GeriTülay DEMİR Siz hiç âşık olmamışsınız
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Siz hiç âşık olmamışsınız

Şarkıları öyle hemen dinlenip geçilmiyor, sözlere iniliyor, her bir cümlesiyle insanı 12’den vuruyor. Bunu fazla bulup “Kadın kendini hiç böyle ifade eder mi?” diyenleri “Siz hiç âşık olmamışsınız” deyip susturuyor... Diğer yandan bir ters köşesi var ki, sahnede kendisinden buram buram melankoli bekleyenleri ritimle, davulla karşılayıp şaşırtıyor. 2012’de Emre Aydın’la söylediği “Soğuk Odalar”la dikkat çeken Gülden’le İngiltere-Türkiye yolunda şekillenen yolculuğunu, şarkılarını, şöhreti konuştuk.

Siz hiç âşık olmamışsınız

◊ Durup durup bir şarkıyla sevenlerinin kalbini tam 12’den vuruyorsun.

- Teşekkür ederim. Son iki şarkım “Mendil” ve “Yakarım İstanbul’u”, duygu yoğunluğundan hiç çekinmediğim, “bir kadın olarak bu cümleleri nasıl kurarım” diye hiç düşünmeden yazdığım şarkılardan.

◊ Müzikseverler sadece melodiye takılmıyor, sözlerin de çok konuşuluyor zaten...

- Öyle bir durum var. Hatırlarsın, “Yatsın Yanıma” ilk çıktığında da bazıları “Bir kadın olarak kendini neden böyle ifade ediyorsun?” demişti.

◊ Nasıl ifade etmişsin?

- “Bir gece kalsın benimle, kırk yılım onun olsun, yatsın yanıma, sarılmasın dönsün uyusun” demişim. (Gülüyor) Ben de bunun için beni eleştirenlere diyorum ki “Siz gerçekten hiç âşık olmamışsınız”. Aşk insana her şeyi yaptırır, her şeyi söyletir, azını çok saydırır, yetinmeyi öğretir. Yani öyle bir hissiyatı yaşarken de o cümleleri kurmaktan, o kelimeleri kullanmaktan çekinmemeli insan.

KADERİMİZ BİR SOSYAL MEDYA VİDEOSUNA BAĞLI

◊ Son birkaç yıldır adını sık duyar olduk ama bunun öncesi ve çok sağlam bir temeli var...

- Evet, 2012’den beri adım biliniyor. Emre Aydın’la yaptığımız “Soğuk Odalar” düetini hatırlarsın. Onun söz ve müziği de bana aitti. İlk o zaman “merhaba” dedim dinleyicime. Ama dediğin gibi öncesinde de müzik backround’um vardı, bunu kimse bilmiyordu.

◊ Bilsinler... Seninki “Bir güzel şarkı buldu da onunla parladı” gibi bir hikaye değil ki.

- Aslında öyle olabilme ihtimali çok yüksek günümüzde... Kaderimiz sosyal medyada yayınlayacağımız ve ilgi çekecek kısacık bir videoya bağlı olabilir. Eskiden böyle kolay değildi. Dediğin gibi, ben evde bulaşık yıkarken biri gelip de “Çok güzel şarkı söylüyorsun, gel sana albüm yapalım” demedi. Konservatuvar eğitimi aldım, İngiltere’de bir Türk müziği korosunun şefliğini yaptım. Yıllarca şarkı yazdım, kitap okudum, kelime haznemi geliştirdim.

GİTTİĞİM YOL YOKUŞ AMA
SONU FERAH, BİLİYORUM

◊ Hedef belirledin mi kendine? Bu şarkılar nereye varacak?

- Tek hedefim yazıp söylemeye devam etmek. Hislerimi anlatabilecek manevi gücü kendimde bulduğum sürece...

◊ Kariyer planlaması yapmıyor musun?

- Kendime bir kariyer hedefi koyamam, çünkü her şey hızla değişip gelişiyor. Ben 7 senedir piyasadayım, bir çizgim ve duruşum var. Gittiğim yol yokuş. Dikeni de var, çiçeği de... Yoruyor mu yoruyor ama biliyorum ki yokuşun sonu çok ferah bir yer.

◊ Zirveyi mi gözüne kestirdin?

- Kesinlikle zirveden bahsetmiyorum. Ben o yokuşta ter akıtıyorum, yaptığım her işin içinde emeğim var ve bu benim için çok kıymetli. O manevi değer insanlara geçtikçe kıymet buluyor. Yokuşu da o güce dayanarak çıkıyorum. Yani kariyer anlamında “şunu yapmak istiyorum, şuraya gelmek istiyorum, adımı duyurup ülkemi Avrupa’da temsil etmek istiyorum” gibi hedeflerim yok. Ben duygu insanıyım. Ne kadar doğru hissedebilirsem, bunu ne kadar doğru aktarabilirsem, insanlarla ne kadar iletişimde kalabilirsem o kadar mutlu olurum.

SAHNEDE RESMEN KILIF DEĞİŞTİRİYORUM

◊ Hiç canlı olarak izlemedim ama senden slow ağırlıklı, hatta melankolik bir sahne performansı beklerim...

- Genelde insanların bildiği şarkılarım slow. Dolayısıyla evet, dinleti tarzında bir sahnem olacağını düşünüyor herkes.

◊ Yanılıyor muyuz yani?

- Hem de nasıl! O kadar eğleniyoruz ki... Sahnede davul falan çalıyoruz, düşün. İlk kez izleyenler inanılmaz bir şaşkınlık yaşıyor, “Biz böyle performans beklemiyorduk” diyorlar. İnsan ne zaman coşar? Çok mutlu olduğu zaman. Ben de sahnede çok mutlu olduğum için resmen kılıf değiştiriyorum. Sahne bana iyi geliyor.

AŞKTA TABANIM BELLİ TAVANIM DEĞİL

◊ Aşkı şarkılarındaki kadar tutkulu mu yaşarsın?

- Çok duygusal bir kadınım, orası kesin. Ortam yoktur benim. Tabanım belli, tavanım değil. Gerçekten inanılmaz duygu yoğunluğu içinde yaşıyorum.

◊ Ya vazgeçmen gerekirse...

- Geçerim. Mesafe koymam gerekiyorsa bunu da harika yaparım, o çizgiyi hemen çekerim.

◊ Seni en çok neler duygulandırır?

- Çocuklar. Onlar hayattaki en hassas noktam. Üzülmelerine, ağlamalarına asla dayanamam. Yolda çocuğunu azarlayan birini görürsem üstüne yürürüm, gerekirse o ebeveyni azarlarım bile.

◊ Senin de bir kızın var, değil mi?

- Evet, 10 yaşında.

◊ O da müzikle ilgili mi?

- İlgili. Şimdiden inanılmaz güzel şarkılar yazıyor.

◊ 10 yaşında ve şarkı mı yazıyor?

- Evet. Söz yazıyor, besteliyor, sonra gelip bana dinletiyor.

◊ Ses...

- Sesi de güzel.

◊ Peki iletişiminiz nasıl?

- İletişimimiz çok iyi. Ama arkadaş gibi değiliz. Ben o duruma çok ılımlı bakmıyorum.

◊ Otoriter anne yani...

- Hayır da arada bir çizgi olması gerek diye düşünüyorum. Çünkü inandığım bir doğruyu anlatırken ya da sezdiğim bir tehlike ile ilgili uyarırken, ikna edici olabilmem açısından onun saygısını kazanmış olmam lazım. Onun için dengede tuttuğumuz bir ilişkimiz var.

◊ Konuşmanın sonunda her zaman anne mi haklı çıkıyor?

- Hiç öyle bir iddiam yok. Annesiyim ama her zaman benim dediğim doğru olamaz. Kızımın fikirlerine saygı duyuyorum. Sonuçta yaşayarak deneyimlemesi gereken bir hayatı var. Eğer herhangi bir tehlike hissetmiyorsam müsaade etmeliyim ki deneyim-lesin ve sonuçlarını görsün.

Siz hiç âşık olmamışsınız

 INSTAGRAM’DA KÜFÜR ET, ERTESİ GÜN ÜNLÜSÜN

 Son alarak şöhret diyeyim sana... Bu çok da umurunda değilmiş gibi görünüyor gerçi...

- Aç Instagram’ın story’sini, bir küfür et, ertesi gün ünlüsün! Günümüzde böyle... Sonra dersin “Ya alkollüydüm, öyle çıkmış ağzımdan, canım da sıkkındı” falan... Ertesi gün gör sana gelen işleri.

Hızlı şöhretin yolu mu bu?

- İyi de bunun altında ne var, rezillik... Bu duygusal bir iş ya, duygu işi. Benim için hiçbir zaman amaca giden her yol mübah olmadı. Çocukluktan beri kurduğum hayaller o kadar temizdi ki bunu işin gerçeğiyle kirletemem.

SANATLA UĞRAŞAN İNSANDAN NORMAL OLMASINI BEKLEYEMEZSİN

  Müzik dünyasındaki rekabet ortamından bunaldığın ya da yolunun kesilmeye çalışıldığını hissettiğin oldu mu hiç?

- Hiç hissetmedim öyle bir şey.

Sanat camiasından dostların var mı?

- Var tabii.

Aranızda hiç “Onun şarkısı şu kadar tıklanıyor, benimki tıklanmıyor” gibi konuşmalar geçiyor mu?

- O mevzu beni o kadar ilgilendirmiyor ki. Ayrıca o mevzuyu yapacak kimseyle oturup sohbet de etmem yani. Çünkü bu bir yarış değil ya... Sanat özgürlüktür. Sanatla uğraşanların normal insanlar olmasını da bekleyemezsin, orası özgür bir alan. İtiraf edeyim, biz bazen idare edilmesi gereken insanlar oluyoruz yapı itibarıyla.

Sanatçı neden normal olamaz?

- Çünkü olmayan bir şeyi, bir hayal ürününü kaleme alıyor, olmayan bir dünyaya giriyor, sonra da dinleyicisine bunlar gerçekten varmışçasına aktarıyor.

Nasıl yapabiliyorsun bunu?

- Çünkü o şarkıyı yazarken o ruhu taşıyorum. O duyguları hissediyorum.

UZAKTAN HOŞ GELİR AMA GURBETİ YAŞAYAN BİLİR

 Çok uzun yıllar İngiltere’de yaşadıktan sonra Türkiye’ye döndün. Adaptasyonda zorlandın mı?

- Adaptasyon süreci diye bir şey yaşamadım ki. Çok özlemiştim zaten ülkemi. Nasıl özlediğimi açıklayayım. Türkiye’ye dönüşümün ertesi sabahı kahvaltılık bir şeyler almak için evden çıktım. Ayağımda parmak arası terlik, pıtır pıtır iniyorum merdivenlerden. Bir an durdum sokakta, ömrümde ilk defa tabanımın yere değdiğini hissettim. O kadar duygulandım ki.

Neydi seni bu kadar duygulandıran?

- Aidiyet duygusu var ya hani, tam olarak o işte. Ne kadar önemli bir şeymiş meğer. Ki ben İstanbul’da yaşamamıştım, İstanbul’u bilmiyordum bile. Şunun şurasında bir senedir buradayım.

İnsanların dilinde sürekli bir “gitmek” varken... Enteresan bunları söylemeniz...

- Ama böyle. Evet, her ülkede bir sürü problem yaşanıyor, her ülkenin kendine göre sıkıntıları var ama sonuçta bu benim kültürüm, benim toprağım, benim insanım. Öyle ya da böyle her şeyiyle benim. Bakkala girdiğimde kasadaki adamla sohbet ediyorum, manavla selamlaşıyorum, birinin derdini dinleyip ötekine derdimi anlatıyorum. Bu bizim için çok normal. Özetle, uzakta olmak zor yani.

VARLIĞIMA ANLAM KATAN İNSANLARA PARAMLA HAVA ATAMAM

Gurbet zor diyorsun...

- Gurbet kelimesinin altı gerçekten çok dolu. Bunu ancak yaşayan bilir. Dışarıdan bakınca her şey güllük gülistanlık; Avrupa’da yaşıyorsun, daha iyi imkanlar var, daha iyi para kazanıyorsun falan ama sonuçta oralarda kazandığınız parayı harcamak istediğiniz yer bile kendi ülkeniz oluyor. Burada güzel bir şey yaptığında bırak aileni, komşun bile seninle gurur duyuyor, omzunu okşuyor. Orada böyle bir şey yok ki. Kendine bir şey alsan hava atacak kimsen yok biliyor musun, çünkü kimsenin umurunda değil. (Gülüyor)

Artık o konuda kimse bir sıkıntı yaşamıyor, sosyal medya var.

- Var ama ben sosyal medyayı o anlamda kullanmıyorum, kullanmayı da hoş karşılamıyorum. Bizler örnek teşkil etmesi gereken insanlarız. Ben bir sanatçıyım. Bir şarkı yayınlıyorum, konser veriyorum, insanlar bana vaktini ayırıyor, parasını ayırıyor. Ben beni dinleyen ve varlığıma anlam katan insanlara, kazandığım parayla nasıl hava atayım? Nasıl gözlerine sokayım?Evet, dünyanın bir sürü yerini gezdim, yemediğim içmediğim kalmadı. Zamanımın, imkanımın el verdiği her şeyi yaşadım. Ama bunları başkasının gözüne sokmak, “Bakın ben böyle yaşıyorum, bakın ben buna sahibim” demek bana çok doğru gelmiyor.Kimse kazandığı parayla birbirine hava atmasın. Benim dinleyicim yoksa ben de yokum kardeşim, bu kadar basit. Yaptığım işin onlar yoksa hiçbir anlamı da yok. Oturur, evde yazıp söylerim o zaman.Ama şunun da bilinmesi gerek, ben şans eseri bu hayata sahip olmadım, lotodan falan para çıkmadı. 36 yaşındayım, hep çalıştım. İnsanlar gece kulübünde eğlenirken ben nota çalışıyordum. Ama aldığın eğitimin insanların gözünde önemi yok işte...Hani bir laf vardır ya, senin fırtınayla nasıl baş ettiğin kimsenin umurunda değil, gemiyi kıyıya yanaştırdın mı ondan haber ver. Öyle... Bak şimdi, dinlediğin isimleri örnek veriyorum sana. Sezen Aksu, Nilüfer, Kayahan... Biz bunlarla büyüdük. Ben bunları telaffuz ediyorsam, “Onların şarkılarıyla büyüdüm” diyorsam, yaptığım işin de onlara benzer bir şey olması gerekmiyor mu?

İyi de herkesin dilinde o isimler var zaten...

- Farkındayım. Soruyorlar “Kimleri dinlersin?” diye. Sezen Aksu dinlerim, onu dinlerim, bunu dinlerim. E yaptığın iş ne, o şarkıda kullandığın cümleler ne o zaman! Örnek aldığın işle yaptığın işin birbiriyle alakası yok ki. Ya gerçekten örnek almamışsın ya da söyleyebileceğin en iyi isimler onlardı, onları söylemekten başka çaren yoktu.

X

Sektöre dram işleriyle girdiğim unutuldu

Ahmet Kural, uzun bir sessizlik döneminin ardından yeniden setlerde... Oyuncu, TRT’nin 1 Nisan’da başlayacak yeni dizisi “Bir Zamanlar Kıbrıs”ta başrolü üstlendi. Akıllarda “güldüren adam” olarak yer eden Kural’ı, bu kez alışılmışın aksine yürekleri dağlayan bir hikayenin baş kahramanı olarak izleyeceğiz. Çekimler nedeniyle ocak ayından beri Kıbrıs’ta bulunan Ahmet Kural’la internet üzerinden görüştüm, projenin yanı sıra oradaki yeni hayatını konuştum. Ve öğrendim ki çoğu set arkadaşından şanslı. Annesi, babası ve hatta uzun zamandır birlikte olduğu sevgilisi Çağla Gizem Çelik de yanında... Madem konu açıldı dedim, ucundan bucağından özel hayata da girdim. Gizlemedi, lafı dolandırmadı, “Çok mutluyum” dedi. Ya evlilik... Ona da mesafeli olmadığını söyledi ünlü oyuncu: “Evlenmeyi düşünüyorum.”

◊ Uzun aradan sonra yeniden setlerdesiniz, hayırlı olsun...
- Çok teşekkür ederim.

◊ “Bir Zamanlar Kıbrıs”ın fragmanını izledim, içim yandı. Oysa Ahmet Kural denince akla hep komedi gelirdi. Ne dersiniz, bu proje “Kural güldürür” algısını kırar mı?
- Komedi alanında çok gişe yapan filmlere, reyting açısından çok başarılı dizilere imza attığımızdan, sektöre ilk girişimin dram yapımlarıyla olduğu unutuldu biraz. Bu açıdan haklısınız, Ahmet Kural denince insanların aklına direkt komedi geliyor. Tabii insanları güldüren, mutluluk veren biri olarak anılmak güzel. Ama aslına bakarsanız yeni işim, oyunculuk yelpazem içinde daha önce tecrübe ettiğim bir alan... Bahsettiğiniz algı kırılabilir. Yine de önemli olan her yaptığım işte bana verilen rolü en iyi şekilde canlandırmak. Ben bir oyuncuyum.

◊ Bu iş, belki de oyunculuğunuzun boyutlarını göstermek, daha doğrusu hatırlatmak açısından bir avantaj yani...
- Bu hem dönem işi hem de hepimizi yüreğinden yakalayacak bir hikâye... Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesi... Büyük bir prodüksiyon. Bu açıdan, siz de en iyiyi yapmaya odaklanıyorsunuz. Evet, bu benim için bir avantaj. Umarım herkesin kalbine dokunacak bir sonuç olur. Tüm çabamın ve uğraşımın sonuçlarının ne kadar iyi olduğuna, her zaman olduğu gibi izleyenler karar verecek.

ZORUNLU BİR ARAYDI...

Yazının Devamını Oku

Savaşın gölgesinde umutlar çiçek açtı

Suriye Afrin’de Adnan’ın müzik stüdyosunda kayıt yaparken ve Arap kahvemizi yudumlarken... diye başlayıp heyecanla anlatacağım bir hikayem var artık ama o bana kalsın diyerek başlıyorum.

Türkiye’nin tanıtımına yönelik her faaliyeti yakından takip etme çabasındayım.

Bu nedenle Yunus Emre Enstitüsü’nü adım adım izliyorum. Zira bahsettiğim tanıtım işinde hem son derece başarılı hem de pandemiye rağmen son derece aktifler.

2009 yılından beri “Türkiye’yi, Türk dilini, tarihini, kültürünü ve sanatını tanıtma” hedefiyle çalışmalarını sürdüren enstitünün, dünya çapında toplam 60 merkezi var.

Ama bence bu merkezlerin en özelleri Suriye’de bulunanlar. Çünkü savaş bölgesinde, kendi söylemleriyle “umuda çiçek açtırıyorlar”.

Yazının başında dedim ya “onları adım adım takipteyim” diye... Nevruz kutlamaları için Suriye’ye doğru yola çıkacaklarını duyunca da oturup kalmadım, çantamı hazırlayıp ekiple beraber yola düştüm.

Ve sayelerinde hayatımın en anlamlı nevruz kutlamasına tanık oldum. İstikametimiz Azez’di...

Türkçe’nin yanı sıra sanat eğitimi, atölye çalışmaları ve edebiyatla savaş mağduru insanlara destek olunan Azez’deki merkezde, baharın gelişi gerçekten büyük coşkuyla kutlandı.

Yazının Devamını Oku

Bu, milletine aşık bir adamın hikayesidir

AK Parti 7. Olağan Kongresi’ne günler kala, kongreyi konuşmak, yeni yol haritasına dair ipuçları almak için AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’la bir araya geldim. Laf kongreden açılsa da sohbetimiz 1960’lara, darbelere, vesayet yıllarına kadar uzandı. Ünal, konuşmamız boyunca sözünü hiç sakınmadı. “1960’dan 2002’ye kadar geçen 42 yıl, istikrarsızlığın ve güvensizliğin hâkim olduğu kayıp 42 yıldır” dedi. “Millet 2002’de eski siyaseti tasfiye etti” diye ekledi. “20 yaşındaki bir parti 19 yıldır iktidarda, artık yetmez mi?” diyenlere de iddiası ve özgüveni hayli yüksek bir yanıt gönderdi: “Hazırlıklarımızı tamamlamamız 19 yıl sürdü, asıl şimdi başlıyoruz!”

Mahir Bey, nasıl gidiyor hazırlıklar? AK Parti, kaçıncı olağan kongresine hazırlanıyor?

- 7. olağan kongre... 3 tane de olağanüstü kongremiz var.

Neredeyse 20 yılı geride bıraktı partiniz. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Aslında AK Parti’nin hikayesi, Türkiye’nin son 20 yıldaki büyük değişim hikayesi... 14 Ağustos’ta AK Parti’nin 20’nci yaşını kutlayacağız. 20 yaşında ve 19 yılını iktidarda geçirmiş bir parti. Böyle bir hikaye yok. Bu anlamda baktığımızda, AK Parti aslında Türkiye’de güven ve istikrarın adı.

42 YILDA 39 HÜKÜMET... BU İSTİKRARSIZLIK DEMEK 2002 öncesinin tümüyle istikrarsız olduğunu mu söylüyorsunuz?

- 1960 ile 2002 arasında, yani 42 yılda 39 tane hükümet değiştiğini hatırlarsak, Anavatanlı yıllar istisna tabii, bunun ne anlama geldiği daha net ortaya çıkar. Düşünün, 42 yılda 39 hükümet... Bu ne demek; istikrarsızlık demek... Bu, bir ülkenin önünü görememesi demek... Gençlerin ve yatırımcının geleceğe dair plan kuramaması demek... İnsanların kendi ülkesine güvenmemesi demek... 1960 ile 2002 arası daha çok koalisyon yıllarıdır. 1950 ile 60 arasında bir 10 yıl yine istikrar dönemi var ama 1960 darbesinden sonra maalesef Türkiye büyük bir kırılma yaşadı.

Yazının Devamını Oku

Utanın utanmanız kaldıysa

İnsan canı pahasına neden yasak deler? Hadi mekanın derdi para, onu anladık da oraya doluşup “Korona buraya, yumruk havaya” diye halaya duranların aklından ne geçiyor olabilir!

Yasak delmeyi adet edinenlerin geçen haftaki buluşma noktası Bebek Oteli’ymiş.

80 kişi gönüllerince coşmuş da coşmuş.

Soran olursa, hepsi otel müşterisi... Tabii yersen. Polis ekipleri mekana girer girmez gerçekte olan biteni anlamış, ceza tutanakları havada uçuşmuş.

Sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal etmek ve kapalı olması gereken mekânda eğlenmek gerekçesiyle 80 kişiye kesilen toplam ceza 254 bin 400 lira...

Bir gece eğlenmek için değer mi diyeceğim ama canını hiçe sayan ceza tutanağına mı takılacak!

Zaten umursadıkları ne ceza ne başka şey, sadece görüntülenmek... Vay efendim sen misin çeken; kimi camdan elma atmış habercilerin üzerine, kimi kameramanın üzerine yürümüş. Utanın utanmanız kaldıysa diyeceğim ama zannetmem siz de utanma duygusu olsun.

Mekana gelince... Bebek Otel bu olay sonrası 10 günlüğüne kapatılmış.

Yasağın ikinci kez delinmesi halinde ruhsatının tamamen iptal edilmesi olasıymış.

Yazının Devamını Oku

Ortak bir hayal gerçek oldu

Bir yanda kadınlar ölüyor, öldürülüyor, bir yanda yine kadınlar dünyayı daha güzel kılmak için çabalıyor. Üç güçlü kadın, üç anne bu kez çocuklar için el ele verdi, onlar için ortak bir projenin altına imza attı. Dr. Özlem Biçer şiirlerini bir kitapta topladı, Zara o şiirleri besteledi, Dr. Melike Batukan ise projenin PR işini üstlendi. Bu güçbirliğiyle önce “Ben Hep Çok Sevdim” kitabı okurla buluştu, ardından ünlü sanatçıların seslendirdiği şiirler YouTube üzerinden dinleyiciyle buluştu. Hem kitap hem de YouTube dinlemelerinden elde edilecek gelir, Minik Kalplerle Elele Derneği’ne bağışlanacak. Sonrası... Sonrası da gelecek çünkü bu üçlünün durmaya hiç niyeti yok.

ZARA

YENİ DİZİMİN YAYINA GİRMESİ AN MESELESİ

◊ Sizi zaman zaman dizilerde de görüyoruz. Ekranlara dönmek gibi bir niyetiniz var mı yoksa öncelik müzikte mi?
- Bu süreçte 26 bölümlük bir mini dizi çektik zaten, yayına girmesi an meselesi... Çok iyi bir iş oldu. Yeni teklifler de var, değerlendireceğim mutlaka. Çünkü oyunculuğu da müzik kadar çok seviyorum. Oyunculuk dersleri aldım ama master çalışmam oyuncu koçum Yıldırım Fikret Urağ ile oldu. Bir sürü klasik çalıştık beraber. Kendimi çift konservatuvarlı gibi hissediyorum; oyunculuk ve müzik olarak yani...

ÖZLEM BİÇER

HARİKA BİR EKİP OLDUK

◊ Özlem Hanım, bu üçlünün bir araya gelme öyküsünü sizden de dinleyelim mi?

Yazının Devamını Oku

Ölü fare gösterip ellerimi bağladılar

Ben türküleriyle tanıdım onu ama her ne hikmetse bir süredir polemikleri, sosyal medya linç haberleriyle takip ediyorum. Söylediğine göre derdi taraf olmak değil, itirazı haksızlığa... Şükriye Tutkun ile yolumuz yüzlerce kilometre uzakta, Kahramanmaraş’taki bir organizasyonda kesişti. Mülteci çocukların arasında geçmişe daldı, 2 yaşında terk edildiği çocuk yurdundaki günlerine döndü. O duygusal anların ardından karşılıklı oturduk, her şeyi açık açık konuştuk. Eski bir belediye başkanını zan altında bırakacak iddialarda da bulundu, yürek burkan anılar da paylaştı.

Sizi zaten yıllardır dinlerdim ama son dönemde türkülerden ziyade sosyal medya linçleriyle, polemiklerle, davalarla gündemdesiniz. Neler oluyor?

- Önce geçen yılki olay, değil mi? Fahrettin Altun’la ilgili olan...

Aynen öyle... Herkes Fahrettin Altun’un çardağı yasal mı değil mi diye konuşurken, sen “Ama bu haksızlık” diye kendini ortaya attın. Neden?

- Ateşe attım hatta... Hem de hiç farkında olmadan. Neden sorusunun cevabı da çok basit; onlara destek olmak amacıyla.

Altun ailesine destek verme gereğini niye duydunuz ki?

- Benim için isimlerin önemi yok. Ortada bir insana yapılan haksızlık vardı. Fahrettin Altun’a laf atanlar, kanser tedavisi gören yoksul bir adam vakfa ait kiralık evinden atılırken sesini çıkarmadı, neden? O da buradaydı. Adam kahrından öldü. Üstelik o ev hâlâ boş duruyor. Buna hiçbir yetkilinin gıkı çıkmıyor, sonra vay efendim Fahrettin Altun orada çardak yapmış. Bunun adı ikiyüzlülük.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk gözyaşları

Açtığı çok sayıda kültür merkezi ile Suriye’de savaşın izlerini silmeye gayret eden Yunus Emre Enstitüsü, faaliyetlerini ara vermeksizin sürdürüyor.

Azez Yunus Emre Enstitüsü kursiyerlerinden oluşan ve ocak ayında düzenlenen sertifika töreninde de sahneye çıkan Zeytin Ağacı tiyatro grubu ile yine enstitü bünyesinde oluşturulan müzik grubu, 2 Mart’ta Mardin’de, 3 Mart’ta ise Kahramanmaraş’ta izleyiciyle buluştu.
Kahramanmaraş’taki organizasyonu ben de izledim.
Tiyatro gösterisi ve konser öncesi Türk halk müziği sanatçısı Şükriye Tutkun ile beraber Kahramanmaraş Geçici Sığınma Merkezi’ne uğrama şansı bulduk.
Merkezde, aynı anda hem yürek burkan hem de mutluluktan ağlatan bir kavuşma hikayesi yaşandı.
Savaş bölgesinde kıl payı hayata tutunan Adnan’ın, 2013 yılından bu yana görmediği ailesi ile bir araya gelip kavuşmasına tanıklık ettik.
Böylesi hüzünlü, olağanüstü mutluluk tablosuna kimin içi titremez ki? Savaşın acısı o mutlu dakikalarda bile olağanca şiddetiyle yüzümüze vurdu.
Dilerim pandemi sonrası sık sık dile getirdiğimiz “yeni dünya düzeni”, barışı da kapsıyor olsun. Tüm dünyada barış rüzgarları essin. Hiçbir çocuk ailesinden ayrı düşmesin, kimse topraklarını terk etmek zorunda kalmasın...

Teknoloji peşine TIR’la düştüler

Yazının Devamını Oku

Avrupa Türk geleneğini hâlâ “döner” sanıyor

Yunus Emre Enstitüsü, kültürümüzü dünyaya tanıtmak hedefiyle proje üretmeyi sürdürüyor. Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş koronavirüse rağmen çalışmaların aksamadığını, aksine Türkçe kurslarına dünyanın dört bir yanından giderek daha fazla talep geldiğini söyledi: “Normalde Roma’daki merkezimizde Türkçe öğrenenlerin sayısı 40-50 kişiydi. Pandemi nedeniyle ilk kapanma orada olunca 400 kişi başvurdu. Latin Amerika’da ise başvuru sayısı 5 bine ulaştı. Üstelik orada merkezimiz yok, hiç gitmedik bile. 2020 sonuçlarına göre Türkçe, dünyada öğrenilen yabancı diller arasında beşinci sırada...”

Yunus Emre Enstitüsü, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak hedefiyle önemli projeleri hayata geçiriyor. Öğrendiğim kadarıyla bu hedef doğrultusunda birincil önceliğiniz, Türkçeyi daha yaygın bir dil haline getirmek...

- Öncelikle şunun altını çizmek isterim, kültür dediğimiz şey medeniyetten farklı. Kültür, bizim örf dediğimiz şeydir.

Yani...

- Yani nasıl oturup kalktığınız, mutfak kültürünüz, yemek tarzınız, konuşmanız, sevgi ve hüznü ifade ediş şekliniz, hepsi kültürü oluşturur. Kültür dediğimiz şeyi biz “bir işi yapış şekli” olarak tanımlıyoruz. Anadolu’yu çevreleyen coğrafyada da Türk kültürünün önemli bir etkisi var.

Anadolu tek bir kültür değil, tam anlamıyla bir kültür mozaiği ama...

- Tabii ki... Bu çok kültürlülük asırlar öncesine dayanıyor. Onun için 2021’in hem Yunus Emre, hem Hacı Bektaş-ı Veli hem de Ahi Evran yılı ilan edilmesi çok kıymetli. Onlar bu toprakların mayası...

SINIRIN ÖTESİNDE İNSANLAR TÜRKÇE ÖĞRENMEK İSTİYOR

Yazının Devamını Oku

Masal diyarı fethi kutluyor

Alanya’nın yeri çocukluğumdan beri bir başkadır benim için...

Çünkü ailemden ötürü yaz denince aklıma ilk orası gelir.

Benim için gurbetin bittiği yerdir.

Alanya’nın fetih yıldönümü kutlamalarına davet edildiğimde çok sevindim.

Paldır küldür valizimi hazır edip Alanya için yola çıktım.

Alanya’nın tarihi inanılmaz etkileyici... Kimlerin kurduğu bile tam olarak bilinmiyor.

Ama tarihinin “Karanlık Çağlar” olarak tabir edilen M.Ö. 20.000’li yıllara dayandığı tahmin ediliyor.

Böyle bir geçmişin izlerini gezmekle, görmekle bitiremiyor, gezerken adeta bir masal diyarına yolculuk ediyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

İnsanlar mutlu olduğunda pop yeniden zirveye çıkar

Rap mi yükselişte, pop mu çöküşte, müzik dünyasında neler oluyor; işin o kısmını uzmanına bırakmalı... Ama gönlü müzikte, aklı popta olan gençler, sektördeki karışıklığı umursamıyor. Moleküler biyoloji ve genetik eğitimi alırken bile “ille de müzik” diyen Burak Orhan, işte o cesur gençlerden... Aralıkta ilk single’ı “Bi’Şeyler”i piyasaya süren şarkıcı, popun geleceğinden ümitli. Ona göre poptaki gerilemenin sebebi, pandemi yüzünden dünyayı saran depresif ruh hali: “İnsanlar mutlu olduğu zaman pop söyler. Şu an herkes mutsuz. İnsanlar mutlu olduğunda, pop da yeniden zirveye çıkacaktır.”

Pandemi dinlemedin, daha fazla beklemek istemedin ve ilk single’ını çıkardın. Öncelikle hayırlı olsun diyeyim Burak...

- Çok teşekkür ederim. Hem ilk single’m hem de ilk röportajım hayırlı olsun diyeyim ben de o zaman.

Şarkından ve müzikal yolculuğundan bahsedeceğiz tabii ama bana çıkış noktan ilginç geldi asıl... Genetik okuyorken müzik ne alaka?

- Biraz ailemin yönlendirmesiyle moleküler biyoloji ve genetik bölümüne girdim...

Yani istediğin o değildi...

- Yani... Orada okurken de istediklerimden vazgeçmedim zaten. Önce birkaç dizide rol aldım, sonrasında oyunculuk eğitimi almak üzere Los Angeles’a gittim. Bu arada müzik ve dans derslerine de katıldım. Bu yolculuk beni biraz daha müziğe doğru yöneltti ve Türkiye’ye dönüşte ona ağırlık verdim. Sinema-televizyon yüksek lisansı yaparken de şan ve dans dersleri almayı sürdürdüm.

Dört gözle senin bilim insanı olmanı bekleyen ailen ve arkadaşların, şarkıcı olma kararını nasıl karşıladı?

- Zaten hayallerim hep bu yöndeydi ama ailem daha garanti bir mesleğim olmasını istediği için genetik bölümünü tercih ettim. Yine de orada okurken hayallerimden vazgeçmeden yoluma devam ettim. Onlar da yeteneğimi fark etti ve sonunda bana destek verdiler.

Yazının Devamını Oku

Yeraltındaki kültür mirası

Tarihi eserlerle süslü metro istasyonlarını yurtdışında çok kez görmüş, hayran kalmış, açıkçası gıpta etmiştim. Artık o açık kapanıyor.

Kültür mirasları, yerin onlarca metre altında karşımıza çıkıyor.

Bu hayalin gerçek olmasını, İletişim Başkanlığı’nın tarihi ve kültürel zenginliklerimizi tanıtmak amacıyla hayata geçirdiği proje sağladı.

Proje kapsamında son olarak Türk minyatür sanatının en önemli eserlerinden Nakkaş Osman’ın “Surnâme-i Hümayun Dijital Sergisi” yolcularla buluştu.

Hologram ve özel projeksiyon teknolojisiyle hazırlanan sergi, Marmaray Yenikapı İstasyonu’nda görülebilir.

Marmaray yolcusuysanız, bu fırsatı kaçırmayın derim ben.

Dubai’de büyük rekabet

İki Türk markası, Dubai’de kıyasıya bir rekabet yaşıyor.

Yazının Devamını Oku

Esnaf ruhumu kaybetmek istemiyorum

Herkes onu sosyal medya şovları ve 7-24 gülen gözleriyle tanıyor. Adı Burak Özdemir ama CZN Burak olarak biliniyor. Siyasetten sanatta pek çok camiadan seveni, müdavimi var. Daha 25’ine gelmeden ustası olduğu Hatay mutfağını Ortadoğu’ya açan genç şef, şimdi Dubai’nin en büyük restoranının patronu... Sırada Katar var. Devamında Amerika... Dubai prensinin Burj Khalifa’ya fotoğrafını yansıtarak “Hoş geldin” dediği Burak Özdemir, genç yaşta yakaladığı şöhrete rağmen tevazuyu elden bırakmıyor: “Kurumsallık çok önemli ama ben biraz da esnafçılıktan yanayım. O yüzden esnaf ruhumu kaybetmek istemiyorum. Ayrıca halkın içine CZN Burak olarak girmedim, halkın içinden CZN Burak olarak çıktım ben. İnsanların kalbinde yer edinmek benim için en büyük kazanç...”

◊ 2020 senin açından nasıldı?
- İş yönünden herkes gibi biraz eksik... Ama sosyal medya yönünden bereketli...
◊ “Sosyal medya bereketi” mi? İlk kez duyuyorum...
- Sosyal medya bereketinden kastım şu; evde daha fazla içerik ürettim, daha fazla insana bunları sunabildim. Tek sorun şu; bazıları diyor ki “Koca adam oldun, niye böyle videolar çekiyorsun?”... Yaşlı gösteriyorum galiba...
◊ Kaç yaşındasın ki sen?
- 25...

Yazının Devamını Oku

Son pişmanlık neye yarar

Geçen hafta da yazmıştım; iş ve özel sebeplerle sık sık uçak yolculuğu yapmak zorunda olanlardanım.

Bu durum geçmişte başlı başına bir keyifken, salgın sonrası panik atağa dönüştü. Her uçuşta aynı korku, takip eden birkaç gün içinde akıldan çıkmayan “Acaba bana virüs bulaştı mı?” sorusu...

Hem kendimi hem de sevdiklerimi korumak adına tüm önlemlere uymaya çalışsam da yaşadığım korkunun üstesinden gelemiyordum.

Ta ki yolculara PCR testi zorunluluğu getirilene kadar...

Sadece Türkiye değil, birçok ülke uçuştan en geç 72 saat önce PCR test yaptırılmasını zorunlu tutuyor artık. Türkiye de yurtdışından gelecek yolcular için 1 Mart’a kadar test zorunluluğu getirdi.

Planladığım Amerika seyahati de tesadüfen o kararın sonrasına denk geldi. Neredeyse bir yıldır ne havalimanında ne de uçakta kendimi bu kadar rahat hissetmiştim.

Uçakta bulunan herkesin test yaptırdığını ve sonuçlarının negatif olduğunu bilmek ne büyük huzur, ne büyük konformuş meğer.

Saatlerce uçmama rağmen tedirginlik duymadan gidip döndüm. Diğer yolcularda da aynı rahatlığı gözlemledim.

Test zorunluluğu, herkes için güvenli uçuş demek.

Yazının Devamını Oku

İletişimin tali değil asli olduğu bir dönemdeyiz

Türkiye gündemi bu aralar öylesine yoğun ki bize neredeyse pandemiyi bile unutturdu. Reform paketleri, yeni sivil Anayasa hazırlıkları, WhatsApp’ın kişisel veri paylaşımı dayatması, Boğaziçi’ne rektör ataması ve sonrasında çıkan olaylar... Hareketli gündemi konuşmak, aklıma takılanları sormak için bu hafta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’u ziyaret ettim. Bu hareketlilik içinde iletişimin önemine vurgu yapan Altun, “Ülkemiz, bölgemiz ve bütün dünya açısından önemli olayların, sıcak gelişmelerin yaşandığı kritik bir zamandayız. Böyle bir dönemde iletişim, tali değil asli bir alan olarak öne çıkıyor” dedi.

Öncelikle şunu sormak istiyorum; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın görevleri, sorumlulukları tam olarak nelerdir?

-  İletişim Başkanlığı, misyonu ve fonksiyonu itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ihdas edilen en kritik kurumlardan biri. Ben de Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle bu yeni ve dinamik kurumun ilk başkanı olma bahtiyarlığını yaşadım. Tabii bu aynı zamanda milletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı büyük bir sorumluluk... Cumhurbaşkanımızın belirlediği politika ve stratejilere uygun şekilde, ulusal ve küresel çapta iletişim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca milletimiz ile devletimiz arasındaki iletişim akışını yönetiyoruz. Etkin ve nitelikli bir medya alanının inşasına katkı vermeye, basın mensuplarımıza destek olmaya çalışıyoruz. Stratejik iletişim, kriz yönetimi ve kamu diplomasisine ilişkin politikaların belirlenmesi, koordine edilmesi ve uygulanması da Başkanlığımızın sorumluluğunda. Diğer taraftan içeriden ve dışarıdan ülkemiz aleyhine algı operasyonlarına karşı tüm mecralarda etkin bir mücadele yürütüyoruz.

KRİTİK BİR ZAMANDAYIZGenel olarak bir gününüz nasıl geçiyor? Mesai süresince en çok hangi konular zamanınızı alıyor?

- Doğrusu, benim günümün nasıl geçtiği Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisinin ve ülkemizin gündemine paralel olarak şekilleniyor. Çünkü ülkemiz, bölgemiz ve bütün dünya açısından önemli olayların, sıcak gelişmelerin yaşandığı kritik bir zamandayız.

Böyle bir dönemde iletişim tali değil asli bir alan olarak öne çıkıyor. Bütün bu çalışma süreci, bizim için zaman mefhumunu ortadan kaldırıyor.

CUMHURBAŞKANIMIZIN ENERJİSİNE YETİŞMEK ZOR

Sizi bu görevde en çok zorlayan konular neler?

Yazının Devamını Oku

Önce test sonra uçuş

Pandemi nedeniyle olabildiğince kıpırtısız kalmak, sosyalleşmemek çabasındayım ama iş ve özel sebepler seyahate zorluyor, hiç kaçarım yok. Nitekim geçen cuma bir kez daha Amerika yolundaydım.

Pandemi dönemi içinde daha önce de Miami’ye uçmuştum ama bu kez prosedürler farklıydı. İpler iyice sıkı tutulmaya başlanmış. Tüm çaba üçüncü dalgaya geçit vermemek için elbette...
Değişiklik ne derseniz, artık ister geliş ister gidiş olsun, Amerika-Türkiye seyahatlerinden en fazla 72 saat önce PCR testi yaptırmak zorunlu. Negatif olduğunu belgeleyemezsen uçman mümkün değil. Bunu öğrenince soluğu arkadaşım Seycan Tanfer’in sahibi olduğu Tanfer Hastanesi’nde aldım.
Salgının ilk döneminde yaşanan test ücreti kaosunun sona erdiğini zaten biliyordum.
Nitekim bu konuda bir sürpriz yaşamadım.
Açıklandığı üzere test ücreti olarak 250 lira talep edildi.
Bu arada, yola çıkmaya hazırlananlar için de hemen bir not düşeyim, sonuçlar en geç ertesi gün elinizde oluyor, planlarınızı ona göre yapın.
Geleyim sadede; nurtopu gibi bir negatif belgem oldu, yolculuğun önündeki tek engel de kalktı. Biletler alınsın, valiz yapılsın...

Bu ne kalabalık

Yazının Devamını Oku

Anavatanımdan hiç kopmadım

Moda sektöründe 30 yılı geride bırakan, İngiltere’de kendi adıyla kurduğu markasıyla dünya yıldızlarına ulaşan Zeynep Kartal, kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Son dönemde “sürdürülebilir moda”ya ağırlık veren, bu konudaki çalışmalarıyla İngiliz basınında yer alan Kartal, “Su, enerji ve hammadde kaynaklarımızın hızla tükendiği gezegenimizde sürdürülebilirlik konusuna odaklandım” diyor. Modacı, bu yolculukta kendisine rehber edindiği Emine Erdoğan’ın çalışmalarını da takip ediyor: “Sayın Emine Erdoğan’ın sahiplendiği Sıfır Atık projesi, geleceğe değer katan çok önemli bir girişim...”

Markasını İngiltere’de kurmuş bir modacısınız ama bildiğim kadarıyla bu maceranın öncesi de var. Sektörde kaç yıl geride kaldı?

- Aslında eşimin 2004 yılında İngiltere’den aldığı iş teklifi Zeynep Kartal markasının doğmasına ve köklenmesine olanak sağladı. Türkiye’den başlayıp İngiltere’ye uzanan moda yolculuğumda bu yıl 30 seneyi geride bırakmanın mutluluğunu yaşıyorum. Geçmişe baktığımda, kurduğum hayallerin gerçeğe dönüşmesinde işime olan tutkumla beraber ailemin ve sevdiklerimin manevi desteğinin payı çok büyük...

Uzun yıllardır yurtdışındasınız. Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş ya hani... Zaman içinde Türkiye’den koptunuz mu? Gönül bağları zayıfladı mı?

- Hayır, bu süreç boyunca hiçbir zaman anavatanımdan kopmadım. İngiltere’de yaşadım ama ülkeme duyduğum özlem ve hayata geçirdiğim her proje, “Bir sonrakinde daha iyisini nasıl yapabilirim” düşüncesini güçlendirdi. Bu düşüncenin de daha azimli bir şekilde çalışmamın önünü açtığına inanıyorum.

KOCA BİR OKYANUSTA TEK BAŞIMAYDIM

Şu an orada kabul görmüş, sevilen bir modacısınız ama merak ediyorum, başlarda İngiliz moda sektörünün bir Türk tasarımcıya yaklaşımı nasıldı?

- Yurtdışında yaşamaya başlamanın ve burada bir markayı hayata geçirmenin zorluklarını tabii ki yaşadım. Yeni bir ülkede iş kurmak, koca bir okyanus içinde tek başına kalmaktı benim için...

Yazının Devamını Oku

İş başa düşsün

Sayın Emine Erdoğan’ın çok uzun zamandır üzerinde titizlikle durduğu bir projesi var; sadece biz değil tüm dünya için hayati bir konu olan “sıfır atık”...

Emine Erdoğan’ın gençlik yıllarından beri israf konusunda çok hassas olduğunu da biliyorum.
Ancak gördüğüm kadarıyla ne kadar konuşulursa konuşulsun, yazılırsa yazılsın, “sıfır atık” konusunda yeterli mesafe alınamıyor.
Sebebi de biziz.
Vatandaş olarak üzerimize düşeni gereğince yapmıyoruz.
Eğer evlerde böyle bir hareket başlamazsa, hassasiyetin genele yayılmasını ve sonuç alınmasını beklemek hayal olur.
Nasıl mı?
Bir Almanya örneğiyle açıklayayım. Almanya’da elinizdeki çöpü mutfaktaki yanlış çöp torbasına atarsanız kıyamet kopar. Çünkü atıklar türlerine göre ayrılır ve onlara göre belirlenen renkteki torbalara konur.

Yazının Devamını Oku

Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

Pandemi döneminde pek çoğunun eli kolu bağlandı, iş yapamaz hale geldi. Okan Bayülgen ise aldı başını gidiyor, projeler zincirine durmadan yeni halkalar ekliyor. Ünlü televizyoncu yakında yine kendisinden beklenecek cesur bir formatla karşımıza çıkacak. Program gereği bir ünlü konuğuyla otelde geceleyecek, restoranda başlayan sohbetleri yatak odasında devam edecek. “Sofrada politika, yatakta itiraflar” konsepti için geri sayım sürerken kapısını çaldım... Söze işten güçten girdik cep telefonu sorunundan çıktık ve “umutsuzum” dediği Z kuşağına uzandık...

Çok yönlülüğünüz herkesçe malum. Öğrendiğim kadarıyla yaptığınız işlere yeni başlıklar eklenmek üzereymiş. Bu kadar bölünmek normal mi?

- Bu bana pek garip gelmiyor da çevremde garip bir his uyandırıyor... Bir oyuncu, bir yönetmen ya da bir fotoğrafçı sonuçta kendi sanat kariyeriyle ilgilidir. Yani aynı zamanda bu işlerin sergileneceği yerlerin sahibi değildir. Ben hem oyuncuyum, hem tiyatrom var hem de tiyatro işlerinin yapıldığı kabareyi idare etmek zorundayım.

Televizyonu atlamayalım.

- Evet, “bir şov programı varsa o programın moderatörü de benim” gibi bir komikliği yaşıyorum. Bir yandan medyayla mütevazı bir ilişkim var. Bu sezon TV100 kanalında bir programım var. Ayrıca bu işi hibrit olarak sürdürmek için adım attım, dijital platforma da iş yapmaya başlıyorum.

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

Yazının Devamını Oku

Kutlama değil ilan şekli sıkıntılı

Ceyda Düvenci, binbir güçlüğün üstesinden gelerek büyüttüğü kızının genç kızlığa adım attığını sosyal medya hesabında duyurdu.

“Kutlayalım yeni zamanını” dedi.
Bu paylaşım sonrası kimi veryansın etti, “ayıp” diye hop oturup hop kalktı, kimi de “sünnet davulla zurnayla kutlanıyorsa bu niye ayıp olsun” diyerek Düvenci’ye destek verdi.
Ben ayıplamıyorum da alkışlamıyorum da...
Öncelikle ne mutlu bu güzel aileye diyorum...
İki pırlanta gibi çocukla hayatlarını paylaşıyor, onların büyümelerine tanıklık ediyorlar.
Ve çok mutlular...
Sağlıkları da mutlulukları da daim olsun.

Yazının Devamını Oku