stark’ olarak benimsemeye başladık. Bu yılki ilk büyük zaferi NASA astronotlarını SpaceX roketiyle taşımasıydı. ‘Sivil uzay’ çağının ilk adımı... İkinci tarihi zaferininse kıyısından döndü. Mayısta Neuralink şirketinin insan beynine ilk çipi takacağını vaat etmişti. Geçen cuma sansasyonel bir basın toplantısı düzenlendi. Büyük bir çıkış bekleniyordu. Bir android beyin gücüyle birtakım cihazları çalıştırabilirdi. Böyle olmadı. Kamera karşısına çıkarılan Gertrude isimli arkadaş sevimli bir domuzdu. Beynine ‘çip’ takılmış dişi bir domuz...

Hakkını yemeyelim, sözünü tutamamış olsa da bir canlının beynine çip yerleştirip onu kameraların karşısına sağlıklı olarak çıkarmak kolay değil. Stanford, Harvard gibi üniversitelerin profesörleri de bu konuda hemfikir. Neuralink’in araştırmalarını takdir ediyorlar. Yine de kayda değer sonuçlar için deneylerin çok daha uzun süre devam etmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.

Hayaller ‘Star Trek’ gerçekler SpaceX

Düzenlenen basın toplantısında sergilenen 23 mm çapındaki çip Gertrude’nin beyninin koku algılayan bölgesine yerleştirilmiş. Yerdeki  otları ve şekerkamışlarını kokladıkça ekranda beyin aktivitesi izlenebiliyor.

Neuralink’le ilgili paylaşımları takip ettiyseniz aygıtın ileride parkinson hastalığına çare olabileceğini, omurilik ve sinir sistemi hasarlarını giderebileceğini, görme ve işitme kaybını düzeltebileceğini, hatta gelecekte insan ve bilgisayar arasında köprü olup bizleri transhuman’lara, cyborg’lara dönüştürebileceğini biliyorsunuzdur. Gelgelelim hayaller ‘Star Trek’ ama gerçekler SpaceX. Neuralink’in sergilediği gelişmeler önemli ancak teknolojik düzeyi telgrafın icadına denk düşüyor. Şirketin marifeti şimdilik hayvanın beyin kıvrımlarının arasına kılcal teller yerleştirip algıladığı elektrik akımını bluetooth sinyalleriyle dışarı aktarmaktan ibaret. Beynin işleyişine katkısı, yardımcı işlevi bulunmuyor. Şimdilik... Yolu epey uzun.

‘Bir çip var benden içeri’

En yaşamsal organınızın köşesinde telleri, metal plakası ve silikon plastikleri olan bir madde taşımak ister miydiniz? Şayet parkinson, alzheimer, görme kaybı gibi hastalıklara çare oluyorsa elbette... Peki ya daha fazla hafıza ve hızlı hesaplama kapasitesi gibi üstün özellikler sunsa? Toplumsal eşitsizlik bir yana, Gregg Braden gibi biliminsanları beyin çiplerinin insanlık trajedisine yol açabileceğini, beyni tembelleştirip daha kolay manipüle edilmesine imkân sunacağını düşünüyor. Beyindeki verilerin dışarıdan okunması, düşüncelerin izlenebilme riskini beraberinde getiriyor.

Bir de beyne veri aktarılması ihtimali var... Musk, Neuralink’in tedavi edici yönünü parlatsa da insan beyniyle yapay zekâ simbiyozu hayalleri kurduğunu saklamıyor... İdolü Nikola Tesla’nın ünlü bir sözünü hatırlayalım: “Beynim yalnızca bir alıcı. Evrende bilgiyi, kuvveti ve ilhamı aldığımız bir kaynak bulunuyor.” Tesla haklıysa, beyni zorlamak yerine evrenle bağlantımızı güçlendirmenin çok daha faydalı olacağı aşikâr. Bunun yolu da zihni hızlandırmaktan değil, sakinleştirmekten geçiyor.

Yazının Devamını Oku

Patron bizi gözetliyor!

Salgın birçok şirketin evden çalışma düzenine geçmesini sağladı. Ancak patronlar bu nedenle endişeli olabilir. Çünkü son günlerde yayımlanan haberler çalışanların bilgisayarlarındaki özel yazılımlarla gözlendiğini ortaya çıkardı...


Uyanır uyanmaz kahvaltı etme alışkanlığının son yüzyılda yaygınlaştığını biliyor muydunuz? Günlük yaşantımıza yerleşen pek çok düzen çalışma sisteminin verimliliğini korumayı amaçlıyor. Geçen yüzyılın başlarında ortaya çıkan açık ofisler önce takım ruhunu destekleyen ve iletişim kolaylığı sunan modern bir çalışma ortamı vaat ediyordu. Ancak bütün çalışanların kontrol altında olmasına da imkân sağlıyordu.

Günün birinde herkesin ofisten uzak durması gerekeceğini elbette kimse hesap etmemişti. Evden çalışmayı zaruri kılan pandemi tüm düzeni baştan aşağı yenilerken çalışanların gözetilmesine de yeni bir boyut getirdi. Batı ülkelerinde evden çalışanların mesai saatlerinde ne yaptığı özel yazılımlarla takip ediliyor... Hatta çalışanlarını casus gibi izleyen kurumların varlığı kanıtlandı... Durumu fark eden çalışanlar da kendi yöntemlerini geliştirince iş kedi-fare oyununa döndü.

Verimlilik hep ölçülüyordu ama...

Yöneticiler çalışanlarını ‘izlendikleri’ konusunda bilgilendirdiği müddetçe sorun yok. Personelin verimliliğini ölçen yazılımlar uzun zamandır insan kaynakları servislerince kullanılıyor. Çalışanlar belirli görevlere ne kadar zaman harcadıklarını yazılımlar aracılığıyla amirlerine raporlayabiliyor. Kimi yazılımlar da süreci otomatik olarak takip ediyor... Buraya kadar her şey normal. Gelgelelim evden çalışan her personel işvereni tarafından izlendiğinin farkında olmayabiliyor. Wired dergisinin haberine göre özellikle ABD’de kimi kurumların personeline evden çalışması için dağıttığı bilgisayarlarda casus yazılımlar yer aldığı fark ediliyor. Yazılım, rastgele aralıklarla bilgisayarın ekran görüntülerini kaydediyor. Çalışan kaytarıyorsa veya sosyal medyada oyalanıyorsa belli oluyor. İşi daha da ileri götürüp klavyenin her tuşunu kaydeden yazılımlar dahi kullanılıyor. Bu durumda arama geçmişlerini ve ara belleği silmek veya gizli modlar kullanmak kâr etmiyor. 

Çalışanlarını şeffaf biçimde izleyen ve azami kontrol sağlamak isteyen işverenlerse daha radikal çözümleri tercih ediyor. Normal düzende verimlilik odaklı çalışan yazılım araçları pandemi sürecinde gözetleme sistemlerine dönüştürülebiliyor. Örneğin ekip çalışması için tasarlanan ve masaüstüne canlı bağlanma imkânı sağlayan bir yazılım gözetleme amaçlı kullanıldığında çalışanın her yaptığının sürekli izlenmesine olanak veriyor.  

Personeline güven duyan kurum da var

Etik açıdan tartışmalı boyuta gelen izleme meselesinde ayarı güven faktörü belirliyor. Personeline güvenen kurumlar çalışanların raporlamasıyla yetiniyor ve sadakati yıpratacak baskıcı uygulamalardan kaçınıyor. Çalışan izleme sistemleri geliştiren Teramind şirketinden Isaac Kohen, Recode.com’a verdiği röportajda çalışanlar için mahremiyetin öneminden söz ediyor:

Yazının Devamını Oku