Paylaş
Charlie, Boston’da yaşayan bir İngiliz sanat tarihçisidir. Günün birinde kafede kitap okuyan bir kız görür ve ondan hoşlanır. Bir şekilde kitabın fotoğrafını çeker, esere dair bilgi edinir ve bu vesileyle tanışma fırsatı yaratır. Ne var ki kızın, yani Emma’nın bir kulağı sağırdır, diğer kulağıyla da müzik dinlediği için onu duymaz. Sonrasında iş çözülür, birlerinden hoşlanırlar, yoğun bir aşk (ve de seks) süreci yaşanır, akabinde evliliğe doğru adım atılır. Düğün öncesi Charlie’nin yakın arkadaşları evli çift Rachel ve Mike’la birlikte felekten bir gece çalınır. Şaraplar içilirken iş “Herkes hayatında yaptığı en kötü şeyi itiraf etsin” türü bir noktaya gelir. Mike zamanında bir sokak köpeğine karşı eski kız arkadaşını ‘canlı kalkan’ olarak kullanmıştır, Rachel kendinden küçük bir çocuğu leş gibi kokan bir karavana kilitlemiştir. Charlie ise komşusunun çocuğunu internet üzerinden zorbalamış ve ailenin evlerinden taşınmasına yol açmıştır. İtiraf sırası Emma’ya geldiğindeyse o çıtayı en yükseğe koyar! 15 yaşındayken okuluna silahlı saldırı yapmayı düşünmüş ama gerçekleşen bir başka kanlı eylem yüzünden düşüncesinden vazgeçmiştir. Ne var ki Emma’nın açıklaması hem Rachel ve Mike’la dostluğunu bozacak hem de düğüne az kala Charlie’nin kendisi hakkında ‘psikopat’ ya da ‘manyak’ türünden bir kanıya sahip olmasına yol açacaktır.
2022 tarihli ‘İlgi Manyağı’yla (Syk Pike) dikkat çektikten sonra 2023’te Amerikan topraklarında çektiği ‘Rüya Senaryo’yla (Dream Scenario) ününü pekiştiren Norveçli Kristoffer Borgli, kara mizah tonlarına sahip sinema serüveninde şimdi de girişte konusunu özetlediğim ‘Drama’yla (The Drama) yeni bir kapı aralıyor. Bir kez daha ABD’de geçen ve Amerikan sermayesiyle çektiği bu yapımda Borgli, bir itirafın yol açtığı kriz ve bu krizin kapanması yolunda verilen mücadelede yeni açılan gedikler üzerinden bir hikâye anlatıyor.

Odakta mutlulukları giderek paramparça olan genç bir çift var. Emma’nın önemsiz görüp ‘Çocuklukta kaldı’ türünden yaptığı açıklama etrafı dehşete düşürürken yorucu düğün fotoğrafçısı, eroin kullandığını düşündükleri düğün DJ’i vs. derken ortam iyice karışıyor. Emma karakteri senaryoda nispeten diğer karakterlere göre daha tutarlı çizilmiş. Charlie’nin kararsız, korkak yapısı ve şefkate muhtaçken hemen durumdan vaziyet çıkarıp iş arkadaşı Misha’yla ilişkiye girmeye çalışması gibi hamleleri de karakterin ‘karaktersizliği’ açısından olumlu buldum! Ama ‘kara mizah’ adına yola çıkılmış olsa da filmin kimi ideolojik sorunları var diye düşünüyorum. Bir kere okul basma ve öğrencileri, öğretmenleri öldürme meselesi, Amerikan toplumunun sosyolojik olarak üstesinden gelemediği bir büyük problem. Bu durumu hele hele siyah bir genç kız üzerinden komedi malzemesi yapmak (bu konuda beni tutucu bulabilirsiniz ama) bana çok da doğru bir hamle gelmedi. “Ne var yani, yönetmen Norveçli ve Amerikan toplumunu hicvederek eleştiriyor” türünden bir savunu da yapılabilir belki fakat şöyle de bir gerçek var: Borgli’nin memleketinden çıkan bir cani (Anders Behring Breivik) de 22 Temmuz 2011’de önce Oslo’da 8 kişinin ölümüne neden olan bir bombayı patlattı, sonra da Utøya Adası’na geçerek buradaki yaz kampında tam 69 kişiyi katletti. Farkındayım, konuyu dallandırıp budaklandırdım ama özetle bu tür meselelerde mizah yapılması, hele hele bir delinin sürekli tüm dünyayı kana bulandırma girişimlerine soyunduğu ortamda bana çok uygun gelmedi.

Öykünün kahramanları arasındaki iletişim bir yalanla (Charlie internet üzerinden yüzeysel bilgilere sahip olduğu bir kitabı Emma’ya yaranmak için beğendiğini söylüyor) başlıyor. Bu romantik komediler açısından masum ya da tatlı bir yalan. Ama sonrasında iş çığırından çıkıyor ve tutarsızlık abidesi Charlie, arkadaşlarının zoruyla sevdiği insanın kişiliği üzerinden karar vermekte zorlanıyor. Buraları da daha önce belirttiğim gibi Charlie’ye ilişkin filmin tutarlı yanları. Arada birkaç kayda değer espri (ki en iyisi düğüne gelen yeni DJ’in kablolarla uğraşırken bomba
sesi çıkarıp ortamı korkuya boğması) de var. Ama film genel bir çerçevede etkili olamıyor. Ben finali de kendi içinde inandırıcı bulmadım.
Performanslar...
Gelelim oyunculuklara... Emma’da Zendaya, Charlie’de Robert Pattinson karşımıza gelirken ikili yıl içinde ayrıca iki yapımda (‘Odysseia’ ve ‘Dune: Çöl Gezegeni Bölüm Üç’) daha birlikte seyirci karşısında olacak. ‘Drama’da kimyalarının tuttuğunu söyleyebiliriz. Zaten filmin sorununun performanslar değil, öykü ve bakışı olduğunu tekrarlayayım. Şöyle bitireyim: Hikâye Fransız sinemasının gerçeküstücü yönetmenlerinin eskilerinden Bertrand Blier’nin, yenilerinden de Quentin Dupieux’nun eline düşseydi daha çarpıcı ve tutarlı bir kara mizah örneğine dönüşürdü sanırım.

DİĞER SEÇENEKLER...
◊ Genel müdürlüğe terfisini kutlamak isteyen Samet arkadaşlarını evine davet eder. Eve girmeden önce de kedileri beslerken zemin kattaki kadının soyunduğunu görür. Kadın onu fark eder ve kaçar. Ne var ki bu olayda fatura kapıcıya kesilir. Eşi Zeynep konuyu arkadaşlarıyla tartışırken ortaya ahlaki bir ikilem çıkar. Adana Altın Koza ve Ankara Film Festivali’nden ödüllerle dönen, Özkan Çelik imzalı ‘Perde’de başrolleri Tülin Özen, Cem Zeynel Kılıç, Faruk Barman, İpek Türktan, Duygu Karaca, Bedir Bedir, Özlem Durmaz, Kürşat Demir ve Pınar Akgüney paylaşıyor.
◊ Haftanın menüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Soğuk Soygun’ (Mikaela/Yön: Daniel Calparsoro), ‘Mitoloji Mafyası’ (Yön: Orçun Benli), ‘Kıble: Bitlisli Belkıs’ (Yön: Mehmet Uzunmehmet), ‘Büyü 3: Son Ayin’ (Yön: Burak Çelik), ‘Süper Mario Galaksi Filmi’ (The Super Mario Galaxy Movie/Yön: Aaron Horvath-Michael Jelenic-Pierre Leduc).
Paylaş