‘Süper’ dediğin böyle olur!

İdeal ‘Süper kahraman’lardan uzak bir portre çizen ‘Deadpool’, sinemadaki ikinci serüveniyle yeniden huzurlarımızda. Ryan Reynolds’ın sürüklediği yapım, popüler kültür simgelerine, çizgi roman karakterlerine, filmlere, ait olduğu ‘Marvel evreni’ne ve rakibi ‘DC Comics’e ilişkin gönderme ve referanslarıyla dikkat çeken son derece keyifli bir seyirlik.

Haberin Devamı

Hepsi idealize, hepsi rol modeli, hepsi nerdeyse ‘iyi aile çocuğu’... Yapacak bir şey yok, ‘Süper’lik böyle bir şey... Üstelik her ne kadar ‘gerçek’ bir ‘Süper’ olmasa da ‘Örümcek Adam’ın amcası Ben’in tarifinden de biliyoruz ki, “Büyük güç, büyük sorumluluklar getirir’... İşte bu tür tanımlar göz önüne alındığında ‘Deadpool’un ayrıksılığı daha da belirginleşiyor: Evet, o bir ‘Süper’ ama espri anlayışı, olaylara yaklaşımı, çözümleri ve kaygısızlığıyla ideal tariflerden alabildiğince uzak...

Sinema perdesine suretini iki yıl önce, Şubat 2016’da düşüren ‘Dead-pool’, ‘Marvel evreni’nin ‘genç’ (ya da ‘geç’) üyelerinden. Tevellütü 1991, ilk kez ‘The New Mutants’ dergisinin 98. sayısında görülmüş ve sonrasında sahne almış. Hikâyesi de kısaca şöyle: Wade Wilson, ‘Özel Kuvvetler’e bağlı eski bir askerdir. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulmak için özel bir tedavi yöntemiyle iyileştirilirken metabolizması farklı bir yapıya kavuşur ve ‘Süper’ler arasına dahil olur...
‘Süper’ dediğin böyle olur
‘Deadpool 2’de ‘Domino’yu (solda) Zazie Beetz, Cable’ı (sağda) da
Josh Brolin canlandırıyor.
Yılanın başı küçükken ezilmeli mi?
Malum, insan nereye giderse kendisini de götürür, Wilson da ait olduğu yeni lige varolan kişiliğini taşıyor; hınzır, gırgır, vulgar, her şeyi ti’ye alan yapısını yani... İlk film, her seride olduğu gibi “Kimdir, kimlerdendir, nerden gelip nereye gitmektedir?” temalıydı, bu haftadan itibaren salonlarımıza uğrayan ikinci adımda kahramanımızın ‘Aile sahibi olma’ serüvenine tanıklık ediyoruz. Elbette burada ‘aile’ sadece bir tanım; yoksa üyelerinin klasik rolleri üstlendiğini iddia etmek zor.
Film sevdiği kadından ayrılmak durumunda kalan ‘Deadpool’un, gücün karanlık tarafına geçme noktasındaki ‘genç’ mutant Russell’ı (bir diğer adı ‘Firefist’) engelleme çabaları üzerine kurulu bir öyküye sahip (filmin bu konudaki derdi, aslında Semih Kaplanoğlu’nun ‘Buğday’ındaki bir meseleyle aynı sularda yüzüyor ama çözümleri farklı). Bu arada ‘gelecek’ten bugüne dahil olarak Russell’ın peşine düşen ‘Cable’ da yeni bir düşman olarak hikâyede önemli bir yer tutuyor. Wilson, kendi ekibini kurmak için harekete geçiyor ama ‘X-Force’ adını verdiği takım, sakarlıklarıyla adeta kendi sonunu hazırlarken içlerinden sadece ‘Domino’ (ki süper gücü ‘Şans’) ‘kalıcılar’ arasında öyküsüne devam ediyor...


‘Deadpool 2’, ilk film benzeri bir yapıya sahip. En önemli fark gönderme sayısının çokluğu sanırım. Rhett Reese-Paul Wernick ikisinin yanı sıra Ryan Reynolds’ın da katkıda bulunduğu senaryoda o kadar çok gönderme, referans, iğneleme var ki, bir an durup birine odaklandığınızda peşi sıra geleni kaçırıyorsunuz. Nasibini alanlar arasında ‘Wolverine’, ‘X-Men’ ekibi, ‘Marvel evreni’, ‘DC Comics’, ‘John Wick’ (ki bu ikinci adımın yönetmeni ‘John Wick’de de kamera arkasında yer alan ama asıl olarak ‘Sarışın Bomba’yla tanınan David Leitch) ve ‘Deadpool’u canlandıran Ryan Reynolds’ın pek de ilgi görmeyen eski ‘süperimsi’ karakterlerinden ‘Yeşil Fener’ (‘Green Lantern’). Repertuarda Cable’ı canlandıran (ki bu karakter ‘Terminatör 2’de Arnie’nin canlandırdığı robota gönderme) Josh Brolin üzerinden ‘Avengers: Sonsuzluk Savaşı’nın kötüsü Thanos’a (malum Brolin Thanos’u da canlandırıyordu) da selam ve sevgiler sunuluyor.
‘Süper’ dediğin böyle olur
‘Deadpool’, ikinci filmde genç mutant Russell’ın gücün karanlık tarafına geçmemesi için çaba gösteriyor.

Gerçi bu kadar referans belli bir noktadan sonra yer yer sıkıyor ama yine de sempatik, hınzır, aykırı bir kahraman olması bakımından ‘Deadpool’ bağrımıza basacağımız nadir ‘Süper’lerden. Cable da iyi çizilmiş bir portre ama ben en çok ‘Domino’yu beğendim. ‘Marvel-DC Comics savaşı’nda solo ve koro seriler sürerken, ‘Deadpool’un bir aileye sahip olması, “Daha sonra ekipte yer alan fertlerin de özel öykülerini mi izleyeceğiz?” türünden bir şüpheyle bizi baş başa bıraksa da ben özellikle ‘Domino’ ve şansı üzerine inşa edilecek bir serüvene kulak kabartılır diye düşünüyorum.
Yeter ki ileride şımarmasın!
Kadroda yer alan isimlerin gayet doyurucu performanslara imza attığı film, kamera arkasındaki ‘eski dublör’ ve dövüş koordinatörü David Leitch’in meseleye hâkimiyet rejisi sayesinde ölçülü ve tadında bir aksiyona dönüşmüş.
Sonuç? Felsefi ve derin görünme çabasındaki ‘Avengers: Sonsuzluk Savaşı’ gibi zorlama ‘Süperler gösterisi’nin yanında ‘Deadpool’ her zaman kalbimizi kazanmaya aday. Yeter ki ileride şımarmasın, bozulmasın, kimi çevrelerden arkadaş edinmesin!
‘Süper’ dediğin böyle olur

Kalbimi bir hırsız çaldı
Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses ve Külkedisi... Masalların bu üç unutulmaz karakteri, işe bakın ki aynı prense âşıktır. Lakin ortada gerçek bir aşk yoktur, çünkü prensin üzerinde kara büyü vardır. Vakti zamanında babasını kıskanan bir kadının lanetidir bu. Büyünün çözülmesi için zorlu bir göreve çıkması gerekecektir...
‘Süper’ dediğin böyle olur
Günümüz animasyonları için ayırt edici özellik farklı sulara, ilgi çekici konulara, minikler kadar yetişkinleri de içine çekecek meselelere sahip olması sanırım. Bu açıdan mesela bu yıl Oscar’a uzanan ‘Coco’ eğlendirici, sempatik, kültürel kodlara sahip ve aynı zamanda güncel politik mesajlar içeren bir filmdi. Yukarıda konusunu özetlediğimiz haftanın yenilerinden ‘Yakışıklı Prens’ (‘Charming’) ise yola çıkış aşamasında gayet iyi bir fikre sahip ama sonrasında orijinalliğini kaybediyor ve vasatlaşıyor. Klişe olacak ama ‘Senaryo daha iyi işlenebilirmiş’.
Son olarak ‘Prens’in ‘soylu’ seçenekleri reddedip gönlünü kaptırdığı eli çabuk hırsız Lenore, Suat Yalaz klasiği ‘Karaoğlan’daki ‘Bayırgülü’nü hatırlatıyor. Filmdeki Prens karakterinin yüzü de Can Bonomo’yu andırıyor.

‘Umut’suzluk mevsimi...
‘Süper’ dediğin böyle olur
Anadolu’da, küçük bir kasabaya bağlı köyde gerçekle yüzleşmek yerine hayaller kuran, çalışmadığı için de sürekli babasının tepkisiyle karşılaşan bir genç... Yakın arkadaşlarıyla gününü kahvede okey oynayarak ya da kırlarda içki içerek geçiren Yılmaz, aile yadigârı kiraz ağaçlarını daha verimli hale getirebilmek için küçük bir traktör (patpat) almak istemektedir ama gerekli parayı nerden bulacaktır? Yöredeki en önemli geçim kaynağı ise kömür madenleridir fakat Yılmaz ve arkadaşları için yeraltına girmek en son seçenektir.
Taşranın zorlu şartlarında yolunu aramak ya da bulmak... Yukarıda konusunu özetlediğimiz ‘Kiraz Mevsimi’, geçen yılın öne çıkan filmlerinden ‘Sarı Sıcak’la aynı sularda (aralarında ‘kaplumbağa kardeşliği’ bile var!) yüzüyor: Çıkışsızlık ortamında ayakta kalmaya çalışan gençler... Senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı filminde Durmuş Akbulut, doğup büyüdüğü yörelerde (Konya-Karaman) gezinen ve sahici dertleri olan bir yapıta imza atmış. Lakin kâğıt üzerinde ilgi çekici görünen hikâye sinemalaştırılırken aynı etkiye ulaşmaktan uzak. Film daha kısa (ki uzunluk tekrarlara düşmesine neden oluyor), daha vurucu olabilir, kimi klişelerden uzak kalabilirmiş. Bir başka söyleyişle dertlerinin derinliği sinematografik açıdan aynı noktaya ulaşamamış. Ayrıca senaryo da saptığı bazı yollardaki gizemi (mesela yöredeki kaçak) açıklamaktan uzak.
Zaman zaman İran sineması (özellikle Kiarostami) etkileri hissedilen ve uzaktan uzağa ‘Yılmaz Güney’in ‘Umut’una selam gönderen ‘Kiraz Mevsimi’, ‘Rahmetli’ Turan Özdemir’i son kez perdeye taşıyan filmlerden biri (diğeri de yine Durmuş Akbulut imzalı ‘Bekçi’ydi)
olarak da dikkat çekiyor.

Haberin Devamı

‘Süper’ dediğin böyle olur

 

Haberin Devamı

Diğer seçenekler
Morgan Freeman, Tommy Lee Jones ve Rene Russo’nun başrollerini paylaştığı ‘Daha Yeni Başladık’ (‘Just Getting Started’) Ron Shelton imzasını taşıyor. Onur Tan’ın yönettiği ‘Balkaymak’ın başrollerinde Tarık Ünlüoğlu, Sabina Toziya, Beren Gökyıldız, Ömer Tan ve Kenan Çoban gibi isimler var. John Cameron Mitchell imzalı ‘Partilerde Kız Tavlama Sanatı’nda (‘How to Talk to Girls at Parties’) Nicole Kidman, Elle Fanning ve Ruth Wilson rol alıyor.
‘Süper’ dediğin böyle olur
‘Saplantı’yı (‘Siembamba-The Lullaby’) Darrell Roodt yönetmiş, oyuncular Reine Swart, Brandon Auret, Dorothy Ann Gould ve Thandi Puren. Yönetmenliğini Kıvanç Baruönü’nün üstlendiği ‘Arif v 216’, yeniden vizyona çıkıyor. Filmin başrollerinde Cem Yılmaz, Ozan Güven, Seda Bakan, Zafer Algöz ve Çağlar Çorumlu gibi isimler var. Volkan Gültekin-Özlem Kayhan ikilisinin yönettiği ‘3 Vakte Kadar’da Hasan Gümet, Köksal Baba ve Meryem İrem Şahin rol alıyor. Çeşitli festivallerden ödüllerle dönen, Oscar adayı beş kısa film bu hafta ‘Ödüllü Kısa Filmler’ başlığı altında vizyon şansı buluyor.

Haberin Devamı

‘Süper’ dediğin böyle olur

Yazarın Tüm Yazıları