GeriTolga AKYILDIZ Salgının ta kendisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Salgının ta kendisi

Onlar, K-Pop yani Kore popunun yıldızları. Ünleri Batı’ya dek uzandı. Şarkıları, dansları, karakterleri dünya üzerindeki her ergeni etkiliyor. Yeni şarkılarını dinleyicilerin beğenisine sunan, İngilizce albüm hazırlığındaki ekip bana sorarsanız başlı başına bir salgın...

Salgının ta kendisi
Artık K-Pop’a bir alttür gibi davranmak haksızlık. Sadece Asya ve Ortadoğu’da değil, ABD ve Avrupa’da da ticari olmayı başarıp müzik listelerinin ilk 10’unda yer bulan, rekor satış rakamlarına ulaşan, önemli ödüller ve adaylıklar alan K-Pop grupları var. K-Pop’a dünya popunun ‘yeni normali’ demek, hatta başındaki ‘K’ harfini kaldırmak da mümkün. Zira odasının kapısına ‘Yetişkinler Giremez’ tabelası asan ergenleri derinden etkiliyorlar.

Kuşkusuz K-Pop’un bu kadar popüler olmasında BTS’in payı büyük. BLACKPINK, EXO gibi daha birçok popüler gruptan söz edilebilse de BTS’in başarıları ve öncülüğü olmasa K-Pop’un dünya pop trendlerine damga vurması söz konusu olmayabilirdi.

İki yeni şarkı

BTS dünya çapındaki büyük başarısını rap, R&B, trap hatta zaman zaman Latin ve rock esintilerini harmanlayarak oluşturduğu düzenlemeleri, dans koreografileri ve ihtişamlı videoları hatta sınırları ustalıkla belirlenmiş bir popülerlik formülüyle kazansa da sözlerde ağırlıklı olarak Korece ve Japoncayı kullanıyor oluşu onları benzersiz kılıyor.

‘Map Of The Soul 7’ albümünü şubatta Korece sözlerle yayımlayan grup geçen günlerde, iki yıllık ara sonrasında, tamamı Japonca bir albüm daha yayımladı. Albümün adı ‘Map Of The Soul 7: The Journey’...  BTS’in eski hitlerinden seçme şarkılar ve daha önemlisi Japonca iki adet sıfır şarkı içeriyor: ‘Stay Gold’ ve ‘Your Eyes Can Tell’.Salgının ta kendisiYüksek tempolu albüm geliyor

 Öte yandan BTS, az sayıda şarkıda, genel olarak şarkı isimlerinde ve birkaç şarkı sözünde kullandığı İngilizceye daha fazla göz kırpıyor. 21 Ağustos’ta yüksek tempolu ve İngilizce bir tekli yayımlayacaklar. Bu tekli sonrasıysa yeni albüm gelecek. Grup ‘Bulletproof Boy Scouts’un (Kurşun Geçirmez İzciler) kısaltması olarak kullanılan BTS’e bir açılım daha getirdi: ‘Beyond The Scene (Sahnenin Ötesinde). Yani küresel mesaj vermeye devam ediyorlar.

Bakalım İngilizce sözlü şarkıların devamı (ya da albümler) gelecek mi? BTS’in belki de pandemi koşullarından en az etkilenen grup olduğunu söylemek mümkün. Hatta kendisinin bir çeşit pandemi olduğunu da...

ZAMANIN RUHUNU YAKALIYORSalgının ta kendisiGöksel, geçen yıl ve bu sene yayımladığı üç güçlü teklisi (‘Bu Da Geçecek’, ‘Hiç Yok’, ‘Ben Fena Âşığım’) sonrası karantinayı geçirmek üzere Fethiye’nin bir köyüne göç etmişti. Orada hem dinlendi hem insan biriktirdi hem de üretti. ‘Lütufsuz Yaz’; Göksel’in geçen yaz kaleme aldığı bir şiir. Pandemiyle geçen yazın ruhunu yakalıyor olması tamamen tesadüf. Şiiri okuyan müzisyen Osman Şahin, bunu bir şarkı sözüne dönüştürmeyi önerdi ve birlikte bestesini yaptılar Göksel’le. Ardındansa Can Güngör’ün ruhlara dokunan şahane düzenlemesi geldi.

Şarkının gerçeklik dozu yüksek videosu Fethiye İnlice ve Kayaköy’de, köy halkından gerçek oyuncularla bir Akdeniz/Ege filmi tadında çekildi. Göksel, fikir ve sanat yönetmenliğini yaptığı video’nun oyuncuları ve hikâyesi için “Karantina döneminde beni etkileyen yüzler ve anılar” diyor.

Son dönemde yaptığı tüm şarkıları beğenmekle birlikte ‘Lütufsuz Yaz’ın etkileyici bir balad olarak ayrıca sevileceğine inanıyorum. İlk dinleyişte damağınızda buruk bir tat bırakan şarkı defalarca kendini dinletiyor. Siz şarkıya bağlanırken şarkı da size nüfuz ediyor.

Kısacası salgından avantajlı çıkan Göksel’in yeni şarkılarını sabırsızlıkla bekliyorum. Onu Göksel yapan samimi ‘normal’inin hep aynı kalacağını biliyorum.Salgının ta kendisi

X

Sena Şener... Her şey yeni başlıyor

Yeni teklisi ‘Çok Geç Kaldın’, olgunlaşmış vokali ve şarkı yazarlığı açısından Sena Şener için yeni bir dönemin habercisi. Genç isim, Şebnem Ferah’ın çizdiği yolda zafer kazana kazana ilerliyor.

Sena Şener, genç yaşından itibaren müzik kariyerini takdir edilecek bir tutarlılıkla sürdürüyor. Bu sayede solist ve şarkı yazarı olarak fark yaratmayı başardı. Uzun süre önce DJ Mahmut Orhan’ın ‘Feel’ adlı hit parçasına sesiyle büyük katkı sunan Şener’in bence şarkının YouTube’da 400 milyondan fazla kez dinlenmesindeki rolü önemlidir.

‘Feel’den sonra bu yıl yeniden Mahmut Orhan’la ‘Fly Above’da boy gösteren Sena Şener’in uluslararası EDM (elektronik-dans) piyasasında tanınırlığı da artıyor. ‘Çok Geç Kaldın’, Şener’in prodüktörlüğünü Efe Demiral’la birlikte yaptığı ve yine bizzat yazdığı yeni teklisi. Düzenlemesi içinse Deniz Yıldız ve Canberk Ünsal’la çalışan genç müzisyenin artık bir marka olarak kendisine yatırım yapmaya başladığını görüp seviniyorum. Şarkının Selçuk Demirci yönetmenliğindeki videosunu izlediğinizde göreceksiniz: Hikâyede Sena bir kitap buluyor. Kitapta mantık, duygu ve kalbiyle yaşayacağı yüzleşmeler simgelerle anlatılıyor. Sena da kitabın dediklerinin peşinden gitmekten korkmuyor. İşin güzel kısmı bu fantastik gerilim kitabı yakında sınırlı sayıda da olsa çevrimiçi satışa sunulacak. ‘Çok Geç Kaldın’ Sena açısından şarkısının karakteri; olgunlaşmış vokali ve şarkı yazarlığı itibariyle yeni bir dönemin habercisi. Duruş, tavır ve donanım açısından da Şebnem Ferah’ın çizdiği yoldan ağır ağır ama zafer kazana kazana geliyor Sena. Ve belki her şey şimdi başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Joss Stone: Kızı olmadan asla!

Joss Stone, bu yılın ilk aylarında çıkarmayı planladığı yeni albümü ‘Forget My Love’dan bir tekli daha yayımladı: ‘Breaking Each Other’s Heart’. Soul müziğin yetenekli isminin albümünde 1 yaşındaki kızının etkisini de hissedeceğiz.

Bugünün müzik dünyasında ‘soul’ dendiğinde listemde üst sıralarda olan bir isim Joss Stone. Altı yıldır albüm yapmıyordu. 2022’nin ilk aylarında İngiliz pop ikilisi Eurythmics’ten Annie Lennox’un partneri olarak da hatırlayacağınız David Stewart prodüktörlüğünde ‘Forget My Love’ albümünü yayımlama müjdesini çoktan verdi. Ardından da albüme adını veren şarkıyı geçen günlerde tekli olarak yayımladı. Albüm öncesi ikinci cemreyse kısa süre önce ‘Breaking Each Other’s Heart’ adlı enfes bir baladla düştü. Kendisi David Stewart’la çalışmaya ilişkin şunları söylüyor: “Onunla çalışırken her şeyden önce kendimi güvende hissediyorum. Ona her şeyi anlatabiliyorum. Hayatımla ilgili en küçük ayrıntıya dahi hâkim hale geldi bu süreçte. Bu da bir prodüktör olarak Dave’in müziğimi içimde aramak yerine dışarı doğru yeniden biçimlendirmesine çok güzel hizmet etti.”

‘Forget My Love’ yine ‘groove’ temeline oturan bir soul ve R&B; hatta hiphop’tan beslenen bir albüm olacak gibi görünüyor. Vokal kayıtlarıyla ilgili bir de anısı var Stone’un: Aslında tüm vokallerini hamileyken canlı kaydedip bitirmiş. Ancak bu kayıtlar teknik anlamda zarar gördüğü için kızı doğduktan sonra yeniden kaydetmek zorunda kalmış. Başlangıçta bu duruma çok üzülen Stone kayıtlar sırasında kızının dünyaya gelmesinin (Bu ay 1’inci yaşını dolduracak) vokal duygusuna çok şey kattığını söylüyor. Özellikle de bir arkadaşını düşünerek yazdığı, sonra onun için anlamı çok değişen ‘My Girl’ (Benim Kızım) adlı şarkısına...

OYUNUN BAŞINA DÖNÜŞ

2016’da yayımladıkları ilk albümlerine verdikleri ‘Fantezi Müzik’ isminin peşinden giderek keşfettiğim, o günden beridir elektronik düzlemde ve indie pop kapsamında yaptıkları synth fantezilerin sıkı takipçisi olduğum Jakuzi geçen beş yılda epey yol aldı. Hatta o ilk albüm (başta ‘Koca Bi Saçmalık’) dijital platform algoritmalarına etki etmiştir ve bugün dijital müzik dünyasının kalbindeki yeni popu belirleyen etmenler arasındadır desek abartılı olmaz. En son geçen yıl iki şarkılık ‘Açık Bir Yara’ adlı EP’yi çıkarmışlardı. Şimdi de Jakuzi’nin henüz Jakuzi olmadan demo kıvamında ve kanalsız kaydettikleri ‘Merasim’i üzerinde mümkün mertebe rötuş yaparak yayımlanmalarını fan’lara yılbaşı hediyesi olarak alıyor ve teşekkür ediyoruz. Kutay Soyocak ve Taner Yücel’den oluşan grubun, genel tavır olarak ‘oyuncu’ ya da ‘kabaremsi’ dediği hallerinin köklerine bir yolculuk bu çalışma... 

ÜRETEREK BÜYÜYOR

Bugün söz edeceğimiz iki tekli dışında geçen yıl beş tekli daha yayımlayan Melek Mosso’nun her daim üreterek net bir sonuç aldığını görüyorum. Ve genç müzisyenin Şehir Hatları vapurlarında sokak müzisyeni olarak dikkat çektiği günlerdeki heyecanını koruduğuna seviniyorum. Ayrıca dört yıldır hem sahnede hem de sound anlamında perspektifini genişletiyor. Şarkıcılıkta doğuştan yetenekli, sokak müzisyenliğiyle deneyimli, nağmelere yatkınlığıyla şanslı olduğu ve şarkı yazarlığında kendinden uzaklaşmayan bir güzergâhta ilerlediği için sevenleri hep artıyor. Albümsüz bir müzisyen olarak Melek Mosso’nun son iki yıl içindeki teklilerine baktığımızda, yeni nesil müzisyenlerin ‘albüm’ gereksinimi duymadan sound bütünlüğü ve tutarlılık prensiplerini gözetmeyi başardıklarını görüyoruz. Melek de bu anlamda şarkılarıyla ‘tarz’ sahibi bir isim. Melek Mosso’nun yakın geçmişte grubunda çalan Veys Çolak’la yaptıkları düet ‘Kimsenin Kimsesiyim’ biri akustik iki versiyonuyla popun merkezine yakın bir aşk baladı. Ondan bir hafta önce yayımladığı ‘Kirpiklerin’deyse tatlı bir Kalben esintisi var.

Yazının Devamını Oku

İddialı çalışmalar, sürpriz işbirlikleri

Yeni yılın ilk ayından itibaren hareketlenen bir müzik dünyasıyla karşı karşıya kalacağız. Bu yıl sadece rap’te değil, pop ve rock müzikte de ses getirecek çalışmalar birbiri ardına geliyor. Özlenen isimler, çok sevilenler, yeni işbirlikleri... Sürprizlere hazır olun.

90’ların efsanevi grubu Kargo için bir tribute (saygı) albümü hazırlanıyor. Grubun eski solistlerinden Koray Candemir de solo albümünü bahar aylarında yayımlamayı planlıyor. Geçen yılın son günlerinde ‘Antroposen 001’i yayımlayıp büyük ilgi gören maNga hem bu albümün devamını piyasaya sunup hem de mart sonuna kadar sürecek büyük bir turneye çıkıyor. Uzun bir aradan sonra ‘Forsa’ adlı teklisiyle gelip ‘Dünyaya Bedel’le devam eden mor ve ötesi 2022’de iddialı bir albüm yayımlayacak. Pentagram akustik albümün ardından yılın ilk yarısında yeni bir albüm daha planlıyor.

Gülşen, Aleyna Tilki

BEREN SAAT’TEN ALBÜM!

Kenan Doğulu bu yıl yeni bir tekliye hazırlanırken aynı zamanda Yeni Türkü saygı albümü ‘Zamansız’da ‘Yeşilmişik’; Onur Can Ünlü anma albümündeyse ‘Yaramızda Kalsın’ı yorumlayacak. Şehrazat saygı albümünde olması da gündemde. Ayrıca ‘İhtimaller 2’yi yayımlayıp ‘Yapma’ya video çekecek. Eşzamanlı olarak Doğulu Productions’ta Bade Karakoç EP’si, Cem Pilevneli teklileri ve en önemlisi eşi Beren Saat’in albümüyle ilgilenecek.

Şubatta Birsen Tezer’den yeni bir tekli geliyor. ‘Neşet Ertaş’ filminin müziklerinden oluşan albüm eylülde yayımlanacak. Mehmet Güreli ‘Buluşmalar’ konseptiyle sürpriz eşliklere devam edecek. Melike Şahin yükselişini teklilerle sürdürecek. Sibel Can ve Seda Sayan’dan yeni birer tekli gelecek. Tarkan, Gülşen, Merve Özbey, Derya Uluğ, Ziynet Sali ve Murat Boz’dan da yeni tekliler geliyor. MFÖ de sırada... Cem Adrian yeni albümünü yayımlayacak. Deniz Seki, Suat Suna düeti ve bir tekli sonrası ‘Best of’ albümü planlıyor. Simge’nin yeni teklisine ocak sonunda kavuşuyoruz. İrem Derici’nin ‘Affeder mi Aşk Bizi’sini de kapsayan, Alper Atakan’a ait ‘Aranjör’ projesi Hande Ünsal’la sürecek. Ece Seçkin’den çok iddialı üç tekli geliyor. Özellikle Bilal Sonses’ten aldığı slow şarkıya çok güveniyor. Demet Akalın, Sinan Akçıl ‘Piyanist’ projesinde ‘Yalan’ın ardından Serdar Ortaç cover projesinde ‘Kaç Kere Sever İnsan’ı okuyacak.

Burak King, Allame, Zeyd, Zen-G, Ero, Mela Bedel, Muşta, Batu Akdeniz, Monoman, Bağzıları, Melisa Uzunarslan, Ayla Çelik, Tuğçe Kandemir, Güliz Ayla, Susel, Can Oflaz, Berkay Altunyay, Anıl Bayraktar, Simge Pınar & Barış Demirel, Anıl Durmuş, Melis Yelman, Güler Özince, Melis Karaduman, Canay Doğan, Bosphoroots, Birkan Nasuhoğlu, MAW, Birileri, Damla Durakçay, Merve Deniz, Ahmet Ali Arslan ve Yasak Helva yılın ilk yarısı içinde tekli ve albümlerle geliyorlar.

Sefo, Reik’le birlikte ‘Bilmem mi?’yi yeniden yorumlayacak. Anıl Piyancı & Kaan Boşnak işbirliği devam edecek. Piyancı, Keişan’la feat. yapacak. Keişan’sa BEGE’yle ortak bir çalışmaya girecek. Motive, Bekom’la bir şarkı yayımlayacak. Ezhel kendi albümüne odaklanmış durumda. Lara Di Lara & Kamufle albümünün devamı geliyor.

Aleyna Tilki

Yazının Devamını Oku

Rüzgâr gibi geçti

Rap’in ve alternatif müziğin gücüne güç kattığı, popun hareket kazandığı bir yıl geçirdik. Ezhel, Reynmen, Sefo, Sagopa Kajmer, Lil Zey adından söz ettiren isimlerdi. Aleyna Tilki yurtdışına, Hadise dijital oyun dünyasına adım attı. Sertab Erener küresel sorunlara dikkat çekti, Edis ‘Martılar’ıyla yaza damgasını vurdu, Ajda Pekkan herkesi kendine hayran bıraktı. K-Pop hayatımızdaki yerini genişletti, Adele son albümüyle gönüllerde taht kurmayı başardı.

Müzik piyasası açısından oldukça hareketli bir yıl geçirdik. Şarkılarıyla algoritmaya etki eden rap’çilerden Uzi, başta ‘Krvn’ olmak üzere toplamda dört şarkısı ve sosyal medyanın da etkisiyle büyük bir ivme yakaladı. Sefo’nun fenomen haline gelen ‘Bilmem mi’ adlı şarkısı ve ‘Toz Duman’ı Türkçe reggaeton’un dijitalde gördüğü ilgiyi kanıtladı. Ezhel eskisi kadar güçlü olduğunu ‘Bul Beni’yi dillerde marş haline getirerek gösterdi. Uzunca bir süredir öne çıkma sırasını bekleyen BEGE (Berkcan Güven) ‘BEGEFENDİ’ albümüyle rüştünü ispatladı. 

GÜÇLÜ İŞBİRLİKLERİ 

Anıl Piyancı ‘İzmir’ albümüyle yükselişini sürdürdü. Reynmen, Zeynep Bastık’la yaptığı ‘Yalan’ ve akabinde ‘Pare’yle çıkışına devam etti. Lvbel C5, Batuflex, Cakal, Bedo, Patron, Contra, Murda, MERO, No.1, Khontkar, Ozbi, Şehinşah, Kamufle, Aga B, Gazapizm, Ceg gibi isimler çok dinlenen şarkılarıyla rap’in gücüne güç kattı.

Güneş, Lil Zey, Yase ve Elanur öne çıkan kadın rap’çiler arasındaydı. Sagopa Kajmer’in 12 dakikalık ‘Saldırground’ teklisi ‘eski okul’severleri mutlu etti. Yaz başında ‘Hay Hay’ diyen Hadise sonbaharda bir oyun platformunun resmi müziği olarak ‘Coş Dalgalan’ı yaptı. Aynı platforma resmi şarkı yapanlar arasında Ece Seçkin de vardı. Hadise ayrıca ‘O Ses Türkiye’den ‘O Ses Rap’ jürisine transfer oldu. Aleyna Tilki ‘İşte Bu Benim Masalım’ adlı gençlik dizisinde hem oyunculuğunu hem de farklı müzikal renklerini gösterdi. Ayrıca ‘Retrogade’ ve ‘Real Love’da girdiği Galantis ve Dillon Francis işbirlikleriyle yurtdışına göz kırptı. ‘Sır’ teklisi ilgi çekti. Edis, yılın en başarılı isimlerinden biriydi; ‘Martılar’ ve ‘Arıyorum’ ses getirdi. Anıl Piyancı ve Ekin Beril’le yaptıkları ‘Kainat’sa reklam işi olmasına karşın müzikal hedefine ulaştı. 

Zeynep Bastık, YouTube cover’larıyla başlayan kariyerini ‘Zeynodisco’ adlı ilk albümüyle taçlandırdı. Yüzyüzeyken Konuşuruz; ‘Sen Varsın Diye ve ‘Son Seslenişim’in yanı sıra ‘Yargı’ dizisiyle yeniden ünlenen ‘Dinle Beni Bi’nin keyfini sürdü. Grubun solisti Kaan Boşnak kişisel ve kolektif çalışmalarını ayrıca sürdürdü. Adamlar’dan ‘Harekete Kimse Mani Olamaz’ adlı güçlü bir EP geldi. Teoman piyano ve akustik konser konseptli çalışmalarının yanı sıra ‘son albüm’ dediği ‘Gecenin Sonuna Yolculuk’la istediği sound’a kavuştu.

Yazının Devamını Oku

Rock iklimi sert olur

mor ve ötesi, ‘Forsa’ ve ‘Dünyaya Bedel’ adlı yeni teklileriyle sert sularda ne şahane kulaçlar attığını bir kez daha gösteriyor. İki şarkının ruh ve enerjisine çok yakışan videolarıysa yönetmen Aslı Çelikel imzalı.

Sözlerinde “Gitmedim işte/ Delirmedim de/Anlatan benim/Seni ve her şeyi” diyen ‘Forsa’ yeni mor ve ötesi teklisi olarak beni heyecanlandırmıştı. Ama sadece kürek mahkûmu gibi görünenlerin aslında özgürlük için sabreden ve direnenler olduklarını ve ne kadar zor olsa da gemiyi terk etmeyenlerin kurtuluşa inancını anlatan güzel sözleri nedeniyle değil. Davul ve gitarları başta; ustalıklı düzenlemesiyle mor ve ötesi’nin sert sularda ne şahane kulaçlar attığını bir kez daha gördüm.

Burak Güven, Harun Tekin, Kerem Özyeğen, Kerem Kabadayı (soldan sağa)

İlk şarkı yayımlanmadan önce birçok tanınmış isim sosyal medya hesaplarında kendi siyah-beyaz fotoğraflarını mor ve ötesi logosuyla paylaştılar. Fotoğrafların üzerinde sadece birer kelime vardı.  Melisa Sözen, Mert Fırat, Selma Ergeç, Hazal Kaya, Eda Erdem, Sinan Güler, İlksen Başarır, Ahsen Eroğlu, Koray Candemir, Can Kazaz, Aylin Aslım ve İlker Ayrık gibi mor ve ötesi dostu isimlerin merak uyandıran paylaşımları; şarkı dijital platformlarda yayımlandığı saatlerde grubun sayfasında birleşerek ‘Forsa’dan bir söz oluşturdu.

Derken dün sessiz sedasız ikinci tekli ‘Dünyaya Bedel’ yayımlanınca şaşırdım ancak dinleyince memnuniyetim birkaç kat daha arttı. 2022’de yayımlanacağı kesin ama tarihi sürpriz olan yeni albümün mor ve ötesi külliyatı içinde önemli bir yere sahip olacağını hemen anladım. Uyandıran, harekete geçiren ve bu sorumluluğu mor ve ötesi üslubuyla ifade eden bir rock iklimini yeni albümde yaşayacağız gibi görünüyor. Grubun zaten yüksek olan müzikal çıtasına ek olarak nakaratın ötesini hedefleyen şarkı yapısı, incelikli sertlik ve çok boyutlu düzenlemeler beklentimi yükseltti. Yeri gelmişken; her iki şarkının video yönetmenliği de Aslı Çelikel’e ait ve çıkardığı iş şarkıların ruh ve enerjisine çok yakışmış.

Sözün kısası; grubun bir önceki ve üzerinden üç yıl geçen teklisi ‘Sultan-ı Yegâh’ın bir Nur Yoldaş; Harun Tekin’in ağustosta yayımladığı solo teklisi ‘Masum Değiliz’inse bir Sezen Aksu yorumu olduğu düşünülünce ‘Forsa’ ve ‘Dünyaya Bedel’in mor ve ötesi özlemimize dair kıymeti iyice öne çıkıyor.

DANS PİSTİNDE DUYGU SELİ

Pek yakında vizyona girecek “The King’s Man” filminin müziklerinden ‘Measure of a Man’de FKA Twigs’e Central Cee eşlik etmişti. Teklinin üzerinden henüz bir ay kadar geçmişti ki sanatçı The Weeknd’le yaptığı ve duygusal synth atmosferiyle öne çıkan dans parçası ‘Tears In The Club’la geldi. ‘LP1’ albümünden beri hayranlıkla takip ettiğim avangart müzisyen FKA Twigs, bana göre yeni R&B’nin önemli isimlerinden. Pandemi döneminde bitirdiği ve yayımlanmasını iştahla beklediğimiz yeni albümü öncesi bu tekli harika bir aperatif. Bu arada The Weeknd’in Post Malone’la yaptığı son tekli ‘One Right Now’ı da gözden kaçırmayın.

Yazının Devamını Oku

Dünya müzikle değişir mi?

Müzikal yolculuklarında birden fazla kuşağı büyüten maNga, ilk albümden tam 17 yıl sonra ‘Antroposen 001’le karşımızda. Dinleyince siz de anlayacaksınız ki, grup kendini en özgür hissettiği, en olgun çağında... Albümün ilk konseri yarın İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde...

Türkiye’nin en çok satan gençlik ve müzik dergisi olan, yöneticiliğini yaptığım Blue Jean’de, 2004’te önemli bir karar aldık. İlk albümü henüz yayımlanmamışken Ankaralı genç bir grup olan maNga’yı dergiye kapak yapacaktık. Çünkü maNga ve müziğine çok inanmıştık. maNga’nın ilk albümünü yayımladığı 14 Aralık 2004’ten 17 yıl sonra yine bir 14 Aralık’ta yeni albüm ‘Antroposen 001’i dinlerken aklımdan bunlar geçiyor. Dinleyince anlayacaksınız; üzerinde çok kafa yorulmuş bir albüm bu. Daha önemlisi, grubun en olgun çağında, kendini en özgür hissettiği yapıtı olduğu her halinden belli.

Grubun ‘Antroposen 001’in şarkılarıyla, sound ve konseptiyle mesaisi eskilere dayanıyor, bu nedenle albüm deyim yerindeyse kısık ateşte pişerek lezzetini ortaya çıkarmış. Bir süredir sosyal medyada ‘StudioN (maNga’nın 15 yıllık stüdyosu) Günlükleri’ başlığıyla tanıtım videoları yayımlayan ve takipçilerinde heyecan yaratan maNga’nın ‘Antroposen 001’i, Endüstri Devrimi sonrası doğa-insan ilişkisinin geldiği noktaya odaklanan konseptinin yanı sıra bütünlük, tavır ve şarkı çıtası olarak yenilenmiş bir maNga’yı hakkını vererek müjdeliyor. Kendi yapımcılığını üstlenen ‘bağımsız’ maNga’nın da ilk albümü.

Yeri gelmişken ‘bütünlük’ meselesini açmak isterim: maNga’nın kolaylıkla ayırt ettiğimiz grup sound’u bir yana; türkü formundan sert vokallere, hatta Cartel’in Erci E’siyle Ferman Akgül’ün birlikte yazdığı Almanca sözlere sahip bir şarkıya; Tarkan Gözübüyük ve Demir Demirkan’ın prodüktör olarak imza attığı parçalara; Yağmur Sarıgül’ün albüm konseptini belirginleştiren dokunuşlarına ve Jarrod Cagwin perküsyonlarına bakınca; çok istikametten gidip aynı hedefe ulaşmayı başarmış bir albüm bu.

Intro nitelikli ‘Holosen’in ardından Yunus Emre etkilenimli ama sert bir giriş olan ‘Habil ve Kabil’i takiben ‘Şimdi Göğe Dolduk’la yumuşayan albüm, benim için öne çıkan diğer üç parça; ‘Batan Dünyanın Malları’, ‘El Aman (Sözleri Ferman Akgül’ün büyük dedesi Aziz Üstün’e ait)’ ve ‘Alacaklı Topraklar’la parlıyor. ‘Einfach’ ise hikâyeyi ‘outro’ diyebileceğimiz ‘Mavi Nokta’ya farklı bir ‘tercüme’yle bağlıyor.

Albümün ilk konseri yarın akşam İstanbul Bostancı Gösteri Merkezi’nde. 20 yıllık yolculuklarında müzikal fikirleriyle birden fazla genç kuşak büyüten maNga, bugün de dijital algoritmanın en sevdiği gruplardan biri olarak hıncahınç dolu konserler veriyor. ‘Antroposen 001’ bence bu trendler üstü başarının haklı kutlaması.

UMUT DOLU BİR ADA

Yazının Devamını Oku

Gelenekselle dijital arasında

Ekran kaynaklı şöhretiyle değil, pek çok yorumcunun peşinden koştuğu besteleriyle müzik kariyerinde basamakları hızla tırmanan Oğuzhan Koç, yeni teklisi ‘Aşkın Mevsimi’ ile kışı ısıttı. Her kuşağa hitap etmeyi başaran sanatçının heybesindekiler çabuk bitecek gibi görünmüyor...

Oğuzhan Koç’un ‘Çok Güzel Hareketler’in ilk kadrosundayken haberdar olduğumuz müzisyenliğinin gençlik hevesi ya da hobi olmadığını anlamamız fazla zaman almadı. Belli ki yıllar boyunca biriktirdikleri ve müzikle ilgili hayalleri vardı. Bu noktada Koç’u öncelikle bir TV ünlüsü olarak görmediğimi belirtmek isterim. Çünkü ekrandan mütevellit şöhretinin müzik kariyerine katkısının önemsenmeyecek kadar az olduğunu düşünüyorum.

Nedeniyse basit; Oğuzhan Koç her şeyden önce birçok önemli yorumcunun peşinde koştuğu iyi bir şarkı yazarı ve görünen o ki heybesindekiler öyle çabuk tükenecek gibi değil. Bir diğer önemli avantajıysa geleneksel anaakımla dijital yeni akım arasında bir yerlerde konumlanmış olması. Diğer bir deyişle hem anne-baba, abi-ablaların zevkine hem de gençlerin beklentilerine aynı anda ve ustaca cevap vermeyi başarması.

Sanatçı, yıla ‘Küskün’ ve ‘Hepsi Geçiyor’la hızlı girmişti. İbrahim Başaran’la yaptığı ‘Gözlerden Irak’ ve sonrasında ‘Bence de Zor’la nisana kadar hız kesmedi. Temmuzda  Arem Özgüç ve Arman Aydın’la yaptığı ‘Yoksa Yasak’ adlı şarkısıyla algoritma ilgisi gören Koç, kışa ısınmaya çalıştığımız şu günlerde yeni teklisi ‘Aşkın Mevsimi’yle geldi.  Şarkı için ‘musikişinas ve Akdenizli’ diyebilirim. Bir önceki tekliyle kıyaslayacak olursak geleneksel popa bağlı yetişkin dinleyicisini bir tık daha mutlu edecektir.

Söz ve müziğe düzenlemeyi de yapan Çağrı Telkıvıran’la ortak imza atan müzisyenin videosuysa Mali Ergin yönetmenliğinde çekildi. Şarkı ve video bitmiş bir ilişki ama bitmemiş bir aşk sonrası tarafların yaşadığı duygu ve olaylardaki benzerlikleri ele alırken dinleyene samimi hisler geçiriyor. ‘Aşkın mevsimi geçmiyorsa, yaz-kış fark etmez, sevmeye devam’ diyor özetle...

Üretkenliği, tutarlılığı, yazdığı çıta üstü pop şarkılarıyla bana sorarsanız Oğuzhan Koç adını Türk popüler müzik tarihine yazdırdı bile.

YENİ BİR ROCK STAR

Bugün Türkçe rock 2000’li yıllardaki kadar popüler değilmiş gibi görünüyor ancak bu durumda Duman, Athena, mor ve ötesi, Gripin, maNga gibi köklü grupların günümüze uzanan şöhret ve başarısını nasıl açıklayacağız? Esasen yeni nesil alternatif müzisyenlerin ana damarlarından biri açık şekilde rock’ın mirasından besleniyor. Synth katkılı yeni damar pop ya da R&B kafalar, elektronik altyapılar için bile bu böyle. Öte yandan yeni nesilden büyük vokalli, gitarının sesi yüksek, şarkı kalitesi ve ruhuyla rock olan cayır cayır bir albüm dinleme fırsatım olmamıştı çoktandır. Çünkü bütünlüklü bir rock albümü yapma çabası bile başlı başına takdire şayan bu devirde. Diğer bir deyişle Batu Akdeniz’in ‘Bir Kalbin Çöküşü’ albümü benim gibi hissedenler için birebir. Yaklaşık iki yıldır kendi yazdığı şarkılarla bu albüme çalışmaktaydı. Şarkıları, samimi tavrı, enerjisi ve müzisyenliği on numara. Sahnede izledim; ‘rock star’ ışığı da gördüm, içim rahat etti. Amerikan ya da İngiliz rock sound’undan etkilenmiş görünse de albümün genel tavrının bize ait olduğunu düşünüyorum. Adını Stefan Zweig’ın kitabından alan 10 şarkılık albümün ilk video’su aynı adlı şarkıya Emre Ergenç tarafından çekildi. Mutlaka dinleyin, izleyin.

Yazının Devamını Oku

Yeni yol Hindistan’a çıktı

Üç yıldır sessizliğe bürünen Atiye, ‘Ses Seda Yok’la yeniden karşımızda. Kayıtları Hindistan’ın Mumbai şehri ve İstanbul’da gerçekleşen şarkı, Hindistan’ın sufi müziği diyebileceğimiz kavvali kalıpları üzerinde ilerliyor.

Atiye’nin kendine has müzikal çizgisiyle pırıl pırıl parladığı yıllar çok da eskide kalmadı. Dansları, sesi, güzelliği bir yana, şarkılarıyla da Türk pop müziği için yeni şeyler söylemişti. Bu duruşu onu yurtdışından gelip Türkiye’de şans arayan şarkıcılar arasında öne çıkardı. Ne var ki tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tamamen dijitalleşen müzik piyasası yeni kurallar koyarken geleneksel pop sound’u içinde yenilikçi işler üretenleri bile hızla eskitti. Bu durumda uyum sağlamak için seçim yapmak gerekiyordu. Kimileri şarkı düzenlemelerini dijital platform algoritmalarına göre değiştirdiler. Kimileriyse hızlı yükselen rap’çilerle ortak çalışmalara girmeyi yeğlediler. Bazı isimlerse frene basıp durumu analiz etmeyi ve kariyerlerinin geleceğine dair yeni ama özgün bir strateji kurmayı uygun gördüler.

Gözlemime göre üç yıldır sesi çıkmayan Atiye bu isimlerden biriydi. Bunun için mutluyum çünkü Atiye’nin ‘makine’ beklentilerine kurban edilmeyecek kadar kıymetli alameti farikaları vardı.

‘Ses Seda Yok’ Atiye’nin ikinci dönem kariyerinin ilk habercisi. Başka haberciler de gelecek ve pek yakında yeni albümü dinleyebileceğiz. İlk şarkıdan öğrendiklerimize bakarak bir ‘dünya müziği’ albümü beklentisi içine girebiliriz. Kayıtları Hindistan’ın Mumbai şehri ve İstanbul’da gerçekleştirilen şarkıya Hintli keman ustası Kala Ramnath eşlik ediyor. Sibel Algan’ın yazdığı sözler Hindistan’ın sufi müziği diyebileceğimiz, ünlü Nusret Fatih Ali Han’ın evrensel boyuta taşıdığı kavvali (qawwali) kalıpları üzerinde gelişiyor. Parça, Erol Sebebci’nin düzenlemesiyle son halini almış.

Aytekin Yalçın tarafından, Atiye’nin yanı sıra dans âlemlerinin yakından tanıdığı Çisil Sıkı koreografisiyle bir video çekilmiş. Videoda Atiye eski Hint filmlerinden ‘Nagina’ ile Şahmeran dansının figürlerini sergiliyor. ‘Ses Seda Yok’taki tavır ve iddiayı görünce yeni Atiye albümü için epeyce heyecanlandım diyebilirim.

ŞARKININ DİZİYE FAYDASI OLUR MU?

Sena Şener’in kendine o denli has bir ses rengi ve vokali var ki; BluTV dizisi ‘Saklı’nın jenerik videosunu izlediğimde hemen yakaladım. İşin peşinden gidince dizinin orijinal şarkısındaki imzanın kendisine ait olduğunu öğrendim. Dizilerde meşhur olan şarkılara alışığız. Hatta genç müzisyenler için popüler dizilerin geniş kitlelere ulaşma platformu olduğunu da biliyoruz. Ancak yeni bir dizi için özgün bir şarkı tercih etmek kuşkusuz daha iyi bir fikir olmuş yapımcılar için.

Şarkının dizinin duygusuna girerek yazılması nedeniyle olumlu nüansları ve akılda kalan bir nakaratı olduğunu söylemek isterim. Şener işin hakkını verip kendi külliyatına da güçlü bir tekli eklemiş böylece. Tutkulu ama yasak bir ilişki ekseninde geçen ve esas gerilimi bir cinayet hikâyesi üzerine kuran ‘Saklı’ dizisi yayında. Bu kez dizinin şarkıya olduğu kadar şarkının da diziye faydası oluyor bana kalırsa.

Yazının Devamını Oku

Kendinin en iyi versiyonu

Adele, söz ve müzik açısından en sofistike albümüyle karşımızda. Trendlerle, dijital dünyanın beklentileriyle hiç ilgilenmeden, rap’çilerle ortak çalışmalara girmeden tabiri caizse ‘taş’ gibi bir albüm yapmış.

Ekimin ortasında ‘30’ albümünün öncü teklisi ‘Easy On Me’yi yayımladığında ortalık birbirine girdi desek yeridir. Albüm isimlerini; işe giriştiği yılda hangi yaşını idrak ettiğine göre numaralandıran Adele’in 30-33 yaş arası ve boşanma sonrası hissiyatını merak ediyorduk. Müzikal çıtası, dijital trendlerden etkilenme olasılığı gibi unsurları da birlikte değerlendirdiğimizde 6 yıl sonra acaba nasıl bir albümle gelecekti?

KLİŞELERİ YIKTI

Öncelikle altını çizmek istediğim; ‘30’, Adele’in şarkı yazarlığı ve müzisyenlik açısından en olgun ve iyi albümü olmuş. Bir sonrakinin adı ‘kaç’ olur bilmiyorum ancak bu olgunlaşma ve daha iyiyi arama halinin sonraki albümlerde de süreceğine inanıyorum. Müzik kariyeri boyunca tüm star’lık klişelerini birer birer yıkıp zirveye çabasız ve özgün tavrıyla çıkan Adele, duygu aktarımı açısından baktığımızda da en net albümünü yapmış.

Önceki albümlerinin şarkı sözlerinde zaman zaman basmakalıplık tuzağına düşen sanatçının kimi duygularını doğa kaynaklı benzetmelere boğduğunu görmüşlüğümüz çoktur. Şimdi vadilerin gölgesi, nehirlerin süzülüşü ya da yağmurlar artınca sığındığı barınakların yerini daha kişisel, gerçek ve bana göre daha edebi sözler almış. ‘30’un şarkılarında gerçek duygularını filtresiz sunabilen, mutsuzluk halinin zirvesindeyken de şarkı sözü yazıp beste yapabilen bir Adele’den söz ediyoruz. Kendini bu denli sert ve direkt ifade etmesine karşın yüzeysel olmaması ayrı bir başarı bana göre. Hatta söz ve müzik açısından en sofistike albümü hangisi diye sorsanız yine ‘30’ derim.

Kendisinin bir müzik insanı olarak en kıymetli yeteneği olan solistliği aynı güçte fakat daha olgun. Müziğinin bütününde kıvamını ustalıkla tutturduğu dram, mizah ve mahremiyetse yerli yerinde. Trendlerle, dijital dünyanın beklentileriyle hiç ilgilenmeden, rap’çilerle ortak çalışmalara girmeden tabiri caizse ‘taş’ gibi bir albüm yapmış. Bugün gençlerin ‘eski’ diyebileceği bir sound’dan yani Hollywood tipi orkestrasyon, elektrikli kilise orgları, bas gitar yürüyüşleri ya da Barbra Streisand tarzı güçlü vokalinden yeni ve kalıcı bir imza yaratmayı başarmış. Ayrıca yeni kuşakların kendisine duyduğu hayranlıktan da haberdarım.

GÜÇLÜ BİR ROMANTİZM

Yazının Devamını Oku

Dinledikçe seveceksiniz

Son yıllarda şarkılarını dünyayı eşitlik ve adalet içeren bir yer haline getirmek için söyleyen Sertab Erener, yeni teklisi ‘Who’s Gonna End’de bu minvalde bir iş çıkarıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın iklim krizini önleme hedeflerine dikkat çeken şarkı, COP26 küresel kampanyasının bir parçası...

Sertab Erener’in Türkiye tarihine altın harflerle yazılan Eurovision birinciliğini yaşı tutmadığı için hatırlamayan müzikseverler olduğunu biliyorum. Oysa Eurovision’un Türk popüler müziğinin gelişmesinde eser/yorumcu niteliği ve niceliği açısından büyük etkisi olmuştu. Yani bugün gençlerin çılgınlar gibi eğlendikleri 80’ler ve 90’lar partilerinde çalan şarkılarda büyük emeği vardır. Sertab Erener’in o yıllardan birinde, uluslararası bir sahneye çıkıp dans ederken bir yandan da İngilizce sözlü bir şarkıyı yüksek standartta nasıl icra ettiğini görememiş arkadaşlarımız varsa 2003 tarihli ‘Every Way That I Can’in YouTube videosuna bakabilirler. O günden beri başarısının Türkiye sınırlarını aşacağı inancımı koruyorum. Geçen gün Erener’in yeni şarkısı ‘Who’s Gonna End (Kim Dur Diyecek)’; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNPD) Türkiye Ofisi tarafından tanıtılınca ister istemez aklımdan geçti bunlar. ‘Who’s Gonna End’, COP26’yla (26’ncı BM İklim Değişikliği Konferansı) aynı anda yayımlandı ve küresel kampanyanın da bir parçası olacak.

Kim bilir belki de bu şarkı mecburen uzayan bir molayı nihayete erdirir. Erener’in öncelikli amacı, elbette bir kadın sanatçı olarak dünyayı daha fazla adalet ve eşitlik içeren bir yer haline getirmek için şarkılar söylemek. Müziğini bu amaç uğruna seferber ederken belki başka bir fitil yanar, oradan müzikaline sıçrar, kim bilir... Mesaj verirken pop rock bir duyguyla hafif retro göndermeler yapan şarkıyı çalma listelerinize alıp tekrar tekrar dinleyince seveceksiniz. Şarkı için Erener ve eşi Emre Kula, klip için de ağabeyi Serdar Erener ter dökmüş. Video UNPD YouTube sayfasında.

ÖZLEM GİDERİYOR

Beyoncé’nin; dün gösterime giren Will Smith filmi ‘Kral Richard: Yükselen Şampiyonlar’ (King Richard) müzikleri için yaptığı ‘Be Alive’ adlı teklisi ‘Black Parade’den bu yana uzanan; yani yaklaşık bir yıllık hasretinizi dindirir mi bilinmez. Ancak ben kendisinden yeni bir şeyler duyduğumda mutlu oluyorum. “Yaşıyor olmak bana çok iyi hissettiriyor” diyerek ve koro eşliğinde açtığı şarkıda Beyoncé’nin vokalini güçlü davullar takip ediyor. Şarkı boyunca sizi akışta tutansa Beyoncé’nin inip çıkan güçlü vokaliyle zemini sağlam tutan koro ve hafif gitar dokunuşları oluyor. Filmin fragmanlarından birinde daha önce dinleme fırsatı bulduğumuz şarkıyı seveceğinize inanıyorum. Film demişken; Will Smith’in oynadığı Richard Williams karakteri, gelecekte yıldız olacak iki tenisçinin (Serena ve Venus) babası.

Yazının Devamını Oku

Kariyerinin sonu mu geldi!

Travis Scott, ASTROWORLD Festivali’nin yaratıcısı, lideriydi. Etkinliğin ilk gününe denk gelecek şekilde yayımlanan yeni şarkıları yaşananların etkisiyle biraz geri planda kaldı. Yine de şarkıcının hayranlarını mutlu edecektir. Felaket Travis Scott’ın kariyerini nasıl etkileyecek, onu da önümüzdeki süreçte göreceğiz.

Geçen hafta gerçekleşmesi planlanan ancak ilk gün yaşanan izdiham sonucunda sekiz kişinin hayatını kaybetmesi nedeniyle ikinci günü iptal edilen ASTROWORLD’den söz etmek isterim size öncelikle. ABD, Houston’daki festival ünlü rap’çi Travis Scott’ın headliner (ana solist) olduğu bir etkinlik değil sadece. Bu festivali yaratan, sürdüren, liderlik eden kişi de Travis Scott...

2018’de Scott’ın aynı adlı albümünden ve bir çocukluk hayalinden yola çıkarak yarattığı etkinlik aslında onunla aynı ruhu paylaşan müzisyenleri bir araya getirmeyi amaçlamış bir müzik festivali olarak doğdu. İlk yılında hiphop odaklıydı ancak 2019’da farklı türlere el attı; sahnesinde Rosalia ve Marilyn Manson’a bile yer açtı.

Henüz ikinci yılında 50 bin bandında seyirciye ulaştı. 2020 etkinliği pandemi nedeniyle iptal edilince gözler bu yılkine çevrildi. Bu kez 100 bin bilet satışa çıkarıldı ve bilet fiyatları epey arttırıldı. Yine de tüm biletler yarım saat içinde tükendi. Acaba bu çapta bir festivalde kitlelerin güvenliğini sağlamak için yeterince önlem alınmadı mı? Travis Scott’ın olaylar sırasında performansa devam etmesi tabloyu daha kötü hale mi getirdi? Bu ve benzeri sorulara bilirkişiler yanıt verecek. Ancak işin hem adli hem vicdani faturasının sadece Scott’a çıkacağı kesin gibi. Tam da ‘geleceğin müzisyenleri icap ederse kendi festivalini düzenleyecek’ demeye hazırlanırken Scott’ın müzik kariyeri bile tehlikede şu anda.

ASTROWORLD Festivali’nin ilk günüyle eşzamanlı yayımladığı iki şarkılık teklisine gelecek olursak... Daha önce bir festivalde seslendirdiği ‘Escape Plan’ ve ‘Mafia’ olayların gölgesinde kalacakmış gibi görünse de dijital dünyada dinlenmeye devam ediyor. Hafif bulanık ve tekdüze yürüyen ama Scott stili atmosferini koruyan bu iki şarkı trap’le yatıp trap’le kalkan hayranlarını her şartta mutlu ediyor.

Diğer yandan bunca birbirine benzeyen şarkının nasıl böyle büyük bir ekonomi ürettiğine de akıl erdiremiyorum diyebilirim. Bu iki şarkıdan ‘Mafia’yı tavsiye ederim.

Yazının Devamını Oku

40 yıl hatrı var

Çıkardığı ilk albümün 40’ıncı yılında ‘Future Past’i yayımlayan Duran Duran, çağı yakalamayı başarmış. Albümden kimi şarkılar bizi grubun bol synth’li ve geri vokalli eski günlerine götürürken sound geleceğe odaklı bir Duran Duran’i müjdeliyor. Ama elbette 80’lerde yaşadıkları gibi bir sevgi selini tekrar yakalamaları mümkün görünmüyor.

Pop-rock’ın efsanevi ismi Duran Duran’i, elemanları yaşlanmış, başarısı eskide kalmış, iyi ihtimalle de geçmişin ekmeğini yemek için konserler veren bir grup olarak konumlandırdıysanız sizi ihmalkârlıkla suçlayacağım. Özellikle gençliğinizi 80’lerde yaşadıysanız ve Duran Duran’in üretmekten hiç vazgeçmediğini, çok iyi şarkılar yapmaya devam ettiğini bilmiyorsanız, aşkolsun size.

Roger Taylor, John Taylor, Simon Le Bon ve Nick Rhodes (soldan sağa).

2000’ler boyunca eskiyle yeni arasında nasıl bir köprü kuracaklarına karar verirken sound olarak modernize edilmiş bir Duran Duran’le idare ettiler. Yaşları ilerliyordu ancak onlar yepyeni bir Duran Duran sound’u yaratma konusunda ısrarcıydı. 2010’larda eskinin mirasını özenle demlediler. 2011 albümleri ‘All You Need is Now’ (prodüktör Mark Ronson’ın vizyonuyla) önemli bir dönemeçtir. Sondan bir önceki albümleri olan 2015 tarihli ‘Paper Gods’taysa çok sayıda konuk sanatçıyla bir araya geldiklerini görürüz. John Frusciante, Janelle Monae, Nile Rodgers, Lindsay Lohan... Bu iki albüm; Duran Duran’in alameti farikası olan şarkı yapısı ve vokal üslubunu yeni bir bakışla buluşturma arzusudur. Ancak özellikle ‘Paper Gods’ta konuk yıldızların varlığı kanımca albümün önüne geçer.

RAFİNE BİR ALBÜM

Sadece bu isimlerin değil, Justin Timberlake’ten Timbaland’e birçok önemli yıldızın Duran Duran’in tek bir hareketiyle koşup geldiğini görürüz. Hemen herkesin idolü olan Duran Duran için sessiz bir saygı duruşu zaten süregeliyor. 

İlk albümün 40’ıncı yılını kutlarken yaptıkları 15’inci albümleri ‘Future Past’e baktığımızda tüm pürüzleri halledebildiklerini görüyoruz. Bu albümde de konukları var. Ancak onların katkısından ödün vermeksizin şarkıları öne çıkarmayı başarmışlar. Disko kralı prodüktör Giorgio Moroder, DJ/prodüktör Erol Alkan ve yine Mark Ronson’un dokunuşlarıyla Blur’ün gitaristi Graham Coxon, David Bowie’nin piyanisti Mike Garson, İsveçli şarkıcı Tove Lo, rap’çi Ivorian Doll, Japon kız punk grubu Chai’nin yaklaşımı bu özel albümü daha rafine hale getirmiş.

İkisi dışında tamamı orta ve yüksek tempolu parçalardan oluşan ‘Future Past’in şarkılarını ayrı ayrı sindirmek için birkaç kez dinlemeniz gerektiğini de ekleyeyim. Albümden ‘Invisible’, ‘All of You’, ‘Anniversary’ ve ‘Beautiful Lies’ gibi şarkılar bizi grubun bol synth’li ve geri vokalli eski günlerine götürürken sound bugünden itibaren geleceğe odaklı bir Duran Duran’i müjdeliyor. Özellikle bu gibi şarkılarda yakaladıkları sihir, grubun deniz feneri olmalı. Elbette 80’lerde yaşadıkları gibi bir sevgi selini tekrar yakalamak mümkün değil ancak Simon Le Bon, Nick Rhodes, John Taylor ve Roger Taylor; Duran Duran gibi kalmayı başarıp çağı da güzel yakalamış. Tıpkı albümün adında olduğu gibi...

Yazının Devamını Oku

Coldplay rock’tan tamamen vaz mı geçti?

Coldplay’in yeni albümü ‘Music of the Spheres’ dijital çağın talep ettiği ‘büyük’ bir pop albümü olmayı başarmış. Bunu bir tercih olarak görebilir, ortaya çıkan sonucu takdir edebiliriz. Ancak ben bunu ‘Coldplay bir İngiliz rock grubu olmaktan vazgeçti’ şeklinde de okuyorum.

İngiliz grup Coldplay’in 25 yıllık ışıltılı kariyeri ‘büyük aksiyonlar’ ve geniş kitlelere hitap eden stadyum konserleriyle dolu turnelerle şekillendi. Buna bakarak grup üzerindeki baskının ve işin ticari hacminin ne denli büyük olduğunu da anlayabiliriz.

Bir önceki albümleri ‘Everyday Life’ müzikal anlamda bana umut vermiş bir albüm olsa da Coldplay o dönem promosyona pek yüklenmediğinden albümün satışı diğerlerinin gerisine düştü. Diğer bir deyişle grubun son 20 yılda multi-platinum ödülü alamadığı tek çalışma olan ‘Everyday Life’ bana göreyse Coldplay’i Coldplay yapan değerlere sahip çıkan, çıtası yüksek bir albümdür.

Will Champion, Chris Martin, Jonny Buckland ve Guy Berryman (soldan sağa).

‘Music of the Spheres’ın şarkılarını, sound’unu, devasa tanıtım bütçesini belirlerken oyunu yine formüle göre oynamalarından anlıyoruz ki bu satış meselesi büyük bir kaygı haline gelmiş. Güçlü ve öncü tekli ‘Higher Power’ Uluslararası Uzay İstasyonu’nda lanse edildi mesela. Sonra ‘Everyday Life’taki iç dünyamıza hitap eden eşlikler yerlerini Selena Gomez, BTS gibi pırıltılı yıldızlara bıraktı yeni albümde. Bir açıdan bunu bir tercih olarak görebilir, hatta ortaya çıkan sonucu takdir edebiliriz. Ancak ben bu sonucu ‘Coldplay bir İngiliz rock grubu olmaktan vazgeçti’ şeklinde de okuyorum. Tespiti açık açık yapalım ve sonra dürüstçe diyelim ki; ‘Music of the Spheres’ organik hisler geçiremeyen synth’lerine rağmen dev eşlikleri, baladları, atmosferik dokunuşları ve konseptiyle dijital çağın talep ettiği ‘büyük’ bir pop albümü olmayı başarmıştır. Favorilerim; öncü teklilerden ‘Coloratura’ ve Selena Gomez’li ‘Let Somebody Go’nun yanı sıra ‘Biutyful’ olarak sıralanıyor.

Geçen günlerde bir podcast yayınında üç albüm sonra yeni şarkı yapmayı bırakıp konserlere devam edeceklerini açıklayan solist Chris Martin; yakın geçmişte çevreci hassasiyetleri nedeniyle turne yapmayı bırakacaklarını söylemişti.

BİZE NASİP OLDU MAŞALLAH

Pandemi kısıtlamaları döneminde bir lastik üreticisi firmanın hayata geçirdiği ‘Studio X, Sezen Aksu Şarkıları’ adlı ilginç projeye dikkat kesilmiştim. Proje kapsamında Ayhan Sicimoğlu, Harun Tekin, Evrencan Gündüz, Sattas ve Jabbar ft. Deeperise gibi isimler Aksu şarkılarını kendi tarzlarında yorumlamıştı. Yine aynı albümde BaBa ZuLa ve Deniz Tekin’in yeniden düzenleyerek icra ettiği ‘Kaçın Kurası’ da vardı. Şarkının tekli olarak yayımlanmasının ardından şunu söyleyebilirim: Sahnede de sık sık bir araya gelen iki ismin, kuşaklararası müzikal etkileşimi de simgeleyen bu buluşması, ‘Kaçın Kurası’ gibi bir Sezen Aksu klasiğinin hafızasına yeni bir bakış açısı eklemeyi başarmış görünüyor.

Yazının Devamını Oku

Ajda Pekkan bi’ tık daha genç

Ajda Pekkan, prodüktörlüğünü Ozan Çolakoğlu’nun üstlendiği yeni albümü ‘Ajda’yı yayımladı. Sanatçının ‘son albümüm’ dediği çalışmayla anaakımda başarılı olmayı hedeflemesi alkışı hak ediyor.

Sesi ve yorumuyla meşhur ettiği, hatta klasik haline getirdiği onca beste ve aranjman Ajda Pekkan’ın efsane olarak kalmasına hayli hayli yeterdi. Buna rağmen, 2021 yılında ve 75 yaşındayken anaakım başarısı hedefleyen bir albüm yayımlaması, samimiyetle söylüyorum, ayakta alkışlanacak bir olay. Kendi adını vererek ‘son albümüm’ dediği ‘Ajda’yı iştahla dinlemek boynumuzun borcu değil de nedir?

Elbette sanatçının  Ozan Çolakoğlu gibi bir müzik insanına duyduğu güveni es geçmemek gerek. Albümün prodüktörü Çolakoğlu çıkış parçası ‘Bi’ Tık’a ‘sunrise’ ve ‘midnight’ versiyonlarıyla güneşin doğuşu ve gece yarısına dair iki ruh hali eklemiş. Sözü ve müziği Şehrazat’a ait ‘Bi’ Tık’ için en iddialı ‘Ajda’ şarkısı diyebilirim.

Albümde iki şarkıda Tarık İster ve Alper Atakan düzenlemelerine rastlıyoruz. Daha önce yine Pekkan’ın yorumladığı ve Türkçe sözlerini Fikret Şeneş’in yazdığı hit şarkı ‘Düşünme Hiç’in yeni Çolakoğlu düzenlemesi dikkate değer. Çolakoğlu ve Pekkan; ‘Ajda Pekkan şarkısı’ standartlarını gözetip Okay Barış, Gülden, Serdar Ortaç, Sera Tokdemir, Özlem Argon ve Reşit Gözdamla gibi şarkı yazarlarıyla çalışmayı tercih etmişler.

Müzik sevdalısı oyuncu Sera Tokdemir’in bir Ajda Pekkan albümüne eser sahibi olarak girmekten onur duyduğunu tahmin ediyorum.

‘Ajda’ süperstarın son albümü mü olur bilmiyorum. Ama yeni şarkı yapmasa da özel projeler, versiyonlar, eşlikler, düetler onu bekler. Dilerim bu, Ajda Pekkan’ın en ‘genç’ hissettiği dönemin başlangıcı olur.

YİNE, YENİ, YENİDEN...

Koray Candemir’i çeşitli performans projelerinde görüyorduk ancak kayıt açısından uzun süredir sessizdi. Bu sessizliği pandeminin ilk yılında yayımlanan ‘İhtimaller’le bozdu. Bir yıl sonra çıkan ‘Kimileri’ synth kullanımını arttırdığı bir şarkıydı. Yeni şarkısı ‘Yine’yi bu iki şarkıyı da gözeterek dinlediğimde müzisyenin ‘alternatif modern rock’ diyebileceğimiz yeni bir Koray Candemir sound’u tanımlamayı başardığını görüyorum.

Yazının Devamını Oku

Türkiye dar geliyor

Aleyna Tilki’nin ünlü DJ Dillon Francis’le birlikte çıkardığı ‘Real Love’ tam 36 ülkede en önemli dijital çalma listelerine girmeyi başardı. Warner Music’le anlaşma imzalayan genç sanatçıyı bundan sonra Türkiye’de tutmakta zorlanacağız gibi görünüyor.

Amerikalı DJ ve müzik yapımcısı Dillon Francis electro ve deep house’tan progressive’e, oradan dubstep ve trap’e uzanan geniş bir yelpazede varlık gösteriyor. Yolu Diplo ile kesiştikten sonra Coachella gibi birçok önemli festivalde sahneye çıkan Francis henüz kariyerinin ilk yıllarında Dünyanın En İyi 100 DJ’i listesine girmeyi başarıyor. Hatta Rolling Stone dergisinin Yılın En İyi Elektronik Albümleri sıralamasında kendine yer buluyor. Hemen ardından Billboard En İyi Dans/Elektronik Albümler listesinde 1 numara oluyor. DJ Snake, Skrillex, Calvin Harris, Kygo, G-Eazy, Fuego, Martin Solveig gibi önemli isimlerle ses getiren ortak çalışmalar yapıyor.

Dillon Francis geçen haftalarda Beyond Wonderland Festivali sahnesinden bir parça paylaştı. Bu parça kendisinin ‘Happy Machine’ adlı house pop albümünde yer alan ve Aleyna Tilki’nin eşlik ettiği Real Love’dan başkası değildi. Parçanın videosu ABD’nin yanı sıra, Tilki’nin özel isteği doğrultusunda Eskişehir Sivrihisar Havacılık Merkezi’nde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma uçakların arasında çekildi. Ve ‘Real Love’ yayımlanır yayımlanmaz tam 36 ülkede çok önemli dijital çalma listelerine girmeyi başardı.

Real Love (tekli)
Aleyna Tilki & Dillon Francis
IDGAFOS/Mad Decent

Bildiğiniz üzere Aleyna Tilki’ye bir süredir Türkiye dar geliyor. Kararlılığını, yaşının heyecanını ve enerjisini kaybetmeden Warner Music gibi bir endüstri deviyle bir albüm ve dört tekliyi kapsayan bir anlaşma imzalamasına çok sevindim. Yolundan döneceğini sanmıyorum ancak her zamanki gibi düşse bile kalkmasını ve hedefe kilitlenmesini tavsiye ederim. Bence bundan sonra onu Türkiye’de tutmakta zorlanacağız.

SAHİCİ BİR MELANKOLİ

Fırat Külçek ve Kerem Feyzi tarafından 13 yıl kadar önce kurulan Hedonutopia (arzu ütopyası anlamına geliyor) çok iyi şarkılar üreten, ‘alternatif elektronik müzik’ denip geçilemeyecek kadar başarılı bir grup. 2016’da Radyo Boğaziçi’nin geleneksel Battle of The Bands yarışmasında ipi göğüslediğinde jüri üyesi olduğum için ayrıca gurur duyuyorum. Zira kariyerleri için bir başlangıç noktası oldu bu birincilik. Geçen yıl bugünlerde ‘Beyaz Durak’ adlı albümünü yayımlayan grup bu yıl ‘Bi Sen Değil’ ile yeni bir albüm müjdeledi. Özgün bir sound ve atmosfer yaratan, ‘sahici’ hikâyeler anlatan, melankolisine sahip çıkan Hedonutopia iyi şarkı fikirleriyle çok sağlam adımlar atıyor. Benim için tüm diskografisiyle baştan sona keyifle dinlenen, heyecan veren bir ikili haline geldi. ‘Bi Sen Değil’ albüm öncüsü olarak iştah kabartıyor. Grup, 22 Ekim’de İstanbul Zorlu PSM %100 Studio’da olacak.

Yazının Devamını Oku

Algoritmanın kralı

İlk çıktıkları günden bu yana sağlam adımlarla yürüyen, kendini geliştiren, pek çok genç şarkıcıya ilham veren, özgün bir grup Yüzyüzeyken Konuşuruz... Yeni teklileri‘Son Seslenişim’in hem sound’u hem sözleriyle grubun yeni ‘hit’i olacağını söyleyebilirim.

Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkıları ve sound’unun dijital platform algoritmaları üzerinde güçlü bir etkisi var. Bu etkinin en önemli göstergesi de birçok yeni nesil müzisyenin başarıyı benzer düzenleme ve vokal üslubunda araması.

Grup ‘Evdekilere Selam’la 2013’ün en iyi albümlerinden birine imza attığı günden bugüne hem tavır hem sound anlamında tutarlı davranmayı, kendini geliştirmeyi başardı. Şarkı yazarlığında kimi zaman tekrara düşse de genelde birçok önemli ‘hit’e imza attığını görüyoruz. Bu başarıyı örnek alan müzisyenlere de birkaç önerim var...

BAŞARILI TEKLİ SERİSİ

Benzerlik peşinden gitmek yerine Yüzyüzeyken Konuşuruz’un ilk günlerinde yakaladığı özgünlüğü ve sonra da sürdürülebilir kıldığı bütünlüğü kerteriz almaları... Yaratıcı düzenleme formüllerine odaklanmaları... Performans tarafında biraz donuk bulduğum Yüzyüzeyken Konuşuruz’dan daha yoğun bir sahne enerjisi üretmeleri...

Grup, 3 yıl önce yayımladığı albümü ‘Akustik Travma’dan bugüne ürettiği teklilerde bir başarı serisi yakaladı. 2010’da ‘Ölsem Yeridir’le başlayan bu seri pandemi öncesi yayımlanan ‘Kazılı Kuyum’ ve bu yıl temmuzda çıkan ‘Sen Varsın Diye’ ile sürdü.

Şimdi ‘Son Seslenişim’ ise grubun şarkı yazarı Kaan Boşnak’ın bir hit daha yakaladığını kanıtlar nitelikte. Son olarak grubun belki en sevilen şarkısı olan ‘Dinle Beni Bi’ Kanal D’nin popüler dizisi ‘Yargı’nın can alıcı bir sahnesinde kullanılınca bir kez daha keşfedildi. Bakalım ‘Son Seslenişim’ gölgede kalacak mı?

SORUN BEN DEĞİLİM, SENSİN!

Yazının Devamını Oku

Rahat, sakin ve daha renkli

İlk çıktıkları zamandan bu yana alametifarikasını kaybetmemiş bir grup Yüksek Sadakat... Yedi yıl aradan sonra gelen ‘Rengarenk’ albümünde grup kendi tadını bozmadan diskosu, reggae’si, neo soul’u, sert rock gitarlarıyla birçok çiçekten bal almış. Sadece kendileri için yapıyormuşçasına rahat ürettikleri bu albümle grup dijital çağın hissiyatına da uyum sağlamış.

Yüksek Sadakat ile 2005’te, ilk albümlerini yayımlamalarından hemen sonra Hürriyet için bir röportaj yapmıştım. Sektörün, Türkçe rock talebi içinde olduğu bir dönemdi. O döneme dikkatle baktığımızda, ilk albümlerini çıkarmış Türk rock gruplarının kendilerine has bir ‘sound’la bugüne istikrarla vardıklarını görüyoruz. Zaman içinde kendilerini geliştirip değişseler dahi alametifarikaları yerli yerinde duruyor. Yüksek Sadakat da bu gruplardan biri. O ilk röportajda müziklerini nasıl tanımladıklarını sormuştum; gelen yanıt röportajın da başlığı olmuştu: “Doğudan bakınca batılı, batıdan bakınca doğulu.”

Yüksek Sadakat’in ilk çıktıklarında üçer yıl arayla yayımladıkları üç albüm, şarkı kalitesi açısından baktığımızda başyapıt niteliğindedir. Özellikle ilk ikisi uzunca bir dönem Hürriyet’te müzik yazarlığı da yapmış Kutlu Özmakinacı’nın köklü bir birikimden damıttığı şarkılar içerir ve nokta atışıdır. Ayrıca diskografiye bakarsanız hiç yeni şarkı yayımlamasalar bile bugüne kadar yarattıkları hit’lerle ömür boyu konser verebileceklerini açıkça görürsünüz. Her grupta olduğu gibi Yüksek Sadakat’in de duraklama dönemi olmuştur. Ama bu dönemi içeriye dönüp tazelenmekle geçirmiştir grup. Bugün elimizde olan ‘Rengarenk’ albümünün yedi yıl aradan sonra gelmesi bu nedenledir bana göre.

HİÇ DUYMADIĞIMIZ DÖRT YENİ ŞARKI

Pandemi öncesi yayımladıkları ‘Beklediğim Ne Varsa Sensin’ ve eylül başında gelen ‘Öksüz Yel’ teklileri sonrası albümü elimize aldığımızda bilmediğimiz dört şarkıyla karşılaşıyoruz. Bu dört şarkı dışında albümde ‘Öksüz Yel’in akustik uyarlaması ve grubun ilk büyük hit’i ‘Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer’in 15’inci yıl versiyonu da var. ‘Rengarenk’in bütününe dair şunları söyleyebilirim: Yüksek Sadakat albüm heyecanını korumuş ancak daha sakin. Düzenleme ve bütünlük açısından daha esnek ve özgür. Dijital çağın hissiyatına uyum sağlamış. Albümü birkaç kez dinlediğinizde iç dengeyi de fark ediyorsunuz. Grup kendi tadını bozmadan diskosu, reggae’si, neo soul’u, sert rock gitarlarıyla birçok çiçekten bal almış. En olgun çağlarında sadece kendileri için yapıyormuşçasına rahat üretmişler. Albüme adını veren ‘Rengarenk’, ‘Öksüz Yel’, ‘Terk Ediyor Sesin Beni’ başta, tüm şarkılar ilgiyi hak ediyor. Yeter ki Yüksek Sadakat hayranları albümün tavrına hızla ısınsın.

TREND OLMANIN YOLU

Esasen Reynmen’e Zeynep Bastık’ın eşlik etmesiyle öne çıkan ‘Yalan’ şarkısının kimin teklisi olduğunu yani şarkıyı öncelikle kimin diskografisi içinde değerlendirmek gerektiğini zaman gösterecek. Parçanın yorumcusu olarak Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın isimleri geçiyorsa da kağıt üstünde ‘Yalan’ bir Reynmen projesi. Sözleri Tepki ve Modo tarafından kaleme alındıktan sonra beste için Tepki, Reynmen, Zeynep Bastık, Arem Özgüç ve Arman Aydın ortaklaşa çalışmış. Düzenleme Özgüç ve Arman’a ait. Yani şarkı baştan sona kolektif bir ürün. Zeynep Bastık’ın şarkıya büyük değer kattığını söyleyebilirim. Öte yandan sadece bir Reynmen şarkısı olarak da iş yapar mıydı? Bence yapardı. Ne var ki streaming ortalaması yüksek iki isim, iyi bir nakaratla buluşmadan ‘trend’ şarkı oluşmuyor. Burada oluşmuş mu? Kesinlikle!

Yazının Devamını Oku

Geleceğiyle oyun oynuyor

Hadise’nin yeni şarkısı ‘Coş Dalgalan’ orijinal bir PUBG şarkısı olarak görevini yerine getiriyor. Aynı zamanda Ozan Bayraşa düzenlemesiyle bağımsız bir Hadise şarkısı olarak da iddialı hale gelmiş.

PUBG’nin mobil versiyonunun ‘Poseidon’ güncellemesi için yapılan ‘Coş Dalgalan’ın audio versiyonu bir ay kadar önce oyun platformundan tanıtılmıştı. Şarkı, sonunda videosuyla birlikte tüm dijital platformlarda yayımlandı. ‘Coş Dalgalan’ orijinal PUBG şarkısına Türkçe bir prodüksiyon olarak tanımlanabilir.

KALİTEDEN ÖDÜN VERMİYOR

Şenol Korkmaz yönetmenliğindeki çok konuşulan videonun çekimlerinde Hadise, 11 küsur metrelik tasarım elbisesiyle suya daldı. Kendisine 2 saati aşkın sürede yapılan suya dayanıklı makyajla, içinde köpekbalıkları olan bir akvaryuma girdi (Tabii yanında özel bir ekip de vardı).

Geçen yılbaşı gecesi; Aleyna Tilki, Ece Seçkin ve Reynmen de PUBG ile ortak bir çalışmaya girişmişti. Söylenene göre bu şarkı için Hadise çok daha fazla ücret aldı. Buraya kadarı işin magazin kısmı. Beni daha çok ilgilendirense bir süre önce TV kariyerini ‘O Ses Rap’le sınırlı tutma kararı alarak müziğe daha çok vakit ayırmaya niyetlenen Hadise…

Açıkçası; televizyon yıldızlığıyla en meşgul olduğu dönemde bile belirli bir şarkı ve prodüksiyon kalitesinden ödün vermeyen sanatçı, bu vesileyle daha çok şarkı üretip konser yapacaksa buna seviniriz.

“Tik tak tik tak/ Kalk kızım uyuyorsun/… Günü kaçırıyorsun” şeklinde Alper Narman, Ali Barış Ata ve Reşit Özkaplan tarafından yazılan sözlerle ‘Coş Dalgalan’ orijinal bir PUBG MOBILE şarkısı olarak görevini yerine getirdiği gibi Ozan Bayraşa düzenlemesiyle bağımsız bir Hadise şarkısı olarak da iddialı hale gelmiş.

Popülerlik kaygısı olan müzisyenler, bu tür oyun platformlarından lanse edilecek yeni şarkıları, daha önemlisi yurtdışı örneklerini gördüğümüz stadyumlar dolusu insanın izlediği adı sanal, kendisi gerçeğinden öte bir deneyim olan platform konserlerini hayal edip ona göre strateji geliştirmeliler. Bu işin ‘geleceği’ henüz gelmedi çünkü.

Yazının Devamını Oku

Dansa yeni bir davet

İki yıldır müzikal yolculuğunu takip ettiğim bir isim Melis Yelman... Elektronik altyapılarla Türkçe şarkıları başarıyla buluşturuyor, üstüne şarkı yazarlığı yönünü de geliştiriyor. Söylemiş olayım; Melis Yelman hem sesi hem duruşuyla gümbür gümbür geliyor...

Üniversitede okuduğu yıllardan beri çoksesli müziğe ilgi duyan, korolarda yer alıp yurtdışı festivallerde deneyim kazanan, sonrasında bir dönem caz vokal üzerine çalışıp kendini geliştiren genç bir sanatçı Melis Yelman. Hem sesi hem duruşuyla ‘Gümbür gümbür geliyorum’ diyen şarkıcının radarıma girme nedenleri şöyle: Öncelikle dans/elektronik altyapılarla Türkçe sözlü şarkı yazarlığı becerisini tertemiz bir paydada buluşturuyor. Ayrıca iddialı bir şarkıcı olma hedefiyle yetinmeyip, genç yaşta söz yazarlığı yönünü geliştirmeyi hedefleyip bunu yavaş yavaş başarıyor.

İki yıllık yolculuğunu adım adım takip ettiğim Melis Yelman’ın bu yıl nisanda yayımladığı ‘Kibir’i tanışma niyetiyle dinlemenizi öneririm. Parçanın orijinali Hande Yener’in büyük bir hit’i (Yanmam Lazım) biliyorsunuz. Dinleyin ve Yener versiyonuyla kıyaslayarak Yelman’ın müziğe yaklaşımını, sound’unu anlayın önce...

Akabinde geçen günlerde yayımlanan ‘Nergis’e odaklanın. Bu şarkı ilk albümün haberci teklisi. Görsel konsepti yaratan Burçin Kaygısız ve düzenlemenin altındaki imza Görkem Arslan’la güzel bir ekip işi olmuş. Fikri altyapısı ve samimiyetiyle gönüllere taht kurmuş, bağımsız yapım şirketi Bir Baba Indie (BBI Music) yolunu bulmuş, güzel bir yere gidiyor Melis Yelman’la...

SIRRINA SAHİP ÇIKMALI

90’lar Türk popunun en güçlü markalarındandı; kendine has şarkı yazarlığı ve stiliyle dikkat çeken bir unsuru olmuştu Rafet El Roman. ‘Sorma Neden’ örneğin o yıllarda kaç kişinin kalbine dokunmuş, içini acıtmıştır kim bilir… Her şarkı yazarının imzasını atmak isteyebileceği nadirlikte müthiş bir baladdır. ‘Amerika’ ise sözleri ve videosuyla daha çok kült olsa da apayrı bir tat sunan çok güçlü bir şarkıdır.

El Roman’ın haklı şöhreti 90’lara sıkışıp kalmaz, 2010’a dek adından söz ettiren hit’ler, düetler ve albümlerle devam eder. Bundan sonrası daha çok kadın vokallere odaklanmış bir düet tekliler dönemi olur kendisi için. Bence Rafet El Roman’ın en değerli özelliği ilk günden bugüne tarzından, şarkı yazarlığı çizgisinden hiç ödün vermemiş olmasıdır. 90’lı yıllarda onu orijinal yapan sır bugün de aynen geçerli ki sadece bu bile çizdiği yolun ne kadar doğru olduğunun göstergesi.

Buraya kadar tamam ancak yeni albüm ‘Sırrına Eremeyiz’i dinlediğimde şunu düşündüm: Az denilemeyecek sayıda yeni şarkı içeren bir albüm ancak şarkılarda yazarın bir miktar cepten yediğini görüyoruz ne yazık ki.

Yazının Devamını Oku

Devlerin savaşı

Drake ve Kanye West merakla beklenen albümlerini peş peşe yayımlayınca dijital âlemin zirvesinde fırtınalar koptu! Drake bu albümde daha dürüst, hatta gaddar. Kanye West’in problemiyse albümle ne söylemek istediğini bilmiyor oluşu...

Hiphop ve küresel müzik piyasasının iki önemli aktörü Kanye West ve Drake, ‘Donda’ ve ‘Certified Lover Boy’ adlı yeni albümlerini beş gün arayla yayımlayınca dijital âlemin zirvesinde fırtınalar koptu. Albümlerin müzikal yaklaşımlarına bakarak ikisi için de öncelikle ‘streaming’ (dijital dinleme) canavarı olacaklarını belirteyim. Kanye ve Drake arasındaki geçmişi yıllara dayanan rekabet, albüm çıkış tarihleri yaklaştıkça sosyal medya dokundurmalarıyla kızışmaya başlamıştı. Neticede direkt ya da dolaylı yoldan, bu tür atışmaların her iki albüme de yaradığı malum. Onlar da bunu gayet iyi biliyor.

PLAN MI KURULDU?

Hiphop’ta iki farklı jenerasyonu temsil edip aynı jenerasyonu etkileyen bu muhteşem ikilinin kariyeri kronolojik anlamda bu denli yakına düşmemişti daha önce. Büyük beklenti yaratmış bu iki albümün de daha önce yayımlanmaları planlanmıştı ancak geciktiler. Yine de insan; ‘Madem geciktik, o zaman stratejik olarak aynı anda yayımlamak daha iyi’ şeklinde bir plan kuruldu mu; düşünmeden edemiyor...

Drake altıncı stüdyo albümü ‘Certified Lover Boy’dan uzun bir süredir kısa paylaşımlar yapıyordu. İki yıldır bu albümün çıkacağını biliyorduk hatta en son bu yılın başında çıkacağına dair bilgi de almıştık kendisinden. 21 şarkılık; Lil Baby, Jay-Z, Lil Wayne, Travis Scott, Young Thug, Kid Cudi ve Rick Ross gibi iddialı isimlerin eşliklerini içeren yeni albüme sonunda kavuştuk. Bana göre Drake’in duygusal anlamda daha olgun göründüğü bir albümle karşı karşıyayız. Öte yandan alıştığımız üzere Drake zihni ve kalbinden yola çıkan biraz da uzunca bir serüven sunmuş; bir miktar yoruyor. Bu albümde sözlere bakarak Drake’in daha ‘dürüst’ hatta zaman zaman gaddar olduğunu da söyleyebiliriz. Açıkça görülüyor ki kendi yarattığı Drake karakteri için neyi uygun görüyorsa onu yapıyor. Ancak yaşadığı hayatla ilgili bitkinliğini de gizleyemiyor.

Kanye West’in, adını annesinden alan, ‘Donda’sında ticari ve hiphop standardı öğeler öne çıkarken Drake’te R. Kelly’den ve The Beatles’tan sample’lar görüyoruz. Kanye bir ‘cool’luk yaparak albüm kapağında düz siyah kullanmış. Drake’in seçimiyse sosyal medya dostu olmuş. Sanatçı Damien Hirst’ün farklı ten renklerinde 12 hamile kadından oluşan emojileri sosyal medyada epey ilgi görüyor.

TEK GÜNDE 180 MİLYON

Bana göre aynı anda yaptığı bir sürü işten kafasını kaldıramayan Kanye West, 10’uncu stüdyo albümü ‘Donda’da bir pop yıldızı gibi parlamıyor. Jay-Z gibi konuk yıldızlardan aldığı ışık olmasa sönük kalmış bile denilebilir. En büyük problem de albümün ne söylemek istediğini bilmiyor oluşu... Ama ‘Donda’ Billboard’da bir numara olmayı başardı bile. Yapımcı şirket Def Jam’in verdiği bilgiye göre ilk gün 180 milyonluk dinlenme rakamına ulaştı. Drake’inse dijital dünyanın kralı olduğunu herkes bilir. İlk hafta sonuçlarını 13 Eylül’de alacağımız yeni albümünün de rekor kıracağı söyleniyor. Bana sorarsanız bir başyapıt olmasa da müzikal olarak Drake’in ‘Certified Lover Boy’u için daha iyi derim. Dinleyip karar vermesi sizden.

Yazının Devamını Oku