"Uğur Vardan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Vardan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Vardan

Bizim büyük çaresizliğimiz...

İki farklı zaman diliminde gelişen ve yolları bir şekilde kesişen hüzünlü romantik öyküler... ‘Aşk Tesadüfleri Sever 2’, iç içe geçmiş anlatımıyla duygulara sesleniyor ve seyircisinin gözyaşlarını teslim alıyor. Ömer Faruk Sorak ve İpek Sorak’ın ortak imzasını taşıyan film, popüler sinemamızın ihtiyacı olduğu türden bir yapım olarak dikkat çekiyor.

Aşk tesadüflerİ SEVER 2 (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ BUÇUK YILDIZ)
Yönetmen: Ömer Faruk Sorak, İpek Sorak
Oyuncular: Nesrin Cavadzade, Yiğit Kirazcı, Elif Doğan, Aytaç Şaşmaz, Zuhal Olcay, Uğur Polat, Erkan Can, Hülya Irmak, Türkü Turan, Levent Can
Türkiye yapımı
Bizim büyük çaresizliğimiz...

Zamanımız, Ankara: Kadınlara bağlanma ve ilişki sürdürme konusunda problemler yaşayan Kerem, sürekli takıldığı barda şarkı söylerken etkilendiği Defne’ye bir şekilde ulaşır ve birlikte olur. Peki ya sonrası?

‘Issız Adam’ efekti

1960’lar, İstanbul: Bir tamircide çalışan Rum kökenli Niko, motosikletine çarpan arabadaki lise öğrencisi Sema’yı görür görmez âşık olur. Elvis Presley tarzı giyimiyle dikkat çeken genç, ısrarlı çabalarıyla ilgi duyduğu kıza sesini duyurur! Lakin dönemin siyasal iklimi bu hayat yokuşunun başındaki iki insanın kuracakları olası bir geleceğe engel olur... Kıbrıs’ta yükselen gerilim, ülkedeki faşist odakların Türkiye’de doğup büyümüş Rum kökenli vatandaşlarımıza yönelttiği baskı ve öfkeyle birlikte dengeleri bozar. Niko, ailesiyle birlikte Yunanistan’a göçmek zorunda kalır ve bu aşk burada biter!

Ömer Faruk Sorak’ın 2011 tarihli çalışması ‘Aşk Tesadüfleri Sever’e bir kaza sahnesiyle bağlandığı ve bu kez yönetmen koltuğuna İpek Sorak’la birlikte oturduğu ‘Aşk Tesadüfleri Sever 2’, iki farklı zaman diliminde ilerliyor. Film süresi boyunca paralel bir anlatım izliyor ve iç içe geçişler eşliğinde iki öyküye de vâkıf oluyoruz. Siyasetin gölgelediği ve nihayetinde ayırdığı aşk yürek yakarken günümüzdeki hikâyede önümüze gelen ilişkide de Cem karakteri ön planda ve çizdiği portre, yeni bir ‘Issız Adam’ tarifi. Daha sonra adımlar ilerledikçe bu yakadaki öykü bizi, “Tamam, böyleyiz de bir sor bakalım, neden ‘Issız Adam’ olmuşuz”a getiriyor.        

‘Aşk Tesadüfleri Sever’in yer yer zorlama bölümleri vardı, ‘2’nin çok daha iyi bir film olduğunu, seyircinin gözyaşlarına başvurma isteğini de daha zarifçe ve ince gerçekleştirdiğini söyleyebilirim. Ayrıca bu ikinci adımda hikâyenin nereye evrileceği çabuk anlaşılıyor (ya da “Ben hemen anladım!”) ama sinemasal anlatım bu handikap gibi görünen durumun üstesinden geliyor ve filmi sonuna kadar hissederek izliyorsunuz. Öncelikli problem ise galiba süresi. Evet, film sonrası sinema yazarı dostum Olkan’ın (Özyurt) belirttiği gibi “Tamam da nihayetinde 50-60 yıllık meseleleri anlatılıyor” uzunluğa ilişkin bir gerekçe olabilir ama yine de az-biraz kısalabilirdi gibime geldi. Öte yandan ilk öyküdeki ‘siyaset günlerinde aşk’ teması, bana Tomris Giritlioğlu’nun ‘Hatırla Sevgili’ ve ‘Güz Sancısı’ gibi dizi ve filmlerini de hatırlattı.

Bizim büyük çaresizliğimiz...
Niko ve Sema’yı genç oyuncular Aytaç Şaşmaz ve Elif Doğan canlandırıyor.

Oyunculuklara gelince: Kerem’de Yiğit Kirazcı, Defne’de Nesrin Cavadzade gayet iyiler. Niko’nun gençliğinde Aytaç Şaşmaz ve Sema’nın gençliğinde de Elif Doğan çok başarılı. Ama ben belki de az ve öz karşımıza gelmesi bakımından ‘kuşağımın oyuncusu’ Uğur Polat’ı kısa rolünde çok beğendim. Zuhal Olcay’ın da rolüne oturduğunu söyleyebilirim. Polis baba Kemal’de Erkan Can, Aylin’de Türkü Turan her zamanki gibi iyiydiler.

Ayrıca filmde dinlediğimiz ‘Bir Rüya Gördüm Dün Gece’, ‘Sen Benim Şarkılarımsın’, ‘Acılara Tutunmak’, ‘Elbet Bir Gün’, ‘Sensiz Saadet Neymiş’ gibi şarkılar da fazlasıyla güzel, etkileyici ve nostaljikti.

Toparlarsak; senaryosunu Nuran Evren Şit’in kaleme aldığı ‘Aşk Tesadüfleri Sever 2’ ilgiye değer bir yapım; popüler sinemamızın bu tür iyi anlatılmayı başarılmış öykülere ve filmlere ihtiyacı var diye düşünüyorum. Kaçırmayın derim...     

Not: Filme esin kaynağı olan hikâye, Ayşe Arman’ın 2 Şubat 2012’de Hürriyet’te yayımlanmış bir röportajına dayanıyor. Meraklısı için bu söyleşinin linkini verelim: www.hurriyet.com.tr/son-zamanlarda-duydugum-en-guzel-ask-hikayesi-19842918

En yakın arkadaşım bir diktatör

TAVŞAN JOJO (BEŞ ÜZERİNDEN İKİ YILDIZ)
 Yönetmen: Taika Waititi
Oyuncular: Roman Griffin Davis, Thomasin McKenzie, Taika Waititi, Rebel Wilson,
Stephen Merchant, Alfie Allen,
Sam Rockwell, Scarlett Johansson
Çek Cumhuriyeti-Yeni Zelanda-ABD ortak yapımı
Bizim büyük çaresizliğimiz...10 yaşındaki Jojo Betzler, Führer’in yakın korumalarından biri olmak için yanıp tutuşan bir çocuktur. Gençlik kampında patlayan bir bomba eve dönmesine ve Nazilere daha küçük ölçekli işlerde (afiş asmak vs.) yardımcı olmasına neden olur. Annesiyle yaşayan ufaklık için sıkıştığı anlarda en yakın dostu, hayali arkadaşı Adolf’tür. Jojo bir gün evin üst katındaki gizli bölmede yaşayan bir misafirin varlığını keşfeder: Ölen ablası Inge’nin arkadaşı, kaçak Yahudi kızı Elsa...

Taika Waititi’nin Christine Leunens’in romanı ‘Caging Skies’tan (2008) uyarladığı ‘Tavşan Jojo’ (‘Jojo Rabbit’), Naziler üzerine sarkastik bir komedi. ‘Üçüncü Reich’ın son günlerine doğru Hitler ve rejimine hayran küçük bir çocuğun, yakınlaştığı Yahudi kızıyla birlikte meselelere bakışını değiştirmesini anlatan bu güldürü, geçmişte aynı güzergâh üzerinde ilerleyen kimi filmlerin ve bazı üslupların kolajı niteliğinde. Nazilerle dalga geçen yapımların başında kuşkusuz Chaplin’in ‘Büyük Diktatör’ü geliyordu. ‘Tavşan Jojo’nun asıl akrabalıkları ruh ve tarz bakımından Roberto Benigni’nin ‘Hayat Güzeldir’i ve Wes Anderson’ın ‘Moonrise Kingdom’ı gibi görünüyor. Ama genel bir çizgide “Nazilerin arasında da iyiler vardı” türünden bir noktaya uzanan mesajıyla derinleşemeyen espri ve göndermeleri, ‘Hunt for the Wilderpeople’ ve ‘Thor: Ragnorak’ gibi filmlerden hatırladığımız Yeni Zelandalı Taika Waititi’nin yapıtını sıradanlaştırıyor.

Filmin en büyük artısı ise Nazi gençlik kampında öldürmesi istenen tavşana kıyamadığı için ‘Tavşan Jojo’ lakabı takılan minik çocuğu canlandıran Roman Griffin Davis’in özellikle tatlı mimikleriyle beslenen enfes performansı. Hayali arkadaş Adolf rolünde Taika Waititi’yi (ki Hitler’i yaramaz bir çocuk gibi gösteriyor) izlediğimiz yapımda anne Rosie’de Scarlett Johansson’u, bir tür Anna Frank esintileri sunan Elsa’da da Thomasin McKenzie’yi izliyoruz. ‘İyi Naziler’ safında yer alan Yüzbaşı Klezendorf’u da Sam Rockwell oynamış.

Hitler ve Naziler hakkında yumuşak çizgilere sahip olan ve ‘liberal bir bakış açısı’yla çekildiği izlenimi uyandıran ‘Tavşan Jojo’nun iki hafta sonra sahiplerini bulacak Oscar’larda, ‘En İyi Film’ dalının dokuz adayından biri olduğunu da hatırlatalım...

‘Tabiat ana’nın dengeleri bozulunca…

Bal Ülkesi (BEŞ ÜZERİNDEN ÜÇ BUÇUK YILDIZ)
Yönetmenler: Tamara Kotevska-Ljubomir Stefanov
Oyuncular: Hatice Muratova, Nazife Muratova, Hüseyin Sam, Lütfiye Sam Makedonya yapımı

Bizim büyük çaresizliğimiz...Doğanın kendi ritmi içinde ekosistemi tamamlayan ve kendilerine biçilen rolün üstesinden gelen arılar… Bir dağın sırtında, bir kovuğun içinde ya da küçük bir yerleşim bölgesinde bütün çalışkanlıklarıyla peteklerini doldurmak ve olağanüstü bir tada sahip ballarını üretmekle meşguller. Bu armoniyi tamamlayan en önemli unsur ise 50’li yaşlarını süren Hatice Muratova adlı bir kadın. Kendisini yaşlı annesi Nazife’ye bakmakla yükümlü kılmış, evlenmemiş, bir evlat sahibi olamamış ama arıların uğultuları arasında bir geçim kaynağı yaratmış ve yıllar boyu hayatını böyle kazanır olmuş…   

Makedonya’nın son kadın arıcısı kimliğine sahip Hatice, bu minik ve son derece verimli yaratıklarla, “Yüzde ellisi sizin, yüzde ellisi benim” şeklinde yaptığı anlaşmanın (!) sonucu ortaya çıkan ürünü alıyor ve Üsküp’teki pazarda satıyor. Bu hayat tarzı basit, sınırlarının çeperi belli, küçük bir ekonominin de ifadesidir. Lakin günün birinde evlerinin yakınına taşınan Hüseyin ve Lütfiye çiftiyle beş çocukları, orta yaşlı kadının denkleminde bozulmalara neden oluyor…   

Ayvalık’ta akrabalarıyla buluşmuştu

Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov ikilisinin imzasını taşıyan ‘Bal Ülkesi’ (‘Honeyland’), bir tür ‘tabiat ana’ kimliğine sahip Hatice’nin izole ama kendi içinde dört başı mamur hayatının komşularıyla birlikte tarumar edilmesini ve piyasa ekonomisinin dayattığı hırsın dönüştürdüğü insanları anlatıyor. Çekimleri üç yıl süren bu kurgusal belgesel ‘En İyi Uluslararası Film’ ve ‘En İyi Belgesel’ dallarında Oscar’a aday oldu. Geçen ekimde düzenlenen Başka Sinema Ayvalık Film Festivali dolayısıyla ülkemize gelen ve Sarımsaklı’da yaşayan yıllardır görmediği akrabalarıyla buluşan Hatice’nin bu sakin ve doğayla iç içe hayatını ve ayakta kalma çabasını kaçırmayın derim. Ayrıca Fejmi Daut ve Samir Ljuma’nın enfes görüntü çalışması da takdire şayan… Bizim büyük çaresizliğimiz...


 

X