Uğur Vardan

Uğur Vardan

uvardan@hurriyet.com.tr

Hayat podyumunda yürümek daha zordur

Paris Moda Haftası odağında sektörün farklı dallarında emek veren kadınlar ve onların birbirine bağlı öyküleri... ‘Moda’, parıltılı bir dünyanın arka planında yaşananları yalın, gerçekçi ve yer yer de hüzün dolu tonlarla seyircisine yansıtıyor. Filmde ana karakter Maxine Walker’a hayat veren Angelina Jolie çok iyi bir performans ortaya koyuyor

Haberin Devamı

Amerikalı bağımsız sinema temsilcisi, korku filmi yönetmeni Maxine Walker, anlaştığı ajans için Paris Moda Haftası’nda, bir markanın açılış defilesinde gösterilecek -yangın, kurtlar ve vampir temalarını işleyen- kısa filmi çekmek üzere şehre gelmiştir. Eczacılık okuyan ve bölümünü seven ama ailesini maddi açıdan kurtarmak için modelliği denemeye karar veren Ada’ysa bu filmin başrolünde oynayacak kişidir. Güney Sudan doğumlu 18 yaşındaki bu genç kadın Nairobi’den gelmiştir ve yapacağı işi babasından saklayarak Paris’in yolunu tutmuştur. Makyöz Angèle’se sektörün kahrını çekerken bir yandan da yaşadıklarını kaleme almak ister; çünkü asıl hedefi yazar olmaktır. Genç terzi Christine’e gelince; o da sessiz, sakin işine odaklanmıştır ve Ada’nın defilede giyeceği elbiseyi dikmekle meşguldür...

Haberin Devamı

Alice Winocour bizde daha çok erkek kardeşinin de mağdurlarından olduğu 2015’teki Bataclan saldırısından esinlenerek çektiği ‘Paris Hatıraları’yla (Paris Revoir) tanınıyor. Girişte konusunu özetlediğim son çalışması ‘Moda’daysa (Coutures) ışıltılı bir dünyanın arka planında, ayakta durmaya çalışan bir grup kadının öykülerini son derece yalın, gerçekçi ve yer yer de hüzünlü tonlarla perdeye taşıyor. Winocour senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı yapıtında terzi Christine’e el emeği göz nuru eseriyle uğrarken Ada ve Angèle’e daha kapsamlı bir bakış atıyor ama anlatının asıl odak noktası Maxine oluyor. Bu tercihte karakteri Angelina Jolie’nin canlandırması ve yıldız oyuncunun aynı zamanda filmin ana yapımcılarından olması en büyük etken elbette.

Hayat podyumunda yürümek daha zordur

Filmin doruk noktası

Maxine’in öyküsüne gelince; çekimler sırasında, gelmeden önce tetkik için gittiği Amerika’daki sağlık merkezinden aldığı telefonla bir an önce kendisine önerilen Fransız doktora başvuruyor ve biyopsi sonuçları doğrultusunda  meme kanseri teşhisi alıyor. Bu her açıdan onun için zorlu bir yol ayrımı oluyor. Çünkü vücudunu agresif bir tür sarmıştır, büyük bir umut bağladığı bir sonraki filminden önce sağlığıyla ilgilenmek zorundadır ve en önemlisi boşanma aşamasına gelen evliliğinde kendisine mesafeli davranan kızına durumu nasıl anlatacaktır?

Haberin Devamı

İşte bu bölümlerde kimi yaşanmışlıklar devreye giriyor. Annesi ve büyükannesi kanserden vefat eden Angelina Jolie kendi risk durumunu anlamak için genetik test yaptırmıştı. Testlerde genlerinde kanser riskini ciddi oranda taşıdığı saptanmıştı. Oyuncu 2013’te ‘mastektomi operasyonu’ (meme kanserini tedavi etmek ya da önlemek için meme dokusunun tamamının veya bir kısmının cerrahi yöntemle alınması) geçirerek riski yüzde 87’den yüzde 5’e düşürmüştü.

Filme dönersek; Maxine’le ona kötü haberi veren Fransız doktor Hansen (Vincent Lindon canlandırıyor) arasındaki duygu yüklü anlar filmin bence doruk noktasıydı. Evet, Amerikalı korku yönetmeninin hayatındaki iniş çıkışlar ‘Moda’nın baskın unsuru ama hakkını vermek lazım, Angelina Jolie bu karakteri bir önceki adımı ‘Maria’daki Maria Callas biyografisinden daha etkileyici bir performansla ete kemiğe büründürmüş. Keza Anyier Anei’ın canlandırdığı Ada da izleyicinin zihninde iz bırakan bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bazı yabancı eleştirmenler senaryonun Angèle’e ve diğerlerine yeterince şans tanımadığını, derinlik kazandırılamadığını yazmış ama ben bu görüşte değilim. Bazen kimi kilit sahneler çok uzun betimlemelerden daha fazla söz ve görüş sunar. Mesela Angèle yazdıkları hakkında ona yol göstermesi için profesyonel bir uzmandan (editör) ücret karşılığı yardım alıyor. Bu kişi ona “Bir şeyin gerçek olması onu ilginç kılmaz” türünden ‘moral bozucu’ tavsiyeler (!) veriyor. Sonrasında Angèle’i telefonundan 1996’da aramızdan ayrılan yazar Marguerite Duras’nın eski bir söyleşisini izlerken görüyoruz. Burada Duras “Üslup, tarz değil, yazdıklarım ve içtenliği önemliydi” türünden görüş bildirirken aslında bu genç yazar adayına gerçek bir rehberlik görevi üstleniyor. ‘Moda’da beğendiğim bir başka sahne buydu.

Haberin Devamı

Hayat podyumunda yürümek daha zordur

Ve Ada’ya göre tecrübeli modellerin bir otelin koridorlarında defile yürüyüşü için provaya soyundukları bölüm de filmin özgün bakışının kıyıya vurduğu bir sekanstı. Doğrusu burada yönetmen Winocour nasıl bir mesaj aktarmak istiyordu bilemiyorum ama sektörün ışıltılı dünyasında genç mankenlerin bazı açılardan halen saflıklarını kaybetmediklerini ve gelişimlerini henüz tamamlamamalarına rağmen bir cinsellik objesi olarak kullanıldıklarını hatırlatmak istemiş gibi geldi bana.

Moda dünyası hakkında elbette birçok film çekildi; bazıları parlak sahne ışıklarının üzerinde gezinen öykülere sahipti, bazıları da sahne arkasına ve yaşanan dramlara dikkat çekmeye çalıştı. ‘Moda’ ikinci seçeneğin izini sürenlerden. Mesela iki hafta önce gösterime giren ve sözde basının dijitalleşmesini tartışma masasına taşığıdını iddia eden ama bu konuda pek dişe dokunur bir şey söylemeyen ‘Şeytan Marka Giyer 2’ye göre moda dünyasına bakış açısından bence daha tutarlı ve içten bir yapım. Karakterlerini birbirine bağlama konusunu tanımlamada da eski bir terzilik deyimine başvurayım: ‘Teyellemesi’ gayet başarılı olmuş. Bu arada Fransızların son dönemde dikkat çeken aktörlerinden Louis Garrel filmde Maxine’in yanında görüntü yönetmeni olarak çalışan ve onunla ilişki yaşayan Anton’u canlandırıyor.

Haberin Devamı

Sırf Angelina Jolie’nin performansı için bile salonun yolu tutulur diyorum.

 

DİĞER SEÇENEKLER...

◊ Seçkin pilotlardan oluşan ‘Top Gun programı’na katılan yetenekli ama kurallara uymayan Pete ‘Maverick’ Mitchell’in odağında bir hikâye anlatan, 1986 yapımı ‘Top Gun’, özünde Amerikan ordusuna övgüler yağdıran militarist bir aksiyondu. Yönetmenliğini Tony Scott yapmıştı. Dönemin parlayan yıldızı Tom Cruise’un varlığı ve soundtrack’indeki etkileyici şarkılar filmi özel bir yere taşımış, aynı zamanda Amerikalı gençler arasında orduya başvuru oranını yükseltmişti. Ki çoklarına göre asıl amaç buydu... Film Vietnam Savaşı sonrası imajı harap olan orduya yeniden saygınlık kazandırmıştı. Film 40’ıncı yıldönümü sebebiyle tekrar vizyona giriyor.

Haberin Devamı

◊ 2022 tarihli devam niteliğindeki ‘Top Gun: Maverick’ de bu hafta gösterimde. Joseph Kosinski imzalı filmde ‘yaşlı kurt’ Pete gençlere ders veriyor ve  önemli bir operasyonun üstesinden gelmeye çalışıyordu.

◊ Haftanın menüsündeki diğer yapımlar şöyle: ‘Saplantı’ (Obsession/Yön: Curry Barker), ‘Lanet’ (The Jack in the Box Rises Yön: Lawrence Fowler), ‘Siccin 9’ (Yön: Alper Mestçi), ‘Sihirli Annem: Periler Okulu’ (Yön: Mustafa Kotan), ‘Patiler: O Zaman Dans’ (Yön: Elena Galdobina).

Yazarın Tüm Yazıları