Çektiğim sıkıntılar yüzünden saçlarım bembeyaz

“Yankı”, “Ben Bazen”, “Öpücem”, “Miş Miş” gibi birçok hit’i peş peşe sevenleriyle buluşturan Simge, şu sıralar Ozan Doğulu albümünde yer alan “Ne Zamandır”la sevenlerini coşturuyor. Müzisyen bir aileden gelen, kendi tabiriyle bu noktaya ulaşana kadar epey “sürünen” Simge, rötarlı ama aynı zamanda istikrarlı yükselişinden memnun. Ünlü şarkıcı, “Piyasaya ilk girişim 2011’de oldu. Sonrasında uzun süre kendimi tarttım. Çok süründüm. Çektiğim sıkıntılar yüzünden saçlarım şu an bembeyaz. Ve her beyaz tel bana geçmişten kalan bir ödül gibi” diyor.

◊ Müzisyen bir babanın kızı olarak sektöre adım attın, emin adımlarla ilerliyorsun. Öncelikle bu başarından ötürü seni tebrik etmek istiyorum.

- Çok teşekkürler.

◊ En başından başlayayım; aile ve müzik diyeyim...

- Tüm aile müzikle ilgili. Rahmetli babam gitaristti. Annem de eline hangi enstrümanı verseniz çalıyor. Ablam piyano, erkek kardeşim gitar çalar. Ben de gitar çalıyorum. Aslında konservatuvardaki sazım uddu ama o çok eskide kaldı. Keşke tekrar çalıp söylesem.

◊ O kadar istiyorsan neden olmasın?

- Vakit bulursam uğraşacağım zaten... Çok seviyorum Türk müziğini. Bir de udun sesi beni rahatlatıyor. Sazıma tekrar dönmek istiyorum.

◊ Müzikle iç içe büyümüş, müzik eğitimi almış, sonrasında önemli isimlere vokal yapmış bir isimsin. Bu noktaya yıldırım hızıyla gelmediğin ortada...

- Evet... Yıllar içinde tüm olumsuz şeyleri ceplerime doldurdum, uzun süre onlarla yaşadım. Ne yaptım ne ettim diye geçmişime ayna tutup baktım. O sayede eksiklerimi ve hatalarımı gördüm.

◊ Geçmişe bakarak yol alınır mı?

- Alınır. Geçmiş çok önemli... Şimdi geçmişte kızdığım her şeye teşekkür ediyorum mesela. Çünkü onlar benim en önemli öğretmenlerim. Çok ufak yaşta da çıkabilirdim. Bir anda da patlayabilirdim. Piyasaya ilk girişim 2011’de oldu sonuçta. Ama sonrasında uzun süre kendimi tarttım. Bu süreç kısa sürmedi, çok süründüm. Ama o sürünme dönemi, bana çok şey kattı. Mesela çektiğim sıkıntılar yüzünden saçlarım şu an bembeyaz. Her beyaz tel de bana geçmişten kalan bir ödül gibi, ben o gözle bakıyorum.

◊ Sektöre girmeye hazırlanan gençlere “Biraz sabır” mı diyorsun?

- Ben onlardan öncelikle yetenekleri olup olmadığına bir bakmalarını istiyorum. Çünkü şu aralar yeteneği olmadan bu işi yapmaya kalkışanlar var. Kimi ünlü olmak, kimi para kazanmak için bu yola giriyor. Bazıları da gerçekten yeteneksiz, üzgünüm ama doğruyu söylemem gerek.

◊ Kalkıp sana gelseler, “Bana bir yol göster” deseler...

- Bana gelseler “Başka iş yap” diyebilirim. Bu yeteneği olmayanlar için geçerli tabii... Genel olarak şunu söyleyebilirim; yetenekleri varsa üstüne gitsinler, pes etmesinler, mutlaka doğru isimlerle bir araya gelsinler. Doğru şarkıyı bulmak da önemli tabii...

◊ Hepsi tamam diyelim...

- Şans da önemli... Diyelim doğru şarkıyı buldu ama belki Merkür retrosuna denk geldi (kahkaha atıyor). Gençken çok cesaretli oluyor insan. Her şeyi yapabileceğini, her şeyin yolunda gideceğini zannediyor ama her zaman öyle olmuyor. Üzülüyorlar sonra...

Çektiğim sıkıntılar yüzünden saçlarım bembeyaz

OZAN DOĞULU PROJESİ BANA DA SÜRPRİZ OLDU

◊ Sen tüm o olmazsa olmaz listesini tamamlamış gibisin, yolun açık. Ozan Doğulu ile yaptığınız “Ne Zamandır” şarkısına ilgi nasıl?

- Çok keyifli gidiyor.

◊ Onunla yolunuz nasıl kesişmişti?

- Ozan Doğulu projesine girmem benim için de sürpriz oldu aslında. Ozan Doğulu bu şarkıyı ne zamandır albümünde istiyormuş. Bir gün çalışmak istediğini beyan etti. Çok da keyifli bir çalışma oldu. Sonra Murad Küçük güzel bir klip çekti. İlgi çok güzel, konserlerde herkes hep bir ağızdan söylüyor.

◊ Şarkıda ihanet, nefret, hayal kırıklığı her şey var, ama melodi gayet eğlenceli...

- Evet, Ersay Üner’in şarkılarında bu duygu çok fazla var. “Üzülmedin mi”de de vardı mesela ve o da çok tutmuştu. Çünkü bu hikayeler hayatın içinden... O şarkı patladıktan sonra birçok kadın yanıma gelip “Klipteki hikaye benim başımdan da geçti” dedi.

4.5 YILLIK İLİŞKİDEN SONRA BİRAZ YALNIZ KALMAM LAZIM

Kalbinde biri var mı?

- Yok şu an. Durgun... Hiçbir şey yok. Ozan Bayraşa vardı önceden, biliyorsunuzdur, onunla da geçen yaz ayrıldık. Şu an işimle aşk yaşıyorum resmen.

“İşle aşk”ın ömrü nedir ki?

- (Gülüyor) Belli olmaz... Özgürlük, yalnızlık, insanın biraz kendisiyle baş başa kalması iyi geliyor. Sonuçta 4.5 yıllık uzun bir ilişkiden çıktım. Ufak tefek yıpranmalar oluyor tabii. İnsanın kendini tedavi etmesi için de biraz yalnız kalması gerekiyor. Şu an o dönemdeyim.

Kendini nasıl hissediyorsun?

- Çok iyiyim, çok... Gerçekten çok mutluyum böyle.

15 SENEDİR AYNADA AYNI SURATA BAKMAKTAN SIKILDIM

İmaj değişikliği nereden çıktı?

- 10 yıldır saçım kahverengi. Sarı bana yakışır mı yakışmaz mı diye çok merak ediyordum. Sonra Amerika’ya gittiğimde bir sarı peruk alıp ilk deneyimimi yaşadım. Baktım bir garip duruyor. Yani değişik. Yakışmadı da diyemem...

Son kararı nasıl verebildin?

- Menajerim Özgür Aras “Hadi artık bir cesaret, değişelim” dedi. Bir de yeni şarkı çıkacak, onun imaj çalışması için de yenilik istedim. 15 senedir aynı surata bakıyorum aynada, aynılıktan sıkılmıştım.

Memnun musun sonuçtan?

- Evet, bu değişim bana çok iyi geldi.

Yeni şarkı ne zaman geliyor?

- İki haftaya kadar çıkmış olur. Onur
Özdemir’le bana ait bir şarkı.

Çektiğim sıkıntılar yüzünden saçlarım bembeyaz

 EN ÇOK KLİPLERE PARA HARCIYORUM HÂLÂ BİR EVİM YOK

Kendini seksi bulduğunu söylüyorlar...

- İnsan her gün kendine bakıp “Of ne kadar güzelim” demiyor tabii. Ama sahnede zaman zaman öyle hissediyorum. Yani hoş kıyafetler içinde, makyaj ve saç tamamken ayrı bir özgüven oluyor. Ama sabah uyandığımda, üstelik de bu sarı saçla kendimi çok seksi bulduğumu söyleyemem. Çünkü makyaj isteyen bir saçım var artık.

Estetik müdahale var mı hiç sende?

- Yok.

En çok neye para harcıyorsun?

- Kliplerime. Hâlâ bir evim yok. İşime yatırım yapıyorum sürekli. Klip, fotoğraf çekimi... Şarkı alıyorum. Paramı işe yatırıyorum ki kendime daha iyi bir gelecek sağlayayım.

Para sıkıntısı çektiğin oldu mu hiç?

- Çektim, hem de çok çektim. Mesela ilk klibimde Nihat Odabaşı ile çalışmak istiyordum. Nihat’a gittim, şarkıyı dinlettim. “Çok güzel bir şarkı, klip için paran var mı?” dedi. “Yok” dedim. “E nasıl çekeceğiz o zaman?” diye sordu. “Çekeriz bir şekilde” diye cevap verince fiyatını söyledi. Gerçekten o kadar param yoktu. Rahmetli babam da çok zengin değildi, orta halli bir ailenin çocuğuyum.

Klip işi yattı mı yani?

- Hayır. 30 bin lira kredi çektim. Ödemeleri daha geçen yılbaşı bitti, 4 yıl borç ödedim. Neyse, parayı Nihat Odabaşı’na götürdüm. Kredi çektiğimi söyleyince “Aferin sana be, helal olsun. Sen olacaksın” dedi bana. Kariyerimde hem o klibin hem de Nihat Odabaşı’nın çok önemli yeri vardır.

Sonra yine birlikte çalışma fırsatınız olmuş muydu?

- Evet. “Miş Miş”te de çok yardımcı oldu bana, kimsenin yapmayacağını yaptı. Yönetmenlikten hiç para almadı, sadece giderlere harcadım parayı. Kredi çekme olayı yüzünden sanırım bana çok güvendi, çok güzel iki iş yaptık. Beni kız kardeşi gibi sahiplendi.

KENDİ YOLUMU KENDİM KESTİM

 Bu uzun, hatta kendi tabirinle zaman zaman süründüğün yolda, yolunu kesmek isteyen olmadı mı hiç?

- Pek olmadı. Genelde ben kendi önümü kesmiş gibi oldum daha çok.

O ne demek?

- Yani yanlışlarımla, tecrübesizliklerimle kendi kendimi sekteye uğrattım. Piyasaya yeni girmişim, başkaları kadar başarılı değilim. Zorlu bir dönemden geçtim haliyle. Ama sonrasında yavaş yavaş rayına oturdu her şey. Doğru ekiplerle, doğru müzisyenlerle, aranjörlerle ve iyi şarkılarla buluşunca doğru bir yola girdim ve hikaye buralara kadar geldi. Bir de kendi prodüktörlüğümü kendim yapmaya başladım, o çok iyi oldu. İlk albümde başkalarının fikirleriyle yolculuk yapmıştım. O dönem benim hiçbir lafımın değeri yok gibiydi. Onlardan ayrılınca kendi kanatlarımla uçarak yolumu buldum. Kalbimin sesiyle buralara geldim.

O yolun buralara varacağını tahmin ediyor muydun?

- Tabii ki. Çocukluğumdan beri tek bir hayalim vardı; şarkıcı olmak, insanları eğlendirmek, onlara iyi şeyler hissettirmek.

 SEZEN AKSU’NUN MANEVİ KIZI OLMAK İNANILMAZ

 Kariyer yolculuğunun en önemli isimlerinden biri de Sezen Aksu... Onun şarkılarını söyleme fırsatı buldun, onlarla milyonlara ulaştın. Görüşmeye devam ediyor musunuz?

- Evet, görüşüyoruz. Daha geçen hafta kendisine bir mesaj attım. “Sizi görmek istiyorum ama bana öyle bir şarkı verdiniz ki yoğunluktan dolayı yanınıza gelemiyorum” dedim.

“Öpücem”i diyorsun...

- Evet...

Sezen Hanım ne yanıt verdi peki?

- “Ben her zaman aynı yerdeyim, seni bekliyorum” demiş, kalpler atmış. O kadar tatlı ki. Çocukluğumdan beri Sertab Erener’e, Levent Yüksel’e özenirdim Sezen Aksu’nun öğrencileri olabildikleri için. Sonunda bu fırsatı yakaladığıma çok mutluyum. Bana sadece şarkı vermekle kalmıyor, vokal koçluğu yapmışlığı bile var. Benim için çok kıymetli biri. Yanına gittiğimde tansiyonum falan düşüyor, çünkü aşırı heyecanlanıyorum.

Sezen Aksu, Türkiye’deki her şarkıcının olmazsa olmazıdır bence. Onun manevi kızı olmak da inanılmaz bir his.

 ORYANTAL BİRİNCİSİ OLDUM ÖDÜL OLARAK KAPRUZ VERDİLER

 Dans etmeyi seviyorsun...

- Kendi halimde ama... Koreografi içinde dans etmek beni sıkıyor. Dans grubuyla aynı hareketleri yapmak zorunda olmak beni strese sokuyor. Sahnede özgürce müzikle bütünleşince başka. Kendimi bırakıyorum ve her yerde deli deli dans edebiliyorum. Her sanatçı sahnede özgürce hareket etmeli, sahnede her şey mübahtır.

Her sanatçı demesek mi acaba... Herkeste o yetenek olmuyor sonuçta...

- Yani... Ben dansı seviyorum evet. Çocukluğumda bir oryantal birinciliği kazanmışlığım bile var.

Şaka!

- Değil. Birinci oldum. Ödül olarak da karpuz vermişlerdi. Altın falan verirler anlarım da karpuz nedir ya (kahkaha atıyor). Ama annemler gurur duymuştu benimle... Çocukluk işte...

Ses yarışmalarına da katılır mıydın?

- Okul yıllarında evet, liseler arası yarışmada ekibim ikinci olmuştu. Ama sonrasında devam etmedim. “O Ses Türkiye” gibi şeyler hiç aklıma gelmedi.   

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku

Atatürk anneannemle tanışmak istemiş

Atatürk’e bile karışım hazırlamış bir lokman hatunun torunu olunur da başka yoldan gidilir mi? O da gitmemiş, bitkiler dünyasına dalmış, anneannesinden öğrendiklerinin üstüne kattıkça katmış. Bugün kendi adını taşıyan doğal içerikli bir markanın patroniçesi... Suna Dumankaya, durup dinlenmeden araştırmalarına devam ediyor. Bu hafta “Doğada keşfedilecek çok şey var” diyen Dumankaya ile bir araya geldim. Hem macerasını dinledim hem de pandemiye özel kişisel bakım tüyoları aldım.

Doğal güzellik ve şifa kaynaklarının kullanımını, okuduğum kadarıyla anneannenizden öğrenmişsiniz. Ondan biraz bahseder misiniz?

- Anneannem Türkiye’nin ilk lokman hatunlarından Fatma Öktem... Eski zamanlarda hastaneler bu kadar yaygın, teknoloji de bu kadar ileri değilken, doğadan bulduğu bitkilerle tedavi yapardı. Bu tedavileri zaman içinde geliştirerek birçok konuda alternatif doğal reçeteler hazırladı.

Ben de o süreçte hem çok meraklı hem de konuyla çok ilgiliydim. Ondan gördüklerimi zamanla geliştirdim, bunları gerek ekranlarda gerekse kitaplarımla aktarma yoluna gittim.

Sizi yönlendiren anneanneniz miydi yoksa kendiliğinden gelişen bir ilgi mi bu?

- Bitki ve doğal içerik konusunda anneannem sayesinde ilerledim. Ama bu bilgileri güzellik alanına taşımak, geliştirip üretmek için çok ciddi araştırmalar yaptım. Bu beni önce bitki bilimine sonra da güzellik uzmanlığına yönlendirdi. Ardından kitaplar geldi. Ve en sonunda da yerli marka yaratma süreci başladı.

Anneanneniz Atatürk’le de tanışmış...

-  Bizim için çok özel bir anı bu... Eskiden ilaç ve hastane konusunda çok eksiklik yaşandığından, anneannem herkese doğal yöntemlerle şifa olmaya başlamış. Gerek kendisinin bulunduğu Siirt’ten gerekse çevre illerden birçok kişi ona gidermiş. Mustafa Kemal Atatürk de cumhuriyetin ilanından sonra Anadolu’yu şehir şehir gezerken Siirt ziyaretinde onunla tanışmak istemiş.

Yazının Devamını Oku

Eğlencenin dijital devrimi başlıyor

Devir değişti, artık eskisi gibi omuz omuza danslar, eğlenceler yok.

Ama girişimci ruhlar, yeni dünya düzenine uygun yeni deneyimler vaat ediyor, Uzay Yolu tadında alternatifler sunuyor.

Azıcık detaylandırayım, yeni yıl akşamınıza renk katayım...

ÇapaMarka Entertainment Group, eğlencenin bittiği, müziğin sustuğu pandemi sürecinde “Bu kadar sessizlik, bu kadar depresyon yeter” diyerek dünyanın ilk dijital eğlence parkını yarattı. Adı Digital Winter Wonderland...

Bir bakıma geleceğin demo’su... Uzay çağında nasıl eğleneceğiz, test ediliyor gibi...

Devasa bir alan üzerine 3D olarak inşa edilen bir yeni yıl panayırı hayal edin... Dönme dolabından 70 metrelik yılbaşı ağacına her şey gerçeğine en yakın şekilde tasarlanmış. Panayır alanında hepsi yine üç boyutlu 7 ayrı sahne ve her sahne için farklı bir eğlence mevcut.

Yeni yıl ruhunun en güvenli, en virüssüz şekilde yaşanması için insan sirkinden yeni yıl gazinosuna, akustik sahneden ana sahneye her şey düşünülmüş.

Velhasıl, gece boyunca sahneler arasında dolaşırken karşınıza bir anda Ali Poyrazoğlu, Soner Olgun, Serdar Ortaç, Suzan Kardeş, Celil Nalçakan, Özlem Olgun, Deha Bilimlier, Derya Uluğ, Gülden Karaböcek, Güvenç Dağüstün ve Zehra ile çember dansçıları, oryantal dansçılar ve akrobatlar çıkabilir, şaşırmayın.

Öylesine bir gerçekçilik, öyle bir zincirleme sürpriz...

Yazının Devamını Oku

Komplo yok kahpe bir virüs var

Cem Özer durdu durdu, karşımıza “Payitaht Abdülhamid” dizisinde sultanın baş düşmanı William Hechler olarak çıktı. Bu rol için imaj yenileyen oyuncuyla set sonrası buluştum. “Laf lafı açar” dedik, sorusuz, sorgusuz koyu bir sohbete bıraktık kendimizi. Sabırsız genç meslektaşlarını da konuştuk, “bu işler torpilsiz olmaz abi” önyargısını da, pandemi sonrası arşa çıkan komplo teorilerini de... Setlerde durum ne, yeni aşı bizi kısırlaştıracak mı, sürüden ayrılanı her zaman kurt kapar mı? Merak edenlere iyi okumalar...

Cem Bey, bugün benden “hazır soru” bombardımanı beklemeyin, sohbete geldim. Laf lafı açsın, sohbet bizi nereye götürürse artık...

- “Laf Lafı Açıyor”a bir göndermeyle başlayalım diyorsunuz (gülüyor). Doğru bir yöntem. Benim programlarımın sırrı da buydu zaten. Çünkü bir dönem hazırlık yapmak çok önemsenirdi. Herkesin dilinde “Aman biz çok hazırlık yapıyoruz programa çıkmadan” falan... Bana da bir gün dediler ki “Biz de hazırlık yapalım”...

“Laf Lafı Açıyor” yıllarından bahsediyorsunuz herhalde.

- Evet evet. İki-üç program hazırlık yaptık, öyle çıktık. Benim en kötü programlarım oldu onlar. Soruları hazırlayıp elime veriyorlar, haliyle karşımdakini dinlemeden tamamen sorulara odaklanıyorum.

Olmadı yani...

- Hiç olmadı. Kardeşim bırakın, bu sohbet programı... Evinize misafir geldiğinde önceden hazırlık mı yapıyorsunuz “bunları soralım” diye?

DOĞRULAR CEZALANDIRILDIĞI İÇİN KIZLAR HEP “MERVE’LERE” GİDİYOR!

Yazının Devamını Oku

Çocuklar trafikte

Geçen gün otomobil ile uzun bir yolculuk yaptım. Yollar, viyadükler, insanlar gözümün önünden akıp giderken birden geçmişi anımsadım. “Trafik terörü” lafının hayatımızdan bir gün bile eksilmediği zamanları...

Eskiye nazaran bayağı bir yol aldık. Türkiye’nin aldığı yolu rakamlar da kanıtlıyor zaten...

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, birkaç gün önce 6. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi Eşgüdüm Kurulu Toplantısı’ndaydı.

Soylu, yaptığı konuşmada yeni projeler, iyileştirilen karayolları ve artan acil müdahale imkanlarıyla trafik kazalarında ciddi bir azalma sağlandığını açıkladı.

BM Genel Kurulu’nun “2011-2020 arasında trafik kazalarındaki ölüm vakalarının yüzde 50 azaltılması” hedefini tutturabilen iki ülkeden biri olmamız da başarının kanıtı...

Bir eğitimci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki trafik eğitimi mutlaka küçük yaşta başlamalı. Çünkü çocuklar, gerekliliği ve sebebini küçükken öğrendikleri kuralları, büyüdüklerinde de unutmuyor.

Yetkililer de trafik bilincini küçük yaşta oluşturmak için gerekli adımı attı, çok önemli bir projeyi hayata geçirdi.

Hazırlanan “trafik eğitim parkları” ülke çapında hızla yaygınlaşıyor.

Bu yıl itibarıyla 6 ilde daha park yapımı tamamlandı.

Yazının Devamını Oku

Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemem

Nilgün Belgün, geçen ay tat ve koku kaybı şikayetiyle gittiği hastaneye “Covid-19 pozitif” teşhisiyle yatırıldı. Ama umutsuzluğa kapılmadı ve virüsü alt etmeyi başardı. Belgün’le “negatif” müjdesini almasının ardından görüştüm. Enerjisini tüketen, kendisini yatağa çivileyen hastalığın izleri silinmeye, kahkahaları eskisi gibi çınlamaya başlamış başlamasına ama... Hastalık haklı olarak gözünü öyle korkutmuş ki, “Bir daha aynı şeyleri yaşamak asla istemem” diyor ve ekliyor: “Gribe falan benzemiyor. Başında belki burnunuz akıyor, başınız ağrıyor falan ama devamı çok farklı.”

Öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum.

- Çok teşekkür ederim.

Nasıl oldu bu?

- Çok önlem alıyordum kendimce... Gerçekten az insan benim kadar dikkatlidir. Nadiren kızlarımla görüşüyordum, onlarla da mesafeliydik, yani birbirimize sarılmak falan yoktu. Onun dışında iki-üç arkadaşımla görüşüyordum, başka da kimseyle hiçbir şekilde irtibatım yoktu. Ama maalesef bu virüsü kaptım işte.

VİRÜSÜ KİMDEN, NASIL KAPTIM BİLMİYORUM

Virüs size nereden, kimden bulaştı, bir fikriniz var mı?

- Nereden ve kimden bulaştığı konusunda bazen fikir sahibiyim, bazen değilim.

Yazının Devamını Oku

Denetim şart

Son yıllarda en çok sorguladığımız konulardan biri, şiddet vakalarındaki artışta televizyonun payı... Program içerikleri şiddeti körüklüyor mu?

Bu tarz içerikler değişirse, verilen mesajlar farklılaşırsa, şiddet vakalarında belirgin bir azalma yaşanır mı?

Bu soruların kesin olarak yanıtını vermek güç ama şu bir gerçek ki, dijital yayınlar kontrolden çıkmış durumda.

RTÜK, geçenlerde “televizyon yayınlarında şiddet” başlıklı bir araştırma yaptı. “Şiddetin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyeceğiz” diyen RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’den en azından televizyon ekranlarındaki şiddeti önlemek adına adım atılacağını duymak iyi geldi.

Yayınlardaki aile, kadın ve çocuklar için problem teşkil eden şiddet içerikleriyle kararlılıkla mücadele edeceğini açıkça belirten RTÜK, bu konuda kamuoyunun nabzını tuttu. 26 ilde 15 ve üzeri yaştaki 2 bin 600 kişiyle gerçekleştirilen araştırma, ilginç sonuçlar ortaya koydu.

Araştırmaya göre katılımcıların yaklaşık yüzde 94’ü televizyon yayınlarında şiddet içeriklerinin orta ve daha fazla düzeyde olduğunu düşünüyor. Kadınlar, erkeklere göre televizyon yayınlarında şiddete daha fazla yer verildiği görüşünde.

Bir başka çarpıcı nokta, şiddet algısının yaş grubuna göre değişkenlik göstermesi...

36-50 yaş arası bireyler, televizyon yayınlarında şiddete fazla yer verildiğini ifade ediyor. Oysa 15-25 yaş grubunun yüzde 33,3’ü, şiddete yer verilme sıklığının çok az olduğu görüşünde! Yani görünen o ki pek çok genç şiddeti kanıksamış durumda...

Dünya genelinde de tablo hemen hemen böyle...

Yazının Devamını Oku

Erkek hakem hatası kabul edilir de benimki edilmez!

Kadınlar iş hayatının her alanında... Elleri sadece hamura değil her işe uzanıyor. Özgüvenleri yüksek. Ama bu çağda bile önyargılarla boğuşuyorlar. Misal... Futbolseverler ve spor kamuoyu, kadınları yeşil sahada görmeye ne kadar alıştı? Ne kadar destekliyor ve kararlarına ne kadar güveniyorlar? Türkiye’nin ilk kadın futbol antrenörü ve FIFA kokartlı ilk kadın hakemi Lale Orta’nın anlattıklarına bakılırsa, bu konuda daha alınması gereken epey yol var: “Çok başarılı olduğum halde sırf kadın olduğum için bana Süper Lig’de görev vermeye cesaret edemediler. ‘Erkek hakem hatası kabul edilir, seninki edilmez’ dediler.”

“Kadın ve futbol” konusuna bugün bile önyargılı yaklaşılıyor. Muhtemelen siz yeşil sahalara adım attığınızda kalıplar çok daha sertti.

-  Dünyadaki gelişmelerin çok uzağında bulunanlar, futbolu erkek sporu olarak görüyordu. Bu nedenle “kadın” ve “futbol” kelimeleri yan yana getirilmezdi.

Ama siz kalıpları yıktınız, basketbol oynarken bir U dönüşüyle futbola yöneldiniz. Nasıl doğdu bu merak?

- Çok hareketli bir çocuk olduğum için ailem beni 11 yaşında spora yönlendirdi. Vefa Kulübü’nde basketbola devam ederken, sokaklarda da erkek arkadaşlarımla futbol oynuyordum.

Sizi bu yola çeken motivasyon kaynağı neydi peki? İlk adım nasıl atıldı?

-  İstanbul Moda’da, Dostlukspor Kız Futbol takımının olduğunu öğrendim. Bu sayede futbolu öğrenmek, oynamanın verdiği keyfi yaşamak ve görmek açısından tercihimi futboldan yana kullandım.

SAHAYA YAKIN OLAYIM DERKEN KENDİMİ MERKEZİNDE BULDUM

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa açık davet

Sonunda bunu da duyduk! Bir adam, kendisinden ayrılmak isteyen kadını öldürmek için bomba düzeneği kurmuş. Üstelik bu ilk vakası değilmiş; daha önce aynı sebeple kadının evini ve arabasını yakmış, kurşunlamış.

Ne acıdır ki adli kontrol şartıyla dışarıda, sokaklarda, yanıbaşımızdaymış.

Hayretler içinde okudum haberi. “Ne hırsmış, ne egoymuş, ne gözüdönmüşlük” dedim, pes! Nasıl bir ruh hali, ne tür bir ruh hastalığıdır bu...

Ya o bomba patlasaydı... Bu “adli kontrolle serbestlik” meselesi de defalarca baş yaktı, can aldı, bilmiyorum bu kıyamet nasıl dinecek.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde “Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin” dedi ama böylesine insanlıktan çıkmış biri kolay kolay kendine gelir mi emin değilim. Keşke...

Sayın Soylu’nun bence en önemli uyarısı, tedbir kararı konusunda gecikme yaşanmasının ivedi biçimde önlenmesi. Sayın Bakan, “Kolluk birimlerimiz, mülki idare amirlerimiz, tedbir kararı vermekten çekinmesinler ve gecikmesinler. Sonrasında ‘eyvah’ yetmez. Hatta ‘bu kararları verirken gecikmeyin’ demek bile belki doğru değil, acele edin” demiş.

Evet, “eyvah” demek bir işe yaramıyor, ölenleri geri getirmiyor.

Bu nedenle tedbir almakta acele edilmeli, şikayetçi kadınlar sıkı biçimde korunmalı.

Kadını aşağı gören zihniyet, “ya benimsin ya toprağın” gibi çağdışı cümleler bir an önce zihinlerden, lügatlardan silinmeli.

Yazının Devamını Oku

Sevdim, sevildim ama çok en çok kendimi sevdim

90’larda moda dünyasının altını üstüne getiren Neslihan Yargıcı rüzgarı, 2000’lerin başında ansızın dindi. Farklı kulvarlardaki işleri kadar özel hayatı ve düzenlediği partilerle de manşetleri süsleyen “siyahların kadını”, birdenbire ortadan kayboldu. Sordum soruşturdum, onu Bodrum’da buldum. Ortada olmaması, boş durduğu anlamına gelmiyormuş, gayet net anladım. “Akıllı olan kenarda durur dönemindeyiz” diyen Yargıcı ile uzun uzun sohbet ettik. Sıfır egoyla, müthiş keyifle yanıtladı sorularımı. Jüri üyeliği yaptığı programdan nasıl “paketlendiğini” anlatırken güldü, imzasını taşıyan Seden Gürel imajı için “Tam bir çöptü” demekten çekinmedi. Geriye de son derece vintage bir moda-magazin söyleşisi kaldı. Keyifli okumalar...

90’larda magazin sayfalarının vazgeçilmez yüzüydünüz. Sonra aniden kayboldunuz. Nerelerdesiniz?

- Ortada olmamak, yok olmak demek değil ki... Ortada olacak bir ortam yok. Bu dönem, “akıllı olan kenarda durur” dönemi.

Doğum günleriniz bile haberdi...

- Çünkü doğum günlerimi çok özel hazırlardım. Öyle ses getirirdi ki davetli olmak için araya birilerini koyarlardı.

Yok mu artık o partiler?

- Yooo, devam ediyor. Geçen sene 4 kutlama yaptım; hem yurtiçi hem de yurtdışında...

Bu yıl tabii pandemiden dolayı yalan oldu...

-  Doğum günüm 11 Aralık... Bu sene konsept, köfte-patates, pijama, terlik (gülüyor).

Yazının Devamını Oku

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku

Ekranda fazla güldüm diye iki kere maaşımı kestiler

Tek kanallı dönemin en önemli yüzüydü Ayşe Egesoy... 30 yıllık kariyerinde yüzlerce konser sundu, çok önemli röportajlar yaptı ama kamera karşısında bir kez olsun kahkaha atmadı. Çünkü TRT’de olmak sorgusuz sualsiz ciddiyet gerektiriyordu. Şimdi o günleri anarken gülümsüyor, “Zamanında fazla güldüm diye iki maaşım, yırtmacım var diye de ikramiyem kesildi benim” diyor... Hemen arkasından ekliyor: “Olması gereken de oydu ama... Kanallar artınca sokaktan geçeni çevirip ‘Gel sen bunu sun’ demeye başladılar!”

Herhangi bir yerde sadece sesinizi duysam, o sırada sizi görmemiş bile olsam direkt “Ayşe Egesoy” derim. Bu nasıl bir imzadır?

- Bunu duymak ömre bedel işte, çok şükür.

Bunu sadece ben söylüyor olamam. Sokakta, alışveriş yaptığınız mekanlarda da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuzdur.

- Aynen öyle. Sesimi hemen tanıyorlar. Bana mesleğimin en önemli geri dönüşü de budur. Yani sonuçta TRT’de devlet memuruyduk biz. Aldığımız maaş belliydi. Özel televizyonlardan da TRT maaşımızdan azıcık fazla kazanırdık. Yani çok büyük paralarımız, evlerimiz, arabalarımız olmadı. Ama bugün hâlâ bu markanın yaşıyor olması, insanların bana bu kadar sıcak yaklaşması öyle büyük bir kazanç ki... Tarifi yok.

SOKAKTAN GEÇENİ ÇEVİRİP SUNUCU YAPTILAR

Bu unutulmaz ses ekranlardan bize kaç yıl boyunca ulaştı?

- 20 sene TRT’de çalıştım. 5-6 sene de sonrası... Yaklaşık 30...

Yazının Devamını Oku

Müjde gibi yasak

Haftalar önce yazmış, biz maskeleri çifter çifter takarken sigara dumanını yüzümüze gözümüze üfleyen şuursuzlardan dert yanmıştım.

Zira AVM önlerinde, sokaklarda, “Ay sigarasız duramıyorum, elim ayağım titriyor canım” bahanesiyle maskesini küt diye indiren, sigarasını yakıp muhtemel koronavirüs katkılı dumanını cümle aleme savuranlardan illallah demiştim...
Bu durumdan şikayet eden bir ben değildim elbette. Birkaç gün önce Bursa, Sakarya ve Eskişehir’den peş peşe yasak haberleri geldi.
Pandemi önlemlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle bazı açık alanlarda
sigara içmek yasaklandı derken asıl sevindirici
haber çarşamba akşamı İçişleri Bakanlığı genelgesiyle geldi.
Tüm Türkiye’de, 81 ilde sokaklarda caddelerde sigara içmek yasaklandı.
Hiç yalan söylemeyeceğim, herhalde bu güne kadar hiçbir yasak haberini böyle müjdeymiş gibi karşılamamış, alkışlamamıştım.

Yazının Devamını Oku

Babam nezle olduğunu söylediğinde içimden ‘onu kaybedeceğiz’ demiştim

Aslı Hünel, geçen ay büyük bir acıyla sarsıldı. “Hiçbir kronik hastalığı yoktu” dediği babası Mehmet Fevzi Hünel, korona yüzünden birkaç gün içinde hayatını kaybetti. Ünlü şarkıcıyı başsağlığı için aradığımda anlattıklarından öylesine etkilendim ki, yaşadıklarını herkes bilsin, “Bana bir şey olmaz demeyin” feryadını herkes duysun istedim: “Sadece 10 gün... Her şey o 10 gün içinde olup bitti. Öncesinde dağ gibi adamdı. Ne olur bu hastalığa yakalanmamaya çalışın. Virüs sapasağlam babamı 10 günde aldıysa, kronik hastalığı olanlar ne yapsın?”

Aslıcım acın çok taze, başın sağ olsun...

- Çok teşekkür ederim Tülay... Allah kimseye bu acıları yaşatmasın. Ölümün bile hayırlısı dilenir ya, doğru. Öyle ani oldu ki... O yüzden kabullenemiyor insan.

Annenle baban olabildiğince izole yaşıyorlardı diye biliyorum.

-  Öyleydi zaten. Abim (Saruhan Hünel) ve ben bile “taşıyıcı olabiliriz” korkusuyla onları çok sık ziyaret etmiyorduk. Deniz kenarında bir yazlık evleri vardı, orada kalıyorlardı. Ekim ayına kadar da her şey yolundaydı.

İşler ne zaman kontrolden çıktı?

- Bir gün babam aradı, nezle olduğunu söyledi. Market alışverişine çıkmış, dönüşte yağmura yakalanmış. “Herhalde o gün üşüttüm biraz, hastayım” dedi.

Nezle olduğunu söylediğinde hiç aklına korona olabileceği gelmedi mi?

- Düşmez olur mu? “Baba emin misin? Bir test yaptır” dedim. “Yok, ilaç aldım” diye diretti.

Yazının Devamını Oku