GeriUğur MELEKE Sahaya yetenek koymadan olmaz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sahaya yetenek koymadan olmaz

Akhisar, ligde bütüncül savunmayı en iyi uygulayan takımların başında geliyor.

Top rakiplerindeyken savunma-orta saha-hücum blokları arasındaki mesafeyi hiç açmıyorlar, zaten oyuncu tipleri de buna çok uygun. Orta üçlü Sissoko-Soner-Serginho defansif. İki açık oyuncusundan OIcan bek özellikli, Larsson ligin belki en sorumlu sol açığı.

Santrafor Henrique’yi de oyunda fazla tutmayıp, bir orta saha oyuncusuyla değiştirdi zaten Okan Hoca. Yani Manisa deplasmanına geliyorsanız, sete yerleşip, yavaş paslaşıp, Akhisarlılar’ın boşluk vermesini beklemek pek akılcı bir iş değil. Böyle disiplinli takımları yenmeniz için ortaya akıl koymanız lazım.

Seri düşünce koymanız lazım. Yetenek koymanız lazım. Dün Fenerbahçe’nin bunu başarabildiğini söylemek güç.

MÜCADELE YETMEZ!

Fenerbahçe, 3 haftadır 4-3-2-1 sistemiyle oynuyor, bir anlayış istikrarı yakalamış gözüküyorlar. Takımda sol açık-sağ açık yok, Valbuena-Giuliano ikilisi, Janssen’in arkasında duble oyun kurucu rolündeler. Merkezde kalabalıklar, seri ve kısa paslarla rakibi ortadan delmeye uğraşıyorlar. Herkes rolünü benimsemiş gibi, net bir oyun tanımı var gibi.

Ama Akhisarspor’u yenmek için pozisyon disiplini ve telepati yetmez, birinin çıkıp çalım atması, bir-iki yeteneklinin verkaca girip adam eksiltmesi, rakibinden daha zeki ve yetenekli olduğunu hissettirmesi gerek.

FAUL BİLE TARTIŞMALI

Dün sahadaki 22 adam içinde yeteneğini belli eden tek kişi, Akhisar’ın sağ beki Miguel Lopes’ti. Ne Giuliano’yu fark ettik sahada, ne Janssen’i. Valbuena da karşısında Lopes gibi çabuk ve akıllı bir rakip bulunca yok oldu. Onlar yok olursa siz büyük takım olduğunuzu hissettiremezsiniz zaten.

Sahaya yetenek departmanında fark koyamazsınız, mücadele departmanı kazanmanıza yetmez. Orada Akhisar sizi alt eder. Etti de zaten.

Hakem kararlarını değerlendirmeden peşinen söyleyeyim, Fenerbahçe puanı hak eden bir oyun oynamadı. Sonucun kartlarla ilgisi yok. Skrtel’in ikinci sarı kartla gelen kırmızısı doğru.

Alper’e kırmızı yanlış karar, iki tarafın da hareketi benzer, kart gereksizdi. Janssen’in sol açıkta ikinci sarı gerektiren bir müdahalesi vardı ilk yarıda. Soldado’nun da kırmızısı es geçildi.

MAÇIN ADAMI: M.LOPES

LOPES tekrar eski günlerine dönüyor gibi. Defansta stabil, hücumda çok akılcı. Eğer bu oyununu sürdürürse seneye Sporting’in kapısını bence büyük takımlarımız da çalacaktır.

X

180 dakikada akan oyun golü yok

Emre Belözoğlu, teknik direktörlükte 180 dakikayı doldurdu. İki maçta kazandığı 4 puan, duran toptan atılan 2 gol var. Ve artık Belözoğlu’yla ve oynatmak istediği oyunla ilgili daha fazla veri var elimizde...

1 - Tercih ettiği diziliş 4-1-4-1... Hafta sonunda Denizli önünde merkezde sağ iç Ozan, sol iç Pelkas başlamıştı. Dün Ozan sol iç başladı, Mert bitirdi. Sağ içte de İrfan başladı, Pelkas bitirdi. Pelkas’ın eski etkinliğinin olmamasında bu dizilişin de rolü olduğunu düşünüyorum. Vatandaşı Bakasetas da, Pelkas da tek başlarına santrfor arkası oynamayı seviyorlar. 4-1- 4-1’de verimleri düşüyor

"MERKEZDE SEÇENEK ÇOK"

2 - Fenerbahçe’nin merkezde çok fazla seçeneği var: Gustavo, Ozan, Mert, İrfan, Pelkas, Sosa ve Mesut. Bu yedi adamdan iki ayrı üçlü çıkar, ikisi de şampiyonluğa oynar! Ancak enteresandır, Fenerbahçe’nin göbekte bu kadar çok alternatifi varken merkezden yoğun bir oyunu yok. Goller duran toplardan, etkili pozisyonlar da ağırlıkla kanat varyasyonlarından geliyor. Kendisi de bir merkez orta saha oyuncusu olan Emre Belözoğlu’nun acilen orada ideal grubunu bulması gerek.

"SAMATTA YETERSİZ"

3 - “Tamam da, Fenerbahçe merkezden çok sayıda şut atıyor” şeklinde bir itirazda bulunabilirsiniz. Evet, Denizlispor karşısında ceza alanı dışından tam 11 şut denemişlerdi. Dün de ikinci devrede yine uzaktan şut bombardımanı vardı. Etkili şut silahları var, bu opsiyonun değerlendirilmesi normal. Ancak Fenerbahçe merkezden araya pas denemesi yapamıyor hiç. Bunda tabii ki santrfor Samatta’nın yetersizliği de önemli rol oynuyor.

"FERDİ SAMUEL'DEN İYİ"

Emre Belözoğlu yönetimindeki Fenerbahçe’nin 180 dakikada Denizli-Malatya gibi iki zayıf rakibe karşı iki golde kalması, ikisinin de duran toplar dan gelmesi elbette dikkat çekici. Bu tabloda kanat hücumcusu kısırlığının da rolü var. Önceki maçta Sinan 11’deydi. Bu maçta Samuel ve Ferdi 45’er dakika oynadılar. Eğer Belözoğlu takımını 4-1-4-1 oynatmakta ısrarlıysa, yani iki kanat hücumcusu istihdam etmeye devam edecekse bir sonraki sağ açık tercihi Ferdi olmalı gibi. Çünkü Samuel hem korner dönüşü koşularda savruk. Dün de yedikleri golde sorumsuz bir koşu yaptı. Ferdi o konuda daha iyi. Hem de Ferdi-Pelkas girdikten sonra sağ kanat daha aktifti. İkinci devredeki neredeyse tüm pozisyonların içinde Ferdi var.

Yazının Devamını Oku

Aptalca ve çocukça iddialar

Hürriyet yazarlarından Uğur Meleke, Beşiktaş-Alanyaspor maçının ardından başlayan tartışmayı değerlendirdi.

Üzülerek söylüyorum ki; ülkeyi açık hava tımarhanesine çevirmenin kıyısındayız! Herkes herkesi bu kadar kolaylıkla nasıl maç satmakla suçluyor, anlam veremiyorum.

Bu futbolcular zengin insanlar. Bu şike iddiasını yapan çoluk çocuk, herkesi mi namussuz, ahlâksız, her tür paraya tamah edecek insanlar olarak görüyorlar?

Ayrıca Süper Lig yayın havuzu bir galibiyete 3,2 milyon TL ödüyor. Lig beşinciliği demek ekstra 6,4 milyon TL ödül demek. Bir de beşincinin Avrupa bileti alma ihtimali var ki o da ekstra minimum 10 milyonluk bir gelir. Alanyaspor niye böyle bir geliri feda etsin ki? Bu iddialar aptalca ve çocukça.

Yazının Devamını Oku

Bir satranç müsabakası gibiydi

Beşiktaş dün Alanyaspor’un taktiklerine karşı daha hazırlıklıydı.

Alanyaspor, bir taktik kitapçığı gibi. Alanya’yla oynayacaksanız, daha önceki maçlarını iyi inceleyip doğru strateji geliştirmeniz gerek. Ligde benzer bütçelere sahip diğer 15-16 takımdan farklılar, size kendi oyununuzu oynamayı zorlaştırıyorlar. Hemen hemen hiç orta yapmıyorlar. Kalecileri Marafona’nın ayağı, ligdeki bazı stoperlerden daha iyi! Uzun mesafe frikikleri de Tzavellas’la arka direğe etkili kullanıyorlar. Alanya’ya doğru önlemleri alabilmek için, muhakkak onların oyunu konusunda bilgi sahibi olmanız lazım.

BEŞiKTAŞ HAZIRLIKLIYDI

Çağdaş Atan’ın yıllarca Sergen Yalçın’la çalışmasından olsa gerek, Beşiktaş dün Alanya’nın taktiklerine karşı daha hazırlıklıydı. Akdeniz ekibi ilk 20 dakika sadece Beşiktaş’ın tamamlayamayacağı hücumu bekledi, 19’da o fırsatı yakaladı, Juanfran’ın net fırsatı kaçırmasıyla o perde sona erdi. Sonra Anadolu takımlarına karşı yaptıkları gibi geriden sabırla oyun kurmaya başladılar.

KRiTiK POZiSYON

Tzavellas’ın Marafona’nın yanına kadar girdiği, ceza alanında risk aldıkları enteresan bir kurulum metodu bu. Eğer üzerlerine gitmezseniz onlarca pas yapıyor ve sizi bu şekilde yoruyorlar. Üzerlerine giderseniz de bir ters topla çok iyi çıkıp sizi eksik yakalayabiliyorlar. 41’de Bareiro’nun pozisyonu da böyle bir üretimdi.

DOĞRU BiR TERCiH

Ancak Beşiktaş’ın önde baskı kabiliyeti belki de ligin en iyisi. Atiba ve Josef başta olmak üzere pas arası konusunda ustalar. Dün Alanyaspor’u geriden çıkarken çok fazla pas hatasına zorladılar. Ayrıca ilk 11’de Oğuzhan tercihi de doğru netice verdi; Oğuzhan’ın sağ iç rolü o çizgide bir asimetri yarattı: Rosier, Oğuzhan ve Ghezzal’in yakın oynamaları Moubandje’yi çok zorladı.

Elbette Ghezzal performansı ayrı bir başlığı hak ediyor. Onun varlığıyla yokluğu arasında siyahla beyaz kadar fark oluşuyor artık. Çok fazla şut denemiyordu, artık onu da yapmaya, gol katkısı da vermeye başladı. Cezayirli sağ açık için Beşiktaş’ın Leicester’la acilen görüşmesi lazım sanki.

Yazının Devamını Oku

Artık 4-1-4-1 sözleşmesinden çıkmak gerek!

Fenerbahçe bu sistemde neden ısrar ediyor, anlamak mümkün değil.

Dün Fenerbahçe onlarca orta yaparak, nihayet birinde de golü bularak galip geldi. Ancak oyun anlamında büyük bir gelişim yaşandığını söylemek güç. Aynen Erol Bulut döneminde olduğu gibi ilk devrede son derece hareketsizlerdi, takımın toplam tutkusu ve coşkusu olağanüstü eksikti. Yine ikinci devrenin başında bir kıpırdanma oldu ve yine Caner’in bir kenar ortasıyla çözüldü maç. Fenerbahçe galip geldi. Lâkin şampiyonluk yarışında kalabilmeleri için bundan daha fazlasına ihtiyaçları olduğu açık.

GiZLi ANLAŞMA MI VAR?

Dün Fenerbahçe maça 4-1-4-1 düzeniyle başladı; Ozan-Pelkas ikilisi Gustavo’nun önünde sekiz numara rolündeydiler. Anladığım kadarıyla Süper Lig’de çalışan tüm teknik adamlar her yaz gizli bir villada buluşup takımlarını 4-1-4-1 veya 4-2-3-1 oynatacaklarına dair imza veriyorlar! Gizli bir sözleşme var herhalde aralarında(!) Zira başka türlü açıklayamıyorum bu ısrarı ben. Bu sezon Fenerbahçe’nin kadrosunda bir gariplik söz konusu. Gustavo, Sosa, Mert, Ozan, İrfan, Mesut ve Pelkas’la tam yedi tane ilk 11’de kullanabileceği merkez oyuncusu var Fenerbahçe’nin. Ama kanat rotasyonu son derece sıkıntılı. Devşirme Valencia-Thiam, ya da yetersiz Samuel-Sinan gibilerle idare edilmeye çalışılıyor kanatlar. Acaba Emre Belözoğlu bir formasyon değişikliğine gidemez mi? Kanat hücumcusu gerektirmeyen bir diziliş denenemez mi? Mesela karo orta sahalı bir 4-1-3-2 ile daha fazla merkez oyuncu da istihdam edebilir Emre Hoca.

OLUMSUZ SiNYAL

Dün Fenerbahçe kazandı ama bir olumsuz sinyale daha dikkat etmeliler hafta içinde: Denizlispor maça önde baskıyla başladı ve özellikle bu presi Fenerbahçe’nin soluna yoğunlaştırdılar. Böylece Fenerbahçe’nin oyunu sol stoper Szalai üzerinden kurmasına engel oldular. Serdar’la kurulmasına izin verdiler bilinçli bir şekilde. Oyun Serdar üzerinden kurulunca da, birinci-ikinci bölge geçiş kalitesi oldukça düştü ev sahibi ekibin. Fenerbahçe’nin bundan sonraki rakiplerinin de Attila Szalai üzerine baskıyı yoğunlaştırmaları halinde Emre Belözoğlu’nun oyun kurulumuna ekstra bir çözüm bulması gerekliliği açık.

EMRE BELÖZOĞLU’NUN ÇALIŞTIĞI HOCALAR

Emre Belözoğlu, futbol tarihimizin en kariyerli sporcularından. İngiltere, İspanya, İtalya ve Türkiye’de Simeone’den Cuper’e, Pearson’dan lucescu’ya-Terim’e, Allardyce’tan Souness’a birçok farklı teknik adamla çalıştı. Belki henüz teknik adamlık deneyimi yok ama futbolculuğunda yaptığı gözlemlerden faydalanmasını beklemek doğal. Herhalde ona bu görevin verilmesinin temelinde de bu var.

BiR TAKIMDA BÜTÜN FUTBOLCULARDA GERiLEME VARSA...

Yazının Devamını Oku

Yüzme havuzu ustası Stephane Guivarch

1998’de Dünya Kupası’nı kazanan Fransız Milli Takımı’nı çoğunuz ezberden sayarsınız öyle değil mi?

Barthez, Thuram, Desailly, Deschamps ve Zidane’lı o efsanevi kadro finalde Ronaldo’lu Brezilya’yı sürklase ederek kupaya uzanmıştı. Peki o takımın santrforu nu anımsıyor musunuz? Stephane Guivarch ismi kaçınıza tanıdık geliyor? Oysa Guivarch, o turnu vada Aime Jacquet’nin prensiydi. Turnuvayı 0 gol ve 0 asistle tamamladı ama Jacquet için sorun yoktu. Pivotal özelliklerini övüyordu hep Guivarch’ın.

ABOUBAKAR VE GHEZZAL YOKKEN...

Guivarch bence de sıradan bir santrfordu. Zaten Dünya Kupası sonrası Newcastle ve Rangers denemeleri berbattı. Kısa bir süre sonra futbolu bıraktı ve halen hayatına doğduğu kentte yüzme havuzu satıcısı olarak devam ediyor. Dünkü Beşiktaş’ı izlerken nedense Guivarch geldi aklıma. Çok iyi işleyen o takımda Guivarch’ın gol atamaması sorun yaratmıyordu. Aynen iyi işleyen Beşiktaş’a bir gün Necip’i sağ bek ya da stoper olarak koyduğunuzda sorun yaşatmayacağı gibi. Ancak Aboubakar-Ghezzal’in olmadığı bir günde takımın en iyi işleyen pozisyonlarından sağ beki kurcalamak hatalı bir karardı. İyi işleyen bir takım sağ bek Necip’i taşıyabilir. Ama iyi işleyen, eksiksiz bir günündeyse. Dün öyle bir gün değildi doğrusu.

BİR SAATLİK ŞAŞKINLIK

Dün Sergen Yalçın 57’de Ljajic’i çıkarırken Rosier’i sağ beke, Necip’i orta sahaya kaydırarak alışılmış düzenine döndü. Ama bir saatlik şaşkınlık ve yorgunluktan sonra yarım saat yetmedi maçı çevirmeye. Sergen Yalçın benzer bir hatayı Malatyaspor karşısında da ilk 45’te yapmış, ama 46’daki oyuncu değişikliği maçı çevirmeye yetmişti. Sanırım bu sefer de öyle olacağını düşündü. Ama 35 dakika yetmedi bu kez. Son bir parantezi de Rıdvan için açmak isterim. Ghezzal’in olmadığı bir günde Beşiktaş’ın alternatif hücum rotası olarak oynamasını beklerdim. Dün nedense onu da tercih etmedi Sergen Hoca.

Yazının Devamını Oku

Terim’in yanıtlaması gereken sorular var

Ozornwafor’un stoper performansı Gedson ve Şener’den de mi geride?

G.Saray’ın sadece son 180 dakikasını inceleyerek, sezonun 32’nci haftasında olmamıza rağmen Terim’in henüz birçok sorunun yanıtını bulamadığını görebilirsiniz:

Rize ilk yarısı: G.Saray maça karo orta sahalı 4-1-3-2 ile başladı. Gedson sağ iç, Emre Kılınç sol iç, Emre akbaba santrfor arkası oynadı. Devre 2-2 bitti.

Rize 2. yarısı: G.Saray iki kanat hücumculu klasik 4-4-2’ye döndü. Sağ açıkta Kerem, sol açıkta Onyekuru oynadı. O formasyonun da ömrü 15 dakika oldu. 70’te Mohamed çıktı, 4-2-3-1’e dönüldü. Bu devreyi de G.Saray 2-1 kaybetti.

Hatay ilk yarısı: G.Saray maça 4-1-4-1 ile başladı. Donk’un partneri Gedson’du. Orta üçlünün merkezinde Etebo, sağ içte Feghouli, sol içte Ömer vardı. Devre 2-0 bitti. Hatay ikinci yarısı: Dört oyuncu değişikliğiyle 4-4-2’ye dönüldü. Şener stopere, Linnes sağ beke, Ömer sol beke geçti. Babel sağ açıkta, Halil’se Falcao’nun partneri olarak ileri uçta oynadı. Bu devreyi de 1-0 kaybetti G.Saray...

Elbette sakatlık ve cezaların da etkisi var ama bir büyük takımın Nisan’da ideal formasyonunun olmaması, planının her devre değişmesi ve hemen her devreyi kaybetmesi doğal değil. Dün Boupendza ve Selim gibi iki eksiği olan Ömer Erdoğan’ın net bir planı vardı mesela. Bilmem dikkat ettiniz mi, ilk yarı boyunca baskıya üç oyuncuyla geldiler. Sol açık Kamara, özellikle orta çizgide bekledi. Böylece Muslera’yı Şener-Arda kanadına oynamaya mahkum ettiler. Altı aydır önde baskı yapan her takıma karşı sıkıntı yaşayan G.Saray, dün sadece 3 kişiyle prese gelen Hatay’ın dahi tuzağına düştü kısacası.

11 GARANTiSi Mi VAR?

G.Saray’ın oturmuş bir planı taktiği yok. Ağır ve kısa adımlarla nefes nefese bir futbol oynayan Arda bile şaşırıyordur herhalde kendini 11’de gördüğünde! Gedson’un kontratında acaba ilk 11 garantisi mi var? Ozornwafor’un stoper performansı Gedson ve Şener’den de mi geride? G.Saray’ı uzun zamandır bu kadar çaresiz görmemiştim doğrusu.

<iframe width="900" height="506" src="https://www.youtube.com/embed/7Yc0I8uTRLE" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

2020’ler gibi başladık, 80’ler gibi bitirdik

Elimizdeki 3 puanı yanlış değişikliklerle heba ettik.

İlk iki maçımıza göre farklı bir sınav olacağını biliyorduk: Hollanda ve Norveç’e karşı topa ortalama yüzde 40 sahip olmuştuk. İki maçta da iki farkı erken bulmamızın yardımıyla pragmatik oynadık. Akılcıydık. Sakindik. Rakiplerin geriden gelmek için ortaya koydukları ekstra coşkuyu avantaja çevirerek farklı kazandık iki müsabakayı da. Ancak Letonya oyunu farklı olmak zorundaydı. Bu kez rakip topu bize bıraktı, onlar geçiş fırsatlarını kolladı. Dün ilk bir saatte geriden uzun vurmadık, genelde pasla çıkmaya çalıştık. Önde baskı yaptık, bu yüzden de geride daha fazla boşluk verdik. Üstüne üstlük Uldrikis gibi 1,98’lik bir santrforları olması da işi karmaşıklaştırdı. Bizim yarı sahanın ilk metrelerinde dahi frikik kazansalar tehlike yarattılar. Kornerleri şandel attılar, bolca sıkıntı yaşadık duran toplarda.

TELEPATiK iLETiŞiM

Hollanda-Norveç maçlarında daha önce çok alışık olmadığımız birçok şeye şahitlik etmiştik. Belki de yakın tarihimizde ilk kez rakipler panikle-kaos hücumlarıyla geriden gelmeye çalışırken, biz büyük futbol ülkeleri gibi olgun oyunla kazandık maçları. Dün bir yenilik daha eklemeyi denedik hikayemize: Yedi günde üçüncü resmi maçımızdı bu. İlk 11’imizde 8 oyuncu hiç değişmedi. Mecburiyetler dışında da üç maçta sadece bir değişiklik yaptık 11’lerimizde (Caner/Umut). Kadro istikrarı ulusal takımda çok alışık olduğumuz bir şey değil. Bu istikrar telepatik bir iletişim doğurdu, özellikle Hakan-Yusuf-Kenan’ın sürekli yer değiştirmeleri Letonya savunmasının dengesini bozdu.

GÜNEŞ HATA YAPTI

Ancak yedi günde üçüncü müsabakayı oynayan oyuncularımızın yorgunluğu ikinci devrenin ortalarında belirgin hale gelince değişiklikler kaçınılmaz oldu. O noktada Şenol Güneş’in bu elemelerde ilk kez hata yaptığını düşünüyorum: KenanYusuf-Hakan’ın üçünü birden çıkarıp Enes-Burak-Caner’e döndükten sonra önde top tutamadık. Değişiklik gerekiyordu ama bu denli tutucu olmamalıydı hamleler. 2020’ler gibi başladığımız maçı 80’lerdeki kaygılı halimizle bitirdik ne yazık ki. Elimizdeki 3 puanı yanlış değişikliklerle heba ettik maalesef.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/RcdcPtIsEGA" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Bu Milli Takım çeyrek yüzyıllık ezberlerimizi bozuyor

Norveç maçında Türk futbolunda bir devrin sona erdiğini gördük.

Son 4 günde milli takımımızla ulusça gurur duyduk. Güzel bir oyuncu grubumuz var: Güler yüzlü, olumlu, centilmen. Hollanda ve Norveç’i harika skorlarla geçtiler. Ancak tüm bunların dışında heyecan verici bir şey var bu takımda. Çeyrek yüzyıllık ezberlerimizi bozuyorlar adeta. Biz mesela hep topa sahip olan, yeteneklerine güvenen, sahaya terinin son damlasına kadar bırakıp şanssızlıkla kaybeden taraf zannederdik kendimizi. Oysa iki maçtır rakipler bir fazlasını yapmak zorunda kalıyor hep. Bizse akılcı oynayan tarafız. Onlar yüreğini koyuyor sahaya artık. Bizimse bir stratejimiz var. Topa onlar sahip oluyor, yetenek sergiliyor; biz kazanıyoruz! Bu bizim daha önce şahit olmadığımız bir şey. Ezber bozan bir şey.

GERÇEKÇiYDiK

Hollanda karşısında erken öne geçmiştik. İlk yarıda 2-0 yapmıştık. İkinci devrenin başlarında da üçü bulup fişi çekmiştik. Dün de benzer bir senaryo vardı Malaga’da. Yine top onlarda, oyun bizdeydi. Gerçekçiydik. Sakindik. Sinirlenip 10 kişi kalan taraf onlar oldu mesela. Karşımızda çok uzun bir takım vardı, ilk 11’lerinde 1,90’ın üzerinde 4 oyuncu görünce hava topları için endişe etmiştim doğrusu (Gregersen, Ajer, Sörloth ve Haaland)... Ancak bizim çocukların da, sadece stoperlerimizin değil, Okay’ın, Burak’ın, Kenan’ın hava hakimiyetlerini görünce afalladım bir kez daha. Artık Türk futbolunda bir devir sona ermiş. 90’larda olduğu gibi kısa değil takımlarımız. Havada da iyiyiz.

ÇAĞLAR-KAAN HARiKAYDI

Harika bir kaleci jenerasyonumuz var. Stoperlerimiz de öyle. Merih-Ozan yoklardı, Çağlar-Kaan harikalardı bu kez. İlk golde Çağlar’ın öne cesur oyunuydu mesela pozisyonu hazırlayan... Mert-Kaan’ın Sassuolo, Yusuf-Burak’ın Lille deneyimlerinden faydalandık. Ozan Tufan’ın kendisine güvenildiğinde neler yapabileceğini ulusal takımda gördük bir kez daha. Okay Yokuşlu, Hollanda-Norveç maçlarında pas arası rekoru kırmış olabilir. West Brom ligde kalırsa, onunla devam etmek isteyeceklerine eminim. Bu takımı izledikçe 11 Haziran’da Roma’da oynayacağımız İtalya maçı için sabırsızlanıyorum doğrusu.

2022, 2024 VE HATTA 2026’NIN TAKIMI

Milli takımın dünkü 11’inde 24 yaş altı tek oyuncumuz vardı: Mert (21)... 27 yaş üstü de tek oyuncumuz vardı. O da 35’lik Burak... Aynen Hollanda maçında olduğu gibi dün de, ilk 11’imizin 9’u 24-27 yaş aralığındaydı. Yani futbollarının belki de en güzel çağında. Hem toy denilebilecek kadar küçük değiller. Hem de enerjilerinin zirve yaptığı çağları yaşıyorlar. Gerçekten müthiş bir jenerasyon bu. Bu takımın ağırlıklı olarak 24-27 yaş civarında kümelenmesi şu anlama geliyor: Bu ekip, hem Euro 2021 ve Katar 2022’nin takımı. Hem de birer tane

Yazının Devamını Oku

Sportif direktörlüğün ölümü (Fenerbahçe, Emre Belözoğlu)

Bu aşının tutmayacağı aylar öncesinden belliydi.

Onun için üzülerek ‘çok yönlü takımın tek yönlü hocası’ benzetmesi yapmıştım.  Bu tek yönlülükle büyük takım hocalığı yapması imkansızdı. Belözoğlu da değerli bir spor adamı. Ancak getiriliş tarzı bir açıdan beni rahatsız ediyor.

Sportif direktörlük önemli bir müessese. Teknik direktör bu sezonu düşünürken, sportif direktör geleceği planlar. Teknik direktör 25 kişiyle ilgiliyken, sportif direktör yeryüzündeki tüm sporcularla ilgilidir. Türkiye’de bu kurum maalesef ölü doğdu.

Teknik direktörün alternatifi olmaktan öteye gidemedi. Ve maalesef sportif direktörlük kurumu bir darbe daha aldı

Yazının Devamını Oku

Stratejiyle başladık, içgüdüyle bitirdik

Elemelere süper bir başlangıç yaptık. Bu yürekli çocuklarla ne kadar gurur duysak az.

Yaklaşık otuz yıldır futbol izliyorum, ulusal takımımızın şerefli mağlubiyetler dönemine de, Dünya üçüncüsü altın jenerasyonuna da şahitlik ettim. En güzel günleri de, en kötü günleri de gördük ay-yıldızlı formayla. Ancak bana bir gün Türkiye ile Hollanda oynayacak, maçta ilk 1 saat boyunca daha organize olan taraf biz olacağız, Hollanda içgüdüleriyle ve yetenekle, bizse net bir stratejiyle oynayacağız; 46’da 3-0 öne geçeceğiz deseniz, herhalde inanmakta güçlük çekerdim. Ancak dün Olimpiyat
Stadı’nda ilk bölümde yaşananlar özetle buydu doğrusu.

STRATEJi YERiNi KORKULARA BIRAKTI

Hollanda’nın iyi bir futbolcu nesli, yetersiz bir teknik adamı var. Bu jenerasyonla Koeman, Euro 2020’nin favorilerinden olabilirdi. de Boer’inse bu görevde ömrünün uzun olacağını zannetmiyorum. Dün topa sahip oldular; ancak bizim lüzumundan fazla yaslandığımız 60’la 80 arasındaki bölüm dışında oyunu yönlendiremediler. Maçta 3-0’a kadar harika bir kontratak stratejisiyle oynadık. Önce geriden pasla çıkmayı denedik, presle karşılaşınca Uğurcan sağa uzun vurmaya başladı. 1,80’den kısa sol bekleri ve sol stoperleri karşısında Kenan 3, Burak 2 hava topu aldı ilk devrede. Çağlar liderliğinde iyi savunma yaptık, okay muhteşem oynadı, Çalhanoğlu’yla ikinciüçüncü bölge geçişlerini müthiş yaptık. Ancak 46’da 3-0’ı bulunca şenol Hoca’nın stratejisi, yerini korkulara bıraktı maalesef. Önce 64’te sol kanadı iki beke döndürdük, Kenan sağ açığa geçti. O bölümde sol çizgiye kayan Memphis koridora çevirdi sağımızı. Sonra 79’da Kaan’ı oyuna sokarak beşli savunmaya döndük, sahadaki kaygı dozajını artırdık. Eğer 80’de Enes o frikiği kazanmasa ve Burak olağanüstü vurmasa, kalan 10 dakikanın çok zorlu geçeceği hissediliyordu doğrusu. Neyse ki Burak kariyerinin en iyi maçlarından birini oynadı, Çağlar, Ozan kabak, Uğurcan, Umut, Okay, Hakan hepsi çok iyi yaptılar görevlerini. Elemelere süper bir başlangıç yaptık. Bu yürekli çocuklarla ne kadar gurur duysak az.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/0qBZUVGIE4s" title="YouTube video player" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

250 TL'ye varan "Hoş geldin bonusu" sadece Misli.com'da! Hemen üye ol...

Yazının Devamını Oku

Sergen Yalçın başladı, Erol Bulut bitirdi

İlk 65-70 dakika vitesi elinde tutan siyah beyazlılar son bölümde kontrolü kaybetti.

Ghezzal son üç sezonda üç ayrı ülkede, Fransa’da, İtalya’da ve İngiltere’de hayal kırıklığı yaşamış. Beşiktaş’ta kendini bulmuş. Aboubakar’ın son iki sezonda ilk 11 başladığı maç sayısı toplamı dokuz. Bu sezon yedi ayda 22 gol katkısı yaptı. Orijinal mevkisi olmayan sol açıkta oynamasına rağmen 18 gol katkısı yapan Larin de, geçen sezon kadroda düşünülmeyip Belçika’ya kiralanmış bir isim.

70 DAKiKA ALFA GiBiYDi!

Ersin daha 20 yaşında. Beşiktaş’ın birinci kalecisi olarak olgunlaşmış. Alanyaspor’dan transferlerini hemen hemen hepimizin eleştirdiği Welinton ve N’Sakala’nın her ikisi de çıkışta. Rosier çıkışta, Vida çıkışta, Souza kariyerinin en iyi sezonunu yaşıyor. 38’lik Atiba’ya üç yıllık kontrat yapsalar itiraz edemeyecek duruma getirdi herkesi. Sergen Yalçın’ın böyle bir kadroyla şu anda maç eksiğiyle Galatasaray’ın 3, Fenerbahçe’nin 5 puan önünde olması bence takdire değer. Dün de ilk 70 dakikada yine alfa karakterli bir futbol oynadılar. Aboubakar-Altay düellosunda üç kez kazanan Altay olmasaydı farkı ikiye de taşıyabilirlerdi.

DEĞiŞiKLiKLER FENERBAHÇE’NiN DiNAMiZMiNi ARTIRDI

iLK 65-70 dakikada maçın vitesini elinde tutan Sergen Yalçın, son bölümde kontrolü meslektaşına kaybetti bence. Erol Bulut’un kenardan yaptığı her müdahale Fenerbahçe’nin dinamizmini ve hücum repertuvarını artırırken, Beşiktaş teknik yönetimi izledi bu hamleleri. 90 dakikalık normal süre bitene kadar Sergen Hoca’nın sahaya müdahalesi sadece bir taneydi (Mensah).

Sarı lacivertliler özellikle ikinci-üçüncü bölge geçişinde Ozan, Sosa ve Ferdi’nin girişiyle vitesi artırdı ve son bölümde galibiyete de gidebilecek net pozisyonlar yakaladılar.

NEDEN iLK YARILAR ÇÖPE GiDiYOR?

Erol Bulut’a Fenerbahçe’nin son 20 dakikada oynadığı oyun nedeniyle kredinin büyük bölümünü teslim ederken şu soruyu da sormak gerek sanırım:

Yazının Devamını Oku

Beşiktaş Fenerbahçe derbisinin 5 heyecan verici oyuncusu

Beşiktaş-Fenerbahçe maçına damga vuracak özellikle izlenmesi gereken oyuncular...

Ghezzal attığı paslarda 40 metreyi bize 2 adımmış gibi hissettiriyor. Aboubakar Beşiktaş’ın X faktörü. Rıdvan da hücuma çeşitlilik katıyor. Caner, hem duran toplarda hem akan oyunda etkili ortalar yapıyor. Pelkas ise on numarada bir başka.

Beşiktaş akan oyundan, Fenerbahçe ise duran toplardan ligin en fazla gol katkısı alan takımları. Sergen Yalçın atak sürekliliği, Erol Bulut’sa rakibinin tamamlayamadığı hücumlarda hızlı geçiş fırsatları hayal ediyor.

CANER OYNARSA...

Rosier-Ghezzal, Süper Lig’in en fazla pas bağlantısı yapan kanat ikilisi. Caner oynarsa o kanatta defansif riskle, ofansif zenginlik paket olarak gelecek! Pelkas sol çizgiye hapsolmadığında ligin en güçlü çilingirlerinden. Aboubakar’sa takımının X faktörü.

RIDVAN OLUNCA DAHA BiR BAŞKA OYNUYORLAR

Siz belki Aboubakar’ı gollerinden, asistlerinden, kuvvetinden ve oyun zekasından dolayı seviyorsunuz. Oysa Kamerunlu futbolcu, Kadıköy’deki ilk maçta esas farkı taç atışlarını olgun hücuma çevirerek yaratmıştı.

Siyah beyazlıların genç sol beki Rıdvan Yılmaz da ekstra fark yaratan özelliklere sahip bir başka isim. Onun sahadaki varlığı Beşiktaş’ın hücum varyasyonlarını artırıyor, oyunu sağ çizgi ikilisi bağımlılığından kurtarıyor.

1- RACHiD GHEZZAL: BEŞiKTAŞ’IN BEYNi

Yazının Devamını Oku

Glasgow’dan beri devam eden aksaklıklar

Önde baskı yapan her takım G.Saray’ı hataya zorluyor.

Galatasaray geçtiğimiz cumartesi akşamı, kendilerine 2012 ve 2013 şampiyonluğunu getiren karo orta saha ve çift santrforlu dizilişi kullanmıştı Kayserispor önünde. O deplasmanda farklı bir galibiyet gelince de Fatih Terim (zorunlu Taylan/Etebo değişimi dışında) düzenini bozmadan çıktı Rizespor maçına. Dün bu kararın hem avantajlarını, hem de dezavantajlarını yaşadı sarı kırmızılı ekip.

Kayseri maçında ceza alanı çevresinde iki bitirici santrfor olması, bekler DeAndre Yedlin ve Saracchi’yi daha fazla orta yapmaya itmiş; bu yöntemle de başarıya ulaşmıştı Galatasaray. O maçta 23 ortada 12 isabet sağlanmış, kafayla Falcao üç, Muhamed iki pozisyon yaratmışlardı. Falcao’nun golü de bir Saracchi ortası sonucunda gelmişti. Rize maçında da beklerin bindirmeleri ve orta denemeleri sürdü. Ancak Rizespor havada çok daha iyi bir takım. Dün hava topu mücadelelerinde Talbi ve Samudio 5’er, Selim, Sabo ve Skoda 3’er kez galip gelmişler. Rize 24’e 10’luk bir üstünlük kurmuş havada.

TAYLAN’SIZ OLMUYOR

Pek tabii ki dünyanın her yerinde büyük takımlar hücum planlarını sadece hava topları üzerine kurmazlar, hatta öncelikli olarak yerden oynamayı tercih ederler. Galatasaray dün bunu da denedi, ancak Taylan’sız kadronun birinci-ikinci bölge pas geçişi sıkça aksadı. Marcao ve Luyindama’nın basit bireysel hatalar yapmalarında da Taylan’ın eksikliğinin rolü var bence. Galatasaray’ın oyununda ta Glasgow Rangers maçına kadar geri sarıp tekrar tekrar görebileceğiniz mühim bir defo var: Önde baskı yapan her takım Galatasaray’ı hataya zorluyor. Fatih Terim de aylardır bu konuya bir çözüm üretebilmiş değil.

ATTIĞI GOL SÜPERDi AMA...

Galatasaray’ın dün eksik gözüktüğü bir başka konu da, topu Falcao ve Muhamed’in olduğu bölgeye kenar ortaları dışında getirememekti. Emre Akbaba dün süper bir gol attı. Ancak Kayseri-Rize maçlarında bu güzel gol dışında dikine herhangi bir katkısı var mıydı, anımsamakta güçlük çekiyorum. Oysa her iki maçta da son bölümde o rolü üstlenen Feghouli’nin oyunu net bir biçimde değiştirdiğini gözlemledik.

Son bir parantezi de dün oyuna yaptığı hemen her müdahaleden olumlu sonuç alan Bülent Uygun’a açmak gerek. Özellikle orta sahaların rahat geçildiği son bölümde Michalak ve Fernando’nun katkıları takdire değer.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/rj__tOMDX7M" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Transferler PAOK maçına yetişseydi...

Öncelikle bir Türk sporsever olarak bu hafta içinde Beşiktaş, Başakşehir ve Alanyaspor’un Türkiye Kupası’nda değil Avrupa kupalarında oynamalarını dilerdim elbette.

Avrupa’da yaşadığımız bu korkunç sezonu bir daha tekrar etmeyeceğimizi, önümüzdeki senelerde gruplardan sonrasını göreceğimizi umut ediyorum. Umut etmek istiyorum en azından.

NÖBETLEŞE OYNADILAR

Özellikle şu anda hem Süper Lig’de hem de Türkiye Kupası’nda pol pozisyonda olan Beşiktaş’ın Avrupa’ya çok erken veda ettiğini hatırlayınca hayıflanıyor insan. Gerek PAOK, gerek Rio Ave eşleşmeleri detaylarda kaybedildi. Eğer Beşiktaş o maçlardan en azından birine Souza, Ghezzal, Rosier ve Aboubakar’la çıkabilseydi; farklı olurdu bence senaryo...

Dün, cuma akşamki 11’ine ufak rötuşlar yapıp, omurgasını koruyarak maça başlayan Beşiktaş, ilk yarım saatte otomatik pilottaydı yine. Göz açıp kapayıncaya kadar da skoru 2-0’a taşıdılar zaten. Sonra (ligde alışık olmadığımız şekilde) çok fazla vites küçülttükleri için müsabaka nöbetleşe oynanan bir spora döndü adeta. 2-0’a kadar Beşiktaş nöbetteydi. 30’dan 77’ye kadar nöbet Başakşehir’e geçti, özellikle ikinci yarının başında artırdıkları önde baskıyla siyah beyazlıları defalarca hataya zorladılar. Maçı da hak ederek uzatmaya götürdüler. Ancak 102’de Beşiktaş, tescilli bir organizasyon golüyle aldı final biletini.

ZiNCiRLER ÇÖZÜLMELi

Son bir not olarak da şunu eklemeliyim: Dün Başakşehir’in ikinci devrede oynadığı futbolu görünce, neden bunu daha fazla müsabakada, daha uzun süreler yapmadıklarını merak ediyor insan. Aykut Hoca umarım bu maçı gördükten sonra zincirlerini bir miktar çözer elindeki kaliteli kadronun.

<iframe width="900" height="506" src="https://www.youtube.com/embed/5beNHnBUkyc" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Bu kadronun hakkı bu hoca değil

Büyük takım teknik direktörlüğü önlem alma değil, aldırma işidir.

Bu hafta Süper Lig’in ilk üçünde yer alan üç İstanbullu, kapanan savunmalara karşı benzer sınavlar verdiler: Sergen Yalçın, Başakşehir’i saha içi hareket eden, dönen takımıyla mat etti. Antep’e karşı ilk golde Ghezzal-Larin merkeze gelmiş, Atiba santrfor koşusu yapmıştı. Başakşehir ilk golünde de Ljajic sola geldi, Larin ikinci santrfor rolüne geçti. Fatih Terim, Kayseri’yi beklerinin bolca orta yapması ve çift santrfor kullanımıyla geçti. Yedlin ve Saracchi, Mohamed ve Falcao’yu beş kez etkili ortalarla buluşturdular. Dün akşam sıra, Gençlerbirliği’ni çözmeye çalışan Erol Bulut’taydı.

NOVAK ÇIKINCA iŞ DEĞiŞTi

Bulut maça Mert’in on numarada olduğu bir 4-2-3-1 ile başladı. İlk devrede %73 topa sahip oldular ama 5 şut, 2 kornerde kaldılar. Mert fonksiyonsuz, takım verimsizdi. 46’da Mert’i çıkarıp, Thiam’ı sola, Pelkas’ı merkeze kaydırdı. 12-13 dakika kadar daha etkililerdi. Merkezde özgürleşen Pelkas, 46’da Nazım’a, 48’de Thiam’a harika tek toplar oynadı. Toparlanma sinyalleri veriyordu oyun.

Ancak Bulut, 57’de bir ezber değişiklik daha ekledi tabloya. Novak’ı çıkarıp 3-5-2’ye döndü. Samuel beşlinin sağı, Pelkas soluydu artık. Bu hamle, iki ayrı bedel ödetti Fenerbahçe’ye: Hem 10 dakikadır merkezde harika işler yapan Pelkas kaleye uzaklaştı. Hem de sol savunması kalmayan sarı-lacivertliler Candeias’ın hücumundan ikinci golü yedi.

REAKSiYON DEĞiL AKSiYON

Pelkas, Trabzon maçını on numaraya geçip kazandırmıştı. Antalya maçına (Mesut sakatlandıktan sonra) merkeze geçip tesir etmişti. Konya önünde merkezde harika oynadı. Bunu göremeyip dün Pelkas’ı 45-57 arasındaki 12 dakika dışında yine sola hapsetmek inanılmaz.

Üstelik sadece 12 dakika içinde Pelkas oyuna olumlu tesir etmiş olmasına rağmen.

Erol Bulut, çalıştırdığı takımları fiziksel olarak geliştiriyor olabilir. Savunma becerisini de artırıyor olabilir. Ancak büyük takım teknik direktörlüğü sadece önlem alma değil, önlem aldırma işi. Reaksiyon değil, aksiyon işi. Bulut da maalesef bu departmanda yetersiz. Ve üzülerek söylüyorum ki, Fenerbahçe’nin bu kadrosunun hakkı bu hoca değil.

Yazının Devamını Oku

2013’ü anımsatan bir karo orta saha tercihi

G.Saray, ön liberoda Taylan, sağ iç Gedson, sol iç Kılınç, on numarada Akbaba’lı bir düzenle oynadı.

Galatasaray’ın son 10 yıldaki en başarılı sezonu, birçoklarına göre 201213’tü. Fatih Terim yönetimindeki Galatasaray o sezon Süper Lig ve Süper Kupa şampiyonu olmuş, Şampiyonlar Ligi’nde de çeyrek finale çıkma başarısı göstermişti. Evet o takımda Drogba-Burak gibi müthiş bir santrfor ikilisi vardı ama o senenin kritik özelliklerinden biri de, klasik kanatsız karo orta saha düzeniydi. Terim o sezonun büyük bir bölümünde ön libero Melo, sağ iç Hamit, sol iç Selçuk, on numara Sneijder’lı bir baklava orta saha düzenini tercih etmişti. Üstelik elinde Amrabat gibi bir klasik kanat hücumcusu da olmasına rağmen.

FALCAO FORM TUTUNCA...

Elbette futbolda maçları formasyonlar kazanmıyor, oyuncular kazanıyor. Sahaya nasıl dizilirseniz dizilin 11 kişisisiniz ve aslolan ne oynadığınız... Ancak bence futbolda şöyle basit de bir gerçek var: En iyi diziliş, oyuncu listenizden en iyi verimi aldığınız diziliş. Galatasaray’ın da bu yıl elinde bol merkez orta sahalı bir oyuncu listesi var.

Son haftalarda Muhamed ve Falcao da form tutunca, dün Fatih Hoca’nın karo orta sahalı 4-4-2’ye dönmesi doğal bir hamleydi bence. Oyuncu tercihleri tartışılabilir, ancak diziliş seçimi makul: Ön liberoda Taylan, sağ iç Gedson, sol iç Kılınç, on numarada Akbaba’lı bir düzenle oynadı Galatasaray dün 68’e kadar... 68’de 4-1-4-1’e döndü Fatih Hoca.

BOLCA ORTA YAPTILAR

Belki biraz yavaş oynadıkları için, belki orta saha oyuncuları hareketsiz kaldığı için dün merkezden üretimleri kısıtlıydı. Ama çift santrfor
tercihi, kenar ortalarıyla anlamlı hale geldi Kayseri’de. Hem Saracchi hem de Yedlin bolca kenar ortası yaptılar. Her ikisinin de iyi ortalarında hem Muhamed hem Falcao sıkça topla buluştular. Dengeyi bozan gol de böyle bir ortayla geldi zaten. Yedlin’in 30’da Falcao’ya, 51’de Muhamed’e iyi servisleri var. Saracchi 44’te Falcao’ya golü attırdı, 59’da Muhamed’e al da at dedi. Dünkü sonucun sırrı başarılı kenar ortaları ve çift santrfor oldu Galatasaray için.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/c13BAAoLH5Q" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Bazı Manchester City ve Bayern problemleri

Hemen her maçta kapalı savunmaları çözmeye çalışması, Beşiktaş’a özgü bir mesele değil.

Beşiktaş’la ilgili hemen hemen her hafta benzer bir senaryoyu izliyor, benzer sorunlardan (ya da çözümlerden) söz ediyoruz. Başakşehir de Gaziantep, Denizli ya da Gençlerbirliği gibi oyunu büyük ölçüde kendi 30 metresinde kabul etti. Topu Beşiktaş’a bıraktı ve kontra fırsatlar aradı. Beşiktaş yine 8-9 kişi blok halinde duran bir savunmayı çözmeye çalıştı ve bu kez bir ekstra problemi daha vardı: Rakibi iki kez geriden gelmeyi başardı.

Aykut Kocaman’ın Başakşehir’deki stratejisi neredeyse rakip ayırmaksızın aynı. Özellikle maçların ilk devrelerinde sekizli savunma bloklarını hiç bozmuyorlar. Rakiplerinin tamamlayamadığı hücumlarda Giuliano ve Crivelli’yle geçiş fırsatı arıyorlar. Ancak geriye düştüklerinde kadrolarının kalitesini hatırlıyor Kocaman’ın ekibi.

BENZER SORUNLAR 

Beşiktaş’ın hemen her hafta kapalı savunmaları çözmeye çalışması, elbette sadece siyah beyazlılara özgü bir mesele değil. Bayern Almanya’da ya da City İngiltere’de benzer sınavlar veriyor sürekli. Sergen Yalçın bir röportajında Pep ya da Klopp’u (pahalı kadrolarından dolayı) örnek almadığını söylemişti ama bence yine de oralara bakmakta fayda var. Çünkü sorunlar benzer. 

1- Kapalı savunmalara karşı beklerin ekstra katkısı önemli. Rıdvan’ın 2021’de aldığı sürenin azalması dikkat çekici. Mesela Pep’in kapalı savunmaları çözmede Cancelo’yu kullanma biçimi enteresan.

DÖNEBiLEN KADRO 

2- Yalçın’ın kapanan takımlara karşı harika yaptığı iş, saha içi rotasyon. Geçen hafta Antep’e atılan ilk golde Ghezzal-Larin merkezde paslaşıyor, Atiba santrfor koşusu yapıyor. Dün ilk golde Atiba sağa koşu yapıyor, Larin ikinci santrfor rolünde. 3. golde Souza o rolde bu kez. 

3- Dünün bir başka doğrusu merkezde zaman zaman kaybolan Ljajic’in dönem dönem sola geçmesi. Ve Larin’le santrforu ikilemeleri. Beşiktaş’ın bu yıl şampiyonluk yolunda belki de en önemli kozu bu. Dönebilen, dönüşebilen kadrosu.

Yazının Devamını Oku

Zincirler Konya’da bir devreliğine çözüldü

Dünkü gibi 6 ofansif futbolcuyla oynuyorsanız, sürekli bekleyemezsiniz, cesur oynamalısınız.

Fenerbahçe, hafta içinde Antalya’ya puan kaybederken özellikle bir konuda eksik kaldıklarını düşünüyorum. O da şu: Büyük takım zaman zaman önde baskı yapmalı. Kalabalık, samimi bir önde baskı.

Evet, Antalya 9 kişilik bir blokla savunma yapmış, Fenerbahçe’ye çok az boşluk bırakmıştı. Ancak Ersun Yanal özellikle ilk devrede geriden pasla çıkma konusunda ısrarcıydı. Ve karşılarında da öyle samimi, güçlü, kalabalık bir pres bulmadılar. Antalya’nın Fredy ile bulduğu golü 20 saniye geriye sararsanız, kırmızı beyazlıların geriden pasla çıktığını ve Fenerbahçe’nin yine önde samimi bir baskı yapmadığını görürsünüz.

BU SEZON BiR iLK

İşte dün Fenerbahçe’deki en önemli değişim buydu bence. Belki de sezon başından beri ilk defa Fenerbahçe’yi rakip sahada kalabalık, özverili bir pres yaparken gördük dün.

Evet bu pres belki 35-40 dakika sürdü. 2-0’ı bulunca yine vites küçülttüler. Ama en azından Erol Bulut şunu görmüştür sanırım: Mert, Sosa, Pelkas, Valencia, Samuel ve Valencia ile, yani 6 tane ofansif oyuncuyla oynuyorsanız, sürekli bekleyemezsiniz. Daha tutkulu, daha cesur oynamalısınız. Bu grupla cesur oynarsanız, sonuç alma ihtimaliniz yüksek.

Dün Fenerbahçe ilk 45 dakikada rakip ceza alanında topla buluşma sayısında sezon rekoru kırmış. Sebebi bu. Erol Bulut’un bir devreliğine de olsa nihayet futbolcuların zincirlerini çözmesi.

YiNE EROL BULUT KLASiĞi

Maçın ikinci devresindeyse yine bir Erol Bulut klasiği girdi devreye. Yine bekleyen, yine fırsat kollayan, yine rakibinin tamamlayamadığı ataklarda yapacağı geçiş hücumlarını hayal eden bir stratejiye döndüler. Bu bölümde Konya dört iyi pozisyon buldu, bu sezon defalarca olduğu gibi Altay’ın başarılı oyunuyla tuttu Fenerbahçe skoru.

Yazının Devamını Oku

Aboubakar’ın golünü Michels izleyebilseydi

Siyah beyazlıların ilk golünün üretimi adeta bir sanat eseri gibiydi.

Gaziantep ligin en enteresan takımlarından. Sumudica öyle sağlam bir temel attı ki, Ricardo Sa Pinto bu yapı üzerinde önemli bir rötuş yapma gereği duymadı. Zaten doğrusu da bu. Dün de Sumudica dönemine benzer bir şekilde 5+4 iki kademeli blokla iyi kapandılar. Alanı doğru parsellediler. Kolay boşluk vermediler. Aynen Sumudica döneminde olduğu gibi sağdan Kenan (Enver), soldan Maxim’le hızlı çıkış aradılar.

TOTAL FUTBOL GiBi

Bir yerleşim harikası Gaziantep’i çözebilmek için her zaman yaptıklarınızın dışına çıkmanız gerek. Yeni bir şey üretmeniz, rakibi şaşırtmanız gerek. Dün de Beşiktaş’ın özellikle ilk bölümde yaptığı buydu. 14’teki Aboubakar golünün üretimi bir sanat eseri gibi:

Hücumu (bir santrfor) Aboubakar başlatıyor. Merkezdeki paslaşmayı iki kanat hücumcusu Larin ve Ghezzal yapıyorlar. Araya bir ön libero, Atiba koşu yapıyor. Hani o “total futbol” diye sıkça kafa ütülediğimiz konu var ya, işte o, bu golün üretimini çok andıran bir şey.

4-2 YA DA 5-3 OLABiLiRDi

Ben yaş itibariyle Rinus Michels’in patronluğundaki Cruyff takımına yetişemedim. Ancak 70’lerin Ajax ve Hollanda videolarında gördüğüm şu: Stoperler bir anda santrfor, santrfor bir anda stoper olabiliyor. Bir topa çılgınca 8-9 kişi basabiliyor, hepsi birden aynı bölgede çoğalabiliyorlar. 2020’lerin futbolunda böyle riskler almak çok mümkün değil tabii. Ancak dün ilk devrede 9 kişiyle kapanan Gaziantep’e karşı Beşiktaş’ın ürettiği çözüm 70’lerin total futbolunu andırıyordu sanki. Özellikle Aboubakar’ın ilk golünü Rinus Michels izlese, etkilenebilirdi o yer değişikliklerinden.

İkinci devrede senaryo doğal olarak farklılaştı. Gol atma mecburiyeti olan Gaziantep risk aldı. Misafir ekip risk aldıkça Beşiktaş karşı hücum fırsatları yakaladı. Aboubakar’ın ikinci golü dahil olmak üzere birçok defa eksik yakaladılar Antep savunmasını. Eğer iki takım da biraz daha yüzdeli hücum edebilse, maç sonunda tabelada 4-2 ya da 5-3 yazabilirdi rahatlıkla.

<iframe width="727" height="422" src="https://www.youtube.com/embed/j-sf-mI_cD0" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture" allowfullscreen></iframe>

Yazının Devamını Oku

Çok yönlü takımın tek yönlü hocası - 2

Antalyaspor, Kadıköy’e 11 maçlık yenilmezlik serisiyle çıktı, üstelik bu süreçte de sadece 5 gol yemişlerdi.

Oyun tanımları net: Geride 4+5 blok halinde son derece bütüncül duruyorlar. Boşluk vermeme konusunda ustalar. Size ikinci bölgede özgürce paslaşma imkanı veriyorlar ama son 30 metreye geldiğinizde üretiminizi kısıtlıyorlar. Savunma hatları oldukça geride. Dolayısıyla arkalarına koşu yapma şansınız çok az. Farklı şeyler yapmanız gerek Antalya’yı çözmeniz için. Her zaman yaptıklarınızın dışında bir şey.

ÇOK BİLİNDİK ŞEYLER

Erol Bulut bence ilk devre çok bilindik şeyler yaparak 45 dakikayı iyi değerlendiremedi. İkinci devre bir tık daha cesurdu hamleleri. 46’da üçlü savunmaya dönerek hem hücumda sayıyı artırmak istedi, hem de Pelkas’ı daha iyi hissettiği yere, merkeze kaydırmaktı amacı.

Bu formasyon değişikliği sonrası sağ stoper Gökhan ve sol stoper Szalai dönüşümlü olarak hücuma katıldılar, Pelkas da kalabalık merkeze geçti bu rötuşla. 67’de Novak/Cisse değişikliğiyle sola Valencia’yı kaydırdı, sahadaki hücumcu sayısını bir tane daha artırdı bu bölümde. Ancak Erol Bulut’un ikinci devrede yaptığı cesur hamleleri onaylamakla birlikte, Fenerbahçe’nin sadece bu maça özgü olmayan, sezon boyunca yaşadığı problemlerin bir özeti gibiydi dünkü 90 dakika. Bu problemleri de iki başlıkta toplayabiliriz kabaca:

DEĞİŞİKLİKLERİ DE HATALI

1- Erol Bulut, daha önce de ifade ettiğimiz üzere “çok yönlü takımın tek yönlü hocası”. Topu rakiple paylaştığında, geçiş hücumu çözümleri var. Ama rakibi kapandığında, topu ona bıraktığında sezon başından beri üretemedi yeni bir şey. Ne duran toplarda zekice bir şey yapıyorlar. Ne de hareketli oyunda çalışılmış bir şey görebiliyorsunuz. Dün de Valencia’nın golü tamamen bireysel beceri. Bir taktik başarı değil aslında.

2- Hocanın tek yönlülüğü oyuncu değişikliklerine de yansıyor. Sezon başında Ozan’ı yedek bırakıyordu. Pelkas geldiğinde onu 5-6 maç aynı dakikada çıkardı. Şimdi de Ferdi’yi son 10-15’e kadar muhakkak saklıyor. Bu kadar kapanan savunmalara karşı Samuel/Ferdi değişikliği daha erken yapılabilirdi bence.

<div style="margin: 0 auto; max-width: 100%; min-width: 300px;"><div style="position: relative; padding-bottom: 56.25%; height: 0; overflow: hidden;"><iframe style="width: 300px; min-width: 100%; position: absolute; top: 0; left: 0; height: 100%; overflow: hidden;" src="https://embed.dugout.com/v2/?p=eyJrZXkiOiJBUU14OUxLUiIsInAiOiJzcG9yYXJlbmEiLCJwbCI6IiJ9" width="100%" height="400" frameborder="0" scrolling="no" allowfullscreen="allowfullscreen" data-mce-fragment="1"></iframe></div></div>

Yazının Devamını Oku