Uğur Vardan

Uğur Vardan

uvardan@hurriyet.com.tr

Zengin ve yoksul!

Yatılı hizmetçi olarak işe girdiği zengin ailede ev sahibesinin gelgitlerle dolu kişiliği sonucu dengesi bozulan bir kadın... Yazar Freida McFadden’ın ülkemizde de yayımlanan romanından uyarlanan ‘Hizmetçi’de (The Housemaid) başrolleri Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried paylaşıyor. Paul Feig imzalı psikolojik gerilim türündeki yapıma erotik kara film de diyebiliriz.

Haberin Devamı

Acil bir işe ihtiyacı olan Millie Calloway, Long Island’daki son derece zengin Winchester ailesinin yanına yatılı hizmetçi olarak girer. Evin hanımı Nina, daha ilk görüşmeden ona ısınmış gibidir. Görevleri arasında minik Cecelia’yla ilgilenmek de vardır. Malikânenin mimarisi, ortam vs. her şey çok güzel gibi görünürken hemen daha ilk günde Nina’nın tuhaf davranışları dengeleri bozar. Ev sahibesi tutarsız, uçlarda gezinen, aksi, öfkeli bir kişiliğe sahiptir. Çok geçmeden tanıştığı eşi Andrew ise tersine uzlaşmacı, sakin, meseleleri çözmeye çalışan biridir ve Millie’ye gerekli şefkati hemen gösterir. Öte yandan yeni hizmetçi için bu işi sürdürmek çok önemlidir; çünkü sorunlu bir geçmişi vardır. Eski bir mahkûmdur ve şartlı tahliye edilmiştir. Winchester’ların malikânesi onun için korunaklı bir limandır. Lakin bir yanda Nina gibi sürekli bir arıza merkezi, öte yanda kendisinin de giderek ilgi duyduğu Andrew’un yaklaşımları ve bir başka sorun odağı olarak beliren Cecelia’nın soğuk, buyurgan tavırları derken istikrarsızlaşan ortamda ayakta durma zorluğu kapısını çalar. Peki ama bu durumla nasıl baş edecektir?

Haberin Devamı

Freida McFadden tıp doktorluğundan ‘bestseller’ yazarlığına geçmiş bir isim. ‘Hizmetçi’ (The Housemaid), daha çok psikolojik gerilim türünde eserlere imza atan yazarın sinemadaki ilk uyarlaması oldu. 2022 yılında yayımlanan ve bizde de Olimpos Yayınları tarafından 2023’te basılan kitabın sinemadaki yansımasında yönetmen koltuğuna Paul Feig oturmuş, senaryoyu Rebecca Sonnenshine kaleme almış. Girişte konusunu özetlediğim yapımda, geçmişinde daha çok kadın karakterlerin ön planda olduğu ‘Nedimeler’ (Bridesmaids/2011), ‘Ateşli Aynasızlar’ (The Heat/2013), ‘Ajan’ (Spy/2015), ‘Ghostbusters’ (2016) gibi komedi ve aksiyonlara imza atan Paul Feig, bu kez erotik kara film üslubunda bir filmle karşımıza çıkıyor (Hoş, elbette ele aldığı romandan dolayı söz konusu projeye ‘psikolojik gerilim’ de demek mümkün tabii ki).

4 bilinmeyenli bir denklem

‘Hizmetçi’ daha önce izlediğimiz kimi yapıtlarla kan bağı olan bir adım. Örneğin Curtis Hanson’ın 1992 tarihli ‘Beşiği Sallayan El... Dünyayı Sallar’ın (The Hand That Rocks the Cradle) temel rotasını bir anlamda tersinden okuyor (Yakın bir süre önce bu filmin yeni bir versiyonu çekildi). ‘Grinin Elli Tonu’ (Fifty Shades of Grey/2015) ve ‘Bizimle Başladı Bizimle Bitti’ (It Ends With Us/2024) de yakın esintiler içeren iki örnek. Hatta Paul Feig’in 2018’de çektiği ‘Küçük Bir Rica’ (A Simple Favor), sanki bu filmin eskizi gibi duruyor demek mümkün.

Haberin Devamı

‘Hizmetçi’de üç ana (Millie, Nina ve Andrew) ve bir de yan (bahçıvan Enzo) karakter var. Öykü başladıktan ve Nina, Millie’ye karşı histeri nöbetleri geçirme safhasına ulaştıktan sonra izleyici sezgileriniz sizi ‘Bu akış böyle gitmez, bekleyelim görelim, bakalım sürpriz nereden gelecek’ çizgisine taşıyor. Dört bilinmeyenli bir denklemin peşine takılıyorsunuz. Peter Greenaway’in ‘Aşçı, Hırsız, Karısı ve Âşığı’ndan (The Cook, the Thief, His Wife&Her Lover/1989) mülhem, ‘zengin adam, karısı, hizmetçi ve bahçıvan’ şeklindeki diziliş içinde kimin ya da kimlerin iyi ve kötü olduğu sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Elbette film bir noktadan sonra sırrını açığa çıkarıyor ve ardından karakterler arası cepheleşmeyi, dayanışmayı görüyoruz. Lakin Paul Feig’in yapıtının yamaları çok ve asıl olarak belli bir noktadan sonra elbisenin vücuda oturmadığını fark ediyoruz. İlk bölümlerdeki belirsizliklerle ve kimi psikolojik oyunlarla film bir süre idare ediyor ama sonrasında tökezlemeler başlıyor. Bu haliyle de bence vasat bir çabadan öteye gidememiş bir yapım var karşımızda. Öte yandan yabancı eleştirmenlerin yazdıklarına bakınca ‘Hizmetçi’nin hatırı sayılır bir çoğunluk tarafından beğenildiğini gördüm. Ben yönetmen Feig’in sözde zenginlerin boş dünyalarını yansıtmak adına tercih ettiği gösterişli anlatımı ‘kitsch’ ve içi boş buldum (özellikle de erotik sahnelerini), beğenenlerse aksine bu üslubun takdir edilesi olduğunu ve filmi izlenir kıldığını yazmışlar. Neyse, her zamanki gibi karar sizin...Zengin ve yoksulAndrew rolünde Brandon Sklenar fena değildi.

Haberin Devamı

Filmde en ışıltılı performans Nina kanadından gelmiş. Bu rolde Amanda Seyfried haleti ruhiyesi sürekli değişen, çığlık atan, anında evi darmadağın eden, öfke nöbetleri geçirip adeta deliren karakterini çok iyi yansıtmış. Andrew’da Brandon Sklenar ‘sakin güç’ün ardındaki sırrı örtbas etme konusunda başarılı kocada fena değildi. Bu aralar birçok filmde karşımıza gelen, son dönemin öne çıkan magazin figürü Sydney Sweeney, Millie’de sanki paralize olmuş gibi oynuyor ve boğuk, hissiz bir ses tonuyla  arzı endam ediyor ama sonlara doğru toparladığını da söylemem gerek. Bir noktada Seyfried ve Sweeney klasik korku filmi profillerine dönüşüyorlar. Bu arada Michele Morrone’nin canlandırdığı bahçıvan Enzo arada bir sahneye çıkarken adeta etkileyici bir ‘gerilim efekti’ vazifesi görüyor.

Haberin Devamı

Aile içi şiddete vurgu

Küçük bir not: Andrew’un kibirli annesi Evelyn (Elizabeth Perkins hayat veriyor) de oğullarını her daim ‘prens’ havasında pohpohlayarak yetiştirip takıntılı, psikopat kişiliklere dönüşmesine yol açan anneler grubunun öyküdeki üyesi olarak ön plana çıkıyor.

Filmin başlıca handikabının, süreci ayakta tutan kimi sırların açığa çıkmasının ardından tekrar geriye dönüp baktığımızda Nina’nın hikâyesinde tutarlı bir yan göremememiz olduğunu düşünüyorum. Ama dediğim gibi; bir başka bakış açısıyla ve yaklaşımla beğenilecek bir film ‘Hizmetçi’. Öte yandan aile içi şiddete yönelik vurgusu ve kadın dayanışmasını ön plana çıkaran tavrıyla da takdire şayan bir yanı var.Zengin ve yoksulBaşka Yolu Yok

Haberin Devamı

VE DİĞER SEÇENEKLER

◊ Güney Kore’nin Oscar adayı ‘Başka Yolu Yok’ (Eojjeolsuga eobsda) yıllarca çalıştığı kâğıt fabrikasından hiç beklenmediği anda çıkarıldıktan sonra aile huzurunu ve konforunu korumak adına, başvuru yaptığı yeni iş için öne çıkan diğer adayları öldürmeye çalışan Man-soo’nun öyküsünü anlatıyor. ‘Oldboy’, ‘The Handmaiden’, ‘Decision to Leave’ gibi yapıtlarıyla tanınan usta yönetmen Park Chan-wook, bu son çalışmasını Donald E. Westlake’in 1997 tarihli ‘The Ax’ romanından uyarlamış. Aynı kitabı Costa-Gavras da 2005’te sinemaya taşımıştı (‘Le couperet’, bizde ‘Ölümcül Çözüm’ adıyla gösterilmişti). Man-soo karakterine ‘Squid Game’le tanıdığımız Lee Byung-hun hayat veriyor. Yapımın kadrosunda Son Ye-jin, Park Hee-soon, Lee Sung-min, Yeom Hye-ran, Kim Woo-seung, Choi So-yul, Cha Seung-won ve Yoo Yeon-seok da var.

◊ Haftanın menüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Ketenpere: Dalavere’ (Yön: Doğuş Onur Karasu), ‘Kardeş Takımı 3’ (Yön: Bedran Güzel), ‘Atalarımızın Efsaneleri’ (Legendy Nashikh Predkov/Yön: Ivan Sosnin).

Yazarın Tüm Yazıları