Şarkılara bak, konsepte takılma

Hande Yener’in yeni albümü ‘Carpe Diem’i incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ama keşke ‘konsept’e fazla takılmak yerine 20 yıllık başarılı kariyerinin gerçek mucizesinin sadece kendisi olduğunu unutmasa ve yeniliği ‘dışarda’ aramasa...

Şarkılara bak, konsepte takılma
Hande Yener dünya trendlerini yakından takip etti, etkilendi, denedi; kimi zaman başarılı oldu, kimi zamansa umduğunu bulamadı. Ancak kendisini Hande Yener yapan en önemli özelliği cesaretiydi ve sahip olduğu şöhretin hakkını verdi. Yaşadığı kafa karışıklıkları, düzenlemeleri ya da görsel tavrı açısından esinlenme sınırları dışına taşan seçimleri, kendini tekrar etmesi falan çok da önemli değil. Önemli olan kariyerinin 20’nci yılı şerefine ‘Carpe Diem’ gibi bir albüm yapabiliyor ve azımsanmayacak bir beklenti yaratabiliyor olması.

‘Carpe Diem’ 10 yeni şarkı içeren (son tekli ‘Bela’ dışında) Yener’in uzun süredir üzerinde Misha ve Berksan’la (Mete Özgencil’i de unutmayalım) çalıştığı ve pandemi koşulları nedeniyle ertelenen bir 20’nci yıl kutlaması.

Şarkılara bak, konsepte takılma

Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez

Albümle aynı adı taşıyan ilk video için Milano’ya giden, stilist Gabriele Papi’yle çalışan, Le Corbusier’nin meşhur şezlong sandalyesini kullanan, İtalyan bir model seçen ve sosyal medyada havalı şapkalarıyla konuşulan Hande Yener’e öncelikle söyleyeceğim şu: Bu görsel çağda dijital teknolojiler sayesinde oluşan sınırsız video fikri var. Görsel albüm dediğimiz şey de sadece styling, saç, makyaj ve aksesuarların ‘havalı’ olması anlamına gelmiyor. Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez, yönetmen Aytekin Yalçın’ın yaratıcı fikirlerini yansıtabildiği bir videoyu yeğlerdim.

İkinci olarak; Yener bir dönem İngilizce söz kullanmakla kazanabileceğine inandığı yurtdışı başarısının asıl sırrı olacak; ‘bizden’ unsurlar kullanmayı unutuyor. 1980’ler pop sound’uyla ya da çağdaş dans altyapılarıyla bizim ezgileri buluşturarak yeni bir Hande Yener sound’u yaratmak yerine Berksan ya da Mete Özgencil şarkılarına Misha tarafından falanca yabancı şarkıyı anımsatan altyapılar yazılmasına göz yumuyor. Belki bizzat öyle istiyor. Bence onun kıvamında bir müzisyenin aracıya ihtiyacı yok.

Üzüldüğüm nokta şu; tek tek incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ancak Hande Hanım ‘konsept’e gereğinden fazla takılıyor. Ya da 20 yılın gerçek mucizesinin sadece  ‘Hande Yener konsepti’ olduğunun farkında değil ki yeniliği ‘dışarda’ arıyor.

Dünyanın en başarılı kız grubu: BLACKPINK

Geçen yıl ne dünya ne de festival izleyicisi BLACKPINK fenomeninin henüz tam olarak farkındaydı. Büyük sahnelerin de yıldızı olmaları çok zaman almadı. Dört genç kadından oluşan grup güçlü vokal ve koreografisiyle kalabalıkları avcunun içine almayı bildi. BLACKPINK, K-pop’un sadece K-pop olmadığının ve anaakımı domine etmeye başladığının en önemli kanıtlarından biri.

Şarkılara bak, konsepte takılma

2020’ye ‘Sour Candy’de Lady Gaga’ya eşlik ederek giren grup karantinanın en zor günlerinde Kore’de ilk albümün şarkılarını kaydetmekle meşguldü. ‘The Album’ adını verdikleri ilk albümlerinin ilk teklisi ‘How You Like That’ marş kıvamında nakaratıyla büyük ilgi gördü. Hemen arkasından yayımladıkları ve Selena Gomez’in eşlik ettiği ‘Ice Cream’ adlı ikinci teklinin başarısıysa albümün etkisine dair güçlü işaretler veriyordu. Bu ayın başında beklenen albüm geldi. ‘The Album’ sekiz şarkısıyla iddiasının arkasında duracak gibi görünüyor. Cardi B’nin eşlik ettiği ‘Bet You Wanna’dan başlayarak keşfettiğinizde göreceksiniz ki korkusuzca eğleneceği günler geldiğinde dünyanın bu tip albümlere ihtiyacı olacak. Yeni pop çağının dinamiklerine ve dünyanın en başarılı kız grubuna yakından bakmak isteyenler kaçırmasın.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Doğduğu ‘bağımsız’ toprağa geri dönüyor

Kalben, ‘Perişahı’nın Kızı’ teklisiyle kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıyı bir baba-kız ilişkisi aracılığıyla anlatıyor. Şarkı ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Kalben’in ‘bağımsızlığının’ ispatı!


Kalben ile yeni teklisi üzerine konuştum ve yeni bir eşiğe geldiğini hemen anladım. Artık kendini daha özgürce ifade etmek istiyor. Dijital dünyanın zaten sunduğu bu olanağın yanı sıra pandeminin sonucu olarak yaşadığımız, en çok da sanatsal üretim yapan insanların ezberini bozan yeni dönem herkes için yeni kararlar anlamına geliyor.

Kendi babası ve tüm babalara...

Kalben artık şarkılarını bir müzik yapım şirketiyle değil bizzat yayımlama kararı almış. Şirketinin adı: Hoş Bir Seda. Hoş olan Seda Hanım, Kalben’in rahmetli anneciği. Şarkının kapak fotoğrafında Seda Hanım’ın çektiği bir ‘baba-kız’ fotoğrafı var. Kalben, ‘bu kubbede baki kalacak hoş sada’ya da böylece selam duruyor. “Annemin adı Seda olduğu için, onunla hatıra üretmeye devam etmenin bir yolu olarak bağımsızlığa dair adımlarımda sesinin olmasını istedim” diyor.

‘Perişahı’nın Kızı’ formu ve düzenlemesiyle farklı. Kalben’in ‘ozan kadın’ özelliğini öne çıkararak türküye yakın bir üslupla okunmuş, ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Yapılırken de hissedilmiş... Şarkıda Kalben’e divanıyla İsmail Elgün eşlik ediyor.

Türkiye’nin kadın meselelerine ilişkin hassasiyetini gerektiğinde aktivist bir tavırla ifade eden Kalben, şarkısında bir ‘baba/otorite’ figürü olarak üstün konumlanmış kişi ve kurumların açtığı yaralar ve kadın cinayetleri gerçeğiyle baş etme halinden ilham alıyor. Erkek egemen bir toplumda kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıları bir baba-kız ilişkisi üzerinden anlatıyor. Başta kendi babası, tüm babalara mektup yazıyor.

Özgürlükten söz etmişken Kalben’in bundan sonra kaydedeceği teklisi, sözleri tamamen İngilizce yazılmış ‘Hey Stella’ olacak. Parçanın düzenlemesi henüz bitmemiş  ama geçen günlerde Youtube’daki İpek Atcan’ın sunduğu ‘Sesini Aç’ programında ilk kez canlı olarak okudu şarkıyı. ‘Hey Stella’nın Kalben’in ağzından hikâyesiyse şöyle: “Şarkı aynı ağaçtan yapılmış bir gitar ve tekneden söz ediyor. Gitar tekneye âşık oluyor ama birlikte olmaları imkânsız. Satılabilir herhangi bir değere; maddeye, eşyaya, başarıya bağımlı olan birine âşık olmanın imkânsızlığını anlatmaya çalıştım.”

Dilerim bir sürü dilde şarkı söyleriz

Yazının Devamını Oku

Hazinesi disko topu

Efsane döndü, Kylie Minogue yeniden aramızda... ‘Disco’ adlı yeni albümü birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış. Albümdeki şarkılar size dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutturacak.



Nick Cave; nasıl sadece Avustralya’ya değil yerküreye ait bir kültürel hazineyse Kylie Minogue da aynen öyle. Ancak hazine olma durumunu sürdürülebilir kılma açısından Minogue’un işi biraz daha zor. Cave için, müzik endüstrisi trendleri zerre kadar önemli değil mesela. Hatta kendisinin hazine olma nedeni bu trendlerden uzak durmasıyla ilgili. Kylie ise yaşı ilerlerken o denli özgür değil. Beni etkileyen en son albümü ‘Aphrodite’ın üzerinden 10 yıl kadar geçmişken arada yaptığı country gezmesi ‘Golden’ gibi işleri görmezden geliyordum.

Onun da hazineye sahip çıkmak için yapması gerekenin, özündeki disko divasına dönerek yeni nesil şarkılar üretmesi olacağına inanıyordum.  Geçen günlerde ‘Disco’ albümünün ilk iki teklisi olma özelliğini taşıyan ‘Say Something’ ve ‘Magic’ sonrası Kylie’nin kayıt sürecinde olduğu karantina günlerinde iç dünyasına daldığı ve oradaki cevheri çıkardığını hemen anladım. Bu cevher; dünyanın içinden geçtiği karanlık dönemle Kylie usulü baş ederken diğer yandan sanatçının kariyerine yeni bir ivme kazandırabilirdi. Ticari sonuçlarını bilemem ancak ‘Disco’ albümünün bu ihtiyaca net bir yanıt verdiğini sevinerek görüyorum.

Bu disko modern ve olgun

Birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış şarkıları; temeli 70 ve 80’lere dayalı; ‘modern ve olgun disko’ diyebileceğimiz sound’uyla derin bir nefes aldırıp dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutmamızı sağlayacak bir albüm olmuş.

Kylie’nin pozitif dalgalar yayan samimi ve ölçülü ‘Disco’su hem disko kraliçeliğini sürdürmesine hem de kariyerinin bu döneminde haklı bir başarı kazanmasına vesile olacak gibi.

Yazının Devamını Oku

Özgüveni yüksek, tek bir şarkı gibi

Ariana Grande’nin son albümü ‘Positions’, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği. Bu albümde sanatçı, son 10 yılının özetini yapmış gibi. İçinde hem sanatçıyı bugünlere taşıyan müzikal unsurlar hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar var.


Karantinanın ilk döneminde müzisyenlerin uzaktan eşliklerle cover’lar kaydetmek ya da sosyal medyadan ev tipi performanslarla öne çıkmak gibi seçimleri oldu. Ancak Grande, Justin Bieber’la mayısta yayımlanan teklileri ‘Stuck With U’da yepyeni bir şarkıya imza atıp 10 günde 40 milyon civarı izlenmeye ulaştı YouTube’da. ‘Kapıyı kilitle ve anahtarı dışarı fırlat; sadece ikimiz kalalım!’ diyen bu aşk şarkısı zamanın ruhunu yakalamıştı.

Aynı dönemde Lady Gaga’nın ‘Chromatica’ adlı enfes geri dönüş albümünde ‘Rain On Me’ adlı lokomotif şarkıya eşlik eden Grande; dört yıl önce Manchester konserindeki bombalı saldırıda hayranlarının ölümüne tanık olmuş; bir yıl sonrasında eski eşi ve ortağını kaybetmişti. Bu nedenle Lady Gaga’nın travmatik hayatıyla bu ortaklık üzerinden kurduğu duygusal bağ iyi sonuç verdi. Birlikte ‘Hayat karanlıktan doğar’ dediler. Şarkı yazın kendinden söz ettiren işlerinden biri oldu.

Grande’nin yeni albümünün çıkış şarkısı ‘Positions’ ise seçim iklimindeki ABD’de, sanatçının Donald Trump’a karşı duruşunu da netleştirdi. Sadece kadın olmanın bile Trump’a karşı durmak için yeterli olduğunu söylüyor gibiydi Ariana Grande. Herhangi bir kadının mevcut yönetimden çok daha başarılı olacağını vurguluyordu albümde.

Sound olaraksa Lady Gaga’yla yaptıkları ‘Rain On Me’den daha sade, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği olan ‘Positions’, bir diğer ‘kadın muhalif’ şarkıcı olan Demi Lovato’ya ait ‘Commender In Chief’le birlikte Beyaz Saray’ın tozunu attırdı.

Grande’nin üç yıl içindeki üçüncü, toplamda altıncı stüdyo kaydı olma özelliğine sahip ve ilk teklisiyle aynı adı taşıyan albümünün geneline baktığımızda ne görüyoruz? En genel tanımıyla son 10 yılının özetini yapmış Grande. İçinde onu hem bugünlere taşıyarak var eden müzikal unsurlar mevcut hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar... Hafiften ‘funky’ bir albüm olan ‘Sweetener’dan daha tutarlı, ‘Thank You, Next’ten ise daha az dağınık bir albüm. Ariana Grande’nin kendini ispatlamasını gereksiz kılan şöhretinden bekleneceği üzere her yönüyle profesyonel bir pop-R&B yapıtı. Bütünü dinlediğinizde belirli bölümlerinde ilginizi yükseltip belirli bölümlerde sizi dingin bırakan; başka bir işle meşgulken de ilginizi yüksek tutacak tek bir şarkı gibi.

İç huzurunu arıyor

Yazının Devamını Oku

Kutlama mı erken final mi?

‘Acı’ ile başlayan dört EP’lik serisinin son halkasını bekliyorduk ama Sıla’dan bir tekli geldi. Kariyerinin 13’üncü yılında yayımlanan ‘İnandım’ bağımsız bir Sıla teklisi olarak düzeyli bir kutlama. Eğer serinin acele edilmiş bir finaliyse üzücü.

Sıla geçen yıl martta yayımladığı ‘Acı’ gibi üç EP daha yayımlayacaktı. Bu hareketi, dijital racona uygun ve akıllıca bulmuştum. Çünkü albüm bütünlüğünü dört bölüm halinde ve en güzeli, dört ayrı gündem yaratarak sağlayacaktı. Her bir EP’nin adı birleştiğinde ortaya bir cümle çıkacaktı. Ben kendisinin ‘Acı’yla başladığı bu cümleyi iyileşmeyle bitireceğine inanıyordum. Zor günlerin üstesinden gelmek için zamana güvenmek gerekiyordu.

Mümkünse açıklasın

‘Acı’nın devamı nitelikli ikinci EP’si ‘Meşk’te müziğin terapi etkisinin o müziği üreten ya da ileten kişi için de geçerli olduğunu gördüm. Diğer bir deyişle Sıla kötü günleri bir nebze geride bırakıp meşk etmeye başlamıştı. EP’den ‘Karanfil’ yaz şarkısı gibi görünse de akustik ruha ve güçlü bir nakarata sahipti, ticari başarı yakalamakta zorlanmadı.

Sıla’nın yeni çalışmasının 23 Ekim’de yayımlanacağını biliyorduk. Zira bu tarih kariyerinin 13’üncü yılını kutlayacağı tarihti. Öte yandan serinin üçüncü EP’sini bekliyorduk ancak öyle olmadı. Sıla, ‘İnandım’ adlı tekliyle geldi. Öncelikle cümle tamamlayan dört EP’lik seri havlu mu attı, ‘İnandım’ bir erken final mi onu öğrenmek isteriz kendisinden. Mümkünse sosyal medyasından bir açıklık getirsin.

13 yıl önce ilk albümünün ‘selam’ yazısına “İçinde inandığın yola varacağına dair bir güç varsa sakın vazgeçme, çünkü bundan vazgeçmek kendinden vazgeçmek demektir” yazan Sıla ‘İnandım’ın sözlerindeyse “Bugün iyi bi’ yerindeyim hayatın / Kırılmış olabilirim/ Dökülmüş olabilirim / Mevsimlerden kış öncesi bi’ baharın... / Durulmuş olabilirim / Üzülmüş olabilirim / Toplarım.../ İnandım sonuna kadar...” diyor.

Müziğinde Efe Bahadır, düzenlemesinde Ozan Bayraşa imzası olan ‘İnandım’ın videosuysa Bodrum’dan ve Bedran Güzel’in gözünü Sıla’dan almadan çektiği bir iş yine... Bağımsız bir Sıla teklisi olarak baktığımda düzeyli bir kutlama. Eğer acele etmiş bir finalse üzücü.

YILLARA MEYDAN OKUYAN ENERJİ

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil bir popülerlik

Mabel Matiz’in yeni teklisi ‘Toy’ sanatçının ‘pişme’ yolunda olduğunu anlatıyor. Bana göreyse Matiz; şarkıları, albümleri, videolarının hikâyesiyle kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

Bir gerçek varsa o da Mabel Matiz’in kariyer çizgisi boyunca hep daha cesur ve iddialı işlere imza attığı. Bunu sansasyon peşinde koşmadan, derinleşip kendini arayarak, bulduğunu anlatarak yapıyor. Şarkıları, konsept albümleri, özen gösterdiği videolarının hikâyesi ve görsel dili, kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

‘Toy’un bizzat yazdığı sözlerinde Sufi mutasavvıfların izini süren bir ‘ham’lığa gönderme yapıyor. ‘Hallarım toy ama/Sevdadır çiçeğim/Açmadım ki daha/Kendimden geçeyim/… Yol benim yüreğim/ Yol verin gideyim’ dediğinde ‘pişme’ yolunda olduğunu anlıyoruz. İnsanın kendini bulması için gereken kuvvetin özde olduğunu bir kez daha söylüyor Mabel Matiz. Şarkının bestesine Mabel Matiz’le birlikte imza atıp aynı zamanda müzik prodüktörlüğünü üstlenen DJ Artz’a da dikkatinizi çekmek isterim. Çok başarılı olmuş parçalarının gizli kahramanı... Sadece beat’ler yazan bir hiphop DJ’i olmadığını ‘Toy’da daha net görüyoruz. Hem Mabel’i hem de DJ Artz’ı bu sinerjiye inandıkları için tebrik ederim. Sonuç başarılı.

‘Toy’un mesajıyla bütünleşip güçlü bir görsel hikâye anlatan yönetmen Osman Özel’in katkılarını unutmamak gerek. Elektronik altyapıya sahip ilahi duygusu yaratan bir şarkıya modern zikir imgeleri katmış, etnik unsurları beslemiş. ‘Yücelik’ vurgusunu detaylar, geniş alanlar ve drone kamerası yardımıyla gerçekleştirmiş. Sözün kısası ‘Toy’, olgun bir ekip çalışması, söyleyecek sözü olan bir şarkı.

SİHİRLİ BİR ŞARKI

Lana Del Rey hem sofistike hem gerçek, hem samimi hem derin şarkılar yazıyor. Albümleri bir bağlam üzerine gelişiyor. Son albümü ‘Norman Fu….g Rockwell’ bana göre bir başyapıttı ve Del Rey’in Amerika’nın en iyi çağdaş kadın şarkı yazarlarından olduğunu kanıtladı. ‘NFR’nin nostaljik radyolardan çalıyor gibi duyulan ve kederli olduğu kadar pozitif hisler geçiren şarkıları insan gibi yaşamaya çalışırken aldığımız yaralardan ve özgürlük arayışımızdan söz ediyordu. Kendine has vokaliyle caz, psikedelik rock, trip hop gezmeleri yapıyordu. Duygusaldı ve dinleyeni buna inandırıyordu.

Şimdi bir sonraki albümü ‘Chemtrails Over The Country Club’ın tadım gününü yaparak ilk tekli ‘Let Me Love You Like A Woman’ı yayımladı. Sevinerek görüyorum ki Lana Del Rey artık ‘NFR’deki çizgisinde yürüyecek. Yine Kaliforniya hikâyeleri dinleyeceğiz ve Del Rey kamyonetiyle tepelerden, vadilerden geçip gördüklerini anlatacak. Yeni tekli bu anlamda ‘NFR’ye girecekken dışında kalmış bir yedek gibi görünüyor sanmayın. Zaten Lana Del Rey de bu parçanın kendisine heyecan verdiğini ve albümle ilgili bir sihir yarattığını belirtiyor.  Jack Antonoff’un piyano ve gitar tınıları, fısıldayan geri vokaller, davuldaki fırça baget dokunuşları ve Del Rey’in hüzünlü sesi güçlü bir şarkıda birleşmiş.

Yazının Devamını Oku

Dünyaya heveslenme biçimi yeni nesle ilham veriyor

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkıdan oluşan ‘Dünya Heveslisi’ kaydının tadı damakta kalıyor. İlki, düzenlemesi güçlü, 1990’ları sahiplenen bir şarkı. İkincisiyse içe dokunan bir balad. Dinledikçe rüştünü ispat ediyor.

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkısı damakta kalan tadıyla ‘Keşke albüm olsaymış’ dedirtiyor. Bu dijital racona uygun işlerden geri kalmadan ‘albüm insanı’ olma tavrını koruyabilen müzisyenlerde ve ne yazık ki artık nadiren rastlanır bir durum.

‘Dünya Heveslisi’ndeki iki parçadan ‘Datlım Gıymatlım’, Ceyl’an Ertem’in hem cover’larını söyleyerek hem de bir mentor olarak beslendiği Sezen Aksu’ya ait. Ceyl’an’ı Sezen Aksu’nun vârisleri sıralamasında kendine haslığı ve çizgisiyle en tepeye koyuyorum. Aksu’nun da buna bir itirazı olacağını sanmıyorum.

Düzenlemeyle kotarılmış...

‘Datlım Gıymatlım’ın en önemli özelliği dinler dinlemez 1990’ların Sezen Aksu’sunu anımsatması. Esas kıymetiyse o yıllardan medet ummak yerine döneminin ruhunu sahiplenip çıtası yüksek ve güçlü bir düzenlemeyle kotarılmış olmasında. Tam bu noktada düzenleme ve miksin altına imzasını atan Serhat Şensesli’ye hakkını teslim etmek gerek. Müzisyen bir aileden gelen, özellikle de babası Ruhat Şensesli’nin (Yıldız Tilbe’nin sözlerini yazdığı ve bana göre en iyi Tarkan şarkısı olan ‘Kış Güneşi’nin bestecisi, Laço Tayfa ve İBB Kent Orkestrası’ndan bildiğimiz basgitarist) genetik mirasına layık bir prodüktör/müzisyen olduğunu gösteriyor.

İkinci parçanın düzenleme ve miksiyse Yelda Karataş’ın şairane sözleriyle ve Ertem’le birlikte besteyi yapmış Cenk Erdoğan’a ait. İçe dokunur bir balad ve Alanson’un ‘Yalnızlık Ömür Boyu’suna selam çakarak ‘Yalnızlık Ölüm Boyu’ adıyla hemen merak uyandırıyor. Dinledikçe de rüştünü ispat ediyor. En güzeli, iki ayrı telden çalsa da ‘Datlım Gıymatlım’la oluşturduğu bütünlük. İki şarkılık tekli de yapsa bu bütünlüğe dikkat eden de kalmadı. Sözün kısası, Ceyl’an Ertem’in dünyaya heveslenme biçimini yeni nesil için ilham verici buluyorum.

ANADOLU RAP’E DOĞRU...

Eypio, diğer adıyla Apo, Burak King’le yaptıkları ‘Günah Benim’le iddialı bir başlangıca imza atmıştı. Başlangıç dediğime bakmayın, kendisi hiphop âlemimizin bildiği, tanıdığı ‘ağabey’lerden biridir aslında. Diğer bir deyişle ‘Günah Benim’ onu yeraltından çıkarıp popüler isimlerin şarkılarına eşlik etmesi için peşinde koştukları bir konuma taşıdı. Bu durumun müzisyenliği ve kariyeri açısından olumlu etkileri olduğu gibi sırtına yükledikleri de oldu. Ancak Eypio dünkü çocuk değil. Onun için en riskli alanın ‘arabesk rap’in melez olamayan ‘piyasa’ tavrı yerine arabeskten beslenen özgün bir Anadolu rap sound’u yaratmak olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Kendisinin patronu Ben Fero

Yeni EP’siyle acemilik döneminde yaptığı bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrilmiş. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak doğru bir adım bu.


Ben Fero adıyla tanıdığımız Ferhat Yılmaz müzik kariyerinin başında rap stili, vücut geliştirme merakı, fenomen ve ünlü rap’çi arkadaşları hatta ‘Demet Akalın’ isimli şarkısının videosunda Demet Akalın’la birlikte rol almasıyla kazındı aklımıza. Konserleri doldu taştı. Khontkar’la ‘Jenga’sı ilgi gördü. Ezhel, Ceza ve Killa Hakan’la birlikte yazdığı sözlerle kendilerini hedef alan Norm Ender’e karşı saf tuttu. ‘Orman Kanunları’ albümünden sonra ‘Arkadaş’ı yaptı. Demoları, feat’leri hep çok ilgi görü.

Az arabeskli trap

Ben Fero, farklı bir karakter. İzmir-Atlanta usulü, az arabeskli trap yapıyor. Heceleme stili başta garipsenmiş olsa da bu onun alameti farikası. Böylece konserlerde kendisine eşlik etmesi de kolay olmuştu, ki bu da çok sevilme nedenlerinden biri. Hayran kitlesiyle sosyal medyada çok güçlü; röportaj vermiyor, pek ortalarda gözükmüyor. Rap yapma heveslisi gençler için farklı bir yol öneriyor.

Ticari tutumu da net. 2018’den beri tüm çalışmalarını kendi yayımlıyor. Menajerlik müessesesinden uzaklaştı. Yani konserden de dijital dinlemelerden de zorunlu olanlar hariç kesintisiz, komisyonsuz para kazanıyor. Ben Fero şirketinin tek patronu kendisi.

Gelelim geçen günlerde yayımladığı beş şarkılık yeni EP’sine... Acemilik döneminde yaptığı az tekerleme, bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrildiğini görüyorum. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak bu doğru bir adım.

Bu yeni EP’sinde de ‘Ferhat Yılmaz’, ‘Beni Anlasana’ ve Ezhel’in feat yaptığı ‘Kramp’ öne çıkacaktır. ‘Engerek’ ve ‘2020’yi de beğendim. Ben Fero kendisinin patronu bir müzisyen olarak pandemi koşullarına en hazır isimlerden biriydi belki. Konserler durdu ama şarkılarından para kazanmaya devam edecek.

SİHİRLE DEVAM EDİYOR

Yazının Devamını Oku

Dansa çağıran rock vokali

Sena Şener son teklisiyle yeni bir eşikte olduğunu kanıtladı. ‘Affetmem’ gitar ve vokal performansı üzerine ve rock kafasında... Yine de dinleyeni dans pistlerine çağırıyor.


Sena Şener’in şarkı yazarı olarak kendini iyi ifade ettiği alanlar, yalnızlık ve düşünce ayağa kalkmayı bilen bir kadının aşkla mesaisi olarak sıralanabilirdi bir süre öncesine kadar. Ancak bu yılın başında öyle bir tekli yayımladı ki, kendi adıma şaşırdığımı itiraf edeyim. ‘Teni Tenime’ nispeten sert gitarlarıyla enerjik ve melodik bir pop rock şarkısı olduğu kadar küçük bir dokunuşla dansa davet etmesi an meselesi olan bir şarkıydı. Eğlencelik değil mutluydu.

‘Teni Tenime’nin ardından gelen ‘Kapkaranlık Her Günüm’ü dinlediğimde Sena Şener’in fabrika ayarlarına döndüğünü anladım. Acaba ‘Teni Tenime’ gibi şarkılarla nadiren mi karşılaşacaktık yoksa şarkı yazarı olarak mutlu bir eşikte miydi? Çünkü iyi şarkı yazarları kendine duygu ısmarlamaz, şarkılar sadece gelir. Şimdi ‘Affetmem’i dinlediğimde gönül rahatlığıyla Sena yeni bir eşikte diyebiliyorum.

‘Affetmem’, ‘Teni Tenime’ gibi gitar ve vokal performansı üzerine kurulu, yine rock kafasında ve dans pistlerine meyilli.

Sena Şener’in söz ve müzik dışında düzenlemesine de imza attığı şarkının videosundaysa samimi olmayan adamı bağışlamayacağını net biçimde ifade eden orman savaşçısı bir kadın olarak görüyoruz kendisini.

EFSANEYE SAYGI DURUŞU

Yıllardan 1971... BBC’nin efsanevi Top Of The Pops programında Marc Bolan adlı bir adam solisti ve lideri olduğu T Rex grubuyla sahnede. Bolan; parıltılı giysileri, makyajı, androjen görüntüsüyle ‘glam rock’ müjdesini veren ilk kişi kabul edilmesini sağlayacak performansını veriyor. ‘Bang A Gong (Get It On)’ adlı şarkıysa dönemin ikonik hitlerinden biri oluyor. Bolan, T-Rex’in her anlamda esas adamı. Sadece albenili bir vitrin, bir öncü değil, disiplini ve vizyonuyla grubu bir arada tutan kişi. Ne yazık ki 30’uncu doğum gününden önce geçirdiği bir trafik kazası sonucu bu dünyadan ayrılıyor.

Yazının Devamını Oku

Modası geçmeyen bir grup ve onun senfoni formülü

Metallica, ilkinden tam 20 yıl sonra, bu kez hemşerisi San Francisco Senfoni Orkestrası’yla bir konser kaydına imza attı: ‘S&M2’... Tutan bir formülün yeniden yorumu büyük bir heyecan yaratmaz ama hayranları mutlu edeceği kesin.


Metallica için gelmiş geçmiş en büyük heavy metal grubu demek mümkün. Tüm zamanların en iyi gruplarından biri de aynı zamanda. Heavy metal’in tavrını ve sınırlarını yeniden belirlediler, bunu yaparken de özlerini yitirmediler. Billboard satış listelerinde arka arkaya beş albümle bir numara olmaları da, tüm kıtalarda kapalı gişe konser verebilmeleri de bundan.

En ilham verici albümlerden biri

Son 30 yılı ‘süper lig’de olmak üzere yaklaşık 40 yıldır üreten Metallica’nın yetenek ve performans başarısının yanı sıra kendisini bu denli büyük yapan bir özelliği daha var: Konfor alanlarında kazandıkları paraları saymak yerine yeni fikirlerin peşinde koşan, değişen, riske giren, başarısız olduğunda özeleştiri vermeyi de bilen bir grup olmaları. Kâğıt üzerinde harika görünen ancak sonucuyla hayal kırıklığı yaratan Lou Reed’le kaydettikleri ‘Lulu’ buna güzel bir örnek. Ancak sahip oldukları iştah ve cesareti de gösteriyor.

Sonucu güzel ancak doğası gereği riskli bir işe Nisan 1999’da da girişmişlerdi. Metallica’nın ‘S&M’i (Senfoni ve Metallica) benim için son 25 yılda yaptıkları en ilham verici albümlerden biri. Ancak o yıllarda bunu yapacak güçte de olsa bir metal grubunun bir senfoni orkestrasıyla eşleşmesi çok yeni bir fikirdi. Bu nedenle de farklı bir algı yarattı. Metallica’nın da etkilenmiş olduğu Deep Purple’ın ‘Concerto For Group And Symphony’siyle birlikte senfonik rock tarihinin mihenk taşlarından oldular. Ancak geçen yıllar içinde Kiss, Scorpions, Dream Theater gibi gruplar birçok canlı senfonik iş üretti.

Metallica, fikrin miadını doldurduğunu düşünmemiş olacak ki  geçen yıl ‘S&M2’ performansını gerçekleştirdi hemşerileri San Francisco Senfoni Orkestrası’yla. Olumlu taraflarından başlayacak olursak James Hetfield’in canlı kayıtta tabanca gibi şarkı söylediğini görüyoruz.

Şarkı listesinin yarısı ilk konserle aynı

Hatta 1990’lar ve 2000’lerde sahnedeyken zaman zaman aksayan kısık ve hırıltılı vokali bu albümde asgari hata veriyor. Özellikle ‘The Unforgiven 3’ baladında orkestrayla tek başınayken çok iyi. Sözün kısası ilkinin 20’nci yılında gelen kıymetli bir devam konserinin albümü ‘S&M2’. Öte yandan şarkı listesinin yarısı ilkinin aynı ve bu anlamda daha önce senfonik uyarlaması yapılmış şarkılarla tekrar oynamak bana biraz gereksiz geldi. Ayrıca senfonik enstrümanlar, gitar, davul ve vokalin birbirine üstün gelmek için kavga ettikleri intibaına kapılıyorsunuz ve bu miksajla ilgili bir sorun. İlk çalışma gibi bir heyecan yaratacağını düşünmesem de benim gibi Metallica sevenleri mutlu edecektir.

Yazının Devamını Oku

Duygusal, biraz da karanlık bir başyapıt

Taylor Swift’in yeni albümü ‘Folklore’, sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü.


Konfor alanından ömür boyu çıkmasa bile yaptıklarıyla başarılı kariyer çizgisini ve küresel şöhretini sürdürebilecek müzik markaları var. Bu markaların çoğu, kariyerlerini ‘tekrar’ yoluyla beslemeyi tercih ediyor. Ancak iyi şarkılar ve pırıltılı prodüksiyonlarla da olsa kendini tekrar etmek, tutarlılıkla aynı şey değil ne yazık ki.

Bugün 30 yaşına gelen ve geçen 16 yılda pop, rock, country, elektropop, hangi sound’da karar kılmışsa kendini kanıtlamayı başaran Taylor Swift ise denemekten ve kendini aramaktan çekinmeyen, cesur ama tutarlı olmayı başarmış bir isim. Başta ülkesi ABD olmak üzere dünya genelindeki şöhreti tesadüf değil.

İşte yeni albüm ‘Folklore’ de bunun şahikası. Hatta global müzik endüstrisinin yıldızı olan bir sanatçının ustalıkla anaakım dışına çıktığı, kendi ‘indie/alternatif’ rüyasını gerçekleştirdiği bir çalışma diyebiliriz. Hayranlık uyandıran, duygusal; biraz da karanlık bir Swift başyapıtı.

Albüm sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü. Loş bir odada piyano çalıp şarkı söyleyen Taylor Swift’in bu enfes performansını birileri gizlice kaydetmiş gibi.

The Beatles, Elvis Presley, The Rolling Stones...

Taylor Swift ‘Folklore’da söz yazarlığının da şahikasına ulaşmış. Aşk yaşadığı ve mutlu olduğu için hüzünlü sözler yazamayacağını iddia edenleri utandıracak, derin birkaç hikâyenin ayrı ayrı şarkılara bürünmüş sözlerini kaleme almış. İyi bir hikâye anlatıcısı olduğundan görselleşebilen bir duygu yaratmış. ‘Folklore’ adeta filmini arıyor.

Deluxe versiyonda ‘The Lakes’ adlı ekstra şarkı, altı şarkının EP hali de dijitalde ilginizi bekliyor.

Yazının Devamını Oku

‘Türk işi’ dünya albümü

Ezhel ve Murda’nın ortak albümü ‘Made In Turkey’ hem Türkiye hem Avrupa hem de Latin kökenli ülkelerde popüler olan bir sound’u bizden unsurlarla zenginleştiriyor.

'Eh Baba’nın yarattığı ivmeyle hem Türkiye hem de Avrupa’dan dinlenmeye başlayan Murda’nın bu yıl yayımladığı albümü ‘Doğa’da; Ezhel’le ‘Pırlanta’, Zeynep Bastık ve Idaly’yle ‘Güneş’ şarkıları öne çıktı. Dijital dinleme rakamlarında da patlama yaşadı. Ezhel’le ortaklığı geçen yıl ‘Boynumdaki Chain’, ‘Aya’ gibi şarkılarla ses getirmişti.

‘Doğa’ albümü Murda markasını iyice parlattı. Yine Ezhel’le tekli olarak yayımladıkları ‘Bi Sonraki Hayatımda Gel’ ise noktayı koydu. Spotify listelerinin en çok dinlenen ikilisi unvanını sonuna kadar hak ettiler. Spotify rakamlarına göre bu şarkıyla 2020 yazının en çok dinlenen şarkıları arasında 2 numaraya oturan Ezhel ve Murda aynı listenin ilk 20’sinde ‘Aya’ ve ‘Made In Turkey’ adlı teklileriyle de yer aldılar.Ayrıca Murda, SFB eşliğiyle yaptığı ‘Napıyon Lan’ adlı şarkısıyla aynı listedeydi. Diğer bir deyişle Ezhel ve Murda’nın bir araya gelmesi Ezhel’in gücüne güç katarken Murda’ya Ezhel’siz ulaşmakta zorlanabileceği bir şöhretin kapısını araladı.

Bir tarihte, ikamet ettiği Amsterdam’dan Ezhel’e mesaj atan Murda akabinde kendisiyle bir araya geldi ve birlikte çalışmaya başladılar. Yarattıkları farkın temelinde rap’in yükselen bir değer olmasının ötesinde hem Türkiye hem Avrupa hem de Latin kökenli ülkeler bazında popüler olan bir sound’u bizden unsurlarla zenginleştirmeleri yatıyor. Bu sound’a reggaetone ve trap’in Türk ezgileri ve Latin sosuyla yoğrulması diyebiliriz. Bunda Ezhel’in reggae ve Latin beat’lere yakınlığının, albümün prodüktörleri Bugy ve DJ Artz’ın, en önemlisi güçlü Ezhel-Murda etkileşiminin etkisi büyük.

27 dakika bile sürmüyor

Ezhel ve Murda’nın bu sinerjiyi geliştirmek için atmaları gereken bir adım daha kalmıştı... Son tekli ‘Made In Turkey’ ile aynı adını taşıyan ortak albüm sonunda yayımlandı. Ezhel ve Murda dışında sadece bir parçada (Cümle Âlem) Kalibwoy eşliği mevcut.

‘Anadolu Flex’e de dikkat edin. Albüm dört tanesini önceden tekli olarak dinlediğimiz dokuz parçadan oluşuyor ve toplamı 27 dakika bile sürmüyor. Ama bütünü sorarsanız ‘nokta atışı’ derim; Ezhel - Murda kuvvetlerinin dünyaya açılan kapısı bile olabilir ‘Made In Turkey’.

Mr. Besk tarafından yapılan kapak görselinde Türk halısı içinde grafitti ile kaplı bir Türkiye haritası var. Aynen Ezhel ve Murda’nın kesişim kümesi gibi...

Meraklısına Not: Yedi yıl kadar önce Murda (O zamanki adıyla Murda Turk) Ceza ile Hollanda turnesi sırasında bağlantı kurmuş, birlikte bir şarkı yapmışlardı. Trap’siz, Latin sossuz ve yarı Türkçe old school tadında rap olan ‘Be On De Kıjk’ adlı şarkıyı ısrarla tavsiye ederim; YouTube’da bulabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Siyah tutkunun kutlama töreni

‘Entrepreneur’ün zamanlaması, ‘Black Lives Matter’ hareketiyle ilgiliymiş gibi gözükse de ABD’deki ırksal eşitsizliğin tarihsel boyutu ve geleceğine daha geniş bir perspektiften bakıyor.


Pharrell Williams’ın yaptığı bir işi değerlendirirken, daha önce başardıklarına bakarak “Mutlaka altı dolu, hedefi belli, müzikal düzeyi yüksek, her koşulda olumlu mesaj içeren bir iştir” diyebilirsiniz. Jay Z gibi diğer bir devle işbirliği halinde ürettikleri sürpriz tekli de yanıltmıyor.

‘Entrepreneur’ün (Girişimci) zamanlaması, ‘Black Lives Matter’ hareketiyle ilgiliymiş gibi gözükse de ABD’deki ırksal eşitsizliğin tarihsel boyutu ve geleceğine daha geniş bir perspektiften bakıyor. Pharrell Williams ve Jay Z; ‘Entrepreneur’de sosyal girişimler dâhil birçok alanda insanlık yararına önemli adımlar atıp başarı kazanan siyahileri öne çıkarıyor. Şarkıyla aynı anda yayınlanan videoda altyazılı hikâyeleriyle yer alan Issa Rae, Tyler, The Creator, Robert Hartwell ve geçen yıl silahlı saldırı sonucu ölen Nipsey Hussle en dikkat çekici olanları.

Bu bizim birbirimize ve ninelerimize borcumuz

Bu güçlü şarkı için ‘The New American Revolution (Yeni Amerikan Devrimi)’ adlı özel bir sayı hazırlayan Time Dergisi, Williams’tan, Osaka, Kenya Barris, Imara Jones, Tyler, The Creator ve Angela Davis gibi siyahi girişimcilerle özel röportajlar yapmasını istedi. Williams diyor ki: “Bu bizim birbirimize olduğu kadar, ninelerimize de borcumuz. Her siyahi girişim binlerce yeni ilham demek. ‘Renkli’ doğanların girişimci olmalarının önünde sistemsel engeller var. Bunları ancak birbirimizden ilham alarak aşmak mümkün.” Time dergisinin dediği gibi; ‘Entrepreneur’, siyahi tutku ve adanmışlığın kutlama töreni…


Deniz Tekin’in genç yaşında ve evde tek başına çalıp söylediği şarkılarını internet yardımıyla geniş kitlelere ulaştırmayı başarmasının üzerinden epey zaman geçti. Kendisi bu arada büyüdü. Büyürken de onu var eden mayayı beslemeyi, düşse de kalkmayı, kendi yolunu bulmayı ihmal etmedi. İlk günden bugüne Deniz Tekin şarkıları; kurgusu, vokal üslubu ve sahibinin stiliyle ayrıştı.

Üç yıl önceki ‘Kozakuluçka’ albümünden sonra uzun aralarla ‘Hep Oturup Bekledim’, ‘Çözülmez’ ve ‘Yıldızlar’ adlı üç şarkı yayınladı. ‘Yıldızlar’ın üzerinden 10 ay kadar geçmişti ki Deniz Tekin ‘Uyanmalıyım’ ve ‘Güneşe Doğru’ adlı iki yeni şarkıyla çıkageldi.

Yazının Devamını Oku

Özgürlük bildirgesi gibi!

Araya salgın ve karantina girince uzun zamandır beklediğimiz yeni teklisini ancak yayımlayabildi. Ancak beklediğimize değdi! Bir önceki teklisinde biten ilişkisinin acısını yansıtan Miley Cyrus ‘Midnight Sky’la tek başına ayakta olduğunun mesajını veriyor.


Miley Cyrus, geçen yıl ‘She Is Coming’i yayımladığında bunun bir EP üçlemesinin ilk ayağı olduğunu ve bu üçlemenin yeni Cyrus albümü ‘She Is Miley Cyrus’a temel oluşturacağını biliyorduk. Ancak öyle olmadı. Bu EP’nin ardından ‘Mother’s Daughter’ın remiksleri sonrası sadece ‘Slide Away’ teklisi yayımlandı. Tabii ‘Charlie’nin Melekleri’ filmi için Arina Grande ve Lana Del Rey’le bir araya gelerek yayımladığı ‘Don’t Call Me Angel’ı saymazsak...

Bu noktadan sonra araya salgın ve karantina günleri girdi. Cyrus yeni teklisi ‘Midnight Sky’ı da ancak yayımlayabildi, ‘She Is Coming’ EP’sine gönderme yaparak sosyal medyadan “Bu kez gerçekten geliyorum!” demeyi de ihmal etmedi. Öncelikle şunu söylemek gerek: ‘Midnight Sky’ için beklediğimize değdi! Özellikle 1970’ler sonu ve 1980’ler boyunca yapılan pop-rock şarkıların, genel disko ambiyansının, parmak ısırtacak kadın vokallerin nostaljisini sevenlerdenseniz neden böyle söylediğimi daha iyi anlarsınız. Anaakım trendler açısından provokatif işlere imza atan, farklı sound’lar (pop, rock, hiphop, country) arasında gezinmeyi seven Cyrus bu şarkıdaki vokal üslubuyla idolü olduklarını belirttiği Stevie Nicks, Joan Jett, Debbie Harry gibi efsanelere selam çakıyor. Hatta ‘Midnight Sky’da Stevie Nicks’in ‘Edge Of Seventeen’inden bir alıntı da var.

Gelelim sözlere... Bir yıl önceki teklisi ‘Slide Away’de bitirdiği uzun süreli ilişkinin acısını yaşayan, adeta ağıt yakan bir genç kadın vardı. ‘Midnight Sky’daysa her şeyin üstesinden gelmiş; tek başına ayakta olduğunun, kendisini kimselere ait hissetmediğinin mesajını veren bir Miley Cyrus var. Şarkı sözleri özgürlük bildirgesi gibi...

Miley Cyrus’ın ilk yönetmenlik deneyimini yaşadığı videodaysa sözlerin ana fikri ve sound 1970’li yılların sonunda moda olan isyankâr cazibe mevcut. Bu durum Cyrus’ın yeni bir estetik tutumun işaretlerini verdiğini de düşündürebilir yeni albüm öncesinde.

Diğer bir deyişle, ‘Midnight Sky’da 1980’lerden etkilenen disco synth pop ve rock’n roll bir vokal üslubu karması yakalamayı başarmış Cyrus. Yazarlarından biri olduğu şarkı pırıl pırıl prodüksiyonuyla 2020’lerin beklentisini de karşılayacak sanki... Şarkının başarısından da anlayacağımız gibi Miley Cyrus bir yandan öngörülmezlik özelliğini korurken diğer yandan müzikal anlamda çok hayırlı bir yöne doğru evriliyor, çıtasını yükseltiyor. Albüm için beklentiyi arttırıyor.

YİĞİDE HAKKINI VERMEK İSTERİM

Murat Boz, bu yıl önce ‘Can Kenarım’ adında ve eski normale ait bir aşk baladı yayımladı. Parçası hayranları ve radyolarca sevildi, desteklendi. Ardından gelen teklisi ‘Kalben’ yaz ayları için düşünülmüş ve bana göre hem Murat Boz diskografisi hem de anaakım açısından taş üstüne taş koymayan bir şarkıydı ne yazık ki.

Yazının Devamını Oku

Gelecek günlerle aşk yaşıyor

Henüz çok genç. Ancak kazandığı Grammy’ler kucağına sığmayacak kadar çok. Karantinada pek ortalarda yoktu ama yeni teklisiyle karşımızda. Billie Eilish’in ‘My Future’ı kaygılı bir ruh haliyle yazılmış olsa da gelecek günlerin umudunu barındırıyor.


Grammy ödül töreninden dört büyük kategoride ödül almış genç bir kadın olarak dönmüştü evine. Büyük bir başarı... İçinde en büyük arenaların olduğu turne anlaşmalarını çoktan imzalamıştı. Yetmedi, bir James Bond filmi için tema müziği kaydeden en genç müzisyen oldu. Bu yıl ve sonrakilerin ‘Billie Eilish yılları’ olacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Eilish’in karantinada pek sesi soluğu çıkmadı. Sadece Global One World-Together At Home etkinliğinde çevrimiçi olarak gördük kendisini. Ancak yeni teklisini dinlediğimizde karantinayı boş geçirmediğini anlıyoruz.

Mutluluk ve huzur peşinde

‘My Future’ dünyanın eve kapandığı dönemde yazılmış şarkılarından biri ve gerisi gelecek. Sound olarak ‘Every-thing I Wanted’ ve James Bond teması ‘No Time To Die’ın devamı niteliğinde... Depresif baladlardan değil, umutlu. Bir aşk şarkısı değil; düşünceli, kaygılı bir ruh haliyle yazılsa da gelecek günlerle şimdiden yaşanan bir aşktan söz ediyor. Belki nereye gittiğimizi bilmeden yürüdüğümüz o yolda, mutluluk ve huzur peşinde Eilish. Ayrıca bir müzisyen olarak sesi için farklı vokal olasılıkları deniyor. Bu da bizi çok mutlu edip yeni albüm heyecanımızı arttırıyor.

‘My Future’ın Avustralyalı animasyon sanatçısı Andrew Onorato tarafından kotarılan videosu da aynı ruhu yansıtıyor. Kızımız ormanda yağmur altında, üzgün ve kaygılıyken; ay ışığına, bir örümcek ağına, ağaç yapraklarından süzülen su damlacıklarına bakıp içlenirken yeni ve güzel bir gün doğuyor ve uyanan doğa kendisini sarıp sarmalıyor. Hatta göklere çıkarıyor. Parçanın temposunun arttığı bölüm animasyondaki gündoğumuyla simgeleniyor. ‘My Future’ın yayımlandığı gün MTV Video Müzik Ödülleri’nde altı dalda aday gösterildi Billie Eilish. Daha fazlasını söylemeye gerek var mı?

DÜETLERLE YENİ BİR YOLA GİRDİCeyl’an Ertem, 2015’ten beri ‘Duyuyor musun?’ adlı bir YouTube programı yapıyor ve müzisyen dostlarını ağırlıyor.

Bugüne dek Nükhet Duru, Cihan Mürtezaoğlu, Sena Şener, Lara Di Lara, Jehan Barbur gibi isimler konuk oldu programa. Ertem son dönemde Melike Şahin’le enfes yorumladıkları Sertab Erener’in Sezen Aksu’ya ait ‘Seyrüsefer’ şarkısından sonra Duygu Soylu’yla yine programda birlikte söyledikleri ‘Orman’ı da tekli olarak yayımladı.

Yazının Devamını Oku

Bildiğiniz ‘yaz şarkıları’ndan değil

Ece Seçkin’in başarısında aranjörü Ozan Doğulu’nun büyük payı var. Dünya trendlerini takip ederek anaakımın dışına çıkmaya cesaret ediyorlar. ‘Acayip İyi’nin düzenlemesi de yaz şarkısı şablonundan taşıyor.


Ece Seçkin, 20’li yaşlarının başından itibaren anaakım pop için 15’i aşkın hit üretti. Kendisiyle birlikte enerjisini de büyütmeyi başardı. Şimdi Türk pop müzik piyasasında önemli başarı ve deneyim sahibi bir genç kadın ve artık farklı sound’larla anılmaya cesaret ediyor.

Başarısında büyük pay sahibi aranjörü Ozan Doğulu ile dünya pop trendlerini takip ederek Türk anaakım çerçevesinin dışına çıkıyorlar. Gayet de iyi yapıyorlar.

Seçkin’in geçen yıl Rozz Kalliope ile yaptığı ‘Benjamins 3’ adlı teklisi Türkçe rap ortamlarına bomba gibi düştüğü gibi yaklaşık 15 milyonluk dinlemeye ulaşarak kendisinin Spotify’daki ‘Adeyyo’, ‘Dibi Dibine’, ‘Geçmiş Zaman’ gibi şarkılarını geride bıraktı. Bilmiyorum, Ece Hanım buradan ne gibi bir mesaj çıkarıyor kendine...

‘Acayip İyi’ ise hem şarkı hem de Murad Küçük tarafından çekilen videosuyla dikkat çekici. Ece Seçkin bu şarkının çıkışını videoyu hak ettiği gibi çekebilmek adına normalleşme sonrasına bırakmıştı, doğru bir karar. 13 Haziran’dan itibaren Instagram ve TikTok üzerinden şarkı adını etiket yaparak gerçekleştirilen ‘dans challenge’ının da ilgi uyandırdığını eklemem gerek.

‘Acayip İyi’nin düzenleme matematiği bizim hareketli yaz şarkısı şablonundan bir miktar taşıyor. Ancak dinledikçe zihne yerleşip tekrar dinleme isteği yaratıyor.

Spotify verilerine göre Maroon 5’ın haftalık 46 milyon dinlemesi var. 2014 tarihli ‘V’ albümünden ‘Sugar’ın dinleme sayısı 1 milyarı aşmış durumda. 2019’da yaptıkları ‘Memories’ teklisiyse 850 milyona yaklaştı.

2002 tarihli başyapıt albümleri ‘Songs About Jane’deki özgün sound ve ‘She Will Be Loved’, ‘Harder To Breathe’, ‘This Love’ gibi çok güçlü şarkılar Maroon 5’a hızlı bir şöhret, radyo ve listelerde büyük bir rotasyon başarısı getirmişti. ‘Nobody’s Love’a kadar yaptığı ‘Memories’, ‘Girls Like You’ ve ‘What Lovers Do’ gibi hitlerde bu başarıyı tekrarladığını net biçimde görüyoruz. Hatta ‘Nobody’s Love’ da bu başarıyı sürdüreceğini kısa sürede ulaştığı yaklaşık 14 milyonluk dinleme rakamıyla kanıtlıyor.

Yazının Devamını Oku

Salgının ta kendisi

Onlar, K-Pop yani Kore popunun yıldızları. Ünleri Batı’ya dek uzandı. Şarkıları, dansları, karakterleri dünya üzerindeki her ergeni etkiliyor. Yeni şarkılarını dinleyicilerin beğenisine sunan, İngilizce albüm hazırlığındaki ekip bana sorarsanız başlı başına bir salgın...


Artık K-Pop’a bir alttür gibi davranmak haksızlık. Sadece Asya ve Ortadoğu’da değil, ABD ve Avrupa’da da ticari olmayı başarıp müzik listelerinin ilk 10’unda yer bulan, rekor satış rakamlarına ulaşan, önemli ödüller ve adaylıklar alan K-Pop grupları var. K-Pop’a dünya popunun ‘yeni normali’ demek, hatta başındaki ‘K’ harfini kaldırmak da mümkün. Zira odasının kapısına ‘Yetişkinler Giremez’ tabelası asan ergenleri derinden etkiliyorlar.

Kuşkusuz K-Pop’un bu kadar popüler olmasında BTS’in payı büyük. BLACKPINK, EXO gibi daha birçok popüler gruptan söz edilebilse de BTS’in başarıları ve öncülüğü olmasa K-Pop’un dünya pop trendlerine damga vurması söz konusu olmayabilirdi.

İki yeni şarkı

BTS dünya çapındaki büyük başarısını rap, R&B, trap hatta zaman zaman Latin ve rock esintilerini harmanlayarak oluşturduğu düzenlemeleri, dans koreografileri ve ihtişamlı videoları hatta sınırları ustalıkla belirlenmiş bir popülerlik formülüyle kazansa da sözlerde ağırlıklı olarak Korece ve Japoncayı kullanıyor oluşu onları benzersiz kılıyor.

‘Map Of The Soul 7’ albümünü şubatta Korece sözlerle yayımlayan grup geçen günlerde, iki yıllık ara sonrasında, tamamı Japonca bir albüm daha yayımladı. Albümün adı ‘Map Of The Soul 7: The Journey’...  BTS’in eski hitlerinden seçme şarkılar ve daha önemlisi Japonca iki adet sıfır şarkı içeriyor: ‘Stay Gold’ ve ‘Your Eyes Can Tell’.Yüksek tempolu albüm geliyor

 Öte yandan BTS, az sayıda şarkıda, genel olarak şarkı isimlerinde ve birkaç şarkı sözünde kullandığı İngilizceye daha fazla göz kırpıyor. 21 Ağustos’ta yüksek tempolu ve İngilizce bir tekli yayımlayacaklar. Bu tekli sonrasıysa yeni albüm gelecek. Grup ‘Bulletproof Boy Scouts’un (Kurşun Geçirmez İzciler) kısaltması olarak kullanılan BTS’e bir açılım daha getirdi: ‘Beyond The Scene (Sahnenin Ötesinde). Yani küresel mesaj vermeye devam ediyorlar.

Bakalım İngilizce sözlü şarkıların devamı (ya da albümler) gelecek mi? BTS’in belki de pandemi koşullarından en az etkilenen grup olduğunu söylemek mümkün. Hatta kendisinin bir çeşit pandemi olduğunu da...

Yazının Devamını Oku

Bu ortak imza yeni dönemin habercisi

‘Bu Sen Değilsin’ Sagopa Kajmer gibi 20 küsur yıllık kariyeri olan bir rap müzisyeninin farklı stillere yelken açmasına ve Faruk Sabancı’nın iç pazara dönük prodüksiyonlarının artmasına vesile olabilir.

Faruk Sabancı’yla bundan üç yıl önce Sabrina Signs’la yaptığı ‘Home’ teklisi yayımlandığında tanıştım. Sabancı soyadını gururla taşıdığını, iş hayatını sevdiğini ancak müzikten vazgeçmeyeceğini söyledi. Bir DJ/prodüktör olarak yaptığı işleri dinlediğimde bunun sıradan bir heves olmadığını anlayıp daha fazlasını yapacağına inandım. O günlerde sadece uluslararası işler yapmak vardı hedefinde. Armin Van Buuren, Tiesto, David Guetta gibi dans camiasının önemli isimleriyle bağlantı kurmuştu bile. Tarkan ve Ajda Pekkan’ı kıramadığı için yaptığı remiksleriyse istisna olarak görüyordu.Sagopa Kajmer (solda) ve Faruk Sabancı.

Zaman içinde Türkçe rap’e yaklaşmaya başladı. Geçen yıl ağustosta ‘Mekânın Sahibi’ adlı şarkısıyla olay yaratan Norm Ender’e çok güzel bir dans remiksi yaptı. Şimdi de rap camiasının kıdemli ismi Sagopa Kajmer’le yaptığı ortak çalışmayla çıkageldi. Ancak bu, bir rap şarkısını remikslemekten çok daha büyük bir adım. Sagopa Kajmer, geçen yıl ‘Avutsun Bahaneler’, ‘Toz Taneleri’ ve ‘Neyse’ ile ilgi görmüştü. Bu yıl Patron’la yaptıkları ‘Siyah’ da gördüğü ilgiyi hak etti. Ancak Faruk Sabancı’nın altyapılarıyla (bir anlamda düzenlemesiyle) Sagopa’nın sözlerinin buluşması ve besteye attıkları ortak imza ikisi için de ayrı ayrı yeni bir dönemin habercisi. ‘Bu Sen Değilsin’ belirgin bir sinerji yaratmış ve iyi sonuç vermiş.
Bu olumlu sonuç hem Sagopa Kajmer gibi 20 küsur yıllık kariyeri olan bir rap müzisyenin farklı stillere yelken açmasına hem de Faruk Sabancı’nın iç pazara dönük prodüksiyonlarının artmasına vesile olabilir. 

Zeynep Bastık şahane cover’ların kadını olmayı başarıp AçıkHava Tiyatrosu’nu da doldurduktan sonra kendi şarkılarıyla gümbür gümbür geliyor. Daha önemlisi, 2019’da yayımladığı teklisi ‘Her Yerde Sen’de işaretlerini verdiği ‘Zeynep Bastık sound’unun da altını çiziyor. Belki bu yılın şarkılarından ‘Çukur’a fazla ısınamadım ancak Sezen Aksu’nun söylenmemiş bir eseri olarak Bastık çerçevesine cuk oturan ‘Uslanmıyor Bu’ ve bir önceki şarkı ‘Her Mevsim Yazım’ gibi bu etkiyi güçlendiren bir şarkı olmuş diyebilirim ‘Bir Daha’ için. ‘Her Mevsim Yazım’la birlikte düşe kalka geçirdiğimiz yaz aylarındaki sosyal mesafe efkârımızı dağıtacak sıcak, samimi ve güçlü bir şarkı.

Büyük Ev Ablukada proje olarak samimiyet ve kendiliğindenlik üzerine kurulu başladı ve öyle devam etti. Grubun bir diğer önemli başarısı da ilk dönem hayranlarıyla sürekli artan genç hayranlarını buluşturmak oldu. Kitleleri bu şekilde büyüdü. Bugün hiç kimsenin grubun haklı şöhretini solistlerden Bartu Küçükçağlayan’ın televizyon ya da internet şöhretine bağlama cüreti gösterebileceğini sanmıyorum.
Büyük Ev Ablukada adından da anlaşıldığı gibi albümde kendi kurguladıkları efsaneye; ‘Hoşçakal Kadar’, ‘Ne Var Ne Yok’, ‘Boşluk’, ‘Bi Hıçkırık Gibi’ adlı şarkıları üzerinden bir boyut daha katmak üzere yola çıkmış ve bunu başarmış. En önemli nokta şu: Bu şarkıların ilk halleri samimiydi, bu halleri de öyle olmuş. İddiasız ve evde takılırmışçasına daha elektronik ve naif üslupla oluşturdukları bu ‘yeniden yapım’lara önyargısız yaklaşırsanız ilgili şarkılarla aşk tazelemeniz mümkün.

Yazının Devamını Oku

40 yıllık yeni şarkılar

Rolling Stones, 1973 tarihli albümü ‘Goats Head Soup’u genişleterek yeniden yayımlayacak. Albümde, tekli olarak beğenimize sunulan ‘Criss Cross’ gibi 40 yıl önce kaydedilip hiç yayımlanmayan iki şarkı daha var.

Rolling Stones’un birkaç yıl önce üzerinde çalışmaya başlayıp COVID-19 döneminde yayımladığı yeni şarkısı ‘Living In A Ghost Town’; Mick Jagger’ın sözlere yaptığı küçük bir müdahaleyle zamanın ruhunu yakalamıştı. İyi bir şarkının görmesi gereken ilgiyi gördü.

Grubun uzun süredir yepyeni bir albüm için çalıştığını biliyorduk ve bu şarkı umutları arttırmıştı. Ancak grup ters köşe yaptı ve genişletilmiş bir yeniden basım albüm projesini öne aldı.

1973 tarihli ‘Goats Head Soup’, diğer Stones albümleri arasında hak ettiği ilgiyi görememişti. Grup bu albümün yeniden basımını koleksiyonleri mutlu edecek şekilde genişletmeye karar verdi. 4 Eylül’de kavuşacağımız çalışmada üç ‘yenimsi’ şarkı da var. Yeni demiyorum çünkü ilgili şarkılar 40 yıl önce kaydedilmiş ancak hiç yayımlanmamış...

‘Criss Cross’ bunlardan ilki, diğer ikisi ‘All The Rage’ ve ‘Scarlett’ adlarını taşıyor. ‘Scarlett’te gitarları Led Zeppelin’in efsanevi kurucusu Jimmy Page’in çaldığını özellikle belirteyim.

Bunlarla da bitmiyor... Dört CD ve plaklardan oluşan pakette yine 1973 tarihli ‘The Brussels Affair’  adlı az bulunur konser albümü 15 parçasıyla yer alacak. Yeni üç şarkı dışında ‘Goats Head Soup’taki 7 şarkının alternatif miks ve enstrümantal versiyonlarına da kavuşacağız. 100 sayfalık kitapçık ve üç turne posteri de cabası...

‘Goats Head Soup’un yeniden basımından yayımlanan yenimsi ilk tekli ‘Criss Cross’, Stones’un 1970’lerdeki funky ve rock’n roll hallerine güzel bir örnek. Parçanın James Blake ve Madonna videolarından tanıdığımız Diana Kunst tarafından yönetilen videosunu da gözden kaçırmayın.

Alicia Keys’in duygularını dizginleyemediği, büyük bir hüzünle piyanosunun başına oturup içimize dokunan sesiyle bir anda güçlü bir balad yarattığını hayal ettim ‘Perfect Way To Die’ı dinlediğimde. Bunda şarkı sözlerinin; oğlunu polis şiddeti sonucu kaybetmiş bir annenin gözüyle yazılmış oluşu ve siyah hayatları değersiz gören ırkçı sistemi açıkyüreklilikle eleştirmesinin de etkisi büyük.

Keys, parçayla ilgili olarak şöyle diyor: “… Daha önce müziğin, bu denli güçlü bir çağrısına tanık olmamıştım.

Yazının Devamını Oku

Esinlenme ‘bela’sı

Hande Yener ‘Carpe Diem’ albümü için gün sayıyor. ‘Pencere’den sonra ‘Bela’ da tekli olarak dinleyiciye sunuldu. Ancak bu şarkıyla Maitre Sims’in ‘Bella’sı arasında bir benzerlik olduğu açık.

Hande Yener, Türk pop tarihine damga vurduğunu düşündüğüm 20 yıllık kariyeri onuruna yayımlayacağı ‘Carpe Diem’ albümünün heyecanını yaşıyor. Öncü kuvvetlerden ‘Bela’nın en önemli özelliği, temposu daha yüksek olmakla birlikte bir önceki tekli ‘Pencere’deki gibi sade ve şarkı bütünlüğüne odaklı oluşu. Sevdiceği için ‘bela’ benzetmesi yapmasına karşın sözlerinde Yener standardı diyebileceğimiz atar ve gider dozu da düşük üstelik.
Konuya ilişkin en can sıkıcı noktaysa, Berksan ve Misha (Yener’in sevgilisi) eseri olan Bela’ ile Maitre Sims’in ‘Bella’sı arasında görmezden gelinemeyecek bir benzerlik var. Teknik anlamda ölçü ölçü incelendiğinde ‘çalıntı’ kararına sebep olmayacaktır ancak akorların gidiş yolu ve genel melodik his kuvvetli bir esinlenmenin ürünü gibi görünüyor. Şarkı adları da bu denli benzediğine göre bu durum Hande Yener dahil şarkının sahiplerini çok rahatsız etmemiş gibi.

YENİDEN DOĞUŞ!

Black Eyed Peas’in altın dönemi vokale Fergie’yi aldıkları 2002’yle şarkıcının solo kariyeri için gruptan ayrıldığı 2016 arası. ‘Translation’ öncesi grubun yaptığı son hitin 2011’deki ‘Just Can’t Get Enough’ olduğunu kabul edecek olursak Fergie’den sonrası için hayal kırıklığı demek abartı olmaz. İki yıl önce yayımladıkları ‘Masters of the Sun Vol. 1’i dinlediğimde ‘Bu iş artık bitmiş’ diye düşündüğümü net hatırlıyorum. Ancak şu anda ‘Translation’ı dinlerken yanıldığıma seviniyorum.
2018’de Fergie yerine vokal olarak seçilen J. Rey Soul ve 15 şarkıdan 10’una eşlik eden dev isimlerle, efsanevi şarkılardan sample’lar kullanarak kariyerlerinin ikinci dönüm noktasını ya da yeniden doğuşu simgeleyecek bir işe imza atmışlar. 

J Balvin eşliği ve 1990’ların ‘Rhythm of the Night’ sample’ıyla 2019’da yayımladıkları ‘Ritmo (Bad Boys For Life)’ bu başarının ilk habercisiydi. Ardından Ozuna eşlikli ‘Mamacita’, Madonna’nın ‘La Isla Bonita’ sample’ını yanına alarak geldi. Tablo ortadaydı, güçlü bir albüm geliyordu. Albümü dinledikten sonra favorilerim arasına ‘I Woke Up’, ‘Celebrate’ ve News Today’ de katıldı.

Yazının Devamını Oku