Paylaş
Çok değil iki hafta önce, yapay zekânın (YZ) gelecekte elektrik sayacı gibi düzenli ödeme yapacağımız bir altyapı hizmetine dönüşebileceğini, şakayla karışık bir öngörü olarak yazmıştım. Geleceğin bu kadar hızlı yaklaşacağını gerçekten beklemiyordum! Birkaç gün önce OpenAI’ın CEO’su Sam Altman bir konuşması sırasında ‘yapay zekâ metre’ (AI meter) konseptini gündeme getirerek teknoloji dünyasında şaşkınlık yarattı ve yeni tartışmaların fitilini ateşledi. ‘Yapay zekânın astarı yüzünden pahalı mı’ sorusuyla başladığım yazımda gelecekte tıpkı elektrik, su, doğalgaz gibi merkezi ve herkesin eşit ölçekte erişebileceği, kamu hizmeti tadında bir yapay zekâ aboneliği fikrinden bahsetmiştim. Konsepti bilimkurgu tadında düşününce ilham vericiydi. Ancak Sam Altman işin kaymağını yine kendilerinin yiyeceğini belli edince biraz tat kaçırdı...
Washington’daki BlackRock zirvesinde konuşan Altman “Yapay zekânın elektrik veya su gibi bir kamu hizmeti olduğu ve insanların bunu bizden bir sayaç üzerinden satın aldığı bir gelecek görüyoruz” sözleriyle teknolojinin evrileceği yönü açıkça belli etti. Veri merkezlerinin yüksek maliyetleri nedeniyle yapay zekânın bedavaya sürdürülemez oluşu ‘kullandığın kadar öde’ sistemini herkes açısından mantıklı kılıyor. Ancak hizmetin özel şirketlerin tekelinde olması küresel eşitsizliğe yeni ve geniş bir katman ekleme riski barındırıyor.
Altman’ı eleştirenlerin tepki gösterdiği konuların başında tüm insanlığı ilgilendiren kararları, üretimi ve yaratıcılığı etkileyen, eğitimi yeniden şekillendirebilecek bilişsel potansiyelin ticari sayaç sistemine bağlanması geliyor. Sayaç fikri sistem olarak mantıklı çalışsa bile YZ, medeniyetimiz için enerji ve su kadar basit bir meta değil. Dünyadaki en gelişmiş bilişsel kapasiteye sadece parası yetenlerin ulaşacak olması sınıfsal uçurumları derinleştirme riski de taşıyor. Üstelik mühim bir etik mesele daha var: Yapay zekânın başkalarının emeğiyle, bilgisiyle üretilen bir hizmet olması.
Dil modelleri internette yıllardır var olan içeriklerle, yani yazarların, akademisyenlerin, gazetecilerin ve sanatçıların emeğiyle üretilen devasa veri kütleleriyle eğitildi. Yapay zekâ ücretsiz olduğunda bu konu nispeten daha az rahatsız ediciydi. Ancak insanlığın ortak mirası olan bilgilerin telifsiz şekilde hortumlanıp kâr amacıyla satılması, eleştirmenler tarafından ‘insanlığa ait verilerin çok büyük miktarda gasp edilmesi’ olarak nitelendiriliyor.
‘Neşe veya acıyı hissetmezler’
Hıristiyan âleminin lideri Papa 14. Leo, 25 Mayıs’ta ilk papalık genelgesini yayımladı ve teknoloji dünyasında büyük yankı uyandırdı. Latince ‘Magnifica Humanitas’ (Muhteşem İnsanlık) başlığını taşıyan, 80 küsur sayfalık tarihi belgeyi kürsüde okuyan Papa, algoritmaların insan onurunu ve varlığını değersizleştirme riskine karşı küresel toplumu uyardı. Genelgede makineler ve insan deneyimi arasındaki ahlaki farka dikkat çeken Papa “Yapay zekâlar deneyimlerden geçmez, bir bedene sahip değillerdir, neşe veya acı hissetmezler, ilişkiler yoluyla olgunlaşmazlar; sevginin, çalışmanın, dostluğun ya da sorumluluğun içsel olarak ne anlama geldiğini bilemezler” dedi.
Teknolojinin tanrısallaştırılmasını ve her şeyin veriye indirgenmesini modern bir Babil Kulesi sendromu olarak niteleyen Papa, insanlığın tektipleşme tehdidiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yapay zekânın kontrolsüz gelişimini geçmişteki nükleer tehditlere benzeten kritik bir çağrıda da bulundu: “Yapay zekâ artık silahsızlandırılmalı; onu bir tahakküm, dışlama ve ölüm aracına dönüştüren mantıklardan arındırılmalı.”
Paylaş