AIRBUS’ın imalat ve gelişim süreciyle ilgili gerçek rakamlara yarın ulaşacağız. Fransa’nın Toulouse kentindeki ana üste düzenlenecek ‘teknik brifing’e katılacağım. Boeing’deki hızlı toparlanmanın Airbus’ı nasıl etkilediğini ve hedeflerdeki değişiklikleri görme imkânı bulacağım. 2026’da Airbus’ın en önemli hedefi, teslimatları artırmak, yani havayollarına daha fazla uçak verebilmek. Bu kapsamda A320neo ve A321XLR üretim artışı ile A350F kargo uçağının hızlandırılmış teslimatı gündemde. Ancak her fırsatta tedarik zinciri zorlukları dile getiriliyor.
YERDE BEKLEYEN A320’LER
Pandemi sonrasında uçak fabrikalarına parça sağlayan tedarikçiler, üreticilerin toparlanma hızına yetişemedi ve bu durum sistemi yavaşlattı. Buna rağmen 2025 yılında hedeflenen teslimatlar, büyük ölçüde gerçekleştirildi. Airbus geçen yıl 793 uçak teslim etti: 93 adet A220, 607 adet A320 ailesi ve 57 adet A350. Yeni hedefin 900 olduğu tahmin ediliyor. Şirketi en fazla zorlayan konu A320 ailesinde kullanılan P&W motorlarındaki problemler oldu ve ciddi gecikmeler yaşandı. Aynı grubun üretim sürecindeki bir toz sorunu nedeniyle onlarca uçak yerde kaldı. Uçaklarını teslim alan havayolları filolarını verimli kullanamadı. THY de bu süreçte önemli zorluklar yaşadı; hâlâ yerde bekleyen A320 ailesi uçakları bulunuyor.
HEDEFLER ÇOK SAPMADI
Geçen yıl sonuna doğru ortaya çıkan gövde paneli kalite sorunu planlanan üretimin düşürülmesine yol açtı ancak hedeflerden büyük sapma yaşanmadı.
2025’te ticari uçak teslimatları bir önceki yıla göre yüzde 4 artarak 793’e ulaştı.
SEASIA.STATS şirketinin yaptığı araştırma, İstanbul Havalimanı’nın Asya’nın köşe başındaki tek ve en önemli dağılım merkezi olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Aslında bilinen bir gerçek, ‘ASIA’S Top 10’ adındaki araştırma ile belgeli hale geldi diyebiliriz.
Doğu’nun köşe başını İstanbul Havalimanı tutuyor. Batı’da da özellikle Avrupa’daki liderliğini hem yolcu hem de uçak sayısında koruyor. İstanbul Havalimanı bu son verilerle Asya’daki uçuş ağının köşesinde nedenli önemli bir turnike olduğunu da gösteriyor aslında. Neredeyse 83 milyona ulaşan yolcu sayısı ile Asya’nın birçok havalimanını da besleyen bir nokta. Adeta bir atardamar görevi gördüğünü hissettiriyor...
Örneğin yılda 46 milyon yolcunun geçtiği Dubai, İstanbul Havalimanı’nın hemen altında yer alıyor ama yolcu sayısı neredeyse yarısı kadar. Üçüncü sırada yer alan Seul’ün ünlü havalimanı Incheon Intl., yılda 38 milyon yolcuya ulaşan hareketliliğe sahip. Asya’nın köşe başında ama Avrupa kıtasında yer alan İstanbul Havalimanı’nın kapasitesi Doğu’da bildiğimiz birçok ünlü havalimanından çok yüksek. Ayrıca transit yolcu sayısında da üstünlüğünü koruyor. Bu transit yolcuların bir kısmı da İstanbul üzerinden Doğu’nun havalimanlarına direkt uçuyor. Yani 2025 yılı sonuçlarına bakıldığında hava seyahat ağına büyük küresel merkezler hakimken İstanbul Havalimanı 83 milyondan fazla bağlantıyla bölgeye öncülük ediyor. Dubai ve Seul Incheon, batı Asya ve kuzeydoğu Asya kıtalararası uzun yol geçiş kapısı olarak daha alt sıralarda yer alıyor.
Bölgedeki en iyi havalimanları Asya’yı Avrupa, Amerika ve Afrika’ya eşsiz bir ölçekte bağlayan gerçek küresel bir dönüm noktası olarak işlev görür. Bu işlevde de liderlik İstanbul Havalimanı’nda. Kuala Lumpur, Singapur Changi Havalimanı ve Bangkok’a bakıldığında adları kadar kapasitelerinin yüksek olmadığı görülüyor.
HAVACILIK BÜYÜYOR KÂRLILIK AZ GELİYOR
SON günlerde Instagram’da uçak yolcularının bavullarının nasıl soyulduğunu görüntülerle anlatan haberler yer alıyor. Aslında birçok havalimanı bu konularda ciddi ün kazanmış durumda. Şikâyet sayılarına bakıldığında New York JFK gibi havalimanları bavul soygununun öncü yerleri olarak biliniyor. Amerika’daki birçok havalimanında bu sorun bütün tedbirlere rağmen çözülemiyor. Yolcu kapasiteleri, yüksek havalimanlarında alınan tedbirler çare olmuyor. Görevli olarak o havalimanında çalışan hırsızlar kamera açılarının kör noktalarından tutun da bavul markalarına göre içlerinde ne olabileceği konularında artık ihtisas sahibi olmuş durumdalar. El attıkları her bavulda çoğu zaman kıymetli bir eşya buluyorlar.
BİLGİSAYARIN VE SAATİN NE İŞİ VAR!
İstanbul Havalimanı’nda alınan tedbirler, çoklu kameralar sistemi ve denetleyen personel sayısı sistem boşluklarının önüne büyük ölçüde geçiyor. Bunu bizzat gezerek yerinde gördüm. Ama Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bir de görüntü çekilerek yapılan şut altındaki bavul soygunları rahatsızlık verici noktaya geldi. Instagram’da yapılan paylaşımların bazılarına yapay zekâ elini atsa da doğrulanmış olanlar var. Elbette anlaşılması çok zor olan yolcu sorumlulukları da var. Yolcu, bavuluna çok pahalı bir marka saatini koymuş ya da altın bileziklerini bir kutu içinde bavuluna yerleştirmiş. Çalınanlar arasında yer alan dizüstü bilgisayarlarının bavul içinde oluşunu anlamaya da imkân yok. Bir bilgisayarın bavulda ne işi var. Elbette saatin, bileziklerin de...
KIYMETLİ EŞYA İLE İLGİLİ HAKLAR SINIRLI
Hırsızlar bavulları kolayca açıp bunları almışlar. Hatta iddiaya göre, görüntü de çekmişler. Herhalde paylaşım sırasında sorun çıkmasın diye yapıyorlardır bunu. Aldıkları cihazlardan biri, yapılan araştırma sırasında sinyalini Anadolu Yakası’nda bir evden vermiş. Bir diğeri de yine o civarlardan. Bu durum havalimanı içinde çok kötü bir skor olarak yerini alıyor. Sorumlular bulunup işlerine son verilecek ya da verilmiş ama olan yine yolcuya oldu. Eğer eşyalar bulunmazsa, çalanlar ceza alsa da yolcuya bir ödeme ya da yıllarca sürecek mahkemeler sonucu olacak. Ödenen miktar asla giden malın karşılığı olmayacak. Çünkü yolcunun bavulundaki kıymetli eşya ile ilgili hakları çok kısıtlı.
VARŞOVA PAKTI BÖYLE
Bavul kaybolduğunda sadece kilo başına 20 dolar ödeniyor. Varşova Paktı böyle. Bunun nedeni havayolu yolculuğunun başladığı ilk yıllar ve sonrasında özellikle kadın yolcuların uçaktan inip bavullarını aldıktan sonra ‘Benim bavulum açılmış, pırlantalı saatim kaybolmuş’ gibi şikâyetlerde bulunmalarıydı. Elbette bu şikâyetler içinde doğru olanlar vardı. Ama bir süre sonra bunun çok yaygınlaştığı ve havayolu şirketlerinin tazminat ödemeleriyle başa çıkamadığı görüldü. İşte bu yüzden özellikle kaybolan bavullarda uygulanacak kurallar Varşova Paktı ile bir sisteme oturtuldu. Eğer havalimanında bavul yükleme ye da ayrıştırma noktalarında görüntülü bir kayıt yoksa gerisi boş. Giden gider ve geri gelmez.
YOLCULAR, uçuş planı yaptıkları dönemlerde meydana gelen kazalardan etkilenebiliyor ve bir süre ilgili havayolunu tercih etmeyebiliyor. Ancak havayolu ulaşımı güvenilirliğini uzun yıllar boyunca kanıtladığı için uçaklar genellikle boş kalmıyor. Örneğin art arda yaşanan iki Boeing 737 MAX kazasının ardından bu modeli işleten birçok havayolunda ciddi bir yolcu kaybı görülmedi. Son dönemde yayımlanan listelerde Ortadoğu ve Asya-Pasifik bölgesindeki havayollarının öne çıktığı dikkat çekiyor. Bu bölgelerdeki şirketlerin filolarını hızla yenilemeleri ve büyük çaplı uçak alımları yapmaları da bu yükselişi destekliyor.
THY’DE 500 HAZIRLIĞI
Türk Hava Yolları ise yakında ‘TK Aile’ adıyla 500. uçağını kutlamaya hazırlanıyor. Üzerinde 100 bin çalışanının fotoğraflarının yer aldığı özel bir uçak tanıtılacak. Ancak şirketin hâlihazırda 500’ün üzerinde uçağı bulunuyor. Son dönemde açıklanan yatırım planları ve temel atma törenleri kapsamında yapılacak yeni teknik hangarlarla birlikte, bakım kapasitesinde üst sıralara çıkmayı sürdüreceği öngörülüyor.
TARTIŞMAYA AÇIK
Daha önce de yazdım. Ama gözler önünde yaşanılan zorlama bir durum var. Uçakların İstanbul Havalimanı’nda ILS’den (Instrument Landing System- Aletli iniş ya da yaklaşma sistemi) geçiş süretleri hâlâ 200 Knot’un üzerinde. Bu hızla geçildiğinde piste yaklaştıkça süratin düşürülmesinde risk artıyor.
* Üstelik bu risk, kış döneminde arka rüzgârlar artığından daha da yüksek. Yani uçakları arkadan iterek hızlarını artıran arka rüzgârlar yüzünden piste inişler çok hızlı oluyor. Normalde ILS noktasını geçiş hızı 160 Knot’larda olsa, sistem daha düzgün yönetilecek. Ancak inatla bu konuda bir uygulama yapılmıyor.
* 200 Knot ile ILS noktasını geçen uçak, arka rüzgârlarla da sürüklenmesi artınca piste ya sert iniyor ya da frenleme rahatsız edici ölçüde zorlamaya yol açıyor. Bu arada özellikle yeni başlamış ‘first officer’ yani ikinci pilotların bazılarının pisti pas geçtikleri görülüyor. Tekrar havalanan uçak, yine yakıt harcayarak dönüp yeniden inişi deniyor.
PİLOTLAR STRESE GİRİYOR
Ankara Esenboğa Havalimanı’ndayım. Türkiye’nin en modern havalimanlarından biri. Yeni Esenboğa Havalimanı yapıldığı ilk gün zaten Schengen tipi terminal yapısı ile çok öne çıkmıştı.
* Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu açılıştan önce yeni bölümleri görmemi istedi. Gerekli izinler alınınca Ankara’ya gittim.
* Kendimi Esenboğa’nın 3 bin 750 metre uzunluğundaki ikinci pistinin üzerinde buldum. Uçak sanırım sadece DHMİ’nin kalibrasyon uçağı inip kalkmıştı. Pırıl pırıl bir pist. Öyle kauçuk izleri falan da yoktu. Koca koca uçakların inişi ve kalkışına hazırdı. Ama elbette çok etkileyici bir kule vardı. 77 metre yüksekliğinde bir kule. Hava trafik kontrolörlerinin çıktığı yerden bakıldığında havalimanının iki pisti dahil çok geniş alanın neredeyse tümü görünüyordu. Çok etkilendim. Bana DHMİ Genel Müdür Yardımcısı Selami Yapıcı ve DHMİ Kurumsal İletişim Daire Başkanı Serenay Albayrak eşlik etti.
* Yeni yatırım alanlarını gezerken anladım ki yeni taksi yolları, kocaman bir kargo apronu gelecek çok zaman Esenboğa’ya yetecek gibi görünüyordu. Doğru planlanmıştı.
SON zamanlarda havalimanlarında sık sık yolcu bağırmalarını duymaya, toplu ayaklanmaları görmeye başladık. Kimi zaman check-in bankoları önünde, kimi zaman gate denilen uçağa biniş kapıları çevresinde... Özellikle uzun süreli uçuş gecikmelerinde yolcular zamanında bilgilendirilmedikleri için hırçınlaşıyorlar. Gecikmeler yani rötarlar için açıklama yapmayı uzatan şirketler bir de sonunda seferi iptal edince kızılca kıyamet kopuyor. Özellikle de yolcular dertlerini anlatacak ya da doğru bilgi alabilecekleri havayolu personeli bulamayınca iş kontrolden çıkıyor. Bağırmalar, çağırmalar yetmiyor. İş kavgalara kadar sürüyor.
LÜTFEN DOĞRUYU SÖYLEYİN!
Yolcunun bilgilendirilmesi havayolunun en önemli görevi. Ama gelin görün ki her zaman bilgilendirme yerine ya susuluyor ya da kaçamak cevaplar veriliyor. Yolcuyu en çok çıldırtan ise ‘operasyonel nedenlerle’ denilen; ucu bucağı açık cevaplar. Meteorolojik nedenler ise inandırıcı bir şekilde anlatılamıyor. Burada yolcuların da bu konuya inanmamaları işleri zora sokuyor. Örneğin, bir yolcunun ortaya çıkıp “Yarım saat önce bir yakınım başka havayolu ile gitti, inmişler” dediği zaman, durumu anlatmak imkânsızlaşıyor. Hava şartlarının ne çok sıklıkla değiştiğini, rüzgârları yolcuya anlatmak çok zor. Ancak yüksek bir türbülansa girilince yolcu durumun önemini anlıyor ama yine suçlamalar sürüyor.
UÇAK İÇİ EKİBİN MESAİSİ DOLARSA UÇMASI SUÇ
Uçağın bir nedenle gideceği havalimanı yerine bir başkasına yönelmesi, uçak içinde ekip tarafından anlatıldığında yolcular daha makul karşılıyorlar. Pilot anonsları yolcuların en fazla inandıkları bilgilendirmeler oluyor. Ama yerde öyle değil. Bu yüzden yolculara gecikmeler, uçuş iptalleri yerde mutlaka tecrübeli görevlilerce anlatılmalı. Ayrıca, yolcuların cep telefonlarına mesaj gönderilmeli. Bilet değişikliklerinde yolcuya mutlaka yardımcı olunması şart. Yolcuyu oradan oraya göndermek, bu devirde çözümsüz nedenlerden söz etmek hiç hoş değil. Ayrıca sefer iptallerinden, uzayıp giden gecikmelere kadar yolcu haklarının hemen uygulanması gerekiyor. Otel ya da yemek verilmesi için havayolları önceden gerekli organizasyonları yapmalılar. Son dakika talihsizlikleri görevlileri de şaşkına döndürüyor. Bir de gecikmelerde uçak ekiplerinin mesailerinin dolduğu ve uçmalarının suç olacağı yolcuya çok iyi anlatılması gerekiyor.
Bir de unutmayın, yolcu artık uğradığı talihsizliği sosyal medyada en acımasız şekilde paylaşıyor. Üstüne beddua ediliyor. Bu yüzden havayolu yöneticilerinin belki bu durumlar için yer personellerine özel bir eğitim vermeleri gerek. Elbette Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün yolcuyu çileden çıkaran nedenleri iyi araştırması, belki havalimanlarında gözlemciler bulundurması gerekiyor. Yaparlar mı acaba?
AIRBUS’IN en uzun menzilli uçağı olacak A350-1000ULR’nin (ultra uzun menzil) imalatı 2026 sonunda tamamlanacak. 2027 de seferlere başlayacak. İlk siparişi veren Avusturalya Hava Yolları Qantas, bu uçakla ülkenin doğusundan Londra ya da New York’a direkt uçuşlar yapabilecek. Yani Sidney’den 17 bin 16 km uzaklıktaki Londra Heathrow ya da 16 bin 13 km uzaktaki New York JFK havalimanı, Avusturalya kıtasına sımsıkı bağlanacak. Bugüne kadar en uzun direkt uçuş olarak kayıtlara geçen Singapur-New York mesafesi de geride kalacak.
Bu ultra uzun menzilli A350-1000 uçağı Qantas için dört sınıflı imal ediliyor. Safran şirketi tarafından üretilen uçak, özel kapıları ve ayrı bir yatağa sahip yeni bir birinci sınıf süitini hizmete sunacak. Üçlü düzende altı adet koltuk olacak. Birinci sınıfın arkasında, Safran Unity temel alınarak dörtlü düzende 52 Business sınıfı süit yer alacak. Business sınıfının arkasında ise sekizli düzende 40 premium ekonomi sınıfı koltuk olacak. Daha arkada sadece dokuzarlık sırada 140 ekonomi sınıfı koltuk bulunacak. Ekonomi sınıfı kabini, yalnızca üçüncü ve dördüncü kapı setleri arasında yer alacak. Bu dört sınıflı uçakta toplam 238 koltuk olacak
UÇUŞ TESTİ KAMPANYASI
Qantas ve Airbus, dünyanın ilk A350-1000ULR uçağını tanıttı. Uçağın (MSN–imalat numarası-707) tüm gövde parçaları, kanatları, kuyruğu ve iniş takımı 7 Kasım 2025 itibarıyla monte edildi. Bu yılın ilerleyen günlerinde uçak, motorlarının ve uçuş ekipmanlarının montajı için yeni bir hangara transfer edildi. MSN 707, 2026 yılında modifikasyon onayı almadan önce kapsamlı bir uçuş testi kampanyasına başlayacak.