Kimsenin Paris’i salladığı yok!

Deniz Berdan’ın kurduğu, ilerleyen yıllarda kızı Begüm’ün dokunuşlarıyla daha da parlayan DB Berdan markası, her geçen yıl biraz daha kendini geliştirerek bugünlere geldi. Anne-kızın sokak çizgisini, 90’lar ve hip hop kültürünü ön plana çıkaran sıra dışı tasarımları, yurtdışında dailgi görüyor. İkili, yeni koleksiyonlarını yarın Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul kapsamında düzenleyecekleri defileyle tanıtacak. Hazırlık aşamasında ikiliyle bir araya geldik, yüksek dozda moda içeren keyifli bir söyleşi yaptık.

◊ Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul için koşturmacanızın farkındayım. Ama koleksiyondan önce başlangıç noktasına dönmek istiyorum.

- Deniz Berdan: Keyifle anlatırım.

◊ DB Berdan olarak sektöre gerçek anlamda renk kattınız. Bu işe nasıl başladınız? Bir heves veya hobi miydi?

- Deniz Berdan: Hiç değil... Annem zaten 40 yıllık tekstilciydi. Yani ben ikinci jenerasyonum moda dünyasında, Begüm de üç...

◊ Ya babanız?

- Deniz Berdan: Onun bu sektörle ilgisi yok. 40 yıllık yayıncı.

◊ İş hayatına hangi noktadan giriş yaptınız bu durumda?

- Deniz Berdan: İş hayatına direkt moda editörlüğü ile başladım. Ve koleksiyon hazırlayarak...

◊ Eğitimini almış mıydınız?

- Deniz Berdan: Çizgi Sanatevi’ne gitmiştim. İlk defilemi de bir arkadaşımla orada, sanatevinin desteğiyle düzenlemiştim. Çizgi’nin Şişli’deki binasının bir katında... Tabii bu bahsettiğim çok eski. Herhalde 25 sene falan olmuştur.

◊ Anneniz de tasarımcı mıydı?

- Deniz Berdan: Atölyeciydi. Konfeksiyon, tekstil... Üretim yapıyordu daha çok. İhracat da vardı işin içinde ama genelde iç piyasaya hitap ediyordu.

◊ Baba da yayıncı...

- Deniz Berdan: Evet.

Kimsenin Paris’i salladığı yok

Fotoğraflar: Murat ŞAKA

İLK BAŞLADIĞIMDA TEKSTİLDE UMDUĞUMU BULAMADIM

◊ Peki babanızın mesleğini devam ettirmeyi hiç düşünmediniz mi?

- Deniz Berdan: Onu da deneyimledim. İş hayatına tekstille başladım ama bir noktada umduğumu bulamadım.

◊ Neden?

- Deniz Berdan: O dönem Türkiye’de tasarım algısı bu kadar yüksek değildi. Daha çok yurtdışından gelen modellerle üretim yapmayı tercih ediyorlardı. Ben de baba mesleği yayıncılığa döndüm. 11 yıllık yayıncılık hayatım var.

◊ Dergi mi yoksa gazete mi?

- Deniz Berdan: Dergi. Dört dergi çıkardım şimdiye kadar. Aynı zamanda firma dergileri de yaptım. Türkiye’nin ilk sağlık ve spor dergisini ben çıkardım mesela; Health&Shape. Ondan sonra benzerleri geldi. Onunla eşzamanlı olarak otomobil dergisi de çıkardım, dokuz yıl da o devam etti. Çok tutkulu bir insanımdır, o zaman otomobil yarışlarına da katılıyordum.

◊ Hobi değil yani...

- Deniz Berdan: Hobi gibi başladı, zamanla işin rengi değişti ve lisanslı yarışmaya başladım. Daha sonra döndük dolaştık, yine tekstil işine atıldık. 2012’de DB Berdan’ı kurduk.

KÜÇÜKKEN DANSÖZ OLMAK İSTİYORDUM

◊ Tekstil ile yayıncılık arasında gidip gelen bir kariyer söz konusu. Peki çocukken ne olmak istiyordunuz?

- Deniz Berdan: Veteriner... Ya da iyi bir motorcu. İkisinin arası yoktu, yine ekstrem bir çocuktum yani.

◊ Tekstil işine dönüşünüz nasıl oldu merak ettim...

- Deniz Berdan: 2010 gibi yayıncılığı bıraktım. Çünkü bireysel yayıncılık pek kalmamıştı. O yüzden dergileri çocuğum gibi sevmeme rağmen ortağıma devredip çekildim. Ve moda, tasarım dünyasına dönüş yaptım.

◊ Begüm, sen o zamanlar kaç yaşındaydın?

- Begüm Berdan: 18... Daha okuyordum. St. Benoit mezunuyum. Bizim okul biraz uzun sürüyor.

◊ Sen ne olmak istiyordun peki?

- Begüm Berdan: Hiç halimden anlaşılmaz ama küçükken dansöz olmak istiyordum ben. Müziği çok seviyordum aslında. Zaten müzik detaylarını koleksiyonlara da katıyorum hep.

◊ Yani moda aklında yoktu...

- Begüm Berdan: Hem de hiç...

◊ Devamında güçleri mi birleştirdiniz?

- Deniz Berdan: Begüm’le 2 yıldır birlikteyiz. Zaten mezun olalı 2.5 yıl anca oldu.

◊ Hangi bölümü bitirdin Begüm?

- Begüm Berdan: Kostüm okudum ben.

◊ Bu işin eğitimini aldın yani...

- Begüm Berdan: Gibi... Moda değil de performans kostümü tasarımı okudum ben. Yani sinema-tiyatro kostümü ağırlıklı bir bölümdü.

◊ Bu marka nasıl doğdu peki?

- Deniz Berdan: Aslında ihtiyaçtan doğdu marka.

◊ Ne gibi bir ihtiyaç?

- Deniz Berdan: İlk olarak bir arkadaşıma aksesuvar tasarladım. Yayıncılıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım. Çünkü hayatım boyunca hiç boş kalmadım, hep çalıştım. Daha lise yıllarımdayken moda editörlüğü yapıyordum, düşünün. Az önce dediğim gibi, editörlüğü bıraktıktan sonra da tekstil ve yayıncılık oldu. Sonunda da tekrar tekstile döndüm. Çünkü boş durabilen biri değilim.

◊ Farklı alanlarda edindiğiniz tecrübeler size büyük avantajlar sağlamış olmalı.

- Deniz Berdan: Tabii. Neticede “Hadi şimdi ben tekstil yapayım, hadi ben kıyafet tasarlayayım” diyemezsiniz. Mutlaka bir parça bilginiz olması gerekiyor. Sonuçta ben de çizebilen, kalıp çıkarabilen, dikiş dikebilen biriydim. O yüzden işe başlama noktasında sorun yaşamadım.

◊ Gerçek tutkunuz bu muydu?

- Deniz Berdan: Benim asıl tutkum desen aslında. Daha çok desen çizmeyi seviyorum. İşin artistik yönü daha çok hoşuma gidiyor diyebilirim.

BEGÜM DANSÖZ GİBİ GİYİNMEYE ÇALIŞIRDI, BEN ONA CEKET ALIRDIM

◊ Gelelim DB Berdan’ın sıra dışı çizgisine... Bu çizgi nasıl oturdu?

- Deniz Berdan: Zaman içinde oluştu. Ben 90’lar gençliğiyim. Begüm doğduğunda 20 yaşındaydım. Hatırlarsınız, 90’larda daha street style’dı (sokak stili) her şey. Bu da bizim çizgimize yansıdı işte.

◊ Jenerasyon farkı, çizgi farklılığı yaratmıyor mu?

- Deniz Berdan: Yeni koleksiyona baktığınızda şu dikkatinizi çekecektir muhtemelen; ben daha hazır giyimciyim, Begüm daha couture’cü. O daha feminen taraf. Bir de Begüm benim çizgimi beğeniyor, ben Begüm’ün çizgisini beğeniyorum. Ortak bir dilimiz var kendi aramızda.

◊ Ortak nokta?

- Deniz Berdan: Her ikimiz de sokak kültürünü çok seviyoruz.

◊ İtiraf edeyim, yeni koleksiyonunuza bakınca kendi hip hop yıllarıma gittim.

- Deniz Berdan: Kesinlikle bir hip hop durumu var çünkü. Bu, o kadar beni anlatan bir koleksiyon oldu ki... 80’ler çocukluk dönemim, 90’lar gençlik dönemim. Michael Jackson, hip hop falan.

◊ O dönemde genç kızların feminen giyinmesi yakışık almazdı, ayıplanırdık resmen. Topuklu ayakkabı falan yoktu yani...

- Deniz Berdan: Hatırlamaz mıyım! Begüm dansöz gibi giyinmeye çalışırdı, ben onu erkek gibi giydirirdim. Hep erkek ceketleri alırdım kızım için.

- Begüm Berdan: Ben prenses gibi olmak, tütüler falan giymek isterken hem de (gülüyor).

◊ Pepsi ile işbirliğinizden de söz edelim mi? Bu işbirliği nasıl doğdu?

- Deniz Berdan: Biz gittik onlara tabii. “Çok istiyoruz böyle bir çalışma yapmayı” dedik.

◊ Neden?

- Deniz Berdan: Bu yıl Pepsi’nin yılı çünkü, farkındaysanız 80’ler geri döndü. 80’ler ve 90’lar Pepsi’nin de en pik yaptığı dönemlerdir. Bize onu çağrıştırdı.

◊ Türk tasarımcılarını nasıl buluyorsunuz?

- Deniz Berdan: Son dönemde Türk tasarımcılar kendilerini inanılmaz geliştirdi. Bir de şunu öğrendiler, kendi kültüründen beslendiğin zaman yurtdışında daha çok ilgi çekiyorsun.

◊ Öyle midir gerçekten?

- Deniz Berdan: Yüzde 100... Bunun farkına varıldı nihayet.

Kimsenin Paris’i salladığı yok

ORTADOĞU, TÜRK TASARIMCILARA ÇOK MERAKLI

◊ Türk çizgisi hangi ülkelerde kabul, daha doğrusu ilgi görmeye başladı?

- Deniz Berdan: Bütün Ortadoğu Türk tasarımcılara meraklı. Hem de fazlasıyla. Fashion week’lere inanılmaz bir satın alım grubu geliyor o bölgeden. Bir de bizim gibi daha alternatif, daha street style tasarımcılar var, biraz daha Avrupa ve Uzakdoğu’ya hitap etme durumu söz konusu.

◊ Bence de sizin tasarımlarınız Japonya’da çok ilgi görür mesela.

- Deniz Berdan: Ya, öyle değil mi? Ama gidemedik daha.

FRANSA’DAKİ BİR OTELDE DEFİLE YAPMANIN MANASI YOK

Yurtdışındaki defileler çok kafa karıştırıyor. Bazı tasarımcılar “Ben şu moda haftasında yer aldım” türünde açıklamalar yaptı. Sonra anlaşıldı ki çoğu resmi takvimlerde yokmuş. Sadece o döneme denk getirerek defile düzenlemekmiş yaptıkları...

- Deniz Berdan: Otellerde defile yapan bazı isimler var gerçekten. “Paris’i salladı” falan diyorlar ya. İşin aslı kimsenin bir yeri salladığı yok. Türkiye’den arkadaşları geliyor sadece, kimsenin o defilelerden haberi yok! Fakat bu resmi takvim meselesine takılınmaması gereken bazı yerler de var. Mesela Londra. Bizim de iki hakkımız var orada. İstersek official yapabiliyoruz, istersek Fashion Scout’ta yer alıyoruz.

Siz isterseniz official platformda yer alabiliyor, resmi takvime girebiliyorsunuz...

- Deniz Berdan: Doğru, bizim onu yapabilme hakkımız var. Şöyle söyleyeyim; Londra Moda Haftası’nı organize eden birkaç şirket var. Biri İngiliz Moda Konseyi’nin işi, official site dediğimiz şey yani. Diğeri Fashion Scout. İkincisi yeni yetenekleri yakalayan bir platform. Birçok ünlü tasarımcı da oradan çıktı. Her ikisi de eşzamanlı yapılıyor ve ikisi de kabul görüyor. Yani hiçbir problem yok.

E niye resmi takvime girme hakkınız varken diğerini tercih edesiniz?

- Deniz Berdan: Official’da bir modele 800 pound verirken, aynı modele Fashion Scout’ta 200 pound ödüyorsunuz. İkisi de kabul görüyorken, ben niye diğerini tercih edeyim? Her şey bütçeye bağlı. Bütçeniz varsa gidin Official’da yapın tabii. Ama gidip bir otelde bireysel defile yapmanın da hiçbir manası yok. Gerçek bir organizasyonun içinde yer almak lazım.

TÜRK MODACILARI AİLE GİBİ DÜŞÜNÜN

Siz yıllardır yurtdışında defileler düzenliyor, bir anlamda yeni kuşakların önünü açıyorsunuz.

- Deniz Berdan: Tabii. Sonuçta Türk tasarımcıları bir aile gibi düşünün. Herkes birbirine destek olmaya çalışıyor. Bana Londra için danışan arkadaşlarım oluyor veya ben bazen başka birine başka bir konuda danışıyorum. Mesela “Ortadoğu’ya nasıl açılırım?” diye soruyorum.

İSTANBUL MODA HAFTASI’NA MIRIN KIRIN EDENLERE İNANAMIYORUM

Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul için ne diyeceksiniz?

- Deniz Berdan: Çok güzel bir organizasyon. Bazıları mırın kırın ediyor ya, inanamıyorum. Gerçekten iyi bir organizasyon. Kimsenin kullanamayacağı ışıklar var mesela. İnanılmaz da bir backstage söz konusu. Biz başka ülkelerde de defile yaptık. Ağlarsınız gittiğinizde, o derece kötü backstage’ler gördük.

Madem o kadar iyi, İstanbul Moda Haftası neden dünyada hak ettiği yere gelemiyor?

- Deniz Berdan: Ne olması gerekiyor biliyor musunuz, yurtdışından iyi bir ajansla anlaşılmalı. Denmeli ki “Bütün yabancı basını getiriyorum”. Bunu dedikten sonra dünyada haber olmaması mümkün değil. Bu da ekstra ciddi bir bütçe demek ama. Kolay değil bu kadar para bulabilmek.

BİZİM TASARIMLARIMIZDA CİNSİYET AYRIMI YOK

Yeni sezon için siz neler hazırladınız?

- Deniz Berdan: Çok güzel şeyler hazırladık. 80’ler, 90’lar. O jenerasyondan herkes koleksiyonda kendinden bir şeyler bulabilecek, çok eğlenecek.

Sizin hedef kitleniz kimler? DB Berdan tasarımlarını kimler giymeli?

- Deniz Berdan: İçinde kendini mutlu hisseden herkes. Biz cinsiyet ayrımı da yapmıyoruz, yaş ayrımı da.

HERKESE POZİTİF MESAJ VERMEK İSTEDİK

Kaç parçalık bir koleksiyon hazırladınız?

- Deniz Berdan: 45 parça. Bunun 15 parçasında Pepsi’den yola çıkıldı, gerisinin de ruhu onu taşıyor. Bir de çok hip hop var.

- Begüm Berdan: Evet, bu sezon alt kültürler öne çıktı. Hip hop’un yeni yeni başladığı dönemler, Harlem’den dünyaya yayılan eşofman kombinleri, 80’lerin yarasa kolları, vatkalar...

- Deniz Berdan: Bu arada masmavi bir koleksiyon bekliyor sizi.

- Begüm Berdan: Biz her yıl farklı bir sosyal mesaj vermeyi seviyoruz. Bu yıl da var bir alt mesajımız. “Senin gücün sen olmak!” Bu sloganla insanların öncelikle kendi içini, kendi benliğini sevmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Buna yönelik sloganlarımız da var. Mesela “Çiçekler üzerine basıldıktan sonra yine yeşerir, ben de öyle”... Hep pozitif mesajlar vererek insanların negatifliğini pozitife çevirmeye, kendilerini keşfetmelerini sağlamaya çalışıyoruz.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Artık kapı aralandı uzaylılar aramızda

Ünlü astrolog ve spiritüel danışman Aslı Güder, 2018’de verdiği röportajda “Tüm dünyayı maskeli görüyorum” diyerek pandemi tablosunu önceden çizmişti. Felaketlerin birbirini izlediği 2020’yi nihayet geride bırakmışken, belki güzel haberlerle içimizi açar dedim, bir umut 2021’e dair öngörülerini istedim. Baştan söyleyeyim, global anlamda iyi haber bekleyenlerin bu yıl da elleri boş kalacak. Ama yüzünüzü asmayın, bireyselde gülmenin yolu açık... Deprem olur mu, uzaylılar aramızda mı, magazin dünyasının ünlülerini hangi sürprizler bekliyor, yılın en şanslı burçları hangileri? Ben sordum, Güder yanıtladı.

2020 zor geçti ama astrologlar 2021 için de iyi konuşmuyor. “2020 fragmandı, asıl film şimdi başlıyor” benzeri açıklamalar var. Şimdi oturup felaketin ikinci perdesini mi bekleyeceğiz yani?

- Aslına bakarsanız 2021 kumar yılı olacak.

Nasıl yani?

- Yani doğru adımlar atıp akıllıca risk alan, yeniliğe açık olup kendini adapte edenler bu yıl kazanacak. Kapalı, değişime açık olmayanlarsa bu yılın kaybedenleri olacaktır.

Gerçekten bu yıl öngörüldüğü kadar zor mu geçecek?

-  Evet, zorlu bir süreç bizi bekliyor.◊ İyi ama hangi açılardan?

- Bu yıl kıtlık, kuraklık, isyanlar ve özgürlük savaşlarına tanıklık edeceğiz mesela... Özellikle Londra, Paris ve Washington’da büyük gösteriler olacak. Ayrıca Kanada ve Almanya’daki hareketlenmeler de bizi şaşırtacak diyebilirim. Amerika’da İkiz Kuleler benzeri bir olay yaşanabilir. Ayrıca yıl içinde dünyayı etkileyecek bir nükleer tehdit görüyorum.

Hatta 3. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini duyacağız. Batı ve doğu arasındaki denge bozukluğu, ülkelerdeki adaletsizlikler, terör olayları ve ayaklanmaları tetikleyecek.

Yazının Devamını Oku

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

34 beden bile büyük geliyor çocuk reyonundan giyiniyorum

Seren Serengil cephesinden kötü ve iyi haberler peş peşe geldi. Geçirdiği operasyon nedeniyle hızla kilo veren ve 46 kiloya kadar düşen Serengil, ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ne var ki onu hayata bağlayacak sürpriz gelişme de hemen ardından yaşandı. Serengil, zor günlerinde yanında olan arkadaşı Mustafa Tohma’dan gelen evlilik teklifine “evet” dedi. Bu kez aşk değil huzur istediğini söyleyen, “Ben artık aşka küstüm” diyen Serengil’in hayatında neler olup bitiyor, sağlık durumu nasıl, düğün ne zaman? İşte tüm bu sorular röportajımızda yanıt buldu.

Serencim, geçmiş olsun. Geçirdiğin bir operasyon nedeniyle sürekli kilo kaybı yaşadığını açıkladın. Şimdi nasılsın, biraz toparlayabildin mi kendini?

- Teşekkür ederim. Aslında ilk kez 6 yıl önce mide ameliyatı geçirdim. O dönem gayet rahat ve sağlıklı şekilde kilo vermiştim.

Evet, çok da formda görünüyordun. İkinci kez operasyon geçirme fikri nereden çıktı o halde?

- Çocuk yapmak istedim. Bunun için bir seneye yakın süre hormon aldım. Hormon tedavisi yüzünden de verdiğim kiloların 15 kilo kadarı geri geldi. Ama maalesef ani stres sonucu düşük yaptım. O süreçte evden dışarı çıkmadım. Sabahtan akşama kadar çikolata yiyor, kola içiyordum. İkinci operasyon fikri de düşükten sonra gelişti. Bir an önce kilo vermek, işime konsantre olmak için bu kararı aldım.

8 YAŞIMDAN BERİ SUDAN İĞRENİYORUM

Seni stres, kola ve çikolata yoldan çıkardı yani...

- Alkol ve sigara zaten kullanmıyorum. Ama benim de bir kötü huyum var, su içememek... 8 yaşındayken musluktan gelen paslı suyu gördüm, o gün bugündür su içmiyorum, iğreniyorum. Tabii su içmemek de kolay kilo alma sebebi...

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Gönüller bir olsun

Milletçe kriz dönemlerinde omuz omuza vermenin önemini, değerini şu pandemi sürecinde daha iyi kavradık. El ve gönül birliğinin güzelliğini, yaşayarak gördük.

Olan olmayana, varlıklı darlıktakine el uzattı.
Bu sayede pandemiyi mümkün olduğunca az hasarla atlatma yolunda önemli mesafe kat ettik.
Belediyeler “küçük esnafa destek” çağrısı yapıyor, bu çağrılar büyük ölçüde yanıt buluyor.
Büyük işletmelerin imdadına ise genellikle mal sahipleri yetişiyor.
Kısıtlamalar çerçevesinde günlük ciroları ciddi ölçüde azalan mağazalara kimi AVM’lerden yılbaşı hediyesi tadında müjde geldi.
Zaten temmuz ayından beri kiracılarına yüzde 50 indirim sağlayan Capitol de “Gün birlik olma günü” diyenlerden...
2021 Nisan sonuna kadar yüzde 50 indirimli kira uygulamasına devam edecek olan AVM, aralık ayında başlayan hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle ek destek kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku

Atatürk anneannemle tanışmak istemiş

Atatürk’e bile karışım hazırlamış bir lokman hatunun torunu olunur da başka yoldan gidilir mi? O da gitmemiş, bitkiler dünyasına dalmış, anneannesinden öğrendiklerinin üstüne kattıkça katmış. Bugün kendi adını taşıyan doğal içerikli bir markanın patroniçesi... Suna Dumankaya, durup dinlenmeden araştırmalarına devam ediyor. Bu hafta “Doğada keşfedilecek çok şey var” diyen Dumankaya ile bir araya geldim. Hem macerasını dinledim hem de pandemiye özel kişisel bakım tüyoları aldım.

Doğal güzellik ve şifa kaynaklarının kullanımını, okuduğum kadarıyla anneannenizden öğrenmişsiniz. Ondan biraz bahseder misiniz?

- Anneannem Türkiye’nin ilk lokman hatunlarından Fatma Öktem... Eski zamanlarda hastaneler bu kadar yaygın, teknoloji de bu kadar ileri değilken, doğadan bulduğu bitkilerle tedavi yapardı. Bu tedavileri zaman içinde geliştirerek birçok konuda alternatif doğal reçeteler hazırladı.

Ben de o süreçte hem çok meraklı hem de konuyla çok ilgiliydim. Ondan gördüklerimi zamanla geliştirdim, bunları gerek ekranlarda gerekse kitaplarımla aktarma yoluna gittim.

Sizi yönlendiren anneanneniz miydi yoksa kendiliğinden gelişen bir ilgi mi bu?

- Bitki ve doğal içerik konusunda anneannem sayesinde ilerledim. Ama bu bilgileri güzellik alanına taşımak, geliştirip üretmek için çok ciddi araştırmalar yaptım. Bu beni önce bitki bilimine sonra da güzellik uzmanlığına yönlendirdi. Ardından kitaplar geldi. Ve en sonunda da yerli marka yaratma süreci başladı.

Anneanneniz Atatürk’le de tanışmış...

-  Bizim için çok özel bir anı bu... Eskiden ilaç ve hastane konusunda çok eksiklik yaşandığından, anneannem herkese doğal yöntemlerle şifa olmaya başlamış. Gerek kendisinin bulunduğu Siirt’ten gerekse çevre illerden birçok kişi ona gidermiş. Mustafa Kemal Atatürk de cumhuriyetin ilanından sonra Anadolu’yu şehir şehir gezerken Siirt ziyaretinde onunla tanışmak istemiş.

Yazının Devamını Oku

Eğlencenin dijital devrimi başlıyor

Devir değişti, artık eskisi gibi omuz omuza danslar, eğlenceler yok.

Ama girişimci ruhlar, yeni dünya düzenine uygun yeni deneyimler vaat ediyor, Uzay Yolu tadında alternatifler sunuyor.

Azıcık detaylandırayım, yeni yıl akşamınıza renk katayım...

ÇapaMarka Entertainment Group, eğlencenin bittiği, müziğin sustuğu pandemi sürecinde “Bu kadar sessizlik, bu kadar depresyon yeter” diyerek dünyanın ilk dijital eğlence parkını yarattı. Adı Digital Winter Wonderland...

Bir bakıma geleceğin demo’su... Uzay çağında nasıl eğleneceğiz, test ediliyor gibi...

Devasa bir alan üzerine 3D olarak inşa edilen bir yeni yıl panayırı hayal edin... Dönme dolabından 70 metrelik yılbaşı ağacına her şey gerçeğine en yakın şekilde tasarlanmış. Panayır alanında hepsi yine üç boyutlu 7 ayrı sahne ve her sahne için farklı bir eğlence mevcut.

Yeni yıl ruhunun en güvenli, en virüssüz şekilde yaşanması için insan sirkinden yeni yıl gazinosuna, akustik sahneden ana sahneye her şey düşünülmüş.

Velhasıl, gece boyunca sahneler arasında dolaşırken karşınıza bir anda Ali Poyrazoğlu, Soner Olgun, Serdar Ortaç, Suzan Kardeş, Celil Nalçakan, Özlem Olgun, Deha Bilimlier, Derya Uluğ, Gülden Karaböcek, Güvenç Dağüstün ve Zehra ile çember dansçıları, oryantal dansçılar ve akrobatlar çıkabilir, şaşırmayın.

Öylesine bir gerçekçilik, öyle bir zincirleme sürpriz...

Yazının Devamını Oku

Komplo yok kahpe bir virüs var

Cem Özer durdu durdu, karşımıza “Payitaht Abdülhamid” dizisinde sultanın baş düşmanı William Hechler olarak çıktı. Bu rol için imaj yenileyen oyuncuyla set sonrası buluştum. “Laf lafı açar” dedik, sorusuz, sorgusuz koyu bir sohbete bıraktık kendimizi. Sabırsız genç meslektaşlarını da konuştuk, “bu işler torpilsiz olmaz abi” önyargısını da, pandemi sonrası arşa çıkan komplo teorilerini de... Setlerde durum ne, yeni aşı bizi kısırlaştıracak mı, sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı? Merak edenlere iyi okumalar...

Cem Bey, bugün benden “hazır soru” bombardımanı beklemeyin, sohbete geldim. Laf lafı açsın, sohbet bizi nereye götürürse artık...

- “Laf Lafı Açıyor”a bir göndermeyle başlayalım diyorsunuz (gülüyor). Doğru bir yöntem. Benim programlarımın sırrı da buydu zaten. Çünkü bir dönem hazırlık yapmak çok önemsenirdi. Herkesin dilinde “Aman biz çok hazırlık yapıyoruz programa çıkmadan” falan... Bana da bir gün dediler ki “Biz de hazırlık yapalım”...

“Laf Lafı Açıyor” yıllarından bahsediyorsunuz herhalde.

- Evet evet. İki-üç program hazırlık yaptık, öyle çıktık. Benim en kötü programlarım oldu onlar. Soruları hazırlayıp elime veriyorlar, haliyle karşımdakini dinlemeden tamamen sorulara odaklanıyorum.

Olmadı yani...

- Hiç olmadı. Kardeşim bırakın, bu sohbet programı... Evinize misafir geldiğinde önceden hazırlık mı yapıyorsunuz “bunları soralım” diye?

DOĞRULAR CEZALANDIRILDIĞI İÇİN KIZLAR HEP “MERVE’LERE” GİDİYOR!

Yazının Devamını Oku

Çocuklar trafikte

Geçen gün otomobil ile uzun bir yolculuk yaptım. Yollar, viyadükler, insanlar gözümün önünden akıp giderken birden geçmişi anımsadım. “Trafik terörü” lafının hayatımızdan bir gün bile eksilmediği zamanları...

Eskiye nazaran bayağı bir yol aldık. Türkiye’nin aldığı yolu rakamlar da kanıtlıyor zaten...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birkaç gün önce 6. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’ndaydı.

Soylu, yaptığı konuşmada yeni projeler, iyileştirilen karayolları ve artan acil müdahale imkanlarıyla trafik kazalarında ciddi bir azalma sağlandığını açıkladı.

BM Genel Kurulu’nun “2011-2020 arasında trafik kazalarındaki ölüm vakalarının yüzde 50 azaltılması” hedefini tutturabilen iki ülkeden biri olmamız da başarının kanıtı...

Bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki trafik eğitimi mutlaka küçük yaşta başlamalı. Çünkü çocuklar, gerekliliği ve sebebini küçükken öğrendikleri kuralları, büyüdüklerinde de unutmuyor.

Yetkililer de trafik bilincini küçük yaşta oluşturmak için gerekli adımı attı, çok önemli bir projeyi hayata geçirdi.

Hazırlanan “trafik eğitim parkları” ülke çapında hızla yaygınlaşıyor.

Bu yıl itibarıyla 6 ilde daha park yapımı tamamlandı.

Yazının Devamını Oku

Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemem

Nilgün Belgün, geçen ay tat ve koku kaybı şikayetiyle gittiği hastaneye “Covid-19 pozitif” teşhisiyle yatırıldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı ve virüsü alt etmeyi başardı. Belgün’le “negatif” müjdesini almasının ardından görüştüm. Enerjisini tüketen, kendisini yatağa çivileyen hastalığın izleri silinmeye, kahkahaları eskisi gibi çınlamaya başlamış başlamasına ama... Hastalık haklı olarak gözünü öyle korkutmuş ki, “Bir daha aynı şeyleri yaşamak asla istemem” diyor ve ekliyor: “Gribe falan benzemiyor. Başında belki burnunuz akıyor, başınız ağrıyor falan ama devamı çok farklı.”

Öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum.

- Çok teşekkür ederim.

Nasıl oldu bu?

- Çok önlem alıyordum kendimce... Gerçekten az insan benim kadar dikkatlidir. Nadiren kızlarımla görüşüyordum, onlarla da mesafeliydik, yani birbirimize sarılmak falan yoktu. Onun dışında iki-üç arkadaşımla görüşüyordum, başka da kimseyle hiçbir şekilde irtibatım yoktu. Ama maalesef bu virüsü kaptım işte.

VİRÜSÜ KİMDEN, NASIL KAPTIM BİLMİYORUM

Virüs size nereden, kimden bulaştı, bir fikriniz var mı?

- Nereden ve kimden bulaştığı konusunda bazen fikir sahibiyim, bazen değilim.

Yazının Devamını Oku

Denetim şart

Son yıllarda en çok sorguladığımız konulardan biri, şiddet vakalarındaki artışta televizyonun payı... Program içerikleri şiddeti körüklüyor mu?

Bu tarz içerikler değişirse, verilen mesajlar farklılaşırsa, şiddet vakalarında belirgin bir azalma yaşanır mı?

Bu soruların kesin olarak yanıtını vermek güç ama şu bir gerçek ki, dijital yayınlar kontrolden çıkmış durumda.

RTÜK, geçenlerde “televizyon yayınlarında şiddet” başlıklı bir araştırma yaptı. “Şiddetin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den en azından televizyon ekranlarındaki şiddeti önlemek adına adım atılacağını duymak iyi geldi.

Yayınlardaki aile, kadın ve çocuklar için problem teşkil eden şiddet içerikleriyle kararlılıkla mücadele edeceğini açıkça belirten RTÜK, bu konuda kamuoyunun nabzını tuttu. 26 ilde 15 ve üzeri yaştaki 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 94’ü televizyon yayınlarında şiddet içeriklerinin orta ve daha fazla düzeyde olduğunu düşünüyor. Kadınlar, erkeklere göre televizyon yayınlarında şiddete daha fazla yer verildiği görüşünde.

Bir başka çarpıcı nokta, şiddet algısının yaş grubuna göre değişkenlik göstermesi...

36-50 yaş arası bireyler, televizyon yayınlarında şiddete fazla yer verildiğini ifade ediyor. Oysa 15-25 yaş grubunun yüzde 33,3’ü, şiddete yer verilme sıklığının çok az olduğu görüşünde! Yani görünen o ki pek çok genç şiddeti kanıksamış durumda...

Dünya genelinde de tablo hemen hemen böyle...

Yazının Devamını Oku

Erkek hakem hatası kabul edilir de benimki edilmez!

Kadınlar iş hayatının her alanında... Elleri sadece hamura değil her işe uzanıyor. Özgüvenleri yüksek. Ama bu çağda bile önyargılarla boğuşuyorlar. Misal... Futbolseverler ve spor kamuoyu, kadınları yeşil sahada görmeye ne kadar alıştı? Ne kadar destekliyor ve kararlarına ne kadar güveniyorlar? Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemi Lale Orta’nın anlattıklarına bakılırsa, bu konuda daha alınması gereken epey yol var: “Çok başarılı olduğum halde sırf kadın olduğum için bana Süper Lig’de görev vermeye cesaret edemediler. ‘Erkek hakem hatası kabul edilir, seninki edilmez’ dediler.”

“Kadın ve futbol” konusuna bugün bile önyargılı yaklaşılıyor. Muhtemelen siz yeşil sahalara adım attığınızda kalıplar çok daha sertti.

-  Dünyadaki gelişmelerin çok uzağında bulunanlar, futbolu erkek sporu olarak görüyordu. Bu nedenle “kadın” ve “futbol” kelimeleri yan yana getirilmezdi.

Ama siz kalıpları yıktınız, basketbol oynarken bir U dönüşüyle futbola yöneldiniz. Nasıl doğdu bu merak?

- Çok hareketli bir çocuk olduğum için ailem beni 11 yaşında spora yönlendirdi. Vefa Kulübü’nde basketbola devam ederken, sokaklarda da erkek arkadaşlarımla futbol oynuyordum.

Sizi bu yola çeken motivasyon kaynağı neydi peki? İlk adım nasıl atıldı?

-  İstanbul Moda’da, Dostlukspor Kız Futbol takımının olduğunu öğrendim. Bu sayede futbolu öğrenmek, oynamanın verdiği keyfi yaşamak ve görmek açısından tercihimi futboldan yana kullandım.

SAHAYA YAKIN OLAYIM DERKEN KENDİMİ MERKEZİNDE BULDUM

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa açık davet

Sonunda bunu da duyduk! Bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen kadını öldürmek için bomba düzeneği kurmuş. Üstelik bu ilk vakası değilmiş; daha önce aynı sebeple kadının evini ve arabasını yakmış, kurşunlamış.

Ne acıdır ki adli kontrol şartıyla dışarıda, sokaklarda, yanıbaşımızdaymış.

Hayretler içinde okudum haberi. “Ne hırsmış, ne egoymuş, ne gözüdönmüşlük” dedim, pes! Nasıl bir ruh hali, ne tür bir ruh hastalığıdır bu...

Ya o bomba patlasaydı... Bu “adli kontrolle serbestlik” meselesi de defalarca baş yaktı, can aldı, bilmiyorum bu kıyamet nasıl dinecek.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde “Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin” dedi ama böylesine insanlıktan çıkmış biri kolay kolay kendine gelir mi emin değilim. Keşke...

Sayın Soylu’nun bence en önemli uyarısı, tedbir kararı konusunda gecikme yaşanmasının ivedi biçimde önlenmesi. Sayın Bakan, “Kolluk birimlerimiz, mülki idare amirlerimiz, tedbir kararı vermekten çekinmesinler ve gecikmesinler. Sonrasında ‘eyvah’ yetmez. Hatta ‘bu kararları verirken gecikmeyin’ demek bile belki doğru değil, acele edin” demiş.

Evet, “eyvah” demek bir işe yaramıyor, ölenleri geri getirmiyor.

Bu nedenle tedbir almakta acele edilmeli, şikayetçi kadınlar sıkı biçimde korunmalı.

Kadını aşağı gören zihniyet, “ya benimsin ya toprağın” gibi çağdışı cümleler bir an önce zihinlerden, lügatlardan silinmeli.

Yazının Devamını Oku

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

90’larda moda dünyasının altını üstüne getiren Neslihan Yargıcı rüzgarı, 2000’lerin başında ansızın dindi. Farklı kulvarlardaki işleri kadar özel hayatı ve düzenlediği partilerle de manşetleri süsleyen “siyahların kadını”, birdenbire ortadan kayboldu. Sordum soruşturdum, onu Bodrum’da buldum. Ortada olmaması, boş durduğu anlamına gelmiyormuş, gayet net anladım. “Akıllı olan kenarda durur dönemindeyiz” diyen Yargıcı ile uzun uzun sohbet ettik. Sıfır egoyla, müthiş keyifle yanıtladı sorularımı. Jüri üyeliği yaptığı programdan nasıl “paketlendiğini” anlatırken güldü, imzasını taşıyan Seden Gürel imajı için “Tam bir çöptü” demekten çekinmedi. Geriye de son derece vintage bir moda-magazin söyleşisi kaldı. Keyifli okumalar...

90’larda magazin sayfalarının vazgeçilmez yüzüydünüz. Sonra aniden kayboldunuz. Nerelerdesiniz?

- Ortada olmamak, yok olmak demek değil ki... Ortada olacak bir ortam yok. Bu dönem, “akıllı olan kenarda durur” dönemi.

Doğum günleriniz bile haberdi...

- Çünkü doğum günlerimi çok özel hazırlardım. Öyle ses getirirdi ki davetli olmak için araya birilerini koyarlardı.

Yok mu artık o partiler?

- Yooo, devam ediyor. Geçen sene 4 kutlama yaptım; hem yurtiçi hem de yurtdışında...

Bu yıl tabii pandemiden dolayı yalan oldu...

-  Doğum günüm 11 Aralık... Bu sene konsept, köfte-patates, pijama, terlik (gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku

Ekranda fazla güldüm diye iki kere maaşımı kestiler

Tek kanallı dönemin en önemli yüzüydü Ayşe Egesoy... 30 yıllık kariyerinde yüzlerce konser sundu, çok önemli röportajlar yaptı ama kamera karşısında bir kez olsun kahkaha atmadı. Çünkü TRT’de olmak sorgusuz sualsiz ciddiyet gerektiriyordu. Şimdi o günleri anarken gülümsüyor, “Zamanında fazla güldüm diye iki maaşım, yırtmacım var diye de ikramiyem kesildi benim” diyor... Hemen arkasından ekliyor: “Olması gereken de oydu ama... Kanallar artınca sokaktan geçeni çevirip ‘Gel sen bunu sun’ demeye başladılar!”

Herhangi bir yerde sadece sesinizi duysam, o sırada sizi görmemiş bile olsam direkt “Ayşe Egesoy” derim. Bu nasıl bir imzadır?

- Bunu duymak ömre bedel işte, çok şükür.

Bunu sadece ben söylüyor olamam. Sokakta, alışveriş yaptığınız mekanlarda da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuzdur.

- Aynen öyle. Sesimi hemen tanıyorlar. Bana mesleğimin en önemli geri dönüşü de budur. Yani sonuçta TRT’de devlet memuruyduk biz. Aldığımız maaş belliydi. Özel televizyonlardan da TRT maaşımızdan azıcık fazla kazanırdık. Yani çok büyük paralarımız, evlerimiz, arabalarımız olmadı. Ama bugün hâlâ bu markanın yaşıyor olması, insanların bana bu kadar sıcak yaklaşması öyle büyük bir kazanç ki... Tarifi yok.

SOKAKTAN GEÇENİ ÇEVİRİP SUNUCU YAPTILAR

Bu unutulmaz ses ekranlardan bize kaç yıl boyunca ulaştı?

- 20 sene TRT’de çalıştım. 5-6 sene de sonrası... Yaklaşık 30...

Yazının Devamını Oku

Müjde gibi yasak

Haftalar önce yazmış, biz maskeleri çifter çifter takarken sigara dumanını yüzümüze gözümüze üfleyen şuursuzlardan dert yanmıştım.

Zira AVM önlerinde, sokaklarda, “Ay sigarasız duramıyorum, elim ayağım titriyor canım” bahanesiyle maskesini küt diye indiren, sigarasını yakıp muhtemel koronavirüs katkılı dumanını cümle aleme savuranlardan illallah demiştim...
Bu durumdan şikayet eden bir ben değildim elbette. Birkaç gün önce Bursa, Sakarya ve Eskişehir’den peş peşe yasak haberleri geldi.
Pandemi önlemlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle bazı açık alanlarda
sigara içmek yasaklandı derken asıl sevindirici
haber çarşamba akşamı İçişleri Bakanlığı genelgesiyle geldi.
Tüm Türkiye’de, 81 ilde sokaklarda caddelerde sigara içmek yasaklandı.
Hiç yalan söylemeyeceğim, herhalde bu güne kadar hiçbir yasak haberini böyle müjdeymiş gibi karşılamamış, alkışlamamıştım.

Yazının Devamını Oku