Hürriyet, sır gibi saklanan yeni üniformalara ulaştı... İşte THY'nin yeni yüzü

THY’deki büyük değişim kabinden başladı. Gelecek zamanların üniformaları şimdiden hazırlandı. Hostesler antrasit, kabin amirleri kırmızı ağırlığı olan üniformalar giyecek. İtalyan modacı Ettore Bilotta prestijli, ikonik ve ayırt edici bir duruş yarattı. Boğazın köprülerindeki akış, semazenlerin bir döngü içerisindeki kesintisiz semahları ve hat sanatının akışkanlığı, özenli çalışma ile bir potaya döküldü. Kusursuz üniformalar bugün Türk ve dünya basınına tanıtılacak.

İLK gördüğümde hiç yadırgamadım. Milano rekabetinin cesur modacısı Ettore Bilotta taviz vermeden yola çıkmıştı. Ama o bir profesyoneldi. Çizgilerini, renkleri hangi coğrafyada potaya dökeceğini biliyordu. Üstelik yakınında THY’nin zeki, cesur kurumsal iletişim başkanı Seda Kalyoncu vardı. Yola koyuldular. Her aşamada THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı hızla onayını verdi. İlker Aycı şirketin yeni imajının, yeni havalimanı ile birlikte devreye girmesi için çalışmaları gizlilik içinde kontrol etti.

Başkan desteği ile hiçbir durakta durmadan sonuca koşuldu. Bence çok farklı ve ilginç üniformalar ortaya çıktı. Antrasit, gri, kurumsal bayrak kırmızısı bir soy ağacının çevresinde birleşti. Ceketler, etekler, fularlar, çoraplar, pantolonlar, ayakkabılar, kepler, hepsi bir araya geldiğinde THY ekiplerini dünyanın dört bir yanında farklı hale getirecekti.

Hürriyet, sır gibi saklanan yeni üniformalara ulaştı... İşte THYnin yeni yüzü

İKİ ÖNEMLİ GİZLİ UÇUŞ


Yeni üniformalarla iki önemli gizli uçuş yapıldı. İki uzun hattaki uçuşta üniformalar denendi. 5 Ocak 2018’de Tokyo uçuşu kış iklim koşullarında, 12 Ocak 2018’de Johannesburg uçuşu yaz iklim koşullarında yapıldı. İlk uçuşta uçak tipi Boeing 777, diğerinde ise Airbus 330 seçildi. Şapkadan etekliğe, pantolondan ayakkabıya rahatlık, estetik, yolcu görüşü büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirildi. Tek kare fotoğraf sızmaması sağlandı.

Şirketin bayrak kırmızısı ana rengine katılan antrasitten griye kadar her rengin uzlaşması dikkatlice izlendi. Kabin memuru kadınlar ve erkekler arasında geniş bir araştırma yapıldı, fikirler değerlendirildi. ‘Flow’ (akış) tasarımının Türk kültürüne ilişkin alt yapısı oluşturuldu.

Tüm uçaklarda yeni kabin renginin yansıtılması için uçak içi özel kitler hazırlandı. Amenity kitler, battaniye, uyku seti, hepsi bir bütünlük içinde oluşturuldu. Erkek kabin memurları, yani steward’ların smokin yakaları, çok iyi tasarlanmış ayakkabıları, uçan şeflerin (flying chef) kıyafetleri hepsi bir uyum içinde yolcunun huzuruna çıktı. İlk değerlendirmeler de 10 üzerinden 10 aldı.

YENİ ÜNİFORMALARI ÇOK BEĞENDİM

THY kabin ekipleri yıllardır lacivert içinde kaybolmuşlardı. Tasarım, toptancı ruhu ile hazırlanmıştı. Bir havalimanında gördüğünüzde dikkat çekmiyordu, birçok hava yolu uçuş ekibinden farkları yoktu. Araya saçma sapan çizgiler taşıyan kaftanlı bir model denemesi girdi. Uygulamadılar, her isteğe uyan bir modacı ile kaftan saçmalığına koştular. Sonunda tepkiler üzerine yarışma iptal oldu. Değişimi yıllarca duraksattı. Yine de o dönemdeki üniforma örneklerini yaratan en başarılı isim Dice Kayek olmuştu. Antrasit ve kırmızı fikri orada doğmuştu. O modeli seçmediler.

Neyse bunların hepsi geride kaldı. Yıllar sonra yeni yönetim işe ciddi bir biçimde el koydu. Şimdi bir havalimanında THY ekiplerini gördüğünüzde çok uzaktan “Bizimkiler” diyebileceksiniz. Ben Ettore Bilotta’dan sadece yorumda ayrılıyorum. Antrasitteki hareketleri daha çok hava filelerinin uzlaşmacı, zıtlaşmayan dengeli kırılmalarına benzettim. O doku bana sonsuzluk işaretinin dizi halinde sonsuzluğa koşuşu heyecanını da verdi. Ayakkabılardaki bantlar, çantalardaki klasik-modern hareket, fularlardaki çizgiler hepsi çok farklı bir bütünlük oluşturmuştu. Çorap renkleri, beldeki ince kemer, üniforma deneyimli Ettore Bilotta’nın geleneksel bütünleştiricileri olarak karşıma çıkmıştı. Henüz ekiplerin bavullarını görmedim. Ama umuyorum iyi bir kalite ve önemli bir dünya markası seçilmiştir. Kırmızı paltolar, antrasit trençkotlar, tasarımlardaki yaz ve kış uygulamalarını kusursuz buldum. Uçan şeflerle birlikte belki de 11 binden fazla üniforma yapılıyor. Birer de yedek olduğunu düşündüğümüzde 22 binden fazla üretim olacak. Kumaş ve dikiş kalitesi de umarım örnekler kadar iyi olur.

Hürriyet, sır gibi saklanan yeni üniformalara ulaştı... İşte THYnin yeni yüzü

DALGA DALGA YAYILACAK

THY yer personeli üniformalarını da değiştirecek. Konseptin devamı için kırmızı ve antrasit gibi ana taşıyıcı renkler çevresinde yeni tasarımlar ortaya çıkacak. Büyük ihtimalle filoya katılacak yeni uçaklarda yeni tasarımdan ciddi çizgiler olacak. THY’de marka görsel kimliğindeki değişime gidilmesi bir süreç alacak. Kurumsal İletişim Başkanı Seda Kalyoncu bakın değişimi nasıl anlatıyor:

“Yeni havalimanına geçiş sürecinde hizmet kalitemizde meydana gelecek değişimin hedef kitlemizde hissedilmesi, farkındalık oluşturulması amacıyla marka görsel kimliğimizde de değişime gitmeyi hedefledik. Uluslararası marka ile çalışma deneyimi olan ajanslar ile görüşüldü ve ‘Flow’ konsepti kabul gördü. Bu yaklaşım markamızın gelecekteki yükselme, büyüme ve gelişme hedefine diğer yandan sorunsuz, keyifli bir seyir ve çizgi izleyen hizmet deneyim vaadine vurgu yapmaktadır. ‘

TAHLİYEYE UYGUN

Yeni üniformaların güvenlik testleri de yapıldı. Bir tahliye anında kabin ekiplerinin üniformaları içinde rahat hareket ettikleri belirlendi. Kumaşların tutuşma değerleri, yangın anında çıkaracakları dumana kadar her şey değerlendirildi. Ayrıca kabin memurlarının servis sırasında eğilerek servis yapılan troley’den tepsileri almalarına ve mutfak diye bilinen galley’ler önündeki hareketlerine üniformalar zorlanmadan cevap verdi. Üniformalar, kadın kabin memurlarının eğilip kalkarken herhangi bir sorun yaşamamaları için defalarca test edildi.

PİLOTLAR ŞİMDİLİK AYNI

Yeni üniformalarla ilgili çalışmalar için önce İtalyan modacı Ettero Bilotta ile bir gizlilik anlaşması imzalandı. Hazırlık için çalışan bütün sorumlular da bu gizliliğe katıldı. Üniformalar uçak içinde ekiplerin dinlenme bölümünde bir kabin amiri bir kadın kabin memuru ve bir erkek kabin memuru tarafından giyildi. Uçakta yolcuların fotoğraf çekmemeleri istendi. Çekilseydi, kabin ekiplerinin bunları sildirme yetkisi vardı.

Dünyaca ünlü bir fotoğrafçı yeni üniformalar giyen mankenlerle İstanbul’da da çekimler yaptı. Öğrendiğim kadarıyla pilot üniformalarında lacivert şimdilik devam edecek. Ama daha sonra antrasite dönülmesi için çalışmalar yapılacak.

Hürriyet, sır gibi saklanan yeni üniformalara ulaştı... İşte THYnin yeni yüzü

ETTORE BİLOTTA

Milano’nun cesur modacısı havacılık dünyasına 2003’te Etihad’ın üniformaları ile adım attı. Bu üniformalar, 2015’te yine Bilotta tarafından yenilendi. Tasarımcı, 2016’da Alitalia’nın iddialı üniformalarını hazırladı. Ettore Bilotta, kariyerine 1984’te Raffaella Curiel ile çalışarak başladı. Tasarımları özellikle Ortadoğu pazarında ilgi gördü. Ocak 2005’ten bu yana bağımsız tasarımcı olarak çalışmalarını sürdürüyor.

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 saatte ne oldu? (11.09.2018-2)
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

250 milyon dolarlık aşı kargo pazarı

Daha aşılar gün yüzüne çıkmadan hava kargo şirketleri çalışmaya başladılar. Taşıma şekilleri, soğuk zincirdeki özel değerler hepsi gözden geçirildi. Yol gösterici, büyük havacılık otoritesi IATA başlangıçta yanlış hesaplarla pazarın büyüklüğünü çok daha fazla gösterdi. Ama sonunda pazarın yıllık büyüklüğü aşılar devreye girince ortaya çıktı: 250 milyon dolar.

Dünyanın en önemli Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) salgın ile birlikte muhtemel aşıların nasıl taşınacağını ve işin hacmini belirlemeye çalıştı. Yeni nesil aşıların beklenenden çok daha fazla soğukta taşınmaları gerektiği ortaya çıkınca bu iş için en az 8 bin adet jumbo uçak kargoluk bir taşıma gerekeceği ilan edildi. Her uçağın 100 ton kargo alacağı hesaplandığında 80 bin tonluk kıymetli kargo hesap edildi. Ancak bu gerçeği yansıtmadı.

50 BİN TON

Bugün dünyada 80’den fazla, faz 3 çalışması başlamış koronavirüs aşısı var. Bunlardan kabul görenlerin sayılı 4-5’i geçmiyor. Ama şimdilik. Böyle bakıldığında, imal hızı da hesaplandığında yıllık 50 bin tonluk bir aşı kargosu ortaya çıktı. Bu da ortalama kilosu 4-5 dolardan 250 milyon dolarlık bir pazar oluşturdu.

YARIŞA GİRDİLER

Havayolu kargo şirketleri bu taşımadan pay alabilmek için elbette bir yarış içine girdiler. Aşı taşımanın başlangıçta soğuk zincir şartlarını çok zorlayacağı sanıldı. Özellikle Pfizer-Biontech aşısının -70 derecede saklanması ortaya çıkınca soğuk konteynerlerin beslenmesi ciddi sorun yarattı. Ama Pfizer bu arada Cool Box (Soğuk Kutu) oluşturdu ve aşıların çok daha sağlıklı ve kolay taşınmasını sağladı. Geleneksel üretimdeki aşılar, örneğin Çin aşıları için böyle bir sorun çıkmadı. Soğuk zincir aralığı çok düşüktü. Böylece nakli daha kolay oldu. Birçok havayolu kargo uçakları yerine zaten pandemi nedeniyle yerde bekleyen yolcu uçaklarını da kullandılar.


Yazının Devamını Oku

Havacılar aşıda öncelik istiyor

Sağlık personelleri gibi havacılık işkolunda çalışanlar da öncelikle aşı olmak istiyorlar. Her gün dünyanın bir yerine uçan pilotlar, kabin ekipleri dışında da operasyonlara bizzat katılan havacılar aşılanmanın gecikmesi halinde yaptıkları işin daha da ürkütücü olacağını düşünüyorlar.

Salgının en şiddetli olduğu ülkelere uçtular. Herkesten daha fazla virüsten etkilenme ihtimalleri oldu. Ve bu durum sürüyor. Operasyonlara bizzat katılan havacılık personelleri öncelikle aşılanmak istiyorlar…Bütün dünyadan bu istek yükseliyor. Kargoda yüklemeden sorumlu Loadmaster’lar, teknisyenler, havalimanı çalışanları, ikram şirketlerinin kamyonlarını kullananlar, yer hizmetleri personelleri ve hava trafik görevlilerine kadar on binlerce belki de yüzbinlerce personel sürekli virüsle teğet geçerek ya da geçmeyerek yaşıyorlar.



RİSKİN GÖBEĞİ

Sonuna kadar haklılar. Üstelik havalimanları, COVID-19 ile mücadelede küresel aşı ve ekipman dağıtım zincirinin kilit merkezleri. Operasyonel havalimanı personeli, büyük miktarlarda aşıların hızlı ve güvenli bir şekilde teslim edilmesini kolaylaştırmak için çok sayıda paydaşla etkileşimde bulunuyorlar. Örneğin THY uçakları Pekin’den şu sıralar aşıları taşıyorlar. Çin’in başkentinde korona yeniden hortladı. Üstelik yüklemenin yapıldığı Pekin Gümrüğü bir ara geçici olarak kapatıldı. Oraya uçan ekipler gerçek bir riskin göbeğine düştüler.

ZARAR ZATEN ÇOK BÜYÜK

Yazının Devamını Oku

İkramda yeni dünya devi DO&CO

DO&CO havayolu ikramı pazarında Avrupa’dan sonra şimdi de Amerika kıtasında üst kalite marka olarak liderliğini ilan etti. Bin 380 uçaklık filosu ve büyük geliri ile bilinen Amerikan Delta Havayolları büyük anlaşmaya dijital platformda imza attı. Kıran kırana rekabetin yaşandığı ABD pazarında ikramdan aslan payını kapmak kolay değildi. Diğer oyuncular şaşkınlıklarını hâlâ üzerlerinden atamadılar. DO&CO’nun güçlü silahı yine ‘taze yemek’ bütün yolları açmıştı.

Pandemi öncesiydi. Karşı şirketin adını vermeyeceğim. Gizlilik terbiyesine ters düşer. Ama dünyanın en büyük havayolu ikram şirketinin lider kadrosu şirket satışı için Attila Doğudan ile pazarlığa oturdular. Bazen iki t, bazen iki l, yazılışını ben hâlâ çözemedim. Neyse ciddi tartışmalar yaşandı. Elbette pazarlıkta fiyat öndeydi. Ama DO&CO ana şart olarak ‘taze yemek’ üretimini şart koştu. Sonuçta dev şirketi satın alsa da şirketin dev müşterisi oyunun kurallarını belirliyordu. Karşı taraf ‘donmuş’ yiyeceklerden yanaydı. İmalatını hangi ülkede daha ucuzsa oraya göre organize etmişti. Vazgeçmiyordu. Bu yüzdende şirketi satsalar bile kendi havayolları için komik fiyatlar veriyorlardı. Doğudan ‘taze yemek’ten taviz vermedi. Masadan kalktı. Kendi büyümesini şirket alarak değil, dev müşterilere ulaşarak yapmak üzere planlarını hazırladı.  


HİSSELER YÜKSELDİ

2019 yılında şirket ciddi bir atılım yaparak British Airways ve İspanyol İberia Havayolları’nın ikram hizmetleri ihalesini 10 yıllığına kazandı. DO&CO’nun Avrupa’daki büyük atılımından sonra sıra Amerika kıtasındaki büyümeye gelmişti. Amerikan Delta Havayolları, 1.380 uçağıyla Amerika Birleşik Devletleri’nde dört merkezden yoğun operasyon yapıyor. Delta’nın pandemi öncesi Detroit kalkışları günde 400 sefere ulaşıyordu. Ve bütün operasyon DO&CO’ya teslim edildiğinde şirketin hisseleri hızla tırmandı. Salgın nedeniyle havayolları dahil, ikram pazarında da büyük maddi kayıplar yaşanırken Attila Doğudan tam başarıya imza atmış oldu.

UÇAN ŞEFLER

Turkish DO&CO markası ile yıllardır Türk Hava Yolları’na (THY) ikram veren şirket, şöhretinin bir bölümünü de THY hizmetine borçluydu. Geçtiğimiz yıl, 15 yıllık bir anlaşma ile THY ile uzun yola devam kararı verildi. Dünyada ilk kez uçakta özellikle Business sınıfında ‘Uçan Şef’ uygulaması da başlatıldı. Kabinde büyük rahatlık ve önemli bir fark yaratan bu uygulama pandemi sonrası yine devam edecek. Uçan Şefler (Flying Chef) hazırladıkları tabaklar ve yemekleri doğru sürelerde ısıtarak yolcu memnuniyetini de doruğa çıkardılar. Şimdi Amerika kıtasındaki DO&CO büyümesi sürecek. Diğer havayolu ikmal şirketlerinden çok farklı bir kulvardaki koşu sürecek. Her şartta yolcuya yüksek hijyen, taze yemek sunarak pazarın gözbebeği haline gelen Attila Doğudan büyüme ile asla çizgisinden taviz vermeyecek. Her şeyin para olmadığını sık sık vurgulayan DO&CO patronu, Viyana’da bir zamanların efsane restoranı, babasının yarattığı Kervansaray’ın yazılı olmayan kuralları ile başarıya koşusunu sürdürecek.

Yazının Devamını Oku

Havayolları kışı zor geçirecek

Havayolu şirketleri çok zor zamanlara girdi. Hâlâ yeterince yolcu yok. COVID-19 hız kesmiyor. Ölümler artıyor. 2019 yılındaki havayolu yolculuğu sayılarına ulaşmak daha birkaç yıl alacak. Fabrikalar, uçak üretimlerini iyice kıstı ama uçak fabrikalarının ön, arka ve başka yerlerde kiraladıkları apronları ağzına kadar uçakla doldu. Binlerce uçak yerde. İşin sonu çok karanlık.

Karamsarlığın pandemiye faydası yok. Ama gerçekler böyle ne yazık ki.

Tamam, en az üç koronavirüs (COVID-19) aşısı garanti. Diğerleri de yolda. Hatta yine bir Türk profesörün bulduğu ilaç da gelişiyor. İki aşamalı aşılar belki yine karı-koca iki Türk bilim insanı sayesinde tek doz uygulama ile COVID-19’a karşı önemli bir kale oluşturacak.

Ama bunların tüm dünyaya yayılması, milyonlarca insanın aşılanması ciddi zaman alacak. Bu zaman içinde yine bulaşmalar olacak ve sayılar tırmanacak. Birdenbire kesilmesi söz konusu bile değil.



3 BİN UÇAK SİPARİŞİ

Yazının Devamını Oku

Uçaklar yeniden doğuyor

Başlangıçta sadece hobiydi. Sonra birden büyüdü. Ve bir dünya markası haline geldi. Ev ve işyeri mobilyalarından eğitim stüdyolarına derken film dekorlarına ulaştı. SkyArt firmasının ekonomik ömrünü doldurmuş uçakların parçalarından yaptığı ürünler şimdi dünyanın dört yanında yeni bir hayatı yaşıyor.

Sanıyorum 2011 yılıydı. İstanbul’un geleneksel havacılık fuarı Airex’in bir köşesinde genç bir adam vardı. Hobi olarak uçak parçalarından birkaç ürün yapmıştı evinin bir köşesinde. Lamba, uçak koltuğundan ofis koltuğu ve bir ikram trolleyinden dolap. Tanıştım. Emre Özkul, yat turizmi yapıyordu. Zaten turizm okumuştu. Uçak parçalarından bir şeyler yapmak ona keyif veriyordu. Konuştuklarımızı dün gibi hatırlıyorum. Dedim ki, sen bu işi büyüt. Masalar, koltuklar, dekorlar, eğitim amaçlı Mock-up’lar falan yap.



GERİ DÖNÜŞÜM

Ekonomik ömrünü doldurmuş, parçalanmış ya da parçalanmaya hazır onlarca uçak vardı. Bir kısmı Atatürk Havalimanı’nın bir köşesinde yatıyordu. İki yıl sonra Emre’yi fuarda gördüm, inanılmaz güzel şeyler yapmıştı. Uçak kanat parçalarından çalışma masaları, uçak dolaplarından gardıroplar, aydınlatma ürünleri... “Şirketin adı ‘SkyArt’ olsun” dedim. Sonraki yıllar onu bir daha görmedim. İnternet sitesine girdiğimde karşıma devasa bir oluşum çıktı. Üstelik dünyanın dört bir yanında ürünleri var. Yani bir dünya markası olmuş. Birçok film, onun hazırladığı uçak içi dekorlarında çekilmişti. Ömrü bitmiş gibi görünen uçaklar geri dönüşümle yeniden hayat bulmaya başlamış.

ASKERİ EĞİTİM SİMÜLATÖRLERİ

Yazının Devamını Oku

Pandemide uzun uçuş

Böyle bir dönemde 11 saat 30 dakika uçmak. Üstelik Amerika’ya. Günde 2 bine yakın insan COVID-19’un pençesinde ölüyor. Sadece Florida eyaletinde günlük can kaybı bazen 200’ü geçiyor. Uçakta sorun yaşamayacağımı biliyordum. Ama sonrası... O güzelim kentin kara bulutlu kargaşasında nasıl duracaktım. Denedik, şimdilik sorun görünmüyor. Ama henüz 14 günün başındayız.

Kendime bir uçuş planı yaptım. Birden kanatlanıp, öyle uzaklara uçmak yerine bir alıştırma düzeni kurdum. Yaşımı başımı almış ama aklı havada bir havacılık editörü olarak önce Ankara’ya uçtum. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile birlikte. O uçuş pandemi kısıtlamaları sonrası ilk uçuştu. Ardından Samsun, İzmir ve Bodrum... Ve bir cesaret Londra. Ardından Karadağ’da Podgorica. Salgın zayıflamak yerine, yeniden ortalığı kasıp kavurmaya başladığı günlerde Miami’ye uçmaya karar verdim. 11 saat 30 dakikadan fazla.



ÇİFT MASKE VE SİPERLİK

THY Basın Müşaviri Yahya Üstün ve gazeteci arkadaşlarla TK 77 sefer sayılı Boeing 787-9 Dreamliner uçağı ile Miami’ye gittim. Uçağımızın kaptanları Barış Zeybekler, Osman Oğuz Çağlar ve İsmail Hakan Ertaş ile uçtuk. Kabin Amiri Songül Yaman ve bizim komşu Hande İpek Sütçü de vardı. Saat 15.20 uçuşuydu ancak kulenin pist girişinde -neden olduğunu anlamadığım- bekletmesi ile biraz geç kalktık. Çift maske taktım. Üzerine bir de siperlik. Bütün hijyen şartlarını yerine getirdim. Mesafeli bindim ve yine mesafeli indim. Uçuş boyunca maskemin burnumun üzerinden kaymamasına özen gösterdim. Uçakta yeme içme ağır ağır geri gelmişti. Sıcak yemek ve seçenekler başlamıştı. Do&Co lezzetleri kabine moral getirmişti.

YABANCI PİLOTLAR

Yazının Devamını Oku

Salgın iş jeti pazarını vurmadı

Koronavirüs salgını havacılık sektörünü derinden etkilerken iş jetlerinde önemli bir düşüş olmaması dikkat çekti. Amerika pazarında satışlar şaha kalktı. Asya-Pasifik ülkelerinde işadamlarının satın aldığı yeni uçak sayısında yüzde 10’ların üzerinde artış yaşandı. Türk pazarındaki iş jeti sayısı abartılacak kadar çok olmasa da hatırı sayılır bir sayıda.

DÜNYANIN hiçbir yerinde iş jeti alımlarında önemli bir düşüş yok. Avrupa pazarı durağanlığını korurken, Amerika pazarında satışlar şaha kalktı. Amerikan hükümetinin yılbaşına kadar iş jeti alımlarında vergilerde ciddi indirim yapması hem yeni uçak alımını hem de ikinci el alımları hızlandırdı. Asya-Pasifik ülkelerinde ise Amerikan pazarı kadar hızlı artış olmasa da iş adamlarının satın aldığı yeni uçak sayısında yüzde 10’ların üzerinde bir artış gözleniyor. Dünyada fabrika çıkışlı iş jetlerinin fiyatları neredeyse son 5 yıldır fazla bir artış göstermedi.



TÜRKİYE’DE KİMLERDE VAR?

Bizde ise önemli bir sayıda yeni uçak alımı yok ama ikinci el uçakların bir kısmı, yurtdışından çok iç pazarda el değiştiriyor. Türk iş jeti pazarındaki en büyük uçak, Acıbadem Grubu’nun kurucusu Mehmet Ali Aydınlar’a ait. Gulfstream G-650 modeli uçağın standart donanımlı fiyatı 65 milyon dolar civarında. Aynı uçaktan Cengiz İnşaat’ın patronu Mehmet Cengiz’in de siparişi var. Şubat ayında teslim edilecek. Cengiz Grubu’nun kullandığı Falcon 7X uçağı ise Rixos Grubu’na satıldı. Mehmet Ali Aydınlar’ın kullandığı Falcon 7X uçağı da Almanya pazarına gitti. En fazla uçağı olan grupların başında Koç Grubu var. Şirketin en büyük uçağı ise Falcon 8X. Bu arada Türk pazarında en fazla olan uçakların başında da Cessna iş jetleri (yaklaşık 30 adet) ve Fransız Dassault imalatı Falcon serisi uçak (20 adet) geliyor.

EN GENİŞ GÖVDE

Yazının Devamını Oku

Boeing 737 MAX uçuşa hazır

Tam 20 aydır yerde bekleyen Boeing 737 MAX uçakları uçuşa hazır hale geldi. Değişik ülkelerdeki uçaklarda gerekli işlemler yapılacak. Amerikan Sivil Havacılık Otoritesi (FAA) güvenli uçuş için onay verdi. Daha az yakıt ve daha fazla yolcu taşıyacak olan tek koridorlu uçaklar gökyüzü için artık gün sayıyor. Pilotlar kısa bir eğitimden sonra kokpitteki yerlerini alacaklar.

İki büyük kazadan sonra Boeing 737 MAX uçaklarının sanki bir daha hiç uçmayacakları sanılıyordu. Ben de ümitsizler sınıfındaydım. Ama ardında Boeing gibi bir havacılık devi vardı ve işin peşini bırakmadı. 400’e yakın uçağın dünyanın çeşitli yerlerindeki havalimanlarındaki hüzünlü bekleyişinin sonuna gelindi. Gerekli yazılım düzeltmeleri ve yüzlerce bulgunun giderilmesine emin olunmasından sonra Amerikan Sivil Otoritesi Başkanı deneyimli pilot Steve Dickson bizzat kokpite oturdu ve Seattle Boeing Field ‘dan ilk uçuşu yaptı. Ardından verdiği demeçle bu uçaklarla ailesinin de gönül rahatlığı ile uçacağını söyledi ve uçuş yasağı resmen kaldırıldı.

YOLCULAR BİNER Mİ?

Uçak 20 aydan fazla bir süre önce kullanıma verildiğinde iki önemli kazaya neden oldu. Kalkıştan sonra otomatik olarak burnu aşağı veren 737 MAX-8 uçakları düştü. 346 kişi hayatını kaybetti. Bu uçak hiç hak etmediği bir yazılım sorunu yüzünden gökyüzündeki hayatına çok kötü başladı. Boeing milyonlarca dolarlık tazminatlarla karşılaştı. Havayolu şirketlerine de uçaklar uçmadığı için özel anlaşmalarla ödemeler yapıldı. Ama şimdi zor zamanlar geride kaldı. Peki yolcu bu uçaklara biner mi?



Artık bu soruyu sormuyorum. Belki uçağın adının değiştirilmesi gibi gereklilik de kalmamış olabilir. Belki de değişir. Ama ana marka Boeing zaten on yıllardır gökyüzünde güvenle yolcuların taşınmasını sağlıyor. Bence yaşanan olaylar sırasında Boeing olabildiğince şeffaf davrandı. Fabrikadan sızan haberleri anında doğruladı ya da doğrusunu açıkladı. İnkar politikasına başvurmadı. Hataları kabul etmekte zorlanmadılar. Ve en üst seviyedeki denetleyici otoritelerin bütün ikazlarını dikkate aldılar. İşte bu yüzden yolcunun iknasının çok güç olmayacağını sanıyorum. Belki başlangıçta değişik havayollarında, değişik coğrafyalar da uçuştan vazgeçen az sayıda yolcu ile karşılaşılabilir ama sonra kısa sürede her şey yoluna girecektir.

Yazının Devamını Oku

Dünyayı kurtaracak kargoyu bekliyorlar

Havacılık sektörü koronavirüs aşısının kullanılabilir hale gelmesini bekliyor. Aşı bütün onayları aldıktan sonra iş nakliye konusuna gelecek. Kargo uçakları aşıyı sipariş veren ülkelere dağıtmak için hazır bekliyor. Kıran kırana bir kargo savaşı başlayacak. Dünyanın en hassas bu gönderisi için en uygun koşulların ayarlanması adına hava kargo şirketleri ciddi çalışmalar yapıyor. Bilim insanları ile ortaklaşa hareket ediyorlar.

Dünyada şu anda ciddi sonuca yaklaşmış tam 120 koronavirüs aşısı çalışması var. Bu aşılardan bazıları onay noktasını bile geçti. Almanya, Rusya, Çin, İngiltere ve Almanya bağlantılı Amerika bu yarışın ana bayrağını taşıyorlar. Bu aşılardan bazıları insanlığı kurtaracaklar. Dünyayı kasıp kavuran salgının durmasını sağlayacaklar. Elbette bu aşılar sayesinde havayolu yolculuğu yeniden doğacak. Yerde duran binlerce uçak uçacak ve milyonlarca insan gidecekleri yerlere elleri yüreklerinde kalmadan yeniden gidebilecekler. Aralık ayının ortaları ya da sonrası, en geç 2021 yılının başların aşılar ülkelere dağıtılacak. Yani sipariş veren, elini çabuk tutan, doğru organizasyon yapan ülkelere doğru milyonlarca aşı yola çıkacak. Aşı yeterince üretildiğinde iş nakliye konusuna gelecek. Bütün aşılar imalatçı kuruluşların belirlediği soğuk zincir şartlarında gönderilecek. Bu gönderim için birinci sırayı hava kargo şirketleri alıyor.



BİZ HAZIRIZ

Türk Hava Yolları’nın pandemide mali yükün büyük bölümünü sırtlayan yani para kazandıran kolu Turkish Kargo. THY filosuna kattığı Boeing 777F uçakları ile dünyada altıncı en büyük kargo uçağı kapasitesine sahip bir şirket. Bugün dünyanın lider kargo şirketlerinden biri. Şirketi doruğa taşıyan isim de THY Kargodan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Turhan Özen, hava kargo olarak aşıların nasıl taşınacağını şöyle anlattı:

PLANLAMA YAPILACAK

Yazının Devamını Oku

Havayollarına ikinci darbe

Pandemi havayollarını ikinci defa vurdu. Salgında gerileme olmaması nedeniyle yolcu sayıları yüzde 50 daha düştü. Yaz aylarındaki yolcu artışının süreceği sanılırken vaka sayısındaki artış ve karantina uygulamaları yolculukları neredeyse bıçak gibi kesti. Turistik uçuşlar ise yok denecek kadar azaldı. Türkiye-Rusya arasındaki hava köprüsü belki de dünyadaki en iyi turizm uçuşunu temsil etti. Ama o uçuşlarda da düşüş başladı.

Koronavirüs aşısının çok daha önce bulunacağı ve yaygın kullanıma geçileceği sanılıyordu. Çünkü aşı için dünya ilaç devleri, hızlı bir yarışa girmişlerdi. Ama aşı öyle bugünden yarına olacak bir iş değildi. Aşı yaygın kullanım için piyasalara çıkmadığı gibi salgın giderek arttı. Avrupa’da; İtalya, İspanya başta olmak üzere Fransa ve Almanya sınırlarına kilit üstüne kilit vurdular. Bir ara kapılarını aralayan İngiltere bile artık ulaşılamaz, gidilemez hale geldi.

Amerika kıtasının büyük bölümünde, Uzakdoğu ve Orta Asya’da da durum farklı değil. Birçok ülke, diğer ülkelerdeki vize ofislerinin kapılarını bile kapattı, personelini izne çıkardı.

15 BİN UÇAK YERDE

Havayolları ayakta kalabilmek için ne yapacaklarını bilemez hale geldi. Mali yapıları kuvvetli olan Lufthansa, BA, Emirates ya da Singapur gibi havayolu şirketleri başta pilotlarının çoğunu işten çıkardı ya da ücretsiz izne ayırdı. Diğer çalışanlardan da kitleler halinde işlerine son verilenler var. Kolay değil şu anda 15 bine yakın uçak yerde. Bunların yerdeki bakımları, Avrupa’da ortalama saatlik park ücretleri olan 285 dolar gibi ödemeler havayollarının belini iyice büküyor. Uçakları alıp Leasing yapan yani havayollarına kiraya veren firmalar uçsa da uçmasa da havayollarından yüzbinlerce dolar kiralarını alıyorlar. Uçak fabrikaları ise müşterilerine siparişleri teslim etmek için boğuşuyorlar. Müşterilerin çoğu alımları ertelemek için sıkı pazarlık peşindeler.



Yazının Devamını Oku

Yolcu az ama harcama çok

Pandemi döneminde havayolu yolcularının tercihlerinde ilginç bir durum ortaya çıktı. Yolcu sayısı yüzde 70’ten fazla azalırken, havalimanı terminal çatısı altındaki harcamalar ürünlere göre yüzde 37 ile yüzde 40 arasında arttı.

İstanbul Havalimanı terminal işletmecisi hijyen şartları için harcamadan hiçbir şeyi kısmadı. Gözlerin üzerinde olduğu terminalde her gün her yer büyük bir titizlikle dezenfekte ediliyor. Öyle maske takmayan hiçbir yolcuya da müsamaha gösterilmiyor. Ateş ölçme sistemleri hem sabit hem de özel kasklarla yapılıyor. Küçük bir bulguda yolcu hemen çevriliyor ve sağlık birimlerine yönlendiriliyor. Kısa adı İGA olan İstanbul Havalimanı işletmecisinin kurumsal iletişiminin başında olan Gökhan Şengül ile sohbet ederken ilginç bilgilere ulaştım. Ben sanıyordum ki bu kadar yolcu düşüşünde, terminaldeki mağazalar çökecek, yiyecek içecek bölümleri can çekişecek. Öyle olmamış, hatta havalimanındaki otelde bile doluluklar azalıp çoğalsa da idare edebilecek bir grafikle yoluna devam ediyor. Terminal ayakta kalabilmek için koronavirüs döneminde birçok hizmeti yeniden şekillendirmiş. Buggy denilen araçlarla yolcuların taşınması işi yoğunlaştırılmış. Ücretsiz yelpazesi de genişletilmiş.



TALEP HİJYEN ÜRÜNÜNE

Elbette hâlâ terminallerde en çok satın alınan ürünlerin başında hijyen ürünleri geliyor. Titiz yolcular özellikle uzun uçuşa giderken havalimanından da fazlaca maske, dezenfektan ve mendil gibi ürünler alıyorlar. Bunun yanı sıra bir de yeme içme meselesi var. Uçakların çoğunda, 4 saate kadar olan uçuşların büyük kısmında yolcuya sudan başka hiçbir şey verilmiyor. Yolcular bu yüzden, zorunlu olarak erken geldikleri terminalde daha fazla yemek yemeyi tercih ediyorlar. Geniş yiyecek yelpazesi sunan BTA şirketi İstanbul Havalimanı’nın da lider şirketi konumunda. Ayrıca, içinde yiyecek ve içecek olan alıp uçağa götürülebilecek kutular da sunuluyor.

YÜZDE 40 ARTIŞ

Yazının Devamını Oku

Gökyüzünde hidrojen devrimi

Gökyüzünün en büyük kirleticilerinden biri ne yazık ki uçaklar. Karbon salınımı havacılık sektörünün ağır bir günahı olarak karşımıza çıkıyor. Uçak motorları, bu, bir tür gazyağı türevi olan yakıtı tonlarca tüketiyor. Geriye ciddi bir karbon salınımı ortaya çıkıyor. Oysa hidrojende böyle bir sorun yok. Sıfır karbon stratejisi bugünden başlayarak önümüzdeki zamanların yakıtı olacak.

Karbon salınımı gökyüzünün başının belası oldu. Yukarıdaki kirlilik her geçen gün artıyor. Öyle temiz bir dünya yok artık. Ama yoğun bir çare arayışı var. Gökyüzünün en büyük kirleticilerinden biri ne yazık ki uçaklar. Karbon salınımı havacılık sektörünün ağır bir günahı olarak karşımıza çıkıyor. Elbette karbon salınımı konusunda yeryüzündeki işletmeler de suçlu. Ama uçaklar galiba en suçlular arasında.

HİDROJENLE ÇALIŞAN UÇAK

Airbus uçak imalatçısı eylül ayında düzenlediği toplantılarda üç yeni hidrojen yakıtlı konseptini açıkladı. Ve aynı tarihlerde dünyanın ilk hidrojenle çalışan uçağının göklerde yer alması dikkatleri Airbus’a çevirdi. Üç yeni uçaktan biri, delta kanatlı ve alışılmışın dışındaki tasarımı ile gözler önüne çıktı. Uçaklar kerosen denilen bir yakıtla çalışıyor. Yani uçak motorları bu bir tür gazyağı türevi olan yakıtı tonlarca tüketiyor. Geriye ciddi bir karbon salınımı ortaya çıkıyor. Oysa hidrojende böyle bir sorun yok. Sıfır karbon stratejisi bugünden başlayarak önümüzdeki zamanların yakıtı olacak. Hidrojen, evrenin bu en hafif elementine hızla sarılan önemli bir kuruluş da ünlü jet motoru imalatçısı İngiliz Rolls-Royse oldu.

YENİ MOTOR İÇİN ÇALIŞILIYOR

Rolls-Royce, yalnızca havacılıkta değil pek çok enerji alanında karbon salınımını azaltma çalışmalarında kilit bir rol oynamak için yerini belirlemiş durumda ve bu kapsamda hidrojen önemli bir rol oynayabilir. Sivil Havacılık alanında hidrojenle ilgili fırsatları ve zorlukları kavramak, Rolls-Royce’un üç ana eksen etrafında oluşturduğu sürdürülebilirlik stratejisinin de kapsamında yer alıyor: Gaz türbinin iyileştirilmesi, sürdürülebilir uçak yakıtlarının desteklenmesi ve yenilikçi tahrik teknolojilerinin geliştirilmesinde öncü olmak. Faydalarından tam anlamıyla yararlanmak için yeni teknoloji ve altyapıların geliştirilmesine ihtiyaç olmasına rağmen hidrojen, yenilik ekseninde öncelikli bir yere sahip. Hidrojen, yalnızca yeni nesil motorları çalıştırmaya uygun sürdürülebilir uçak yakıtları gibi basit bir ikame (drop-in) yakıt değil.

10 YIL SONRA

Rolls-Royce’un görüşü şöyle: “Hidrojen yakıtlı tahrik sisteminin zorluklarını anlamak ve bununla ilgili teknoloji yol haritalarını geliştirmek yönünde çalışmalar mevcut olmakla birlikte, hidrojenin potansiyelini tam olarak keşfedebilmek adına endüstriyle işbirliği de devam ediyor. Zamanlama açısından bakıldığında, hidrojenle çalıştırılan küçük uçakların fonksiyonel hale gelmesi bu 10 yılın bitiminden önce mümkün olabilecekken, bölgesel uçaklar ise önümüzdeki 10 yılın başlarında (2030-2035) kullanıma girebilir.

Yazının Devamını Oku

Balkanlar’ın en büyüğü

Balkanlar’ın en büyük, Avrupa’nın sayılı ve dünyanın da önemli bir bakım hangarı olan THY Teknik açıldı. 3 geniş gövde ve 6 dar gövde uçağa aynı anda hizmet verecek kapasitedeki yapıyı gördüğümde çok heyecanlandım. İnşaatını Kalyon Holding’in yaptığı bina, büyüklüğü, teknik özellikleri, akıllı teknolojisiyle dikkat çekiyor. Bu gurur verici yapı sadece THY’ye değil birçok yabancı havayoluna da hizmet verecek.

Daha uzaktan koca yapıyı gördüğümde çok heyecanlandım. Devasa kapılarının birin kenarında işin patronu THY İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Abdülkerim Çay diğerinde Basın Müşaviri Yahya Üstün vardı. Öyle itince açılacak kapılardan değildi. Her bir kanat tonlarca ağırlıktaydı. Elektrikli sistem bile ağır ağır açabiliyordu. Aralıktan içeri girdim. İnanılmaz geniş ve yüksekti. Koskoca uçak bir kenarda oyuncak gibi duruyordu. O çok heybetli uçağın hali neydi. Neredeyse elimle tutup çevirebileceğim kadar küçük görünüyordu.



13 BİN 500 TON ÇELİK

Bu etkileyici bakım hangarının imalatında 13 bin 500 ton özel çelik kullanılmıştı. Onları yukarılara çıkarmak için özel vinçleri falan düşününce nasıl bir heybetin içinde olduğumu daha iyi anladım. Balkanların en büyük, Avrupa’nın sayılı ve dünyanın da önemli bir bakım hangarı olan THY Teknik’in ana üssünde kendimi çok küçük hissettim. Önce 3 büyük gövdeli uçağın bakıma alındığı bölüme girdi. Bir yangın halinde tonlarca köpük yukarıdan aşağı fışkırabiliyordu. Uçaklar arasına gelebilecek yanmaz dev perdeler alevlerin birbirine uzamasına engel oluyordu. Yerler harika bir betondu. Epoksi’den de daha iyi görünüyordu.

TÜM BAKIM YAPILIYOR

Yazının Devamını Oku

Uçakta ‘sağlık vizesi’ dönemi

Havayolu yolculuğunun daha güvenli olması için ‘sağlık vizesi’ girişimlerine başlandı. Planlanan elektronik uygulamaya ülkelerin hastanelerinin ve sağlık birimlerinin katılması ile dev bir data oluşturulması hedefleniyor.

Başta Amerika, İngiltere gibi ülkeler olmak üzere birçok devlet havayolu yolculuğunun daha güvenli olması için sağlık vizesi oluşturma girişimlerine başladılar. Sistemin bir pasaport ya da barkodlu belge olması hedeflenmiyor. Bir elektronik uygulama oluşturma çalışmaları yapılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün de prensipte bir ‘sağlık vizesi sistemi’ oluşturulmasından yana olduğu ancak nasıl bir yapılanmaya gidileceği konusu henüz yarışma aşamasında.

Ama kesin olan bazı çizgiler ortaya çıkıyor. Oluşturulacak uygulamada, sürekli güncelleme yapılması ve neredeyse her uçuş öncesi güncellemelerle yolcuların havalimanlarında zaman kaybetmemesi sağlanacak. Ayrıca gidilen ülkelerde karantina gibi sorunlar da olmayacak. Karantina gerektiren durumlarda yolcu hiçbir bicimde uçağa alınmayacak.



ÇOK YÖNLÜ KONTROL

Uygulamaya ülkelerin hastanelerinin ve sağlık birimlerinin katılması ile dev bir data oluşturulması hedefleniyor. Özellikle sağlık konusunda sisteme bir yerden giriş yapıldığında birçok havayolu şirketinin datalarına da bilgi yüklenecek. Ayrıca pasaport polisleri, önündeki sistemlerde de yolcunun sağlık durumunu pasaportun okunması ile ekranda görecek. Oluşturulacak sağlık vizesi, sadece salgın hastalıklarda değil çeşitli nedenlerle uçaklarda ya da başka ulaşım araçlarında kişinin hastalanması halinde daha doğru ve hızlı müdahale imkanı sağlayacak.

Yazının Devamını Oku

‘Asi yolcu’ sayısı katlandı

Havayolu yolculuğunda asi yolcularla baş etmek giderek büyüyen bir sorun haline gelirken, koronavirüs sonrası sorun çıkaran yolculara maske nedeniyle kavga çıkaranlar da eklendi. Asi yolcu sayısı pandemi öncesine göre 2.5 katına çıktı.

Havayolu trafiğinde baş etmesi en zor sorunlardan bir tanesi olarak asi yolcular dikkat çekiyor. Bugüne dek ağırlıklı olarak aşırı alkol alan yolcuların sakinleştirilmesi sorunu vardı. Hiç yüzünden uçakta kavga çıkaran bu yolcular genellikle uçağın inişinden sonra polise teslim ediliyor. Ancak birkaç saat yerel bir karakolda tutulup ifadeleri alındıktan sonra serbest kalıyorlar. Bu durum karşısında uygun bir ceza verilmemesi asi yolcu sayısını ise her geçen gün arttırıyor. Ortalama her 1500 yolcudan biri asi çıkıyordu ve temel neden alkolden kaynaklanıyordu. Koronavirüs salgınından sonra alkollü asi yolculura bir de maske nedeniyle kavga çıkaranlar eklendi. Her 1500 yolcu arasındaki asi yolcu sayısı ikiye katlandı. Bazı uçuşlarda, ki bu ağırlıklı olarak büyük gövdeli uçaklar, 2.5 katına kadar vardı. Dünyada asi yolcu sayısı IATA’nın belirleyebildiği sayıların üzerine çıktı.



SORUN BÜYÜYOR

Bir havayolu yolculuğu sırasında bir yolcu sorun çıkardığı zaman kabin ekibi ‘ sorunlu yolcu formu’nu hemen doldurup kaptan pilota iletiyor. Kaptan kule ile temasa geçerek sorunlu yolcuyu rapor ediyor ve inişle birlikte uçağa gelen polisler sorunlu yolcuyu gözaltına alıyorlar. Yolcu, uçak içinde sakinleştirilemiyorsa ekipler bileğine plastik kelepçe de takabiliyor. Bu durum havayollarına göre değişkenlik gösteriyor. Şimdi bu sorunlara, yolcularla-yolcular arasında ve yolcularla kabin ekipleri arasında ve yolcularla uçağa kalkış öncesi giren yer personeli arasındaki maske tartışması eklendi. Koronavirüsten en büyük zararı gören havacılık sektörünün zararı giderek büyüyor. Binlerce havacılık çalışanı işsiz kalmaya devam ediyor. Uçuşlar artacağına azalıyor, yerde duran uçak sayısı çok fazla. Havalimanlarındaki görüntü hazin. Maskesiz uçuş gerçekten hayatı büyük tehlikeye atıyor.

ALKOL SORUNU GERİLEMEDİ

Yazının Devamını Oku

Gazipaşa pandemiyi yendi

Türkiye’nin en güzel havalimanlarından bir tanesi olan, çevresi tropikal meyvelerin yetiştiği ağaçlar ve seralarla sarılı Gazipaşa Havalimanı pandemi sertifikasını aldı. İnsanların uçaktan iner inmez kendisini cömert doğanın içinde bulduğu, tamamı TAV Havalimanı Holding tarafından işletilen alana sertifikanın alınması ile birlikte yolcu yağmaya başladı.

HAWKER 800XP uçağı ile Atatürk Havalimanından kalktık. Bir saat kadar sonra Gazipaşa’nın uzatılmış, genişlemiş pisti Toroslar’a bir ok gibi uzanmış haliyle önümüze seriliverdi. Sanıyorum 2009 yılının temmuz ayıydı. TAV CEO’su Sani Şener heyecanla, ‘Bak göreceksin Gazipaşa harika bir havalimanı olacak‘ diyordu. İndiğimiz yer tıpkı tropikal bölgelerin, özellikle adaların havalimanları gibiydi, yeşillikler içinde bir havalimanı. Öyle koca terminaller falan yoktu. Küçük bir terminalden birkaç dakika içinde çıktık. Sonraları havalimanın pisti uzatıldı, genişletildi ve çevrede ciddi bir kamulaştırma yapıldı. Hepsinin parası da TAV’ın cebinden çıktı. Holding’in tamamını işletme hakkına sahip olduğu Türkiye’deki ilk havalimanı oldu. Yani tümüyle özeldi ve ilk kez bir havalimanımızda altından yol ve araçların geçtiği viyadüklü bir pist vardı. Uçaklar orada otomobillerin üzerinde gibi duruyordu.



11 YIL SONRA YENİDEN

Tav’ın Kurumsal İletişim Direktörü arkadaşım Bengi Vargül’le konuşurken laf Gazipaşa’ya geldi ve gitmeye karar verdik. Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan bizi havalimanının Kurumsal İletişiminin başındaki Canan Sosyal yolcu etti. Pegasus Havayolları’nın yeni nesil A320 NEO uçağı ile Gazipaşa’ya uçtuk. Uçağın Kaptan’ı tanıdığım bir yüzdü; Cahit Taşbaş. Uçuş süresini 1 saat 10 dakika olarak vermişti ama 58’inci dakikada mükemmel bir VOR (seyrüsefer yardımcı cihazı) alçalışı ile 08 pist başında teker koydu. Bir indi, pir indi. Uygun frenleme ve dönüşle küçük terminalin önüne park ettik.

40 YIL HATIRI VAR

Yazının Devamını Oku

Duty free’lerin zor günleri

Havalimanlarındaki duty free mağazaları adeta can çekişiyor. Yine de bizimkilerin durumu fena değil. Ama nerede 2019 yılı. Satış rekorları çok geride kaldı. Avrupa’nın bazı merkezlerinde mağazalar uzunca süredir kapalı. Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya baktığınızda en büyük havalimanlarındaki duty free mağazalarındaki satışlar çoğu yerde geçen yıla göre yüzde 20’nin altında seyrediyor.

Felaket tellalı gibi yazılar yazmaktan bıktım, usandım. Ama şu yakamıza yapışan pandemi hava yolculuğunun her kesimini vurmaya devam ediyor. Dünyanın en büyük duty free zincirinin sahibi İsviçreli Dufry’nin hisseleri düşmüş. Satışları yüzde 27 ile ayakta kalma çabasında. Bir başka dev Alman Gebr. Heinemann sanki biraz daha iyi durumda. Ama onun da sıkıntılı olduğu bölgeler çok. Yaklaşık 70 milyar dolarlık duty free pazarı neredeyse 9 milyar dolara kadar küçülmüş görünüyor.



Antalya Havalimanı duty free’sini işleten Dufry çok memnun olacak ki şimdi Sabiha Gökçen Havalimanı’na da yerleşti. Oradaki gümrüksüz satış mağazası işletmecisi Setur sistemden çekildi. Yolcu düşünce dünyadaki havalimanlarının çoğunda yolcuların yolculuk öncesi duty free’lerden on-line siparişleri de yok oldu. Alışveriş yapacakları ürünleri görüp dokunarak almayı tercih ediyorlar.

ÇİNLİ YOLCU AZALDI

En büyük sorun Çinli yolcunun azalması. Avrupalı yolcunun Avrupa sınırları içinde hareket etmesi. Transit yolcu sayılarındaki düşüşler sistemin bütün cirosunu çekip aldı. Gümrüksüz satış mağazalarından alışverişin hâlâ sıcak olduğu yerler, turistik bölgelerin orta ya da küçük ölçekli havalimanları. İstanbul Havalimanı’ndaki Unifree çatısındaki mağazalarda satışlar şimdi yüzde 27 civarında.

Yazının Devamını Oku

Uçuş noktalarını virüs belirliyor

Havacılığın başına gelenler 11 Eylül faciasından da çok öteye geçti. O zamanlar kimyası bozulan havacılığın şimdi neredeyse her şeyi bozuldu. Bir havayolu şirketi şartlar uygun olduğu için ilan ettiği uçuş noktasını bazen bir saat sonra iptal ediyor. Salgının yayılması uçulacak noktaları dengesiz bir biçimde belirliyor.

Hala dünyadaki uçakların yüzde 80’den fazlası yerde. Havayolu şirketleri ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Devletlerden alınan yardımlarda geçen sürede eriyip gitti. Yeni yardımlar yeni krediler için şirketler boğuşuyor. Sadece havayolu şirketleri değil, uçak imalatçıları, havalimanı işletmeleri ve bunların tedarikçileri hepsi, maddi sorunlarla boğuşup duruyorlar. Koronavirüslü zamanlarda toplam 7.5 milyon uçuş iptal edildi.



410 MİLYAR DOLAR KAYIP

Daha birkaç gün önce. Dünyanın mali yapısı en iyi havayolu şirketlerinden biri olan Singapur Havayolları 4 bin 500 çalışanı ile vedalaşacağını duyurdu. Oysa bugüne kadar şirket devlet yardımı almış, bazı uçaklarını geçici olarak devre dışı bırakmıştı. Kredi alma konusunda da hem devlet desteğine hem de uzak doğulu birçok bankanın kayıtsız şartsız kapılarını açtığı bir şirketti. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Havacılığı toplamda 419 milyar dolarlık bir gelir kaybı bekliyor.

Ortadoğulu ve yine mali yapısı güçlü Emirates, Katar gibi şirketlerde çok zorlanıyorlar. Kimi uçakları yerde. İçlerinde pilot ve kabin memurlarının da bulunduğu yüzlerce çalışanını çıkardı.

Yazının Devamını Oku

Terminal şehrin hafızasından silinmesin

Atatürk Havalimanı eski dış hatlar binası son olarak iç hatlar yolcu salonu olarak kullanılmıştı. Havalimanı kapandıktan sonra boş kaldı. Henüz ne yapılacağına kesin karar verilmedi. Türkiye’nin ilk modern havalimanı terminali bence çok iyi bir hava müzesi olur. Geçmişten günümüze bütün zamanları gözler önüne serebilir. Hele içinde hareketli simülatörler de yer alırsa ciddi bir ilgi odağı haline gelir.

Çağdaş Türk mimarisinin önde gelen ismi Hayati Tabanlıoğlu. Türkiye’ye anıtsal değerli eserler bırakmış bir mimar. 1927-1984 yılları arasına sığan bir yaşamın kahramanı. Yıllarca bürokrasinin çarkları arasında boğuşmuş bir mimar. Asla geri adım atmamış. Üstlendiği her projeyi hayata geçirebilmek için savaş vermiş eşsiz bir tartışmacı. Onun eseri Atatürk Havalimanı eski dış hatlar binası. Bir yıldız şeklinde. Aslında onun çizimlerinde dört yıldız var. Ama sadece biri gerçekleşebilmiş. 1969 yılında başlayan serüven 1984 yılına kadar sürmüş. Uluslararası İstanbul Atatürk Havalimanı, genel yerleşme planı, teknik blok ve kontrol kulesi, elektrik, enerji santralları, idare binası, yeni terminal binası, 1’inci ünitesi gibi çok geniş bir çalışma gerçekleşmiş.



OĞLUNUN İZNİ ALINDI

Sonunda Türkiye çok modern ve ilk kez köprüleri olan bir terminal binasına sahip olmuş. O yıllarda adı Yeşilköy Havalimanı olan bölge bir anda dünyanın dikkatini çekmiş. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra TAV Havalimanları Holding 22 ayda yapının yanına yeni dış hatlar terminalini yaparak işletmeye aldı. Tabanlıoğlu’nun yaptığı bina ise yani yıldız yapısı iç hatlar olarak düzenlendi. Kendisi hayatta olmadığı için oğlu mimar Murat Tabanlıoğlu’nun izinleri ve denetimleri ile gerçekleşti.

Yazının Devamını Oku

Koca Yusuf’un şefkatli eli dünyaya uzandı

Airbus’ın İspanya Sevilla’daki askeri fabrikasında üretilen A400M uçaklarını en yoğun kullanan ülkelerden biri Türkiye. Ona sadece askeri bir nakliye uçağı diye bakmak hata olur. Aslında stratejik bir nakliye uçağı. Savaşların, çatışmaların olduğu bölgelerden çok yardımdan yardıma koşan bir uçak. Koronavirüs salgını boyunca dünyanın dört bir yanına tıbbi yardım taşıdı. Bizdeki adı Koca Yusuf. Kuyruk dikmesinde turna kuşu amblemi var.

Bu uçağı yıllar önce İspanya’nın Sevilla kentindeki Airbus’ın askeri fabrikasında gördüğümde çok etkilenmiştim. O zaman ilk teslim alacağımız, fabrikanın 9 seri numaralı uçağı yani bizim ilk uçağımız imalat hattındaydı. Sanırım 2014 yılında ilk uçak Türk Hava Kuvvetleri envanterine girdi. Aradan yıllar geçti, 2019 yılında Milli Savunma Bakanlığı’nın izniyle Sevilla’dan getirilecek 9’uncu uçakla uçma iznini aldım.



SEVİLLA’DAN KAYSERİ’YE

Çok tecrübeli pilotlarımızla, başlarında filo komutanı Hava Pilot Yüzbaşı Tuna Selçuk Yılmaz ile Sevilla’dan kalkıp Kayseri’deki 221’inci filoya teslimine kadar tanıklık ettim. Mükemmel bir uçuş yapmıştık. Kayseri üzerinde bir yavaş geçişle filoyu ve de kenti selamlamıştık. Uçuş boyunca kimi zaman kokpitte, kimi zaman kargo bölümünde oturduğun uçağın tutunmasına hayran kalmıştım. Şu günlerde bu uçaklar için Fransa, yanına Almanya’yı da alarak fırtınalar koparıyorlar. Libya’ya askeri malzemeleri bu uçaklarla taşımıyız diye. Bilmiyorum ama parasını verdiğimiz, üstelik ortada uçak yokken ortak olduğumuz A400M ile dünyanın dört bir yanına yardım elimizi uzattık. Avrupalı dostlarımız onlardan tek kelime etmezken hakkımız olan operasyonlar için fırtına koparıyorlar. Gelip geçer.

TÜRKİYE ÜRETİM ORTAĞI

Yazının Devamını Oku