GeriTolga AKYILDIZ Tam bir sürpriz yeni yıl hediyesi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tam bir sürpriz yeni yıl hediyesi

Zeynep Bastık, yaptığı cover’larla YouTube’u etkin kullanarak kendinden bir marka yaratmayı başardı ama artık özgün işlere de imza atan bir isim. Söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait ‘Uslanmıyor Bu’, onun ne kadar doğru yolda olduğunun da yeni işareti...

zeynep Bastık’ın en çok eleştirildiği konular “YouTube’da cover söyleyerek ünlü oldu” başlığı altında geçse de ben en büyük başarısının YouTube’u etkin kullanarak bir Zeynep Bastık markası yaratmak olduğunu düşünenlerdenim. Bugüne kadar bu platformla ilişkisini sadece dinlenme rakamları üzerinden kuran, rekabeti de diğer müzisyenleri sahtecilikle suçlamak sanan zihniyete en net cevabı, YouTube’da samimi bir dünya kurarak verdi.
Yeni bir başarı
ve şöhret tanımı
Bu dünyanın vitrininde cover’lar vardı. Beğendik ve içeri girdik. Ama artık, dükkân sahibi bizi içeride tutmak için sebepler yaratmalıydı. Zeynep bunu da başardı. Hem kendi şarkılarını, hem eşliklerini hem de vlog’unda (video blog) anlattığı hikâyeleri, sorularımıza verdiği yanıtları sevdik.
Yetmedi, onun sosyal medya paylaşımlarını takip etmelere doyamadık. Yarattığı ‘Açık Koltuk’ adlı platformda şarkı ve cover’larıyla sesini duyurmak isteyen genç insanlara destek oluşunu takdir ettik.
Tam bir sürpriz yeni yıl hediyesi
Daha ilk haftada
2.5 milyonu zorladı
Böylece Zeynep Bastık dünyasının parçası olduk. O nedenle konserlerini doldurduk, yeni şarkılarını sabırsızlıkla bekler olduk. Yani anlamakta zorluk çekilen konu şu: Bu, yeni bir başarı ve şöhret tanımıydı.
Geçenlerde cover olmayan şarkılar kategorisine Mustafa Sandal’la ortak imzalı bir hit şarkıyı, ‘Mod’u ekleyen Bastık, yılbaşı gecesi bir de sürpriz yaptı. Söz ve müziği Sezen Aksu’ya ait ‘Uslanmıyor Bu’ adlı yeni şarkıyı iki akustik Aksu cover’ıyla (‘Şinanay’ ve ‘Canımsın Sen’) paketleyip yeni yıl hediyesi haline getirdi. Bir süre önce de ‘Seni Kimler Aldı’yı yorumlamıştı; böylece kanalındaki Aksu şarkıları sayıca arttı.
Zeynep Bastık stilinde, yani samimi ev ortamında (esasen Sezen Aksu’nun stüdyosunda) çekilen videosu ve Çağrı Telkıvıran düzenlemesiyle ‘Uslanmıyor Bu’, yeni yılın ilk haftası içinde 2.5 milyonluk izlenme rakamını zorladı.
Hikâyesini kendisi yazmış kadınlara...
Ama dediğim gibi, önemli olan ne kadar dinlendiği değil, Bastık’ın YouTube’da yarattığı dünyanın inandırıcılığıydı. Harbiye Açıkhava konserlerindeki başarısından da anlıyoruz ki bu konuda çok az kişi kendisinin eline su dökebilir.
‘Uslanmıyor Bu’; güçlü, tökezlese de ayağa kalkmayı bilen, zaman zaman sarsılsa da özgüvenini yitirmeyen, kısaca başarı hikâyesini kendisi yazmış bir kadının şarkısı. Hüzünlerini, hayal kırıklıklarını sırtlanırken bile mutlu olmayı bilen, güzel günlere inanan insanlar için...
Ceza’mızı bulduk!
Her ne kadar 2019’un iki önemli ve iyi rap projesi içinde yer alıp öne çıkmış olsa da hayranları neredeyse beş yıldır yeni Ceza şarkısını bekliyorlardı. Norm Ender’in ‘Mekânın Sahibi’yle yarattığı polemiğe cevaben olsun ya da olmasın; eski tüfek rap’çilerden Killa Hakan’ın önderliğinde, Ezhel ve Ben Fero’yla ‘Fight Kulüp’te oluşturdukları duruşu ve Sayedar’lı, Önder Şahin’li ‘Komedi V Dram’ı vesile edip Ceza’yla özlem giderdik. Ama yeni şarkı beklentimizin azaldığı söylenemez.
Ceza bunu biliyordu ve öncesinde sosyal medyada beklenti yaratarak gümbür gümbür geldi ‘Beatcoin’le. Parça, YouTube ve Twitter’da trendlerin tepesine yerleşirken, dijital platformları da epeyce salladı.
Tam bir sürpriz yeni yıl hediyesi
‘Julius Ceza’yı, eşlikleri
ve ötesini bekliyoruz
Ceza’yı yakından takip edenler ‘Beatcoin’i ismen 2018’den beri biliyor ve muhtemelen bundan sonraki teklisi olacak ‘Julius Ceza’yla birlikte aynı yıl içinde dinlemeyi umuyorlardı. Ancak takvim değişti ve her iki parçanın etkilerini de belli ki en güçlü şekilde 2020’de göreceğiz...
Ceza’nın sözleri, RokaBeat’in (Ceza’nın eşi) altyapısı ve Denizkan Boz’un düzenlemesiyle ‘Beatcoin’, Ali Demirel yönetmenliğindeki çarpıcı videosuyla kısa sürede 5 milyonluk izlenme rakamını devirdi YouTube’da.
2015 tarihli Ceza albümüne adını veren ‘Suspus’, altyapısı ve matematiği düşünüldüğünde ‘Beatcoin’le kardeş görülebilir. Diğer bir deyişle, ‘Beatcoin’ de defalarca dinlenecek, ezberlenecektir. ‘Julius Ceza’yı, eşlikleri, projeleri ve ötesini heyecanla bekliyoruz.
Tutkunun peşinden koş
Müzik yolculuğunun başlangıcı; haber ve program sunuculuğundan, köşe yazarlığından, oyunculuğundan çok daha eski günlere uzanıyor Defne Samyeli’nin. Henüz 20’li yaşlarının başındayken çıkardığı ‘Tek Başına’ albümünün şarkılarını bilen kaç kişi var aramızda? Şarkı söylemenin kendisi için bir tutku olduğunu söylüyor ancak farklı alanlardaki şöhreti nedeniyle şarkıcılığını geliştirmeye yeterince vakit ayırmadı kendisi. O ilk albümden 21 yıl sonra çıkardığı teklisi ‘Son Arzum’ ve ondan beş yıl sonra gelen ‘Ağla Ağla’yı değerlendirdiğimde vokalindeki gelişmeyi görüyorum. Öte yandan, “İlk aşkım” dediği müzik için yeterince fedakârlık yapıp yapmadığı tartışılır Samyeli’nin.
Şimdi tipik bir Sezen Aksu baladı olan bu yeni şarkısıyla bir heyecan kapısı açsa, bu kapı onu sesine ve tavrına cuk oturacak bir projeye götürse çok mutlu olmaz mıydı? Hiçbir şey için geç değil. ‘Tutkum’ dediğiniz bir şeyden ve onu daha iyi yapmak için çalışmaktan geri durmak da anlaşılır şey değil.
Tam bir sürpriz yeni yıl hediyesi


X

Yeni yol Hindistan’a çıktı

Üç yıldır sessizliğe bürünen Atiye, ‘Ses Seda Yok’la yeniden karşımızda. Kayıtları Hindistan’ın Mumbai şehri ve İstanbul’da gerçekleşen şarkı, Hindistan’ın sufi müziği diyebileceğimiz kavvali kalıpları üzerinde ilerliyor.

Atiye’nin kendine has müzikal çizgisiyle pırıl pırıl parladığı yıllar çok da eskide kalmadı. Dansları, sesi, güzelliği bir yana, şarkılarıyla da Türk pop müziği için yeni şeyler söylemişti. Bu duruşu onu yurtdışından gelip Türkiye’de şans arayan şarkıcılar arasında öne çıkardı. Ne var ki tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tamamen dijitalleşen müzik piyasası yeni kurallar koyarken geleneksel pop sound’u içinde yenilikçi işler üretenleri bile hızla eskitti. Bu durumda uyum sağlamak için seçim yapmak gerekiyordu. Kimileri şarkı düzenlemelerini dijital platform algoritmalarına göre değiştirdiler. Kimileriyse hızlı yükselen rap’çilerle ortak çalışmalara girmeyi yeğlediler. Bazı isimlerse frene basıp durumu analiz etmeyi ve kariyerlerinin geleceğine dair yeni ama özgün bir strateji kurmayı uygun gördüler.

Gözlemime göre üç yıldır sesi çıkmayan Atiye bu isimlerden biriydi. Bunun için mutluyum çünkü Atiye’nin ‘makine’ beklentilerine kurban edilmeyecek kadar kıymetli alameti farikaları vardı.

‘Ses Seda Yok’ Atiye’nin ikinci dönem kariyerinin ilk habercisi. Başka haberciler de gelecek ve pek yakında yeni albümü dinleyebileceğiz. İlk şarkıdan öğrendiklerimize bakarak bir ‘dünya müziği’ albümü beklentisi içine girebiliriz. Kayıtları Hindistan’ın Mumbai şehri ve İstanbul’da gerçekleştirilen şarkıya Hintli keman ustası Kala Ramnath eşlik ediyor. Sibel Algan’ın yazdığı sözler Hindistan’ın sufi müziği diyebileceğimiz, ünlü Nusret Fatih Ali Han’ın evrensel boyuta taşıdığı kavvali (qawwali) kalıpları üzerinde gelişiyor. Parça, Erol Sebebci’nin düzenlemesiyle son halini almış.

Aytekin Yalçın tarafından, Atiye’nin yanı sıra dans âlemlerinin yakından tanıdığı Çisil Sıkı koreografisiyle bir video çekilmiş. Videoda Atiye eski Hint filmlerinden ‘Nagina’ ile Şahmeran dansının figürlerini sergiliyor. ‘Ses Seda Yok’taki tavır ve iddiayı görünce yeni Atiye albümü için epeyce heyecanlandım diyebilirim.

ŞARKININ DİZİYE FAYDASI OLUR MU?

Sena Şener’in kendine o denli has bir ses rengi ve vokali var ki; BluTV dizisi ‘Saklı’nın jenerik videosunu izlediğimde hemen yakaladım. İşin peşinden gidince dizinin orijinal şarkısındaki imzanın kendisine ait olduğunu öğrendim. Dizilerde meşhur olan şarkılara alışığız. Hatta genç müzisyenler için popüler dizilerin geniş kitlelere ulaşma platformu olduğunu da biliyoruz. Ancak yeni bir dizi için özgün bir şarkı tercih etmek kuşkusuz daha iyi bir fikir olmuş yapımcılar için.

Şarkının dizinin duygusuna girerek yazılması nedeniyle olumlu nüansları ve akılda kalan bir nakaratı olduğunu söylemek isterim. Şener işin hakkını verip kendi külliyatına da güçlü bir tekli eklemiş böylece. Tutkulu ama yasak bir ilişki ekseninde geçen ve esas gerilimi bir cinayet hikâyesi üzerine kuran ‘Saklı’ dizisi yayında. Bu kez dizinin şarkıya olduğu kadar şarkının da diziye faydası oluyor bana kalırsa.

Yazının Devamını Oku

Kendinin en iyi versiyonu

Adele, söz ve müzik açısından en sofistike albümüyle karşımızda. Trendlerle, dijital dünyanın beklentileriyle hiç ilgilenmeden, rap’çilerle ortak çalışmalara girmeden tabiri caizse ‘taş’ gibi bir albüm yapmış.

Ekimin ortasında ‘30’ albümünün öncü teklisi ‘Easy On Me’yi yayımladığında ortalık birbirine girdi desek yeridir. Albüm isimlerini; işe giriştiği yılda hangi yaşını idrak ettiğine göre numaralandıran Adele’in 30-33 yaş arası ve boşanma sonrası hissiyatını merak ediyorduk. Müzikal çıtası, dijital trendlerden etkilenme olasılığı gibi unsurları da birlikte değerlendirdiğimizde 6 yıl sonra acaba nasıl bir albümle gelecekti?

KLİŞELERİ YIKTI

Öncelikle altını çizmek istediğim; ‘30’, Adele’in şarkı yazarlığı ve müzisyenlik açısından en olgun ve iyi albümü olmuş. Bir sonrakinin adı ‘kaç’ olur bilmiyorum ancak bu olgunlaşma ve daha iyiyi arama halinin sonraki albümlerde de süreceğine inanıyorum. Müzik kariyeri boyunca tüm star’lık klişelerini birer birer yıkıp zirveye çabasız ve özgün tavrıyla çıkan Adele, duygu aktarımı açısından baktığımızda da en net albümünü yapmış.

Önceki albümlerinin şarkı sözlerinde zaman zaman basmakalıplık tuzağına düşen sanatçının kimi duygularını doğa kaynaklı benzetmelere boğduğunu görmüşlüğümüz çoktur. Şimdi vadilerin gölgesi, nehirlerin süzülüşü ya da yağmurlar artınca sığındığı barınakların yerini daha kişisel, gerçek ve bana göre daha edebi sözler almış. ‘30’un şarkılarında gerçek duygularını filtresiz sunabilen, mutsuzluk halinin zirvesindeyken de şarkı sözü yazıp beste yapabilen bir Adele’den söz ediyoruz. Kendini bu denli sert ve direkt ifade etmesine karşın yüzeysel olmaması ayrı bir başarı bana göre. Hatta söz ve müzik açısından en sofistike albümü hangisi diye sorsanız yine ‘30’ derim.

Kendisinin bir müzik insanı olarak en kıymetli yeteneği olan solistliği aynı güçte fakat daha olgun. Müziğinin bütününde kıvamını ustalıkla tutturduğu dram, mizah ve mahremiyetse yerli yerinde. Trendlerle, dijital dünyanın beklentileriyle hiç ilgilenmeden, rap’çilerle ortak çalışmalara girmeden tabiri caizse ‘taş’ gibi bir albüm yapmış. Bugün gençlerin ‘eski’ diyebileceği bir sound’dan yani Hollywood tipi orkestrasyon, elektrikli kilise orgları, bas gitar yürüyüşleri ya da Barbra Streisand tarzı güçlü vokalinden yeni ve kalıcı bir imza yaratmayı başarmış. Ayrıca yeni kuşakların kendisine duyduğu hayranlıktan da haberdarım.

GÜÇLÜ BİR ROMANTİZM

Yazının Devamını Oku

Dinledikçe seveceksiniz

Son yıllarda şarkılarını dünyayı eşitlik ve adalet içeren bir yer haline getirmek için söyleyen Sertab Erener, yeni teklisi ‘Who’s Gonna End’de bu minvalde bir iş çıkarıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın iklim krizini önleme hedeflerine dikkat çeken şarkı, COP26 küresel kampanyasının bir parçası...

Sertab Erener’in Türkiye tarihine altın harflerle yazılan Eurovision birinciliğini yaşı tutmadığı için hatırlamayan müzikseverler olduğunu biliyorum. Oysa Eurovision’un Türk popüler müziğinin gelişmesinde eser/yorumcu niteliği ve niceliği açısından büyük etkisi olmuştu. Yani bugün gençlerin çılgınlar gibi eğlendikleri 80’ler ve 90’lar partilerinde çalan şarkılarda büyük emeği vardır. Sertab Erener’in o yıllardan birinde, uluslararası bir sahneye çıkıp dans ederken bir yandan da İngilizce sözlü bir şarkıyı yüksek standartta nasıl icra ettiğini görememiş arkadaşlarımız varsa 2003 tarihli ‘Every Way That I Can’in YouTube videosuna bakabilirler. O günden beri başarısının Türkiye sınırlarını aşacağı inancımı koruyorum. Geçen gün Erener’in yeni şarkısı ‘Who’s Gonna End (Kim Dur Diyecek)’; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNPD) Türkiye Ofisi tarafından tanıtılınca ister istemez aklımdan geçti bunlar. ‘Who’s Gonna End’, COP26’yla (26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı) aynı anda yayımlandı ve küresel kampanyanın da bir parçası olacak.

Kim bilir belki de bu şarkı mecburen uzayan bir molayı nihayete erdirir. Erener’in öncelikli amacı, elbette bir kadın sanatçı olarak dünyayı daha fazla adalet ve eşitlik içeren bir yer haline getirmek için şarkılar söylemek. Müziğini bu amaç uğruna seferber ederken belki başka bir fitil yanar, oradan müzikaline sıçrar, kim bilir... Mesaj verirken pop rock bir duyguyla hafif retro göndermeler yapan şarkıyı çalma listelerinize alıp tekrar tekrar dinleyince seveceksiniz. Şarkı için Erener ve eşi Emre Kula, klip için de ağabeyi Serdar Erener ter dökmüş. Video UNPD YouTube sayfasında.

ÖZLEM GİDERİYOR

Beyoncé’nin; dün gösterime giren Will Smith filmi ‘Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar’ (King Richard) müzikleri için yaptığı ‘Be Alive’ adlı teklisi ‘Black Parade’den bu yana uzanan; yani yaklaşık bir yıllık hasretinizi dindirir mi bilinmez. Ancak ben kendisinden yeni bir şeyler duyduğumda mutlu oluyorum. “Yaşıyor olmak bana çok iyi hissettiriyor” diyerek ve koro eşliğinde açtığı şarkıda Beyoncé’nin vokalini güçlü davullar takip ediyor. Şarkı boyunca sizi akışta tutansa Beyoncé’nin inip çıkan güçlü vokaliyle zemini sağlam tutan koro ve hafif gitar dokunuşları oluyor. Filmin fragmanlarından birinde daha önce dinleme fırsatı bulduğumuz şarkıyı seveceğinize inanıyorum. Film demişken; Will Smith’in oynadığı Richard Williams karakteri, gelecekte yıldız olacak iki tenisçinin (Serena ve Venus) babası.

Yazının Devamını Oku

Kariyerinin sonu mu geldi!

Travis Scott, ASTROWORLD Festivali’nin yaratıcısı, lideriydi. Etkinliğin ilk gününe denk gelecek şekilde yayımlanan yeni şarkıları yaşananların etkisiyle biraz geri planda kaldı. Yine de şarkıcının hayranlarını mutlu edecektir. Felaket Travis Scott’ın kariyerini nasıl etkileyecek, onu da önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Geçen hafta gerçekleşmesi planlanan ancak ilk gün yaşanan izdiham sonucunda sekiz kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle ikinci günü iptal edilen ASTROWORLD’den söz etmek isterim size öncelikle. ABD, Houston’daki festival ünlü rap’çi Travis Scott’ın headliner (ana solist) olduğu bir etkinlik değil sadece. Bu festivali yaratan, sürdüren, liderlik eden kişi de Travis Scott...

2018’de Scott’ın aynı adlı albümünden ve bir çocukluk hayalinden yola çıkarak yarattığı etkinlik aslında onunla aynı ruhu paylaşan müzisyenleri bir araya getirmeyi amaçlamış bir müzik festivali olarak doğdu. İlk yılında hiphop odaklıydı ancak 2019’da farklı türlere el attı; sahnesinde Rosalia ve Marilyn Manson’a bile yer açtı.

Henüz ikinci yılında 50 bin bandında seyirciye ulaştı. 2020 etkinliği pandemi nedeniyle iptal edilince gözler bu yılkine çevrildi. Bu kez 100 bin bilet satışa çıkarıldı ve bilet fiyatları epey arttırıldı. Yine de tüm biletler yarım saat içinde tükendi. Acaba bu çapta bir festivalde kitlelerin güvenliğini sağlamak için yeterince önlem alınmadı mı? Travis Scott’ın olaylar sırasında performansa devam etmesi tabloyu daha kötü hale mi getirdi? Bu ve benzeri sorulara bilirkişiler yanıt verecek. Ancak işin hem adli hem vicdani faturasının sadece Scott’a çıkacağı kesin gibi. Tam da ‘geleceğin müzisyenleri icap ederse kendi festivalini düzenleyecek’ demeye hazırlanırken Scott’ın müzik kariyeri bile tehlikede şu anda.

ASTROWORLD Festivali’nin ilk günüyle eşzamanlı yayımladığı iki şarkılık teklisine gelecek olursak... Daha önce bir festivalde seslendirdiği ‘Escape Plan’ ve ‘Mafia’ olayların gölgesinde kalacakmış gibi görünse de dijital dünyada dinlenmeye devam ediyor. Hafif bulanık ve tekdüze yürüyen ama Scott stili atmosferini koruyan bu iki şarkı trap’le yatıp trap’le kalkan hayranlarını her şartta mutlu ediyor.

Diğer yandan bunca birbirine benzeyen şarkının nasıl böyle büyük bir ekonomi ürettiğine de akıl erdiremiyorum diyebilirim. Bu iki şarkıdan ‘Mafia’yı tavsiye ederim.

Yazının Devamını Oku

40 yıl hatrı var

Çıkardığı ilk albümün 40’ıncı yılında ‘Future Past’i yayımlayan Duran Duran, çağı yakalamayı başarmış. Albümden kimi şarkılar bizi grubun bol synth’li ve geri vokalli eski günlerine götürürken sound geleceğe odaklı bir Duran Duran’i müjdeliyor. Ama elbette 80’lerde yaşadıkları gibi bir sevgi selini tekrar yakalamaları mümkün görünmüyor.

Pop-rock’ın efsanevi ismi Duran Duran’i, elemanları yaşlanmış, başarısı eskide kalmış, iyi ihtimalle de geçmişin ekmeğini yemek için konserler veren bir grup olarak konumlandırdıysanız sizi ihmalkârlıkla suçlayacağım. Özellikle gençliğinizi 80’lerde yaşadıysanız ve Duran Duran’in üretmekten hiç vazgeçmediğini, çok iyi şarkılar yapmaya devam ettiğini bilmiyorsanız, aşkolsun size.

Roger Taylor, John Taylor, Simon Le Bon ve Nick Rhodes (soldan sağa).

2000’ler boyunca eskiyle yeni arasında nasıl bir köprü kuracaklarına karar verirken sound olarak modernize edilmiş bir Duran Duran’le idare ettiler. Yaşları ilerliyordu ancak onlar yepyeni bir Duran Duran sound’u yaratma konusunda ısrarcıydı. 2010’larda eskinin mirasını özenle demlediler. 2011 albümleri ‘All You Need is Now’ (prodüktör Mark Ronson’ın vizyonuyla) önemli bir dönemeçtir. Sondan bir önceki albümleri olan 2015 tarihli ‘Paper Gods’taysa çok sayıda konuk sanatçıyla bir araya geldiklerini görürüz. John Frusciante, Janelle Monae, Nile Rodgers, Lindsay Lohan... Bu iki albüm; Duran Duran’in alameti farikası olan şarkı yapısı ve vokal üslubunu yeni bir bakışla buluşturma arzusudur. Ancak özellikle ‘Paper Gods’ta konuk yıldızların varlığı kanımca albümün önüne geçer.

RAFİNE BİR ALBÜM

Sadece bu isimlerin değil, Justin Timberlake’ten Timbaland’e birçok önemli yıldızın Duran Duran’in tek bir hareketiyle koşup geldiğini görürüz. Hemen herkesin idolü olan Duran Duran için sessiz bir saygı duruşu zaten süregeliyor. 

İlk albümün 40’ıncı yılını kutlarken yaptıkları 15’inci albümleri ‘Future Past’e baktığımızda tüm pürüzleri halledebildiklerini görüyoruz. Bu albümde de konukları var. Ancak onların katkısından ödün vermeksizin şarkıları öne çıkarmayı başarmışlar. Disko kralı prodüktör Giorgio Moroder, DJ/prodüktör Erol Alkan ve yine Mark Ronson’un dokunuşlarıyla Blur’ün gitaristi Graham Coxon, David Bowie’nin piyanisti Mike Garson, İsveçli şarkıcı Tove Lo, rap’çi Ivorian Doll, Japon kız punk grubu Chai’nin yaklaşımı bu özel albümü daha rafine hale getirmiş.

İkisi dışında tamamı orta ve yüksek tempolu parçalardan oluşan ‘Future Past’in şarkılarını ayrı ayrı sindirmek için birkaç kez dinlemeniz gerektiğini de ekleyeyim. Albümden ‘Invisible’, ‘All of You’, ‘Anniversary’ ve ‘Beautiful Lies’ gibi şarkılar bizi grubun bol synth’li ve geri vokalli eski günlerine götürürken sound bugünden itibaren geleceğe odaklı bir Duran Duran’i müjdeliyor. Özellikle bu gibi şarkılarda yakaladıkları sihir, grubun deniz feneri olmalı. Elbette 80’lerde yaşadıkları gibi bir sevgi selini tekrar yakalamak mümkün değil ancak Simon Le Bon, Nick Rhodes, John Taylor ve Roger Taylor; Duran Duran gibi kalmayı başarıp çağı da güzel yakalamış. Tıpkı albümün adında olduğu gibi...

Yazının Devamını Oku

Coldplay rock’tan tamamen vaz mı geçti?

Coldplay’in yeni albümü ‘Music of the Spheres’ dijital çağın talep ettiği ‘büyük’ bir pop albümü olmayı başarmış. Bunu bir tercih olarak görebilir, ortaya çıkan sonucu takdir edebiliriz. Ancak ben bunu ‘Coldplay bir İngiliz rock grubu olmaktan vazgeçti’ şeklinde de okuyorum.

İngiliz grup Coldplay’in 25 yıllık ışıltılı kariyeri ‘büyük aksiyonlar’ ve geniş kitlelere hitap eden stadyum konserleriyle dolu turnelerle şekillendi. Buna bakarak grup üzerindeki baskının ve işin ticari hacminin ne denli büyük olduğunu da anlayabiliriz.

Bir önceki albümleri ‘Everyday Life’ müzikal anlamda bana umut vermiş bir albüm olsa da Coldplay o dönem promosyona pek yüklenmediğinden albümün satışı diğerlerinin gerisine düştü. Diğer bir deyişle grubun son 20 yılda multi-platinum ödülü alamadığı tek çalışma olan ‘Everyday Life’ bana göreyse Coldplay’i Coldplay yapan değerlere sahip çıkan, çıtası yüksek bir albümdür.

Will Champion, Chris Martin, Jonny Buckland ve Guy Berryman (soldan sağa).

‘Music of the Spheres’ın şarkılarını, sound’unu, devasa tanıtım bütçesini belirlerken oyunu yine formüle göre oynamalarından anlıyoruz ki bu satış meselesi büyük bir kaygı haline gelmiş. Güçlü ve öncü tekli ‘Higher Power’ Uluslararası Uzay İstasyonu’nda lanse edildi mesela. Sonra ‘Everyday Life’taki iç dünyamıza hitap eden eşlikler yerlerini Selena Gomez, BTS gibi pırıltılı yıldızlara bıraktı yeni albümde. Bir açıdan bunu bir tercih olarak görebilir, hatta ortaya çıkan sonucu takdir edebiliriz. Ancak ben bu sonucu ‘Coldplay bir İngiliz rock grubu olmaktan vazgeçti’ şeklinde de okuyorum. Tespiti açık açık yapalım ve sonra dürüstçe diyelim ki; ‘Music of the Spheres’ organik hisler geçiremeyen synth’lerine rağmen dev eşlikleri, baladları, atmosferik dokunuşları ve konseptiyle dijital çağın talep ettiği ‘büyük’ bir pop albümü olmayı başarmıştır. Favorilerim; öncü teklilerden ‘Coloratura’ ve Selena Gomez’li ‘Let Somebody Go’nun yanı sıra ‘Biutyful’ olarak sıralanıyor.

Geçen günlerde bir podcast yayınında üç albüm sonra yeni şarkı yapmayı bırakıp konserlere devam edeceklerini açıklayan solist Chris Martin; yakın geçmişte çevreci hassasiyetleri nedeniyle turne yapmayı bırakacaklarını söylemişti.

BİZE NASİP OLDU MAŞALLAH

Pandemi kısıtlamaları döneminde bir lastik üreticisi firmanın hayata geçirdiği ‘Studio X, Sezen Aksu Şarkıları’ adlı ilginç projeye dikkat kesilmiştim. Proje kapsamında Ayhan Sicimoğlu, Harun Tekin, Evrencan Gündüz, Sattas ve Jabbar ft. Deeperise gibi isimler Aksu şarkılarını kendi tarzlarında yorumlamıştı. Yine aynı albümde BaBa ZuLa ve Deniz Tekin’in yeniden düzenleyerek icra ettiği ‘Kaçın Kurası’ da vardı. Şarkının tekli olarak yayımlanmasının ardından şunu söyleyebilirim: Sahnede de sık sık bir araya gelen iki ismin, kuşaklararası müzikal etkileşimi de simgeleyen bu buluşması, ‘Kaçın Kurası’ gibi bir Sezen Aksu klasiğinin hafızasına yeni bir bakış açısı eklemeyi başarmış görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Ajda Pekkan bi’ tık daha genç

Ajda Pekkan, prodüktörlüğünü Ozan Çolakoğlu’nun üstlendiği yeni albümü ‘Ajda’yı yayımladı. Sanatçının ‘son albümüm’ dediği çalışmayla anaakımda başarılı olmayı hedeflemesi alkışı hak ediyor.

Sesi ve yorumuyla meşhur ettiği, hatta klasik haline getirdiği onca beste ve aranjman Ajda Pekkan’ın efsane olarak kalmasına hayli hayli yeterdi. Buna rağmen, 2021 yılında ve 75 yaşındayken anaakım başarısı hedefleyen bir albüm yayımlaması, samimiyetle söylüyorum, ayakta alkışlanacak bir olay. Kendi adını vererek ‘son albümüm’ dediği ‘Ajda’yı iştahla dinlemek boynumuzun borcu değil de nedir?

Elbette sanatçının  Ozan Çolakoğlu gibi bir müzik insanına duyduğu güveni es geçmemek gerek. Albümün prodüktörü Çolakoğlu çıkış parçası ‘Bi’ Tık’a ‘sunrise’ ve ‘midnight’ versiyonlarıyla güneşin doğuşu ve gece yarısına dair iki ruh hali eklemiş. Sözü ve müziği Şehrazat’a ait ‘Bi’ Tık’ için en iddialı ‘Ajda’ şarkısı diyebilirim.

Albümde iki şarkıda Tarık İster ve Alper Atakan düzenlemelerine rastlıyoruz. Daha önce yine Pekkan’ın yorumladığı ve Türkçe sözlerini Fikret Şeneş’in yazdığı hit şarkı ‘Düşünme Hiç’in yeni Çolakoğlu düzenlemesi dikkate değer. Çolakoğlu ve Pekkan; ‘Ajda Pekkan şarkısı’ standartlarını gözetip Okay Barış, Gülden, Serdar Ortaç, Sera Tokdemir, Özlem Argon ve Reşit Gözdamla gibi şarkı yazarlarıyla çalışmayı tercih etmişler.

Müzik sevdalısı oyuncu Sera Tokdemir’in bir Ajda Pekkan albümüne eser sahibi olarak girmekten onur duyduğunu tahmin ediyorum.

‘Ajda’ süperstarın son albümü mü olur bilmiyorum. Ama yeni şarkı yapmasa da özel projeler, versiyonlar, eşlikler, düetler onu bekler. Dilerim bu, Ajda Pekkan’ın en ‘genç’ hissettiği dönemin başlangıcı olur.

YİNE, YENİ, YENİDEN...

Koray Candemir’i çeşitli performans projelerinde görüyorduk ancak kayıt açısından uzun süredir sessizdi. Bu sessizliği pandeminin ilk yılında yayımlanan ‘İhtimaller’le bozdu. Bir yıl sonra çıkan ‘Kimileri’ synth kullanımını arttırdığı bir şarkıydı. Yeni şarkısı ‘Yine’yi bu iki şarkıyı da gözeterek dinlediğimde müzisyenin ‘alternatif modern rock’ diyebileceğimiz yeni bir Koray Candemir sound’u tanımlamayı başardığını görüyorum.

Yazının Devamını Oku

Türkiye dar geliyor

Aleyna Tilki’nin ünlü DJ Dillon Francis’le birlikte çıkardığı ‘Real Love’ tam 36 ülkede en önemli dijital çalma listelerine girmeyi başardı. Warner Music’le anlaşma imzalayan genç sanatçıyı bundan sonra Türkiye’de tutmakta zorlanacağız gibi görünüyor.

Amerikalı DJ ve müzik yapımcısı Dillon Francis electro ve deep house’tan progressive’e, oradan dubstep ve trap’e uzanan geniş bir yelpazede varlık gösteriyor. Yolu Diplo ile kesiştikten sonra Coachella gibi birçok önemli festivalde sahneye çıkan Francis henüz kariyerinin ilk yıllarında Dünyanın En İyi 100 DJ’i listesine girmeyi başarıyor. Hatta Rolling Stone dergisinin Yılın En İyi Elektronik Albümleri sıralamasında kendine yer buluyor. Hemen ardından Billboard En İyi Dans/Elektronik Albümler listesinde 1 numara oluyor. DJ Snake, Skrillex, Calvin Harris, Kygo, G-Eazy, Fuego, Martin Solveig gibi önemli isimlerle ses getiren ortak çalışmalar yapıyor.

Dillon Francis geçen haftalarda Beyond Wonderland Festivali sahnesinden bir parça paylaştı. Bu parça kendisinin ‘Happy Machine’ adlı house pop albümünde yer alan ve Aleyna Tilki’nin eşlik ettiği Real Love’dan başkası değildi. Parçanın videosu ABD’nin yanı sıra, Tilki’nin özel isteği doğrultusunda Eskişehir Sivrihisar Havacılık Merkezi’nde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma uçakların arasında çekildi. Ve ‘Real Love’ yayımlanır yayımlanmaz tam 36 ülkede çok önemli dijital çalma listelerine girmeyi başardı.

Real Love (tekli)
Aleyna Tilki & Dillon Francis
IDGAFOS/Mad Decent

Bildiğiniz üzere Aleyna Tilki’ye bir süredir Türkiye dar geliyor. Kararlılığını, yaşının heyecanını ve enerjisini kaybetmeden Warner Music gibi bir endüstri deviyle bir albüm ve dört tekliyi kapsayan bir anlaşma imzalamasına çok sevindim. Yolundan döneceğini sanmıyorum ancak her zamanki gibi düşse bile kalkmasını ve hedefe kilitlenmesini tavsiye ederim. Bence bundan sonra onu Türkiye’de tutmakta zorlanacağız.

SAHİCİ BİR MELANKOLİ

Fırat Külçek ve Kerem Feyzi tarafından 13 yıl kadar önce kurulan Hedonutopia (arzu ütopyası anlamına geliyor) çok iyi şarkılar üreten, ‘alternatif elektronik müzik’ denip geçilemeyecek kadar başarılı bir grup. 2016’da Radyo Boğaziçi’nin geleneksel Battle of The Bands yarışmasında ipi göğüslediğinde jüri üyesi olduğum için ayrıca gurur duyuyorum. Zira kariyerleri için bir başlangıç noktası oldu bu birincilik. Geçen yıl bugünlerde ‘Beyaz Durak’ adlı albümünü yayımlayan grup bu yıl ‘Bi Sen Değil’ ile yeni bir albüm müjdeledi. Özgün bir sound ve atmosfer yaratan, ‘sahici’ hikâyeler anlatan, melankolisine sahip çıkan Hedonutopia iyi şarkı fikirleriyle çok sağlam adımlar atıyor. Benim için tüm diskografisiyle baştan sona keyifle dinlenen, heyecan veren bir ikili haline geldi. ‘Bi Sen Değil’ albüm öncüsü olarak iştah kabartıyor. Grup, 22 Ekim’de İstanbul Zorlu PSM %100 Studio’da olacak.

Yazının Devamını Oku

Algoritmanın kralı

İlk çıktıkları günden bu yana sağlam adımlarla yürüyen, kendini geliştiren, pek çok genç şarkıcıya ilham veren, özgün bir grup Yüzyüzeyken Konuşuruz... Yeni teklileri‘Son Seslenişim’in hem sound’u hem sözleriyle grubun yeni ‘hit’i olacağını söyleyebilirim.

Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkıları ve sound’unun dijital platform algoritmaları üzerinde güçlü bir etkisi var. Bu etkinin en önemli göstergesi de birçok yeni nesil müzisyenin başarıyı benzer düzenleme ve vokal üslubunda araması.

Grup ‘Evdekilere Selam’la 2013’ün en iyi albümlerinden birine imza attığı günden bugüne hem tavır hem sound anlamında tutarlı davranmayı, kendini geliştirmeyi başardı. Şarkı yazarlığında kimi zaman tekrara düşse de genelde birçok önemli ‘hit’e imza attığını görüyoruz. Bu başarıyı örnek alan müzisyenlere de birkaç önerim var...

BAŞARILI TEKLİ SERİSİ

Benzerlik peşinden gitmek yerine Yüzyüzeyken Konuşuruz’un ilk günlerinde yakaladığı özgünlüğü ve sonra da sürdürülebilir kıldığı bütünlüğü kerteriz almaları... Yaratıcı düzenleme formüllerine odaklanmaları... Performans tarafında biraz donuk bulduğum Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan daha yoğun bir sahne enerjisi üretmeleri...

Grup, 3 yıl önce yayımladığı albümü ‘Akustik Travma’dan bugüne ürettiği teklilerde bir başarı serisi yakaladı. 2010’da ‘Ölsem Yeridir’le başlayan bu seri pandemi öncesi yayımlanan ‘Kazılı Kuyum’ ve bu yıl temmuzda çıkan ‘Sen Varsın Diye’ ile sürdü.

Şimdi ‘Son Seslenişim’ ise grubun şarkı yazarı Kaan Boşnak’ın bir hit daha yakaladığını kanıtlar nitelikte. Son olarak grubun belki en sevilen şarkısı olan ‘Dinle Beni Bi’ Kanal D’nin popüler dizisi ‘Yargı’nın can alıcı bir sahnesinde kullanılınca bir kez daha keşfedildi. Bakalım ‘Son Seslenişim’ gölgede kalacak mı?

SORUN BEN DEĞİLİM, SENSİN!

Yazının Devamını Oku

Rahat, sakin ve daha renkli

İlk çıktıkları zamandan bu yana alametifarikasını kaybetmemiş bir grup Yüksek Sadakat... Yedi yıl aradan sonra gelen ‘Rengarenk’ albümünde grup kendi tadını bozmadan diskosu, reggae’si, neo soul’u, sert rock gitarlarıyla birçok çiçekten bal almış. Sadece kendileri için yapıyormuşçasına rahat ürettikleri bu albümle grup dijital çağın hissiyatına da uyum sağlamış.

Yüksek Sadakat ile 2005’te, ilk albümlerini yayımlamalarından hemen sonra Hürriyet için bir röportaj yapmıştım. Sektörün, Türkçe rock talebi içinde olduğu bir dönemdi. O döneme dikkatle baktığımızda, ilk albümlerini çıkarmış Türk rock gruplarının kendilerine has bir ‘sound’la bugüne istikrarla vardıklarını görüyoruz. Zaman içinde kendilerini geliştirip değişseler dahi alametifarikaları yerli yerinde duruyor. Yüksek Sadakat da bu gruplardan biri. O ilk röportajda müziklerini nasıl tanımladıklarını sormuştum; gelen yanıt röportajın da başlığı olmuştu: “Doğudan bakınca batılı, batıdan bakınca doğulu.”

Yüksek Sadakat’in ilk çıktıklarında üçer yıl arayla yayımladıkları üç albüm, şarkı kalitesi açısından baktığımızda başyapıt niteliğindedir. Özellikle ilk ikisi uzunca bir dönem Hürriyet’te müzik yazarlığı da yapmış Kutlu Özmakinacı’nın köklü bir birikimden damıttığı şarkılar içerir ve nokta atışıdır. Ayrıca diskografiye bakarsanız hiç yeni şarkı yayımlamasalar bile bugüne kadar yarattıkları hit’lerle ömür boyu konser verebileceklerini açıkça görürsünüz. Her grupta olduğu gibi Yüksek Sadakat’in de duraklama dönemi olmuştur. Ama bu dönemi içeriye dönüp tazelenmekle geçirmiştir grup. Bugün elimizde olan ‘Rengarenk’ albümünün yedi yıl aradan sonra gelmesi bu nedenledir bana göre.

HİÇ DUYMADIĞIMIZ DÖRT YENİ ŞARKI

Pandemi öncesi yayımladıkları ‘Beklediğim Ne Varsa Sensin’ ve eylül başında gelen ‘Öksüz Yel’ teklileri sonrası albümü elimize aldığımızda bilmediğimiz dört şarkıyla karşılaşıyoruz. Bu dört şarkı dışında albümde ‘Öksüz Yel’in akustik uyarlaması ve grubun ilk büyük hit’i ‘Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer’in 15’inci yıl versiyonu da var. ‘Rengarenk’in bütününe dair şunları söyleyebilirim: Yüksek Sadakat albüm heyecanını korumuş ancak daha sakin. Düzenleme ve bütünlük açısından daha esnek ve özgür. Dijital çağın hissiyatına uyum sağlamış. Albümü birkaç kez dinlediğinizde iç dengeyi de fark ediyorsunuz. Grup kendi tadını bozmadan diskosu, reggae’si, neo soul’u, sert rock gitarlarıyla birçok çiçekten bal almış. En olgun çağlarında sadece kendileri için yapıyormuşçasına rahat üretmişler. Albüme adını veren ‘Rengarenk’, ‘Öksüz Yel’, ‘Terk Ediyor Sesin Beni’ başta, tüm şarkılar ilgiyi hak ediyor. Yeter ki Yüksek Sadakat hayranları albümün tavrına hızla ısınsın.

TREND OLMANIN YOLU

Esasen Reynmen’e Zeynep Bastık’ın eşlik etmesiyle öne çıkan ‘Yalan’ şarkısının kimin teklisi olduğunu yani şarkıyı öncelikle kimin diskografisi içinde değerlendirmek gerektiğini zaman gösterecek. Parçanın yorumcusu olarak Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın isimleri geçiyorsa da kağıt üstünde ‘Yalan’ bir Reynmen projesi. Sözleri Tepki ve Modo tarafından kaleme alındıktan sonra beste için Tepki, Reynmen, Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın ortaklaşa çalışmış. Düzenleme Özgüç ve Arman’a ait. Yani şarkı baştan sona kolektif bir ürün. Zeynep Bastık’ın şarkıya büyük değer kattığını söyleyebilirim. Öte yandan sadece bir Reynmen şarkısı olarak da iş yapar mıydı? Bence yapardı. Ne var ki streaming ortalaması yüksek iki isim, iyi bir nakaratla buluşmadan ‘trend’ şarkı oluşmuyor. Burada oluşmuş mu? Kesinlikle!

Yazının Devamını Oku

Geleceğiyle oyun oynuyor

Hadise’nin yeni şarkısı ‘Coş Dalgalan’ orijinal bir PUBG şarkısı olarak görevini yerine getiriyor. Aynı zamanda Ozan Bayraşa düzenlemesiyle bağımsız bir Hadise şarkısı olarak da iddialı hale gelmiş.

PUBG’nin mobil versiyonunun ‘Poseidon’ güncellemesi için yapılan ‘Coş Dalgalan’ın audio versiyonu bir ay kadar önce oyun platformundan tanıtılmıştı. Şarkı, sonunda videosuyla birlikte tüm dijital platformlarda yayımlandı. ‘Coş Dalgalan’ orijinal PUBG şarkısına Türkçe bir prodüksiyon olarak tanımlanabilir.

KALİTEDEN ÖDÜN VERMİYOR

Şenol Korkmaz yönetmenliğindeki çok konuşulan videonun çekimlerinde Hadise, 11 küsur metrelik tasarım elbisesiyle suya daldı. Kendisine 2 saati aşkın sürede yapılan suya dayanıklı makyajla, içinde köpekbalıkları olan bir akvaryuma girdi (Tabii yanında özel bir ekip de vardı).

Geçen yılbaşı gecesi; Aleyna Tilki, Ece Seçkin ve Reynmen de PUBG ile ortak bir çalışmaya girişmişti. Söylenene göre bu şarkı için Hadise çok daha fazla ücret aldı. Buraya kadarı işin magazin kısmı. Beni daha çok ilgilendirense bir süre önce TV kariyerini ‘O Ses Rap’le sınırlı tutma kararı alarak müziğe daha çok vakit ayırmaya niyetlenen Hadise…

Açıkçası; televizyon yıldızlığıyla en meşgul olduğu dönemde bile belirli bir şarkı ve prodüksiyon kalitesinden ödün vermeyen sanatçı, bu vesileyle daha çok şarkı üretip konser yapacaksa buna seviniriz.

“Tik tak tik tak/ Kalk kızım uyuyorsun/… Günü kaçırıyorsun” şeklinde Alper Narman, Ali Barış Ata ve Reşit Özkaplan tarafından yazılan sözlerle ‘Coş Dalgalan’ orijinal bir PUBG MOBILE şarkısı olarak görevini yerine getirdiği gibi Ozan Bayraşa düzenlemesiyle bağımsız bir Hadise şarkısı olarak da iddialı hale gelmiş.

Popülerlik kaygısı olan müzisyenler, bu tür oyun platformlarından lanse edilecek yeni şarkıları, daha önemlisi yurtdışı örneklerini gördüğümüz stadyumlar dolusu insanın izlediği adı sanal, kendisi gerçeğinden öte bir deneyim olan platform konserlerini hayal edip ona göre strateji geliştirmeliler. Bu işin ‘geleceği’ henüz gelmedi çünkü.

Yazının Devamını Oku

Dansa yeni bir davet

İki yıldır müzikal yolculuğunu takip ettiğim bir isim Melis Yelman... Elektronik altyapılarla Türkçe şarkıları başarıyla buluşturuyor, üstüne şarkı yazarlığı yönünü de geliştiriyor. Söylemiş olayım; Melis Yelman hem sesi hem duruşuyla gümbür gümbür geliyor...

Üniversitede okuduğu yıllardan beri çoksesli müziğe ilgi duyan, korolarda yer alıp yurtdışı festivallerde deneyim kazanan, sonrasında bir dönem caz vokal üzerine çalışıp kendini geliştiren genç bir sanatçı Melis Yelman. Hem sesi hem duruşuyla ‘Gümbür gümbür geliyorum’ diyen şarkıcının radarıma girme nedenleri şöyle: Öncelikle dans/elektronik altyapılarla Türkçe sözlü şarkı yazarlığı becerisini tertemiz bir paydada buluşturuyor. Ayrıca iddialı bir şarkıcı olma hedefiyle yetinmeyip, genç yaşta söz yazarlığı yönünü geliştirmeyi hedefleyip bunu yavaş yavaş başarıyor.

İki yıllık yolculuğunu adım adım takip ettiğim Melis Yelman’ın bu yıl nisanda yayımladığı ‘Kibir’i tanışma niyetiyle dinlemenizi öneririm. Parçanın orijinali Hande Yener’in büyük bir hit’i (Yanmam Lazım) biliyorsunuz. Dinleyin ve Yener versiyonuyla kıyaslayarak Yelman’ın müziğe yaklaşımını, sound’unu anlayın önce...

Akabinde geçen günlerde yayımlanan ‘Nergis’e odaklanın. Bu şarkı ilk albümün haberci teklisi. Görsel konsepti yaratan Burçin Kaygısız ve düzenlemenin altındaki imza Görkem Arslan’la güzel bir ekip işi olmuş. Fikri altyapısı ve samimiyetiyle gönüllere taht kurmuş, bağımsız yapım şirketi Bir Baba Indie (BBI Music) yolunu bulmuş, güzel bir yere gidiyor Melis Yelman’la...

SIRRINA SAHİP ÇIKMALI

90’lar Türk popunun en güçlü markalarındandı; kendine has şarkı yazarlığı ve stiliyle dikkat çeken bir unsuru olmuştu Rafet El Roman. ‘Sorma Neden’ örneğin o yıllarda kaç kişinin kalbine dokunmuş, içini acıtmıştır kim bilir… Her şarkı yazarının imzasını atmak isteyebileceği nadirlikte müthiş bir baladdır. ‘Amerika’ ise sözleri ve videosuyla daha çok kült olsa da apayrı bir tat sunan çok güçlü bir şarkıdır.

El Roman’ın haklı şöhreti 90’lara sıkışıp kalmaz, 2010’a dek adından söz ettiren hit’ler, düetler ve albümlerle devam eder. Bundan sonrası daha çok kadın vokallere odaklanmış bir düet tekliler dönemi olur kendisi için. Bence Rafet El Roman’ın en değerli özelliği ilk günden bugüne tarzından, şarkı yazarlığı çizgisinden hiç ödün vermemiş olmasıdır. 90’lı yıllarda onu orijinal yapan sır bugün de aynen geçerli ki sadece bu bile çizdiği yolun ne kadar doğru olduğunun göstergesi.

Buraya kadar tamam ancak yeni albüm ‘Sırrına Eremeyiz’i dinlediğimde şunu düşündüm: Az denilemeyecek sayıda yeni şarkı içeren bir albüm ancak şarkılarda yazarın bir miktar cepten yediğini görüyoruz ne yazık ki.

Yazının Devamını Oku

Devlerin savaşı

Drake ve Kanye West merakla beklenen albümlerini peş peşe yayımlayınca dijital âlemin zirvesinde fırtınalar koptu! Drake bu albümde daha dürüst, hatta gaddar. Kanye West’in problemiyse albümle ne söylemek istediğini bilmiyor oluşu...

Hiphop ve küresel müzik piyasasının iki önemli aktörü Kanye West ve Drake, ‘Donda’ ve ‘Certified Lover Boy’ adlı yeni albümlerini beş gün arayla yayımlayınca dijital âlemin zirvesinde fırtınalar koptu. Albümlerin müzikal yaklaşımlarına bakarak ikisi için de öncelikle ‘streaming’ (dijital dinleme) canavarı olacaklarını belirteyim. Kanye ve Drake arasındaki geçmişi yıllara dayanan rekabet, albüm çıkış tarihleri yaklaştıkça sosyal medya dokundurmalarıyla kızışmaya başlamıştı. Neticede direkt ya da dolaylı yoldan, bu tür atışmaların her iki albüme de yaradığı malum. Onlar da bunu gayet iyi biliyor.

PLAN MI KURULDU?

Hiphop’ta iki farklı jenerasyonu temsil edip aynı jenerasyonu etkileyen bu muhteşem ikilinin kariyeri kronolojik anlamda bu denli yakına düşmemişti daha önce. Büyük beklenti yaratmış bu iki albümün de daha önce yayımlanmaları planlanmıştı ancak geciktiler. Yine de insan; ‘Madem geciktik, o zaman stratejik olarak aynı anda yayımlamak daha iyi’ şeklinde bir plan kuruldu mu; düşünmeden edemiyor...

Drake altıncı stüdyo albümü ‘Certified Lover Boy’dan uzun bir süredir kısa paylaşımlar yapıyordu. İki yıldır bu albümün çıkacağını biliyorduk hatta en son bu yılın başında çıkacağına dair bilgi de almıştık kendisinden. 21 şarkılık; Lil Baby, Jay-Z, Lil Wayne, Travis Scott, Young Thug, Kid Cudi ve Rick Ross gibi iddialı isimlerin eşliklerini içeren yeni albüme sonunda kavuştuk. Bana göre Drake’in duygusal anlamda daha olgun göründüğü bir albümle karşı karşıyayız. Öte yandan alıştığımız üzere Drake zihni ve kalbinden yola çıkan biraz da uzunca bir serüven sunmuş; bir miktar yoruyor. Bu albümde sözlere bakarak Drake’in daha ‘dürüst’ hatta zaman zaman gaddar olduğunu da söyleyebiliriz. Açıkça görülüyor ki kendi yarattığı Drake karakteri için neyi uygun görüyorsa onu yapıyor. Ancak yaşadığı hayatla ilgili bitkinliğini de gizleyemiyor.

Kanye West’in, adını annesinden alan, ‘Donda’sında ticari ve hiphop standardı öğeler öne çıkarken Drake’te R. Kelly’den ve The Beatles’tan sample’lar görüyoruz. Kanye bir ‘cool’luk yaparak albüm kapağında düz siyah kullanmış. Drake’in seçimiyse sosyal medya dostu olmuş. Sanatçı Damien Hirst’ün farklı ten renklerinde 12 hamile kadından oluşan emojileri sosyal medyada epey ilgi görüyor.

TEK GÜNDE 180 MİLYON

Bana göre aynı anda yaptığı bir sürü işten kafasını kaldıramayan Kanye West, 10’uncu stüdyo albümü ‘Donda’da bir pop yıldızı gibi parlamıyor. Jay-Z gibi konuk yıldızlardan aldığı ışık olmasa sönük kalmış bile denilebilir. En büyük problem de albümün ne söylemek istediğini bilmiyor oluşu... Ama ‘Donda’ Billboard’da bir numara olmayı başardı bile. Yapımcı şirket Def Jam’in verdiği bilgiye göre ilk gün 180 milyonluk dinlenme rakamına ulaştı. Drake’inse dijital dünyanın kralı olduğunu herkes bilir. İlk hafta sonuçlarını 13 Eylül’de alacağımız yeni albümünün de rekor kıracağı söyleniyor. Bana sorarsanız bir başyapıt olmasa da müzikal olarak Drake’in ‘Certified Lover Boy’u için daha iyi derim. Dinleyip karar vermesi sizden.

Yazının Devamını Oku

Davulcuya şarkılı veda

Rolling Stones’un efsanevi davulcusu Charlie Watts geçen günlerde aramızdan ayrıldı. Watts’ın ölümünden kısa süre önce yayımlanan ‘Living in the Heart of Love’ teklisi grubun 1981 tarihli ‘Tattoo You’ albümünün 40’ıncı yılı şerefine çıkacak özel edisyonda yer alıyor. Şarkı yeni düzenlemesiyle grubun o yıllarını yorumlayışına iyi bir örnek denebilir.

Gitaristlerin, solistlerin adı daha çok bilinir ancak 60 yıla yakın bir süredir kendini güncel tutup dünya turneleri yapan, yeni şarkılar üreterek ayakta kalan bir klasik rock grubunun davulcusu üzerine özel olarak konuşmak gerekir.

Charlie Watts, Rolling Stones içinde söylendiği üzere grubun ‘makine dairesi’ydi. Watts’ın içindeki metronom, grup matematiğini oluşturmasa, şarkıda oluşan her boşluğu doldurmak yerine o boşluklara alan açan stili olmasa Rolling Stones’un kendine has sound’undan söz etmek gerçekten zor olurdu.

Bu nedenle geçen günlerde 80 yaşında, huzurla aramızdan ayrılan Rolling Stones davulcusunun kaybı bir devrin kapanışını simgeliyor. Bir çözüm bulup canlı çalmaya sonuna kadar devam edeceklerine inanıyorum ancak hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı da kesin.

Living in the Heart of Love (Tekli)
Rolling Stones

Yazının Devamını Oku

Her daim iddialı

Kenan Doğulu ‘Bumaya’ gibi iddialı bir parçayı yayımlamak için pandemi yasaklarının gevşemesini bir yıl kadar bekledi. Kısa, net, nokta atışı bir şarkı olmuş ‘Bumaya’. Ayrıca videosu da çok başarılı.

Bumaya (Tekli)
Kenan Doğulu
Doğulu Ses

Kenan Doğulu’nun 2018 tarihli ‘Vay Be’ albümünden sonra yaptığı ‘Bizimdir’ teklisi pandemi ruh halini yansıtan, birleştirici ve güçlü bir ‘balad’dı. Ardından geçen yıl  ‘Rakkas’ yorumu ve albümden ‘Yosun’un remiksiyle ortamı hafiften hareketlendirdi. ‘Bumaya’ gibi iddialı ve nokta atışı bir parçayı yayımlamak için pandemi yasaklarının gevşemesini bir yıl kadar bekledi.

SONUÇ PIRILTILI OLDU

Şarkıyı en doğru haline getirene kadar hem söz hem beste aşamasında Ozan Bayraşa, Umur Doma ve Onurr gibi rüştünü ispatlamış müzik insanlarıyla işbirliğine giren Doğulu, dijital dünyanın beklentileriyle Kenan stilini buluşturmayı başarmış. Tam bu noktada, şarkının oluşumu sırasında yerinde yönlendirmeler yaptığını düşündüğüm Ozan Bayraşa’nın formülü tıkır tıkır çalışmış. Ses efekt tasarımı, Emre Kıral’ın miks ve mastering’i, Dolby Atmos miks derken ortaya modern ve temiz bir sound çıkmış; kısa, net, nokta atışı bir şarkı olmuş ‘Bumaya’.

Kenan Doğulu ‘Bumaya’da, Kerimcan Durmaz ve Zeynep Bastık’a çektiği videolarla öne çıkan ödüllü yönetmen Ecem Lawton’la bir araya geldi. Bu sayede de Los Angeles’taki Le Chateau Rose’da, bir Edgar Allen Poe öyküsünden yola çıkarak yaratılan görsel dil ve teatral üslupla çekilen iddialı bir videoya kavuştu.

Kostümler Fashion Week 2020’nin yaratıcı direktörü Guvanch Agajumayev’in imzasıyla tasarlandı. Koreograf olarak Dua Lipa ve Beyoncé videolarından tanıdığımız Marvin Brown’la çalışıldı. Diğer bir deyişle şarkının duygusunu derinleştirecek görsel bir anlatım için epey emek verildi, kapsamlı bir prodüksiyona girişildi. Ama sonuç pırıltılı oldu. ‘Bumaya’, bu yazın kalanında ve bundan sonraki yazlarda, tüm Kenan Doğulu istek listelerinde başa oynayacaktır diye düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Doğru izleri takip etti

Duygusuyla, tekniğiyle iyi bir şarkıcı olan Hande Mehan’ı çoğumuz Cem Adrian’la birlikte seslendirdiği ‘Sen Benim Şarkılarımsın’ parçasıyla tanıdık. Kariyerinde emin adımlarla ilerleyen şarkıcı geçen hafta söz ve müziği kendisine ait olan yeni teklisi ‘Olamam’ı yayımladı. Çok seveceğinize inandığım şarkının klibinde de gelin ve damat rolünü Mehan’ın anne ve babası oynuyor.

Yirmili yaşlarının ortasında birçok şarkı yayımlamış; önemli eşliklere, güçlü cover’lara imza atmış bir isim Hande Mehan. Henüz dinlemediyseniz tüm kataloğunu gözden geçirmenizi tavsiye ederim. Şayet duygusuyla, tekniğiyle ne kadar iyi bir şarkıcı olduğunu anlamak isterseniz ‘Kırılsın Ellerim’ ve ‘Bir Kızıl Goncaya Benzer’ teklilerinde sadece vokalden oluşan yorumunu dinleyin.

Aslında Hande Mehan’ı YouTube’da yayımladığı ‘Sen Beni Güzel Hatırla’ şarkısıyla tanıdık ancak geniş kitlelerle buluşması Cem Adrian’la birlikte seslendirdiği Gündoğarken’e ait ‘Sen Benim Şarkılarımsın’ vesilesiyle oldu. Bir yandan Cem Adrian etkisi, öte yandan şarkının ‘Masumlar Apartmanı’nda kullanılması hem Spotify hem de YouTube’da 40 milyon dinleme/izleme rakamına ulaşmasını sağladı. Bu arada ‘Sen Beni Güzel Hatırla’nın YouTube’daki videosu da 20 milyon kez izlendi.

Buradan çıkarılacak en önemli sonuç, doğru kişinin müziğini sahiplenip prodüktörlüğünü yaptığınızda, kendi kitlenizle tanıştırırken uygun bir müzikal dil seçtiğinizde sonuç güzel oluyor. Bu nedenle Cem Adrian’ın örnek olmasını isterim. Hem ‘Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun’, ‘Kum Gibi’, ‘Bu Yollar Hep Sana Çıkar’ gibi şarkılarda yapılan başarılı düetlerle hem de Mehan’ı konserlerine konuk alışıyla yeni bir ismin kariyerine on numara bir katkı sağladı.

Hande Mehan’a dönecek olursak; geçen yıl ‘2020 Model Murathan Mungan’ albümünde bir yorumuyla yer almıştı sanatçı. Bu yıl haziranda yayımlanan teklisi ‘Dökül İçime’ sound açısından anaakım poptan beslenirken son derece yenilikçi fikirler de barındıran bir işti. Bu anlamda onun devamı olarak gördüğüm son tekli ‘Olamam’ı intro’dan başlayarak bütünüyle seveceğinize eminim. Sözü ve müziği kendisine ait şarkının videosunda gelin ve damat rolünüyse kendi anne ve babasına vermiş Mehan.

MANGA İÇİN YENİ BİR DEVİR

‘Kırıla Kırıla’nın maNga açısından belki de en önemli özelliği bağımsız olarak yayımladıkları ilk şarkı oluşu. Kamp Records (VEYasin’in şirketi) ortaklığıyla çıkardıkları ‘Kırıla Kırıla’ aracılığıyla maNga Music’in bağımsız yapımcılığına da ‘hayırlı olsun’ demiş olalım. Bir diğer dikkat çekici taraf, parçanın tüm süreçlerini Türk hiphop âleminin şahsına münhasır ve öncü karakterlerinden, yaratıcı müzisyen VEYasin’le üretmiş olmaları... Ben ortaya çıkan sonucu çok başarılı bulduğumu belirtmek isterim. VEYasin’le maNga’nın müzikal vizyonlarının uyum sağlayacağını tahmin ediyordum. Ancak bunu bir şarkının versiyonu üzerinden (veya VEYasin’in ‘Hey Douglas’ kimliğiyle) değil ortaklaşa gerçekleştirilmiş olmalarına ayrıca sevindim. Şarkının prodüktörlüğünü üstlenen VEYasin söz ve müzik aşamalarında da Ferman Akgül ve Yağmur Sarıgül’le birlikte çalışmış. Sözün kısası Ankara rüzgârı gerçekten bir başka esmiş ‘Kırıla Kırıla’da. Parçanın görsel dili için bir grafiti yapan High Hero, konsept fotoğrafları çeken Fethi Karaduman, 4K çözünürlüğünde ve şarkı sözlerini içeren videonun yönetmeni Osman Tendürek şarkının ruhunu tamamlamış. Beni heyecanlandıran ve ticari başarısına kesin gözüyle baktığım bir şarkı olduğu gibi bugünün maNga’sının köklerine de şahane bir selam...

Yazının Devamını Oku

Global ‘sır’rın peşinde

Hepimizi derinden üzen orman yangınları nedeniyle sessiz sakin bir şekilde yeni teklisi ‘Sır’ı yayımlayan Aleyna Tilki’nin yüzünü global piyasalara çevirmesini çok yerinde buluyorum. Bu parçada ünlü müzisyen Diplo’yla çalışan Aleyna’nın benzer ‘sound’lardaki yıldızlara göre eksiği değil, fazlası var. Ama video prodüksiyonlarına ve dansçılığına biraz daha eğilmeli...

Aleyna Tilki ünlü müzisyen Diplo ile yaptığı yeni şarkısı ‘Sır’ı sosyal medyada bir video açıklama yaparak yayımladı. Ülkemizi derin üzüntüye boğan orman yangınları nedeniyle gündemi işgal etmek istemediğini ancak dijital dinleme platformlarının 72 saat önceden bilgilendirilmesi zorunluluğu nedeniyle bir şey yapamadığını, öte yandan videonun YouTube’a yüklenmesini ertelediğini açıkladı geçen hafta. Markasını bizzat yöneten Aleyna açısından doğru karardı.

Aleyna artık Türkçe sözlü şarkılarında da Diplo gibi global yıldızlarla çalışabiliyor. Dünyada benzer sound’ları benimsemiş ve ‘star’ bellediğimiz isimlerden hiçbir eksiği olmadığı gibi genç yaşında, zor koşullarda ‘yerel’ olmayı başardığı için ‘fazlası var’ diyebiliriz.

‘Sır’ın videosunda bir kır düğünü görüyoruz. Aleyna Tilki bir robotla evleniyor. Şahitlerse ünlü yüzler, Ersay Üner ve Cemal Can Canseven. Davetliler de Doğuş Çabakçor’un DJ’liğiyle coşuyor. Şarkı iyi, Aleyna’nın video fikirleri iç piyasa için yerli yerinde. Ancak global hedefleri için video prodüksiyonları yönünden biraz daha vizyoner olmalı diye düşünüyorum.

Ayrıca dansçılığı konusunda profesyonel destek alarak kendini geliştirmesi faydalı olacaktır. Sound açısından epeydir yazıp çiziyorum; yüzünü dünyaya döndüğü için onun adına mutluyum. Aynen devam.

YARATICI, RENKLİ, BENZERSİZ BİR İÇ DÜNYA...

İçinde derin hisler ve zaman zaman karanlık unsurlar barındıran retro dans sound’lu Jakuzi (Kutay Soyocak) yeni popun en değer verdiğim isimlerinden biri. Geçen hafta ortası iki şarkılık EP’si ‘Açık Bir Yara’yı dijital mecralarda yayımladı. Aynı adlı şarkının prodüktörlüğünü Kerem Brumend; ‘Hiç Işık Yok’unkini Maurizio Baggio üstleniyor. ‘Açık Bir Yara’ daha simgesel ve içedönükken ‘Hiç Işık Yok’ adının aksine bizi ışıklar içinde bir dans ortamına davet ediyor. Bildiğim şu ki Jakuzi gerçekten yaratıcı, renkli ve benzersiz bir iç dünyaya sahip. Şarkıları da o dünyayı anlamanız için açılan gizli geçitler gibi... Yaptığı işe o dünyanın bütününe hizmet edip etmediği yönünden bakarsak elimizdeki yeni Jakuzi EP’si dört dörtlük...

Açık Bir Yara (EP)

Yazının Devamını Oku

Z Kuşağı kılavuzu

‘Happier Than Ever’ adlı yeni albümünde daha olgun, daha cesur, daha özgür bir Billie Eilish’le karşı karşıyayız. Z Kuşağı’nın isyanlarını anlamak için onun anlattığı dünyaya vâkıf olmakta fayda var.

Billie Eilish’in, mensubu olduğu genç kuşak üzerindeki etkisi sürüyor. Öte yandan yaşça büyük hayranlarının sayısı da hızla artıyor. Saç, makyaj, giyim kuşamda nasıl hoşuna gidenden yola çıkıyorsa müziği için de durum aynen öyle. Örneğin, sound’u minimal ve retro bir düzenleme estetiği var. Çağın önerdiği, klişe dijital altyapılara sarılmıyor. ‘Happier Than Ever’da bossa nova’dan kilise orglarına, eski usul vokallere uzanabiliyor. En önemlisi, hiçbir mecburiyeti yokken bir albüm insanı olma tavrını sürdürüp daha önce tekli olarak paylaştıklarıyla birlikte 16 şarkılık bir sanat ürünüyle karşımıza çıkabiliyor.

BİR GENÇLİK İDOLÜ...

Albüm adındaki gibi ‘hiç olmadığı kadar mutlu’ oluşundan mı bilmem ama ‘Happier Than Ever’da daha olgun, daha cesur, daha özgür bir Billie Eilish’le karşı karşıyayız. Kim ne der diye düşünmeden bir gençlik idolünün yaşam yolculuğunu şarkılarıyla ustaca aktarmayı başarıyor. Dijital çağın kalabalığında yıldızlık yolunun samimiyetten geçtiğini gösteriyor.

Albümün açılış şarkısı ‘Getting Older’da sırrını açıklamış: Genç bir kadın ama yaşlı bir ruh olarak önüne çıkan yanlış insanları daha iyi ayırt ediyor artık. Bence Z Kuşağı’ndan zeki, özgür ruhlu, şahsına münhasır evlatlarımızın kimi isyanlarını anlamak için Billie Eilish’in ve paralel bir yolda gördüğüm Lana Del Rey’in anlattığı dünyaya vâkıf olmakta fayda var.

‘Happier Than Ever’ her yönüyle güçlü bir albüm. 2021’in heyecanla beklenen albümü olma durumuna enfes bir cevap vermiş. ‘Lost Cause’, ‘My Future’, ‘Therefore I Am’, ‘Your Power’ ve albüme adını veren şarkıdan başlayabilirsiniz. Ben ‘I Didn’t Change My Number’ ve ‘Billie Bossa Nova’yla ilk dinleyişte özel bir bağ kurdum ama bütüne ve bütünlüğüne şapka çıkarıyorum.

DÜNYAEVİNDEN NAKLEN

Zeynep Bastık’ın uzun süredir yol arkadaşı olan Tolga Akış’la 7 Temmuz’da arkadaş arasında güzel bir partiyle evlendiğini duymuş, görmüşsünüzdür. Bastık sözü, müziği ve düzenlemesi Serhat Şensesli’ye ait olan yeni şarkısının video yönetmenliğini eşi ve prodüktörü Akış’a teslim etti. Videoda Akış’ın bizzat çektiği düğün görüntülerinin yanı sıra yine düğünde Zeynep Bastık’a sürpriz olarak izletilip mutluluktan ağlamasına neden olan anlar ustalıklı ve samimi bir kurguyla bir araya getirilmiş. Tolga Akış’a bu fikir ve uygulama için tebriklerimi sunarım. Yeni nesil bir pop yıldızının sürekli yeni şarkı üretip belirli bir kalite seviyesini koruma zorunluluğunun yanı sıra gerçek yaşamını samimiyetle estetize etmesinin ne denli önemli olduğunu gösteriyor. Bunu 90’lar ve 2000’ler boyunca görmemiz olası değildi.

Yazının Devamını Oku

Yeniliklere akış zamanı

Burcu Güneş kariyeri boyunca şarkıları, ‘torna tezgâhından çıkmış ticari şarkılarla’ karıştırılmasın diye sınırlarını sert çizdi... ‘Yaramaz’ teklisinde dinleyeni kısa sürede motive eden bir hisse odaklanmış. Neredeyse tamamı nakarat olan, akılda kalan bir şarkı.



Çağ ‘Durmadan üret ve paylaş’ diyor demesine ama esas önemli olan yaptığınız şarkıların kuşaklar boyu dinlenebilmesi değil mi?

Dijital âlemde uzun vadeli var olmak için bu böyle, emin olun. Bu noktadan hareketle, pek yakında yeni albüm müjdesi verecek Burcu Güneş’in, 90’ların o şahane şarkı kurgusunu da gözeterek modern sound’lara doğru bir akış içinde olduğunu görüyorum. Ben bu seçimi çok sağlıklı bulanlardanım.

‘Yaramaz’ teklisinde dinleyeni kısa sürede motive eden bir hisse odaklanmış. Neredeyse tamamı nakarat olan, akılda kalan bir şarkı. Burcu Güneş kariyeri boyunca şarkıları, ‘torna tezgâhından çıkmış ticari şarkılarla’ karıştırılmasın diye sınırlarını sert şekilde çizdi. Bu da içindeki, cıvıl cıvıl ve cesur olabilecek Burcu’yu bir miktar engelledi. Şimdi dijital platformların algoritma beklentilerine az daha yaklaşan bu şarkı üzerinden şunu söyleyeyim: Güneş, güçlü şarkılar üretme konusunda sıkıntısı olmadığından düzenlemelerde güncel sound’lara daha kararlı göz kırpabilir. ‘Yaramaz’ için de Türkçe olmayan bir rap kalıbının yerine; bilinen bir isimle Türkçe rap (trap) feat’i de düşünebilirdi. Orkestra solistliği terbiyesinin üstüne doğru şarkılar koyan birinin farklı sound’lar denemek hakkıdır. Ve çağ da öyle bir çağ...

TAŞ PLAKLARIN KRALİÇESİ

‘Tango ve taş plak tadında billur bir ses’ dendiğinde aklıma gelen özel bir yorumcu olmasının yanı sıra bir ‘ruh hali daveti’dir Sema Moritz şarkıları. Ağırlıklı olarak aşk acısının karanlık dehlizlerine girer.  ‘Lacivert’ de o ruh halindekiler için uygun bir şarkı. Sözü ve müziği Emre Aksu’ya ait, eserin düzenlemeleriyse Erdinç Şenyaylar’a. Müzik sektöründe herkesin sevgi ve saygısını hak etmiş olan rahmetli Hasan Saltık’ın beğendiği ve Moritz’i, yayımlamak üzere ikna ettiği bir şarkı oluşu da, bu tekliye ayrı bir özen göstermemizi gerektiriyor. Seyyan Hanım’ın efsanevi ‘Hasret’ini modern imkânlarla okuyup kaydeden ve büyük bir esere kıymet katmayı başaran Sema’yı bu şekilde tanıyanlar oldu. Nedeniyse kendisinin ‘Hasret’ yorumunun ‘Hekimoğlu’ dizisinin can alıcı bir sahnesinde kullanılmış olmasıydı. Bence bu durum Moritz için hem avantaj hem de risk oluşturdu. Çünkü kimi gençler ne yazık ki daha önce Sema adıyla ve ‘Efsane Hanımlar (Ekho)’ albümünde okuduğu taş plak tadındaki eserleri Sema Moritz şarkısı olarak biliyor ve bundan sonra ne yaparsa yapsın o şarkılarla kıyaslanacak.

Yazının Devamını Oku

Dans edin ve kafayı boşaltın

Shakira’nın 2017’den bu yana çıkardığı ilk şarkısı ‘Don’t Wait Up’ yerinden kalkmayı reddeden birini dans etmeye ikna edecek nitelikte. Kendin için bir şeyler yapmaktan, kaygılardan sıyrılmaktan söz eden şarkı hem pandemi hem de yaz ruhunu yakalamayı başarıyor.

Shakira “Şarkıyı kaydetmek için stüdyoya girdiğimde yaza damga vuracağına, gelecek kaygısından sıyrılıp dans edeceğim günlerin yakın olduğuna inanmıştım” diyor ‘Don’t Wait Up’ için. Varyantlar ve dünya genelinde bir inip bir çıkan pozitif vakalar sebebiyle COVID-19’u zihnimizden çıkaramasak da Shakira haklı sanırım. En azından önlemimizi alıp eğlenirken zihnimizi özgür bırakmayı denemeli ve gelecek güzel günlere inanmayı sürdürmeliyiz.

Aradaki işbirlikleri ve parçası olduğu projeleri saymazsak 2017’de yaptığı ‘El Dorada’ sonrası ilk ve 2016 tarihli ‘Try Everything’ sonrası ilk İngilizce sözlü Shakira şarkısı ‘Don’t Wait Up’. Kendin için derhal bir şeyler yapmak ve akışına bırakıp kaygılardan sıyrılmaktan söz eden şarkı hem pandemi hem de yaz ruhunu yakalamayı başarıyor. Güçlü davullarla başlayan şarkıya sert syhthesizer’lar eşlik ediyor. Yaza damga vurup vurmayacağını bilmem ama mevsimlik DJ çalma listelerinde yer bulursa çalana puan getireceği kesin. Çünkü yerinden kalkmayı reddeden birinin dans etme kararı almasına yardımcı olacak denenmiş bir matematiği var.

Siz de havaya girmek istiyorsanız ‘Don’t Wait Up’ın Kanarya Adaları’nda çekilen videosunu izleyerek başlayın işe. İster şahane dans koreografilerine ve ortama isterseniz de Shakira’nın sörfüyle dalga peşinde koştuğu anlara odaklanın. Yeter ki bir şarkılık süre için de olsa kafanızı boşaltmayı başarın.

SEKSENLER BİLİMKURGUSU

Bastille, ‘Distorted Light Beam’ teklisi öncesi yayımladıkları bir dizi fütüristik tanıtım videosuyla yeni bir dönemin eşiğinde oldukları hissini vermişti. Şimdi yeni teklileri ‘Give Me The Future’da kendi geleceğini bugünden isteyen Bastille, ilginçtir ki bunu sound olarak 80’ler etkisinde bir şarkıyla başarıyor. Sözlerin alt metninden anladığımız sonsuz olasılıkla bağ kurmanın mümkün olduğu ve keşiflerin orada bir yerde sadece bizi beklediği... Son stüdyo albümleri ‘Doom Days’i 2019’da yayımladıktan sonra geçen aralıkta ‘Goosebumps’ EP’siyle sürpriz yapan grup şubat ayında bir Bastille belgeseli diyebileceğimiz ‘ReOrchestrated’ ile geldi. Belgeseldeki ana mevzu şarkılarının 50 kişilik orkestra ve koroyla icrası üzerinden Bastille’in kariyer yolculuğu (Amazon Music).

Yazının Devamını Oku