GeriTolga AKYILDIZ Dijital çağın pop yıldızı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dijital çağın pop yıldızı

Cardi B’nin agresif tavrı, tartışmalı sözler ve mizah duygusu içeren samimi bir rap tarzıyla buluşunca ortaya hibrit bir şöhret çıkmış oldu. Şu an ABD’nin en güçlü kadınlarından biri. Yeni teklisi ‘Up’ ise bu başarıyı devam ettireceğinin kanıtı.

Dijital çağın pop yıldızı

Kısa sürede Grammy’ler, Billboard ve Amerikan Müzik Ödülleri alan, Guinness düzeyinde tescil edilmiş çok sayıda rekora hem müzisyen, hem kadın hem de bir rap’çi olarak imza atan Cardi B yeni çağın pop yıldızına güzel bir örnek. Vine ve Instagram’da yayımladığı videolarla büyük bir viral ilgi yakalayan Cardi B’nin alameti farikası olan agresif tavrı, tartışmalı sözler ve mizah duygusu içeren samimi bir rap tarzıyla buluşunca ortaya hibrit bir şöhret çıkmış oldu. Birçok önemli mecranın da onayladığı gibi Cardi B bugün ABD’nin en güçlü ve etkili kadınlarından biri... Önemli olan prestijse, Billboard tarafından ‘2020’nin Kadını’ seçilerek şov yaptı diyebiliriz. Bugün küresel anlamda zirveye tırmanmış durumda...

Geçen yıl, Megan Thee Stallion’la yaptıkları ve jet hızıyla yayılan ‘WAP’ şarkısı Cardi B için yeni bir eşikti. Ondan önce yaptığı iyi şarkıları tenzih eder, VH1 kanalı için hazırladığı reality show ‘Hiphop&Love’ı da kariyerinin dönüm noktalarından biri sayarım.

Ebeveynlere göre ‘ağzı pis’ bir kadın

Öte yandan ‘WAP’in başarısının ardından ne yapacağı önemliydi. ‘Up’ı dinleyince durmaya niyeti olmadığını iyice anladım. ‘Up’, ‘Güney sound’unda güçlü bir rap şarkısı. Parçanın geneline yayılan nakaratın etkisi yüksek.

Yeri gelmişken, şarkıdaki hiphop ritmi son derece basit ama gerisini oya gibi işlemiş Cardi B. Söz yazma başarısıyla da turnayı gözünden vurmuş. Ebeveynler onu ‘ağzı pis’ bir kadın olarak göredursun bugün kendi kuşağının en popüler rol modellerinden biri Cardi B... Çünkü rap’çimiz samimi, dobra ve hızlı... Dijital devrimin arzu ettiği gibi...

YENİ POP İÇİN KAZANIM

Dijital çağın pop yıldızı

Palmiyeler, yeni dalga müzisyenlerin ‘Biz de varız’ demeye başladığı o ilk günlerde de dikkatimi çeken üç-beş isimden biriydi.  Dijital âlemin imkânlarıyla
bu tür gruplar nicelik olarak artarken birbirlerine ilham ve cesaret de verdiler.

Palmiyeler, bu anlamda hem öncülerden hem de çizgisini ve sound’unu hiç bozmadan iyi şarkılar yazarak güzel bir külliyat oluşturanlardan... ‘Karbeyaz’ ve ‘Derine’ adlı parçaları yaygın şekilde tanınıyor olsa da ben tüm işlerini beğeniyor, sound’uyla yarattığı biricik ve olumlu hissi seviyorum. 

‘Şeytan Odama Geldi’ albümüne gelecek olursak... Benim gibi Palmiyeler’i ayrı yere koyan, yeni pop için bir kazanım olarak görenlerdenseniz çoktan ezbere almışsınızdır.

Yine de açılış parçası ‘Doğan Güneş Bizi Yakar’ ve sonrasında ‘Gel Yanıma’, ‘Masum Bir Kedi’, ‘Aslında, Galiba’yı sırasıyla dinleyin. Bunların arkasına da albüme adını veren şarkıyı ekleyin. Punk bir tavırla başlayıp Palmiyeler’e özgü saykodelik sörf rock’a dönüşen bu şahane sound ve şarkıları açıkça tavsiye ediyorum.

 

 

X

Kitlesi için rol model

Billie Eilish temmuzda yayımlanacak albümünden dördüncü tekliyi de sundu. ‘Lost Cause’ adlı şarkısıyla istiyor ki kendine hayran olan akranları duygusal olarak harap olmasın.

Merakla  beklenen albümlerinden biri 30 Temmuz’da yayımlanacak ikinci Billie Eilish albümü ‘Happier Than Ever’ kuşkusuz. Kendisini küresel yıldız haline getiren ve hemen her şarkısıyla Eilish’in başarısını perçinleyen ilk albüm ‘When We Fall Asleep Where Do We Go?’ sonrası müzisyen tarafıyla öne çıkmayı hedefleyip daha geniş düşünen Eilish, önceden yayımladığı üç tekliyle birlikte öncü kuvvetlerin dördüncüsü ‘Lost Cause’u da sonunda paylaştı. Şarkının lansmanını da arkadaşlarıyla TikTok’a çeker gibi takılarak partileme görüntüleri verdiği videosuyla eşzamanlı olarak yaptı.

GERİ DÖNÜŞ YOK!

‘My Future’, ‘Your Power’ ve ‘Therefore I Am’le birlikte ‘Lost Cause’u dinlediğimde perspektifi geniş, rock’tan ve yer yer blues riff’lerinden, hatta cazvari dokunuşlardan beslenen bir ‘iyi’ pop albümünün arifesinde olduğumuzu hissediyorum. Zaten Eilish’in yükselişini kapsayan ilk dönemini yakından takip eden herkesin kolayca göreceği üzere bu zirve oyunundan geri dönüş yok. Billie Eilish dijital dönemin avantajlarını da kullanıp markasını ve müzisyen kimliğini ustalıkla yönetti, bu başarıyı fazlasıyla hak etti. Daha önemlisi, kitlesi için yapaylıktan uzak bir rol model olmayı başararak yükseklerde demir atacağını da çoktan gösterdi. Temmuz sonunda ‘Happier Than Ever’ın yaratacağı etkiyle ‘hiç olmadığı kadar mutlu’ olmayı hedefliyor.

‘Lost Cause’a dönecek olursak... Bağırmadan şarkı söylediği, ‘serin’ durduğu, ‘minimalist’ takıldığı bir şarkı ve yine kendi kuşağı için mesaj nitelikli sözler içeriyor. Moda tabiriyle ‘toksik ilişkiler’ üzerine iki çift laf etmiş. Bulunan bahanelerin, dilenen özürlerin ilişkinin taraflarına zarar verdiğini söylüyor ve ekliyor: “Kimsenin değişmesi gerekmiyor. İlişkide mutluluğun sırrı, tarafların kendini özgürce ifade edebileceği bir ortam yaratmak...” İstiyor ki kendisine hayran olan akranları duygusal olarak harap olmasınlar. Şimdiden 2022’nin 3 Şubat’ında başlayacak ‘Happier Than Ever’ Dünya Turnesi’nin programını ilan eden Billie Eilish yaz aylarını da boş geçirmeyecek, müzik festivallerine katılacak.

YENİ ‘MUTLULUKLAR’ ARIYOR

Bir müzisyen olarak vizyonuna, bu coğrafyadan beslendiği kadar evrensel de olmayı başarmasına, birden çok enstrümana ustalık derecesinde hâkim oluşuna hayranlık duymamak elde değil Barış Demirel’in. ‘Barıştık Mı’ konseptiyle Avrupa’nın birçok kentinde festival ve konserlere katılmış, 2019’da Montreux Caz Festivali’nde sahnenin tozunu attırıp ayakta alkışlanmış olsa da farklı türlerle ve birçok değerli müzisyenle etkileşim içine girmekten geri kalmıyor. Bu noktadan hareketle sound olarak solo çizgisinin ilk albümü diyebiliriz ‘Mutluluklar’ için. Da Poet’le ortak prodüktörlüğü de albüme özel ilgi göstermenize vesile olmalı.

Yazının Devamını Oku

Trap’i mırıldanan kadın

İki yıl gibi kısa bir zamanda ‘mırıldanarak’ söylediği şarkılarıyla müzik piyasasındaki yerini perçinleyen Lil Zey, ilk albümü ‘Kara Tiyatro’ ile karşımızda... Berklee’de müzik eğitimi alan ve daha önce Grammy ödüllü sanatçılarla çalışan Lil Zey’in yolu açık...

İzmir’den yola çıkıp Boston’a giderek Berklee’de müzik endüstrisi ve şarkı yazarlığı üzerine eğitim gördü. Okuldan sonra Grammy ödüllü Tricky Stewart ve Terius Nash’le aynı çatı altında çalıştı. ABD’de müzikle ilgili projeler yaparken bir gün köklerinin olduğu yere dönmeye karar verdi Zeynep Tanyalçın.

‘BU İŞ TAMAMDIR’

Bir arkadaşı vesilesiyle yolu rap’çi Khontkar’la kesişti. Ve Lil Zey adıyla Türkçe trap prodüksiyonları yapan Red Keys’in değişmez üyelerinden biri oldu. KÖK$VL ile ‘Ötede Dur’, Khontkar’la ‘Yolumuz Yol Değil’ ve Meth’le ‘Marina’ teklileri piyasadaki yerini perçinledi; Lil Zey’i iddialı bir kadın trap’çi olarak tanıttı. Derken ilk solo çalışması ‘Heveslenemem’le takipçilerine “Bu iş tamamdır” dedirtti. Kozmos’la ‘Eskisi Gibi’, GRKM ile ‘Meditasyon’ ve en son geçen ay Luciano ile ‘Elmas’ teklilerine imza attı. Solo kariyerineyse iki bölümlük ‘Zor’ ve ‘1 gram eksik’ ile devam etti.



Şimdi kariyerinin ikinci yılı bitmeden ilk albümü ‘Kara Tiyatro’ ile karşımızda. ‘Önceden dinlediğimiz ‘Zor 1’, ‘Zor 2’ ve ‘1 gr eksik’ dışında albümde iki yeni eşlik, Khontkar’lı ‘Olamam İflah’ ve GOKO!’lu ‘Peygamber Sabrı’ da yer alıyor. 10 şarkılık albümün dikkatimi çeken diğer şarkıları ‘Kara Tiyatro’, ‘Pi* Ettim’ ve ‘Baltalı Hano’. Türkçe trap’te ‘mırıldanma’ stilini tanıtan Lil Zey’in yolunun açık olduğuna inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Renkli, Türkçe, kapalı gişe!

Farklı müzikal renkleri bütünlüklü şekilde ifade edebilen Zeynep Bastık solo kariyerinin yedinci yılında yedi şarkıdan oluşan ‘Zeynodisco’ albümünü çıkardı. ‘Sana Bayılıyorum’dan başlayarak albümü dinleyin ve bir bütün olarak değerlendirin. ‘Zeynodisco’ bunu hak ediyor.

Zeynep Bastık’ı, Murat Dalkılıç’ın geri vokali olduğu günlerinden beri takip ediyorum. Solo kariyerine pek iddialı başlayamasa da dönüm noktası YouTube kanalı oldu. Önce şahane cover’ları ve düetleri, sonra yarattığı ‘Zeynep Bastık dünyası’ hızla sevilmesine yetti de arttı bile.

Hypers ekibiyle birlikte yeni nesil ve dijital bir şöhret güzergâhını da belirlemiş oldu. İlk iki şarkısı ‘Fırça’ ve ‘Şahaneyim’ yayımladıkları dönemde kitlesini bulamamıştı. Bugün yeniden düzenlenseler Zeynep Bastık albümüne girebilecek şarkılardı. Olsun, yedi yıl sonra dinleyebildiğimiz ‘Zeynodisco’ya kadar onu getiren kapıyı YouTube’dan açmasınaymış kısmet...

O kapı onu yüksek kapasiteli mekânlarda kapalı gişe konserler vermeye, hayranı olduğu Mustafa Sandal’a bile fayda sağlayacak bir eşliğe, Murda ve eski dostu Anıl Piyancı ile rap âlemine selam çakmaya, Emir Can İğrek şarkılarıyla kendi kuşağını kucaklamaya, Sezen Aksu’dan iyi şarkılar almaya kadar götürdü. Hızlıca sıfır şarkılarının sayısını arttırmalıydı, öyle de yaptı.

Albüme gelene kadar yaptığı tüm işlerde içindeki farklı müzikal renkleri bütünlüklü şekilde ifade etmeyi başaran Bastık’ı öncelikle sadece bunun için tebrik etmek isterim. Müziksever ve şarkı yazarı olarak çıtası bu anlamda yüksek olan 90’lı yıllardan beslenmiyor olsa belki albüm yapmayı düşünmezdi bile. Öte yandan albüm dediğim toplam yedi şarkı ve 22 dakika. Bunların üçünü daha önce tekli olarak dinledik. Ama ‘Zeynodisco’ bütünlük, tavır ve hangi türe göz kırparsa kırpsın Zeynep Bastık sound’unun zeminine ‘cuk’ oturuşuyla albüm gibi albüm olmuş. Şarkılara katkısı ve düzenlemeler açısından Serhat Şensesli’yi de tebrik ederim. 

NE DÜŞÜNDÜYSEM YAPTI

İlk kez dinlediğimiz dört şarkıyı da tekli olarak yayımlayamaz mıydı? Elbette yayımlardı ancak bu yedi şarkının ‘albüm’ olarak düşünüldüğü belli. 2020 teklilerinden sadece ‘Bir Daha’nın albüme girmesi de bir gösterge. Albümün geleneksel anaakım merkezine en yakın şarkısı ‘Sana Bayılıyorum’dan başlayın ama albümü bütün olarak değerlendirin isterim. ‘Zeynodisco’ bunu hak ediyor. Resmi video tadında ve tüplü TV ekranlı şarkı sözü video’lar da işinizi kolaylaştıracaktır.

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil rap’çilere ders

Sagopa Kajmer, hayranlarına söz verdiği ‘eski usul’ şarkısını sonunda yapmış. 12 dakikalık ‘Saldırground’ bir tekliden ziyade Sagopa’nın ekipmanın başına geçtiği, altyapıları yaptığı, sözleri yazıp icra ettiği birbirine bağlı bölümler gibi...

Sagopa Kajmer Türkçe rap’in çok önemli figürlerinden biri. 1998’den bugüne; altyapılar ve vokali açısından çeşitli evrelere ‘uğrayan’ Sagopa’nın dinleyici kitlesi de kendisinden beklentileri ekseninde kollara ayrılıyor. Benim gibi, Sagopa’nın ilk döneminde temsil ettiği ‘old school hiphop’a saygı duruşu nitelikli sound’unu sevenler ve son dönemde zaman zaman ilahi formunda, zaman zaman arabesk nağmelerin ağır bastığı vokal sound’u ve altyapılarda ısrar edenler iki ana kolu oluşturuyor.

Trap’in domine ettiği günümüz ‘pop’ sound’una alternatif ve yeni kuşakların işin özüne dair kulak dolgunluğunu arttırmak maksatlı yapılan işlere saygım sonsuz. Sagopa kitlesindeki; kemik ve sadık ‘old school’cular bir süredir bu yönde taleplerini dile getiriyorlardı. Sagopa da bu isteği duymazdan gelmeyip yaptığı her işte ‘eski kitle’yi mutlu edeceğini söylemekteydi. Ancak açık söylemek gerekirse o kitle asla tam anlamıyla mutlu olamadı, ben dahil.


‘Saldırground’a gelecek olursak; her şeyden önce bu işe sadece tekli demek doğru olmaz. Sagopa’nın bir DJ prodüktör gibi ekipmanın başına geçtiği; beat’leri, scratch’leri dahil olmak üzere bütünlüklü altyapıları bizzat yaptığı, sözleri yazıp icra ettiği birbirine bağlı bölümler olarak düşünebilirsiniz. Daha dinlemeden “12-13 dakikalık şarkı mı olur” diye düşünüp önyargı sahibi olanları uyandırayım.

İkinci olarak Sagopa Kajmer, sözünü veregeldiği ‘eski okul’ şarkısını sonunda yapmış. Prodüksiyonu kimselere emanet etmeden; şarkı sözlerinde “Sosyal medyada linç yeriz” diye düşünmeyip ‘hafif’ takılarak ve yazarken eğlenip bunu aynen yansıtarak bir an bile sıkılmadan dinleyebileceğiniz bir tekli çıkarmış ortaya. Her yönüyle eski hiphop ruhuna uygun; yeni nesil rap’çi, trap’çi kardeşlerimizin de besleneceği, öğreneceği bir şarkı ‘Saldırground’. Yeter ki işin köklerine inip Türkçe rap gemisiyle nereden gelip nereye gittiklerine dair bilgiye açık olsunlar.

Yazının Devamını Oku

Deli kızın şarkısı

Türkçe sözlü alternatif rock’ın önemli kadın sanatçılarından biri... Yeni çıkardığı teklisi ‘Maviye’ için başarılı diyebilirim. Kafasının dikine giden bir kadın olan Yasemin Mori’nin rock severleri kendinden geçirecek daha pek çok başarılı esere imza atacağınaysa inancım tam.

Üzerinden 13 yıl geçmiş Yasemin Mori’nin çıkış albümü ‘Hayvanlar’ın... Türkçe sözlü alternatif rock tarihi içinde ne kadar önemli bir yerde konumlandığını net görmek, baştan sona dinlendiğinde tüm şarkıların ayrı ayrı hit olduklarını anlamak daha kolay bugün. Yeri gelmişken Mori’yi dinlemeye oradan başlamanızı öneririm. ‘Aslında Bir Konu Var’ ile girin konuya, melodisini tanıdığınıza emin olduğum ‘Nolur Nolur Nolur’la, ‘Kuzgun’la, ‘Arjantin’le devam edip bitirin. Diskografide sıra takip edecekseniz ‘Deli Bando’, ‘Muşta’ ve özellikle ‘Dünya’yı, ardından ‘Karambol’ ve ‘Tuzlu Su’yu ekleyin çalma listenize. Aslında bu hazırlık sınıfını, İngilizce sözlü alternatif rock yapan kadınlardan sevdiğiniz isimler varsa hızla atlayabilirsiniz. Bu durumda Yasemin Mori’nin bizden izler taşıyan şarkılarını, güçlü insan hikâyeleri anlatan sözlerini, şarkıcı olarak üslubunu benimsemeniz an meselesi.

‘Maviye’ adlı son şarkıya gelecek olursak; Yasemin Mori kataloğu içinde bir başyapıt diyemem ama olabilirdi. Şayet ‘Aslında Bir Konu Var’ 2008’de yapılmamış olsaydı... Sanatçının kendini tekrar etmesi değil, bir melodik benzerlik ilişkisi kurduğumdan da değil. Ancak iki şarkının düzenleme kurgusu ve Yasemin’in yükselip alçaldığı yerlerdeki tavrı, vokal üslubu her Mori hayranında aynı hissi uyandıracaktır.

Yine de şarkıyı başarılı bulduğumu söyleyeyim. İçinden gelen ya da etkilendikleri dışındaki seslere kulağını kapayan, kariyer yolunu da kafasının dikine yürüyen bir kadın olarak Yasemin Mori’nin heybesinde tüm rock severlerin müzikal iştahını kabartacak fikirler olduğuna eminim. İçindeki ‘mutsuz punk’a sevgiyle...

BU İKİLİYE DİKKAT!

Karakter, uzun süredir elektronik temelli işler yapan ve bana göre kitlesini kademeli olarak büyütecek bir prodüktör. Üç yıl önce Londra’da yaşayan kadın müzisyenimiz Glasxs’le yaptığı ‘Grass’le dikkatimi çekmişti. Ardından yine hayranlıkla takip ettiğim In Hoodies’le ‘Digital Self’te birlikte çalışan Karakter’in Vietnam kökenli Macar şarkıcı Hien’le yaptığı ‘Sakura’ adlı parçasıysa en çok tanınan işi oldu diyebiliriz. Diğer ortak işlerini de hesaba katarsak kariyerinin bu bölümü tamamen İngilizce sözlü kendisinin. Şimdi aradan bir yıl kadar geçtikten sonra alternatif müzisyenlerimizden Tuğçe Şenoğul’la ve Türkçe sözlü bir şarkıyla çıkageldi. Şenoğul’dan yola çıkarak mı şarkıya ulaştı, yoksa şarkıyı onun gibi yer yer karanlık ve hüzünlü bir vokalin Türkçe okumasını mı istiyordu, bilmiyorum ancak güzel bir buluşma olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bu şarkıda Şenoğul’un yorumuna dair bambaşka bir katman da gözlemleyeceksiniz. Tuğçe’nin de Karakter’in de hak ettikleri kadar kişiye ulaşmadıklarını biliyor, ‘Buzul’un bir dönemeç olmasını temenni ediyorum.

Yazının Devamını Oku

Sırrı samimiyet

Göksel, Göcek’teki evinin bir bölümüne stüdyo kurdu, yeni şarkısı “Çölde Bi’ Vaha”nın vokal kayıtlarını burada yaptı. Şarkıyı dinleyin, masalsı videosunu izleyin, evlerimize kapanmışken bir ‘evren gezmesi’ne çıkın.

Göksel karantinayı geçirmek üzere Fethiye’nin bir köyüne göç etmişti. Bu göç ona iyi geldi, doğayla iç içe geçirdiği zamanın kıymetini yaşayarak anladı. Koşuşturma içinde ıska geçtiği insanlarla tanıştı ve onların kalbine dokunmasına izin verdi. Ruh hali böyle olunca şiirlerle ve şarkılarla mesaisi de bambaşka oldu.

‘Lütufsuz Yaz’ önceden kaleme aldığı bir şiirdi. Geride bıraktığımız ‘salgın yazı’nın ruhunu böyle yakaladı. Şiiri okuyan müzisyen Osman Şahin, bunu bir şarkı sözüne dönüştürmeyi önerdi, Göksel’le birlikte bestesini yaptılar. Can Güngör şahane bir düzenlemeyle noktayı koydu. Şarkının gerçeklik ve samimiyet dozu yüksek videosu da Göksel’in oradaki hayatını özetliyordu.

Bu açıdan bakınca salgın günlerini avantaja çeviren Göksel’in ‘Lütufsuz Yaz’dan sonra arayı çok açmayacağını umuyordum. Ama sonraki şarkıya kavuşmamız bu yılın nisan sonunu buldu.

Göksel, Göcek’teki evinin bir bölümünde stüdyosunu kurdu. Yeni şarkı “Çölde Bi’ Vaha”nın vokal kayıtlarını burada yaptı. Şarkı yazımında yine Osman Şahin-Göksel ortaklığı var. Şahin önce şarkının temelini oluşturan ‘synth’leri yerleştirdi. Ardından parçayı Mabel Matiz’le yaptıkları güzel işlerden bildiğimiz Sabi Saltiel’e yolladılar. Bence Saltiel, Göksel’in aktarmak istediği duyguyu doğru okuyarak şarkının derinliğini ortaya çıkardı.

Yeri gelmişken, yeni albüm yolda ama öncesinde bir tekli daha gelecek. Göksel geçen kış İstanbul’a belirli aralıklarla gelerek Sabi Saltiel ve Ozan Çolakoğlu’yla mesai yapmayı ihmal etmedi yani. “Çölde Bi’ Vaha”yı dinleyip Aytekin Yalçın’ın yönettiği masalsı videoyu izleyin, eve kapanmışken bir evren gezmesine çıkın. Tahmin edeceksiniz ama ben salgın koşulları nedeniyle çalışmaları biraz yavaşlamış, çok iyi bir Göksel albümünün yolda olduğunun müjdesini vereyim.

KÜÇÜK EVDEN BÜYÜK ŞARKILAR

Yazının Devamını Oku

Zamanı olmayan şarkılar

Lara Di Lara salgın nedeniyle albümünün çıkışını ertelemedi, ne hayal kurduysa onu gerçekleştirdi. Bu yıl 30-35 gün arayla yeni bir şarkı yayımlamaktan vazgeçmeyen sanatçının dördüncü teklisi ‘Nefesim Kesilene Kadar’ geçen günlerde çıktı.

Dilara Sakpınar veya bildiğimiz adıyla Lara Di Lara, müziğiyle dünyanın derdini de, yaşama coşkusunu da sırtlanmış bir kadın. Hem narin hem güçlü... Hem her şeyin farkında hem olan biten karşısında bir o kadar şaşkın... Duyarsızlığı, adaletsizliği, vicdansızlığı, sevgisizliği ve tüm bunlara alışanları anlamakta güçlük çekiyor. Kendi dünyasını bir koza gibi örmüş, çoğu zaman içine çekilmiş. Hayatın çirkin yanını kendisi dahil herkesten gizlemek ister gibi...

123 adlı grubun solistliğini yaptıktan sonra kendi yolunu çizmeye karar verdi Sakpınar. Lara Di Lara olarak kendi hikâyesini kendi şarkılarıyla anlatan, algoritmaların değil, kalbinin sesini dinleyen bir müzisyen o... Söyleyecek çok sözü var ve ne söyleyecekse kendi bildiği gibi söylemek istiyor. Kendi kategorisinde popülarite kovalayan ticari bir ‘alternatif’ duruştan, kibirden, seçkincilikten uzak, çabasız bir samimiyet onunki...

Geçen yıl salgının göbeğinde 19 şarkılık albümü ‘Sudaki Çığlık’ı yayımladığında bunu daha iyi anladım. Salgın nedeniyle albümün çıkışını ertelemedi, “Elimde 19 şarkı var. Buradan iki albüm çıkar” veya “Tekliler neyime yetmiyor” demedi. Ne hayal kurduysa onu gerçekleştirdi.

‘Sudaki Çığlık’ albümü, Lara Di Lara’nın ‘synthesizer’ altyapılara yöneldiği bir konsepte sahipti. Bu yıl da 30-35 gün arayla yeni bir şarkı yayımlamaktan vazgeçmeyen sanatçının 2021’deki dördüncü teklisi ‘Nefesim Kesilene Kadar’ geçen günlerde çıktı. ‘Sudaki Çığlık’ albümü, ‘Bekledim’, ‘Çok Yakınken’, ‘Bedeninin Her Bir Kıvrımında’ teklileri sonrası ‘synthesizer’ çizgisini korumaya çalışıyor. Ayrıca rap’çi Kamufle’yle ortak bir çalışmanın arifesinde... Lara Di Lara’nın kafasından daha çok insana ulaşmakla ilgili planlar geçtiğini düşünüyorum. Ama kıymetli şarkıların da zaten bir zamanı olmuyor.

‘YANLIŞ MİLENYUM’UN NİNJALARI

2021’deki ilk teklisi ‘Ninja Partisi’nde “Trafik kilit el pençe divan tabanvay / Global keşmekeş her köşe başı bir olay / Yanlış milenyuma denk gelmişiz a dostlar / Yaşamak çok zor bugün ölmek fazla kolay…” diyen Lalalar, geçen yıl ‘Sol Şeritte’, ‘Hiç Mutlu Olmam Daha İyi’ ve ‘Ceketini Al Yoluna Bak’ adlı şarkılarını yayımlamıştı. Gaye Su Akyol’un yol arkadaşı Ali Güçlü Şimşek, solo çalışmalarıyla da çok sevdiğimiz Barlas Tan Özemek ve DJ/müzisyen Kaan Düzarat’tan oluşan grup, kısa sürede Türkçe psikedelik müziğin öne çıkan isimlerinden oldu. Kısıtlamalar müsaade ettiğinde verecekleri ilk konsere gitmenizi öneririm. Çünkü konserde başka bir boyuta geçiyorlar. Lalalar, elektronik öğeleri kullanmalarının yanı sıra Anadolu’ya ve sanat musikisine dair ezgileri funk-rock zemininde birleştiriyor. Onları hiç dinlemediyseniz ‘Ninja Partisi’nden başlayın. Eski şarkılarından ‘İsyanlar’, ‘Yalnız Ölü Balıklar Akıntıyı Takip Eder’, ‘Mecnun’dan Beter Haldeyim’i de dinleyin. 

Yazının Devamını Oku

Ceyl'an Ertem bildiği yoldan gidiyor

Salgın dönemini üreterek geçiren Ceyl’an Ertem’in yeni teklisi ‘Çaresiz’ sanatçının hayranı olmayanların da gönlünü çalacak nitelikte...


Salgının ilk yılında dört tekli yayımlayıp geçen ay da Ahmet Kaya’nın ‘Dardayım’ şarkısını okuyan Ceyl’an Ertem, aradan henüz bir ay kadar geçmişti ki bu kez Cem Adrian’ın hediye ettiği ‘Çaresiz’ adlı sıfır şarkıyla çıkageldi. Önce -her zaman olduğu gibi- şarkı üzerinde çalışıp bir Ceyl’an Ertem şarkısı haline getirdi, sonra düzenleme için Adem Gülşen’e yolladı şarkıyı. Gülşen, şarkıya Ertem’in çizgisi doğrultusunda dokunduktan sonra Nedim Ruacan’ın önemli katkıları oldu. İstanbul Strings ekibinin yaylıları, Orhan Deniz’in basgitarları çalması ve Cenk Erdoğan’ın kaydı sonrası bir tek Ceyl’an Ertem ve Duygu Soylu’nun geri vokal kayıtları kalmıştı geriye. Onlar da bitti ve geçen hafta şarkıya kavuştuk.

“Hep bir ağızdan tek nefesle söylüyorlar; çare yok / Durduğum yer, sustuğum şey, bildiğim başka yol yok” diyen ‘Çaresiz’de Sezen Aksu vokal üslubunun ve 90’ların etkisi olduğu gibi Cem Adrian’ın alametifarikası olan izler de mevcut. Yaylılar ve synthesizer’la karakterize olan düzenleme için ‘muhafazakâr olmadan gelenekçi’ bir çabanın ürünü denebilir. ‘Çaresiz’, sanatçının hayranı olmayanların da gönlünü çelecek. 

BİR KATARSİS HİKÂYESİ 

Bizzat Demi Lovato’nun kendisinden dinlediğimiz bir belgesel yayımlandı YouTube’da. Kokain, eroin gibi maddelerle nasıl tanıştığını, çocukken Disney Channel’daki rol arkadaşının tecavüzü sonrası ikincisini de yakın geçmişte bir uyuşturucu satıcısının gerçekleştirmiş olmasını anlatıyor. Yakın geçmişte, uyuşturucudan yana ‘temiz’ görünen hayatının ve toplumu bu konuda bilinçlendirmek üzere üstlendiği rolün Demi Lovato markasının parçası haline gelip para kazandırması konuşuluyor. Ayrıca 2018’de kazayla girdiği uyuşturucu komasıyla yaşadığı üç inme ve bir kalp krizi sonrası ölümden kalıcı beyin hasarıyla dönüşünü, arka planda gizlice ve hep devam eden bağımlılığını Lovato’dan dinliyoruz. Ailesi ve arkadaşları da Demi Lovato’nun ne kadar usta bir yalancı olduğunu ve kendilerini bağımlılığın boyutuyla ilgili nasıl kandırdığını dile getiriyorlar. Bana sorarsanız tüm bu felaketlerin arkasında sadece Demi Lovato gibi çocuk yaşta sektöre giren yıldızları para makinesi olarak konumlayan acımasız müzik endüstrisi çarkları ve aileler var. Belgeseli ‘YouTube Originals’ olarak premium üyelik kapsamında izleyebilirsiniz. Amacı Lovato’nun insan yanını öne çıkarmaksa yönetmen Michael D. Ratner, ‘Dancing With The Devil’da bunu başarmış. Tavsiye ederim.

Yazının Devamını Oku

Doksanların inatçı rüzgârı

Simge yeni teklisi ‘Sevmek Yüzünden’de Türk popunun şarkı kalitesi en yüksek dönemi olan 90’lar rüzgârını yakalamış. Geçmişin ruhunu yepyeni bir şarkıyla bugüne taşıması takdire şayan...

Geleneksel anaakım popçularımızın bazıları dünya trendi olan trap, reggaetone, Latin sound’larını takip ediyor. Simge’nin salgın döneminde içine dönüp sonrasında gözünü Türk popunun şarkı kalitesi en yüksek dönemi olan 90’lara dikmiş olması benim açımdan takdire şayan... En önemlisi de bunu sözü Sezen Aksu, bestesi Ersay Üner, Ozan Bayraşa ve kendisine ait olan, Genco Arı düzenlemesi sıfır bir şarkıyla başarmış olması. Pekâlâ dönemin önemli şarkılarından birini de okuyabilirdi...

Yeni bir şarkıyla 90’lar rüzgârı çıkarmak zor iş. Keşke herkesin gücü yetse de bir fırtına patlasa; şahane sözler, besteler havada uçuşsa... Ancak dijital dünyanın algoritma kuralları sizden başka formda şarkılar bekliyor. Popülerlik kaygısı müzisyenler üzerinde büyük baskı oluşturuyor. İşin ilginç yanı, 90’lı yıllarda üretilen şarkıların gücüne algoritmalar da şapka çıkarıyor. O yıllara ait klasikleşmiş şarkıların dinlenme rakamlarına şöyle bir bakın, hemen anlarsınız. Ancak söz konusu olan ‘yeni’ bir şarkıysa iş değişiyor. Bana göre Simge’nin bu anlamda en büyük avantajı külliyatındaki tutarlılık, içinde 90’lar ruhunu bir oranda saklayan, eğitimli bir müzisyen olması.

Simge’nin ‘Sevmek Yüzünden’de başardığı direkt 90’lar üslubuyla burnunun dikine gidip algoritma davranışını değiştirmeye yönelik saygıdeğer bir adım daha atması... ‘Bir şarkıdan ne olur’ demeyin. Hangi formdaki şarkının öncülük ederek popüler olduğu, ondan sonra gelecek şarkıların sound’una etki ediyor. Bu şarkıların sayısı arttıkça da dijital platform algoritması değişmeye başlıyor. Yani en azından işin teorisi böyle, damlaya damlaya göl olması çok uzun sürmüyor.

Simge, salgının ilk yılını bir remiks ve bir canlı akustik versiyonla geçirdi. Bir yandan da ara verdiği konservatuvar eğitimini tamamlamaya çalıştı. Bu şarkının kendisini çok heyecanlandırdığını ve birçok iyi şarkının yolda olduğunu biliyorum. En büyük hayali olan Türk sanat müziği albümünü de gündemde tutmasını rica ediyorum.

HAKLARI İÇİN SAVAŞ AÇTI

Taylor Swift’in kariyerinin önemli dönemeçlerinden olan 2008 tarihli ikinci stüdyo albümü ‘Fearless’ı iyi biliriz. Amerika’da en çok satan albüm olup Grammy almış, döngüsünü tamamlamıştır. Ancak şimdi ‘yeni’ sıfatıyla o albümün 2021 versiyonunu yayımlamasına anlam verememiş olabiliriz.

Yazının Devamını Oku

Disko kraliçesi olacak

Bir kanepede, bazen tek başına, bazen de başkalarıyla söylediği cover şarkılarla tanıdığımız Zeynep Bastık’ın ilk albümü ‘Zeynodisco’ hazır... Sanatçı, geçen günlerde albümün ilk teklisi olarak ‘Bana Sorma’yı yayımladı. Bu tekli iyi bir başlangıç, dijital kuşağı disko ortamına çağırması da ayrıca güzel.

Zeynep Bastık yeni şarkılar, cover’lar ve eşlikler dönemini bitirmiş gibi görünse de ‘Zeynep Bastık ve Konukları’ programı bu açığı kapatıyor. Bastık’ın başkalarının şarkılarını, bazen tek başına, bazen de başkalarıyla söylediği meşhur ‘performans kanepesi’nden yola çıkılmış bu formatta...

Program, gücünün büyük bölümünü internet ünlülerinden alan Exxen TV’ye de, şöhretinin müsebbibi cover’dan, eşlikten yana başarılı olan Bastık’a da piyango oldu. Zira sanatçı, performans videolarını YouTube’a da yüklüyor, bir tuşla iki kuş...

Bastık’ın kalbi bugünlerde ilk albümü ‘Zeynodisco’nun heyecanıyla atıyor. Geçen günlerde albümün ilk teklisi olarak ‘Bana Sorma’yı yayımladı.

Teklisi ‘Her Yerde Sen’i 2019’da dinlemiştik. Daha sonra, ‘Uslanmıyor Bu’, ‘Her Mevsim Yazım’, ‘Bir Daha’, ‘Boş Yapma’ ve bir reklam teması olan ‘Kendi Yolumuzda’ gibi şarkılarıyla bizi ilk albümüne hazırlamıştı. Hem de pandemi derdi içindeyken... ‘Dargın’ şarkısında Emir Can İğrek’le, ‘Bırakman Doğru mu’nun ikinci bölümündeyse Anıl Piyancı’yla işbirliği yapmıştı.

Şimdiyse albümünün adından anlaşılacağı üzere kendi tarzında bir ‘disko’nun açılışını yapıyor...

Bastık, ‘Bana Sorma’ için “‘Zeynodisco’nun eğlenceli tarafını temsil eden bir şarkı” diyor. Süreç içinde birçok farklı ruh hali ve duyguyu simgeleyen çeşitli videolar izleyeceksiniz. Albümün görsel dili zengin, bolca dans içeren, standardı yüksek ilk iki videosu için Amerika’dan gelen (Kerimcan Durmaz’ın videosunu da yönetmişti) Ecem Lawton ve koreograf Marvin Brown’u, ayrıca star dansçılarını kutlarım. Duyduğuma göre albümün tamamında dans etmek mümkün olacakmış. Tamamı 21 Mayıs’ta yayımlanacak ‘Zeynodisco’daki parçaların büyük çoğunluğunda söz ve müzik imzası Zeynep Bastık ve Serhat Şensesli’ye ait... ‘Bana Sorma’ iyi başlangıç; dijital kuşağı, disko ortamına çağırması da ayrıca güzel.

MÜZİSYENLİK YOLUNU SEÇTİĞİ İÇİN KENDİSİNİ KUTLAMALI!

Yazının Devamını Oku

Edis’in dönüşümü

Yeri geliyor Gülşen’le düet yapıyor, yeri geliyor Bugy’yle trap’in dibine vuruyor. O, ‘hibrit bir pop yıldızı’. Yeni teklisi ‘Martılar’ da trap ruhunu koruyan Latin soslu ve güçlü bir şarkı. Kendisini takdirle takip ediyor, albümünü sabırsızlıkla bekliyorum.

Edis’in ‘hibrit’ bir pop yıldızı olduğunu düşünmüşümdür hep. Neden hibrit? Çünkü geleneksel satış mecralarından, anaakım sound’undan geçen; magazin aygıtlarının odağına giren bir star olmasının yanı sıra dijital kuralları gayet iyi bilen, yeni neslin seçimi olmayı da başarmış ve vizyoner bir müzisyen. Dünyadaki kent kökenli popüler sound’ları yakından takip ediyor. Kendi sound’u da bir süredir net şekilde form değiştiriyor. Salgının ilk yılını iki tekliyle geçiren ve bu teklilerden biri olan ‘Nirvana’da Gülşen’le düet yaparken rap’çi Emrah Karakuyu’yla çalışan Edis’i, ikincisinde Bugy’yle yola çıkıp trap’in dibine vururken görüyoruz.

‘Nirvana’ bir geçiş teklisiydi. Edis geçen günlerde ‘Perişan’ımdan sonra yeni albümün ikinci teklisi olan ‘Martılar’ı da paylaştı. ‘Martılar’ın üretimi sırasında yine Emrah Karakuyu’yla çalışan Edis, trap ruhunu koruyarak Latin soslu ve güçlü bir şarkı yapmayı başarmış. Emrah Karakuyu’yu da tebrik ederim, doğru bir elbise dikmiş Edis’e.

Riskli bir sürecin içinde olsa da Edis popülerliğinde bir isim, yaptığı işin arkasında durarak bugün risk almayacak da ne zaman alacak? Takdirle takip ediyorum kendisini, albümü de sabırsızlıkla bekliyorum.

Bu stratejik dönüşümde payı olduğunu gördüğüm iki önemli isimden söz etmek isterim size. İlki, Ozan Çolakoğlu. Türk popunun anaakımına en usta dokunuşları yapmış bir prodüktör olmakla birlikte aranjör olarak imzasının olduğu bu son işlerle kendisini de dönüştürüyor.

İkinci isimse Rıza Okçu. Okçu, Ezhel’in müzik menajeri. Mabel Matiz’in ‘Toy’una DJ Artz’la dokunmuştu, şimdi Edis şarkılarına da A&R (sanatçı ve repertuvarı bir araya getiren) olarak dokunmuş. Diğer bir deyişle işin içine uygulayıcı-yapımcı gibi girerek sanatçı- şarkı-hedeflenen sound üçgenini oluşturan kişi o. ‘Martılar’ın kısa sürede kazandığı başarılar da bu ekibin yeni sürprizlerinin habercisi.

HEP BÖYLE KAL LANA!

35 yaşındaki Lana Del Rey’in 10 yıllık müzik kariyerini özetlemeye çalışayım... ‘Video Games’ adlı şarkısı karşıma çıktığında fevkalade gizemli, kendine has bir müzisyenle karşı karşıya olduğumu anlamıştım. Şarkı bir yandan heyecan uyandırırken diğer yandan huzur vaat eden bir duygu yaratmıştı bende.

Yazının Devamını Oku

Gelecek onlar için çok parlak

İlgi ve başarıyı sürdürülebilir kılmak çok zor iştir. Ancak Dolu Kadehi Ters Tut, şarkı yazarlığı becerisiyle bu zorluğun üstesinden geldi. Türkiye’nin en başarılı yeni nesil pop-rock gruplarından biri oldu. Son albüm ‘DKTT’ de bunu kanıtlıyor.

Dolu Kadehi Ters Tut, 2015’in sonunda ilk albümü yayımlayınca ‘Tuhaf isimli, yeni nesil gruplardan biri’ diye düşünmüştüm. Albümün adı da ‘Polonya’nın Başı Dertte’ olunca önyargım pekişmişti. Ancak sonradan fikrim değişti. İlk kez 2013 ve 2014’te dinleyip beğendiğim Yüzyüzeyken Konuşuruz’un ‘Evdekilere Selam’ ve Adamlar’ın ‘Eski Dostum Tankla Gelmiş’ albümlerinden sonra 2015 tarihli Son Feci Bisiklet albümü ‘Vesaire’ ile birlikte radarıma girdiler.

Yeni nesil gruplardan beğendiğim birçok isim vardı ancak bir tutum ortaklığı içinde gördüğüm ve dijital dinleme/izleme platform algoritmalarının pek sevdiği bu dört grup yerlerini hep korudu benim için. 2012’de yayımladıkları ilk albümleri ‘Full Faça’ ile onlara yol açtığını düşündüğüm Büyük Ev Ablukada’ya da selam yolluyorum.

DKTT
Dolu Kadehi
Ters Tut
DKTTmusic

ŞARKI YAZARLIĞI BECERİSİ...

Yazının Devamını Oku

‘Sırrımız ustaların bıraktığı miras’

Dünyanın dört bir yanından, söyledikleri türkülerden tek kelime anlamayan bir hayran kitlesine kavuştu Altın Gün. Grammy’ye aday gösterildi, birçok festivale katıldılar. Şimdi de yeni albümleri ‘Yol’ ile karşımızdalar. Bir de bu akşam konserleri var.

Türkiye ziyaretinde 70’lerin Anadolu popundan etkilenen Hollandalı basgitarist Jasper Verhulst ülkesine döndüğünde kararını vermişti: Gitarist Ben Rider ve davulcu Nic Mauskovic’le birlikte Türk solist arayışına girdiler. Merve Daşdemir ve Erdinç Ecevit Yıldız’da karar kıldılar. Gruba en son perküsyoncu Gino Groenevald katıldı ve sonra yeni davulcu Daniel Smienk oldu. Solist Daşdemir, Türkler için ‘altın günü’nün önemini açıkladı. Amsterdam merkezli Anadolu pop ve Türk saykodelik folk grubu Altın Gün böylece kuruldu.

‘Goca Dünya’ şarkıları onları geniş kitlelerle tanıştırdı. Derken ilk albüm ‘On’ ve ikincisi ‘Gece’ geldi. Şimdi grup üçüncü albümleri ‘Yol’ ile türkü dağarcığına yeni şarkılar katıyor. ‘Yol’ da tıpkı Grammy adayı olan ‘Gece’ gibi bizim toprağın geleneğini çağdaş zemine taşırken 80’lerin Avrupa’sının synth pop’una, hatta 70’lere gönderme yapıyor.

Şarkı listesinden ‘Esmerim Güzelim’, ‘Sevda Olmasaydı’, ‘Kara Toprak’, ‘Arda Boyları’, ‘Bulunur mu’, ‘Ordu’nun Dereleri’ ve ‘Yüce Dağ Başında’nın öne çıkacağını umuyorum.

Altın Gün; Hollanda, İtalya, Fransa, Danimarka, İsveç, Fransa ve Almanya’da birçok konser verip festivallerde yer aldı, Tame Impala ile turne yaptı. Bizim dışımızda, söyledikleri Türkçe şarkılardan tek kelime anlamayan ancak gruba hayran bir kitle oluşturmayı başardı. Yeni albüm üzerine Erdinç Ecevit Yıldız ile görüntülü konuştuk...

Yeni albümde de bizim anonim ezgiler ve Türkçe sözlerle Avrupa ve Amerika’da ilerlemeyi sürdürüyorsunuz. Altın Gün bestelerinden oluşan ya da İngilizce bir albüm planlıyor musunuz?

Şimdilik İngilizce albüm yapma planımız yok. Ancak diğer solistimiz Merve Daşdemir’in besteleriyle bir EP yapma düşüncemiz var. Bu müjdeyi de buradan vereyim.

Yazının Devamını Oku

70’lerden 90’lara bir Akdeniz gezmesi

Samimi şarkı yazarlığı ve harika vokaliyle dikkat çeken Melike Şahin’in ilk albümü ‘Merhem’ birbirinden başarılı 10 şarkıdan oluşuyor. Son derece dişil ve rock’n roll bir enerjiye sahip, elektroarabesk altyapıyı modernle birleştiren albümün oldukça geniş bir kitleye ulaşacağından eminim.

Yaklaşık üç yıl önce ‘Müzikte Üçüncü Yeni Kadınları’ başlıklı yazım için Melike Şahin’le bir röportaj yapmıştım. ‘Tutuşmuş Beraber’, ‘Deli Kan’, ‘Beni Yalnız Koma’, ‘Sevmek Suçsa Suçluyum’, ‘Bi Fırlatsam’, ‘Arapina’ gibi iyi şarkılarından sınırlı bir kitle haberdardı henüz. Şahin’e yeterince ünlü olamamış olmakla ilgili duygularını sorduğumda “Dinleyicilerimin bazısı daha çok insana ulaşmamı, bazısı gizli kalmamı, bazısı da popülaritenin beni bozacağını düşünüyor. Genellikle de keşfetmekte geç kaldıklarına üzülüyorlar. İyi işin er ya da geç alıcısına ulaşacağından eminim; içim çok rahat” şeklinde yanıtlamıştı. Hakkı vardı, iyi şarkılar mutlaka muhatabını buluyordu. Aradan geçen sürede yine şarkılar yazıp söyledi, onu sevenlerin sayısı arttı, artık albümünü beklemekteydik. O röportajda adının ‘Merhem’ olacağını söylediği albümü için “Ben yaralarıma şarkı yazıp söyleyerek merhem buldum. Merhem, bambaşka kapılar açacak. Acının içinden geçerek bir yol bulacağız. Bir süre bekleyeceksiniz ama değecek” diyordu Melike Şahin.

Bugün, 10 şarkılık ilk albümü baştan sona ve defalarca dinledikten sonra yanılmadığını görüyorum. Solo kariyeri artık ‘taze’ değil. Hatta kendisi pişmiş ve samimi haliyle hem şarkı yazarı hem de harika bir vokal olarak ‘Merhem’in hakkını vermiş. Tamamı iyi şarkılardan oluşan ‘Merhem’ albümü mutlaka geniş bir kitleye ulaşacak ve beklediğimize de değmiş.

Albümün tamamının sözlerini yazan, birçok bestesine imza atan, sanat yönetmenliğini ve müzikal prodüktörlüğünü üstlenen Şahin yalnız değil; yaratıcı bir beyin takımının parçası… Mabel Matiz, Sabi Saltıel, Uri Brauner Kinrot, Can Güngör, Emre Malikler, Elif Dikeç ve Dijf Sanders’ın dokunuşları bütünlüklü bir sound çıkarmış ortaya. İyi şarkılara doğru düzenleme yapıldığında bazen Yeşilçam, bazen Onno Tunç tarzı keyboard’ların, yaylıların yarattığı büyü, elektrobağlamanın önerdiği coşku tadından yenmiyor. Akustik şarkılarıysa sakin birer limana dönüşüyor… 70’lerden 90’lara Akdeniz gezmelerine çıkan ‘Merhem’de gayet dişil ve rock’n roll bir enerjiyle, elektroarabesk altyapıyı modernle birleştiriyor. Netice? Kalifiye pop!

Henüz dinlemediyseniz, ocakta yayımlanan ilk teklisi ‘Uykumun Boynunu Bükme’den başlayıp Mabel Matiz şarkısı olduğunu belli eden ‘Nasır’la devam edin. Arkasından ‘Hepsi Geçti’, diğer 7 şarkıya açılan kapınız olacaktır. Melike Şahin, ilk günden beri samimi şarkılar, sade videolarla güzel hikâyeler anlatıyor. Ne mutlu ona ki dinleyici kitlesi bu albümle gitgide büyüyor. Spotify’daki aylık dinleyicilerinin de YouTube izlenmelerinin de sayısı hızla artmakta.

ALBÜMDEN ÖNCE YOLA GELMİŞ

Çalışmanın adının neden ‘Korkutucu Saatler 2’ olduğunu açıklayarak başlayalım: Drake son dönemi kendi kataloğundan medet uman kimi ‘temcit pilavları’ ve demo albüm güzellemesiyle geçirdi. Bu ticari bakışını yadırgamamakla birlikte bir bomba patlatmak üzere olduğunu da biliyorduk. Bu yılın başında yayımlanması planlanan ancak çıkışı ertelenen yeni albümü ‘Certified Lover Boy’a kavuşmamıza birkaç ay kaldığını tahmin ediyorum. Drake ‘Scary Hours’ adlı EP’msi teklinin ilkini 2018’de ‘Scorpion’ albümü öncesi yayımlamıştı. Bir nevi heyecanlı bir geri sayım... Bunu Drake gelenekseli olan bir ‘ön imza’ olarak kodlayabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Sözler, beste ve prodüksiyon açısından Aleyna sınıfını geçiyor

İngilizce albümün habercisi niteliğindeki bu tekli, Aleyna Tilki için büyük bir adım. Eninde sonunda hedefine ulaşacağına yürekten inanıyorum. Dünyada star olmuş akranlarından eksiği yok, fazlası var.

Aleyna Tilki’nin vizyon sahibi olduğuna kendisi henüz 17 yaşındayken karar vermiştim. Bir konser teklifinin astronomik kaşesini şu gerekçeyle geri çevirmişti: “18 yaşımı doldurana kadar biletli konser yapmayı düşünmüyorum. Sadece ücretsiz halk konserlerine çıkacağım. 18 olduktan sonra da ilk konserimi kendim organize edeceğim.” Öyle de yaptı.

Emrah Karaduman’ın yamacındaki günlerinden sonra Ersay Üner ve Ozan Çolakoğlu’nun ‘Sen Olsan Bari’siyle yakaladığı ‘teen pop’ çizgisi bir zirveydi ama orada kalmak zordu. Zaman zaman bocalasa da zeki bir genç kadın olduğundan deneyim edinip yoluna devam etti. YouTube’da kazandığı parlak başarılarla yurtdışında dikkatleri üzerine çekti. Hatta Amerika’lara kadar gidip bazı önemli müzisyen ve prodüktörlerin kapılarını zorladı.

Araya bir başka hayali olan müzikal gençlik dizisindeki başrol girse de Exxen TV’deki ‘Bu Benim Masalım’ nedeniyle yurtdışı projesini ertelemedi ve ilk İngilizce teklisi ‘Retrograde’i yayımladı. Bu, bitmiş olan İngilizce albümün habercisiydi.

Altın değerindeki imzalar

Aleyna için bu büyük bir adım. Eninde sonunda hedefine ulaşacağına yürekten inanıyorum. Dünyada star olmuş akranlarından eksiği yok, fazlası var. Kriterleri ortaya koyarak şarkıyı inceleyelim isterim.

İşi tamamen yabancılara teslim etmekle doğru yapmış. Sözlerde Dua Lipa (Ve Grammy adayı olmuş Sarah Hudson), bestede Diplo imzası altın değerinde. Dua Lipa hayranları Aleyna’yı destekleyecektir. Şarkı da zaten belirgin biçimde Dua Lipa kıvamında. Prodüktör ve besteci King Henry deseniz Beyoncé’yle, Justin Bieber’la çalışmış biri. Ortak prodüktör ve İngilizce vokal koçluğunu üstlenen Lorna Blackwood da ondan aşağı kalır bir isim değil. İngilizcesi yeterli olmayan Aleyna’ya büyük fayda sağlamış. Masabaşında vokalle biraz fazla oynandığını düşünsem de sözler, beste, prodüksiyon açısından Aleyna sınıfını geçiyor.

Yazının Devamını Oku

Aşka kapan, dünyaya açıl

Türkiye anaakım pop sound’una sıkışmak yerine dünya pop standartlarına yaklaşmayı tercih eden Hadise doğru yolda... ‘Aşka Kapandım’ teklisinin ilk videosu ‘Olsun’ güçlü bir şarkı, nitekim YouTube’da beş günde 2.4 milyon izlemeye ulaşması da şarkının gayet sevildiğini gösteriyor.

Hadise geçen yıl ‘Aşka Kapandım’ın öncüsü olarak ‘Küçük Bir Yol’ adlı füzesini yolladı. Füze diyorum çünkü hem ateşlenme sırasında hem de devamında büyük başarı gösterdi şarkı... Düzenlemesiyle de Türkiye anaakım pop sound’una sıkışmak yerine dünya pop standartlarına yaklaşmayı tercih etmişti.

Bana sorarsanız Hadise’nin bundan böyle ‘eller havaya’ çerçevesinin ötesinde bir vizyonla düşünmesi gerekiyor. Popüler müziğin dünya birikiminden haberdar, yabancı dilde layıkıyla şarkı söyleyebilen Hadise, yerellik meselesini çoktan halletti. Pandemi sonrası ilk hedefi evrensel olsun, temennim bu kendisi için. Güçlü nakarata sahip ‘Küçük Bir Yol’, ustaca ve bütünlük içinde kotarılmış bir balat olarak bana Hadise’nin dijital pop dünyasında sınır ötesi başarıya erişme şansı en yüksek isimlerden olduğunu düşündürmüştü. Şimdi iki yeni şarkı da içeren yeni teklisini dinlerken tekrar altını çizmek isterim, Hadise doğru yolda...

‘Olsun’, ‘Küçük Bir Yol’da olduğu gibi bir Devrim Karaoğlu beste ve düzenlemesi olarak gayet başarılı. Şarkı sözlerinin altındaki ortak imzadaysa Karaoğlu’nun yanı sıra Yıldız Tilbe var. Hadise-Devrim Karaoğlu takım oyununun da son derece randımanlı olduğunu düşünüyorum. Hadise’nin türküyle, nağmeyle olduğu kadar R&B’yle de yoğrulmuş özünü alıp Batı standartlarında yeni ve Türk bir pop formülüne dönüştürmesini zevkle izliyorum. Gitar ve yaylılarla oluşturulan katmanları ve şarkı yazarlığını tebrik ediyorum. Şarkı sözlerindeki değişimi olumlu buluyorum.

Hep ilk 20’ye giriyor

‘Küçük Bir Yol’un videosu YouTube’da, 24 saat dolmadan 2 milyon, 3’üncü gününde 5 milyon izlenmeye ulaşmış; Dünya Trend Videolar sıralamasında da ilk 20’ye girmişti. ‘Aşka Kapandım’ın ilk videosuysa yine Şenol Korkmaz tarafından ‘Olsun’a çekildi. Hadise’nin ‘samimi cazibe’sine odaklı, retro makinelere meraklı ve yakışıklı sevgili olarak bir erkek başrol de içeren video, YouTube görevinin altından başarıyla kalkacaktır. Bu yazı yazılırken video 5 günde 2.4 milyon izlenmeye ulaştı bile. Aynı olumlu öngörüyü ‘Sen Hiç Yorulma’ için de yapabilirim. Çünkü o da son derece güçlü bir şarkı...

10 YILDA 18 HIT

Yazının Devamını Oku

Linç kurbanı oldu

Sia, her açıdan iyi ve kendine has bir müzisyen. Kendi yazıp yönettiği ‘Music’ filmi konusuyla ve işlenişiyle ilgili çok eleştiri alsa da soundtrack albümü yerden yere vurulacak bir iş değil. Ancak vasatın az üstünde konumlanıyor.

Pop yıldızı Sia, yükselen satış grafiği, liste başarıları, ödülleri, sanatsal kaygıları bir yana, neresinden bakarsanız bakın iyi bir müzisyen. Kariyerinin tüm dönemlerinde kolayca fark edebildiğimiz bir kendine haslığa sahip. Bu nedenle eleştirirken bağlamı unutmamalı; bütünün içindeki yeri ve Sia’nın niyetini hesaba katmalıyız.

Sia, ilk kez bir film yazıp yönetmenliğini yaptı. ‘MUSIC’, çok inandığı bir film oldu. Hatta Altın Küre’de, başrolündeki Kate Hudson’a ‘Bir Müzikal veya Komedide En İyi Kadın Oyuncu’, filme de ‘En İyi Film’ adaylığını getirdi. “Cesur bir Sia projesiydi ve otoritelerden tam not aldı” şeklinde bağlamak isterdim konuyu. Ancak ne yazık ki filmin senaryosuna dair tartışmalar, sosyal medya linçleri, ağır sinema eleştirileri Sia Furler’ın yakasını bırakmadı. Sebebi, ‘Music’te ‘otizm’ üzerinden anlattığı hikâyeydi. Özetle bağımlılıktan kurtulmuş eski bir uyuşturucu satıcısı, otizmli bir kızın bakımını üstleniyor ve bir mücadeleye girişiyor. Ancak otizm çevreleri Sia’nın yaklaşımını problemli bularak isyan etti.

Twitter hesabını kapattı

Sia bir sosyal medya lincine maruz kaldı. Hatta sonunda “Kabul ediyorum, yanlış insanların hikâyelerini dinledim; daha derinlemesine araştırmalıydım ve tüm sorumluluğu üstleniyorum” diyerek Twitter hesabını kapattı üstelik.

Soundtrack albümün en büyük dezavantajı filme düşen gölge. Ama bir müzik albümü olarak baktığımda idare ettiğini söyleyebilirim. Bir film müziği seçkisini bağlamından koparıp nasıl sevebileceğimiz ayrı bir tartışma konusu da olsa, ‘Music’ bir albüm olarak Sia’nın geçtiği tüm müzikal evrelerden izler taşıyan konsept bir yapıt ve yerden yere vurulacak bir iş değil. Hatta içinde kimi parlak müzik fikirleri taşıyor da diyebiliriz. Ama vasatın az üstünde konumlanıyor.

Sadece, filmden ilham almış sekiz şarkıyı dinlemek size bir şey ifade eder mi bilmiyorum ancak David Guetta’lı ‘Floating Through Space’ ile başlayabilirsiniz. Filmi dijital ortamda izleyebilmek için siamusic.net adresindeki Türkiye bölümünü takipte olun.

Yazının Devamını Oku

‘Tekrar tekrar’ dinliyorum

Mustafa Sandal ile Doğu Demirkol’un düeti ‘Tekrar’ı görünce ‘Şakalı bir şarkı değildir umarım’ demiştim içimden. Dinleyince 2021’in en iyilerinden biri olacağına inandım. Neyse ki Demirkol’un şakası şarkıda değil, klipte...

Türk popüler müzik tarihinin önemli şarkı yazarı ve figürlerinden Mustafa Sandal’ın kendini tekrar etme dönemi sürerken birkaç yazı yazmıştım. Özeti şuydu: İçindeki şarkı yazarına güvenmeli, ezber ettiği pop formüllerinden değil, ona 90’larda büyük başarı getiren samimiyetinden yola çıkarak şarkı yazmalıydı. O zaman dijital tüketiciden istediği tepkiyi alacak, görünümüyle olduğu kadar müzisyen kimliğiyle de her dem taze kalacaktı.

Sandal uzun süredir albüm yapmıyor. Teklilerle ilerleyişini bir tercih olarak görebiliriz. Vitesini de 2018’den beri arttırdı. ‘Aşk Kovulmaz’ ve Eypio ile yaptığı ‘Reset’, ardından ‘Gel Bana’ yeni bir Mustafa Sandal’ın başlangıcı oldu ancak bence iş zirvesine Zeynep Bastık’lı ‘Mod’la ulaştı. Önceki yıl yayımladığı ‘Masum Gibi’ ve salgın yılının ‘Damar’ıysa solo tekli olarak 90’lar ya da 2020’lerde yayımlaması fark etmeksizin ticari diyebileceğimiz birer Sandal şarkısıydı.

İddialı bir şarkı

2021’e geldiğimizde... Doğu Demirkol’la söylediği teklisi ‘Tekrar’ı dinlemeden önce önyargılıydım.  Öyle ya yeni nesle sempatik görünmek için genç ve başarılı bir komedyenle düet yapmak da neyin nesiydi... ‘Şakalı bir şarkı değildir umarım’ dedim içimden, dinlemeye koyuldum. Ve şimdiden 2021’in en iyilerinden olacağına inandığım çok iddialı bir pop şarkısıyla karşılaştım. Doğu Demirkol’un yazdığı sözlere ve ses rengine bayıldım. Beste ve düzenlemeye imza atan Hakan Kara’ya da buradan selam yollayayım. Doğu Demirkol’un şakası nerde peki? Olması gerektiği gibi Berk Karan’ın çektiği videoda... Sözün kısası ‘tekrar tekrar’ dinliyorum.

İSPANYOLCA ZORUNLULUĞU!

Billie Eilish’in ünlü İspanyol şarkıcı ROSALIA ile ortak çalışma içine girdiğini biliyorduk. Zira iki yıl kadar önce stüdyodan bir fotoğraf paylaşmışlardı. O iki yılda Eilish’in olduğu gibi dünyanın gündemi de öyle bir değişti ki... “ROSALIA’lı bir şarkı olacaktı; ne oldu o?” diye sormak aklımıza gelmedi.

Yazının Devamını Oku

Bir Teoman daha gelmez

Örnek aldığı isimlerinki gibi bir saygınlığa ulaşamadığını, ‘popçu gibi bir şey’ olduğunu düşünerek müziği bırakmıştı. Oysa bana göre kariyeri bir başarı hikâyesidir. 1996-2006 arasında yayımladığı 10 şarkıdan oluşan ‘Teoman ve Piyano’ albümünü çok beğendim.

Teoman’ın kendinden memnuniyetsizliği 2010’lu yılların başında zirveye ulaştı. Kariyeri boyunca yağmur gibi konser vermiş, sayısız hit şarkıya imza atıp üslubunca söylemiş, sözü ayrı bestesi ayrı ilgiyi hak eden bir rockstar olmayı başarmış bir kişiden söz ediyoruz. Peki, neydi bu memnuniyetsizliğin sebebi? Sevdiği işi iyi yaparak herkese nasip olmayacak bir başarı kazanmıştı. Ancak yaptığı hiçbir şey onu tatmin ve mutlu etmiyordu artık. Kendi kendisinin karikatürüne dönüştüğünü düşünüyordu. Acısını hafifletmek, zihnini yormamak için pansuman niyetine rock’n roll hayatına sığındı. Öte yandan bu hayat sık sık magazin kameralarına yakalanıyor, Teoman’ın mutsuzluğunu büyütüyordu. Teoman gelecekte bir magazin figürü olarak hatırlanmaktan korkmuştu.

Bir gün bir mektup yazarak müziği bıraktığını açıkladı dosta düşmana. O mektubu yazmasa söylediğine kendisi de inanmayacaktı. Yani biraz nefes almak, yüklerinden kurtulmak için Teoman’dan Teoman’a yazılmıştı mektup. Bir süre öylece durdu. Müziğin yerine bir şeyler koyma çabası sonuç vermedi ve geri döndü. Kafasında pişire pişire, kademe kademe döndü.

Bu yıl yeni albüm de yapabilir

Baba olmaya karar verdi, bir süre sonra da rock’n roll hayattan emekliliğe... Derken eski şarkılarına taktı kafayı. Hayranlarına ‘Aslında o şarkılar öyle değildi, siz eğlenin diye öyle yapmıştım. Bir de böylesi var’ demek istiyordu. ‘Koyu Antoloji’ böyle çıktı ortaya. Aradan iki yıl geçti ve ‘Teoman ve Piyano’ ile karşı karşıyayız.

Bana sorarsanız tüm bu çabanın temelinde ‘Örnek aldığım ozan müzisyenler Leonard Cohen, Tom Waits’inki gibi bir saygınlığa ulaşamadım, popçu gibi bir şey oldum’ inanışı ve huzursuzluğu vardır. Oysa gerçek öyle değil. Ben kendi adıma bir Teoman daha gelme ihtimalini çok düşük görüyorum. Kariyeri bir başarı hikâyesidir. Popüler olmuş ancak asla pop yıldızı gibi görülmemiştir.

‘Koyu Antoloji’yi de beğenmiştim ama Sabri Tuluğ Tırpan’ın piyano için düzenlediği, Teoman’ın 10 yıllık (1996-2006) döneminden seçilen ve iki günde tamamen canlı kaydedilen 10 şarkılık ‘Teoman ve Piyano’yu daha çok beğendim. İki çalışmanın ruhları aynı olsa da piyano için yapılan şarkı seçimleri ve bütünlük bu işi daha ilginç kılıyor. Teoman, 2015’ten beri yeni albüm yapmıyor. Bir rivayete göre bu yıl içinde o da olacak. “Hem olgunluk hem son albümüm olacak” diyor Teoman. İnanıp inanmamaksa sizin bileceğiniz iş.

LİSELİ KIZIN DOMİNO ETKİSİ

Yazının Devamını Oku