Hastaneye neşter vurmanın zamanı gelmedi mi?

Bandırma Devlet Hastanesi’nden maalesef Bandırma halkı umduğu hizmeti alamıyor.

Hastane konusunda vatandaşlar öyle sıkıtılar yaşamış ki, neredeyse herkesin bir olumsuz anısı var. Hastaların yaşadığı olumsuzlukların yanı sıra, hastanede çalışan personele de mobing uygulandığı yönünde iddialar mevcut. Hastane’de çalışan personele; basına açıklama, sosyal medya paylaşımı yapılmaması yönünde taahhüt imzalatıldığı yönünde iddialar da var. Hatta bazı personelin geçici görevlendirme, başka birimlere kaydırılmalı gibi durumlarda sürekli kulağımıza geliyor. Ancak Bandırma kamuoyu bu iddialarla sarsılırken hastane başhekimi anestezi uzmanı Dr. Muzaffer Şenveli’nin hiçbir açıklama yapmaması ise bir başka gariplik. Bu şikayetler o kadar çok ki; “Git çocuğun ateşini düşür öyle getir” diyen doktor mu ararsın, hastayı tuvalete götürürken fırça atan hasta bakıcı mı ararsın, bir çocuğun gözündeki rahatsızlığa yanlış teşhis koyup neredeyse gözün kaybedilmesine neden olan doktor mu ararsın, yoksa hastalara bakma karşılığında para alan hasta bakıcılar mı ararsın. İşte bu yazdıklarımın hepsi bana bir biçimde ulaşan şikayetler ve emin olun dahası da var.

BİZZAT TANIK OLDUĞUM OLAY

By-pass ameliyatı geçiren Zeki Çetinkaya abim, karın ağrısı nedeniyle 19 Şubat Pazartesi günü acile gidiyor. Ardından “Bir şeyin yok” denerek evine gönderiliyor. Salı günü de ağrıları devam eden Zeki Abi, tekrar acile geliyor. Bu kez de saatlerce acilde bekletiyorlar ve en sonunda hastaneye yatışı oluyor. Bu olaylar olurken biz gazeteci arkadaşları, kardeşleri olarak durumunu öğrenmek için seferber oluyoruz. Bize söylenen enfeksiyon. Düşünsenize 21. yüzyılda enfeksiyon tedavisi ne kadar zor olabilir? Biraz rahatlıyoruz ve 22 Şubat Perşembe günü soluğu yanında alıyoruz. Zeki Abi her zaman şen şakrak olan o güzel insan, nefes almakta zorlanıyor. Bize en ağır raconu kesiyor bu kez, “Taklaya geldik” diyor ve yukarıda anlattıklarımı birer birer anlatıyor Başhekim yardımcısı Hüseyin Yetkin’e. Sağ olsun o da güzelce dinledi Zeki Abi. Kimseye eyvallah edecek adam değil, “Şuraya bir tekerlekli sandalye koyun” dedi. “Neden?” diye sorduğumuzda hastabakıcı, lavaboya götürürken laf söylüyormuş. O an canım bir kez daha yandı. Son olarak enfeksiyon teşhisi, bağırsaklarda pıhtı atmaya dönüştü. 24 Şubat Cumartesi günü de anjiyo ünitesinin bulunduğu bir yer arandı ve son olarak Balıkesir Şehir Hastanesine sevki yapıldı. Yaşam mücadelesi devam ediyor.

ÇÖZÜM BULMAK BU KADAR ZOR MU?

Hastane’de çalışan personele; basına açıklama, sosyal medya paylaşımı yapılmaması yönünde taahhüt imzalatıldığı iddiası doğruysa, buradan sormak istiyorum. NEYİN ÖĞRENİLMESİNDEN KORKUYORSUNUZ? Şeffaflık nerede kaldı? AK Parti Balıkesir Milletvekili Sema Kırcı, hastaneye yapılan yatırımlar konusunda defalarca açıklamalar yaptı. Peki, Sema Kırcı yukarıda anlattığım sorunlardan haberdar değil mi? Bu sorunları yaşayan insanlar şikayetlerini kime yapacak? Gerçek şu ki, hastaneye neşter vurulmasının zamanı gelmiş hatta geçiyor bile... Bandırma halkı siyaset kurumundan ve hastane yönetiminden bu sorunların çözümünü bekliyor. Oysa onlar yalnızca susuyor...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Popülist politikalara bel bağlayan siyasetçiler

Bandırma, sorunlarıyla birlikte hızla büyüyen bir kent. Bu nedenle sosyolojik yapısı da değişimlere uğruyor.

Paşabayır Mahallesi’nde oturan bir insanla, 100. Yıl Mahallesi’nde yaşayan bir insanın kentten beklentileri farklı. Eğitim, gelir düzeyi, etnik kimlikler üzerine inşa edilen mahalle yapılarıyla karşı karşıyayız. Her sınıf kendi mahallesini ya da yaşam alanını oluşturmuş ya da bu yönde yol alıyor. Tek ortak olan, meydan ve belki de denize bakmak. Durum böyle olunca toplumsal sınıflar arasında iletişim kopuyor ve insanlar bağlı oldukları sınıfın dışındaki kişilerin sorunlarını önemsemiyor. Bu kopukluk ortak aklın ve kamuoyu oluşmasının önündeki en büyük engel. “Sanayi, tarım, liman, lojistik üs” gibi ekonomik söylemlerin üzerine oturtulmaya çalışan şehirde “kent aidiyeti” belki güçlü gibi görülüyor.

***

Ancak siyaset kurumun yukarıda saydığım ekonomik söylemlerin içini boşaltarak yalnızca bir slogan olarak kullanması, siyaset kurumuna olan güveni de ortadan kaldırıyor. Durum böyle olunca siyasetçiler de “popülist” politikalara bel bağlıyor. “Popülist” politikaları basitçe anlatacak olursak; “halkın ihtiyacı olmadığı halde bazı yatırımları algı yaratarak ihtiyaç varmışçasına meşruiyet yaratıp yaşama geçirmek” diyebiliriz. Halkın parası, zamanı ve emeği bu şekilde sömürülüyor, hem de tamamen kendi rızasıyla. İşte bu yüzden önümüzdeki yerel seçimler ve çıkacak adaylar Bandırma için çok önemli. Hangi aday halkın daha geniş kesimini temel alarak projeler geliştirecek, hangileri popülizme devam edecek? Hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Bir diğer önemli olan nokta da Bandırma’nın kendi kararlarını alamayan bir kent durumuna getirilmesi. Bu sorunun temelini de “Büyükşehir Yasası” oluşturuyor. Balıkesir’e yönelik en ufak bir aidiyet duygusu taşımayan Bandırma insanı, Balıkesir’den yönetiliyor. Yerel belediyenin yetkileri sınırlı. Öyle ki altyapı, ulaşım, trafik düzenlemeleri, imar plan değişikleri gibi Bandırma için yaşamsal önem taşıyan hizmetler yaklaşık 5 yıldır Büyükşehir tarafından yürütülüyor. Bandırma halkı gerek yeterli hizmet alamamaktan gerekse de “ aidiyet” duygusu nedeniyle Büyükşehir’den şikâyetçi. Umarım yeni dönemde Bandırma için “yerinden yönetim” ilkesinin benimsendiği farklı formüller geliştirilir.

ÇEVRE SORUNLARI KAPIDA

Bandırma’nın önümüzdeki yıllarda ciddi sanayi yatırımları alacağını biliyoruz. Yatırımlar konusunda geliştirilen en can alıcı söylem “çevre dostu sanayi”. Ben bu söylemin yaşamda karşılığı olduğuna inanmıyorum. Ancak inananlar ve destekleyenler için dikkat çekmek istediğim nokta; çevreyi kirletmeyen sanayinin şu anki bilimsel veriler ışığında belirleniyor olması. Örneğin yıllarca kurşunlu benzinin de çevreye zarar vermediği düşünülmüş, ancak verdiği zararın bilimsel olarak kanıtlanmasının ardından satışı ve üretimi durdurulmuştu. Dolayısıyla bugünün bilimsel verileri ile “çevre dostu” denilen sanayi yarın için yaşamsal bir tehdit olarak karşımıza çıkabilir. Önemli olan devletin, yerel yönetimin ve sivil toplum örgütlerinin sanayi konusunda en azından bilimin ışığından ayrılmaması ve yeri geldiğinde müdahale etmesi. Deniz kıyında olup kirlilik nedeniyle denize girilemeyen bir Bandırma’da, toprağın ve havanın kirlenmesine göz yummak nasıl bir vatanseverliktir sormak isterim.

BU BİR VEDA YAZISIDIR

2 yılı aşkın süredir Hürriyet Bursa’da yazdığım yazıların sonuna geldik. Öncelikle çocukluğumda her sabah okula giderken aldığım Hürriyet gazetesinin bölge ekinde yazmak ayrı bir onurdu. Bana bu imkânı sağlayanlara çok teşekkür ederim. Uzun süredir hemen her cuma okurla buluşan Bandırma sayfasında Bandırma’nın sorunlarını kaleme almaya çalıştım. Dönüp baktığımda egodan ve kibirden artık koltuklarına bile sığamayan siyasetçiler, yöneticiler yazılarımın hep konusu oldu. Çocukları, engellileri, sokak hayvanlarını ve çevre sorunlarını dilim döndüğünce insanlara aktarmaya çalıştım. Çocuklar, bu dünya onlara hiç eşit davranmıyor ne yazık ki, sayfalar boyunca yazsak yine de toplumda güçsüz olanın çektiği zulüm birlikte bir şey yapmadığımız sürece devam edecek. İbrahim Peygamber’i atmak için yakılan ateşe, bir damla su taşıyarak “tarafını” belli eden karınca olabilmek mesele. Ateşe bir damla su olabilmişsem ne mutlu bana, ne mutlu kalemime...

Yazının Devamını Oku

AK Parti adayında “yeni bir şey yok”

Bandırmalılar olarak Büyükşehir yasası ile 5 yılı birçok sorunla geride bıraktık.

Yerel belediye ile çatışmalar, gelirlerin düşmesi ve en önemlisi de ilçe belediyesinin kentin geleceğine tek başına karar veremediği birçok tartışma ile karşı karşıya kaldık. Bu 5 yıl içinde “uzlaşı kültürü” yalnızca söylemde kaldı. Bandırma halkı, AK Partili Edip Uğur ile yerine gelen Zekai Kafaoğlu’ndan yaşamına dokunur hizmet alamadı. Balıkesir’e aidiyet hissetmeyen Bandırma halkı, Büyükşehir başkanlarının yanlış politikaları ile kendi kabuğuna çekildi ve geçmişe göre il olma arzusu daha da arttı.
AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yücel Yılmaz ile 5 gün önce AK Parti İl Başkanlığı görevine gelen Av. Ahmet Sağlam, ilk ziyaretlerini Bandırma’ya yaptı. Yalnızca bu ziyaret bile AK Parti’nin Bandırma’yı son derece önemsediğine bir işaret olarak görülebilir. Bununla birlikte CHP’li Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza’yı da makamında ziyaret eden AK Partililer, Bandırma’nın Büyükşehir’den kaynaklanan sorunlarını Mirza’dan dinledi. Bu sorunların başında habersiz yapılan yol kazıları, sahil bandının Büyükşehir’e bağlı olması ve ilçeler arasında Bandırma’nın 5,50 lira ile en pahalı suyu kullanması gündeme geldi.
Bu sorunlar karşısında Yücel Yılmaz, kendisi seçildiği takdirde yerel belediye ile uzlaşı ve koordinasyon içinde Bandırma’yı yöneteceklerini söyledi. Konuşmada siyasi nezaketi elden bırakmadığını söyleyebilirim sizlere. Ancak siyasi nezaket tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Büyükşehir başkanları, temsil ettikleri siyasi partinin o ildeki “1 numarası”dır. Dolayısıyla Büyükşehir adaylarının seçim sürecinde daha iddialı açıklamalar yapması bekleniyor. Örneğin ziyarette gazeteciler Yılmaz’a, Bandırmaspor’un Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak toplu konut hizmeti veren BALTOK ile yapılan 1 milyon 965 bin liralık sponsorluk anlaşmasını hatırlattı.
BALTOK’tan bugüne kadar Bandırmaspor’a aktarılan kaynak yalnızca 330 bin lira olduğu bilgisi verilerek, “Mayıs ayına kadar bu paranın Bandırmaspor’a ödenmesi gerekli ancak Bandırmaspor’un ara transferde paraya ihtiyacı var. Bu kaynağın gelmesinde destek vermeniz mümkün mü?” sorusu iletildi. Ancak Yılmaz, bu konunun etik olmayacağını ve böyle bir yetkisinin de bulunmadığını belirterek yardımda bulunamayacağını aktardı. Aslında bu kısa konuşma bize Yılmaz’ın nasıl bir büyükşehir belediye başkanı olacağı konusunda da işaretler verdi. İlk izlenimim inisiyatif almayacak bir başkan. Öyle ki Yılmaz, “ Bandırmaspor zor durumdaysa bu konuyla ilgili gerekli görüşmeleri yapacağım. Ancak kesin olur diye söz vermiyorum” deseydi Yılmaz’ın elini taşın altına koyabilecek, insanların beklentilerini karşılamak için çaba harcayan bir Büyükşehir Belediye Başkanı olacağını düşünürdük. O, kibarca konuyla ilgili hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Ayrıca başkan seçilirse Bandırmaspor’a destek vermeye hazır olduğunu belirtti. Tabii, Bandırmaspor küme düştükten sonra bu destek sözlerinin hiçbir anlamı kalmıyor. Yılmaz’dan edindiğim ilk izlenimler; söylemleriyle uzlaşıya, tartışmaya açık. Ancak Bandırma’nın sorunlarına yine yuvarlak cümlelerle yanıt vermesi, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda Bandırma’nın sorunlarını çözeceğine ilişkin bir güven vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Bandırmalı ya da kentli olamamak!

Bandırma’da yaşayanların ortak sorununun trafik olduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Trafik sorununu tek merkeze sıkışmış bir kentte, yalnızca araçların yollarda hareket etmesi olarak ele alamayız. Trafik sorunu, yayaların yürüme alanlarını ve yol üstü parkları da içine alan önemli bir sıkıntı. Bandırma’da özellikle kaldırım üstü parklar aslında birer insanlık suçu. Konuyu abarttığımı düşünebilirsiniz ama öyle bir an geliyor ki, kaldırım üstü parklar nedeniyle yayalar kaldırımı kullanamıyor, yolda da araçların çarpma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Hatta iki araç arasında sıkışma tehlikesi atlatıyor. Bazı sokak ve caddelerde gün boyu Bandırma’nın durumu bu...
Kaldırım üzeri parklar o kadar yaygınlaşmış durumda ki, artık devlet kurumlarına ait araçlar da halkın kaldırımlarını işgal etmiş durumda. Hacı Keşfettin Caddesi girişine her gün PTT’nin kocaman panelvan araçları park ediliyor. Bu iki araç park edildiğinde de 10-12 metrelik bir kaldırımı işgal ettiği gibi mesai saatleri dışında sürekli park halinde ve ne yazık ki insanlar araç yolundan yürümek zorunda. Asıl kötü olansa bu kaldırım üstü parklara göz yumuluyor olması. Ceza yok, uyaran yok...

ÇÖZÜM YOLUNU ORTAKLAŞTIRMALIYIZ

Geçtiğimiz günlerde CHP Bandırma Belediye Başkan Aday Adayı Tolga Tosun’un otopark konusunda Kaymakam Günhan Yazar ile yaptığı görüşme Bandırma’da yaşayan herkes için çok önemliydi. Tosun aday adayı olmasına karşın bu konuda kendini sorumlu hissederek araştırmalar yapmış ve ortaya çıkan “yenilenmesi düşünülen Hürriyet İlkokulu ve Endüstri Meslek Lisesi’nin, zemin altında kalan bölümlerinin otopark olarak planlanması” düşüncesini Kaymakam Yazar’a iletti. Bu tavsiye yaşama geçirilirse yalnızca Endüstri Meslek Lisesi’nde 400 araçlık bir otopark alanı oluşturulmuş olacak. Geçtiğimiz yıl mayıs ayında yapılan otopark yönetmeliğindeki değişiklikle okulların zemin katlarında otopark yapılabilmesinin de önü açılmış. Kısacası bu konuda yalnız Tolga Tosun’un değil bütün bir Bandırma’nın öne çıkması gerekiyor. Ayrıca bu otoparklar yaşama geçerse okullara da ciddi kaynak sağlayacaktır. Bandırma’ya “kent” demekle kentli olunmuyor, Bandırmalı da olunmuyor. Mesele insanların yaşadığı sorunlara çözüm yolu bulabilmek. Sorunların ve çözümün ortaklaştırılması... Umarım Kaymakam Günhan Yazar, Tolga Tosun’un getirdiği öneri ile yakından ilgilenir. Otoparklar kuşkusuz Büyükşehir’in yetki alanında ancak bu kentte yaşayan insanların “Büyükşehir gelsin otopark yapsın” demekten öte projeler üretip talep etmesi gerekli.

BALIKESİR’DE AK PARTİ SEÇMENİ OLMAK ZOR

Edip Uğur “metal yorgunluğundan” dolayı görevden alındı. Zekai Kafaoğlu ile ilgili de birkaç hafta önce ciddi yolsuzluk iddiaları ortaya atıldı ve aday yapılmadı. Geçmişe baktığımızda Edip Uğur ile Balıkesir’i kazanan AK Parti, onu görevden almış, yerine de adeta seçim kazanmış gibi Zekai Kafaoğlu’nu davul ve zurna ile karşılayarak başkanlık koltuğuna oturttu. 3,5 yıl Edip Uğur’dan memnun kalınmadı, istifa ettirildi, 13 aydır başkanlık koltuğunda oturan Zekai Kafaoğlu da Balıkesir’i iyi yönetememiş olacak ki tekrar aday yapılmadı. Peki, Yücel Yılmaz ismi bu kez doğru mu? İşte AK Parti seçmeninin soracağı soru bu anlattıklarım olacaktır. CHP’nin Büyükşehir Adayı Ahmet Akın ve İYİ Parti Adayı İsmail Ok, yukarıda anlattığım gibi Ak Partili seçmene 5 yılda yaşananları sorgulattığında ciddi siyasi kazanımlar elde edecektir. İki aday meydanlara çıktığında, “AK Parti, 5 yıldır Balıkesir’i yönetecek bir başkan bulamadı. Bunlar başkanlarını görevden alarak, aday yapmayarak Balıkesir’i yönetemediğini kabul ediyor. Bizde halkın oyu ile gelen halkın oyu ile gider” dediklerinde acaba AK Parti nasıl bir karşılık verecek, merakla bekliyoruz. Ak Parti’nin Büyükşehir adayları konusunda iki kez yanıldığı ortada 3’üncü kez yanılır mı? Bunu elbet zaman gösterecek.

TUNÇ BAŞARAN SAĞLIĞINA KAVUŞTU

Geçirdiği rahatsızlığın ardından hastanede tedavisi altına alınan yönetmen Tunç Başaran, taburcu edildi. Onunla sohbet etmek, tartışmak benim için ayrı bir zevk. Bizi biraz korkuttu ama insanlar bazen de biraz kaybetmekten korkmalı. Biz insanlar; ninemizi, dedemizi, annemizi, babamızı, kardeşimizi kan bağımız olan kişileri ve dostlarımızı kendimiz için severiz. Onlar bizim yaşamımızda çok önemli değerlerdir. Ancak konu bir sanatçı olduğunda işte onu yalnızca kendimiz için değil, diğer insanlar için severiz, diğer insanlara söyledikleri ve söyleyecekleri sözler için... Ben Tunç Başaran’ı diğer insanlar için sevenlerdenim. Benim için Tunç Başaran, “Uçurtmayı vurmasınlar” filmiyle bir uyanışı tetikleyip bizlere “Belki bir gün uçurtmalarınız kurşuna dizilecek ama siz uçurtmalardan ve gökyüzünden vazgeçmeyin çocuklar”ı anlatabilen Türk Sinemasının efsane ismidir.

Yazının Devamını Oku

Darbeden öğretmenler gününe… O hediyeleri almayın!

12 Eylül darbesi Türk gençlerinin üzerinden bir buldozer gibi geçerken geriye binlerce mağduriyet hikâyesi kaldı.

Birçok insan 12 Eylül zindanlarında işkencelere uğradı. İdamlar, fişlemeler, işten çıkartmalar ve gözaltılar ardı ardına geldi. Türkiye, bir korku tünelinde yaşamaya başladı. İçeri düşenlerin evlerinde anneler, “Oğlum-kızım idam edilmesin” diye Kuranlar okudu, hatimler indirdi. Şanslı olup dışarı çıkan devrimciler kahvehanede otururken kimse masalarına oturmak istemedi, selam bile vermediler, “cüzamlı” gibi kaçtılar onlardan. 78’liler okullarından atıldılar, öyle atıldılar ki af bile tam yaşamlarını kurduklarında geldi ve o okulları bitiremediler. Siyasi partiler, sendikalar, dernekler ve sivil toplum örgütleri kapatıldı. Geçmişte dernek çatısı altında toplanan o gençler, artık kahvehane ve meyhane köşelerine itildi. Hâlâ bir kahvede “King” oynanıyorsa ya da bir meyhanede ağır bir muhabbet varsa bilin ki onlar 78’lilerdir. Travmayı yaşayanlar yalnız onlar da olmadı. Şanslı olup babası yaşayan o dönemin çocukları; meyhanelerden, kahvehanelerden babalarını topladı. Darbe yalnız gençleri değil, o gençlerin çocuklarını da vurdu. Yıllar önce bir arkadaşımın neden “kekeme” olduğunu merak edip sormuştum. Meğerse doğum günü kutlanırken babası gözaltına alınmış, günler torbaya girmişçesine doğum gününü seçmişler. O gün bugündür de kekeme ama hâlâ şarkılar söyleyebildikten sonra kekeme olmanın bir önemi kalmıyor.

DARBENİN ÖĞRETMELER GÜNÜ

Bütün darbeler halkın iradesini hedef aldığı için “meşru zemin” arayışına girer. 12 Eylül de bunlardan bir tanesi. Darbeciler, kendilerine toplumun hiçbir şekilde karşı çıkmayacağı bir “Atatürkçü” imaj oluşturmaya çalışmış ve ilk kez 1981 yılında 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de bu imajı pekiştirmek için kullanmıştır. Darbelerin en hassas noktası meşruiyettir. Bu nedenle de 12 Eylül darbecilerinin “Din, Atatürk ve Türk Milleti” gibi ortak değerler üzerine bir meşruiyet kurmaya çabaladığını görürüz. “24 Kasım Öğretmenler Günü” dışında İmam Hatiplere üniversite yolunun açılması, 1982 Anayasası’nın 24. maddesinde ilk ve ortaokullar için zorunlu din dersi eğitimi buna örnek olarak gösterilebilir. Yıllar içinde 24 Kasım 1928, Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gün olarak belleklere kazınmış ilk kez 1981 yılında kutlanan gün, 1992 yılında da resmileştirilerek “24 Kasım Öğretmenler Günü” ne dönüşmüştür. Bugün, darbe bile bir biçimde tarihte “kara bir leke” olarak yerini alırken öğretmenler günü, halkın geniş bir kesimi tarafından kabul görmüş durumda.

DARBE BİNLERCE ÖĞRETMENİ MESLEĞİNDEN KOPARDI

“24 Ocak Kararları” ve Türkiye’nin dışa açılması 12 Eylül darbesi ile daha da kolaylaştırıldı. Ancak bugün kutladığımız öğretmenler gününün bu denli kapitalizme teslim olacağını darbeciler bile hayal edememiştir. Bugünlerde sınıf anneleri harıl harıl sınıflardan para toplayıp en güzel hatta en pahalı hediyeyi öğretmenlere alabilmenim derdinde. Geçmişte bizlerin hediyesi çiçek, en pahalı hediyesi ise dolma kalem olurken bugün “Altın, kolye, küpe, tek taş yüzükler ” güzelce paketlenip öğretmenlere sunuluyor. Hatta sipariş veren öğretmenlerin olduğunu bile duyuyoruz. Eğer gerçekten öğretmenseniz o hediyeleri almayın! Çocuklarınızı seviyorsanız o hediyeleri almayın öğretmenler... Bilin ki çocuk yoktan anlamaz, onlar da rekabet durumunda ve en güzel hediyeyi alamayınca üzülüyorlar. İşte bu yüzden çiçekler sizin en güzel hediyeniz. Umarım bu “hediye” konusunda Milli Eğitim Bakanlığı ve Müdürlükleri de harekete geçer. İşini hakkıyla yapan insanlar için her iş zor, her iş kutsaldır. Darbe nedeniyle birçok öğretmen mesleğinden koparıldı ve yıllarca öğrencilerine dönmek için çabaladı. Bir yaz tatili sonuydu, öğretmenler sınıfa girdiklerinde bazı öğrencilerini bulamadı. Henüz 16-17 yaşında çocuklar işkencelerde, mahkemelerde, idam sehpalarında çocuk olduklarını unuttu. Darbeyle yüzleşme yalnızca darbecileri yargılamak değil, o darbenin yaşamımızda açtığı yaraları görebilmektir. Siz iyisi mi 24 Kasım günü okula gelebilen bütün çocukları hediye kabul edin. Masanıza bırakılan her karanfil yakılan kitapların, idamların, işkencelerin anısına olsun...

Yazının Devamını Oku

İnsanlar ne bekliyor?

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak CHP’den Milletvekili Ahmet Akın’ın adaylığı ile birlikte CHP’nin 4 ilçe belediye başkan adayları açıklandı.

Kuşkusuz bu açıklamalardan birileri bir şeyler çıkartacaktır. Ancak Bandırma’da mevcut Başkan Dursun Mirza’nın yanı sıra Ozan Onur, Metin Ok ve Tolga Tosun deyim yerindeyse harıl harıl çalışıyor. Devam eden günlerde Bandırma için belki üye bazında bir önseçim kararı alınabilir. Benim bütün bu kargaşa içinde dikkat çekmek istediğim nokta ise hangi parti olursa olsun adayların demokratik şekilde belirlenmesi. İlçe Başkanlarının da her aday adayının hakkını koruması. Herkesin “gönlünde bir aslan yatıyor” olabilir ancak “Emek en yüce değer” demek de kuşkusuz ilçe başkanlarına düşen en önemli görev.

İnsanlarsa CHP’den daha fazla demokrasi bekliyor. Dursun Mirza her açıklamasında “Ben herkesin sandığa girmesinden yanayım. Anket yapılsın, önseçim de yapılsın” diyebilecek kadar siyasi olgunluğa sahip biri. Ancak çevresinde sözde ona destek olanlar bu davranışları ile adeta onun kuyusunu kazıyor. Buradan yazayım; Dursun Mirza aday yapılmazsa kendisi yüzünden değil, etrafında Atakay gibi kendi siyasi geleceğini düşünen insanların bu süreci çekiştirmesinden, demokrasiyi baltalamasından dolayı aday yapılmayacak. Dursun Mirza ile bir web televizyonuna konuk olduğumuzda “Ben hala devrimciyim” dedi. Evet, “78 kuşağı” olmasaydı, onlar ciddi bedeller ödemeselerdi bu ülkede birçok insan kendisine solcu bile diyemezdi. Dursun Mirza da o bedeli ödeyen, saygı duyulması gereken insanlardan biri; ama bugün insanlar devrimi önce kendi çevrelerinde yapmak zorunda. Kendi geleceğini düşünenler, aldıkları görevleri basamak sayıp insanları kullananların siyasette artık yeri olmamalı. Çünkü dünya küçüldü. Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklardan birçok insanın haberi var. Mesele pazarlık yapmadan kişilerin kendini insanlara, halka adaması.

Yazının Devamını Oku

Geliyorlar

Ülke genelinde olduğu gibi Bandırma da artık seçim atmosferine girdi. Daha çok siyasi partilerin aday adayları gündeme otururken bu dönemde muhtar olmak isteyenlerin sayısında da artış olduğu görülüyor.

“Her şeyin başı ekonomi” diye düşünürsek, aylık 1700 lirayı bulan muhtar ödeneği ve SGK primlerinin de devlet tarafından ödenmesi muhtar olma konusunda da insanları şevklendirmiş gibi. Tabii şunu da belirtmek gerekir ki muhtarlar izinli oldukları zaman o günlerin ödeneğini alamıyor. Muhtarlık yerel yönetimin temel taşını oluşturan bir kurum. Muhtarlar bir siyasi partiye değil, devletin kendisine bağlı ve devleti temsil ediyor. Temsil ve misyonu bir yana bırakırsak kentlerin yaşanabilir olması, sorunların belirlenmesi gibi birçok alanda muhtarların aktif olarak çalışması gerektiği de ortada. Bir kentte muhtarlar sorunları doğru tespit edemeyip yetkililerin dikkatini bu sorunlara çekemedikleri zaman yerel yönetimin temeli derinden sarsılıyor ve bu sarsıntı en üst kademedeki siyasetçiye kadar uzanıyor. İnsanlar hizmet alma konusunda zorluk yaşıyor. Kentlerin yaşam kalitesi düşüyor. Dolayısıyla muhtarın işi yalnızca ‘ikametgâh’ vermekdeğil. Bandırma’da da seçimler hızla yaklaşırken 25 kadın, mahallelerinde muhtar olmak için kolları sıvadı. 12 ayrı mahalleden 25 kadın, erkeklerin yanı sıra birbirleriyle de yarışarak seçimi kazanmak için çalışıyor. Şimdiden kadın muhtar adayları Bandırma Muhtarlar Derneği ve Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin desteği ile eğitim almaya başladı. Siyasi partileri bilmem ama anlaşılan Bandırma’da muhtarlık seçimleri çekişmeli geçecek. Bugün kırsal da dâhil 54 mahallesi bulunan Bandırma’da kadın muhtar sayısı yalnızca 3. Ancak önümüzdeki seçimde bu rakam artacak gibi görülüyor. Belki kırsal mahallerden de kadın muhtar adayları çıkar.

TOPLUMSAL CİNSİYET

Kadın muhtar adaylarıyla görüşürken her birinin görev almak için son derece istekli olduğunu fark ettim. Medeni cesaretleri içinde ayrıca her birini kutlarım. Ancak burada önemli bir soruna da işaret etmek istiyorum. Kadınlar, toplumsal cinsiyetin onlara dayatmış olduğu “Annelik ve evi çekip çevirmek” kavramlarından yola çıkarak “Evi kadın çekip çevirir, mahalleyi de çekip çevirecek olan kadınlardır” diyorlar. Tam burada aslında kadınlar, muhtarlık anlayışlarını da toplumun onlara dayattığı roller üzerine kuruyor hatta işliyor. Bizdeki kadın özgürleşmesindeki temel sorun aslında yukarıda anlattıklarım. Ne olursa olsun kadınlar bu ülkede kendi rollerini belirleyemiyor, rollerini toplumun onlara daha çocukken dayattığı evcilik oyunundan esinlenerek kazanmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki siyasetçi kadınlar içinde durum böyle. Bireyler yalnızca cinsiyet, yaş, ırk gibi kimlikleri ile siyaset yapmak ya da yönetmek için yola çıktıklarında bizler toplum olarak bir kısır döngünün içine çekiliyoruz. Bireyi diğerlerinden ayıran en önemli özellik üretime, insana, hayvanlara ve dolayısıyla yaşama kattığı değer olmalı.Cinsiyetler, ekonomik durum, yaş ve ırk gibi veriler tek başına hiçbir şey ifade etmemeli. Umarım, Bandırma’da muhtarlık için kolları sıvayan kadınlarımız kendi toplumsal rollerini oluşturarak insanların ve kentin yaşamına önemli değerler katar.

Yazının Devamını Oku

Chp’de işler değişebilir

Geçtiğimiz günlerde adı Büyükşehir Belediye Başkanlığı için geçen CHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın ile kısa bir süre sohbet etme imkânım oldu. Akın’ın söylediği en önemli cümle “Bizim adaylığımıza örgüt ve genel merkez birlikte karar verecek. Adaylar, kasım ayının sonuna doğru belli olacaktır. Büyükşehir adayı kim olursa onun uyumlu insanlara ihtiyacı var. Mevcut başkanlar için anketler yapılıyor ama şu an hiç kimsenin yeri garanti değil. Biz anketleri yaptırıyoruz. Anket sonucunda adaylarımız ortaya çıkacak” oldu.

Bu sözlerden anladığım kadarıyla CHP adaylarını anket ile belirleyecek. Ancak önemli bir soruna da işaret etmek gerekli; daha önce AK Parti’de Büyükşehir belediye başkan adayının ilçe belediye başkan adaylarını belirleyecek güce sahip olacağını söylemiştim. Şimdi benzer bir durumun CHP’de de olacağı izlenimine kapıldım. Özellikle buradaki “uyumlu çalışacak insanlara ihtiyaç var” sözü bu düşüncemi doğrular düzeyde ve konu Bandırma olduğunda da çok önemli faktörler devreye giriyor.

Özellikle Bandırma’da önümüzdeki günlerde yapılacak yatırımlar, OSB’ler AK Parti’nin olduğu kadar CHP’nin de dikkatini çekiyordur. Dolayısıyla ciddi yatırımların geleceği bu bölgede Büyükşehir başkanları uyumlu çalışacakları bir belediye başkanı isteyebilirler. Ta bii bir de Büyükşehir meclis adayları var. Büyükşehir başkan adaylarının bu alana müdahale edebileceğini söylemek de hiç zor değil. Seçimler hızla yaklaşırken Bandırma ve diğer ilçeler büyükşehir adayının ismine göre farklı durumlarla karşılaşabilir. Bu süreci ve Büyükşehir için ortaya çıkacak isimlerin neler yapacaklarını hep birlikte ilerleyen günlerde göreceğiz.

BAYRAMLAR ANNE
VE BABALAR İÇİN

Bandırma’da bir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı daha geride bırakırken coşkulu kutlamaların ötesinde işaret etmek istediğim önemli bir konu var. Bandırma, adına yaraşır biçimde cumhuriyeti kutladı. Meydandaki törenlerin yanı sıra akşam düzenlenen fener alayına da yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Pazartesi günü cumhuriyet alanındaki törenlerde, anne ve babaların adeta üst üste çocuklarının halk oyunu gösterini sergilerken cep telefonları ile görüntü aldığına tanık olduk. Sadece bu bayramda değil hemen her etkinlikte benzer şeyleri görüyoruz.

Anlaşılan bayramlar çocukların eğlenmesi için değil. Bayramlar çocukların gösterilerini sergileyip anne ve babaları tarafından videoların sosyal medyaya yüklenmesi için var. Durum böyle olunca da gelsin beğeniler, gitsin yorumlar. Kuşkusuz her anne baba çocuğuyla gurur duymak ister ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta, bu kayıt işini abartmaları ve o anı yaşayamamaları. Gerçi kitle iletişim aygıtlarının yaşamımıza bu denli girmesi bizleri ‘an’ı yaşamak’ tan uzaklaştırıyor. İnsanlar artık mutlu bir anı yaşamak yerine onu kaydederek sosyal medyada getireceği ‘beğeni ve yorumları’ düşünüyor. Ayrıca bu ‘an’ı ölümsüzleştirme’ biçimi bana kalırsa çocuklar üzerinde baskı da oluşturuyor. Çocukların yüz ifadelerine baktığımızda ‘güzel çıkıp çıkmama’ kaygısı hâkim. Fotoğraf azsa bence anılar pekişir. Bizim yaşamımıza insani değer katan en önemli unsurlardan biri de anılarımızdır...

Yazının Devamını Oku

İyilik evleri

Bandırma Müftüsü Hamdi Gevher bir açılışta öğrencilerin barınmaları için “İyilik Evleri” adı altında bir çalışma yaptıklarını ve bu evlerde kalan öğrenci sayısının 110’a kadar ulaştığını açıkladı.

Gevher’in açıklamasında dikkatimi çeken nokta ise şu; “Şöyle anlatayım. Dairede otururken 3 tane kızımız geldi. Dedi; ‘Müftü amca bize kalacak yer, biz sağlık meslek lisesini kazandık ama kalacak yerimiz yok.’ Çanakkale, Kepsut gibi çevre yerlerden. Dedim ki, ben sizi üniversite öğrencilerinin arasına bırakamam derken bir daire kiraladık. Başlarına da bir Kuran Kursu hocamızı ‘Ablaları’ olarak görevlendirdik.” Anladığım kadarıyla henüz 14 yaşlarında kız çocuklarının barınma ihtiyacı ev tutularak karşılanıyor ve başlarına da bir “Abla” görevlendiriliyor, yiyecekler de günde iki öğün dışarında yapılarak getiriliyor. Bunlar yurt değil ama yurt gibi işliyor. Öğrencilerin barınması bu evlerde sağlanıyor. Oysa geçmişte kaçak yurtlarda gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle ülke olarak büyük acılar yaşadık.

***

Peki, bu evlerin denetlemesini kim yapıyor? Ya da bu evler hangi yönetmeliğe göre faaliyet gösteriyor. Bildiğimiz gibi özel yurtların denetimi Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı. Şimdi burada bir şey olsa bunun hesabını kim verecek? Ayrıca merak ettiğim bir diğer konu da neden bunu Bandırma Müftülüğü yapıyor? Gerçekten Bandırma’da bir barınma sorunu varsa bunu Bandırma Kaymakamlığı hatta Milli Eğitim de yapabilir. Örneğin; Bandırma Belediyesinin Ordu Caddesi üzerinde bulunan eski “Tekel” binasının olduğu alanda bir yurt projesi var ama alanda imar değişikliği yapılması gerekiyor. Ne garip ki, bu imar değişikliği bir türlü Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıyor. Alan Belediye hizmet alanından çıkarılarak, ticari alan yapılacak ve yatırımcı bulunacak. Belediye kendi payına düşen binada 600 kız ve 600’ü erkek olmak üzere toplam 1200 öğrenciye barınma imkânı sağlayacak. Dolayısıyla müftülük dışında da öğrencilere barınma olanağı sağlayacak kurumlarımız var. Hem de çocukların başına Kuran Kursundan bir “abla” görevlendirmeden yapabilirler. Evet, ülke genelinde öğrencilerin barınma sorunu var. Ancak barınma sorununu çözüyorum diye prosedür ve yönetmeliklere aykırı davranmak karşımıza inanın daha büyük sorunlar çıkaracaktır. Kaldı ki, bu “İyilik Evleri” adı altında yapılan çalışmada öğrencilerin hangi kritere göre eve alındığı da başka bir tartışma konusu. Bugün Bandırma’da 110 genç kardeşimiz bu evlerde barınıyor. Bu gençlerin güvenliği var mı? Kaldıkları yerler uygun mu? Kim denetliyor? Neden bunu müftülük yapıyor? Sorularını sormaya hakkımız var. Gençler geleceğimiz ve devlet her bir gence ücretsiz olarak; eğitim, barınma, sağlık ve yemek imkânı sunmal

Bu kez olmasın

CHP’de Belediye Başkan Aday Adaylığı süreci hızla devam ederken Bandırma’da Dursun Mirza, Ozan Onur, Metin Ok ve Tolga Tosun isimleri ön plana çıktı. Ancak CHP’de başkan adayının nasıl belirleneceği konusu ise hala netleşmedi. Benim görüştüğüm aday adayları ağırlıklı olarak anket ve önseçimden yana. Ancak tam bu noktada 2014 Yerel Seçimleri’nde Başkan Aday Adaylarından Metin Ok’a yapılan haksızlığı gündeme getirmemiz gerekli.
Bilindiği gibi o dönemde anketler yapılmış, ankette yüksek puan alan 3 adayın önseçime girmesi kararlaştırılmıştı. O dönemde hiçbir şekilde izlenecek yol kamuoyuna açıklanmamış, adeta ‘Kervan yolda düzülmüş’tü. Örneğin o dönemde Metin Ok, ankette ilk 3 sırada yer almadığı gerekçesiyle önseçime sokulmadı. Dahası Metin Ok her şeye rağmen önseçim oy pusulasına kendi adının yazılması için mücadele ederken o gece CHP İlçe Başkanlığı’ndan kısa mesaj atılarak “isim yazılması durumunda oyunuz geçersiz sayılacaktır” denildi. O önseçimde her şeye rağmen 168 kişi Metin Ok adını yazdı. Umarım bu süreçte geçmişte yaşananlar tekrarlanmaz. İnsanlar CHP’den demokrasi ve şeffaflık bekliyor.

Yazının Devamını Oku

Tolga Tosun ismi nereden çıktı?

YEREL seçimlere aylar kala Bandırma Belediye Başkan Adaylığı için mevcut Başkan Dursun Mirza ile Metin Ok, Ozan Onur ve Tolga Tosun’un isimleri aday adaylığı konusunda CHP’de öne çıktı.

Gerek Metin Ok, gerekse Ozan Onur çok değerli isimler. Ancak Tolga Tosun’u onlardan ayıran en önemli özellik henüz 38 yaşında genç bir siyasetçi olması.
Biz toplum olarak genellikle “Falan Avrupa ülkesinin başbakanı 35 yaşındaymış” diyerek imrenerek bakmayı biliriz. Bizim siyasi çevremizden genç bir aday çıktığında ise “Henüz erken, daha genç, öğrenmesi gereken çok şey var” gibi cümleler alır başını gider. Garip bir toplumuz, o yüzden de yalnızca imrenmekle yetiniyoruz. Yani Tolga Tosun gibi gençler ille de başkan ya da milletvekili olmak için yaşlanmayı mı beklesin?
65’ine merdiven dayamış, egodan ve kibirden yanına yaklaşamadığımız siyasetçiler mi yönetsin bizleri; bunlardan sıkılmadınız mı? Şimdi Tolga Tosun hata yapsa hadi gençliğine verelim de 65’ine gelen bir siyasetçi hata yapınca neye vereceğiz? Onu da sele verelim(!)
*
Tolga Tosun ismi piyangodan falan çıkmadı. Bandırma’nın bağrından kopuk iki dönemdir belediye meclis üyeliği yapan bir arkadaşımız ve artık “Gençler de siyasette olsun” diyerek adeta kendini ateşe atmaya hazırlanıyor. Şuna inanıyorum ki, Tosun’un aday adaylığı özellikle Bandırma’daki partili partisiz gençler üzerinde ciddi bir karşılık bulacaktır. Bunun yanında Tolga Tosun, Avrupa’ya imrenerek bakan ve “Sıra gençlerde artık” diyen bir kitlenin de gönlünden geçenlere tercüman olacak. Hatta diğer partilerden bile bu sayede genç aday adayların çıkmasına tanık olabilir.
Peki, Tolga Tosun’dan seçilirse ne bekleyeceğiz?
Ben Tosun’dan makam arabasını çocuklara ve yaşlılara tahsis etmesini, inşaat sektörünü iyi bildiği için fakir fukaraya “Belediye evleri” yapmasını bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

O gece her hasta birer yumruk yedi

Ülkenin birçok farklı bölgesinde yaşanan sağlık çalışanlarına yönelik saldırı haberlerinin arasında Bandırma da yerini aldı.

Öncelikle böyle bir saldırının Bandırma gibi insanların birbirine saygı duyduğu, özgür ve demokrat bir zemine sahip bir kentte olması, aslında işlerin ne kadar da çığırından çıktığının bir göstergesi. Ayrıca olayın ayrıntısına indiğimizde saldırıyı gerçekleştiren Süleyman Ö. isimli kişi, eşinin tedavisi için acile giriş yapmış ve muayene kabini dolu olmasına karşın kendisine öncelik tanınmasını istiyor. Basit olarak “yurdum fotoğrafı” gibi bir konu ile karşı karşıyayız. Herkes kendini düşünüyor. İstediği olmayınca da şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Herkes kendini kurtarmanın derdinde... Diğer insanlar mı? “İsterse ölsün!”

SIRA BEKLEMEMEK AÇIKGÖZLÜK OLDU

Yaşamımızın birçok anında sıra beklemeyen, birinin önüne geçen insanları görüyoruz. Onlar bu yaptıkları işi bir de ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Bunun adını “Açıkgözlük” koymuşlar. Kendileriyle yetinmeyip çocuklarını da bu şekilde yetiştiriyorlar. Çevremizde açıkgöz sayısı her geçen gün artıyor. İşte bu kendine “Açıkgöz” diyen kişilere artık insanların hakkını yediklerini birileri hatırlatmalı. Açıkgözlülüğün daha doğrusu bencilliğin insanları getirdiği son nokta da şiddet... Hem bencil olmayan bir kişi neden şiddet uygulasın ki? Doktordan ya da çalışanlardan şikâyetçiyse bunu iletebileceği birçok makam var. Tabii şikâyet etmekten daha kolay bir şey varsa o da sağlık çalışanlarına saldırmak. Peki, bu saldırıdan sonra örneğin, o doktor işini yapamaz duruma geldiğinde diğer hastalar mağdur olmuyor mu? Bakmamız gereken konu bu. Bir sağlık çalışanına uygulanan şiddet aslında ondan şifa bekleyen herkese uygulanmış oluyor. Bandırma’da, Dr. Ahmet Sıtkı Çelebi yalnızca bir yumruk yemedi. O gece acilde tedavi olmayı bekleyen her hasta aslında birer yumruk yedi. Şiddet konusuna bu yönden baktığımızda belki gerçekliği kavramamız daha kolay olacaktır. Bir sağlık çalışanını işini yapamaz duruma getirmek, ondan şifa bekleyen her bir hastanın yaşamıyla oynamak anlamına geliyor.

ŞİDDET HEP YANI BAŞIMIZDA

Son dönemde artan şiddet olaylarına bizler birbirinden ayırarak tepki gösteriyor ve bu tepkinin çözüm olacağını düşünüyoruz. Yaptığımız temel yanlış ise şiddet olaylarını birbirinden ayırmak. Çocuğa, kadına, çalışana, hayvanlara uygulanan şiddet aslında hep aynı. Şiddet bir canlının iradesini hedef alan ve ona istemediği bir şeyi yaptırmak için uygulanan sindirme biçimi. İşte bu nedenle önceliğimiz insan iradesini hedef alan sözlü, fiziksel ve ekonomik her çeşit müdahaleye karşı çıkmak. Bizler şiddete topyekûn karşı çıkamazsak insan olan yanımız ölmüş demektir

 

Yazının Devamını Oku

‘’Ozan Onur onurumuzdur”

Bir süre önce by-pass ameliyatı olup 4 kalp damarı değiştirilen Bandırma Belediye Başkan Yardımcısı Ozan Onur’un tedavisi evinde devam ediyor. Onur, son olarak evin içinde yürüyüşlere başladı. Ağustos ayı ortalarında da dışarıya çıkarak yürüyüşlerine devam edecek.

Bugün bir siyasetçi olarak Ozan Onur’un yaşadıklarına bakarsak bir şanssızlıktan öte ülke gerçeği ile karşılaşırız. 30 Mart yerel seçimlerinin ardından 30 Nisan’da uğradığı silahlı saldırı sonucunda bacağına isabet eden 3 kurşunla yaralandı ve bacağında parçalı kırıklar oluştu. Bu nedenle birkaç ameliyat olan Onur’un bacağına 11 platin takıldı. Onur, lunapark için gösterdiği yeri beğenmeyen ve başka bir yeri gözüne kestirip almak isteyen bir kişi tarafından adeta kurşun yağmuruna tutuldu. İşin ilginç yanı ise bu saldırıyı gerçekleştiren kişi tutuksuz olarak yargılanıyor. Yazının başlığı ise saldırının ardından Bandırma’daki 1 Mayıs kutlamalarında slogan olarak atılmıştı. Eğer Ozan Onur, ranta ve mafyavari kişilere boyun eğip istenilenleri yerine getirseydi, ne bacağından vurulup 2 yıl boyunca görevinden uzak kalacaktı, ne de olayın ardından yaşadığı stres nedeniyle by-pass ameliyatı geçirecekti. Evet, Ozan Onur bu kentin malını, mülkünü kimseye peşkeş çekmediği ve dik durduğu için “Onurumuzdur” Umarım en kısa sürede sağlığına kavuşarak CHP’nin yine Bandırma’daki en güçlü belediye başkan adaylarından olacak. Ülke gerçeği dedim ya, bu ülkede yaşayanlar onlar için canıyla, malıyla bedel ödeyen insanları çok kolay unutuyor... Ozan Onur’un yaşadıklarını unutmayın istedim.

SİYASET KORKAKLIĞI BAĞIŞLAMAZ

CHP’de kurultay ve imza toplama sürecini yakından incelediğimizde karşımıza liste dışı kalan milletvekillerinin Muharrem İnce üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu’dan intikam alma istekleri olduğu açıkça görülüyor. CHP’de işler öylesine karışık bir durumda ki noter kanalıyla imza veren bazı delegeler aslında imzalarını genel merkeze bile göndermemiş. Bu durumda akıllara “Acaba imzaları ellerinde pazarlık için mi tuttular?” sorusu geliyor. CHP’nin bugün ve geçmişte yaşadığı sorunun temelinde ilkelerin belirlenmemiş olması var. CHP, AK Parti gibi bir lider partisi değil ama nedense hep bir liderin partisi olmaya çabalıyor. Aslında oluyor da. Baykal gitti, Kemal Kılıçdaroğlu geldi ve bir şey değişmedi. Kılıçdaroğlu gidip İnce geldiğinde de pek bir şey değişmeyecek. Sorun, bu değişim söylemleri içinde delegenin ve yerel siyasetçilerin korkusuzca taraflarını ve düşüncelerini açıklayamaması. Herkes siyaseten bir gelecek bekliyor ve bunun lidere bağlı olduğunu biliyor.

Yazının Devamını Oku

AK Parti’nin engeli Büyükşehir

CHP’de gündemde olan olağanüstü kurultayın ardından olası bir değişimin ilçelerde de yankı bulacağı gerçeğini bir tarafa bırakırsak yerel seçimlerde Millet ve Cumhur ittifaklarının devam edip etmeyeceği merak konusu.

Genel seçimlerde Bandırma’da AK Parti’nin CHP ile arasındaki oy farkını 2 bin oya kadar düşürmesi ittifakların önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Bandırma’da belediye başkanlığı seçimlerinin ağırlıklı olarak AK Parti ve CHP arasında geçeceği bir gerçek. Burada asıl soru; “İYİ Parti ile CHP, MHP ile de AK Parti ittifaka devam edecek mi?”
Genel seçimlerin bize gösterdiği bir gerçek, CHP ve MHP’den İYİ Parti’ye ciddi oy kaymaları yaşandığı. Öyle ki, ülke genelinde yüzde 10 oy alan İYİ Parti, Bandırma’da yüzde 17’ye dayandı. Bu oy potansiyeli de İYİ Parti’yi belediye başkanlığı seçimleri için iddialı duruma getirdi. CHP ile ittifak söz konusu olduğunda da İYİ Parti’nin eli güçlü olacak. Burada ittifak için belirlenecek ilkeler çok önemli. Olası bir ittifakta partiler kazanma ihtimali güçlü olanı mı destekleyecek yoksa birlikte ortak birer aday listesi mi çıkartacaklar?
Örneğin CHP’yi destekleme kararı alan İYİ Parti’ye CHP meclis adayları arasında yer mi verilecek? Bugün için ittifak konusu genel seçimlerdeki kadar net değil. Ayrıca ittifak kararı alınsa dahi belki de taban bu ittifakı kabul etmeyecek.

ARTIK AK PARTİ’NİN ELİ GÜÇLENDİ

AK Parti’de durum biraz daha rahat gibi görülüyor. Hem CHP ile arasındaki oy farkını kapatması, hem de ittifak ortağı MHP’nin Bandırma’da yüzde 6,7 oy alması AK Parti’nin elini güçlendirdi. AK Parti seçmeni 2 dönem sonra belediye başkanlığı seçimlerini kazanma umudu taşıyor. Diğer yandan MHP’nin aldığı düşük oy ise MHP’nin aday çıkarmakta bile zorlanacağının göstergesi. İşte yukarıda anlattıklarımız birleşince de AK Parti’nin daha az taviz vererek belediye başkanlığı seçimlerine gitmesi söz konusu. Millet İttifakına baktığımızda ise İYİ Parti’nin yerelde karşılığını görmek isteyebileceği gibi bir durum var. Hatta İYİ Parti çıkartacağı adaya göre belki de seçim kazanma planları da yapıyordur. Yüzde 17’lik oy çok önemli. Eğer Millet İttifakı sonlanır ve Cumhur İttifakı devam ederse Bandırma’da MHP oylarını alan AK Parti seçimleri kazanan parti olabilir.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ OLGUSU VE BANDIRMA

AK Parti’nin Bandırma’da karşılaşacağı en büyük sorun ise Büyükşehir gerçeği. Bandırma, hem mikro milliyetçi bir yer hem de yaşam tarzı olarak bir sahil kenti. Bu yapıya Büyükşehir Belediyesi’nin, Bandırma’ya yönelik ciddi yatırımlar yapmamasını da eklersek doğal olarak insanlar Büyükşehir’e tepki gösteriyor. Ayrıca yıllarca il olmayı bekleyen bir kente Büyükşehir yasasını dayatıp onu belirli bir kalıba sokmakta siyasi anlamda büyük bir hata olsa gerek. Bandırmalılar yerel seçimleri Büyükşehir ile bir hesaplaşma günü olarak görürse AK Parti’nin Bandırma’da kazanması çok zor. İşte AK Parti’nin Bandırma’yı kırsal ilçeler ile bir tutmayıp farklı politikalar geliştirmesi gerekli. Bu politikaları ne kadar hızlı yaparsa yerel seçimlere de o kadar şanslı girecektir.

Yazının Devamını Oku

Engelliler mağdur oldu

Bandırma Engelli ve Engelli Aileleri Derneği’nin tek gelir kaynağı sahil bandındaki kafe, ruhsatsız olduğu gerekçesiyle kapatıldı.

Birileri, “kafe ruhsatsız” diyerek şikâyette bulunmuş ve Büyükşehir Belediyesi de derneğin tek gelir kaynağını mühürledi. 7 aydır soruna bir çözüm bulmak için çırpınan engelliler ise gözyaşları içinde kafenin kapanmasını izledi. Kapatma anında içeride ne vardı biliyor musunuz? Bir hasta yatağı...

Yatalak hastalık yaşayanlar ya da bakmak zorunda kalanlar iyi bilir. Bu yatak, o insanların vücudunun yaralanmasını önlüyor, temizlenmesini kolaylaştırıyor. İşte o yatak da bir ihtiyaç sahibine gidecekti; ama mühürlenerek kafeteryanın içinde kaldı. Sadece o yatak değil, burası aynı zamanda ihtiyacı olanların toplandığı ve ihtiyaç duydukları malzemeleri alabildikleri bir yerdi. 2 manuel tekerlekli sandalye ve bir de akülü tekerlekli sandalye içeride kaldı. Yani deyiş yerindeyse kafeterya ile birlikte onlar da mühürlendi.

Düşünün, toplumun en dezavantajlı grubu olan engelliler için yaşamın kolaylaştırılması gerekirken,Yunus Emre şiirleriyle “Gönül almaya geldik” diyen Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından gönülleri kırıldı. Umarım Kafaoğlu, Bandırma’ya gelişinin ardından bu mühürleme ile anılmaz ve bu soruna bir çözüm bulur.

SİYASET Mİ, BAŞKA BİR HEDEF Mİ?

Dernek Başkanı Hüseyin Uçar, basın açıklamasında, “Siyaset sokmamamıza karşın siyasi irade tarafından yıkılıyor” diyerek sitem etti. Burada gerçekten bir siyasi durum mu var? Yoksa Başkan Kafaoğlu, bu alanı Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak hizmet veren Bandırma Engelsiz Yaşam Merkezi için mi istiyor? Kamuoyunda bu iddialar da almış başını gidiyor. Gelelim mühürlemeye neden olan şikâyete. Anlaşılan biri ya da birileri “Çadır Kafe”nin ruhsatsız olduğunu Büyükşehir yetkililerine şikâyet etmiş ve yetkililer de burayı kapatma kararı almış. Protestolar sırasında dikkatimi çeken bir nokta da gözyaşı döken insanların “Şikâyet eden nerede?” sitemi oldu. Bunun yanı sıra çok güçlü bir şekilde “bedava yemek içmek istediler, ondan şikâyet ettiler, ondan kapanıyor burası” diye kalabalığın içinden sesler yükseldi.

Büyükşehir’e şu soruyu sormak gerekli; sahil bandındaki tek ruhsatsız yer Çadır Kafe mi? Diğer kafe ve yapılarda da ruhsat yoksa Büyükşehir buraları da kapatacak mı? Yoksa hepsi birer hazırlık ve seçimin ardından sahil bandında bulunan Bandırma Kültür Sanat Merkezi de başta olmak üzere tüm yapıların yıkımımı planlanıyor? Daha önce balık halinin taşınacağını bizzat Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu açıklamıştı. Anlaşılan engellilerin yaşadıkları sahil bandında olacakların ilk adımı.

Yazının Devamını Oku

Çocuklar zor durumda

Bandırma’da geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Alanı’nda kadın muhtarların ve Kent Konseyi Kadın Danışma Merkezi’nin çocuklara yönelik gerçekleşen “İstismar suçlarını”nı protesto etmek için yaptıkları eylemlere ne yazık ki katılım düşük oldu.

İki eyleme toplam 150 civarı kişi katıldı. Katılımın az olması ve Bandırma’da da çocuklara yönelik birçok istismar suçunun işlendiğini hatta bu mağdurlar arasında engelli çocukların da olduğunu bizzat haberlerini yaptığım için biliyorum. Her zaman söylendiği gibi çocuklara saldırı hep en yakından geliyor. Bana yansıyan ve bizzat haberini yaptığım 2 yıl içinde 4 farklı olayın olması. Bu dört olayda; biri kız iki engelli çocuk, iki kız iki de erkek çocuk mağdur oldu. Bunlar yalnızca bizlerin bildikleri ve kamuoyuna yansıyanlar. Bunların dışında sokaklarda bir biçimde mendil satan, dilenen çocukların neler yaşadıklarını bilmiyoruz. Onlar neler yaşadıklarını da pek anlatmıyorlar. Anlattıklarında da belki kimse inanmıyor.
Bu dünyanın tüm kahrını ne yazık ki çocuklar çekiyor. Savaş, fakirlik, hastalık, kimsesizlik toplumun diğer kesimlerine göre onlara daha büyük zararlar veriyor. Bütün bu olumsuzluklara bir de toplumun içindeki sapkınlar eklenince bu yaşam çocukların umutlarını birden elinden alıveriyor. İnsanların tepkisi de sosyal medyaya sıkışmış durumda. Herkes cezaların artırılması gerektiğini savunuyor ancak, çocuklara yönelen şiddetin, istismarın sosyolojik ve psikolojik olarak kaynağının ortaya çıkarılması ya da araştırılması gibi bir talep yok. Toplum aslında travmatik olaylarda hep aynı tepkiyi veriyor. Şiddetin önüne şiddetle geçmek... İdam isteği de aslında bu yönden bakıldığında çok önemli. İnsanlar idam talebinde bulunuyor ama “Ya suçsuz biri idam edilirse?” sorusunu soran insan sayısı çok az. Unutulmamalı ölümün geri dönüşü yok...

EN AZINDAN ÇOCUKLAR İÇİN...

Bandırma yerelinde çocukların yaşadıklarına baktığımızda şartların eşit olmadığını görüyoruz. Birçoğu fakirlik, aile yapısı, etnik kimlik gibi nedenlerden dolayı yaşıtlarıyla aynı şartlara sahip değil. İşin kötüsü çocukların bu durumuyla ilgilenen insan sayısı da çok az. Bandırma’da; Bizim Çocuklarımız Kültür Sanat ve Doğa Derneği ile Çınarlı Çağdaş Gençlik Derneği çalışmalar yapıyor ama her zaman karşılarına çıkan en büyük sorun ekonomi. Aslında kurumların çocukların eğitiminde daha çok rol üstlenmesi gerek. Örneğin Bandırma Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi. Mecliste bir karar alıp bir yıllık bütçelerinin yüzde 1’ini eğitme ayırsalar ne olur?
Bu bütçe ile okullara kütüphaneler, sanatsal atölyeler yapmak en azından çocukların şartlarını bir miktarda olsa eşitleyecektir. Kısacası çocuklar yalnızca istismar ve şiddetle boğuşmuyor. Eşitsizlikle, hor görülmekle, hatta itilip kakılmakla karşı kaşıya. İşte onlara umut olmak şartları eşitlemekten geçiyor.

Yazının Devamını Oku

Başkanlık için isimler ortaya çıkıyor

Bandırma’da son olarak Belediye Başkanı Dursun Mirza’nın bir dönem daha başkanlık yapmak istediğini ve aday adayı olacağını açıklaması üzerine gözler yerel seçimlerde CHP ve AK Parti’ye çevrildi.

CHP geçtiğimiz dönem Bandırma’da anket ve önseçim ile adayını belirlemişti, beklenti yine bu yönde. AK Parti’de durum biraz daha karışık. AK Parti’de merkez yoklaması yapılacak. Muhtemelen süreç birkaç anket, temayül, STK’ların vereceği isimler ile belirlenecek. Ancak burada dikkat çekmek istediğim nokta, AK Parti’de Büyükşehir Belediye Başkan adayının da söz sahibi olacağı. Bandırma’nın adayının belirlenmesi sürecinde Büyükşehir Başkan adayı en önemli isim olacak. Bu tür bir yaklaşımın CHP’de olacağını düşünmüyorum.

CHP’DE İSİM İSİM ADAYLAR

CHP’de en güçlü aday olarak mevcut başkan Dursun Mirza karşımıza çıkıyor. Aday adaylığı için konuşulan isimlere baktığımızda ise meclis üyesi Tolga Tosun, Başkan Yardımcısı Ozan Onur, eski ilçe başkanı Metin Ok, eski Büyükşehir Meclis Üyesi Dr. Selim Panç gibi isimler ön plana çıkabilir.
Ancak Selim Panç’ın daha önceden aday adayı olup Dursun Mirza karşısında kaybetmesi ve son olarak milletvekilliği için de aday adayı olması, başkan aday adayı olma ihtimalini düşürüyor. Bu isimlere sürpriz bir kişi daha eklemek gerekli. Milletvekilliğinde aday adayı olan eski meclis üyesi, öğretmen Fatma Sibel Salı. Belki de diğer isimlere baktığımızda aday adayı olma ihtimali en düşük isim Fatma Sibel Salı, ancak burada bazı siyasi değişkenleri görmek zorundayız.
CHP gibi bir parti Bandırma’da kadın siyasetçi çıkarmakta ciddi zorluklar yaşıyor ve bu konuda da Sibel Salı, ciddi adımlar atarak öne çıktı.
Kısacası kadınların siyaset arenasında temsil edilmesi çok önemli ve bu alanda da ne yazık ki çok fazla isim yok. Bu Salı’nın en önemli artısı... Salı 41, Tolga Tosun ise 38 yaşında. Dolayısıyla bu isimler aday adayı olup kaybetseler de aslında kaybettikleri çok büyük bir şey olmayacak. Ülkemizde belediye başkan adaylığı yaşı ortalama 55 ve üzeri. Tam tersine genç isimler CHP’de geriden gelen pek kimse olmadığı için önümüzdeki 5 yıl içinde neredeyse rakipsiz olacaklar. Gençler, bu dönemde aday adayı olup, anket ve önseçim de yapılırsa hem parti içindeki hem de kamuoyundaki karşılıklarını görebilecekler. Buradan aldıkları sonuçlar önümüzdeki yıllar için onların yol haritası oluşturmasını sağlayacak. Gençlerin ve kadınların önümüzdeki yıllarda siyasete girmesi için bu isimlerin öncülük yapması da çok önemli. İyi örnekler siyasete katılımı artırır. CHP’de resmen aday adaylıkları açıklanmadan çıkarımda bulunmak çok zor. Burada aday adaylarının önseçim yapılması durumunda birbirlerini desteklemesi, ittifaklar kurmaları da söz konusu olacaktır.

BAŞKAN DEDİĞİMİZ NEDİR Kİ?

90’lı yıllardan başlayarak belediyecilik anlayışı insanlara hizmetten ve samimiyetten uzaklaşıp yüksek maliyetli projelerin sunumuna dönüştürüldü. Her seçim döneminde bu büyük ve maliyetli projeler havada uçuştu. Oysa belediyecilik her insanın yaşamına dokunabilmek... Bandırma’yı düşündüğümüzde de Paşabayır Mahallesi’nde oturan insanın beklentileri ile 100. Yıl Mahallesi’nde oturan insanların belediyeden beklentileri farklılık gösteriyor. Önemli olan herkes için yaşanılır bir kent vaat edebilmek. Bir belediye başkanı için en önemli tehlike, makam koltuğuna ve makam arabasına alışmaktır. Statü sahibi olmanın verdiği güç onu her geçen gün insanlardan kopartır. Eskiden her gün selam vererek geçtiği esnafın yüzünü görmez olur.

Yazının Devamını Oku

Bandırma’da yerel seçimler ne olacak?

Bandırma AK Parti İlçe Başkanı Alp Bostancı, yaptığı seçim değerlendirmesinde CHP ile aralarındaki farkın 2 bin oy civarına kadar düştüğünü belirterek önümüzdeki seçimlerde Bandırma Belediyesi’ni alacaklarını öne sürdü.

Genel seçim sonuçları Bandırma’da AK Parti’ye umut vermiş durumda. Ancak yerel seçim birçok anlamda genelden ayrışıyor. Basitçe söylersek, AK Parti’nin Bandırma’da sürükleyici bir lideri yok. Oysa CHP bu konuda çok şanslı, Dursun Mirza’nın dışında Ozan Onur, eski milletvekilleri Mehmet Tüm ve Namık Havutça, hatta eski belediye başkanı Sedat Pekel var. Bu nedenle CHP, çalışma, yerel dinamikler ve hareket yeteneği açısından AK Parti’den şanslı gibi görünüyor.

İYİ PARTİ’NİN BELİRLEYİCİ ROLÜ

Muhtemelen İlçe Başkanı Alp Bostancı, yerel seçim hesabını yaparken İYİ Parti’nin bir belediye başkanı adayı çıkaracağını düşünüyor. İYİ Parti Bandırma’da, Türkiye ortalamasının çok üzerinde yüzde 16,50 bir oy aldı. Buradaki sorun, “İYİ Parti aday çıkarır mı, çıkarırsa da bu oy oranını koruyabilir mi? Bu sorunun cevabını zaman içinde göreceğiz. Belki de İYİ Parti, CHP ile anlaşarak belediye meclisine üye verecek, anlaşma sağlayıp bir belediye başkan yardımcısı İYİ Parti’den olacak. Bu konuda çok sayıda olasılıktan söz edilebilir. Ancak AK Parti’nin güvendiği MHP oylarının Bandırma’da dip yapmış olması. Bu bir açıdan AK Parti’nin lehine bir durum aslında. Genel seçim sonuçlarına göre MHP’nin Bandırma’dan belediye başkan adayı çıkarma şevki kırılmış olabilir.

***

Aldıkları oy yüzde 7 civarlarında. Bu oy oranı da aslında AK Parti’nin yerel seçimlerde güvendiği en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Hiçbir değişkeni hesaplamandan, salt genel seçim sonuçlarına göre bakarsak, İYİ Parti ve CHP’nin ayrı ayrı başkan adayı çıkardığı bir Bandırma’da MHP’nin oyunu alan AK Parti seçimi önde tamamlar. Kuşkusuz bu yaptığımız hesapları her partinin yönetici kadrosu da düşünüyor.

***

Seçim sonuçları Bandırma’da CHP’nin beklentisinin altında kaldı. İYİ Parti MHP’den ve bir kısımda CHP seçmeninden oy almayı başardı. AKP yaklaşık oyunu korudu. HDP’de 1-2 puan yükseliş var. CHP, 24 Haziran’da, yüzde 33 oy oranı ile 1 Kasım seçiminde aldığı yüzde 42’in çok gerisine düştü. Bu sonuçların dışında erken yerel seçim kararı alınmazsa Belediye Başkanı Dursun Mirza’nın her şeyi değiştirmek için epey bir zamanı var. Ancak AK Parti de uyumuyor. AK Parti, önümüzdeki günlerde Büyükşehir Belediyesi’nin gücünü Bandırma’da hissettirmek istiyor. Bugüne kadar Büyükşehir’den çok çekmiş ve şikâyet etmiş Bandırmalının bakalım gönlünü ve oyunu alabilecekler mi? Hep birlikte yaşayıp göreceğiz...

Yazının Devamını Oku

Bu ‘Bedel’i kaldırın

Perşembe günü yapılan olağanüstü kongre ile Bandırmaspor’un başına Göksel Karlahan oturdu.

Tek liste ile gidilen seçimlerde kulübün 12 milyon 28 bin lira tutarında borcu olduğu da açıklandı. Bunların dışında dikkatimi çeken en önemli durum ise birkaç kişinin, ilk üyelik başvurusunda “1000 lira ücret alınması” teklifi oldu. Bu teklif, tartışmaların ardından oy çokluğu ile 500 liraya düşürüldü ve bir yıllık aidat da 120 lira olarak belirlendi. Oylamada dikkatimi çeken bir başka nokta da kendini solcu olarak tanımlayan Belediye Başkanı Dursun Mirza’nın, “Bandırmaspor’a üyeliğin bir bedeli olmalı” sözleri oldu.
Mirza, şunu söyleyemedi: “Bandırmaspor’u zarara uğratanlar bunun bedelini ödemeli.” Yukarıda bahsettiğim karar, aslında tamamen fırsat eşitliğine aykırı. Öyle ki, daha önce üyelik başvurusu için yalnızca 24 lira bir ücret alınıyordu. Bu arada 150 bin nüfuslu bir kentte Bandırmaspor üye sayısı yalnızca 578. Aslında Bandırmaspor henüz kitleselleşemeden insanların önüne para engeli çıkartılarak kitleselleşmenin önüne geçiliyor. Başka bir açıdan baktığımızda da aslında istenen 500 lira para insanlara “üye olmayın!” demekle eşdeğer. Çünkü hem Mirza, hem yeni başkan Karlahan da biliyor ki, bu parayı verebilecek insan sayısı çok az.
Örneğin tribünlerde takımını destekleyen dar gelirli insanlara “Siz sadece takımı destekleyin, Bandırmaspor yönetiminde söz hakkınız olmasına gerek yok” deniyor. Bir yandan da gençleri düşünüyorum. O gençlerin birçoğu harçlıkları ile bilet alıyorlar, bazen de alamıyorlar. İşte o gençlerin belki de 18 yaşını doldurunca en çok istedikleri şey Bandırmaspor’a üye olabilmek. Peki, şimdi bu alınan kararla birlikte bu çocukların da şevkleri kırılmış olmuyor mu? Kulübe gönül veren herkes bir biçimde yardım eder. Parası olan parayla, olmayan tribünden destek vererek üzerine düşen görevi yerine getirir. Bir kentin takımına sahip çıkacağı önemli bir dönemde yeni yönetim ve onursal başkan Dursun Mirza, üyelik için 500 lira ön koşulu getirip adeta kulübü halktan kaçırıyor. Önemli bir nokta da bunun için zaman bile koymamaları. Bu karar alınacaksa bile en azından “2019 yılından başlamak üzere” diyebilirlerdi. Ancak sorun zaten bir an önce üye sayısının yükselmesini engellemek! İnsanlar üye olursa kulüpteki çoğunluğu yitirebilirler. “Küçük olsun, benim olsun” mantığı en çok Bandırmaspor’a zarar verir.
Oylamada şevkle ellerini kaldıranlara sesleniyorum. Dizayn ettiğiniz yönetimler, bu takımı 12 milyon lira borca sokarken hiçbirinizin sesi çıkmadı. Şimdi takımın kötü durumundan yararlanarak Bandırmaspor’u kitlelerden, daha doğrusu emekçilerden, dar gelirlilerden kopartmak istiyorlar. Bu kötü yönetimin faturasını Bandırmaspor’a gönül verenlerden değil, o borçları yapanlardan çıkartın. Umarım yeni yönetim yanlışın farkına varır ve kongrede alınan “500 lira üyelik bedeli”ni kaldırır.

Yazının Devamını Oku

Nerede o eski bayramlar? diyerek...

Bir Ramazan Bayramı’nı daha “Nerede o eski bayramlar?” diyerek geride bıraktık.

Unutmadan söyleyelim her kuşak, kendi eski bayramını bir biçimde yad edecek. Bugün “Nerede o eski bayramlar?” diyerek geçmişe uzanan bizler gibi yarın yetişkin olan çocuklar da bugünü anarak “Nerede o eski bayramlar?” diyecek.
Aslında her ömür kendi çocukluğunu arıyor. Ne kadar az sorumluluğun varsa ve sana ne kadar çok değer veriyorlarsa işte o bayram güzel bir anı olarak hatırda kalıyor. Kısacası bayramları güzel yapan şey zaman değil, o zaman içinde bizim çocuk olmamız ve el üstünde tutulmamızdır. İnsan her zaman sevilmek ister, hatta ödüllendirilmek. Bayramlar da istediğimiz giysinin alındığı, cebimize paranın konduğu, şeker topladığımız ve hemen herkes tarafından sevildiğimiz için biz yetişkinlerin kendini en korunaklı hissettiği anlardan bir tanesi. İşte bu yüzden zaman akıp geçtikçe o korunaklı ve özel olduğumuz anı hatırlıyoruz. “Nerede o eski bayramlar?” diyerek...

DİL İNSANI VAR EDER

Ramazan Bayramı’nda yaşlıların ellerini öpüp hatırlarını sormak, belki birkaç dakika sohbet etmek usuldendir. Ben de bayramda memleketime gidip ninemin, dedemin elini öptüm. Bir başka aile dostunu ziyaret ettiğimde ise kullandığımız dilin farklı sözcüklerde nasıl kendini tekrardan yarattığına tanık oldum. 92 yaşındaki bir amca ile bayramlaştıktan sonra ayrılma vakti gelmişti. Spontane olarak sık sık gündelik dilde de kullandığımız “Kendine iyi bak!” cümlesi ağzımdan dökülüverdi. Yaşlı amcadan cevap gecikmedi, “Ben zaten hep kendimi gözetiyorum” dedi. Biraz gülüştük. Cevap güzeldi ve benim temennime belki de verilecek en güzel yanıt buydu. Terminoloji, kullandığımız dil yıllar içinde farklılık gösterebilir ancak mesele o farklı terminolojiyi doğru anlamlandırabilmek, akıl yürütebilmek. Arada yıllar olsa da bizleri var eden en önemli varlık dilimiz.

KÖY KAHVALTISI VE ÇORBA

Hazır bayramlardan bahsetmişken geçmişe doğru birkaç adım daha atalım. Yıllar önce annemizin elinden tutup pazara çıktığımızda domates ya da salatalık tezgahının önüne gelmeden o sebzelerin kokusunu duyardık. Oysa artık tezgahın yanına gittiğimizde bile o kokuyu alamıyoruz. Bazen, “Sorun bende mi?” diye düşünüyorum. Yoksa hormonlarda ve ilaçlarda mı? Bir köy kahvaltısı furyası aldı başını gidiyor. Herkes o pahalı yiyecekleri köylünün tükettiğini düşünüyor mu acaba? Belki de köy kahvaltısından kasıt organik olmasıdır; ama şunu söylemek gerek. Köyde sabah 8’de değil, gün doğumu ile birlikte başlar ve insanlar sabah kahvaltı yapmazlar, çorba içerler. Bu çorba da yöresel olarak farklılık gösterir. Örneğin bizim buralardaki çorba tarhanadır. Kahvaltılık ise köylünün tarlaya götürdüğü çıkının içindekilerdir. Kısacası kahvaltı kavramı sanayi toplumu ile yaşamımıza girdi. Postmodernizm ile de köy kahvaltısına dönüş yaptı. Yıllar önce dedemin üniversiteye gittiğimde sorduğu soru aklıma geliyor; “Sabahları ne yapıyorsun? Bir çorba içersin”. Artık köylerde bakkal ekmeği var, mevsimsiz sebze yiyoruz. Yaşamımız o kadar hızlı ki, lokantaya gidip oturup yemek yemeye ayıracak zaman yok. Sabah hala çorba içenlere selam olsun...

Yazının Devamını Oku

Çocuklar her şekeri yemesin!

Bandırma Kaymakamı Günhan Yazar, okul kantinlerinde bulunan “mısır ve glikoz şurubu” gibi sağlığa zararlı tatlandırıcılı ürünleri büyük ölçüde kaldırdıklarını anlatarak, konuyu kamuoyu gündemine getirdi.

Bugün birer yetişkin olan ve sokaklarda salçalı ekmekle büyüyen bizler için şekerin zararlı olduğunu söylemek çok güç gelebilir ama aradan geçen yıllar ve yiyecek sektörünün ürünleri ucuza mal etme isteği karşımıza şeker hastası çocukları çıkardı. Ayrıca bu maddelerin vücut direncini kırdığı da biliniyor.
Dünya evde yapılan biber salçası kadar masum değil ve çocuklar okullarda, sokakta o çok sevdikleri yiyecek ve içeceklerle zehirleniyor. Bugün bir rahatsızlık görmeyebiliriz, ancak önümüzdeki yıllar içinde bu zararlı tatlandırıcıların insan vücudunu nasıl tahrip ettiğine hepimiz tanık olacağız.
Yazar’ın bu alanda ortaya koyduğu çaba ve yaklaşım çok güzel ama yalnız başına yeterli değil. Biz tüketicilere ve yetişkinlere çok görev düşüyor. Önce yetişkinler o zararlı ürünleri satın almama kararları alıp uygulamalı ki, çocuklara örnek olabilsin. Ayrıca çocuklar yalnızca okul kantinlerinde değil, ailelerinin yanında da bu yiyecek ve içecekleri tüketebiliyorlar. Kısacası ‘çocuklar mutlu olsun’ diye ellerine tutuşturulan, yiyecek ve içecekler onların Azrail’i. Artık bu konuda umarım ailelerde bir şeyler yapar ve Yazar’ın okul kantinlerinde başlattığı bu uygulama evde de devam eder. Tıpkı çocuğun eğitimde olduğu gibi beslenmesinde de en önemli nokta ailesi ve evidir.


ŞİİRLER VE ŞARKILAR ESKİMEZ


Geçtiğimiz günlerde kuruculuğunu Fatma Sibel Salı’nın yaptığı Kavram Temel Lisesi’nin mezuniyet törenine katıldım. Herkes içi mezuniyet, bir hayatın bitim bir başkasının başlaması anlamına gelir ama bu çocukların mezuniyetleri biraz farklıydı.

Yazının Devamını Oku

“Kaybedenler Kulübü” seçimde

Bandırma’nın önemli bir ilçe olmasına karşın, Bandırmalı isimlerin hiçbir siyasi partinin Balıkesir milletvekili aday listesinde seçilecek yerlerde bulunmaması son dönemde Bandırma’yı derinden sarsan bir konu durumuna geldi.

Bandırmalı isimlerin listelerde yer almaması Bandırma’nın propaganda sürecini de yakından etkiledi ve adeta bugün için partilere “Ölü toprağı serpilmiş” durumda.
AK Parti’nin 6. sırada bulunan Bandırmalı adayı Ömer Alan, geçtiğimiz günlerde partide bir basın toplantısı düzenledi. Bu toplantıda Alan, milletvekilliğinin önem kazanacağı vurgusu yaparken ben de bir gazeteci olarak “Seçilirseniz Bandırma’nın il olması için kanun teklifi verecek misiniz?” sorusunu yönelttim. Alan, bana cevaben Bandırma’nın uzun yıllardır il olmayı beklediğini ve bu kanun teklifini verebileceğini söyledi. Bu cevabın net olması Bandırma için sevindirici olsa da AK Parti üyeleri açısından ya değerli değildi ya da inandırıcı. Alan’ın cevabı partililerden tek bir alkış bile almadı, bir coşku oluşmadı. İşte yukarıdaki anlattığım durum kısaca Bandırma’nın siyasi havasını ortaya koyuyor. Şevk yok, istek yok…


HAKSIZLIK YAPILDI


Geçen dönem Balıkesir genelinde yapılan ön seçim ile 1. sıradan CHP milletvekili adayı olarak TBMM’ye giden Mehmet Tüm’e 27. dönemde sıralamada yer verilmedi. Garip olan durum ise CHP Genel Merkezi’nin Mehmet Tüm’ün 1. çıktığı ön seçimi temel alarak 27. dönem adaylarını belirlemiş olması. Burada yer alan Fikret Şahin, Ensar Aytekin ve İrfan Barış’ın 3 yıl önce yapılan ön seçimde 4, 5, 6’ncı sıralarda yer almasıydı. Bugün bu isimler 2, 3 ve 4’ncü sırada. İşte siyaset sahnesi bu kadar garip. Üç yıl önce 1 ve 3’ncü sıralarda yer alan Mehmet Tüm ile Namık Havutça isimleri bir anda oyun dışına itilebiliyor. Bütün bu haksızlığın dışında dikkat edilmesi gereken nokta Mehmet Tüm’ün havlu atmaması. Son konuşmasında Tüm, “Sıfırdan başladım” dedi. Kısacası Tüm, seçimlerde yine ilçe ilçe, köy köy gezecek. Bir sonraki seçimde ön seçimi kazanacağını söylemek hiç zor değil. Aslında 24 Haziran öncesi CHP bir ön seçim yapmış olsaydı, hem Tüm, hem de Havutça, kendilerine listede yer bulabilecek isimler olurdu. Bu arada 21 Mayıs tarihinde liste açıklanmış olmasına karşın Bandırma çok uzak olmalı ki, CHP’nin milletvekili adaylarının 1 Haziran tarihinde geleceğini öğrendik. Belki de Bandırma’ya garanti gözüyle bakıyorlardır.
Milletvekili çıkarma ihtimali olan siyasi partiler Bandırma’dan milletvekili adayı çıkarmayı tercih etmedi. Kaybeden yalnızca milletvekili olmayı umutla bekleyen isimler değil, aynı zamanda Bandırma oldu. Şimdi sırada Bandırmalılar, Bandırmalı isimlerin bulunmadığı bir seçim sürecini izleyecekler. “Kaybedenler Kulübü” seçimde…

Yazının Devamını Oku