Bazı sanatçıların sahne şovlarına gülüyorum

Demet Akalın, müzik sektöründe geçen 21 yıl, sayısız hit ve zaman zaman karıştığı polemiklerle hem magazin dünyasının hem de sahnelerin en renkli isimlerinden biri. Gölcük’te içe dönük bir çocukken annesinin çabalarıyla dış dünyaya açılan, önce podyuma oradan da sahnelere geçiş yapan Akalın’la ilginç serüvenini konuştuk. Konu konuyu açtı, çocuk korkusundan Okan Kurt aşkına, yeni albümünden Hülya Avşar’dan yediği fırçaya her şeyi masaya yatırdık.

Demet Hanım, 20 yıldır şarkılarınızı dinliyor, şarkılarınızla eğleniyoruz ama... Ben bu başarı hikayesinin en başını merak ediyorum. Nasıl bir çocuktunuz, nasıl bir ailede büyüdünüz?

- Çok içime kapanık bir çocuktum. Baba olmadığı için biraz fazla mahalle baskısı hissettim.

Çevre baskısıyla mı büyüdünüz yani?

- Yok, aslında o mahalle baskısını bizzat ben, kendi kendime yarattım. Aman şuranın önünden geçmeyeyim, aman laf gelmesin diye hep kısıtlıyordum kendimi.

İyi ama neden?

- Çünkü anne dul... Bir dükkanın önünden ikinci kez geçmezdim mesela, sırf anneme laf gelmesin diye. Kızlar normalde formalarının belini kıvırıp mini yaparlar ya, ben tersine uzattırırdım. Zaten uzun boyluyum, saçlar belime kadar, çok dikkat çekiyorum. Bir de etek kısaltmak ne demek! Hatta hiç unutmuyorum; Murat diye bir çocuk bana çıkma teklif etti...

Mutlu olmuşsunuzdur, genç kızsınız sonuçta... Beğenilmek güzel şey...

- Hiç öyle değil işte. Oturdum ağladım “Ben ne yaptım bilmeden de bana çıkma teklif etti!” diye... 17-18 yaşıma kadar böyle devam etti.

Sonra açıldınız...

- Yok. Annem, ben biraz insan içine, arkadaş ortamlarına gireyim, açılayım, sosyalleşeyim diye uğraşmaya başladı. İzmit’te çok gezen bir tayfa vardı, onlarla tanıştırdı. O zamanlar Galleria yeni açılmış, “Alın şunu Allah aşkına Galleria’ya mı götürüyorsunuz ne yapıyorsanız” dedi (gülüyor). Böyle içe dönük bir genç kızlığım oldu.

Sonunda siz mi açıldınız yoksa anneniz mi pes edip durumu kabullendi?

- Kabullenmedi (gülüyor). Beni Yaşar Alptekin’in mankenlik kursuna yazdırdı. Ama yine kendi başıma değilim, o getirip götürüyor beni hep. Haftanın iki günü, salı-perşembe hiç unutmuyorum... Ve ben daha kurs bitmeden çok büyük bir iç çamaşırı markasının defilesine çıktım. Zaten kursu da birincilikle bitirdim.

Peki o zamanki hedefiniz neydi?

- Sadece manken olmak, iyi para kazanmak... Bir hedefim yok aslında yani.

BİR SUBAYLA EVLENMEYİ HAYAL EDİYORDUM

Sıfır hayal bir çocukluk ve genç kızlık... Mümkün mü?

- Vardı aslında. Çocukluk hayalim -Gölcük’te yaşayan her Türk kızı gibi- bir subayla evlenip çocuk çocuğa karışmaktı (kahkaha atıyor). Ama zamanla hayaller değişti. Mankenlik yapmaya başladım, çok güzel defilelere çıkıyordum.

Mesela?

- Vakko’nun seçmeleri oldu. Nasılsa beni seçmezler diye gittim en arkaya geçtim. Sadece bir topuklu ayakkabı giymişim, o kadar özensizim.

Buna rağmen fark ettiler mi sizi?

- Evet. İki Fransız koreograf parmağını gözüme soktu neredeyse, öyle işaret ettiler beni “bu” diye. Düşünün sadece sekiz kişiyi alıyorlar. Şaka sandım başta, değildi.

Yurtdışında podyuma çıktınız mı hiç?

- Yok. Hiç... Ben biraz fazla milliyetçi olduğum için, aklımdan bile geçmedi. Bir de zaten yabancı dilim yok. Kaldı ki o zamanlar kimsede yurtdışı hayali falan yoktu. Günde kaç defileye çıktığımızı hatırlamıyorum, öyle bir yoğunluk.

DENİZ AKKAYA’DAN DERS ALINMASI LAZIM

O yoğunlukta, o çekingen kıza destek olanlar kimlerdi?

- Atilla Saral bana çok yardımcı olmuştu sağ olsun. Yaşar Alptekin keza öyle. Güzel dönemlerdi.

Şimdi artık o güzel ortamlar yok galiba.

- Yani... Sosyal medya çok farklı bir yöne kaydığı için belki de, modellik eskisi kadar revaçta değil. Tabii çok güzel şekilde yapanlar var hâlâ...

Kimler mesela?

- Bizden sonraki jenerasyonda mesela bir Deniz Akkaya vardır. Bayılıyorum, acayip hoştur. Yürümesi, podyumu; ders alınması lazım. Ondan sonraki jenerasyonda Didem Soydan var. Yurtdışında da güzel şeyler yaptığını biliyorum. Bir-iki kere defilede seyrettim. Muhteşem. Bizim kızlarımızın bence hiçbir eksiği yok ki yabancı mankenlerden. Bella’ları (Hadid) seyrediyorum, Victoria’s Secret’a nasıl çıkıyorlar anlamıyorum!

Bizim mankenleri neden oralarda görmeyelim yani...

- Evet... Belki de kendilerine güvenleri yoktur, bilemem. Belki biri yolu açsa devamı gelecek. Gerçi o başka bir kültür. Güzellik yarışmalarında da öyle. Brezilya’da, Kolombiya’da o yarışmalara katılmaları için aileler kızlarına özel eğitimler aldırıyorlarmış biliyor musunuz? Yani bu işler ciddi bir disiplin gerektiriyor.

BİR TEK HADİSE’YE YAKIŞIYOR

Söz ettiğiniz o disiplin sahne şovları için de geçerli, değil mi?

- Sahne deyince... O biraz farklı. Bazı sanatçıların sahne şovlarına bakıyorum, o kadar komik
oluyor ki.

Ne anlamda?

- Ne bileyim, olmuyor yani, bizim ırkımıza öyle dans uymuyor. Bir tek Hadise’ye yakışıyor, niye, çünkü o da yurtdışında yetişmiş, o kültürle büyümüş. Bizde çok sakil duruyor, komik buluyorum.

Müziğe geçiş nasıl oldu?

- Gazino sayesinde. Gazinolarda benden önce İlknur Bozkurt vardı. O zamanlar bir dizide rol alıyordu, yer yerinden oynuyordu.

İlknur’la sizin ne ilginiz var?

- Çok yakın arkadaşımdı. Beni sahneye ilk o çıkardı, İlknur’un alt kadrosunda başladım.

“Yeni ses” olarak hemen kabul gördünüz mü?

- Aslında sadece güzel, zarif bir kızdım onların gözünde. Hani o zamanın tabiriyle “masası var”, güzel bir renk... O şekilde başlamıştım.

GECİKTİĞİM İÇİN HÜLYA AVŞAR’DAN FIRÇA YEDİM

Sahnede ilk hangi şarkıyı söylediğinizi hatırlıyor musunuz?

- Tabii canım, Sezen Aksu’nun “Kolay Olmayacak”ını söylemiştim.

Peki sahnelerde elinizden tutan, size destek veren biri var mıydı?

- Hülya Avşar. Biz birlikte Ankara’ya giderdik programa. Disiplini, gazinonun bir ekmek kapısı olduğunu, bu işe emek verilmesi gerektiğini, kendine yatırım yapmanın zorunluluğunu, her şeyi Hülya Avşar’dan öğrendim.

Çok mu disiplinliydi?

- Hem de nasıl. Kulise en erken o gelirdi. Hatta bir gün geç kaldım diye bayağı bir fırçasını yemişliğim var. Gazino hayatıyla başladım, sonra albümler geldi işte.

Bazı sanatçıların sahne şovlarına gülüyorum

 TİTİZLİĞİM YÜZÜNDEN NE ŞARKILAR NE KLİPLER ÇÖPE ATTIM

İlk albümden bugüne başarı grafiği de hep yükseldi. Hani bir albümde de çıta düşmez mi? Buna “şans” denemez herhalde. İşin sırrı nedir?

- Çünkü hiçbir zaman “Bu sefer de böyle olsun” demedim. Mesela şimdi de bana “Yaz boş geçer mi, bir şarkı yapsana” diyorlar. E yoook, yapmak istemiyorum bir şey. Vokalistime yaptığım şarkı zaten bayağı yürüyor, diyorum ki “Bu yaz böyle idare edin”. Zaten konserlerim çok fazla. Yeter. Dediğim gibi, bir şeyi yapmış olmak için yapmak içime sinmiyor. Ya doğru dürüst yaparım, ya hiç yapmam. Ben ne şarkılar, ne klipler çöpe atmışımdır sırf bu yüzden. Bu konuda biraz titizim, gözüm hiçbir şey görmez.

Her jenerasyona hitap etme gibi de bir özelliğiniz var.

- 15 sene, hatta daha fazla olmuştur. İzmir’de bir yılbaşı sahnesindeyim. Otelin yeme-içme müdürü, çocuğunu getirdi sahneye. Ufak bir erkek çocuğu. Tarkan gibi dans ediyor, uzatıyorum mikrofonu şarkılar söylüyor. Dedim bu çocuk bir şey olacak. O çocuk kim dersiniz?

Kim?

- Edis. Yıllar sonra çıktı karşıma “Beni hatırladınız mı?” diye. Az önce bahsettiğiniz şu şans meselesine gelirsek... Bu sene 21 yıl oldu. İlk çıktığımda dediler ki “şans”... Şans tabii ki vardır, Allah’ın sevgili kuluymuşum. Ama 21 sene boyunca da insanın şansı yaver gitmez ki!

Sizin için “İyi şarkının kokusunu hemen alır” deniyor. Bu da ayrı bir yetenek.

- Ayrı yetenek ama arada kaçırdığım şarkılar da oluyor bakın.

Sahne çalışmaları tam gaz devam ediyor herhalde.

- Her hafta hem yurtdışı hem yurtiçi var... Çok şükür güzel gidiyor. Bu yaz da doluyuz. Ramazandan sonra bir koşturmaca başlayacak.

 OKAN BENİM HAYATIMIN ŞANSI

 ◊ Bir de güzel evliliğiniz var. Bu da bana göre başarı, çünkü göz önünde insanların evlilikleri pek yolunda gitmiyor.

- (Tahtaya vuruyor)Aman maşallah. Okan benim hayatımın şansı. İş planlarımı da o yürüttüğü için hayatımda gerçekten büyük bir destek. O benim hayatımı çok kolaylaştırıyor da aynı şeyi ben onun için yapabiliyor muyum, emin değilim.

Ailede biri ön plandaysa diğeri ona destek vermeli, denge öyle sağlanıyor belki de... İki taraf birden “Ben ön planda olmalıyım” deyince, işin içine hırslar ve ego girince, sorunlar başlıyor.

- Yoo Allah için Okan’ın hiç öyle bir durumu yoktur. Zaten kendi işi var. Gerçi bu aralar biraz DJ’liğe sardı. O da kafasını boşaltmak için. Ben o işe hiç karışmıyorum. Şimdi bir şarkı bulmuş, “Yaza bunu yapacağım” diyor. Aman dedim yap, n’olur yap (kahkaha atıyor). Geçen gün gittim onun çalıştığı yere, selam vererek girdi, çaldı, sonra indi, ben orada kaldım kızlarla. Öyle kaptırmış kendini. “Hayırdır” dedim, “İnsan geçerken alır beni de” (gülüyor). O benim gerçekten şansım, Allah bozmasın.

İKİMİZ DE GEZMEYE DOYMUŞUZ SOSYALLEŞME ÇABASINDA DEĞİLİZ

Peki bu uyumun, bu mutluluğun bir sırrı var mı?

- Yok bir sırrımız. Her Türk ailesi gibi yaşıyoruz. O da çok gezmiş zamanında, ben de çok gezdim, doydum. Artık bir yerlere gidelim, aşırı sosyalleşelim çabalarında değiliz.

Kısıtlı da bir arkadaş çevreniz var bildiğim kadarıyla...

- Mecburen (gülüyor). Onlara da müdahale ediyor Okan. Bazen kızıyorum karıştığı için ama sonunda haklı çıktığı yerler oluyor.

Nasıl bir ailesiniz?

- Pimpirikli (gülüyor). Gündüzleri işim olmadığında, tüm zamanımı Hira’yla geçirmeye çalışıyorum. Okuldan onu ben alıyorum, hafif işler olduğunda onu yanımda götürüyorum. Bir yere gidilecekse son uçakla gidiyor, ilk uçakla dönüyorum.

Bazen konser saatlerini değiştirdiğim bile oluyor. E mümkünse yapılsın yani. Geçen hafta Osmaniye’ye gittim mesela, zaten AVM işiydi, akşama döndüm. İşlerimi biraz Hira’ya göre ayarlamaya çalışıyorum özetle. Çünkü çok ufak.

 YENİ İSİMLER DE BİZİM GİBİ SIRTLARINDAN HANÇERLENECEK

  Yeni jenerasyondan beğendiğiniz kimler var?

- Hepsini çok beğeniyorum. Simge, Derya Uluğ, Edis. Acayip yetenekli ve çok saygılılar. Bence 10 yıl sonra da hepsini sahnelerde göreceğiz, geçici değiller.

Yeni isimlere tavsiye vermenizi istesem...

- Bize tavsiye veren olmadı, onlar da her şeyi bizzat görüp yaşayacaklar. Onların da düşmanları olacak, onlar da sırtlarından hançerlenecek.

Bence zaten yaşasınlar da bunu.

Çünkü insan öyle büyüyor. Affetmeyi de, yaşamayı da öyle öğreniyor. Steril bir hayat yaşama çabası boş, hatta o bana biraz fake hayat gibi geliyor.

İKİ-ÜÇ ÇOCUĞUM OLSA BEN TIRLATIRIM!

Hira henüz çok küçük olduğu için dışarıdayken aklınız evde kalıyordur.

- Kalmaz mı? Sürekli bana “Anne yoruldun mu?” diye soruyor. O soruyu duyduğum anda mahvoluyorum. Geçenlerde de babasına “Çok mutsuzsun baba, gülmüyorsun” dedi, Okan’ın içi paramparça oldu. Çünkü normalde kızının yanında hep neşelidir. Ondan sonra döndüm dedim ama “Bak bir de çocuk istiyorsun daha. Hira gibi iki-üç tane olduğunu düşünsene” diye...

Ne olur iki-üç çocuk olsa?

- Ben tırlatırım! Üç-beş çocuk yapan kadınları beyler başlarının üstünde gümüş tepsilerle taşımalı.

Sizin çocuk konusunda çok hassas olduğunuzu biliyorum. Geçenlerde bir bakanı ziyaret etmiştiniz çocuk istismarı konusuyla ilgili. Bir de kaybolan Suriyeli çocuklara dikkat çekmek için düzenlediğim projeye Hira’nın iki resmiyle destek vermiştiniz. Her zaman müteşekkirim bunun için size...

- Sosyal medyada biraz gücüm var, bunu da mümkün olduğunca böyle işler için kullanmaya çalışıyorum.

Bazı sanatçıların sahne şovlarına gülüyorum

ANNE OLMADAN ÖNCE ÇOCUK SESİNE BİLE TAHAMMÜLÜM YOKTU

Hep mi böyle duyarlıydınız?

- Açıkçası çocuk konusu anne olduktan sonra bambaşka bir boyuta geçti. Açık söyleyeyim, anne olmadan önce uçakta çocuk sesine bile tahammül edemezdim, yerimi değiştirirdim, o derece...

Ya şimdi?

- Şimdi çantadan ne bulayım da onu oyalayayım diyorum ya da izin alıp direkt kucaklıyorum. O duruma geldi olay.

Eskiden çocuk istemiyor muydunuz? Doğru mu anladım?

- Doğru, istemiyordum. Bir gün bu konuda bir psikologla konuşuyorum. Tuttu bana “Sen çok evhamlı bir anne olacağın için bu fikri itiyorsun. Çocuk istemediğini sanıyorsun ama aslında öyle değil” dedi.

İkna oldunuz mu?

- Yok canım. “Saçmalama, çocuk yapacağım da ne olacak? Benim kendime tahammülüm yok, bir tane daha benden nasıl olur” diye karşılık verdim.

HİRA’YI ALIP GÖTÜRDÜLER, ODADA BATTANİYESİYLE KALDIM

Ve gün geldi, Hira’yı kucağınıza aldınız. Büyük konuşmuşsunuz.

- Bir şey söyleyeyim mi, ilk anda yine anne olduğumu çok anlamadım. Ama üç-dört gün sonra sarılık oldu, Hira’yı götürdüler, battaniyeyle bir kaldım ben odada, başladım ağlamaya. Üç gün sürdü o ağlama. O zaman anladım anne olduğumu işte.

O yüzden artık söz konusu benim çocuğum da olsa, başkasının çocuğu da, bendeki his değişmiyor. Elim kolum ne kadar uzanabilirse ulaşmaya çalışıyorum. Birkaç sosyal sorumluluk projesinde de aktif olarak yer alıyorum. Allah sağlık verdiği, Demet Akalın adı bazı kapıları açabildiği sürece çocukların yanındayım.

 BENİ ÇEKEMEMEYE DEVAM ETSİNLER

 ◊ Sizi çok sevenler de var, sevmeyen, çekemeyenler de...

- Çekememeye devam etsinler, ne diyeyim (kahkaha atıyor). Ben hiç konuşmak istemediğim halde bana laf söylenilmesi meselesi senelerdir var, ona yapacak bir şey yok. Eskiden hep mücadele ediyordum, “Ben haklıyım” diye bağırıyordum. Baktım bağırmamın bir faydası yok, isteyen istediğini düşünebilir, söyleyebilir dedim. Hakaret boyutuna varanlarla zaten avukatlarım ilgileniyor. Onun için hiç cevap vermiyorum.

Zaman zaman haksızlığa uğradığınızı düşünüyor musunuz?

- Haksızlığa uğradığımı düşündüğüm pek bir konu yok. Yaptığım iş belli, arkadaş çevrem belli. Kimseyle de uğraşmadığım için haksızlığın hayatımda yeri yok.

İnsanlar sizden çekiniyor gibi geliyor bana...

- Dışarıdan öyle mi görünüyor? Beni aksi bulanlar, çekinenler, demek ki hayatımda yoklar. Aksi durumda o arkadaşlık yürümez yani. Çekindiğiniz insanla arkadaşlık eder misiniz?

 SINIRA GİTMEK İÇİN  IŞIN KARACA’YLA İKİ AY ÖNCE BAŞVURMUŞTUK

Hatay’daki sınır birliklerini ziyaret eden ünlüler arasında neden yer almadığınız konusunda bir polemik yaşandı. O konuda bir yanlış anlaşılma oldu sanırım.

- Aslında orada çok fazla konuşulacak bir şey yok. Bana mazeret sordular “Neden gelmediniz?” diye, ben de çağrılmadığım için bir mazeret gösteremedim ve sadece bunu söyledim. “Aman onlar gidiyor, biz niye gidemiyoruz” değildi mevzu. Tabii ki herkes gitmeli, sanatçılar da, halk da. Ama biz iki ay önce Işın Karaca’yla başvurmuştuk zaten gitmek için. O zaman çok sıcaktı bölge ve bize dediler ki “Siz sosyal medyadan destek olun”. “Tamam” dedik. Orada bir sıkıntı yok yani. Giden sanatçıların yorumları da kendilerini bağlar.

NEDEN FATİH’E GİDİYOR BU ŞARKI GÜLŞEN? BEN VARIM BEN!

Yeni albüm hazırlığı ne aşamada?

- Beş-altı şarkım hazır. Ayla Çelik’ten var, Fettah Can’dan, Cansu’dan, Serdar Ortaç’tan, Aleyna Tilki’den var... Derya Uluğ ve Edis’ten gelecek. Yetişirse bir tane de Gülşen’den... Bu arada Fatih’e (Ürek) bir şarkı vermiş, şimdi arayacağım, bir kalaylayacağım onu (kahkaha atıyor). Acayip bir şarkı yapmış yani. Neden neden neden Fatih’e gidiyor bu şarkı arkadaşım, ben varım ben (gülüyor). Bir tek şarkı konusunda bencilim yani. Bu arada her zaman aynı şeyi söylüyorum; Gülşen’i asla kendime rakip falan görmüyorum.

Neden?

- E Gülşen her zaman bizden bir adım önde çünkü. O kadar güzel şarkılar yapıp sonra bunları başkalarına vermek... Kadın başka bir boyutta. “Pop dünyasının yeni ozanı” diyorum ona. Önce Sezen Hanım var tabii.

Ne zaman çıkar yeni albüm?

- Herhalde yazdan sonra... Ekimi falan bulur.

VE SONUÇ: BAŞARININ TEMELİNDE SORUMLULUK BİLİNCİ YATIYOR

Demet Akalın’ın en belirgin özelliği, sorumluluk bilinci... Kendini muhatap olduğu her konudan sorumlu hissediyor.

Bu durum kendini evlat olarak annesine sorumlu hissetmesinden eşine, çocuğuna ve tüm sevenlerine kadar uzanıyor, her adımını bu bilinçle atıyor. İşinde yakaladığı başarının temelinde de bu yatıyor.

Başka bir sektörde, başka bir işte de olsaydı aynı başarı grafiğini sergileyeceğinden şüphe yok.

 

 

X

Avrupa Türk geleneğini hâlâ “döner” sanıyor

Yunus Emre Enstitüsü, kültürümüzü dünyaya tanıtmak hedefiyle proje üretmeyi sürdürüyor. Enstitü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş koronavirüse rağmen çalışmaların aksamadığını, aksine Türkçe kurslarına dünyanın dört bir yanından giderek daha fazla talep geldiğini söyledi: “Normalde Roma’daki merkezimizde Türkçe öğrenenlerin sayısı 40-50 kişiydi. Pandemi nedeniyle ilk kapanma orada olunca 400 kişi başvurdu. Latin Amerika’da ise başvuru sayısı 5 bine ulaştı. Üstelik orada merkezimiz yok, hiç gitmedik bile. 2020 sonuçlarına göre Türkçe, dünyada öğrenilen yabancı diller arasında beşinci sırada...”

Yunus Emre Enstitüsü, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak hedefiyle önemli projeleri hayata geçiriyor. Öğrendiğim kadarıyla bu hedef doğrultusunda birincil önceliğiniz, Türkçeyi daha yaygın bir dil haline getirmek...

- Öncelikle şunun altını çizmek isterim, kültür dediğimiz şey medeniyetten farklı. Kültür, bizim örf dediğimiz şeydir.

Yani...

- Yani nasıl oturup kalktığınız, mutfak kültürünüz, yemek tarzınız, konuşmanız, sevgi ve hüznü ifade ediş şekliniz, hepsi kültürü oluşturur. Kültür dediğimiz şeyi biz “bir işi yapış şekli” olarak tanımlıyoruz. Anadolu’yu çevreleyen coğrafyada da Türk kültürünün önemli bir etkisi var.

Anadolu tek bir kültür değil, tam anlamıyla bir kültür mozaiği ama...

- Tabii ki... Bu çok kültürlülük asırlar öncesine dayanıyor. Onun için 2021’in hem Yunus Emre, hem Hacı Bektaş-ı Veli hem de Ahi Evran yılı ilan edilmesi çok kıymetli. Onlar bu toprakların mayası...

SINIRIN ÖTESİNDE İNSANLAR TÜRKÇE ÖĞRENMEK İSTİYOR

Yazının Devamını Oku

Masal diyarı fethi kutluyor

Alanya’nın yeri çocukluğumdan beri bir başkadır benim için...

Çünkü ailemden ötürü yaz denince aklıma ilk orası gelir.

Benim için gurbetin bittiği yerdir.

Alanya’nın fetih yıldönümü kutlamalarına davet edildiğimde çok sevindim.

Paldır küldür valizimi hazır edip Alanya için yola çıktım.

Alanya’nın tarihi inanılmaz etkileyici... Kimlerin kurduğu bile tam olarak bilinmiyor.

Ama tarihinin “Karanlık Çağlar” olarak tabir edilen M.Ö. 20.000’li yıllara dayandığı tahmin ediliyor.

Böyle bir geçmişin izlerini gezmekle, görmekle bitiremiyor, gezerken adeta bir masal diyarına yolculuk ediyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

İnsanlar mutlu olduğunda pop yeniden zirveye çıkar

Rap mi yükselişte, pop mu çöküşte, müzik dünyasında neler oluyor; işin o kısmını uzmanına bırakmalı... Ama gönlü müzikte, aklı popta olan gençler, sektördeki karışıklığı umursamıyor. Moleküler biyoloji ve genetik eğitimi alırken bile “ille de müzik” diyen Burak Orhan, işte o cesur gençlerden... Aralıkta ilk single’ı “Bi’Şeyler”i piyasaya süren şarkıcı, popun geleceğinden ümitli. Ona göre poptaki gerilemenin sebebi, pandemi yüzünden dünyayı saran depresif ruh hali: “İnsanlar mutlu olduğu zaman pop söyler. Şu an herkes mutsuz. İnsanlar mutlu olduğunda, pop da yeniden zirveye çıkacaktır.”

Pandemi dinlemedin, daha fazla beklemek istemedin ve ilk single’ını çıkardın. Öncelikle hayırlı olsun diyeyim Burak...

- Çok teşekkür ederim. Hem ilk single’m hem de ilk röportajım hayırlı olsun diyeyim ben de o zaman.

Şarkından ve müzikal yolculuğundan bahsedeceğiz tabii ama bana çıkış noktan ilginç geldi asıl... Genetik okuyorken müzik ne alaka?

- Biraz ailemin yönlendirmesiyle moleküler biyoloji ve genetik bölümüne girdim...

Yani istediğin o değildi...

- Yani... Orada okurken de istediklerimden vazgeçmedim zaten. Önce birkaç dizide rol aldım, sonrasında oyunculuk eğitimi almak üzere Los Angeles’a gittim. Bu arada müzik ve dans derslerine de katıldım. Bu yolculuk beni biraz daha müziğe doğru yöneltti ve Türkiye’ye dönüşte ona ağırlık verdim. Sinema-televizyon yüksek lisansı yaparken de şan ve dans dersleri almayı sürdürdüm.

Dört gözle senin bilim insanı olmanı bekleyen ailen ve arkadaşların, şarkıcı olma kararını nasıl karşıladı?

- Zaten hayallerim hep bu yöndeydi ama ailem daha garanti bir mesleğim olmasını istediği için genetik bölümünü tercih ettim. Yine de orada okurken hayallerimden vazgeçmeden yoluma devam ettim. Onlar da yeteneğimi fark etti ve sonunda bana destek verdiler.

Yazının Devamını Oku

Yeraltındaki kültür mirası

Tarihi eserlerle süslü metro istasyonlarını yurtdışında çok kez görmüş, hayran kalmış, açıkçası gıpta etmiştim. Artık o açık kapanıyor.

Kültür mirasları, yerin onlarca metre altında karşımıza çıkıyor.

Bu hayalin gerçek olmasını, İletişim Başkanlığı’nın tarihi ve kültürel zenginliklerimizi tanıtmak amacıyla hayata geçirdiği proje sağladı.

Proje kapsamında son olarak Türk minyatür sanatının en önemli eserlerinden Nakkaş Osman’ın “Surnâme-i Hümayun Dijital Sergisi” yolcularla buluştu.

Hologram ve özel projeksiyon teknolojisiyle hazırlanan sergi, Marmaray Yenikapı İstasyonu’nda görülebilir.

Marmaray yolcusuysanız, bu fırsatı kaçırmayın derim ben.

Dubai’de büyük rekabet

İki Türk markası, Dubai’de kıyasıya bir rekabet yaşıyor.

Yazının Devamını Oku

Esnaf ruhumu kaybetmek istemiyorum

Herkes onu sosyal medya şovları ve 7-24 gülen gözleriyle tanıyor. Adı Burak Özdemir ama CZN Burak olarak biliniyor. Siyasetten sanatta pek çok camiadan seveni, müdavimi var. Daha 25’ine gelmeden ustası olduğu Hatay mutfağını Ortadoğu’ya açan genç şef, şimdi Dubai’nin en büyük restoranının patronu... Sırada Katar var. Devamında Amerika... Dubai prensinin Burj Khalifa’ya fotoğrafını yansıtarak “Hoş geldin” dediği Burak Özdemir, genç yaşta yakaladığı şöhrete rağmen tevazuyu elden bırakmıyor: “Kurumsallık çok önemli ama ben biraz da esnafçılıktan yanayım. O yüzden esnaf ruhumu kaybetmek istemiyorum. Ayrıca halkın içine CZN Burak olarak girmedim, halkın içinden CZN Burak olarak çıktım ben. İnsanların kalbinde yer edinmek benim için en büyük kazanç...”

◊ 2020 senin açından nasıldı?
- İş yönünden herkes gibi biraz eksik... Ama sosyal medya yönünden bereketli...
◊ “Sosyal medya bereketi” mi? İlk kez duyuyorum...
- Sosyal medya bereketinden kastım şu; evde daha fazla içerik ürettim, daha fazla insana bunları sunabildim. Tek sorun şu; bazıları diyor ki “Koca adam oldun, niye böyle videolar çekiyorsun?”... Yaşlı gösteriyorum galiba...
◊ Kaç yaşındasın ki sen?
- 25...

Yazının Devamını Oku

Son pişmanlık neye yarar

Geçen hafta da yazmıştım; iş ve özel sebeplerle sık sık uçak yolculuğu yapmak zorunda olanlardanım.

Bu durum geçmişte başlı başına bir keyifken, salgın sonrası panik atağa dönüştü. Her uçuşta aynı korku, takip eden birkaç gün içinde akıldan çıkmayan “Acaba bana virüs bulaştı mı?” sorusu...

Hem kendimi hem de sevdiklerimi korumak adına tüm önlemlere uymaya çalışsam da yaşadığım korkunun üstesinden gelemiyordum.

Ta ki yolculara PCR testi zorunluluğu getirilene kadar...

Sadece Türkiye değil, birçok ülke uçuştan en geç 72 saat önce PCR test yaptırılmasını zorunlu tutuyor artık. Türkiye de yurtdışından gelecek yolcular için 1 Mart’a kadar test zorunluluğu getirdi.

Planladığım Amerika seyahati de tesadüfen o kararın sonrasına denk geldi. Neredeyse bir yıldır ne havalimanında ne de uçakta kendimi bu kadar rahat hissetmiştim.

Uçakta bulunan herkesin test yaptırdığını ve sonuçlarının negatif olduğunu bilmek ne büyük huzur, ne büyük konformuş meğer.

Saatlerce uçmama rağmen tedirginlik duymadan gidip döndüm. Diğer yolcularda da aynı rahatlığı gözlemledim.

Test zorunluluğu, herkes için güvenli uçuş demek.

Yazının Devamını Oku

İletişimin tali değil asli olduğu bir dönemdeyiz

Türkiye gündemi bu aralar öylesine yoğun ki bize neredeyse pandemiyi bile unutturdu. Reform paketleri, yeni sivil Anayasa hazırlıkları, WhatsApp’ın kişisel veri paylaşımı dayatması, Boğaziçi’ne rektör ataması ve sonrasında çıkan olaylar... Hareketli gündemi konuşmak, aklıma takılanları sormak için bu hafta Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun’u ziyaret ettim. Bu hareketlilik içinde iletişimin önemine vurgu yapan Altun, “Ülkemiz, bölgemiz ve bütün dünya açısından önemli olayların, sıcak gelişmelerin yaşandığı kritik bir zamandayız. Böyle bir dönemde iletişim, tali değil asli bir alan olarak öne çıkıyor” dedi.

Öncelikle şunu sormak istiyorum; Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı’nın görevleri, sorumlulukları tam olarak nelerdir?

-  İletişim Başkanlığı, misyonu ve fonksiyonu itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ihdas edilen en kritik kurumlardan biri. Ben de Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle bu yeni ve dinamik kurumun ilk başkanı olma bahtiyarlığını yaşadım. Tabii bu aynı zamanda milletimize ve Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı büyük bir sorumluluk... Cumhurbaşkanımızın belirlediği politika ve stratejilere uygun şekilde, ulusal ve küresel çapta iletişim faaliyetleri gerçekleştiriyoruz. Ayrıca milletimiz ile devletimiz arasındaki iletişim akışını yönetiyoruz. Etkin ve nitelikli bir medya alanının inşasına katkı vermeye, basın mensuplarımıza destek olmaya çalışıyoruz. Stratejik iletişim, kriz yönetimi ve kamu diplomasisine ilişkin politikaların belirlenmesi, koordine edilmesi ve uygulanması da Başkanlığımızın sorumluluğunda. Diğer taraftan içeriden ve dışarıdan ülkemiz aleyhine algı operasyonlarına karşı tüm mecralarda etkin bir mücadele yürütüyoruz.

KRİTİK BİR ZAMANDAYIZGenel olarak bir gününüz nasıl geçiyor? Mesai süresince en çok hangi konular zamanınızı alıyor?

- Doğrusu, benim günümün nasıl geçtiği Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisinin ve ülkemizin gündemine paralel olarak şekilleniyor. Çünkü ülkemiz, bölgemiz ve bütün dünya açısından önemli olayların, sıcak gelişmelerin yaşandığı kritik bir zamandayız.

Böyle bir dönemde iletişim tali değil asli bir alan olarak öne çıkıyor. Bütün bu çalışma süreci, bizim için zaman mefhumunu ortadan kaldırıyor.

CUMHURBAŞKANIMIZIN ENERJİSİNE YETİŞMEK ZOR

Sizi bu görevde en çok zorlayan konular neler?

Yazının Devamını Oku

Önce test sonra uçuş

Pandemi nedeniyle olabildiğince kıpırtısız kalmak, sosyalleşmemek çabasındayım ama iş ve özel sebepler seyahate zorluyor, hiç kaçarım yok. Nitekim geçen cuma bir kez daha Amerika yolundaydım.

Pandemi dönemi içinde daha önce de Miami’ye uçmuştum ama bu kez prosedürler farklıydı. İpler iyice sıkı tutulmaya başlanmış. Tüm çaba üçüncü dalgaya geçit vermemek için elbette...
Değişiklik ne derseniz, artık ister geliş ister gidiş olsun, Amerika-Türkiye seyahatlerinden en fazla 72 saat önce PCR testi yaptırmak zorunlu. Negatif olduğunu belgeleyemezsen uçman mümkün değil. Bunu öğrenince soluğu arkadaşım Seycan Tanfer’in sahibi olduğu Tanfer Hastanesi’nde aldım.
Salgının ilk döneminde yaşanan test ücreti kaosunun sona erdiğini zaten biliyordum.
Nitekim bu konuda bir sürpriz yaşamadım.
Açıklandığı üzere test ücreti olarak 250 lira talep edildi.
Bu arada, yola çıkmaya hazırlananlar için de hemen bir not düşeyim, sonuçlar en geç ertesi gün elinizde oluyor, planlarınızı ona göre yapın.
Geleyim sadede; nurtopu gibi bir negatif belgem oldu, yolculuğun önündeki tek engel de kalktı. Biletler alınsın, valiz yapılsın...

Bu ne kalabalık

Yazının Devamını Oku

Anavatanımdan hiç kopmadım

Moda sektöründe 30 yılı geride bırakan, İngiltere’de kendi adıyla kurduğu markasıyla dünya yıldızlarına ulaşan Zeynep Kartal, kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Son dönemde “sürdürülebilir moda”ya ağırlık veren, bu konudaki çalışmalarıyla İngiliz basınında yer alan Kartal, “Su, enerji ve hammadde kaynaklarımızın hızla tükendiği gezegenimizde sürdürülebilirlik konusuna odaklandım” diyor. Modacı, bu yolculukta kendisine rehber edindiği Emine Erdoğan’ın çalışmalarını da takip ediyor: “Sayın Emine Erdoğan’ın sahiplendiği Sıfır Atık projesi, geleceğe değer katan çok önemli bir girişim...”

Markasını İngiltere’de kurmuş bir modacısınız ama bildiğim kadarıyla bu maceranın öncesi de var. Sektörde kaç yıl geride kaldı?

- Aslında eşimin 2004 yılında İngiltere’den aldığı iş teklifi Zeynep Kartal markasının doğmasına ve köklenmesine olanak sağladı. Türkiye’den başlayıp İngiltere’ye uzanan moda yolculuğumda bu yıl 30 seneyi geride bırakmanın mutluluğunu yaşıyorum. Geçmişe baktığımda, kurduğum hayallerin gerçeğe dönüşmesinde işime olan tutkumla beraber ailemin ve sevdiklerimin manevi desteğinin payı çok büyük...

Uzun yıllardır yurtdışındasınız. Gözden ırak olan gönülden de ırak olurmuş ya hani... Zaman içinde Türkiye’den koptunuz mu? Gönül bağları zayıfladı mı?

- Hayır, bu süreç boyunca hiçbir zaman anavatanımdan kopmadım. İngiltere’de yaşadım ama ülkeme duyduğum özlem ve hayata geçirdiğim her proje, “Bir sonrakinde daha iyisini nasıl yapabilirim” düşüncesini güçlendirdi. Bu düşüncenin de daha azimli bir şekilde çalışmamın önünü açtığına inanıyorum.

KOCA BİR OKYANUSTA TEK BAŞIMAYDIM

Şu an orada kabul görmüş, sevilen bir modacısınız ama merak ediyorum, başlarda İngiliz moda sektörünün bir Türk tasarımcıya yaklaşımı nasıldı?

- Yurtdışında yaşamaya başlamanın ve burada bir markayı hayata geçirmenin zorluklarını tabii ki yaşadım. Yeni bir ülkede iş kurmak, koca bir okyanus içinde tek başına kalmaktı benim için...

Yazının Devamını Oku

İş başa düşsün

Sayın Emine Erdoğan’ın çok uzun zamandır üzerinde titizlikle durduğu bir projesi var; sadece biz değil tüm dünya için hayati bir konu olan “sıfır atık”...

Emine Erdoğan’ın gençlik yıllarından beri israf konusunda çok hassas olduğunu da biliyorum.
Ancak gördüğüm kadarıyla ne kadar konuşulursa konuşulsun, yazılırsa yazılsın, “sıfır atık” konusunda yeterli mesafe alınamıyor.
Sebebi de biziz.
Vatandaş olarak üzerimize düşeni gereğince yapmıyoruz.
Eğer evlerde böyle bir hareket başlamazsa, hassasiyetin genele yayılmasını ve sonuç alınmasını beklemek hayal olur.
Nasıl mı?
Bir Almanya örneğiyle açıklayayım. Almanya’da elinizdeki çöpü mutfaktaki yanlış çöp torbasına atarsanız kıyamet kopar. Çünkü atıklar türlerine göre ayrılır ve onlara göre belirlenen renkteki torbalara konur.

Yazının Devamını Oku

Bu çocuklar dünyayı daha güzel bir yer haline filan getiremez

Pandemi döneminde pek çoğunun eli kolu bağlandı, iş yapamaz hale geldi. Okan Bayülgen ise aldı başını gidiyor, projeler zincirine durmadan yeni halkalar ekliyor. Ünlü televizyoncu yakında yine kendisinden beklenecek cesur bir formatla karşımıza çıkacak. Program gereği bir ünlü konuğuyla otelde geceleyecek, restoranda başlayan sohbetleri yatak odasında devam edecek. “Sofrada politika, yatakta itiraflar” konsepti için geri sayım sürerken kapısını çaldım... Söze işten güçten girdik cep telefonu sorunundan çıktık ve “umutsuzum” dediği Z kuşağına uzandık...

Çok yönlülüğünüz herkesçe malum. Öğrendiğim kadarıyla yaptığınız işlere yeni başlıklar eklenmek üzereymiş. Bu kadar bölünmek normal mi?

- Bu bana pek garip gelmiyor da çevremde garip bir his uyandırıyor... Bir oyuncu, bir yönetmen ya da bir fotoğrafçı sonuçta kendi sanat kariyeriyle ilgilidir. Yani aynı zamanda bu işlerin sergileneceği yerlerin sahibi değildir. Ben hem oyuncuyum, hem tiyatrom var hem de tiyatro işlerinin yapıldığı kabareyi idare etmek zorundayım.

Televizyonu atlamayalım.

- Evet, “bir şov programı varsa o programın moderatörü de benim” gibi bir komikliği yaşıyorum. Bir yandan medyayla mütevazı bir ilişkim var. Bu sezon TV100 kanalında bir programım var. Ayrıca bu işi hibrit olarak sürdürmek için adım attım, dijital platforma da iş yapmaya başlıyorum.

Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

Yazının Devamını Oku

Kutlama değil ilan şekli sıkıntılı

Ceyda Düvenci, binbir güçlüğün üstesinden gelerek büyüttüğü kızının genç kızlığa adım attığını sosyal medya hesabında duyurdu.

“Kutlayalım yeni zamanını” dedi.
Bu paylaşım sonrası kimi veryansın etti, “ayıp” diye hop oturup hop kalktı, kimi de “sünnet davulla zurnayla kutlanıyorsa bu niye ayıp olsun” diyerek Düvenci’ye destek verdi.
Ben ayıplamıyorum da alkışlamıyorum da...
Öncelikle ne mutlu bu güzel aileye diyorum...
İki pırlanta gibi çocukla hayatlarını paylaşıyor, onların büyümelerine tanıklık ediyorlar.
Ve çok mutlular...
Sağlıkları da mutlulukları da daim olsun.

Yazının Devamını Oku

Artık kapı aralandı uzaylılar aramızda

Ünlü astrolog ve spiritüel danışman Aslı Güder, 2018’de verdiği röportajda “Tüm dünyayı maskeli görüyorum” diyerek pandemi tablosunu önceden çizmişti. Felaketlerin birbirini izlediği 2020’yi nihayet geride bırakmışken, belki güzel haberlerle içimizi açar dedim, bir umut 2021’e dair öngörülerini istedim. Baştan söyleyeyim, global anlamda iyi haber bekleyenlerin bu yıl da elleri boş kalacak. Ama yüzünüzü asmayın, bireyselde gülmenin yolu açık... Deprem olur mu, uzaylılar aramızda mı, magazin dünyasının ünlülerini hangi sürprizler bekliyor, yılın en şanslı burçları hangileri? Ben sordum, Güder yanıtladı.

2020 zor geçti ama astrologlar 2021 için de iyi konuşmuyor. “2020 fragmandı, asıl film şimdi başlıyor” benzeri açıklamalar var. Şimdi oturup felaketin ikinci perdesini mi bekleyeceğiz yani?

- Aslına bakarsanız 2021 kumar yılı olacak.

Nasıl yani?

- Yani doğru adımlar atıp akıllıca risk alan, yeniliğe açık olup kendini adapte edenler bu yıl kazanacak. Kapalı, değişime açık olmayanlarsa bu yılın kaybedenleri olacaktır.

Gerçekten bu yıl öngörüldüğü kadar zor mu geçecek?

-  Evet, zorlu bir süreç bizi bekliyor.◊ İyi ama hangi açılardan?

- Bu yıl kıtlık, kuraklık, isyanlar ve özgürlük savaşlarına tanıklık edeceğiz mesela... Özellikle Londra, Paris ve Washington’da büyük gösteriler olacak. Ayrıca Kanada ve Almanya’daki hareketlenmeler de bizi şaşırtacak diyebilirim. Amerika’da İkiz Kuleler benzeri bir olay yaşanabilir. Ayrıca yıl içinde dünyayı etkileyecek bir nükleer tehdit görüyorum.

Hatta 3. Dünya Savaşı’nın ayak seslerini duyacağız. Batı ve doğu arasındaki denge bozukluğu, ülkelerdeki adaletsizlikler, terör olayları ve ayaklanmaları tetikleyecek.

Yazının Devamını Oku

Mesaj bana ulaşmadı

Berrak Tüzünataç,  “Üç kadın sanatçı olarak, bizim için çok önemli olan bir şeyi ifade etmek için işbirliği yaptık” açıklamasını Instagram hesabında sanatsal fotoğraf karelerinin altında paylaştı.

Birkaç gün önce de o karelerin devamı geldi. Bedenine tepeden tırnağa “boş konuşma” anlamına gelen “bla bla bla” yazdırarak çıplak pozlar vermiş.

Ve bu kez altında İngilizce olarak şöyle yazıyordu: “Özgürlüğün doğuşu...”

İtiraf edeyim, bu çıplak fotoğrafın verdiği mesajı ben anlamadım.

“Çıplaklık özgürlük” mü diyor, “Boş konuşmalara kulak tıkadığında özgürsün” mü, yoksa “Siz konuşun, ben istediğimi yapar, istediğimi yaşarım” mesajı mı veriyor?

Bilemedim. Çözemedim. Bu pozlar bana pandemi döneminde unutulmamak için yapılmış PR çalışması gibi geldi.

Kim bilir belki de gelecek paylaşımlarla sır çözülür, mesaj açığa çıkar diye beklemedeyim ama yine de zannetmiyorum.

2021 nostaljisi

Nostalji severim. Hele nostaljik şarkıları daha da çok... O yüzden “best of” çalışmaları oldum olası yakından takip ederim.

Yazının Devamını Oku

34 beden bile büyük geliyor çocuk reyonundan giyiniyorum

Seren Serengil cephesinden kötü ve iyi haberler peş peşe geldi. Geçirdiği operasyon nedeniyle hızla kilo veren ve 46 kiloya kadar düşen Serengil, ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya olduğunu açıkladı. Ne var ki onu hayata bağlayacak sürpriz gelişme de hemen ardından yaşandı. Serengil, zor günlerinde yanında olan arkadaşı Mustafa Tohma’dan gelen evlilik teklifine “evet” dedi. Bu kez aşk değil huzur istediğini söyleyen, “Ben artık aşka küstüm” diyen Serengil’in hayatında neler olup bitiyor, sağlık durumu nasıl, düğün ne zaman? İşte tüm bu sorular röportajımızda yanıt buldu.

Serencim, geçmiş olsun. Geçirdiğin bir operasyon nedeniyle sürekli kilo kaybı yaşadığını açıkladın. Şimdi nasılsın, biraz toparlayabildin mi kendini?

- Teşekkür ederim. Aslında ilk kez 6 yıl önce mide ameliyatı geçirdim. O dönem gayet rahat ve sağlıklı şekilde kilo vermiştim.

Evet, çok da formda görünüyordun. İkinci kez operasyon geçirme fikri nereden çıktı o halde?

- Çocuk yapmak istedim. Bunun için bir seneye yakın süre hormon aldım. Hormon tedavisi yüzünden de verdiğim kiloların 15 kilo kadarı geri geldi. Ama maalesef ani stres sonucu düşük yaptım. O süreçte evden dışarı çıkmadım. Sabahtan akşama kadar çikolata yiyor, kola içiyordum. İkinci operasyon fikri de düşükten sonra gelişti. Bir an önce kilo vermek, işime konsantre olmak için bu kararı aldım.

8 YAŞIMDAN BERİ SUDAN İĞRENİYORUM

Seni stres, kola ve çikolata yoldan çıkardı yani...

- Alkol ve sigara zaten kullanmıyorum. Ama benim de bir kötü huyum var, su içememek... 8 yaşındayken musluktan gelen paslı suyu gördüm, o gün bugündür su içmiyorum, iğreniyorum. Tabii su içmemek de kolay kilo alma sebebi...

Yazının Devamını Oku

Koca bir alkışı hak ediyor

İnsan iyiye çabuk alışıyor, kötüyü çabuk siliyor hafızadan. Sanki ezelden beri o iyiyi ve güveni yaşıyormuşuz gibi geliyor.

Ne büyük yanılgı...

Geçenlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le açıldı gözlerim.

“2020’de uyuşturucu ile mücadele çatır çutur devam etti” diye söze girmiş Sayın Soylu...

Okuduğum an bu önemli mücadelede Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini fark ettim.

Daha birkaç yıl öncesine kadar kriz geçiren çocuklar, hayatlarını kaybeden gencecik bedenler haber bültenlerinden eksik olmuyordu.

Ve şimdi... Elbet kökü tamamen kurumuş değil ama mücadele son sürat devam ediyor, gözünü para bürümüş bu vicdansız uyuşturucu satıcılarına aman verilmiyor.

Sayın Bakan, mücadelenin çarpıcı raporuna da yer vermiş tweet’inin devamında:

1

Yazının Devamını Oku

Piyanist şantör furyasını başlatan Ferdi Özbeğen’di

Sıra sıra tavernaların dönemin en ünlü sanatçılarını ağırladığı Tarabya günleri, Arif Susam’ın yeni albümüyle hafızalarda ansızın canlanıverdi. Susam, “Best of Arif Susam” çalışmasıyla hepimize “hey gidi günler” dedirtti. Eğlence dünyasında o günden bugüne çok şey değişse de ünlü sanatçıya göre taverna müzikleri gündemden düşmedi. “Bizim kitle hiç değişmedi, ekstraları durduran tek şey pandemi” diyen Susam’la 80’ler Tarabya’sına gittik. Hem o yılları, hem piyanist şantör camiasındaki rekabeti hem de yeni albümünün çılgın tanıtım çalışmasını konuştuk.

Yeni “Best of” albümünüz hayırlı olsun. Öncelikle tanıtım için yaptığınız 72 saatlik kayıt maratonunda beni de unutmadığınız için teşekkür ederim.

- Rica ederim, ne demek...

Orgun başına geçmiş, tavernada yaptığınız gibi binlerce sanatçıyı ve medya mensubunu tek tek adlarıyla dansa davet etmişsiniz. Gerçekten sabır işi... Kimin fikriydi bu?

- Polat Yağcı’nın... Sevgili prodüktörüm. 100 yıl düşünsem böyle bir şey benim aklıma gelmezdi zaten.

Projesinden size bahsettiğinde “Hadi canım, nasıl çıkılır o işin içinden?” demediniz mi?

- Demez olur muyum? Aradı beni, “Arif abi, sana çok önemli bir şeyden bahsedeceğim, telefonda anlatamam ama bir zahmete şirkete gel” dedi. Allah’tan ben de o zaman İstanbul’dayım, buradan gelip gitmek zor oluyor çünkü. “Peki” dedim, gittim.

Yazının Devamını Oku

Gönüller bir olsun

Milletçe kriz dönemlerinde omuz omuza vermenin önemini, değerini şu pandemi sürecinde daha iyi kavradık. El ve gönül birliğinin güzelliğini, yaşayarak gördük.

Olan olmayana, varlıklı darlıktakine el uzattı.
Bu sayede pandemiyi mümkün olduğunca az hasarla atlatma yolunda önemli mesafe kat ettik.
Belediyeler “küçük esnafa destek” çağrısı yapıyor, bu çağrılar büyük ölçüde yanıt buluyor.
Büyük işletmelerin imdadına ise genellikle mal sahipleri yetişiyor.
Kısıtlamalar çerçevesinde günlük ciroları ciddi ölçüde azalan mağazalara kimi AVM’lerden yılbaşı hediyesi tadında müjde geldi.
Zaten temmuz ayından beri kiracılarına yüzde 50 indirim sağlayan Capitol de “Gün birlik olma günü” diyenlerden...
2021 Nisan sonuna kadar yüzde 50 indirimli kira uygulamasına devam edecek olan AVM, aralık ayında başlayan hafta sonları sokağa çıkma yasağı nedeniyle ek destek kararı aldı.

Yazının Devamını Oku

Beni “uzaylı” diye bir kenara ittiler

80’lerde Karadeniz müziğinin en önemli temsilcisiydi. Türküleri kadar sözleriyle de manşet olurdu. Patrondu ama “patron” denmesin diye elinden geleni ardına koymadı. Geçen ay geçirdiği kalp kriziyle sevenlerini korkutan Mustafa Topaloğlu’nun kapısını çaldım bu hafta... Topaloğlu’nun her iki lafından biri “Beni anlamadılar” oldu. “Uzaylı diye beni bir kenara ittiler” dedi. İşte felsefenin kıyılarında dolanan, bol sitemli o sohbetten geriye kalanlar...

Mustafa Bey, öncelikle çok geçmiş olsun. Geçen ay bir kalp krizi geçirdiniz. Nasılsınız şimdi?

- İyiyim, çok iyiyim hamdolsun. Biz her şeye “hamdolsun” demesini bilmiyoruz. Şimdi korona denilen bir hastalık yaşanıyor değil mi? Bir virüs... İnsanlar kızıyorlar, çekingenler, tereddütlüler.

Tedirgin olmamız normal değil mi?

- Ama her şeye “hamdolsun” diyeceksin. Niye? Çünkü kötünün kötüsü var. Allah beterinden korusun. Her şerde bir hayır vardır. Şerre değil hayra yormak lazım. Biz şerre yoruyoruz hep. Herkeste bir panik, stres... Ya bir durun, rahat olun kardeşim. Allah’tan gelen her şeyde bir hayır vardır.

Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU

Yazının Devamını Oku

Suistimale geçit yok

Haftalardır düşünüyordum, galiba bu virüs bildiğiniz banka cüzdanına göre hareket ediyor. Orta ve alt gelir grubunu tam 12’den hedef alırken “zengin”lere bulaşmıyor.

Benim anladığım o...

Sadede geliyorum...

Beklenen karar alındı, 31 Aralık akşamından 4 Ocak sabahına kadar sokağa çıkma kısıtlaması geldi.

Dört gün insanlar evinde ailesiyle inzivaya çekilecek. Durum bu...

Ama sonra gözüm reklamlara takılıyor, belli bir grup için her şey güllük gülistanlık...

Sanırsın pandemi bitti, virüs alt edildi.

Oteller “en güzel yılbaşı paketi bizde, koş vatandaş” çığırtkanlığı yapıyor, tur şirketleri 4 günlük yılbaşı paketi satma, oteller müşteri kapma telaşı yaşıyor.

Aşıya ne hacet, 4 günlük yılbaşı tatili satın alırsan Covid korumalısın yani!

Yazının Devamını Oku