Çaresiz bir derde düştüm!

Tony Gatlif imzalı ‘Aman Doktor’, delişmen bir kızın Midilli, İstanbul ve Yunanistan hattında geçen yolculuğunun öyküsü. Bu yolculuğa eşlik eden en önemli unsur ise Ege’nin ortak mirası olan şarkılar ve ‘Rebetiko ruhu’...

Haberin Devamı

Çaresiz bir derde düştüm

Tony Gatlif, yapıtlarını daha çok İstanbul Film Festivali sayesinde tanıdığımız, sevdiğimiz, üslubuna vâkıf olduğumuz bir yönetmen. Çingene köklerinin yansıması olarak her filminde özgür ruhunun izlerine, karakterlerinin müzikle derin ilişkilerine, aşkı ve tutkuyu her şeyin önüne koyan öykülerine rastlarız. Son adımı ‘Aman Doktor’da (ki orijinal ismi ‘Djam’) da benzer temalarla örülmüş bir serüvenin peşine takılıyoruz.

Kısaca özet şöyle: Midilli’de yaşayan ve delidolu bir kişiliğe sahip olan Djam, üvey babası Kakourgos’un isteği üzerine atıl durumda olan tekneleri için zor bulunan bir parçayı yaptırmak üzere İstanbul’a gider. Burada göçmenlere yardım etmeye çalışan fakat yaşadığı kimi olaylardan dolayı çaresiz durumda olan Avril’le tanışır. Djam, Avril’e kol kanat gerer ve iki genç kız, Yunanistan’a dönmek için harekete geçer.

Haberin Devamı

En son bir tür modern ‘Romeo & Juliet’ hikâyesi niteliğindeki ‘Geronimo’sunu izlediğimiz Gatlif, ‘Aman Doktor’da çok iyi bir ‘Rebetiko şarkıcısı’ olan annesini Paris’te kaybettikten sonra üvey babası Kakourgas’la birlikte Midilli’ye dönen Djam (ve sonradan ona eklenen Avril tabii ki) eşliğinde bir ‘Yol filmi’ne imza atıyor. Delişmen Djam, eğlenceli ama gelgitleri çok bir kişilik. Kuşkusuz annesinin de mirası kalan müzik onun bir tür yol göstericisi; eğleniyor, coşuyor, hüzünleniyor. Yol boyunca da iki genç kıza ezgiler eşlik ediyor. Özellikle de Türkçe-Yunanca sözcüklerle bezeli şarkılar... (‘Aman Doktor’ da bunlardan biri, nitekim dağıtımcı firma, filmin ‘Türkçe’ ismini şarkıdan yola çıkarak koymuş. ‘İstemem Babacığım’ da var.)

‘Aman Doktor’ izlenmesi güzel, o klişe deyimiyle ‘İnsanı iyi hissettiren’ filmlerden. Djam’ın ‘özgür kız’ modeliyle uygunluk taşıyan ve öyküye sıkça sızan ‘Rebetiko ruhu’, ana ve yan karakterlerinin sıra dışılıkları, köksüzlükleri (hatta bir tür vatansızlıkları) ve bütün bu uçlarda gezinme hallerine rağmen neşelerini, hayata olan bağlılıklarını yitirmemeleri, filmi bir anlamda ‘Umuda yolculuk’ statüsüne sokuyor. Öte yandan can yelekleriyle dolu bir sahne var ki, göçmen dramı hakkında çok şey söylüyor, seyircisinin vicdanına çok şey yüklüyor...

Haberin Devamı

Oyunculuklara gelince: Djam’de Daphne Patakia tutkuyu, küstahlığı, ket vurulmazlığı, ritmi, isyankârlığı, asiliği üzerinde toplayan karakterini o kadar içten, üzerine o kadar oturtmuş bir şekilde oynuyor ki, bazı bölümlerde onu perdede büyülenmiş bir şekilde izliyorsunuz. Keza ‘Sürgün’ü, Paris’te ya da Midilli’de fark etmez, her daim içinde hisseden Kakourgos’ta Simon Abkarian da çok çok iyi bir kompozisyon ortaya koyuyor.

Türkiye bölümünde ‘Cümbüş Cemaat’ grubunun da devreye girdiği ve öykünün şenlik havasına katkıda bulunduğu ‘Aman Doktor’, genlerinde ‘rebetiko ruhu’nu taşıyan karakteriyle kaçırılmayacak bir Tony Gatlif filmi... 

AMAN DOKTOR (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Tony Gatlif
Oyuncular: Daphne Patakia, Simon Abkarian, Maryne Cayon, Kimon Kouris, Solon Lekkas, Michalis Iatropoulos
Fransa yapımı

Haberin Devamı

Çaresiz bir derde düştüm

Ahhh şu Ortadoğu...

Öylesine kaotik, öylesine karmaşık, öylesine birbirinin içine geçmiş ki her şey... Binlerce yıldır birlikte yaşamış onca halkın, onca kültürün arasına düşen küçük bir kıvılcım, çok kısa bir sürede koca bir ateş topuna dönüşüyor ve önüne gelen herkesi yakıyor... ‘Ahhh şu Ortadoğu’nun ilk elde verdiği görüntü, izlenim bu...

Oscar’larda ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalının bu yılki dokuz adayından biri olan ‘Hakaret’ (‘L’insulte’), işte bu ‘temel’ denklemler üzerinden son derece öğretici, hatırlatıcı ve gerçekçi bir öykü anlatıyor. Daha çok ‘Batı Beyrut’uyla hatırladığımız Ziad Doueiri imzalı yapım, basit bir su giderinden çıkan tartışmanın Lübnan’daki toplumsal fay hatlarını tetiklemesini ve cepheler, dinler, eski hesaplar arası koca bir meseleye dönüşmesini anlatıyor. Öyküyü iki ana karakter sürüklüyor: Hıristiyan cemaatinden araba tamircisi Tony ve Filistinli ustabaşı Yasser... Tony’nin evindeki balkondan akan kirli su yandaki inşaatın çalışanlarının üzerine dökülür. Gider borusunun tamir teklifinin reddedilmesi üzerine kendince bir çözüm üreten Yasser, Tony’nin engellemesiyle karşılaşır. Sözlü hakaret, daha sonra fiziksel tepki derken olay mahkemeye taşınır. Basit bir kavganın boyutları büyür, işin içine Ariel Şaron, Filistin davası vs. gibi unsurlar katılır ve ikili arasındaki problem nihayetinde eski siyasi ve dini hesapların görüldüğü büyük bir ulusal mesele haline gelir...

Haberin Devamı

Gerçekçi karakterler

Doueiri’nin Joelle Touma’yla kaleme aldığı senaryo, değişen dengeleri ve küçük bir taşın suda yarattığı koca dalgaları, Ortadoğu’nun kendine özgü doğası içinde bize son derece incelikli ve basitçe aktarıyor. Ayrıca klasik iyi-kötü şablonların uzağındaki insani refleksleri ve psikolojileri son derece gerçekçi çizilmiş karakterler de öyküyü inandırıcı kılıyor. Metin, iki tarafa da hakkaniyetli bir şekilde yaklaşıyor; bu tavrın, dengeci davranmak için değil, seyircisine empati yapma fırsatı tanımak için olduğu o kadar aşikâr ki...

Performanslara göz atarsak: Tony Hanna’da Adel Karam çok iyi oynuyor ama bence filmin asıl yıldızı Yasser rolündeki Kamel El Basha. Yapımcı, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni gibi unvanlara da sahip Filistinli sanatçı, ilk uzun metrajında muhteşem oynuyor. Nitekim çabası son Venedik Film Festivali jürisi tarafından ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü verilmek suretiyle taçlandırıldı.

Haberin Devamı

Sonuç? Oscar yarışında ne yapar bilinmez ama ‘Hakaret’, derdini güçlü duygular ve performanslar eşliğinde aktaran bir yapım...

HAKARET (5 üzerinden 4 yıldız)
Yönetmen: Ziad Doueiri
Oyuncular: Kamel El Basha, Adel Karam, Diamand Bou Abboud, Rita Hayek, Camille Salameh, Christine Choueiri
Lübnan yapımı

Çaresiz bir derde düştüm

Şöhret ‘YouTuber’ı da bozar...

Bir yerde çeşme gürül gürül mü akıyor, fırsat bu fırsat, su kesilmeden testiyi doldurmak gerek... Günümüz Türkiye sinemasının popüler cephesindeki temel mantık bu. Özellikle de komedi türünde.

Haftanın yenilerinden ‘Enes Batur: Hayal mi Gerçek mi?’ belki kategorik olarak komedi sınırları dahilinde değil ama meselesinin beyazperdeye yansıması benzer bir refleksin ifadesi. Enes Batur, en çok takipçili (5.8 milyon) YouTuber’mış. Huzurlarımıza gelen film de, “Eh, tabii ki böylesi bir potansiyeli bir de sinemada değerlendirmek gerek” mantığıyla çekilmiş bir yapım. Zaten öykü de var olan bir değerin sistem tarafından ‘meta’ya dönüştürülmesi sürecinde ‘özne’nin özünü kaybetmesini anlatıyor. Aslında hikâye çok bildik: Şöhretle birlikte geçmişini, geldiği yeri unutan insanlar...

Enes Batur, asosyal bir ergen, YouTube’u keşfediyor, kısa zamanda iki arkadaşıyla birlikte şöhrete kavuşuyor, okulda kendisiyLe dalga geçen şımarık çevresini terk edip aşk hayatında da ‘doğru insan’ı buluyor amma velakin şöhret onu memleketi Antalya’dan İstanbul’a taşıdığında sistemin ‘kirli’ elleri, saflığını bozuyor vs.

Film daha çok belli bir yaş grubuna seslenen ama sinema adına hiçbir şey sunmayan sıradan bir çalışma. Önemli olan sinema değil ki, hayranlarının onu perdede görmesi derseniz mesele yok tabii ki. Ama biz, ‘Enis Batur kuşağı’ olarak ‘Teşekkürler, almayalım’ diyelim! Ayrıca Antalya dolaylarından daha gerçekçi bir gençlik hikâyesi için Emre Erdoğdu’nun ‘Kar’ını tavsiye edelim...

ENES BATUR: HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ? (5 üzerinden 1,5 yıldız)
Yönetmen: Kamil Çetin
Oyuncular: Enes Batur, Ceyda Düvenci, Bekir Aksoy, Kerem Fırtına
Türkiye yapımı

Çaresiz bir derde düştüm

Hatırla ey peri...

Donald Trump’ın toplumsal meselelere bakışının en simgesel ifadelerinden biri, ‘Meksika sınırı’na duvar örmek oladursun bu sezonun Amerikan sineması patentli animasyonlarından ‘Coco’, bütün öyküsünü ‘arka bahçe’de biçimlendiren bir yapım. ‘Oyuncak Hikâyesi 2’, ‘Sevimli Canavarlar’, ‘Kayıp Balık Nemo’, ‘Oyuncak Hikâyesi 3’ gibi Pixar klasiklerinin de yönetmenlerinden olan Lee Ulkrich’in yönetip orijinal hikâyesine de katkıda bulunduğu çalışma, yetişkinlerin izlemekten zevk alacağı filmlerden.

‘Coco’, hayali Meksika’nın yetiştirdiği en büyük müzisyen olan Ernesto de la Cruz’un yolundan gitmek isteyen Miguel’in öyküsünü anlatıyor. Genç yeteneğin önündeki en büyük engel ise ailenin müziğe olan, nedenini anlayamadığı tepkisidir. Bu engeli aşmak ve kendi kaderini tayin etmek için hamle yapan Miguel, De La Cruz’un müzesindeki gitarı almaya çalışırken tuhaf bir gelişme yaşar: Geleneksel ‘Ölüler Günü’nde artık öte taraftadır ve idolüne ulaşmak, kendisini hatırlatmak için önünde önemli bir fırsat vardır…

‘Coco’, her Pixar yapımında olduğu gibi renkli, içinde kaybolmaktan zevk alınacak görsel bir dünya sunuyor. Öte yandan yine her Pixar filminde olduğu gibi metin zekice göndermelerle (Frida Kahlo gibi), referanslarla donatılmış. Ayrıca Miguel’in görünenin ardındaki gerçekle yüzleşmesi ve kendi mitini yıkması gibi temalar da, sadece minikler için değil yetişkinler için de hayata dair meseller içeriyor. Bir de ‘Öte dünya’da varlığınızı sürdürmek için bu dünyada sizi hatırlayacak kişiler olması gerekiyor türü bir hatırlatması var filmin. Öykünün aile bağlarına yaptığı vurgunun da altını çizelim.

Sözün özü ‘Altın Küre’de ‘En İyi Animasyon’ dalında ödüle uzanan ‘Coco’, türünde yılın en iyi yapımlarından diyebiliriz.

COCO (5 üzerinden 3,5 yıldız)
Yönetmen: Lee Ulkrich
Seslendirenler: Ege Gürel, Arda Aydın, Talha Sayar, Selen Öztürk, Burcu Temel, Ayça Koptur
ABD yapımı

Diğer seçenekler

Haftanın yerli seçeneklerinden ‘Rüzgâr’ı Serkan Acar yönetmiş, oyuncular Belçim Bilgin, Halil Sezai, Ataberk Mutlu. Aksiyon türündeki ‘Den of Thieves’ Christian Gudegast imzasını taşıyor, kadroda ise şu isimler var: Gerard Butler, Pablo Schreiber, O’Shea Jackson Jr. ve 50 Cent. İlker Çavga’nın yönettiği ‘Umut Avcıları’nda ise Haydar Zeytünlü, Furkan Tezcan ve Turgut Güneş rol alıyor.

Yazarın Tüm Yazıları