Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

90’larda moda dünyasının altını üstüne getiren Neslihan Yargıcı rüzgarı, 2000’lerin başında ansızın dindi. Farklı kulvarlardaki işleri kadar özel hayatı ve düzenlediği partilerle de manşetleri süsleyen “siyahların kadını”, birdenbire ortadan kayboldu. Sordum soruşturdum, onu Bodrum’da buldum. Ortada olmaması, boş durduğu anlamına gelmiyormuş, gayet net anladım. “Akıllı olan kenarda durur dönemindeyiz” diyen Yargıcı ile uzun uzun sohbet ettik. Sıfır egoyla, müthiş keyifle yanıtladı sorularımı. Jüri üyeliği yaptığı programdan nasıl “paketlendiğini” anlatırken güldü, imzasını taşıyan Seden Gürel imajı için “Tam bir çöptü” demekten çekinmedi. Geriye de son derece vintage bir moda-magazin söyleşisi kaldı. Keyifli okumalar...

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim 90’larda magazin sayfalarının vazgeçilmez yüzüydünüz. Sonra aniden kayboldunuz. Nerelerdesiniz?

- Ortada olmamak, yok olmak demek değil ki... Ortada olacak bir ortam yok. Bu dönem, “akıllı olan kenarda durur” dönemi.

Doğum günleriniz bile haberdi...

- Çünkü doğum günlerimi çok özel hazırlardım. Öyle ses getirirdi ki davetli olmak için araya birilerini koyarlardı.

Yok mu artık o partiler?

- Yooo, devam ediyor. Geçen sene 4 kutlama yaptım; hem yurtiçi hem de yurtdışında...

Bu yıl tabii pandemiden dolayı yalan oldu...

-  Doğum günüm 11 Aralık... Bu sene konsept, köfte-patates, pijama, terlik (gülüyor).

Biraz anılara dalalım istiyorum. Sizin mankenlikten modacılığa, imaj danışmanlığından oyunculuğa fırtına gibi estiğiniz yıllara...

- Tabii...

Bu çok yönlülüğün sebebi neydi? Çabuk mu sıkılıyorsunuz yoksa kendinizi tek bir alanla sınırlamak mı istememiştiniz?

- Baskıcı bir aileden gelmiyorum. Özgüvenli büyütüldüm. Fransız eğitimi de özgüveni tetikler. Şan eğitimi veya basın yayın eğitimi almam babamın önerisiydi. Konservatuvarda 5 sene keman çaldım.

Ama müzik pek uzun sürmedi...

-  Bunlar tek tip, son derece disiplinli işler. Bana göre değildi. Ben aklına eseni yapmak isteyen, içindeki sesi dinleyen, farkındalığı olan, gözleyen, hisseden biriyim.

Farklı alanlara girmenizde kimler önayak oldu?

-  Müzik, kulislerde Sezen Aksu ile... İmaj çalışmaları, stüdyolarda... Dergicilik, Allah rahmet eylesin Ercan Arıklı sayesinde...

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

SON ANDA “BENDENİZ” DEMESEM DENİZ ÇELİK OLARAK ÇIKACAKTI

Farklı fikir dediğiniz anda aklıma Seden Gürel ve Bendeniz’in ilk imajları geldi. Gürel “mantar şapkalı kız”, Bendeniz “abajur kız” olarak tanınmıştı sayenizde.

- Seden Gürel ve Bendeniz ilk ve en popüler olanlar... Bendeniz’in giysisinden çok ismi imajının bir parçasıdır.

İsim annesi de siz miydiniz?

- Evet. Raks’tan “Ne yapabiliriz?” diye toplantıya çağırdılar. CD’si hazırdı ama kapağında Deniz Çelik yazıyordu. Çok sıradan geldi. O akşam düşündüm. Gece “Tamam” dedim, “Onun profesyonel adı Bendeniz”... CD kapakları yeniden hazırlandı. O gün bugündür Bendeniz ismi imajının parçasıdır. Yaptığım imajlar giysiyle sınırlı olmadı yani. Hepsi bir mesaj niteliğindeydi.

SEDEN GÜREL İMAJI TAM BİR ÇÖP!

Seden Gürel’in mesajı neydi?

- Şarkı söylemek için oranı buranı açman gerekmediğini vurgulamıştım. Evliydi, çocuğu vardı, sesi de güzeldi. Neden şarkı söylemesin? Televizyona verdiğim bir röportajda bu düşüncemi dile getirdim. Çok aile destek verdi, bu fikre inandı. Benim de istediğim buydu.

Siz hep siyahlar içindeydiniz. Bendeniz keza öyle... Seden Gürel niye tepeden tırnağa bembeyazdı?

- Beyaz renk deterjan, şapka ise şampuan reklamına hazırlıktı. Projenin devamı kopyalanmasın diye devlet sırrı gibi sakladım bunu. Çok sık yaşadığım bir durumdu çünkü. Ama...

“Ama”sı ne?

- “Çok beğenildiği için” çok da tepki aldı bu imaj. Seden Gürel’in de aklına girdiler ve ansızın şapkayı çıkardı. Her gün haber olan Seden, gazetelerde şapka kadar haber olmadı. Proje de çöp oldu. Düşündüğüm stratejiyi ne yazık ki uygulayamadım. Bu konuda ilk defa size detay veriyorum. O imaj tam çöp! O beyazlı kız gitti, “Çalkala” adlı bir parça ile yoluna devam etti.

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

SAKIP SABANCI ARAYIP “ŞU PROGRAMI ERKENE ALIN” DEDİ

Siz televizyondaki bir stil yarışmasında jüri üyeliği de yapmıştınız. O nasıl bir deneyimdi?

- Televizyonda ilk moda programını başlatan benim aslında, adı da “Beni Baştan Yarat”tı...  Önceleri kimse ne yapmak istediğimi anlamamıştı. Ama bir gün Türker İnanoğlu, “Bir Başka Gece” adlı programın içinde bir bölüm verdi. Programa katılan kişi baştan aşağı değişir ve son görüntüleri olay olurdu. Reytingi çok yüksekti. Allah rahmet eylesin, Sakıp Sabancı arayıp “Şu programı erken saate alın, son halini izleyemiyorum” demişti. Program uzun sürdü. Sonra taklitleri başladı.

O PROGRAMDAN PAKETLENDİM

En son ünlülerin katıldığı bir stil yarışmasında jüri üyesiydiniz. Ama kısa sürdü diye hatırlıyorum. Sonraki sezon yerinizi rahmetli Nur Yerlitaş aldı.

-  “İşte Benim Stilim” yarışması... Duyuyordum ama hiç izlememiştim. Teklif geldi, “Tamam” dedim. O dönem, Allah rahmet eylesin, Nur programdan ayrılmıştı. Ama kırmızı halı ile davet edildiğim o programdan ayrılırken “hoşça kalın” diyecek kimseyi bulamadım. Yani paketlendim (gülüyor).

Bekliyor muydunuz böyle bir şey?

- Zaten farkındaydım, kapıya doğru yaklaşıyordum (gülüyor). Benden sonra Nur geri döndü.

İyi de siz neden saf dışı bırakıldınız?

-  “Çok moda konuşuyorsun” dendiğini söyleyebilirim. Programın akışında espri de olur, kavga da ama bunlar öncelik haline gelirse sıkıntı. Sürekli “Sakin ol Neslihan” diyordum kendime. Çok “ya sabır” çektim. Ben ayrıldıktan sonra izleyiciden tepki geldi, “Moda bilginizden yararlanıyorduk” dediler ama konu moda değilmiş demek.

YAŞADIKLARIMI ANLATACAĞIM BİR SAHNE ŞOVU HAZIRLADIM

◊ En severek yaptığınız meslek hangisiydi?
- Defilelerimi hep farklı mekanlarda yaptım. Haydarpaşa Garı, Tiyatro Miyatro... Hepsinde rolüm vardı, sahnedeydim. Tiyatroda oynadım. Reklam filmi, klip ve dizilerde rol aldım. En son dizim “Avrupa Yakası”ydı, en son konuk olduğumsa “Afili Aşk”. Sahneyi çok seviyorum. Özellikle de doğaçlama yapmayı. Yaşadıklarımı anlatan bir sahne şovu yapmak istiyorum mesela. Hazırlıklarım tamam ama zamanlama önemli.

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

BİR DAHA ÖYLE MEKAN OLMAZ MÜŞTERİ DE DEĞİŞTİ ADAP DA SEZEN’İ DİNLEMEYE TOM JONES BİLE GELMİŞTİ

Sezen Aksu, Onno Tunç, Harun Kolçak, Uğur Yücel gibi dev isimlerle yaptığınız “Oba Show” adlı müzikli gösteriden de konuşalım biraz. Bana sorarsanız muazzam işti.

- Oba başlı başına bir projeydi. Sezen ile beraber aldık bu kararı. “Gazinolara son” dedim. Club gibi olacaktı, ama yemekli... Sezen tek başına program yapacaktı. Yemekte Rıza Silahlıpoda müzikleri, saat 11.30’da program... Onno Tunç, Uğur Yücel, Aykut Gürel, Harun Kolçak, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi, Seden Gürel vokallerde... Ben ve Sezen birlikte parodiler falan... Haftanın her günü çalışıyorduk, pazar dahil. Gelen bir daha gelirdi, müdavimlerimiz vardı. Tom Jones bile gelmişti Sezen’i dinlemeye.

Onca star aynı kadroda... Hiç ego çatışması yaşanmadı mı?

- Sahnede rekabet olmaz mı, tabii ki vardı ama seviyeliydi... 

Ne kadar sürdü o şov?

- 4 sene... Sonra açıkhava konserleri başladı. Vokalistler yuvadan uçtu.

Sizi yeniden bu tarz bir projede görme ihtimalimiz var mı?

- Böyle bir program bir daha olmaz ki... Müşterisinden servis elemanına kadar Oba bir ekoldü. Artık öyle bir mekan imkansız.

Neden olmasın?

-  Neden mi? Müşteri değişti, adap değişti. “Ne fark var?” derseniz. Ortak kültür birliği, espri anlayışı... O zamanlar çok değişik konseptler yapmıştım. Şimdi onlar da olmaz.

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

Pandemi döneminde pek çoğunun eli kolu bağlandı, iş yapamaz hale geldi. Okan Bayülgen ise aldı başını gidiyor, projeler zincirine durmadan yeni halkalar ekliyor. Ünlü televizyoncu yakında yine kendisinden beklenecek cesur bir formatla karşımıza çıkacak. Program gereği bir ünlü konuğuyla otelde geceleyecek, restoranda başlayan sohbetleri yatak odasında devam edecek. “Sofrada politika, yatakta itiraflar” konsepti için geri sayım sürerken kapısını çaldım... Söze işten güçten girdik cep telefonu sorunundan çıktık ve “umutsuzum” dediği Z kuşağına uzandık...

Çok yönlülüğünüz herkesçe malum. Öğrendiğim kadarıyla yaptığınız işlere yeni başlıklar eklenmek üzereymiş. Bu kadar bölünmek normal mi?

- Bu bana pek garip gelmiyor da çevremde garip bir his uyandırıyor... Bir oyuncu, bir yönetmen ya da bir fotoğrafçı sonuçta kendi sanat kariyeriyle ilgilidir. Yani aynı zamanda bu işlerin sergileneceği yerlerin sahibi değildir. Ben hem oyuncuyum, hem tiyatrom var hem de tiyatro işlerinin yapıldığı kabareyi idare etmek zorundayım.

Televizyonu atlamayalım.

- Evet, “bir şov programı varsa o programın moderatörü de benim” gibi bir komikliği yaşıyorum. Bir yandan medyayla mütevazı bir ilişkim var. Bu sezon TV100 kanalında bir programım var. Ayrıca bu işi hibrit olarak sürdürmek için adım attım, dijital platforma da iş yapmaya başlıyorum.

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

Yazının Devamını Oku

Kutlama değil ilan şekli sıkıntılı

Ceyda Düvenci, binbir güçlüğün üstesinden gelerek büyüttüğü kızının genç kızlığa adım attığını sosyal medya hesabında duyurdu.

“Kutlayalım yeni zamanını” dedi.
Bu paylaşım sonrası kimi veryansın etti, “ayıp” diye hop oturup hop kalktı, kimi de “sünnet davulla zurnayla kutlanıyorsa bu niye ayıp olsun” diyerek Düvenci’ye destek verdi.
Ben ayıplamıyorum da alkışlamıyorum da...
Öncelikle ne mutlu bu güzel aileye diyorum...
İki pırlanta gibi çocukla hayatlarını paylaşıyor, onların büyümelerine tanıklık ediyorlar.
Ve çok mutlular...
Sağlıkları da mutlulukları da daim olsun.

Yazının Devamını Oku

Artık kapı aralandı uzaylılar aramızda

Ünlü astrolog ve spiritüel danışman Aslı Güder, 2018’de verdiği röportajda “Tüm dünyayı maskeli görüyorum” diyerek pandemi tablosunu önceden çizmişti. Felaketlerin birbirini izlediği 2020’yi nihayet geride bırakmışken, belki güzel haberlerle içimizi açar dedim, bir umut 2021’e dair öngörülerini istedim. Baştan söyleyeyim, global anlamda iyi haber bekleyenlerin bu yıl da elleri boş kalacak. Ama yüzünüzü asmayın, bireyselde gülmenin yolu açık... Deprem olur mu, uzaylılar aramızda mı, magazin dünyasının ünlülerini hangi sürprizler bekliyor, yılın en şanslı burçları hangileri? Ben sordum, Güder yanıtladı.

2020 zor geçti ama astrologlar 2021 için de iyi konuşmuyor. “2020 fragmandı, asıl film şimdi başlıyor” benzeri açıklamalar var. Şimdi oturup felaketin ikinci perdesini mi bekleyeceğiz yani?

- Aslına bakarsanız 2021 kumar yılı olacak.

Nasıl yani?

- Yani doğru adımlar atıp akıllıca risk alan, yeniliğe açık olup kendini adapte edenler bu yıl kazanacak. Kapalı, değişime açık olmayanlarsa bu yılın kaybedenleri olacaktır.

Gerçekten bu yıl öngörüldüğü kadar zor mu geçecek?

-  Evet, zorlu bir süreç bizi bekliyor.◊ İyi ama hangi açılardan?

- Bu yıl kıtlık, kuraklık, isyanlar ve özgürlük savaşlarına tanıklık edeceğiz mesela... Özellikle Londra, Paris ve Washington’da büyük gösteriler olacak. Ayrıca Kanada ve Almanya’daki hareketlenmeler de bizi şaşırtacak diyebilirim. Amerika’da İkiz Kuleler benzeri bir olay yaşanabilir. Ayrıca yıl içinde dünyayı etkileyecek bir nükleer tehdit görüyorum.

Hatta 3. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini duyacağız. Batı ve doğu arasındaki denge bozukluğu, ülkelerdeki adaletsizlikler, terör olayları ve ayaklanmaları tetikleyecek.

Yazının Devamını Oku

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

34 beden bile büyük geliyor çocuk reyonundan giyiniyorum

Seren Serengil cephesinden kötü ve iyi haberler peş peşe geldi. Geçirdiği operasyon nedeniyle hızla kilo veren ve 46 kiloya kadar düşen Serengil, ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ne var ki onu hayata bağlayacak sürpriz gelişme de hemen ardından yaşandı. Serengil, zor günlerinde yanında olan arkadaşı Mustafa Tohma’dan gelen evlilik teklifine “evet” dedi. Bu kez aşk değil huzur istediğini söyleyen, “Ben artık aşka küstüm” diyen Serengil’in hayatında neler olup bitiyor, sağlık durumu nasıl, düğün ne zaman? İşte tüm bu sorular röportajımızda yanıt buldu.

Serencim, geçmiş olsun. Geçirdiğin bir operasyon nedeniyle sürekli kilo kaybı yaşadığını açıkladın. Şimdi nasılsın, biraz toparlayabildin mi kendini?

- Teşekkür ederim. Aslında ilk kez 6 yıl önce mide ameliyatı geçirdim. O dönem gayet rahat ve sağlıklı şekilde kilo vermiştim.

Evet, çok da formda görünüyordun. İkinci kez operasyon geçirme fikri nereden çıktı o halde?

- Çocuk yapmak istedim. Bunun için bir seneye yakın süre hormon aldım. Hormon tedavisi yüzünden de verdiğim kiloların 15 kilo kadarı geri geldi. Ama maalesef ani stres sonucu düşük yaptım. O süreçte evden dışarı çıkmadım. Sabahtan akşama kadar çikolata yiyor, kola içiyordum. İkinci operasyon fikri de düşükten sonra gelişti. Bir an önce kilo vermek, işime konsantre olmak için bu kararı aldım.

8 YAŞIMDAN BERİ SUDAN İĞRENİYORUM

Seni stres, kola ve çikolata yoldan çıkardı yani...

- Alkol ve sigara zaten kullanmıyorum. Ama benim de bir kötü huyum var, su içememek... 8 yaşındayken musluktan gelen paslı suyu gördüm, o gün bugündür su içmiyorum, iğreniyorum. Tabii su içmemek de kolay kilo alma sebebi...

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Gönüller bir olsun

Milletçe kriz dönemlerinde omuz omuza vermenin önemini, değerini şu pandemi sürecinde daha iyi kavradık. El ve gönül birliğinin güzelliğini, yaşayarak gördük.

Olan olmayana, varlıklı darlıktakine el uzattı.
Bu sayede pandemiyi mümkün olduğunca az hasarla atlatma yolunda önemli mesafe kat ettik.
Belediyeler “küçük esnafa destek” çağrısı yapıyor, bu çağrılar büyük ölçüde yanıt buluyor.
Büyük işletmelerin imdadına ise genellikle mal sahipleri yetişiyor.
Kısıtlamalar çerçevesinde günlük ciroları ciddi ölçüde azalan mağazalara kimi AVM’lerden yılbaşı hediyesi tadında müjde geldi.
Zaten temmuz ayından beri kiracılarına yüzde 50 indirim sağlayan Capitol de “Gün birlik olma günü” diyenlerden...
2021 Nisan sonuna kadar yüzde 50 indirimli kira uygulamasına devam edecek olan AVM, aralık ayında başlayan hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle ek destek kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku

Atatürk anneannemle tanışmak istemiş

Atatürk’e bile karışım hazırlamış bir lokman hatunun torunu olunur da başka yoldan gidilir mi? O da gitmemiş, bitkiler dünyasına dalmış, anneannesinden öğrendiklerinin üstüne kattıkça katmış. Bugün kendi adını taşıyan doğal içerikli bir markanın patroniçesi... Suna Dumankaya, durup dinlenmeden araştırmalarına devam ediyor. Bu hafta “Doğada keşfedilecek çok şey var” diyen Dumankaya ile bir araya geldim. Hem macerasını dinledim hem de pandemiye özel kişisel bakım tüyoları aldım.

Doğal güzellik ve şifa kaynaklarının kullanımını, okuduğum kadarıyla anneannenizden öğrenmişsiniz. Ondan biraz bahseder misiniz?

- Anneannem Türkiye’nin ilk lokman hatunlarından Fatma Öktem... Eski zamanlarda hastaneler bu kadar yaygın, teknoloji de bu kadar ileri değilken, doğadan bulduğu bitkilerle tedavi yapardı. Bu tedavileri zaman içinde geliştirerek birçok konuda alternatif doğal reçeteler hazırladı.

Ben de o süreçte hem çok meraklı hem de konuyla çok ilgiliydim. Ondan gördüklerimi zamanla geliştirdim, bunları gerek ekranlarda gerekse kitaplarımla aktarma yoluna gittim.

Sizi yönlendiren anneanneniz miydi yoksa kendiliğinden gelişen bir ilgi mi bu?

- Bitki ve doğal içerik konusunda anneannem sayesinde ilerledim. Ama bu bilgileri güzellik alanına taşımak, geliştirip üretmek için çok ciddi araştırmalar yaptım. Bu beni önce bitki bilimine sonra da güzellik uzmanlığına yönlendirdi. Ardından kitaplar geldi. Ve en sonunda da yerli marka yaratma süreci başladı.

Anneanneniz Atatürk’le de tanışmış...

-  Bizim için çok özel bir anı bu... Eskiden ilaç ve hastane konusunda çok eksiklik yaşandığından, anneannem herkese doğal yöntemlerle şifa olmaya başlamış. Gerek kendisinin bulunduğu Siirt’ten gerekse çevre illerden birçok kişi ona gidermiş. Mustafa Kemal Atatürk de cumhuriyetin ilanından sonra Anadolu’yu şehir şehir gezerken Siirt ziyaretinde onunla tanışmak istemiş.

Yazının Devamını Oku

Eğlencenin dijital devrimi başlıyor

Devir değişti, artık eskisi gibi omuz omuza danslar, eğlenceler yok.

Ama girişimci ruhlar, yeni dünya düzenine uygun yeni deneyimler vaat ediyor, Uzay Yolu tadında alternatifler sunuyor.

Azıcık detaylandırayım, yeni yıl akşamınıza renk katayım...

ÇapaMarka Entertainment Group, eğlencenin bittiği, müziğin sustuğu pandemi sürecinde “Bu kadar sessizlik, bu kadar depresyon yeter” diyerek dünyanın ilk dijital eğlence parkını yarattı. Adı Digital Winter Wonderland...

Bir bakıma geleceğin demo’su... Uzay çağında nasıl eğleneceğiz, test ediliyor gibi...

Devasa bir alan üzerine 3D olarak inşa edilen bir yeni yıl panayırı hayal edin... Dönme dolabından 70 metrelik yılbaşı ağacına her şey gerçeğine en yakın şekilde tasarlanmış. Panayır alanında hepsi yine üç boyutlu 7 ayrı sahne ve her sahne için farklı bir eğlence mevcut.

Yeni yıl ruhunun en güvenli, en virüssüz şekilde yaşanması için insan sirkinden yeni yıl gazinosuna, akustik sahneden ana sahneye her şey düşünülmüş.

Velhasıl, gece boyunca sahneler arasında dolaşırken karşınıza bir anda Ali Poyrazoğlu, Soner Olgun, Serdar Ortaç, Suzan Kardeş, Celil Nalçakan, Özlem Olgun, Deha Bilimlier, Derya Uluğ, Gülden Karaböcek, Güvenç Dağüstün ve Zehra ile çember dansçıları, oryantal dansçılar ve akrobatlar çıkabilir, şaşırmayın.

Öylesine bir gerçekçilik, öyle bir zincirleme sürpriz...

Yazının Devamını Oku

Komplo yok kahpe bir virüs var

Cem Özer durdu durdu, karşımıza “Payitaht Abdülhamid” dizisinde sultanın baş düşmanı William Hechler olarak çıktı. Bu rol için imaj yenileyen oyuncuyla set sonrası buluştum. “Laf lafı açar” dedik, sorusuz, sorgusuz koyu bir sohbete bıraktık kendimizi. Sabırsız genç meslektaşlarını da konuştuk, “bu işler torpilsiz olmaz abi” önyargısını da, pandemi sonrası arşa çıkan komplo teorilerini de... Setlerde durum ne, yeni aşı bizi kısırlaştıracak mı, sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı? Merak edenlere iyi okumalar...

Cem Bey, bugün benden “hazır soru” bombardımanı beklemeyin, sohbete geldim. Laf lafı açsın, sohbet bizi nereye götürürse artık...

- “Laf Lafı Açıyor”a bir göndermeyle başlayalım diyorsunuz (gülüyor). Doğru bir yöntem. Benim programlarımın sırrı da buydu zaten. Çünkü bir dönem hazırlık yapmak çok önemsenirdi. Herkesin dilinde “Aman biz çok hazırlık yapıyoruz programa çıkmadan” falan... Bana da bir gün dediler ki “Biz de hazırlık yapalım”...

“Laf Lafı Açıyor” yıllarından bahsediyorsunuz herhalde.

- Evet evet. İki-üç program hazırlık yaptık, öyle çıktık. Benim en kötü programlarım oldu onlar. Soruları hazırlayıp elime veriyorlar, haliyle karşımdakini dinlemeden tamamen sorulara odaklanıyorum.

Olmadı yani...

- Hiç olmadı. Kardeşim bırakın, bu sohbet programı... Evinize misafir geldiğinde önceden hazırlık mı yapıyorsunuz “bunları soralım” diye?

DOĞRULAR CEZALANDIRILDIĞI İÇİN KIZLAR HEP “MERVE’LERE” GİDİYOR!

Yazının Devamını Oku

Çocuklar trafikte

Geçen gün otomobil ile uzun bir yolculuk yaptım. Yollar, viyadükler, insanlar gözümün önünden akıp giderken birden geçmişi anımsadım. “Trafik terörü” lafının hayatımızdan bir gün bile eksilmediği zamanları...

Eskiye nazaran bayağı bir yol aldık. Türkiye’nin aldığı yolu rakamlar da kanıtlıyor zaten...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birkaç gün önce 6. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’ndaydı.

Soylu, yaptığı konuşmada yeni projeler, iyileştirilen karayolları ve artan acil müdahale imkanlarıyla trafik kazalarında ciddi bir azalma sağlandığını açıkladı.

BM Genel Kurulu’nun “2011-2020 arasında trafik kazalarındaki ölüm vakalarının yüzde 50 azaltılması” hedefini tutturabilen iki ülkeden biri olmamız da başarının kanıtı...

Bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki trafik eğitimi mutlaka küçük yaşta başlamalı. Çünkü çocuklar, gerekliliği ve sebebini küçükken öğrendikleri kuralları, büyüdüklerinde de unutmuyor.

Yetkililer de trafik bilincini küçük yaşta oluşturmak için gerekli adımı attı, çok önemli bir projeyi hayata geçirdi.

Hazırlanan “trafik eğitim parkları” ülke çapında hızla yaygınlaşıyor.

Bu yıl itibarıyla 6 ilde daha park yapımı tamamlandı.

Yazının Devamını Oku

Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemem

Nilgün Belgün, geçen ay tat ve koku kaybı şikayetiyle gittiği hastaneye “Covid-19 pozitif” teşhisiyle yatırıldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı ve virüsü alt etmeyi başardı. Belgün’le “negatif” müjdesini almasının ardından görüştüm. Enerjisini tüketen, kendisini yatağa çivileyen hastalığın izleri silinmeye, kahkahaları eskisi gibi çınlamaya başlamış başlamasına ama... Hastalık haklı olarak gözünü öyle korkutmuş ki, “Bir daha aynı şeyleri yaşamak asla istemem” diyor ve ekliyor: “Gribe falan benzemiyor. Başında belki burnunuz akıyor, başınız ağrıyor falan ama devamı çok farklı.”

Öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum.

- Çok teşekkür ederim.

Nasıl oldu bu?

- Çok önlem alıyordum kendimce... Gerçekten az insan benim kadar dikkatlidir. Nadiren kızlarımla görüşüyordum, onlarla da mesafeliydik, yani birbirimize sarılmak falan yoktu. Onun dışında iki-üç arkadaşımla görüşüyordum, başka da kimseyle hiçbir şekilde irtibatım yoktu. Ama maalesef bu virüsü kaptım işte.

VİRÜSÜ KİMDEN, NASIL KAPTIM BİLMİYORUM

Virüs size nereden, kimden bulaştı, bir fikriniz var mı?

- Nereden ve kimden bulaştığı konusunda bazen fikir sahibiyim, bazen değilim.

Yazının Devamını Oku

Denetim şart

Son yıllarda en çok sorguladığımız konulardan biri, şiddet vakalarındaki artışta televizyonun payı... Program içerikleri şiddeti körüklüyor mu?

Bu tarz içerikler değişirse, verilen mesajlar farklılaşırsa, şiddet vakalarında belirgin bir azalma yaşanır mı?

Bu soruların kesin olarak yanıtını vermek güç ama şu bir gerçek ki, dijital yayınlar kontrolden çıkmış durumda.

RTÜK, geçenlerde “televizyon yayınlarında şiddet” başlıklı bir araştırma yaptı. “Şiddetin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den en azından televizyon ekranlarındaki şiddeti önlemek adına adım atılacağını duymak iyi geldi.

Yayınlardaki aile, kadın ve çocuklar için problem teşkil eden şiddet içerikleriyle kararlılıkla mücadele edeceğini açıkça belirten RTÜK, bu konuda kamuoyunun nabzını tuttu. 26 ilde 15 ve üzeri yaştaki 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 94’ü televizyon yayınlarında şiddet içeriklerinin orta ve daha fazla düzeyde olduğunu düşünüyor. Kadınlar, erkeklere göre televizyon yayınlarında şiddete daha fazla yer verildiği görüşünde.

Bir başka çarpıcı nokta, şiddet algısının yaş grubuna göre değişkenlik göstermesi...

36-50 yaş arası bireyler, televizyon yayınlarında şiddete fazla yer verildiğini ifade ediyor. Oysa 15-25 yaş grubunun yüzde 33,3’ü, şiddete yer verilme sıklığının çok az olduğu görüşünde! Yani görünen o ki pek çok genç şiddeti kanıksamış durumda...

Dünya genelinde de tablo hemen hemen böyle...

Yazının Devamını Oku

Erkek hakem hatası kabul edilir de benimki edilmez!

Kadınlar iş hayatının her alanında... Elleri sadece hamura değil her işe uzanıyor. Özgüvenleri yüksek. Ama bu çağda bile önyargılarla boğuşuyorlar. Misal... Futbolseverler ve spor kamuoyu, kadınları yeşil sahada görmeye ne kadar alıştı? Ne kadar destekliyor ve kararlarına ne kadar güveniyorlar? Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemi Lale Orta’nın anlattıklarına bakılırsa, bu konuda daha alınması gereken epey yol var: “Çok başarılı olduğum halde sırf kadın olduğum için bana Süper Lig’de görev vermeye cesaret edemediler. ‘Erkek hakem hatası kabul edilir, seninki edilmez’ dediler.”

“Kadın ve futbol” konusuna bugün bile önyargılı yaklaşılıyor. Muhtemelen siz yeşil sahalara adım attığınızda kalıplar çok daha sertti.

-  Dünyadaki gelişmelerin çok uzağında bulunanlar, futbolu erkek sporu olarak görüyordu. Bu nedenle “kadın” ve “futbol” kelimeleri yan yana getirilmezdi.

Ama siz kalıpları yıktınız, basketbol oynarken bir U dönüşüyle futbola yöneldiniz. Nasıl doğdu bu merak?

- Çok hareketli bir çocuk olduğum için ailem beni 11 yaşında spora yönlendirdi. Vefa Kulübü’nde basketbola devam ederken, sokaklarda da erkek arkadaşlarımla futbol oynuyordum.

Sizi bu yola çeken motivasyon kaynağı neydi peki? İlk adım nasıl atıldı?

-  İstanbul Moda’da, Dostlukspor Kız Futbol takımının olduğunu öğrendim. Bu sayede futbolu öğrenmek, oynamanın verdiği keyfi yaşamak ve görmek açısından tercihimi futboldan yana kullandım.

SAHAYA YAKIN OLAYIM DERKEN KENDİMİ MERKEZİNDE BULDUM

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa açık davet

Sonunda bunu da duyduk! Bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen kadını öldürmek için bomba düzeneği kurmuş. Üstelik bu ilk vakası değilmiş; daha önce aynı sebeple kadının evini ve arabasını yakmış, kurşunlamış.

Ne acıdır ki adli kontrol şartıyla dışarıda, sokaklarda, yanıbaşımızdaymış.

Hayretler içinde okudum haberi. “Ne hırsmış, ne egoymuş, ne gözüdönmüşlük” dedim, pes! Nasıl bir ruh hali, ne tür bir ruh hastalığıdır bu...

Ya o bomba patlasaydı... Bu “adli kontrolle serbestlik” meselesi de defalarca baş yaktı, can aldı, bilmiyorum bu kıyamet nasıl dinecek.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde “Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin” dedi ama böylesine insanlıktan çıkmış biri kolay kolay kendine gelir mi emin değilim. Keşke...

Sayın Soylu’nun bence en önemli uyarısı, tedbir kararı konusunda gecikme yaşanmasının ivedi biçimde önlenmesi. Sayın Bakan, “Kolluk birimlerimiz, mülki idare amirlerimiz, tedbir kararı vermekten çekinmesinler ve gecikmesinler. Sonrasında ‘eyvah’ yetmez. Hatta ‘bu kararları verirken gecikmeyin’ demek bile belki doğru değil, acele edin” demiş.

Evet, “eyvah” demek bir işe yaramıyor, ölenleri geri getirmiyor.

Bu nedenle tedbir almakta acele edilmeli, şikayetçi kadınlar sıkı biçimde korunmalı.

Kadını aşağı gören zihniyet, “ya benimsin ya toprağın” gibi çağdışı cümleler bir an önce zihinlerden, lügatlardan silinmeli.

Yazının Devamını Oku

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku