Paylaş
Çok uzun bir süredir birlikte olan, üç çocuklu bir çift... Ayrılık fikri gündemlerine düşmüş ama resmiyete dökememiş şekilde yaşıyorlar. Fikren ayrılsalar da genelde birlikteler. Çocuklar da durumun farkında ve zaman zaman anne ve babalarının eskisi gibi olmalarının mümkünatı üzerine konuşuyorlar. Magnús ringa balığı avlayan bir teknede çalışıyor ve sık sık denize açılıyor. Anna’ysa başarılı bir modernist (görsel) sanatçı olma peşinde, ilginç yapıtlara imza atıyor ama kabuğunu bir türlü kıramıyor, eserlerini sergileyemiyor. Bu refleksler eşliğinde aile bir araya geldiğinde, köpekleri Panda’yı da yanlarına alarak sık sık doğa gezilerine çıkıyor, gökyüzünü seyredip kendilerini hayatın akışına kaptırmaya çalışıyorlar...
19’uncu yüzyılda geçen ve İzlanda kırsalında yeni bir kilise kurmak için görevlendirilen Danimarkalı bir papazın hikâyesini anlatan, muhteşem filmi (bence başyapıttı) ‘Tanrının Unuttuğu Yer’le (Vanskabte Land, 2022) hatırladığımız Hlynur Pálmason girişte konusunu özetlediğim son çalışması ‘Aşktan Geriye Kalan’la (Ástin sem eftir er) karşımızda.
İzlanda’nın son derece soğuk kırsalında geçen hikâyenin başında beş kişilik aileyi rutin temposu içinde izliyoruz. Sonra yavaş yavaş kendi varoluş kozalarında gördüğümüz Anna ve Magnús, ayrılığın yansıttığı gölgelerde dolaşıyor. İkilinin neden ayrıldığına dair bir fikrimiz hiçbir zaman olmuyor. Öte yandan onlar ayrılmamışçasına hayatlarını sürdürüyorlar. Anna’nın asıl derdi sanatının ve bu cephede kendi varlığının gerçek değerini bulmak. Dışarıya açılmak yönündeki en önemli hamle de İsveç’ten kalkıp gelen ama eserleriyle ilgilenmek yerine sürekli kendini anlatan, giderken de bir kaz yumurtasını çalan galerici Martin’dir. Ayrılık fikriyle hesaplaşan, acısını çeken ve bunu çalıştığı gemideki arkadaşlarına bile izah etmekte zorlanan Magnús
(Anna ona ‘Maggi’ diye sesleniyor) oluyor. Filmin kilit sahnelerinden birinde, iş arkadaşlarından biri ona Anna’yla hâlâ birlikte olup olmadığını soruyor. Magnús emin olmadığını söylüyor, bu açıklamasına karşılık “Sen bilmiyorsan kim biliyor” cevabını alıyor ve ortam geriliyor.
Hlynur Pálmason ‘Tanrının Unuttuğu Yer’de İzlanda’nın pastoral tablolarını sunmuş; zorlu iklim koşullarında yalnızlığı tadan, bazı hesaplaşmalara girişen ve Joseph Conrad klasiği ‘Karanlığın Yüreği’nin (Heart of Darkness) rotasında kaybolan bir papazı anlatmıştı. Kuşkusuz ‘Aşktan Geriye Kalan’ farklı dertlere sahip bir çalışma ama yine de benzer şekilde doğa ön planda. Hüzün ve melankoli de zaman zaman kapıyı çalıyor.
İzlandalı yönetmen 2022’de pandemi döneminde yaşanan izolasyon duygusundan yola çıkarak ‘Nest’ adlı 22 dakikalık bir kısa film çekmişti. Söz konusu yapıtta ıssız bir coğrafyada yaşayan ailenin üç çocuğu evlerinin yakınlarındaki bir telefon direğini bir tür ağaç eve çeviriyor ve zaman zaman sığındıkları, oyun oynadıkları bu yerle birlikte sıkıcı hayatlarına hareket ve renk katıyorlardı. ‘Aşktan Geriye Kalan’ı izledikten sonra Hlynur Pálmason’un üç çocuğunun oynadığı bu kısa adımın aslında bir tür ön eskiz olduğunu düşündüm. Tamam, bu kez ortada başka bir hikâye var ama görsel dil, kimi imajlar ve yine yönetmenin çocukları tarafından canlandırılan üçlü derken benzer bir rota takip edilmiş.
Yönetmenin köpeği
Tabiatın kendine özgü sakin devinimi, soğuk bir coğrafyada onca ıssız köşe, donmuş bir gölü andıran küçük su birinkintisi ve üzerinde kayan Anna’yla Magnús’un çocukları, ufaklıkların kendi aralarındaki cinselliğe ilişkin ergen konuşmaları, yürüyüşler, piknikler derken film huzur verici biçimde kayıp gidiyor. Ama öte yandan da bu doğallık içinde gerçeküstü sahneler de var ve bu dokunuşlarla ‘Aşktan Geriye Kalan’ özgün bir yere doğru ilerliyor.
Şöyle ki zaten hikâye boş bir evin çatısının havalanmasıyla başlıyor ve bu bizde, sanki bir kutunun kapağı açılıyormuşçasına bir izlenim bırakıyor. Yani metaforik olarak üstü açılmış bir evin ve müdavimlerinin hayatlarına dahil oluyoruz. Öte yandan galericiyi taşıyan küçük uçağın düşmesi, Magnús’un Anna’nın zorlamasıyla öldürdüğü horozun gece devasa bir boyutta gelip intikam alması, çocukların ok atarken hedef tahtasına dönüştürdükleri korkulukvari şövalyenin eve gelip su içmesi, 2. Dünya Savaşı’ndan kalan ve büyük bir gürültüyle patlayan devasa mayın, yine Magnús’un Anna’nın etekleri altında kaybolup erotik bir yolculuğa çıkması gibi bölümlerle film yönetmenin hayal gücünü ve hınzırlığını hissettiren hamlelerle doluydu. Keza bütün bir öyküye yayılan Anna’nın eserlerini ortaya çıkarma süreci de çok iyiydi.
Filmde Anna’yı Saga Garðarsdóttir, Magnús’u Sverrir Gudnason canlandırmış. İkisi de çok iyi oynamış ve araları bozuk gibi duran çiftte kimyaları tutmuş. Çocuklarda, yönetmenin gerçek çocukları olan Ída Mekkín Hlynsdóttir, Grímur Hlynsson ve Þorgils Hlynsson’u izliyoruz. Yer aldığı her sahneye özel bir hava katan Panda da yine Pálmason’un kendi köpeğiymiş.
Sonuçta hafiften buz tutmaya başlamış hayatlarda dolaşan, sert iklimin içinde şefkat arayan Magnús’la sanata sığınan Anna’nın ilişkisini anlatan, ayrılığın tortularını hüzünden çok kara mizahla perdeye taşıyan, bu görsel olarak büyüleyici filmi kaçırmayın derim.
Ve diğer seçenekler...
◊ Serinin yeni halkasının ikinci filmi ‘28 Yıl Sonra İkinci Bölüm: Kemik Tapınağı’nda (28 Years Later: The Bone Temple) Dr. Kelson, kendini tüm dengeleri altüst edecek beklenmedik bir durumun içinde bulur. Spike’ın Jimmy Crystal’la karşılaşmasıysa dönüşü olmayan bir kâbus haline gelir. Bu evrende en büyük tehlike virüsün yayılması değil, hayatta kalmaya çalışanların birbirine yabancılaşarak insanlıklarını kaybetmesidir. Nia DaCosta’nın yönettiği yapımın kadrosunda Ralph Fiennes, Jack O’Connell, Alfie Williams, Erin Kellyman ve Chi Lewis-Parry var.
◊ Albert Camus’nün ünlü klasiği ‘Yabancı’yı (L’etranger) bu kez de François Ozon yorumuyla izliyoruz. Benjamin Voisin, Rebecca Marder, Pierre Lottin ve Denis Lavant’un başrollerini paylaştığı film 1930’lu yılların Cezayir’inde geçiyor ve çevresiyle hiçbir bağlantı kurmadan yaşayan Fransız Meursault’nun öyküsünü anlatıyor.
Haydi çocuklar sinemaya
Sömestir tatili bugün başlıyor. Haftanın menüsünde de minik izleyicilere seslenen yapımlar ağırlıkta.
◊ ‘Efes’in Sırrı’: Efes’teki bir kazı sırasında ortaya çıkan gizemli harita ve sihirli bir mağara; yetişkin arkeologları, Tuna ve Damla’yla aynı yaşa indirir. Tuna’nın, kendisine zorbalık yapan Anıl’dan kurtulmak istemesi ve ajanların haritanın peşine düşmesiyle ekip hızla kaynaşır. Gökhan Tiryaki’nin yönettiği yapımda Ecem Erkek, Onur Buldu, Erdem Yener ve Sarp Apak var.
◊ ‘SüngerBob: Korsan Macerası’: Derek Drymon’ın yönettiği bu yeni macerada büyük biri olmak için can atan SüngerBob, cesaretini Bay Yengeç’e kanıtlamak amacıyla gizemli, korsan ruhlu hayalet Uçan Hollandalı’nın peşine düşer.
◊ ‘Maşa ile Koca Ayı: Mucize Parkı’: Parkta Maşa’nın bir palyaço ailesiyle kurduğu dostluğu anlatan film, beş yönetmenin; Vasiliy Bedoshvili, Elena Chernova, Ekaterina Grosheva, Jalil Rizvanov ve Vasily Volkov’un imzasını taşıyor.
Paylaş