Fantastik yalnızlık

Will Smith’in, izlerken hepimizi geren ve daraltan “Ben Efsaneyim” filmini hatırlar mısınız?

Koskoca şehirde sadece bir adam ile köpeğinin kaldığı fantastik korku filmi...
Miami uluslararası havalimanında dönüşte aynen o hissiyata kapıldım. Sanki dünyalar savaşı olmuş, insanlığın sonu gelmiş gibi...
Pandemi öyle böyle vurmamış anlayacağınız, takım topla çift kale maç yap, o kadar boş yani...
Koca alanda bizim beklediğimiz THY uçağının yolcuları dışında neredeyse kimse yoktu.
Dükkanlar kepenk indirmiş... Yurtdışı uçuşlarda illaki içinde bir tur atılan free shop’lar bile kapalı...
Öyle bir yalnızlık, öyle bir dünyanın sonu hissi...
Nihayet İstanbul’a vardığımda eğilip toprağı öpmediğim kaldı o yüzden...
Evet, İstanbul Havalimanı da koronadan dolayı eski canlı günlerinden çok uzak ama her şeye rağmen hayat var. Gidişte ve dönüşte kafe ve mağazalarıyla canlılığını koruyor.
Velhasıl Miami-İstanbul hattında binlerce kilometre değil de yüzlerce yıl yol almış, dünyanın sonunu görüp gelmiş gibi hissettim. İçim daraldı, canım sıkıldı.
Dilerim bir an önce yeni normalle vedalaşıp eski normalimize kavuşur, özgürce gezip sevdiklerimize dilediğimizce sarılırız.

Dumanın hastalık saçıyor

Dilerim bir an önce pandemi kâbusundan uyanırız diyorum ama zor... Çok zor...
Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada vaka sayısında hızlı bir artış var. Korkulan ikinci dalga bu mu yoksa her şey daha da mı kötü olacak diye endişeyle bekliyoruz.
Ama endişelenen kesimin yanında hiç de küçümsenmeyecek bir kitle var ki, ne önlemler umurlarında ne hastalık... Ne yakınları için korkuyorlar ne kendileri için...
Maske dediğin aslında kol bandı dercesine rengarenk maskeler ellerinde, kollarında geziyorlar.
Bazıları ona bile tenezzül etmiyor, ya cebine atıyor ya hiç yanına almıyor.
Ben geçtim onların sağlığından, yalan yok...
Cinnetin eşiğine gelen sağlık çalışanları için üzülüyorum, tüm önlemleri aldıkları halde sırf bu boşvermişlik yüzünden hastalık riski artanlar adına isyan ediyorum.
Sadece maske takılıp takılmaması değil açıkçası derdim... Sokaklarda yürürken ya da AVM ve dükkan önlerinde dikilip sigara içenlerden de şikayetçiyim. Dumanından geçtim çoktan, virüs korkusundan...
Önümde yürüyen şahıs maskeyi çenesinin altına indiriyor, yakıyor bir sigara, tüttüre tüttüre gidiyor.
Dumanı senin, benim, çoluk çocuğun yüzünde... O dumanla birlikte Covid-19 virüsü de saçmadığını nereden bilelim?
Yok mudur bu işin bir çözümü?

Gün dayanışma günü

Pandemi diye başladım, aynı tatsızlıkta devam edeceğim maalesef... Kısıtlamalar nedeniyle esnaf aylardır zorda, özellikle kira veren işyerleri ciddi sıkıntıda...
Bazıları siftah bile yapamadan dükkan kapatıyor. Başları ellerinin arasında kara kara düşünüyor.
Böyle zamanlarda hem ev hem de dükkan sahiplerini ellerini vicdanlarına götürmeye davet ediyor, biraz empati kurmalarını istiyorum.
Ki kuranlar da hiç az değil aslında... Çünkü biz dayanışmayı iyi bilen bir milletiz. Dev markalar bile bu konuda yüz güldüren adımlar atıyor.
Onlardan biri de Capitol AVM’ymiş mesela...
AVM, pandemi kısıtlamalarının en üst seviyede uygulandığı mart-haziran döneminde kira almadığı gibi, işlerin halen durgun olması nedeniyle temmuz-ekim döneminde de bünyesindeki iş ortaklarının mevcut kiralarını yarı yarıya indirmiş.
Ne diyeyim; bu örneklerin çoğalması dileğiyle...

Gelenekleri yaşatan belediye

Biz öyle gördük, öyle büyüdük; yeni doğmuş bebekleri görmeye hediyesiz gidilmez.
Öyle kuru kuru “Allah analı babalı büyütsün” denilmez.
Öğrendim ki Beyoğlu Belediyesi de bir kurum olarak bu geleneği yaşatmaya devam ediyormuş. Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız’ın eşi Seyhan Yıldız başkanlığında “Hoş Geldin Bebek” adlı bir proje başlatılmış.
Görüntüleri de gördüm... Seyhan Hanım, belediye sınırları içinde ikamet eden yeni annelerin kapısını elinde hediye, yüzünde maske ile çalıyor. Sokak sokak gezip mutluluklarına mutluluk katıyor.
Şu kasvetli günlerde gerçekten iç ısıtan görüntüler bunlar...
Ben de tüm yeni annelerin, bebeklerini sağlıkla ve mutlulukla büyütmelerini diliyorum.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Benim de çok hatam oldu

Kimi alkışlıyor, kimi topa tutuyor. Kimi vatan, bayrak sevdalısı görüyor kimiyse fazla politize buluyor. Hakan Ural’la Kanal D’de yayınlanan “Neler Oluyor Hayatta” programının yayını sonrasında buluştum. Eleştirileri sordum, “Kötü insanların yarattığı sinerji, üzerinde durmuyorum” dedi. Politize olduğu konusuna “Hayatta hiçbir şeyi politize etmem” sözüyle nokta koydu. Oradan buradan, dereden tepeden keyifli bir sohbetin ardından da kanal binasından ayrılıp her zamanki gibi “En iyi arkadaşım” dediği eşinin yanına koştu.

“Neler Oluyor Hayatta” yayınından az önce çıktın. Program takip ettiğim kadarıyla gayet güzel gidiyor, kutlarım.

- Teşekkür ederim. Evet, çok iyi gidiyor. Sağ olsun izleyicimiz bizi hiç yalnız bırakmıyor.

Korona tüm dünyanın rutinini bozsa da sizin ekibi yolundan alıkoyamadı. Kısıtlama sürecinde bile ara vermediniz.

- Yok, hiç ara vermedik.

Kimi korkudan kimi de yasaklardan dolayı evine kapanmışken, sen virüsten ötürü hiç tedirginlik duymadın mı peki?

- Kanal yönetimi bize müthiş sağlıklı bir ortam sağladı. Yapımcımız Hülya Sepken’den teknik ekibimize kadar herkes çok değerli, hepsi de gerçekten işini layığıyla yapan insanlar. Ve hepsi de bu konuda çok hassas davrandı. Çok şükür en ufak bir sağlık sorunu yaşamadık. En azından şu ana kadar. İnşallah bundan sonra da aynı şekilde devam eder.

Hakan Ural, sokaktaki insanın Hakan Abi’si mi oldu? Kime senden bahsetsem “abi” diyor.

- Estağfurullah...

Yazının Devamını Oku

Konsey 1 yaşında

Genel başkan yardımcılığını yürüttüğüm, gazetecilik meslek örgütlenmesine yeni bir soluk getiren Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK), kuruluşunun birinci yılını kutluyor.

Genel Başkan Mehmet Ali Dim’in çabalarıyla 14 Ekim 2019’da kurulan KGK, hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde kısa sürede başarılı çalışmalara imza attı.

Ankara’da genel merkez binası ve İstanbul’da bir çalışma ofisi bulunan konsey, 79 ilimize de temsilci atadı.

Yanı sıra 34 ülkede temsilcisi bulunan KGK, yaygın, yerel ve dış medyayı bünyesinde barındıran ilk ve tek basın meslek örgütlenmesi olarak yoluna devam             ediyor.

Küresel Gazeteciler Konseyi’nin bir önemli misyonu da Türkiye aleyhindeki olumsuz propaganda ve algı faaliyetlerine karşı tepki ve eylem ortaya koyabilmek amacıyla, her türlü medya aracını da kullanarak ülkemizin kamu diplomasisi faaliyetlerine destek vermek...

Böyle bir oluşumda görev almaktan gurur duyuyor, bu vesileyle hem yönetimimizin hem de üyelerimizin birinci yıl dönümünü kutluyorum.

Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Veliler servisten kaçıyor

Okullar açıldı ve yeniden yüz yüze eğitime başlandı. Gerçi Milli Eğitim Bakanlığı pandemiden dolayı okula gitmeyi zorunlu tutmuyor, kararı ebeveynlere bırakmış durumda.

Yazının Devamını Oku

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz

Efsanelerin çocuğu olarak doğdu ama hayatı kolay değildi. Hem 7 yaşındayken onların özlemini çekmek zorunda kaldı, hem onların gölgesinden sıyrılmak... Vazgeçmedi, “Pes edince tükenir insan” mottosuyla yürüdü. Annesi Çolpan İlhan’ı ve babası Sadri Alışık’ı utandırmadı. Sadri Alışık Çolpan İlhan Tiyatrosu’nu hem oyunculuğu hem genel sanat yönetmenliği ile zirveye taşıdı. Üç senedir oynadığı ‘Fekeli’ karakteriyle fenomen haline geldi. Kerem Alışık’la geçen hafta bir araya geldik. Tüm sorulara şiir tadında yanıtlar verdi.



Bu yıl Altın Kelebek Ödülleri’nde Başarı Ödülü’ne layık görüldünüz. Geçen yılı da 10’un üzerinde ödülle kapatmıştınız. Rol aldığınız yapımlar ve kazandığınız ödüller bir yana, size göre hayattaki en büyük başarınız ne?

- Hayattaki en büyük başarı, yapmak istediğiniz işi yaparak yaşamaktır. Hayatı, istediğiniz gibi yaşamayı elde etmektir. İnsan, hayatı boyunca bunu sağlamak için çalışır, didinir ve yorulur. Albert Camus der ki; “Başarı elde edilebilir bir şey. Önemli olan başarıyı hak etmek”... İşte bütün uğraş bunun için olmalı.

“En büyük başarım, sevdiğim işi yapmak” mı diyorsunuz? Bu mudur?

- En büyük başarıdan öte, başarılarımız vardır. Başarıyı en büyük ya da büyük diye kategorize edemeyiz. Hepsi birbirinden farklı ve bakış açınıza göre değişir. Başarıyı yaptığın işi içine sindirmek diye algılıyorum ben. Çünkü sen içine sindiriyorsan ve yaptığın işten memnunsan, o iş başarılı oluyor. Belki de ben bu şekilde yaşıyorum.

Mesela tiyatroda çok istediğim bir roldü “Esaretin Bedeli”ndeki Red karakteri. “Esaretin Bedeli”ndeki Red ve “Bir Zamanlar Çukurova”daki Fekeli karakterlerini çok severek oynadım, çok içselleştirdim, onları kendime yakın buldum. Belki yorumlarımla biraz onları da kendime yakınlaştırdım. Sonuç olarak içime sinince galiba o iş başarılı oluyor diye düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Rakamlar umut veriyor

“Algı değişmeli” diyorum. Çünkü kadına şiddetin önüne geçilmesi konusunda, bunun caydırıcı ağır cezalar kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Algının değişmesi için kamu spotu gibi özel çalışmaların devamı gelmeli, konunun gündemden düşmemesi sağlanmalı.

Diğer yandan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da kadına şiddet konusuna ciddi biçimde eğilmeye devam ediyor. Sayın Bakan’ın geçtiğimiz gün sosyal medyada paylaştığı veriler, bir umut ışığı yaktı.
Bakan Soylu, alınan tedbirler sayesinde kadın cinayetleri oranının, yılbaşından bugüne yüzde 29 düştüğünü açıkladı.
Türkiye’nin kadın cinayetleri konusunda başı çektiğini düşünenlere de rakamlarla yanıt verdi: “Dünyada (milyon kişi başına) kadın cinayet oranı 13 iken Türkiye’de 3,8...”
İçişleri Bakanı Soylu, “Mücadelemiz, kadına karşı tek bir şiddet olmayana dek devam edecek. Aile içi şiddetle mücadeleyi hep birlikte başaracağız” diyor.
Veriler elbet umut veriyor ama daha alacak çok yolumuz var.
Bir gün “Kadın çiçek değildir, kadın kadındır, insandır. Erkeğe hak olan her şey ona da haktır”ı öyle ya da böyle herkes kabullenecek...

Bıktık bu

Yazının Devamını Oku

Yıldız Tilbe ve Beren Saat beden diline dikkat etmeli

Şiddet vakaları azalsa da bitecek gibi gözükmüyor. Farklı sorunlar gencecik insanları çok etkiliyor. Evliliklerde tehlike çanları çalıyor. Evet, pandemiyle birlikte ayarlarımız iyice bozuldu, psikolojimiz yerle bir... Bu hafta, kendisi de bir şiddet mağduru olan kişisel gelişim ve beden dili uzmanı Aşkım Kapışmak’la Sakarya Atlı Spor Köyü’nde buluşup gündemdeki konuları masaya yatırmak istedim. Söze çocukluğundan başlayıp gençliğin en temel sorunlarına kadar uzandık ama susmadık... Daldığımız derinliklerden çıkıp renkli konulara da kulaç attık...

Aşkım Kapışmak bugün gülüyor, geziyor, öğretiyor, yol gösteriyor. Ama aslında zor bir çocukluk geçirmişsin. Aile içi şiddetin yaralarını nasıl sarabildin?

- Çocukken şiddete tanık olmak, gözlem becerinizi artırıyor. Çünkü şiddetin kendisi değil “tekrar olur mu” endişesi, zayıf olan çocuğun güçlü olan yetişkini sürekli analiz etmesini sağlar. Ben de hem insanları analiz etmeyi öğrendim hem de erken yaşta yetişkin olmak zorunda kaldım.

Nasıl dayandın yaşadığın travmalara?

- 18 yaşıma kadar yaşadıklarımı yok saydım. Ve babamdan uzak kalmak için evden kaçmaya başladım. Otogara gider, kura çeker, hangi şehir çıkarsa atlayıp otobüse giderdim. Yaptığım şey, gittiğim yerde insanları tanımak ve kendimi çocukluğun acısından uzak tutmaktı.

BEYİN KANAMASI GEÇİRİNCE BİR KARAR VERMEM GEREKTİ

Dönüm noktan ne oldu?

- 20 yaşında beyin kanaması geçirdim. Ölümün eşiğine yaklaşınca bir karar vermem gerekti. Ya baba şiddeti yüzünden bende oluşan öfke, değersizlik ve sevgisizlik şemalarıyla yaşayacak, babam gibi zarar veren biri olacaktım... Ya da babamın bende yarattığı kişiliği yok ederek kendi arzu ettiğim kişiliği ortaya koyacaktım.

22 yaşında, üniversite okurken babamın vicdan ve merhamet duygularının eksik olduğunu fark ettim. Kendi vicdanımı ve merhametimi sorgulamaya başladım. Uzun yıllar gönüllü olarak engellilerle, kimsesizlerle çalıştım. Bu arada kimsesiz çocuklarda kendi çocukluğumu gördüm. İlginç olan şuydu; kendinize benzeyen insanlar gördüğünüzde ilk yaptığınız şey onlara sarılmak...

Yazının Devamını Oku

Parti kuşları kural tanımıyor

Sağlık çalışanları aylardır canları pahasına, ecel terleri dökerek, sevdiklerine hasret kalarak çalışıyor.

Yaşlılar aylarca evlerine kapanıp kaldı, gidişat böyle devam ederse yeniden dört duvar arasına sıkışmaları da kuvvetle muhtemel...
Çocuklar okullarına, tiyatrocular seyircilerine hasret.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca her gün maske ve sosyal mesafenin öneminden bahsediyor, rica ediyor, “duyarsız davranmayın” diyor. Kendiniz için değilse bile sevdikleriniz için, onları önemseyin...
Amma velakin bazı şımarıklar sınır tanımıyor, vicdan nedir bilmiyor.
1 ay önce Yiğit Marcus Aral ve sevgilisi Şevval Şahin, Aral’ın villasında bir doğum günü kutlaması düzenledi. Organizasyon daha çok korona partisine dönüştü.
Davetliler arasında koronaya yakalananlar olduğu haberleri yayılsa da çift bunu inkar etti.
Ta ki o partiye katılan model Daria Kyryliuk, korona pozitif olduğunu sosyal medya hesabında paylaşana kadar...

Yazının Devamını Oku

Hedefim şampiyonluktu ama yol kısa sürdü

Daha 13’ünde, akranlarının çoğu doktorluk, öğretmenlik, pilotluk hayali kurarken onun gözü mutfaktaydı. Adımlarını buna göre attı. Michelin yıldızlı restoranlarda staj yapmaya başladığında henüz 16’sındaydı. Türkiye’ye dönüşünde açtığı YouTube kanalıyla adını duyurdu ama asıl çıkışını “MasterChef” ile yaptı. Favorilerden de biriydi. İşte o yüzden ikinci haftasında elenmesi takipçilerini şoke etti. Yarışmanın “efendi çocuğu” Berk İlter, “Şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü” derken gülümsüyor. Aldığı sonucu hüsran olarak kabullenmektense de “Her işte bir hayır vardır” diyor. Ya bundan sonrası? Ben sordum, o anlattı.

“MasterChef”e bu kadar erken veda etmeyi bekliyor muydun?

- Kesinlikle hayır.  İlk gün de dediğim gibi şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü. Yine de buraya kadar geldiğim için çok mutluyum. “Her işte bir hayır vardır” mottosuyla hayatıma devam ediyorum.

Bu işin eğitimini almış, yurtdışında Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmış biri olarak, böyle bir hüsrana uğramanın sebebi ne sence?

- Bu her şeyden önce bir yarışma. Haliyle şans da büyük bir etken. Ben bilgi birikimimin yarışmada devam eden arkadaşlarımdan yetersiz olduğunu düşünmüyorum. 100 bin kişi arasından ilk 16’ya kaldım ve alnımın akıyla çıktım.

Seni eleyen yarışmacı aslında bir at eğitmeni, mutfak konusunda da sana göre hayli acemi. Büyük finalde “nasılsa onu geçerim” gibi bir düşünceye kapılıp rahat davranmış olabilir misin? 

- Kendime güvenim var mıydı? Evet, vardı. Ama arkadaşlarımı güçsüz görmüyordum. Ben o gün inanılmaz el lezzeti olan biriyle son 2’ye kaldım ve giden ben oldum. 

PARA TALEP ETMEDİM YATACAK YER YETERDİ

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinde Miami

Pandemi nedeniyle kısıtlanan uçak seferlerinin normale dönüşünden bu yana en uzun uçuşumu geçen hafta sonu yaptım. 13 Eylül Pazar günü Türk Hava Yolları ile Miami’ye uçtum.

Vaka sayıları giderek artarken bunca saat uçmak başta gözümü korkutmadı değil.
İstanbul Havalimanı’na bu endişelerle geldim. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra THY Business Lounge’a yöneldim.
Kapalıydı...
Bunun üzerine şansımı diğer taraftaki Elite ve Elite Plus yolcuların kullandığı lounge’da denemeye karar verdim, açıktı...
Bir tarafta çoğu yolcunun favorisi olan pide yapılıyor, diğer tarafta köfte tavuk pilav üçlüsü servis ediliyordu.
Biraz atıştırdıktan sonra uçağa binmek için kapıya yöneldim.
Yine temkinli, yine hafif tedirgin...

Yazının Devamını Oku

Tarzın kilosu olmaz

Yıllar önce Türkiye’deki büyük beden model açığını fark edip XL model yarışmaları düzenlemeye başlayan Banu Noyan, o formatı televizyona taşımıştı. Şimdi fikir anneliği yaptığı programın jüri koltuğunda değil ama yepyeni bir projenin hazırlıklarını sürdürüyor. Yine büyük bedenlere yönelik bir iş üzerinde çalışan Noyan, kadın bedeniyle ilgili psikolojik şiddete varan yorum ve imalardan çok rahatsızlık duyduğunu söylüyor: “Kiloyu alırsın, verirsin, veremezsin, o başka iş. Ama bunu birinin tenkit etmesi çok aşağılayıcı.”

Banu Noyan kimi zaman organizatör olarak karşımıza çıkıyor, kimi zaman bir stil yarışmasında jüri üyesi olarak... Öncelikle sormak istiyorum, gerçek mesleğiniz ne?

- Ben koreograf ve organizatörüm. Aynı zamanda da Artistik Sanatlar Akademisi adlı bir akademinin sahibiyim.

Büyük beden model ve tasarımlar özel ilgi alanınıza ne zaman girdi?

- 1993’te büyük beden sektörünü keşfettim. Ardından Türkiye’nin ilk ve tek büyük beden model yarışmasını düzenledim. Aslında ben her zaman “Kadının bedeni yok” diyenlerdenim. Neden büyük beden kadınlar hep gizleniyor, niye hiç ortalarda değiller, neden hep 34-36 bedenler podyumda? Bu düşünceyle XL model yarışmasını başlattım, yıllarca da sürdü. Işın Karaca sundu falan...

O dönem sizin de kilo fazlanız varmış, yanlış mıyım?

- O yıllarda değil ama evet benim de öyle ciddi bir dönemim olmuştu.

Hangi dönem o?

- Anne olduğum süreçte kilo aldım. Loğusalık dönemi, devam eden yoğun iş hayatı, kucakta bir bebek... Gerçekten travmaydı. Ve o dönem beni en mutlu eden şey de yemek yemekti. Zaten yemek yemeyi çok seviyorum. Dolayısıyla annelikle beraber fazla kilolar hayatıma yerleşti.

Yazının Devamını Oku

Dilimiz kimliğimizdir

Dijital çağın nimetlerinden hepimiz sonuna kadar yararlanıyoruz. 

Ama... Çoğumuz artık okumuyor, izliyoruz. Bir-iki dakikadan fazla hiçbir konuya odaklanamıyoruz.
Yani bir yandan da sürat çağının bedellerini ödüyoruz.
Değişen zamanın olumsuz etkilediği alanlardan biri de dil bilgisi...
Artık en sıradan kelimeler bile doğru yazılamaz hale geldi. Yazmayı geçtim, doğru telaffuz bile edilmiyorlar artık. Elbette bu noktada radyoculara ve ekran yüzlerine önemli görevler düşüyor.
Doğru telaffuzun online eğitmenleri de onlar olmalı... Düzgün telaffuzları ve akıcı Türkçeleriyle herkes için örnek teşkil etmeliler.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu da Türkçeyi korumak adına güzel işlere imza atmayı sürdürüyor.
Dilimizin doğru ve anlaşılır biçimde kullanılması için çalışmalar yürüten Üst Kurul, son olarak daha önce bastırmış olduğu telaffuz sözlüğünü yeniledi.

Yazının Devamını Oku

Büyük bir aile kurmak için telaşlanıyorum

Oktay Kaynarca zorunlu pandemi molasını noktaladı, son sürat sahalara döndü. Yeni reklam filminin çekimlerinde yakaladığım ünlü oyuncu, plan üstüne plan kuruyor, ajandası hızla doluyor. Dizi çekimleri için gün sayan Kaynarca, önümüzdeki yıl da tekstil sektörüne giriş yapma hazırlığında... Ünlü oyuncunun bu koşturmacası özel hayatını nasıl etkileyecek? Ben sordum, ekranların fenomen “ağır abi”si yanıtladı.

Sizi yoğun bir gününüzde yakaladık. Bir reklam filmi için kamera karşısındasınız.

- Evet. Bugün Kiğılı’nın kış sezonunun reklam filmini çekiyoruz. Güzel bir koleksiyon hazırladılar. O koleksiyonun reklam filmi var, daha sonra fotoğraf çekimleri yapılacak.

Ama sadece reklam yüzü değilsiniz bildiğim kadarıyla...

- Şöyle... Marka için bir sürü ürün hazırlanıyor. Ben onların arasından “Bu bu bu” diye seçim yapıyorum. Sonra üretim safhasına geçiliyor. Benim seçtiklerim, benim kreasyonum olarak adlandırılıyor ve satışa öyle çıkıyor.

Bu işbirliğinin devamı geleceği belli miydi?

- Tabii geçen sene başlamıştık, yolculuk devam ediyor. Hatta ilk defa size söylüyorum; Oktay Kaynarca markası olarak özellikle yurtdışında corner’larla başlayıp mağazalara dönüşecek bir zincire gidiyor mesele.

İYİ GİYİNMEYİ SEVİYORUM

Yazının Devamını Oku

Yeni dünya ve online eğitim

Pandemi sosyolojik açıdan ciddi bir değişim yaşanmasına yol açtı. Yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız hızla değişiyor. Hatırı sayılır bir kesim artık evden çalışmaya başladı. Eğitimde de durum aynı... Online eğitimin “zorunlu alıştırma” evresindeyiz.

Bu kaotik ortamda Milli Eğitim Bakanlığı’nın da işi gerçekten çok zor. Sürecin mümkün olduğunca hasarsız, noksansız yürütülmesi, eğitim kalitesinin düşmemesi için azami gayret içindeler.
Bakanlık hem hızlı kararlar alınması hem de bu kararların yine hızla uygulamaya geçirilmesi işinin altından başarıyla kalktı.
Okullar aynı süratle organize oldu. Ve eğitimciler, tüm ders programlarını günlük olarak internet ortamına taşımayı, bunu dizayn etmeyi başardı.
Bu sebeple, pandemi başlangıcından bu yana öğrencilerin derslerinden geri kalmaması için özveriyle çalışan Milli Eğitim Bakanlığı ve ekibini yürekten kutluyorum.
Gelelim online eğitim konusuyla ilgili akıllarda dolaşıp duran soru işaretlerine.
Sistem yeni, elbette tam anlamıyla oturması ve alışılması için zamana ihtiyaç duyuluyor.
Ama şu da bir gerçek ki eğitim dünyada yeniden dizayn ediliyor ve bundan kaçmak imkansız görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Koray Avcı: Benimle evli olduğunu sanan hayranlarım var

Koray Avcı, karantinada olgunlaştırdığı son albümü “Seni Çok Özlüyorum”u geçen hafta müzikseverlerin beğenisine sundu. Çıkışını Sezen Aksu’nun unutulmaz eseri “Gidiyorum”la yapan Avcı, birkaç gün içinde dünya sıralamasında 3 numaraya yükselmesinin gururunu yaşıyor ama yine de “Bu albümde rakamlar değil gönüller konuşuyor” diyor. Son dönemde ciddi değişikliği yaşayan, 2 ayda 20 kilo verip tarzını tepeden tırnağa yenileyen Avcı ile hem albümünü hem de bu değişimin sebeplerini konuştuk. Müzikten modaya, takıntılı hayranlardan aşka uzanan söyleşide “yeni albüm” müjdesi de aldım, takıntılı hayran itirafı da...

◊ 5 yıl önce “Aşk ile” albümüyle çıkış yaptınız ve sanki Allah “Yürü ya kulum” dedi. İlk albümle patlayanların çoğu aynı hızla yok olurken, sizin yıldızınızın parlamaya devam ediyor, sırrı ne?
- Biz albüm çıkarmadan önce de konserler yapıyorduk. Ben hep insan kazanmayı tercih ettim. Karşımda binlerce kişi olsa da hepsiyle tek tek ilgilenmek istedim. Belki de sahnelerim bu yüzden 3 saat sürüyor. Çünkü konserime gelen herkesi mutlu uğurlamak isterim. Karşılıklı okuyacağımız ortak şarkılarımız, hikayelerimiz var. Herkese hitap edecek bir repertuvarımız var. Bir tarzımız yok, her tarzımız var. Bu yüzden dinleyicilerimizle aramızda enteresan bir bağ oluştu.


◊ Ve şimdi yeni albümle müzikseverlerin karşısındasınız. Ne zamandır üzerinde çalışıyordunuz?
- Dördüncü albümüm “Seni Çok Özlüyorum” 28 Ağustos’ta çıktı. Üçüncü albümüm “Senin İçin Değer”den hemen sonra iki single çıkardım. O dönemde konser maratonumuz oldukça arttı ve stüdyoya girip yeni bir albüm çalışmasına başlayamadık. Pandemi döneminde orkestra arkadaşlarımdan Köksal ve Alper benimleydi. Bu süreci fırsata çevirdik ve çalıştık. Yeni albümün çalışmalarını daha önce başlatmıştım ama pandemi sürecinde hız verdim.
Albümün her ayrıntısı ile tek tek kendim ilgilendim. Düzenlemeleri bana ait.

Yazının Devamını Oku

Malazgirt’te büyük buluşma

Anadolu’nun fethinin 949’uncu yıldönümü coşkuyla kutlandı. 25-26 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen “Malazgirt 949. Yıl Kutlamaları”nı yerinde izleme şansını yakalayanlardan biri de bendim...


Bu yıl pandemi önlemleri nedeniyle katılım sınırlı, önlemler ise çok sıkıydı.
Gelelim detaylara...
25 Ağustos’ta ordusuyla Ahlat’ta kamp kuran, 26 Ağustos’ta Malazgirt’e hareket eden Sultan Alparslan’ın zaferiyle sonuçlanan Malazgirt Muharebesi’nin yıldönümü kutlamalarının başlangıç noktası elbette Ahlat oldu.
Bu yılki kutlamalara bir başka heyecan eşlik etti. Ahlat’ta inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin açılışı yine bu etkinlik kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı.
Ahlat’ta bir günlük konaklamanın ardından Malazgirt’e geçildi.
Orada da Ahlat’ta olduğu gibi kontroller ve önlemler en üst seviyedeydi. Etkinlik alanına sadece sandalye sayısı kadar izleyici alındı. 

Yazının Devamını Oku

Bir gün Sultan Alparslan’ı oynayacağımı hissediyordum

Dönem projelerinin aranılan yüzlerinden Cengiz Coşkun, savaş meydanlarında kılıç sallamaya devam ediyor. “Fetih 1453” ve “Diriliş Ertuğrul”un sevilen yıldızı, “Malazgirt 1071” filminde de başrolü üstlendi. Coşkun sinemaseverlerin karşısına Sultan Alparslan olarak çıkacak. Bir zamanlar basketbol sahalarında top çevirip NBA hayalleri kuran, tesadüf eseri podyumlara adım atıp Londra’da resmen “Bay vücut” olan Coşkun’la hayatının dönüm noktalarını, en unutulmaz “dönem”lerini konuşmak için buluştum.

 

Basketbol sahalarından film setlerine uzanan bir hikaye sizinki. Ayrıca ara basamak diyebileceğim bir de modellik geçmişiniz var. Öncelikle Cengiz Coşkun’un hikayesi ne zaman, nerede başladı

- Hikayem 29 Nisan 1982 yılında, Küçükköy-Gaziosmanpaşa’da başladı.

İstanbul...

- Evet, İstanbul’da.

Tek çocuk muydunuz?

- Hayır, kız kardeşim var, benden 2 yaş küçük. Kendisi şu an evli ve dünyalar tatlısı iki de yeğenim var.

Yazının Devamını Oku

Alaçatı’da huzur keşfi

Her yaz Alaçatı’yı mesken tutan, Arnavut kaldırımlı sokaklarını, pazarını, kendine has mimarisini hiçbir yere değişmeyen ciddi bir kitle var.


Alaçatı burnunda tütenler için “Çeşme ve Alaçatı’da pandemi açısından güvenlik zafiyeti söz konusu mu?” diye birçok mekan sahibine sorular yönelttim.
Aldığım cevaplar karşısında, böyle bir sıkıntının olmadığı, hemen hemen her gün zabıta ve polis ekiplerinin mekanları dolaştığı ve denetimlerin çok sıkı tutulduğu kanaati oluştu bende.
Ayrıca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı “Cudi bizim sağ gözümüz ise Çeşme sol gözümüzdür” açıklaması başta Belediye Başkanı Ekrem Oran olmak üzere neredeyse tüm Çeşme halkı ve esnafını mutlu etmiş görünüyor.
Yapılan kontrollerin kimseyi rahatsız etmediği, aksine bunun “güvenli ortam” açısından şart olduğu inancı hakim.
Ne var ki en büyük görev yine tatilcilere düşüyor.
Mesafeye dikkat, maskeyle dolaşmaya devam...

Yazının Devamını Oku

Babam beni hayallerime küstürmedi

Selami Şahin’in oğlu olarak magazin basınının dikkatini çeken, müzikleri kadar özel hayatıyla da kendinden söz ettiren Lider Şahin bir süredir suskun. Neler yapıyor merak ettim, 3 yıldır yaz aylarını geçirdiği Çeşme’deki mekanında kendisini ziyaret ettim. Cove’daki buluşmada eski defterleri bugünlere kattık, eski aşklardan geleceğe uzandık. Ben sordum tek tek, o dobra dobra anlattı. “Aşk” dedim, “önce dostluk” dedi. “Evlilik” dedim, “odağımda öyle bir şey yok” diye yanıt verdi. Doğma büyüme müzisyen, sonradan işletmeci Lider Şahin cephesindeki son gelişmeler...

Müzik efsanesinin oğlusunuz. Sanat dünyasında Selami Şahin’in ayak izlerini ne kadar takip ettiniz, “Babasının oğlu” oldunuz mu?

- Hem de en büyük oğluyum. (Gülüyor) Senelerce onunla çalışma fırsatı buldum. 30 sene aynı evde yaşadım. 3 sene menajerliğini yaptım, 8 sene sahnede back vokal olarak kendisine eşlik ettim. Hem iş hem de ev arkadaşıydık. Aslında biz hep arkadaş gibiydik.

Otoriter değil miydi?

- Çok öğretici bir babaydı... Ama küstürmeden... Doğru yolu bizi hiçbir zaman hayallerimize küstürmeden gösterdi.

Hangi konularda fikrine önem verirsiniz?

- Öncelikle müzik konuları tabii ama onun dışında da birçok konuyu babama danışır, “Ne yapmalıyım” diye sorarım.

Bir nevi bilirkişi...

- Yani... Neticede 50 yıllık bir müzik kariyeri var. Tecrübeleri bizim için çok kıymetli, çok önemli. Diğer yandan ondan aldıklarım özümü oluştursa bile kendi yolumu çizmem gerektiğini öğrendim.

Yazının Devamını Oku

Anadolu’nun fethinin 949. yıldönümü

Uçuş yasaklarının kalkmasından itibaren ben de “full önlem” iş seyahatlerime başladım.

“Evden röportaj” sayfasını kapattım, hem röportajlar hem de köşe yazıları için leylek misali uçuştayım.
Arada ailemi görmek için bir günlüğüne Hollanda’ya gittim, dönüşte ise “Malazgirt 949. Yıl Kutlamaları” tanıtım toplantısını takip etmek üzere İstanbul’dan Zafer Hıdır arkadaşımızın kullandığı araçla direkt Bilecik-Söğüt’e geçtim. 
25-26 Ağustos’ta Ahlat ve Malazgirt’te yapılacak etkinliğin tanıtım toplantısında, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı ve Okçular Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Bilal Erdoğan’ın yanı sıra Vali Bilal Şentürk, AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan ve Okçular Vakfı Başkanı Haydar Ali Yıldız da vardı.
Önce Şeyh Edebali Türbesi ile Orhan Gazi Camisi’ni ziyaret ettik, ardından Söğüt’teki Ertuğrul Gazi Türbesi önünde düzenlenen toplantıya katıldık.
Toplantıda yaptığı konuşmada Bilal Erdoğan’ın hedefinde gençler vardı.
Türkiye Cumhuriyeti’nde doğan her gencin liseyi bitirmeden önce mutlaka hem Ahlat ve Malazgirt’i hem de Çanakkale’yi görmesi gerektiğini belirten Erdoğan, “Gençlerimizin seyahat planlarken akıllarına getirecekleri yerlerden biri de muhakkak Söğüt olmalı” dedi ve ekledi:

Yazının Devamını Oku