Vasiyetimdir, ben gömülürken o şarkı çalsın

İlkokulda öğretmenlerine sınav iptal ettirebilecek kadar güçlü bir sesti... Komşuların şikayet için kapılarını aşındırmasına aldırış etmeden bağıra çağıra şarkılarını söylemeye devam etti... Janis Joplin ile içine düşen müzik aşkının peşini bırakmadı... 16’sında “TRT’yi karıştıran amatör ses” oldu. Müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıran Zerrin Özer, ne yazık ki son dönemde sağlık sorunlarıyla manşetlerdeydi. Ama o acı günler bitti. Şimdi karşımızda; yeni single hazırlığında, kilo vermiş, “Çok güzel olmaya karar verdim, estetik de yaptıracağım. Herkes bilsin ayaktayım” diyen bir Zerrin Özer var.

 

* Zerrin Hanım, tek kelimeyle muazzam bir sesiniz var. Bunu ne zaman fark ettiniz?
- Fark etmek diye bir şey yok aslında... Ben Janis Joplin dinleyerek müzikle tanıştım. 16 yaşında falandım sanırım...

* İyi ama böyle bir sesin öncesinde fark edilmemesi mümkün mü? Mesela kimse ilkokulda sesinizin ne kadar güzel olduğunu söylemedi mi size?
- Ha ilkokulda... Çok yaşa... Evet, ilkokuldayken bir öğretmenimiz vardı, derdi ki “Eğer Zerrin ‘Gamzedeyim Deva Bulmam’ı söylerse, bugün imtihan yapmam...” Allah canımı alsın böyle söylerdi. Hayret, bu nereden aklına geldi.

* Bu yeteneğin çok eskiden keşfedilmemesi imkansız çünkü... Ayrıca bir ilkokul öğrencisinin “Gamzedeyim Deva Bulmam”ı bilmesi ve söylemesi de ilginç...
- Nurlar içinde yatsın, Barış (Manço) abimden hep dinlemişimdir, sonradan da çok okudum zaten...

* Eee, okuyup sınıf arkadaşlarınızı kurtarıyor muydunuz sınavdan?
- Herkes “Ne olursun” derken mümkün değil tabii okumamak. Aklıma geldi, Türkçe öğretmenim de öyleydi, hep şarkı söylememi isterdi. İlkokul biterken düzenlenen müsamerede de bütün koro arkamdaydı, ben solist olarak sahneye çıkmıştım bak. Bunları sen hatırlattın şimdi bana, inanamıyorum.

* Ses işte... Doğal yetenek...
- Ama şimdi telefon açıyorum, karşımdaki “Buyrun beyefendi” diyor! Her zaman diyemiyorum tabii “Afedersiniz de ben beyefendi değilim, hanımefendiyim” diye.

* Anlamadım, neden o?
- E normal... Seneler geçtikçe, onca yıl şarkı okudukça, Allah kahretsin ki bir de sigara içiyorum, en kötü huyum bu, tabii kalınlaşıyor ses. Yine de Allah’a şükür.

* Şükür dilinizden düşmüyor...
- Eskiden derdim ki “Bu kadar iyi niyetliyim de niye ben böyle darbeler yiyorum, niye beni bu kadar üzüyorlar, niye benimle böyle oynuyorlar”...

* Neyeydi bu isyan?
- Mesela çelme takarlardı. Aslında benim yapacağım işi bir bakardım başkası almış, ben kalmışım. Çünkü onların arkalarında bir sürü insan vardı, ben hep tek başımaydım. Ama sevgiyi satın alamazsınız. Her şeyi alabilirsiniz, sevgiyi asla...

Vasiyetimdir,  ben gömülürken o şarkı çalsın

Fotoğraflar: Selçuk ŞAMİLOĞLU

“TRT’Yİ KARIŞTIRAN AMATÖR SES”TİM BEN

* Bu sevgi bir anda kazanılmadı tabii... Kariyerinizin dönüm noktası kabul ettiğiniz olay neydi?
- Birdenbire bir kız çıktı, TRT’nin açtığı “Modern Folk Üçlüsü’yle Söyler misiniz” yarışmasına katıldı ve 1000 kişi arasından sıyrılıp birinci oluverdi. Bir anda karar verdim, yarışma günü evden çıkıp TRT binasına yürüyerek gittim. Yani öncesinde biyografi falan yazıp yollamamıştım. Şarkımı söyleyip bitirdim, Doğan (Canku) abi birden ayağa kalktı, “Sen daha önce nerelerdeydin” dedi. Birinciliğimden sonra dergiler “TRT’yi karıştıran amatör ses” diye haber yaptı.

* Zerrin Hanım, bu ses yurtdışında olsa ortalık yıkılırdı. Neden sınırları aşmadınız?
- Annem için olmadı, annem istemediği için yani... Yoksa Amerika hazırdı... Üstelik buradaki gibi tırnaklarımla kazımayacaktım. Her şey hazırdı dediğim gibi; Mireille Mathieu’nun aranjörü, yapımcısı... Amerika’dan, İrlanda’dan, Belçika’dan... O kadar çok ülkeden teklif geldi ki aslında... Ama annem işte, istemedi. “Hadi beraber gidelim annecim”, yok. “Ben yalnız gideyim”, katiyen olmaz!

* Gerçekten böyle bir ses daha yok... Azer Bülbül şarkısı “Duygularım Darmadağın”ı sizin yorumunuzla kaç kere dinledim bilmiyorum...
- Ama nasıl sözler... Duygularım darmadağın anlayamazsın, bendeki kalp sende olsa taşıyamazsın.

* Onun beni çok etkileyen şarkılarından biri de “Rolüm Bitmedi”...
- Ben de onu çok seviyorum. Ah canım benim, nurlar içinde yatsın. Azer Bülbül’ün bu kadar iyi şarkıcı olduğunu bilmezdim aslında... Dinledim, dedim ki bir dakika ya, ciddi ciddi blues yapıyor.

INSTAGRAM’A YAZILANLARI OKURKEN AĞLIYORUM

* Sahnede de öyleydi...
- Hiç seyretmedim, o kadar üzgünüm ki... İyi ki “Duygularım Darmadağın”ı okudum. Dinleyenler çok beğendi ama maalesef promosyonunu yapamadık fazla. E o kadar çok sanatçı var...
Gerçi sanatçı diyemeyeceğim çoğuna da, o kadar çok bu mesleği yürüten insan var ki. Sürekli klipler dönüyor. Artık bunu kartvizit olarak taşıyorlar.
Diyorlar ki “Ben albüm yapmayayım, o kadar parayı vermeyeyim, bir tane söyleyeyim, zaten bir tane şarkının üzerine yoğunlaşıyoruz”... O şarkıyı kolunun altına alıp her kanala gidiyor, öyle öyle isim oluyorlar. Sonra bir de bakmışsınız sizi beğenmiyorlar! Garip durumlar.

* Zerrin Özer’i...
- Öyle ama... Sanatçının yaşlanması diye bir şey olamaz oysa. Oscar törenlerinde tecrübeli, yaş almış, başarılı sanatçılar sahneye çıkınca salon nasıl ayağa kalkıyor. İşte sanata o kadar değer veriliyor, ama burada maalesef öyle değil.

Vasiyetimdir,  ben gömülürken o şarkı çalsın
 

Kasımdan sonra konserler başlıyor

* Yeni müzik çalışmaları ne alemde?
- Şu an en önem verdiğim şey, hazırladığım single... Çok güzel bir Şehrazat şarkısı. Hatta bu röportajdan sonra okumalar için stüdyoya gideceğim. Bir de sanırım 20-25 sanatçı, canım Yıldız Tilbe’nin güzel şarkılarını okuyoruz. Ben şarkımı seçtim. “Ama Evlisin”... Kasımdan sonra da konserler başlayacak.

 

BELKİ DE MAZOŞİSTİM ACIYI SEVİYORUM

* Benim en çok sevdiğim ve sizinle özdeşleştirdiğim bir başka şarkı da “Bir Gülü Sevdim”dir...
- Coşkun Sabah ve Ahmet Selçuk İlkan, çok değerli dostlarım. Benim için çok özel bir şarkıdır o da. Hayatımdaki gerçekten çok önem verdiğim biri tarafından “Lütfen bunu oku” denilmiştir. Hayatımın en mutlu dönemini anlatan şarkı belki de... Sonunda ayrılık olsa dahi... Gerçekten dünyanın en güzel duygusu aşk. Aşık olmak korkunç güzel bir şey. Ben de hep “Aşk kadınıyım” derim zaten.

HERKES HADDİNİ BİLECEK!

* Müzik sektörü anlamında sizin jenerasyonla şimdiki jenerasyonu karşılaştırmanızı istesem...
- Bizim jenerasyonda saygı her şeyden önce gelirdi. Her şey daha gizliydi. Gizli derken; olumsuz düşünceler ve rekabet gizliydi demek istiyorum. Şimdi her şey çok ortada. Bir şey ne kadar ortada olduğunda cazibesini yitiriyor. Artık müzik sektöründe düello dönemi yaşanıyor. Söz kavgası yerine müzik kavgası olsa ya... Aslında müzik kavgası da yanlış bir tanım, müzik yarışı olsun. Kavga etmekten, birbirlerine laf atarak magazin yapmaktansa güzel şarkılar yapsınlar, halk zaten iyi işi takdir edecektir.

* Yeni isimlerin özgüvenleri de çok yüksek sanki...
- Yeni sanatçı kardeşlerimi takdir ediyorum, çok güzel sesler geliyor, çok güzel projeler çıkıyor, müzik adına şeyler işler yapılıyor. Ama öyle büyük büyük konuşmalar kimsenin haddine değil, herkes haddini bilecek! Ben Zerrin Özer’im, sanata yıllarımı verdim buna rağmen büyük konuşmuyorken yeni jenerasyondaki kardeşlerime inanamıyorum.

* Aleyna Tilki için de “Ukala ve küstah” dediniz...
- Ya onu uzatmaya gerek yok aslında. Sonuçta dedim ki “Çok beğeniyorum fakat son derece küstah ve ukala. Antipatik ile sempatiklik arasında ince bir çizgi vardır, dikkat etsin antipati tarafına geçmesin”... Hepsi o kadar.

* Bu sektörde kalıcı olur mu sizce?
- İşte onu bilmiyoruz. Zaten “Oldum” diyen insan bitmiştir.
Daha ben bile olmadım çünkü onun sonu yok sonu...

 

ŞÜKÜR BİTTİ GİBİ

* Bu kadar hareketsizliğe rağmen epey de kilo vermişsiniz gördüğüm kadarıyla...
- Evet, spor yapıyorum. Fitness gibi değil tabii... Öncelikle belimi güçlendirecek bir fizik tedavi yapılıyor.
Ondan sonra da hocanın denetiminde spor. Ya aklıma geldi, tek sıkıntım kırıklar değildi ki, ben dengemi de kaybettim. Vertigo başladı. Elime koca sopa verdiler, içi kumla dolu, onunla yürümem lazım. Ne mümkün, normal yolda yürüyemiyorum ki. Bir o tarafa gidiyorum, bir bu tarafa. Şükür bitti gitti her şey.
Yalnız bir de şeye çok üzülüyorum, “Aaa Zerrin Hanım kalktı mı ayağa, tekerlekli sandalyede değil mi artık” diye mevzular oluyormuş... O mevzular benim işimi de baltalar. Bilinsin istiyorum, artık gayet iyiyim.

 

BEN ESKİDEN BİLDİĞİN DELİYDİM DELİ

* Siz çok ciddi bir sağlık sorunu yaşadınız, uzun süre tekerlekli sandalyeye mahkum oldunuz? Neler geldi başınıza?
- Ben hayvanlara aşığım. Üç tane köpeğim vardı, rottweiler, cane corso ve boxer-pitbull karışımı. Bir gece kalktım, su içmek için mutfağa gidiyorum, karanlık. Ayağım benim 60 kiloluk cane corso’ya takıldı. Meğer nereye gidiyorum diye peşimdeymiş. Çok fena düştüm.

* Ve acı dolu günler başladı...

- Yok, onun öncesi var. Bremen’de havaalanında çok kötü düşmüştüm bir kere... Sabunlu suyla yıkamış, durulamamışlar, ayağım kaydım. Ondan sonra bir kere daha düştüm. Bu üçüncüydü. Ama bu kez öyle bir düştüm ki... Yer de taş... Sabah oldu, anlatamayacağım kadar acı çekiyorum. Beni apar topar hastaneye götürdüler. Dediler ki disk parçalanmış, sinire yapışmış!

* Eyvahlar olsun...

- Hem de ne eyvah Tülay, duramıyorum, ben böyle ağrı görmedim. Gözümde yaşlar kurudu. Ağrı uzmanı Profesör Serdar Erdine çok yakın dostumdur. “Hemen gel Zerrin” dedi. Keşke ona gitseydim direkt ama kader... İlk ameliyatı olabilmek için bir hafta beklemem gerekti, çünkü Aspirin kullanıyordum, “Hemen olmaz” dediler. Ama ben bu arada ağrıdan ölüyorum. Neyse uzatmayayım, ameliyat günü geldi. Dediler ki yarına taburcusun, fıtık ameliyatı nedir ki...

* Ama...
- Ben uyandım, anormal bir ağrım var. Ameliyat öncesinden daha da fazla... Beni tekrar MR’a götürdüler, meğer parça kalmış içinde. Doktor geldi, “Zerrin Hanım kusura bakmayın, beceremedim. Yarın o parçayı alalım” dedi ve ertesi gün tekrar ameliyata girdim. Uyandım, iyi de hissediyorum kendimi. Ama bu sefer yürüme merkezinde sorun var. Neşter kırılmış, omurilikten neşteri alırlarken bütün yürüme merkezini zedelemişler. Sağ ayağımı katiyen kaldıramıyorum. Boşalıyor, kitleyemiyorum ayağımı. Neyse ablam fizyoterapist benim, Hacettepe’nin ilk mezunlarından. 1.5 sene beni tedavi etti. Her gün iki saat egzersiz.

Vasiyetimdir,  ben gömülürken o şarkı çalsın


“BİLEĞİNİZİ TEKRAR KIRMAMIZ GEREK” DEDİLER, “BEN ALMAYAYIM” DEDİM

* Ve kurtuldunuz mu?
- Nerede o günler! Bir gün yavaş yavaş yürümeye çalışırken yine düştüm. Bu sefer parmağımı ve bileğimi kırdım. Sanıyorum alçıyı da yanlış yapmışlar, yanlış kaynadı. Bak bu elimi tam kapayamıyorum, bir şey tutamıyorum artık.

* Ne olacak peki?

- “Eskiye dönmesi için tekrar kırılması gerek” dediler. “Aman ben almayayım” dedim (gülüyor). Televizyon programım vardı biliyorsun, uzun süre beni tekerlekli sandalyeyle götürdüler stüdyoya. Programı koltukta oturarak tamamlıyordum mecburen. Her hafta da bunu saygısızlık sanmasınlar diye durumu açıklayıp özür diliyordum seyirciden. Sonra baktım moda oldu!

* Program devam ediyor mu?

- Şu anda devam etmiyor ama başlayacak sanırım.

* Bu kadar da olmaz denecek şeyler yaşamışsınız.

- Çok şeyler yaşadım çok. Kaybolan bir 2.5 sene var yani, dile kolay. En son çok önemli bir hoca geldi, bir operasyon daha... Şu anda altı tane çivi var.

* Ağrınız var mı hâlâ?

- Ağrı yok, şükürler olsun.
Ama ayakta çok kalınca ameliyat yerim ağrıyor tabii.

 

VE SONUÇ

TİCARETTEN UZAK DURMALI

Zerrin Özer’in de pek çok sanatçı gibi çocukluğundan bugüne taşıdığı en büyük özellik, sınırsız hayal gücü. Bu özelliğin doğal sonucu olarak hassas, kırılgan, duygularını çok yoğun yaşayan biri... Negatif olaylar da onu başkalarından daha fazla etkiliyor.
Bu etki, aynı şekilde aşklarını da yoğun yaşamasının sebebi.
Zerrin Özer’in üretebilmesi, mutlu olabilmesi için sınırlanmaması, kısıtlamalarla boğulmaması gerekir. Sınırsız hayal gücünün etkisinde olan kişiler, felsefe konularında ve yazarlıkta da başarılı olur.
Uzak durmaları gereken meslekler ise ticaret, yöneticilik ve bankacılıktır.

Vasiyetimdir,  ben gömülürken o şarkı çalsın

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Kutlama değil ilan şekli sıkıntılı

Ceyda Düvenci, binbir güçlüğün üstesinden gelerek büyüttüğü kızının genç kızlığa adım attığını sosyal medya hesabında duyurdu.

“Kutlayalım yeni zamanını” dedi.
Bu paylaşım sonrası kimi veryansın etti, “ayıp” diye hop oturup hop kalktı, kimi de “sünnet davulla zurnayla kutlanıyorsa bu niye ayıp olsun” diyerek Düvenci’ye destek verdi.
Ben ayıplamıyorum da alkışlamıyorum da...
Öncelikle ne mutlu bu güzel aileye diyorum...
İki pırlanta gibi çocukla hayatlarını paylaşıyor, onların büyümelerine tanıklık ediyorlar.
Ve çok mutlular...
Sağlıkları da mutlulukları da daim olsun.

Yazının Devamını Oku

Artık kapı aralandı uzaylılar aramızda

Ünlü astrolog ve spiritüel danışman Aslı Güder, 2018’de verdiği röportajda “Tüm dünyayı maskeli görüyorum” diyerek pandemi tablosunu önceden çizmişti. Felaketlerin birbirini izlediği 2020’yi nihayet geride bırakmışken, belki güzel haberlerle içimizi açar dedim, bir umut 2021’e dair öngörülerini istedim. Baştan söyleyeyim, global anlamda iyi haber bekleyenlerin bu yıl da elleri boş kalacak. Ama yüzünüzü asmayın, bireyselde gülmenin yolu açık... Deprem olur mu, uzaylılar aramızda mı, magazin dünyasının ünlülerini hangi sürprizler bekliyor, yılın en şanslı burçları hangileri? Ben sordum, Güder yanıtladı.

2020 zor geçti ama astrologlar 2021 için de iyi konuşmuyor. “2020 fragmandı, asıl film şimdi başlıyor” benzeri açıklamalar var. Şimdi oturup felaketin ikinci perdesini mi bekleyeceğiz yani?

- Aslına bakarsanız 2021 kumar yılı olacak.

Nasıl yani?

- Yani doğru adımlar atıp akıllıca risk alan, yeniliğe açık olup kendini adapte edenler bu yıl kazanacak. Kapalı, değişime açık olmayanlarsa bu yılın kaybedenleri olacaktır.

Gerçekten bu yıl öngörüldüğü kadar zor mu geçecek?

-  Evet, zorlu bir süreç bizi bekliyor.◊ İyi ama hangi açılardan?

- Bu yıl kıtlık, kuraklık, isyanlar ve özgürlük savaşlarına tanıklık edeceğiz mesela... Özellikle Londra, Paris ve Washington’da büyük gösteriler olacak. Ayrıca Kanada ve Almanya’daki hareketlenmeler de bizi şaşırtacak diyebilirim. Amerika’da İkiz Kuleler benzeri bir olay yaşanabilir. Ayrıca yıl içinde dünyayı etkileyecek bir nükleer tehdit görüyorum.

Hatta 3. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini duyacağız. Batı ve doğu arasındaki denge bozukluğu, ülkelerdeki adaletsizlikler, terör olayları ve ayaklanmaları tetikleyecek.

Yazının Devamını Oku

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

34 beden bile büyük geliyor çocuk reyonundan giyiniyorum

Seren Serengil cephesinden kötü ve iyi haberler peş peşe geldi. Geçirdiği operasyon nedeniyle hızla kilo veren ve 46 kiloya kadar düşen Serengil, ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ne var ki onu hayata bağlayacak sürpriz gelişme de hemen ardından yaşandı. Serengil, zor günlerinde yanında olan arkadaşı Mustafa Tohma’dan gelen evlilik teklifine “evet” dedi. Bu kez aşk değil huzur istediğini söyleyen, “Ben artık aşka küstüm” diyen Serengil’in hayatında neler olup bitiyor, sağlık durumu nasıl, düğün ne zaman? İşte tüm bu sorular röportajımızda yanıt buldu.

Serencim, geçmiş olsun. Geçirdiğin bir operasyon nedeniyle sürekli kilo kaybı yaşadığını açıkladın. Şimdi nasılsın, biraz toparlayabildin mi kendini?

- Teşekkür ederim. Aslında ilk kez 6 yıl önce mide ameliyatı geçirdim. O dönem gayet rahat ve sağlıklı şekilde kilo vermiştim.

Evet, çok da formda görünüyordun. İkinci kez operasyon geçirme fikri nereden çıktı o halde?

- Çocuk yapmak istedim. Bunun için bir seneye yakın süre hormon aldım. Hormon tedavisi yüzünden de verdiğim kiloların 15 kilo kadarı geri geldi. Ama maalesef ani stres sonucu düşük yaptım. O süreçte evden dışarı çıkmadım. Sabahtan akşama kadar çikolata yiyor, kola içiyordum. İkinci operasyon fikri de düşükten sonra gelişti. Bir an önce kilo vermek, işime konsantre olmak için bu kararı aldım.

8 YAŞIMDAN BERİ SUDAN İĞRENİYORUM

Seni stres, kola ve çikolata yoldan çıkardı yani...

- Alkol ve sigara zaten kullanmıyorum. Ama benim de bir kötü huyum var, su içememek... 8 yaşındayken musluktan gelen paslı suyu gördüm, o gün bugündür su içmiyorum, iğreniyorum. Tabii su içmemek de kolay kilo alma sebebi...

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Gönüller bir olsun

Milletçe kriz dönemlerinde omuz omuza vermenin önemini, değerini şu pandemi sürecinde daha iyi kavradık. El ve gönül birliğinin güzelliğini, yaşayarak gördük.

Olan olmayana, varlıklı darlıktakine el uzattı.
Bu sayede pandemiyi mümkün olduğunca az hasarla atlatma yolunda önemli mesafe kat ettik.
Belediyeler “küçük esnafa destek” çağrısı yapıyor, bu çağrılar büyük ölçüde yanıt buluyor.
Büyük işletmelerin imdadına ise genellikle mal sahipleri yetişiyor.
Kısıtlamalar çerçevesinde günlük ciroları ciddi ölçüde azalan mağazalara kimi AVM’lerden yılbaşı hediyesi tadında müjde geldi.
Zaten temmuz ayından beri kiracılarına yüzde 50 indirim sağlayan Capitol de “Gün birlik olma günü” diyenlerden...
2021 Nisan sonuna kadar yüzde 50 indirimli kira uygulamasına devam edecek olan AVM, aralık ayında başlayan hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle ek destek kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku

Atatürk anneannemle tanışmak istemiş

Atatürk’e bile karışım hazırlamış bir lokman hatunun torunu olunur da başka yoldan gidilir mi? O da gitmemiş, bitkiler dünyasına dalmış, anneannesinden öğrendiklerinin üstüne kattıkça katmış. Bugün kendi adını taşıyan doğal içerikli bir markanın patroniçesi... Suna Dumankaya, durup dinlenmeden araştırmalarına devam ediyor. Bu hafta “Doğada keşfedilecek çok şey var” diyen Dumankaya ile bir araya geldim. Hem macerasını dinledim hem de pandemiye özel kişisel bakım tüyoları aldım.

Doğal güzellik ve şifa kaynaklarının kullanımını, okuduğum kadarıyla anneannenizden öğrenmişsiniz. Ondan biraz bahseder misiniz?

- Anneannem Türkiye’nin ilk lokman hatunlarından Fatma Öktem... Eski zamanlarda hastaneler bu kadar yaygın, teknoloji de bu kadar ileri değilken, doğadan bulduğu bitkilerle tedavi yapardı. Bu tedavileri zaman içinde geliştirerek birçok konuda alternatif doğal reçeteler hazırladı.

Ben de o süreçte hem çok meraklı hem de konuyla çok ilgiliydim. Ondan gördüklerimi zamanla geliştirdim, bunları gerek ekranlarda gerekse kitaplarımla aktarma yoluna gittim.

Sizi yönlendiren anneanneniz miydi yoksa kendiliğinden gelişen bir ilgi mi bu?

- Bitki ve doğal içerik konusunda anneannem sayesinde ilerledim. Ama bu bilgileri güzellik alanına taşımak, geliştirip üretmek için çok ciddi araştırmalar yaptım. Bu beni önce bitki bilimine sonra da güzellik uzmanlığına yönlendirdi. Ardından kitaplar geldi. Ve en sonunda da yerli marka yaratma süreci başladı.

Anneanneniz Atatürk’le de tanışmış...

-  Bizim için çok özel bir anı bu... Eskiden ilaç ve hastane konusunda çok eksiklik yaşandığından, anneannem herkese doğal yöntemlerle şifa olmaya başlamış. Gerek kendisinin bulunduğu Siirt’ten gerekse çevre illerden birçok kişi ona gidermiş. Mustafa Kemal Atatürk de cumhuriyetin ilanından sonra Anadolu’yu şehir şehir gezerken Siirt ziyaretinde onunla tanışmak istemiş.

Yazının Devamını Oku

Eğlencenin dijital devrimi başlıyor

Devir değişti, artık eskisi gibi omuz omuza danslar, eğlenceler yok.

Ama girişimci ruhlar, yeni dünya düzenine uygun yeni deneyimler vaat ediyor, Uzay Yolu tadında alternatifler sunuyor.

Azıcık detaylandırayım, yeni yıl akşamınıza renk katayım...

ÇapaMarka Entertainment Group, eğlencenin bittiği, müziğin sustuğu pandemi sürecinde “Bu kadar sessizlik, bu kadar depresyon yeter” diyerek dünyanın ilk dijital eğlence parkını yarattı. Adı Digital Winter Wonderland...

Bir bakıma geleceğin demo’su... Uzay çağında nasıl eğleneceğiz, test ediliyor gibi...

Devasa bir alan üzerine 3D olarak inşa edilen bir yeni yıl panayırı hayal edin... Dönme dolabından 70 metrelik yılbaşı ağacına her şey gerçeğine en yakın şekilde tasarlanmış. Panayır alanında hepsi yine üç boyutlu 7 ayrı sahne ve her sahne için farklı bir eğlence mevcut.

Yeni yıl ruhunun en güvenli, en virüssüz şekilde yaşanması için insan sirkinden yeni yıl gazinosuna, akustik sahneden ana sahneye her şey düşünülmüş.

Velhasıl, gece boyunca sahneler arasında dolaşırken karşınıza bir anda Ali Poyrazoğlu, Soner Olgun, Serdar Ortaç, Suzan Kardeş, Celil Nalçakan, Özlem Olgun, Deha Bilimlier, Derya Uluğ, Gülden Karaböcek, Güvenç Dağüstün ve Zehra ile çember dansçıları, oryantal dansçılar ve akrobatlar çıkabilir, şaşırmayın.

Öylesine bir gerçekçilik, öyle bir zincirleme sürpriz...

Yazının Devamını Oku

Komplo yok kahpe bir virüs var

Cem Özer durdu durdu, karşımıza “Payitaht Abdülhamid” dizisinde sultanın baş düşmanı William Hechler olarak çıktı. Bu rol için imaj yenileyen oyuncuyla set sonrası buluştum. “Laf lafı açar” dedik, sorusuz, sorgusuz koyu bir sohbete bıraktık kendimizi. Sabırsız genç meslektaşlarını da konuştuk, “bu işler torpilsiz olmaz abi” önyargısını da, pandemi sonrası arşa çıkan komplo teorilerini de... Setlerde durum ne, yeni aşı bizi kısırlaştıracak mı, sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı? Merak edenlere iyi okumalar...

Cem Bey, bugün benden “hazır soru” bombardımanı beklemeyin, sohbete geldim. Laf lafı açsın, sohbet bizi nereye götürürse artık...

- “Laf Lafı Açıyor”a bir göndermeyle başlayalım diyorsunuz (gülüyor). Doğru bir yöntem. Benim programlarımın sırrı da buydu zaten. Çünkü bir dönem hazırlık yapmak çok önemsenirdi. Herkesin dilinde “Aman biz çok hazırlık yapıyoruz programa çıkmadan” falan... Bana da bir gün dediler ki “Biz de hazırlık yapalım”...

“Laf Lafı Açıyor” yıllarından bahsediyorsunuz herhalde.

- Evet evet. İki-üç program hazırlık yaptık, öyle çıktık. Benim en kötü programlarım oldu onlar. Soruları hazırlayıp elime veriyorlar, haliyle karşımdakini dinlemeden tamamen sorulara odaklanıyorum.

Olmadı yani...

- Hiç olmadı. Kardeşim bırakın, bu sohbet programı... Evinize misafir geldiğinde önceden hazırlık mı yapıyorsunuz “bunları soralım” diye?

DOĞRULAR CEZALANDIRILDIĞI İÇİN KIZLAR HEP “MERVE’LERE” GİDİYOR!

Yazının Devamını Oku

Çocuklar trafikte

Geçen gün otomobil ile uzun bir yolculuk yaptım. Yollar, viyadükler, insanlar gözümün önünden akıp giderken birden geçmişi anımsadım. “Trafik terörü” lafının hayatımızdan bir gün bile eksilmediği zamanları...

Eskiye nazaran bayağı bir yol aldık. Türkiye’nin aldığı yolu rakamlar da kanıtlıyor zaten...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birkaç gün önce 6. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’ndaydı.

Soylu, yaptığı konuşmada yeni projeler, iyileştirilen karayolları ve artan acil müdahale imkanlarıyla trafik kazalarında ciddi bir azalma sağlandığını açıkladı.

BM Genel Kurulu’nun “2011-2020 arasında trafik kazalarındaki ölüm vakalarının yüzde 50 azaltılması” hedefini tutturabilen iki ülkeden biri olmamız da başarının kanıtı...

Bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki trafik eğitimi mutlaka küçük yaşta başlamalı. Çünkü çocuklar, gerekliliği ve sebebini küçükken öğrendikleri kuralları, büyüdüklerinde de unutmuyor.

Yetkililer de trafik bilincini küçük yaşta oluşturmak için gerekli adımı attı, çok önemli bir projeyi hayata geçirdi.

Hazırlanan “trafik eğitim parkları” ülke çapında hızla yaygınlaşıyor.

Bu yıl itibarıyla 6 ilde daha park yapımı tamamlandı.

Yazının Devamını Oku

Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemem

Nilgün Belgün, geçen ay tat ve koku kaybı şikayetiyle gittiği hastaneye “Covid-19 pozitif” teşhisiyle yatırıldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı ve virüsü alt etmeyi başardı. Belgün’le “negatif” müjdesini almasının ardından görüştüm. Enerjisini tüketen, kendisini yatağa çivileyen hastalığın izleri silinmeye, kahkahaları eskisi gibi çınlamaya başlamış başlamasına ama... Hastalık haklı olarak gözünü öyle korkutmuş ki, “Bir daha aynı şeyleri yaşamak asla istemem” diyor ve ekliyor: “Gribe falan benzemiyor. Başında belki burnunuz akıyor, başınız ağrıyor falan ama devamı çok farklı.”

Öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum.

- Çok teşekkür ederim.

Nasıl oldu bu?

- Çok önlem alıyordum kendimce... Gerçekten az insan benim kadar dikkatlidir. Nadiren kızlarımla görüşüyordum, onlarla da mesafeliydik, yani birbirimize sarılmak falan yoktu. Onun dışında iki-üç arkadaşımla görüşüyordum, başka da kimseyle hiçbir şekilde irtibatım yoktu. Ama maalesef bu virüsü kaptım işte.

VİRÜSÜ KİMDEN, NASIL KAPTIM BİLMİYORUM

Virüs size nereden, kimden bulaştı, bir fikriniz var mı?

- Nereden ve kimden bulaştığı konusunda bazen fikir sahibiyim, bazen değilim.

Yazının Devamını Oku

Denetim şart

Son yıllarda en çok sorguladığımız konulardan biri, şiddet vakalarındaki artışta televizyonun payı... Program içerikleri şiddeti körüklüyor mu?

Bu tarz içerikler değişirse, verilen mesajlar farklılaşırsa, şiddet vakalarında belirgin bir azalma yaşanır mı?

Bu soruların kesin olarak yanıtını vermek güç ama şu bir gerçek ki, dijital yayınlar kontrolden çıkmış durumda.

RTÜK, geçenlerde “televizyon yayınlarında şiddet” başlıklı bir araştırma yaptı. “Şiddetin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den en azından televizyon ekranlarındaki şiddeti önlemek adına adım atılacağını duymak iyi geldi.

Yayınlardaki aile, kadın ve çocuklar için problem teşkil eden şiddet içerikleriyle kararlılıkla mücadele edeceğini açıkça belirten RTÜK, bu konuda kamuoyunun nabzını tuttu. 26 ilde 15 ve üzeri yaştaki 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 94’ü televizyon yayınlarında şiddet içeriklerinin orta ve daha fazla düzeyde olduğunu düşünüyor. Kadınlar, erkeklere göre televizyon yayınlarında şiddete daha fazla yer verildiği görüşünde.

Bir başka çarpıcı nokta, şiddet algısının yaş grubuna göre değişkenlik göstermesi...

36-50 yaş arası bireyler, televizyon yayınlarında şiddete fazla yer verildiğini ifade ediyor. Oysa 15-25 yaş grubunun yüzde 33,3’ü, şiddete yer verilme sıklığının çok az olduğu görüşünde! Yani görünen o ki pek çok genç şiddeti kanıksamış durumda...

Dünya genelinde de tablo hemen hemen böyle...

Yazının Devamını Oku

Erkek hakem hatası kabul edilir de benimki edilmez!

Kadınlar iş hayatının her alanında... Elleri sadece hamura değil her işe uzanıyor. Özgüvenleri yüksek. Ama bu çağda bile önyargılarla boğuşuyorlar. Misal... Futbolseverler ve spor kamuoyu, kadınları yeşil sahada görmeye ne kadar alıştı? Ne kadar destekliyor ve kararlarına ne kadar güveniyorlar? Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemi Lale Orta’nın anlattıklarına bakılırsa, bu konuda daha alınması gereken epey yol var: “Çok başarılı olduğum halde sırf kadın olduğum için bana Süper Lig’de görev vermeye cesaret edemediler. ‘Erkek hakem hatası kabul edilir, seninki edilmez’ dediler.”

“Kadın ve futbol” konusuna bugün bile önyargılı yaklaşılıyor. Muhtemelen siz yeşil sahalara adım attığınızda kalıplar çok daha sertti.

-  Dünyadaki gelişmelerin çok uzağında bulunanlar, futbolu erkek sporu olarak görüyordu. Bu nedenle “kadın” ve “futbol” kelimeleri yan yana getirilmezdi.

Ama siz kalıpları yıktınız, basketbol oynarken bir U dönüşüyle futbola yöneldiniz. Nasıl doğdu bu merak?

- Çok hareketli bir çocuk olduğum için ailem beni 11 yaşında spora yönlendirdi. Vefa Kulübü’nde basketbola devam ederken, sokaklarda da erkek arkadaşlarımla futbol oynuyordum.

Sizi bu yola çeken motivasyon kaynağı neydi peki? İlk adım nasıl atıldı?

-  İstanbul Moda’da, Dostlukspor Kız Futbol takımının olduğunu öğrendim. Bu sayede futbolu öğrenmek, oynamanın verdiği keyfi yaşamak ve görmek açısından tercihimi futboldan yana kullandım.

SAHAYA YAKIN OLAYIM DERKEN KENDİMİ MERKEZİNDE BULDUM

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa açık davet

Sonunda bunu da duyduk! Bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen kadını öldürmek için bomba düzeneği kurmuş. Üstelik bu ilk vakası değilmiş; daha önce aynı sebeple kadının evini ve arabasını yakmış, kurşunlamış.

Ne acıdır ki adli kontrol şartıyla dışarıda, sokaklarda, yanıbaşımızdaymış.

Hayretler içinde okudum haberi. “Ne hırsmış, ne egoymuş, ne gözüdönmüşlük” dedim, pes! Nasıl bir ruh hali, ne tür bir ruh hastalığıdır bu...

Ya o bomba patlasaydı... Bu “adli kontrolle serbestlik” meselesi de defalarca baş yaktı, can aldı, bilmiyorum bu kıyamet nasıl dinecek.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde “Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin” dedi ama böylesine insanlıktan çıkmış biri kolay kolay kendine gelir mi emin değilim. Keşke...

Sayın Soylu’nun bence en önemli uyarısı, tedbir kararı konusunda gecikme yaşanmasının ivedi biçimde önlenmesi. Sayın Bakan, “Kolluk birimlerimiz, mülki idare amirlerimiz, tedbir kararı vermekten çekinmesinler ve gecikmesinler. Sonrasında ‘eyvah’ yetmez. Hatta ‘bu kararları verirken gecikmeyin’ demek bile belki doğru değil, acele edin” demiş.

Evet, “eyvah” demek bir işe yaramıyor, ölenleri geri getirmiyor.

Bu nedenle tedbir almakta acele edilmeli, şikayetçi kadınlar sıkı biçimde korunmalı.

Kadını aşağı gören zihniyet, “ya benimsin ya toprağın” gibi çağdışı cümleler bir an önce zihinlerden, lügatlardan silinmeli.

Yazının Devamını Oku

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

90’larda moda dünyasının altını üstüne getiren Neslihan Yargıcı rüzgarı, 2000’lerin başında ansızın dindi. Farklı kulvarlardaki işleri kadar özel hayatı ve düzenlediği partilerle de manşetleri süsleyen “siyahların kadını”, birdenbire ortadan kayboldu. Sordum soruşturdum, onu Bodrum’da buldum. Ortada olmaması, boş durduğu anlamına gelmiyormuş, gayet net anladım. “Akıllı olan kenarda durur dönemindeyiz” diyen Yargıcı ile uzun uzun sohbet ettik. Sıfır egoyla, müthiş keyifle yanıtladı sorularımı. Jüri üyeliği yaptığı programdan nasıl “paketlendiğini” anlatırken güldü, imzasını taşıyan Seden Gürel imajı için “Tam bir çöptü” demekten çekinmedi. Geriye de son derece vintage bir moda-magazin söyleşisi kaldı. Keyifli okumalar...

90’larda magazin sayfalarının vazgeçilmez yüzüydünüz. Sonra aniden kayboldunuz. Nerelerdesiniz?

- Ortada olmamak, yok olmak demek değil ki... Ortada olacak bir ortam yok. Bu dönem, “akıllı olan kenarda durur” dönemi.

Doğum günleriniz bile haberdi...

- Çünkü doğum günlerimi çok özel hazırlardım. Öyle ses getirirdi ki davetli olmak için araya birilerini koyarlardı.

Yok mu artık o partiler?

- Yooo, devam ediyor. Geçen sene 4 kutlama yaptım; hem yurtiçi hem de yurtdışında...

Bu yıl tabii pandemiden dolayı yalan oldu...

-  Doğum günüm 11 Aralık... Bu sene konsept, köfte-patates, pijama, terlik (gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku

Ekranda fazla güldüm diye iki kere maaşımı kestiler

Tek kanallı dönemin en önemli yüzüydü Ayşe Egesoy... 30 yıllık kariyerinde yüzlerce konser sundu, çok önemli röportajlar yaptı ama kamera karşısında bir kez olsun kahkaha atmadı. Çünkü TRT’de olmak sorgusuz sualsiz ciddiyet gerektiriyordu. Şimdi o günleri anarken gülümsüyor, “Zamanında fazla güldüm diye iki maaşım, yırtmacım var diye de ikramiyem kesildi benim” diyor... Hemen arkasından ekliyor: “Olması gereken de oydu ama... Kanallar artınca sokaktan geçeni çevirip ‘Gel sen bunu sun’ demeye başladılar!”

Herhangi bir yerde sadece sesinizi duysam, o sırada sizi görmemiş bile olsam direkt “Ayşe Egesoy” derim. Bu nasıl bir imzadır?

- Bunu duymak ömre bedel işte, çok şükür.

Bunu sadece ben söylüyor olamam. Sokakta, alışveriş yaptığınız mekanlarda da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuzdur.

- Aynen öyle. Sesimi hemen tanıyorlar. Bana mesleğimin en önemli geri dönüşü de budur. Yani sonuçta TRT’de devlet memuruyduk biz. Aldığımız maaş belliydi. Özel televizyonlardan da TRT maaşımızdan azıcık fazla kazanırdık. Yani çok büyük paralarımız, evlerimiz, arabalarımız olmadı. Ama bugün hâlâ bu markanın yaşıyor olması, insanların bana bu kadar sıcak yaklaşması öyle büyük bir kazanç ki... Tarifi yok.

SOKAKTAN GEÇENİ ÇEVİRİP SUNUCU YAPTILAR

Bu unutulmaz ses ekranlardan bize kaç yıl boyunca ulaştı?

- 20 sene TRT’de çalıştım. 5-6 sene de sonrası... Yaklaşık 30...

Yazının Devamını Oku