GeriTufan DALGIÇ Salgında Bandırma’da yaşadıklarımız ve son durum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Salgında Bandırma’da yaşadıklarımız ve son durum

2020 yılının mart ayında hayatımıza giren ve adeta her şeyi alt üst eden koronavirüs, birçok insanı yaşamdan koparıp aldı. Bir yandan ölümlere üzülürken diğer yandan da sevdiklerimizle, ailemizle bir araya gelememenin ağır yükünü taşıdık.

Televizyonda yayınlanan veriler sadece rakam değildi, hepsi birer insandı. Yalnızlaştık, biraz daha melankolik olduk. Hemen her gün “Bugün bana virüs bulaştı mı?” diyerek evhamlandık, korktuk. Çocuklara dokunamadık, büyüklerin elini öpemedik. Virüsle tanışana kadar sosyal varlıklardık, virüs sona erdiğinde ise sosyalleşmeye çalışan varlıklar olacağız.
Bu dönemde sosyolojik ve psikolojik travmaları, ekonomik sorunlar izledi. Virüs ilk olarak günübirlik çalışarak evine ekmek götürenleri vurdu. Kapanma ve sokağa çıkma yasaklarının ardından da esnaf zor günler yaşamaya başladı. Bandırma’da da durum ülke genelinden farklı değildi. Hatta birçok yere göre durumumuz daha da ağırdı ve hala da o ağırlık ekonomik olarak devam ediyor. Salgının başladığı ilk günlerde Bandırma halkı kurallara ciddi şekilde uyum sağladı ve ilk dalgayı tabiri yerindeyse ucuz atlattık. 2’nci dalgada ise Bandırma’nın geçiş güzergahları üzerinde bulunması, sanayi tesislerinde çalışan insan sayısının yüksek olması gibi dezavantajların arasına bir de kolay bulaşan mutasyonlu virüs eklenince Balıkesir’deki en çok vaka sayısına sahip ilçe olduk. Bandırma; Ayvalık, Karesi ve Altıeylül’ün toplamına yakın vaka sayısına ulaştı. Vakaların yüzde 75’lik bölümü İngiltere mutasyonluydu ve Güney Afrika ile Brezilya mutasyonları da Bandırma’da tespit edildi. Öyle ki filyasyon ekiplerinin gittiği ev sayısı günlük 500’e kadar çıktı. Yukarıda anlattığım gibi yaklaşık bir, bir buçuk ay önce Bandırma’nın durumu hiç iç açıcı değildi.

VAKA SAYISI DÜŞÜYOR…

Yaklaşık 2 hafta önce vaka sayılarında ilk kez düşüş kaydedildi. Tam kapanma ile birlikte Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bulunan koronavirüs polikliniğine başvurularda da azalma oldu. Kapanmanın 10-11 günlük bölümünü geride bıraktığımızda daha gerçekçi rakamlar ortaya çıkacaktır. Şu an hastanede bir yoğun bakım ve 2 servis normale dönmüş, diğer hastalara hizmet verir durumda. Salgının yoğun olduğu dönemlerde 140-150 koronavirüs hastası hastanede tedavi altındayken bu rakamlar da 50’lere düştü. Yoğun bakımlarda yatan hasta sayısında da yüzde 25’lik bir düşüş söz konusu… Umut var, iyiye gidiyor ama vaka sayısını daha da aşağı çekmek zorundayız. Vaka sayıları düşmezse normalleşme dönemi de ertelenecek. Bu nedenle sadece sağlığımız için değil, evine ekmek götüremeyen, işsiz kalan ve dükkânı kapanan insanlar için de kurallara uyarak vaka sayısını düşürmek zorundayız.

X

21.06’da tutanak olur mu?

Normalleşme dönemiyle birlikte esnaf dükkânının başına geçti. Kafeler, restoranlar pazar hariç 21.00’a kadar müşterilerine hizmet vermeye başladı.

Sokağa çıkma kısıtlamasının başlama saati ise 22.00 olarak belirlendi. Aylardır kapalı olan, kiraları, borçları, faturaları birikmiş esnaf için normalleşme dönemi umut oldu ama koronavirüs salgınının ekonomik olarak en ağır bedelini ödeyen esnaf için zararları kapatmak belki de yıllar alacak. Özelikle eğlence sektörü hala işvereniyle, çalışanıyla, müzisyeniyle büyük sorunlar yaşamaya devam ediyor. Bu dönemde işyerlerinin açılması önemli bir adım olsa da beraberinde sıkıntılı bir süreci de getirdi. Bu süreci kısaca özetlemek gerekirse; saat 21.00’a kadar açık kalabilen mekânlara bu saatten sonra denetim yapılarak tutanak tutuluyor. Bu tutanaklar mülki amirin imzasının ardından cezaya dönüşüyor.
*
Böyle bir duruma tesadüfen rastladım ve hem emniyet güçlerinin hem esnafın içinde bulunduğu durumu anlatma gereği duydum. Öncelikle emniyet güçleri kendilerine verilen emri, genelgeleri uyguluyor ancak bu emir ya da genelgeler konusunda denetimleri yapan ekiplere inisiyatif kullanma şansı verilmezse önümüzdeki günlerde de çok esnafın canı yanacak gibi gözüküyor. Şöyle ki, genelgeye göre esnaf mekânı 21.00’de kapatmak zorunda, oturur durumda müşteri bulunmaması gerekiyor ancak sokağa çıkma kısıtlamasının 22.00’de başlaması nedeniyle müşteriler oturmaya devam etmek ya da mekânın kapandığı son dakikaya kadar süreyi değerlendirmek istiyor.
*
Mekânlara gelen kişilerin daha çok eş dost olduğunu da düşünürsek esnaf servisi kapasa dahi insanları tam saat 21.00’de kaldırmakta zorluk yaşıyor. Gelen müşteriler de zamanı son dakikasına kadar kullanmak isteyince hesap, lavabo gibi ihtiyaçlar nedeniyle mekândan ayrılma saati sarkıyor. Bu durumun bedelini de ne yazık ki esnaf ödüyor. Benim tanık olduğum olayda ise tutanak saati 21.06 olarak kayıtlara geçti. Doğal olarak esnaf ve içerideki müşteriler yapılan uygulamaya tepki gösterdi. Burada yapılması gereken cezalandırmak değil, iletişimi geliştirmek. Uyarı mekanizması oluşturmak… Esnaf için dükkânlarının aylardır kapalı olması zaten yeterince büyük bir ceza. Bu dönemde uyarı olmadan, dakika sayarak tutanak tutmanın kimseye faydası yok.

Yazının Devamını Oku

Marmara’yı kirletenler açıklansın

Marmara Denizinde karşılaştığımız müsilaj sorununun temelinde yatanın çevre kirliliği olduğunu artık hemen herkes biliyor.

Yıllardır Marmara Denizi kentlerin kanalizasyonları, fabrikalar ve gemiler tarafından kirletiliyor. Bu verilen zararın da insanlara bir geri dönüşünün olabileceği belki bugüne kadar hiç aklımıza gelmedi ama doğa o kirliliği yaklaşık bir aydır müsilaj olarak yüzümüze vuruyor. Balıkçılar balık tutmakta zorlanırken müsilaj su soğutmalı motora sahip teknelerin soğutma borularını tıkıyor. Bir çok insan denize girmekten ve balık tüketmekten çekiniyor. Uzun vadede ise ne ile karşılaşacağımızı bilmiyoruz.
*
Tarım ve Orman Bakanlığı, hemen her yıl hileli ürünler ve bunları üreten firmaları açıklayarak bir noktada kamuoyunu adı geçen firmalara karşı uyarıyor. Buradaki temel amaç toplum sağlığının korunması. Peki, benzer bir uygulama çevreyi kirleten kuruluşlar için yapılamaz mı? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bugün karşı karşıya kaldığımız deniz kirliliği konusunda 22 maddelik eylem planı hazırladı. Bu planın bir parçası da Marmara Denizini kirleten kuruluşların açıklanması olabilir. Bu süreç şeffaf bir şekilde çevre temizliği faaliyetlerinin sürdürülmesine olanak sağlar ve çevre konusunda ciddi bir kamuoyu oluşturur. Böyle bir liste açıklandığında artırma sistemi olmayan firmalar üzerinde ciddi bir kamuoyu baskısı da oluşacaktır.
*
Çevre konusunda bakış açımızı değişmediğimiz sürece bugün Marmara Denizi’nde müsilaj ile uğraşan bizler, yarın farklı hatta çok daha kötü çevre sorunlarıyla yüz yüze kalabiliriz. Çevre konusunda yapılacak en önemli şey şeffaf denetim ve denetim sonuçlarının kamuoyuna açıklanması. Müsilaj nedeniyle devlet birçok olanağını seferber etti. Denizde temizlik başladı ve bu süreç üç yıl gibi bir süre alacak. Bu noktada dikkat çekmek istediğim çevreye verdiğimiz zararı geri döndürmeye çalışmak onu kirletirken elde ettiğimiz paradan çok daha fazlası. Ekonominin dışında bir de insan ve hayvan sağlığına verilen zararlar var ve bunun para ile ölçülemeyecek kadar büyük bir yükü var. Kısaca çevre konusunda yapmamız gerek ilk şey çevreyi temizlemek değil, çevreyi temiz tutmayı öğrenmek.

Yazının Devamını Oku

Onlar çalmayı özledi, biz dinlemeyi…

Koronavirüs salgınından ekonomik olarak en çok etkilenen kesimlerin başında sanatçılar geliyor. Tiyatrocular, müzisyenler 1 yılı aşkın süredir sahnelerden uzak ve adeta yaşam mücadelesi veriyorlar.

Son günlerde yeni yapılan açıklamalara göre Kültür ve Turizm Bakanlığı “Müzik Susmasın” sloganıyla müzisyenlere 3 bin lira destek verileceğini duyurdu. Salgının işsiz bıraktığı müzisyenler için bu kampanya güzel bir haber; ancak önemli olan müzisyenler ve tiyatrocular için kalıcı çözümlerin üretilmesi. Bu da onların tekrar sahnelere dönmesini sağmaktan geçiyor
Gençlik yıllarında müzik yapan biri olarak müzisyenlerin bugün yaşadığı sorunları çok iyi anlıyorum. Birkaç müzisyen arkadaşımla da görüşerek yaşadıkları sorunları dinledim. Ülkemize müzik çok geniş bir yelpazeye sahip. Düğünler, konserler, eğlence mekânlarındaki canlı performanslar, müzik aleti ve ses ekipmanı sağlayan firmalarla birlikte müzik, çok geniş bir kesimin ekmek parası kazandığı bir alan. Müzik sektörü büyük ölçüde kayıt dışı ve müzisyenler gecelik aldıkları ücretlerle geçiniyorlar, birçoğunun sosyal güvencesi yok. Müzisyenler salgın öncesinde de birçok sorun yaşarken salgın yaşadıkları sorunlara tuz-biber ekti. Bu dönemde kapanma ve yasaklar nedeniyle işsiz kaldılar, ekonomik olarak gerçekten zor durumdalar. İşsiz kalan müzisyenlerin intihar haberlerine üzülüyoruz ve intihar edenlerin sayısı ne acı ki 100’ün üzerinde. Korkarım, bu yaz sahnelere dönemezlerse ve ekonomik sorunlarına çözüm bulunmazsa acı haberler gelmeye devam edecek.

BAKIŞI DEĞİŞTİRMEK GEREK

Salgın döneminde işsiz kalan birçok müzisyen, müzik aletlerini satmak zorunda kaldı. Yaz sezonunda da işlerin nasıl olacağı belirsizliğini koruyor. Mekânlar açıldı ancak 18.00 ile 21.00 arası canlı müzik yapmak mekân sahiplerine pek verimli gelmiyor. Düğünlerde Temmuz ayından itibaren müzik olacak; ancak bunun süresi de kısıtlı. Düğün orkestraları da muhtemelen az çaldıkları için salgın öncesi kazandıkları paraları kazanamayacak. Düğün sahipleri az çalındığı gerekçesiyle fiyatları aşağı çekmek için elinden geleni yapacaktır. Umarım pazarlık yaparken müzisyenlerin 1 yılı aşkın süredir işsiz olduğu gerçeğini de hesaba katarlar. Pazarlıklarını önce vicdanlarıyla yaparlar.
Yukarıda bu dönemde müzisyenlerin yaşadıklarını kısaca anlatmaya çalıştım. Aslında yaşanan bu süreçte atılacak en önemli adım mekân sahibi ve müzisyeni bir bütün olarak ele almak. Hatırlayacağınız gibi salgın döneminde kısa çalışma ödeneği uygulamasıyla birçok çalışana ve bu sayede işverene destek olundu. Müzisyenler ise kayıt dışı çalıştıkları için bu gibi olanaklardan yararlanamadı. Burada müzisyenleri kayıt altına almak gerçekten de zor çünkü sabit bir işyerinde çalışmak bu sektörde pek rastlanan bir durum değil. Dolayısıyla burada mekânlara teşvik uygulanabilir. Kısaca özetlemek gerekirse; canlı müzik yapan mekânların belli ruhsatları var ve eğlence vergisi ödüyorlar. Bu dönemde de birçok mekânın müzik yapıp yapmayacağı belirsizliğini koruyor. Çalıştırdığı müzisyen başına bu mekânlara teşvik verildiğinde hem esnaf hem müzisyen kazanmış olacaktır. Yapılan teşvikler istihdama dönüşecektir. Bu vergi indirimi, nakit destek gibi birçok farklı şekilde yapılabilir. Çözüm üretmenin yolu istihdam sağlamaktan geçiyor.
Aslında müzisyenler bizim terapistimiz. Onların çaldığı şarkılarla kimi zaman eğleniyor kimi zaman hüzünleniyoruz. Onlar çalmayı özledi, biz dinlemeyi…

Yazının Devamını Oku

Bunun adı resmen engelliye ‘İşkence’

Son dönemde kadına, çocuklara, engellilere ve hayvanlara yönelik şiddet haberlerinin arttığına tanık oluyoruz.

Şiddetin temelinde yatan; bir başkasını kontrol altına almak ya da ona güç kullanarak rızası dışında bir şeyler yaptırmak olarak kısaca açıklanabilir. Bu nedenle yukarıda saydığım dezavantajlı grupların kendini güçlü hissetmek isteyen kişilerin hedefinde olduğunu kolayca söylenebilir. Ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddet şeklinde bir ayrım yaptığımızda da bütün bu eylemlerin kişinin iradesini hedef aldığını görürüz. Kısacası şiddet azına, çoğuna bakılmaksızın aslında bir insanlık suçudur ve bu suç kendini savunamayacak durumda olan kişilere uygulandığında yalnızca şiddet değil, işkence suçu olarak nitelendirilmelidir. Dolayısıyla dezavantajlı gruplara uygulanan şiddet aynı zamanda bir işkence suçudur.
*
Engelliler konusuna biraz daha eğilecek olursak aslında onların yaşamlarını idame ettirmek için kullandıkları araç ve gereçler de onların bedenlerinin bir parçası duruma gelmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Bandırma’da yaşadığımız olaydan konuyu örneklendirecek olursak; akülü tekerlekli sandalyesi çalınıp yakılan genç bir engelli günlerce sokağa çıkamadı.
*
Bu hırsızlığı yapan kişiler sizce de o gencin dışarı çıkmasını engelleyerek ona işkence yapmış sayılmaz mı? Bandırma’da yaşadığımız bir diğer olay ise; 68 yaşındaki işitme ve konuşma engelli Münire Ş.’nin evine giren 19-20 yaşlarındaki hırsızların ona uyguladığı işkence. İşkence diyorum çünkü Münire Ş.’nin kolundaki iki bileziği almak isteyen iki zanlı, bilezikleri çıkarmak için eline defalarca tornavida saplamışlar, bağırmasın diye ağzına atlet tıkamışlar, sürekli darp etmişler, bir zanlı dizleri ile vücuduna bastırmış bunlar yetmezmiş gibi bir de ipi boynuna dolayarak boğmaya çalışmışlar.
*
Mağdur kadının boynunda ve ellerinde yaralar oluşurken zanlıların ayağına vurması ve bastırması sonucunda ayağı da kırılmış. Olayın ardından iki bileziği alıp Yalova’ya kaçan zanlılar o gün içinde çaldıkları bileziklerle birlikte polisin başarılı operasyonu sayesinde yakalandı. Olayın bir başka travmatik yanı ise iki hırsıza yardım eden 18 Yaşındaki F.A. isimli kadının Münire Ş.’nin komşusunun kızı çıkması. Mağdur kadının bana anlattıkları ışığında olayın yalnızca hırsızlık ya da yaralama değil aynı zamanda açıkça işkence hatta işkence ederek öldürmeye teşebbüs olduğunu söylemek hiç zor değil. Bundan sonrasına tabii yüce Türk adaleti karar verecek.

NASIL KORUYABİLİRİZ?

Yazının Devamını Oku

Bandırmaspor hedefine ulaştı

Royal Hastanesi Bandırmaspor, bu sezon çıktığı TFF 1. Lig’i 42 puanla 11. sırada bitirerek bu ligde kalıcı olacağını kanıtladı. Yeni sezonda 7 takımın geleceği 1. Lig’de bordo beyazlı takım, daha iyi bir bütçeye sahip olması gerekiyor.

Royal Hastanesi Bandırmaspor, 2020-2021 sezonunda TFF 1. Lig’de mücadele ederken, ligi 11. sırada tamamlayarak ligin başında belirlediği “açık ara ligde kalmak” hedefine ulaştı.
Son maçlarda puan kaybı yaşamasa belki de Bandırmaspor’u play- off oynarken de görecektik ama olmadı. Önümüzdeki sezonda Bandırmaspor Kulüp Başkanı Onur Göçmez ve ekibi Bandırmaspor’un 1. Lig’de kalıcı olması için çalışmalarına devam edecek.

ÖNÜMÜZDEKİ SEZON DAHA ÇEKİŞMELİ GEÇECEK
BANDIRMASPOR’A CİDDİ BÜTÇE GEREKİYOR

Burada hem takımı hem yönetimi bekleyen en önemli tehlike Süper Lig ve TFF 2 Lig’den gelen toplam 7 takımın 1. Lig’de mücadele edecek olması. Kısacası 2021-2022 sezonu geçen sezondan çok daha çekişmeli olacak. Teknik Direktör Metin Diyadin ile anlaşan Bandırmaspor’un önümüzdeki sezon mücadele eden, genç ve tecrübeli oyuncu dengesini oluşturması çok önemli. Bunun yapabilmek içinde önce bütçe gerekiyor.

İŞ BANDIRMA İŞ DÜNYASINA DÜŞÜYOR
BAŞKAN ESKİSİ KADAR DESTEKTE BULANAMAYACAK

Başkan Onur Göçmez ve ekibi bugüne kadar Bandırmaspor’a ciddi destekler sağladı. Ancak ekonomik yük belirli kişilerin üzerinde olunca onların yorulduğuna tanık olduk. Kamuoyunda kulübe her para lazım olduğunda da “Onur Göçmez halleder” anlayışı hâkimdi. Bugüne kadar Onur Göçmez halletti peki ya bundan sonra ne olacak? Göçmez eskisi kadar ekonomik destekte bulunamayacağını birkaç kez dile getirdi. Dolayısıyla Bandırma iş dünyasının da ekonomik destek vermesi gerekli. Düşünsenize Bandırma’da bugüne kadar Bandırmaspor’a bir kez bile destek olmamış birçok önemli firma var.

Yazının Devamını Oku

Bandırma normalleşmeye hazırlanıyor

Daskyleion Antik kenti için son günlerde güzel gelişmeler yaşandığı duyumlarını alıyoruz.

Balıkesir Valiliği kazı çalışmaları için 600 bin lira tutarında bir bütçe oluşturmak için kolları sıvadı. Bu bütçeye Bandırma Belediyesi ve bölgesinin önde gelen sanayi kuruluşları destek olacak. Belediye ayrıca lojistik destek vererek antik kente giden yolları yapacak. 1954 yılından bu yana kazı çalışmaları devam eden antik kentin tarihsel önemi ise batıdaki tek Pers satraplığı yani valiliği olmasında yatıyor. Buradan elde edilecek bulgular Anadolu tarihinin yanı sıra Perslerin de tarihine ışık tutacak.
Dolaysıyla kazı çalışmalarının hızlanması çok önemli; ancak Daskyleion’un tarihsel değerini bilemeyenler için bu gelişmeler pek bir şey ifade etmiyor. Burada atılması gereken adımlardan bir tanesi de Bandırma kenti ile Daskyleion’un bütünleşmesi. Bandırma halkı, Bandırma iş dünyası yapılan kazılardan ve elde edilen bulgulardan haberdar edilmeli ki insanlar buradaki kazılara destek olsun. İnanıyorum ki Bandırma halkı ile bütünleşmiş ve kamuoyunun bilgisine sunulan kazı çalışmaları sonuca daha hızlı bir şekilde ulaşacaktır. Bu nedenle kazıları yürütenlerden, devlet yetkililerinden Daskyleion’da yapılan çalışmalarla ilgili daha çok şey duymak ve bunları insanlara anlatmak istiyoruz. Umarım yukarıda dile getirdiğim konularda adımlar atılır ve Daskyleion için bütün bir kent birlikte çalışır…

VAKALARDA YÜZDE 90’A VARAN DÜŞÜŞ

Koronavirüs salgını yaşamımızı felç etmiş durumda. Esnafı, işçisi, işsizi kısacası toplumun bütün kesimleri çok zor günlerden geçiyor. Yalnızca ekonomik olarak değil, sağlımızı korumak hatta hayatta kalmak için çabalıyoruz. Bu zor günlerde gelen en güzel haber ise vaka sayılarının düşmesi… Bir ay önce Balıkesir’deki üç ilçenin toplam günlük vaka sayısının yalnızca Bandırma’dan çıktığını düşündüğümüzde kent olarak gerçekten çok zor günler geçirdik diyoruz. Bugün için ise Hayat Eve Sığar uygulamasından da bakıldığında vakalardaki düşüşü görebiliyoruz. Hastanede hem yoğun bakımda hem servislerde yatan hasta sayısında ciddi düşüşler var. Kapanma döneminden önce günlük vaka sayısı 200’lere ulaşan Bandırma’da yüzde 90’lık bir düşüş kaydedildi ve son verilere göre günlük vaka sayısı 20’lerde… Önümüzdeki günlerde de tedbirlere dikkat edersek ki buradaki en önemli nokta ev ziyaretleri ve kapalı alanda bulunmamak, Bandırma olarak vaka sayılarını 10’lu rakamlara kadar çekebiliriz. Gelecek iyi günler için önümüzdeki günlerde de tedbiri elden bırakmayalım. İnsanların hayatında hep kötü dönemler olur, işte bu da onlardan bir tanesi ve hayatta olduktan sonra sevdiklerimizle kucaklaşacağımız çok günümüz olacak.

Yazının Devamını Oku

Ne kadar Bandırmalıyız?

Kentlerin kaderini aslında siyasetçiler ya da yöneticiler değil, o kentte yaşayan insanların aidiyet duygusu belirler. Zaman zaman kullandığımız “Politika” kelimesinin kökeni de aslında Yunanca “Polis” yani kent, kentle ilgili olan işlerden gelir.

Eğer insanlar yaşadıkları kentte karşı güçlü bir aidiyet duygusu besliyorlarsa siyasetçileri de yöneticileri de değiştirir, yönlendirir. Peki, bizler ne kadar Bandırmalıyız, Bandırma’ya ne kadar aitiz ya da Bandırmalı olmak yaşamımızın neresinde?

BANDIRMA’DA DOĞMAK BANDIRMA’DA GÖMÜLMEK

Bandırma’da yaşayan insanların Bandırma’ya karşı duydukları güçlü aidiyet duygusunu anlamak için o aidiyet duygusunun yansımalarına bakmamız gerekir. Geçtiğimiz haftalarda Bandırma Belediye Başkanı Tolga Tosun ve Eşi Seda Tosun’un Bandırma’da bebekleri dünyaya geldi. Biz doğuma her ne kadar işin magazin tarafından bakarsak bakalım, doğumun Bandırma’da olmasının aile açısından önemli bir anlamı vardı. Tolga Tosun’la doğumun adından görüştüğümde çocuklarının Bandırma doğumlu olmasını önemsediklerini ve bu nedenle doğumun Bandırma’da olduğunu anlattı. Başkan ve eşi doğumu yurt dışından tutun da birçok farklı hastanede yapacak imkâna sahiptiler ama onlar çocuklarının nüfus kağıdında Bandırma doğumlu olmasını önemsedikleri, bu kente karşı aidiyetlerinin güçlü olması dolayısıyla doğumu Bandırma’da yaptılar. Yalnızca doğum değil, Bandırma’ya gelerek burada hayat kuran insanlar da zaman içinde bu kente karşı güçlü aidiyetler oluşturdu.

*

2019 yılında kaybettiğimiz usta yönetmen Tunç Başaran da Bandırma’yı seven ve bu kentin entelektüel yaşamına önemli katkılar veren insanlardan biriydi. Dostluğumuzun da olduğu Tunç Başaran (Tunç Baba) birçok genci sinemayla buluşturdu. Teknik anlamda her zaman gençlerin yanında oldu ve öldüğünde de vasiyeti Bandırma’ya gömülmekti. İstanbul Fatih doğumlu olan Tunç Baba, Bandırma’ya duyduğu sevgi ve o aidiyet duygusuyla yaşamının son günlerini geçirdiği Bandırma’ya gömüldü. Bandırma Belediyesi ölümünün ardından sahil bandında bulunan kültür merkezine Tunç Başaran adını vererek onu ölümsüzleştirdi.

BÜTÜN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ

Belki Bandırma’da doğmadık, belki burada da ölmeyeceğiz ama şu bir gerçek ki yaşadığımız kente karşı sorumluluklarımız var. İsim babalığını Bandırma Ticaret Borsası Başkanı Halit Sezgin’in yaptığı “Bandırma partisi” söylemi aslında aidiyet ve bu kent için farklılıklarımızı bir kenara bırakarak çalışmamız gerektiğini özetliyor. Bandırma’nın il olmasının da, Bandırmaspor’un başarısının da, Bandırma’nın yatırım almasının da kısacası kentle ilgili her sorunun çözümünün birinci koşulu bu kente kendini ait hisseden insan sayısının artması ve o insanların Bandırma için talepkar olması. Unutmayın bugün bu kentte yaşayan insanlar olarak bizler yalnızca yaşadığımız dönemden değil, gelecekten de sorumluyuz…

Yazının Devamını Oku

Popülist politikalara bel bağlayan siyasetçiler

Bandırma, sorunlarıyla birlikte hızla büyüyen bir kent. Bu nedenle sosyolojik yapısı da değişimlere uğruyor.

Paşabayır Mahallesi’nde oturan bir insanla, 100. Yıl Mahallesi’nde yaşayan bir insanın kentten beklentileri farklı. Eğitim, gelir düzeyi, etnik kimlikler üzerine inşa edilen mahalle yapılarıyla karşı karşıyayız. Her sınıf kendi mahallesini ya da yaşam alanını oluşturmuş ya da bu yönde yol alıyor. Tek ortak olan, meydan ve belki de denize bakmak. Durum böyle olunca toplumsal sınıflar arasında iletişim kopuyor ve insanlar bağlı oldukları sınıfın dışındaki kişilerin sorunlarını önemsemiyor. Bu kopukluk ortak aklın ve kamuoyu oluşmasının önündeki en büyük engel. “Sanayi, tarım, liman, lojistik üs” gibi ekonomik söylemlerin üzerine oturtulmaya çalışan şehirde “kent aidiyeti” belki güçlü gibi görülüyor.

***

Ancak siyaset kurumun yukarıda saydığım ekonomik söylemlerin içini boşaltarak yalnızca bir slogan olarak kullanması, siyaset kurumuna olan güveni de ortadan kaldırıyor. Durum böyle olunca siyasetçiler de “popülist” politikalara bel bağlıyor. “Popülist” politikaları basitçe anlatacak olursak; “halkın ihtiyacı olmadığı halde bazı yatırımları algı yaratarak ihtiyaç varmışçasına meşruiyet yaratıp yaşama geçirmek” diyebiliriz. Halkın parası, zamanı ve emeği bu şekilde sömürülüyor, hem de tamamen kendi rızasıyla. İşte bu yüzden önümüzdeki yerel seçimler ve çıkacak adaylar Bandırma için çok önemli. Hangi aday halkın daha geniş kesimini temel alarak projeler geliştirecek, hangileri popülizme devam edecek? Hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Bir diğer önemli olan nokta da Bandırma’nın kendi kararlarını alamayan bir kent durumuna getirilmesi. Bu sorunun temelini de “Büyükşehir Yasası” oluşturuyor. Balıkesir’e yönelik en ufak bir aidiyet duygusu taşımayan Bandırma insanı, Balıkesir’den yönetiliyor. Yerel belediyenin yetkileri sınırlı. Öyle ki altyapı, ulaşım, trafik düzenlemeleri, imar plan değişikleri gibi Bandırma için yaşamsal önem taşıyan hizmetler yaklaşık 5 yıldır Büyükşehir tarafından yürütülüyor. Bandırma halkı gerek yeterli hizmet alamamaktan gerekse de “ aidiyet” duygusu nedeniyle Büyükşehir’den şikâyetçi. Umarım yeni dönemde Bandırma için “yerinden yönetim” ilkesinin benimsendiği farklı formüller geliştirilir.

ÇEVRE SORUNLARI KAPIDA

Bandırma’nın önümüzdeki yıllarda ciddi sanayi yatırımları alacağını biliyoruz. Yatırımlar konusunda geliştirilen en can alıcı söylem “çevre dostu sanayi”. Ben bu söylemin yaşamda karşılığı olduğuna inanmıyorum. Ancak inananlar ve destekleyenler için dikkat çekmek istediğim nokta; çevreyi kirletmeyen sanayinin şu anki bilimsel veriler ışığında belirleniyor olması. Örneğin yıllarca kurşunlu benzinin de çevreye zarar vermediği düşünülmüş, ancak verdiği zararın bilimsel olarak kanıtlanmasının ardından satışı ve üretimi durdurulmuştu. Dolayısıyla bugünün bilimsel verileri ile “çevre dostu” denilen sanayi yarın için yaşamsal bir tehdit olarak karşımıza çıkabilir. Önemli olan devletin, yerel yönetimin ve sivil toplum örgütlerinin sanayi konusunda en azından bilimin ışığından ayrılmaması ve yeri geldiğinde müdahale etmesi. Deniz kıyında olup kirlilik nedeniyle denize girilemeyen bir Bandırma’da, toprağın ve havanın kirlenmesine göz yummak nasıl bir vatanseverliktir sormak isterim.

BU BİR VEDA YAZISIDIR

2 yılı aşkın süredir Hürriyet Bursa’da yazdığım yazıların sonuna geldik. Öncelikle çocukluğumda her sabah okula giderken aldığım Hürriyet gazetesinin bölge ekinde yazmak ayrı bir onurdu. Bana bu imkânı sağlayanlara çok teşekkür ederim. Uzun süredir hemen her cuma okurla buluşan Bandırma sayfasında Bandırma’nın sorunlarını kaleme almaya çalıştım. Dönüp baktığımda egodan ve kibirden artık koltuklarına bile sığamayan siyasetçiler, yöneticiler yazılarımın hep konusu oldu. Çocukları, engellileri, sokak hayvanlarını ve çevre sorunlarını dilim döndüğünce insanlara aktarmaya çalıştım. Çocuklar, bu dünya onlara hiç eşit davranmıyor ne yazık ki, sayfalar boyunca yazsak yine de toplumda güçsüz olanın çektiği zulüm birlikte bir şey yapmadığımız sürece devam edecek. İbrahim Peygamber’i atmak için yakılan ateşe, bir damla su taşıyarak “tarafını” belli eden karınca olabilmek mesele. Ateşe bir damla su olabilmişsem ne mutlu bana, ne mutlu kalemime...

Yazının Devamını Oku

AK Parti adayında “yeni bir şey yok”

Bandırmalılar olarak Büyükşehir yasası ile 5 yılı birçok sorunla geride bıraktık.

Yerel belediye ile çatışmalar, gelirlerin düşmesi ve en önemlisi de ilçe belediyesinin kentin geleceğine tek başına karar veremediği birçok tartışma ile karşı karşıya kaldık. Bu 5 yıl içinde “uzlaşı kültürü” yalnızca söylemde kaldı. Bandırma halkı, AK Partili Edip Uğur ile yerine gelen Zekai Kafaoğlu’ndan yaşamına dokunur hizmet alamadı. Balıkesir’e aidiyet hissetmeyen Bandırma halkı, Büyükşehir başkanlarının yanlış politikaları ile kendi kabuğuna çekildi ve geçmişe göre il olma arzusu daha da arttı.
AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Yücel Yılmaz ile 5 gün önce AK Parti İl Başkanlığı görevine gelen Av. Ahmet Sağlam, ilk ziyaretlerini Bandırma’ya yaptı. Yalnızca bu ziyaret bile AK Parti’nin Bandırma’yı son derece önemsediğine bir işaret olarak görülebilir. Bununla birlikte CHP’li Bandırma Belediye Başkanı Dursun Mirza’yı da makamında ziyaret eden AK Partililer, Bandırma’nın Büyükşehir’den kaynaklanan sorunlarını Mirza’dan dinledi. Bu sorunların başında habersiz yapılan yol kazıları, sahil bandının Büyükşehir’e bağlı olması ve ilçeler arasında Bandırma’nın 5,50 lira ile en pahalı suyu kullanması gündeme geldi.
Bu sorunlar karşısında Yücel Yılmaz, kendisi seçildiği takdirde yerel belediye ile uzlaşı ve koordinasyon içinde Bandırma’yı yöneteceklerini söyledi. Konuşmada siyasi nezaketi elden bırakmadığını söyleyebilirim sizlere. Ancak siyasi nezaket tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Büyükşehir başkanları, temsil ettikleri siyasi partinin o ildeki “1 numarası”dır. Dolayısıyla Büyükşehir adaylarının seçim sürecinde daha iddialı açıklamalar yapması bekleniyor. Örneğin ziyarette gazeteciler Yılmaz’a, Bandırmaspor’un Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak toplu konut hizmeti veren BALTOK ile yapılan 1 milyon 965 bin liralık sponsorluk anlaşmasını hatırlattı.
BALTOK’tan bugüne kadar Bandırmaspor’a aktarılan kaynak yalnızca 330 bin lira olduğu bilgisi verilerek, “Mayıs ayına kadar bu paranın Bandırmaspor’a ödenmesi gerekli ancak Bandırmaspor’un ara transferde paraya ihtiyacı var. Bu kaynağın gelmesinde destek vermeniz mümkün mü?” sorusu iletildi. Ancak Yılmaz, bu konunun etik olmayacağını ve böyle bir yetkisinin de bulunmadığını belirterek yardımda bulunamayacağını aktardı. Aslında bu kısa konuşma bize Yılmaz’ın nasıl bir büyükşehir belediye başkanı olacağı konusunda da işaretler verdi. İlk izlenimim inisiyatif almayacak bir başkan. Öyle ki Yılmaz, “ Bandırmaspor zor durumdaysa bu konuyla ilgili gerekli görüşmeleri yapacağım. Ancak kesin olur diye söz vermiyorum” deseydi Yılmaz’ın elini taşın altına koyabilecek, insanların beklentilerini karşılamak için çaba harcayan bir Büyükşehir Belediye Başkanı olacağını düşünürdük. O, kibarca konuyla ilgili hiçbir şey yapamayacağını söyledi. Ayrıca başkan seçilirse Bandırmaspor’a destek vermeye hazır olduğunu belirtti. Tabii, Bandırmaspor küme düştükten sonra bu destek sözlerinin hiçbir anlamı kalmıyor. Yılmaz’dan edindiğim ilk izlenimler; söylemleriyle uzlaşıya, tartışmaya açık. Ancak Bandırma’nın sorunlarına yine yuvarlak cümlelerle yanıt vermesi, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda Bandırma’nın sorunlarını çözeceğine ilişkin bir güven vermiyor.

Yazının Devamını Oku

Bandırmalı ya da kentli olamamak!

Bandırma’da yaşayanların ortak sorununun trafik olduğunu hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Trafik sorununu tek merkeze sıkışmış bir kentte, yalnızca araçların yollarda hareket etmesi olarak ele alamayız. Trafik sorunu, yayaların yürüme alanlarını ve yol üstü parkları da içine alan önemli bir sıkıntı. Bandırma’da özellikle kaldırım üstü parklar aslında birer insanlık suçu. Konuyu abarttığımı düşünebilirsiniz ama öyle bir an geliyor ki, kaldırım üstü parklar nedeniyle yayalar kaldırımı kullanamıyor, yolda da araçların çarpma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Hatta iki araç arasında sıkışma tehlikesi atlatıyor. Bazı sokak ve caddelerde gün boyu Bandırma’nın durumu bu...
Kaldırım üzeri parklar o kadar yaygınlaşmış durumda ki, artık devlet kurumlarına ait araçlar da halkın kaldırımlarını işgal etmiş durumda. Hacı Keşfettin Caddesi girişine her gün PTT’nin kocaman panelvan araçları park ediliyor. Bu iki araç park edildiğinde de 10-12 metrelik bir kaldırımı işgal ettiği gibi mesai saatleri dışında sürekli park halinde ve ne yazık ki insanlar araç yolundan yürümek zorunda. Asıl kötü olansa bu kaldırım üstü parklara göz yumuluyor olması. Ceza yok, uyaran yok...

ÇÖZÜM YOLUNU ORTAKLAŞTIRMALIYIZ

Geçtiğimiz günlerde CHP Bandırma Belediye Başkan Aday Adayı Tolga Tosun’un otopark konusunda Kaymakam Günhan Yazar ile yaptığı görüşme Bandırma’da yaşayan herkes için çok önemliydi. Tosun aday adayı olmasına karşın bu konuda kendini sorumlu hissederek araştırmalar yapmış ve ortaya çıkan “yenilenmesi düşünülen Hürriyet İlkokulu ve Endüstri Meslek Lisesi’nin, zemin altında kalan bölümlerinin otopark olarak planlanması” düşüncesini Kaymakam Yazar’a iletti. Bu tavsiye yaşama geçirilirse yalnızca Endüstri Meslek Lisesi’nde 400 araçlık bir otopark alanı oluşturulmuş olacak. Geçtiğimiz yıl mayıs ayında yapılan otopark yönetmeliğindeki değişiklikle okulların zemin katlarında otopark yapılabilmesinin de önü açılmış. Kısacası bu konuda yalnız Tolga Tosun’un değil bütün bir Bandırma’nın öne çıkması gerekiyor. Ayrıca bu otoparklar yaşama geçerse okullara da ciddi kaynak sağlayacaktır. Bandırma’ya “kent” demekle kentli olunmuyor, Bandırmalı da olunmuyor. Mesele insanların yaşadığı sorunlara çözüm yolu bulabilmek. Sorunların ve çözümün ortaklaştırılması... Umarım Kaymakam Günhan Yazar, Tolga Tosun’un getirdiği öneri ile yakından ilgilenir. Otoparklar kuşkusuz Büyükşehir’in yetki alanında ancak bu kentte yaşayan insanların “Büyükşehir gelsin otopark yapsın” demekten öte projeler üretip talep etmesi gerekli.

BALIKESİR’DE AK PARTİ SEÇMENİ OLMAK ZOR

Edip Uğur “metal yorgunluğundan” dolayı görevden alındı. Zekai Kafaoğlu ile ilgili de birkaç hafta önce ciddi yolsuzluk iddiaları ortaya atıldı ve aday yapılmadı. Geçmişe baktığımızda Edip Uğur ile Balıkesir’i kazanan AK Parti, onu görevden almış, yerine de adeta seçim kazanmış gibi Zekai Kafaoğlu’nu davul ve zurna ile karşılayarak başkanlık koltuğuna oturttu. 3,5 yıl Edip Uğur’dan memnun kalınmadı, istifa ettirildi, 13 aydır başkanlık koltuğunda oturan Zekai Kafaoğlu da Balıkesir’i iyi yönetememiş olacak ki tekrar aday yapılmadı. Peki, Yücel Yılmaz ismi bu kez doğru mu? İşte AK Parti seçmeninin soracağı soru bu anlattıklarım olacaktır. CHP’nin Büyükşehir Adayı Ahmet Akın ve İYİ Parti Adayı İsmail Ok, yukarıda anlattığım gibi Ak Partili seçmene 5 yılda yaşananları sorgulattığında ciddi siyasi kazanımlar elde edecektir. İki aday meydanlara çıktığında, “AK Parti, 5 yıldır Balıkesir’i yönetecek bir başkan bulamadı. Bunlar başkanlarını görevden alarak, aday yapmayarak Balıkesir’i yönetemediğini kabul ediyor. Bizde halkın oyu ile gelen halkın oyu ile gider” dediklerinde acaba AK Parti nasıl bir karşılık verecek, merakla bekliyoruz. Ak Parti’nin Büyükşehir adayları konusunda iki kez yanıldığı ortada 3’üncü kez yanılır mı? Bunu elbet zaman gösterecek.

TUNÇ BAŞARAN SAĞLIĞINA KAVUŞTU

Geçirdiği rahatsızlığın ardından hastanede tedavisi altına alınan yönetmen Tunç Başaran, taburcu edildi. Onunla sohbet etmek, tartışmak benim için ayrı bir zevk. Bizi biraz korkuttu ama insanlar bazen de biraz kaybetmekten korkmalı. Biz insanlar; ninemizi, dedemizi, annemizi, babamızı, kardeşimizi kan bağımız olan kişileri ve dostlarımızı kendimiz için severiz. Onlar bizim yaşamımızda çok önemli değerlerdir. Ancak konu bir sanatçı olduğunda işte onu yalnızca kendimiz için değil, diğer insanlar için severiz, diğer insanlara söyledikleri ve söyleyecekleri sözler için... Ben Tunç Başaran’ı diğer insanlar için sevenlerdenim. Benim için Tunç Başaran, “Uçurtmayı vurmasınlar” filmiyle bir uyanışı tetikleyip bizlere “Belki bir gün uçurtmalarınız kurşuna dizilecek ama siz uçurtmalardan ve gökyüzünden vazgeçmeyin çocuklar”ı anlatabilen Türk Sinemasının efsane ismidir.

Yazının Devamını Oku

Darbeden öğretmenler gününe… O hediyeleri almayın!

12 Eylül darbesi Türk gençlerinin üzerinden bir buldozer gibi geçerken geriye binlerce mağduriyet hikâyesi kaldı.

Birçok insan 12 Eylül zindanlarında işkencelere uğradı. İdamlar, fişlemeler, işten çıkartmalar ve gözaltılar ardı ardına geldi. Türkiye, bir korku tünelinde yaşamaya başladı. İçeri düşenlerin evlerinde anneler, “Oğlum-kızım idam edilmesin” diye Kuranlar okudu, hatimler indirdi. Şanslı olup dışarı çıkan devrimciler kahvehanede otururken kimse masalarına oturmak istemedi, selam bile vermediler, “cüzamlı” gibi kaçtılar onlardan. 78’liler okullarından atıldılar, öyle atıldılar ki af bile tam yaşamlarını kurduklarında geldi ve o okulları bitiremediler. Siyasi partiler, sendikalar, dernekler ve sivil toplum örgütleri kapatıldı. Geçmişte dernek çatısı altında toplanan o gençler, artık kahvehane ve meyhane köşelerine itildi. Hâlâ bir kahvede “King” oynanıyorsa ya da bir meyhanede ağır bir muhabbet varsa bilin ki onlar 78’lilerdir. Travmayı yaşayanlar yalnız onlar da olmadı. Şanslı olup babası yaşayan o dönemin çocukları; meyhanelerden, kahvehanelerden babalarını topladı. Darbe yalnız gençleri değil, o gençlerin çocuklarını da vurdu. Yıllar önce bir arkadaşımın neden “kekeme” olduğunu merak edip sormuştum. Meğerse doğum günü kutlanırken babası gözaltına alınmış, günler torbaya girmişçesine doğum gününü seçmişler. O gün bugündür de kekeme ama hâlâ şarkılar söyleyebildikten sonra kekeme olmanın bir önemi kalmıyor.

DARBENİN ÖĞRETMELER GÜNÜ

Bütün darbeler halkın iradesini hedef aldığı için “meşru zemin” arayışına girer. 12 Eylül de bunlardan bir tanesi. Darbeciler, kendilerine toplumun hiçbir şekilde karşı çıkmayacağı bir “Atatürkçü” imaj oluşturmaya çalışmış ve ilk kez 1981 yılında 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de bu imajı pekiştirmek için kullanmıştır. Darbelerin en hassas noktası meşruiyettir. Bu nedenle de 12 Eylül darbecilerinin “Din, Atatürk ve Türk Milleti” gibi ortak değerler üzerine bir meşruiyet kurmaya çabaladığını görürüz. “24 Kasım Öğretmenler Günü” dışında İmam Hatiplere üniversite yolunun açılması, 1982 Anayasası’nın 24. maddesinde ilk ve ortaokullar için zorunlu din dersi eğitimi buna örnek olarak gösterilebilir. Yıllar içinde 24 Kasım 1928, Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gün olarak belleklere kazınmış ilk kez 1981 yılında kutlanan gün, 1992 yılında da resmileştirilerek “24 Kasım Öğretmenler Günü” ne dönüşmüştür. Bugün, darbe bile bir biçimde tarihte “kara bir leke” olarak yerini alırken öğretmenler günü, halkın geniş bir kesimi tarafından kabul görmüş durumda.

DARBE BİNLERCE ÖĞRETMENİ MESLEĞİNDEN KOPARDI

“24 Ocak Kararları” ve Türkiye’nin dışa açılması 12 Eylül darbesi ile daha da kolaylaştırıldı. Ancak bugün kutladığımız öğretmenler gününün bu denli kapitalizme teslim olacağını darbeciler bile hayal edememiştir. Bugünlerde sınıf anneleri harıl harıl sınıflardan para toplayıp en güzel hatta en pahalı hediyeyi öğretmenlere alabilmenim derdinde. Geçmişte bizlerin hediyesi çiçek, en pahalı hediyesi ise dolma kalem olurken bugün “Altın, kolye, küpe, tek taş yüzükler ” güzelce paketlenip öğretmenlere sunuluyor. Hatta sipariş veren öğretmenlerin olduğunu bile duyuyoruz. Eğer gerçekten öğretmenseniz o hediyeleri almayın! Çocuklarınızı seviyorsanız o hediyeleri almayın öğretmenler... Bilin ki çocuk yoktan anlamaz, onlar da rekabet durumunda ve en güzel hediyeyi alamayınca üzülüyorlar. İşte bu yüzden çiçekler sizin en güzel hediyeniz. Umarım bu “hediye” konusunda Milli Eğitim Bakanlığı ve Müdürlükleri de harekete geçer. İşini hakkıyla yapan insanlar için her iş zor, her iş kutsaldır. Darbe nedeniyle birçok öğretmen mesleğinden koparıldı ve yıllarca öğrencilerine dönmek için çabaladı. Bir yaz tatili sonuydu, öğretmenler sınıfa girdiklerinde bazı öğrencilerini bulamadı. Henüz 16-17 yaşında çocuklar işkencelerde, mahkemelerde, idam sehpalarında çocuk olduklarını unuttu. Darbeyle yüzleşme yalnızca darbecileri yargılamak değil, o darbenin yaşamımızda açtığı yaraları görebilmektir. Siz iyisi mi 24 Kasım günü okula gelebilen bütün çocukları hediye kabul edin. Masanıza bırakılan her karanfil yakılan kitapların, idamların, işkencelerin anısına olsun...

Yazının Devamını Oku

İnsanlar ne bekliyor?

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak CHP’den Milletvekili Ahmet Akın’ın adaylığı ile birlikte CHP’nin 4 ilçe belediye başkan adayları açıklandı.

Kuşkusuz bu açıklamalardan birileri bir şeyler çıkartacaktır. Ancak Bandırma’da mevcut Başkan Dursun Mirza’nın yanı sıra Ozan Onur, Metin Ok ve Tolga Tosun deyim yerindeyse harıl harıl çalışıyor. Devam eden günlerde Bandırma için belki üye bazında bir önseçim kararı alınabilir. Benim bütün bu kargaşa içinde dikkat çekmek istediğim nokta ise hangi parti olursa olsun adayların demokratik şekilde belirlenmesi. İlçe Başkanlarının da her aday adayının hakkını koruması. Herkesin “gönlünde bir aslan yatıyor” olabilir ancak “Emek en yüce değer” demek de kuşkusuz ilçe başkanlarına düşen en önemli görev.

İnsanlarsa CHP’den daha fazla demokrasi bekliyor. Dursun Mirza her açıklamasında “Ben herkesin sandığa girmesinden yanayım. Anket yapılsın, önseçim de yapılsın” diyebilecek kadar siyasi olgunluğa sahip biri. Ancak çevresinde sözde ona destek olanlar bu davranışları ile adeta onun kuyusunu kazıyor. Buradan yazayım; Dursun Mirza aday yapılmazsa kendisi yüzünden değil, etrafında Atakay gibi kendi siyasi geleceğini düşünen insanların bu süreci çekiştirmesinden, demokrasiyi baltalamasından dolayı aday yapılmayacak. Dursun Mirza ile bir web televizyonuna konuk olduğumuzda “Ben hala devrimciyim” dedi. Evet, “78 kuşağı” olmasaydı, onlar ciddi bedeller ödemeselerdi bu ülkede birçok insan kendisine solcu bile diyemezdi. Dursun Mirza da o bedeli ödeyen, saygı duyulması gereken insanlardan biri; ama bugün insanlar devrimi önce kendi çevrelerinde yapmak zorunda. Kendi geleceğini düşünenler, aldıkları görevleri basamak sayıp insanları kullananların siyasette artık yeri olmamalı. Çünkü dünya küçüldü. Kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklardan birçok insanın haberi var. Mesele pazarlık yapmadan kişilerin kendini insanlara, halka adaması.

Yazının Devamını Oku

Geliyorlar

Ülke genelinde olduğu gibi Bandırma da artık seçim atmosferine girdi. Daha çok siyasi partilerin aday adayları gündeme otururken bu dönemde muhtar olmak isteyenlerin sayısında da artış olduğu görülüyor.

“Her şeyin başı ekonomi” diye düşünürsek, aylık 1700 lirayı bulan muhtar ödeneği ve SGK primlerinin de devlet tarafından ödenmesi muhtar olma konusunda da insanları şevklendirmiş gibi. Tabii şunu da belirtmek gerekir ki muhtarlar izinli oldukları zaman o günlerin ödeneğini alamıyor. Muhtarlık yerel yönetimin temel taşını oluşturan bir kurum. Muhtarlar bir siyasi partiye değil, devletin kendisine bağlı ve devleti temsil ediyor. Temsil ve misyonu bir yana bırakırsak kentlerin yaşanabilir olması, sorunların belirlenmesi gibi birçok alanda muhtarların aktif olarak çalışması gerektiği de ortada. Bir kentte muhtarlar sorunları doğru tespit edemeyip yetkililerin dikkatini bu sorunlara çekemedikleri zaman yerel yönetimin temeli derinden sarsılıyor ve bu sarsıntı en üst kademedeki siyasetçiye kadar uzanıyor. İnsanlar hizmet alma konusunda zorluk yaşıyor. Kentlerin yaşam kalitesi düşüyor. Dolayısıyla muhtarın işi yalnızca ‘ikametgâh’ vermekdeğil. Bandırma’da da seçimler hızla yaklaşırken 25 kadın, mahallelerinde muhtar olmak için kolları sıvadı. 12 ayrı mahalleden 25 kadın, erkeklerin yanı sıra birbirleriyle de yarışarak seçimi kazanmak için çalışıyor. Şimdiden kadın muhtar adayları Bandırma Muhtarlar Derneği ve Kadın Adayları Destekleme Derneği’nin desteği ile eğitim almaya başladı. Siyasi partileri bilmem ama anlaşılan Bandırma’da muhtarlık seçimleri çekişmeli geçecek. Bugün kırsal da dâhil 54 mahallesi bulunan Bandırma’da kadın muhtar sayısı yalnızca 3. Ancak önümüzdeki seçimde bu rakam artacak gibi görülüyor. Belki kırsal mahallerden de kadın muhtar adayları çıkar.

TOPLUMSAL CİNSİYET

Kadın muhtar adaylarıyla görüşürken her birinin görev almak için son derece istekli olduğunu fark ettim. Medeni cesaretleri içinde ayrıca her birini kutlarım. Ancak burada önemli bir soruna da işaret etmek istiyorum. Kadınlar, toplumsal cinsiyetin onlara dayatmış olduğu “Annelik ve evi çekip çevirmek” kavramlarından yola çıkarak “Evi kadın çekip çevirir, mahalleyi de çekip çevirecek olan kadınlardır” diyorlar. Tam burada aslında kadınlar, muhtarlık anlayışlarını da toplumun onlara dayattığı roller üzerine kuruyor hatta işliyor. Bizdeki kadın özgürleşmesindeki temel sorun aslında yukarıda anlattıklarım. Ne olursa olsun kadınlar bu ülkede kendi rollerini belirleyemiyor, rollerini toplumun onlara daha çocukken dayattığı evcilik oyunundan esinlenerek kazanmaya çalışıyorlar. Ne yazık ki siyasetçi kadınlar içinde durum böyle. Bireyler yalnızca cinsiyet, yaş, ırk gibi kimlikleri ile siyaset yapmak ya da yönetmek için yola çıktıklarında bizler toplum olarak bir kısır döngünün içine çekiliyoruz. Bireyi diğerlerinden ayıran en önemli özellik üretime, insana, hayvanlara ve dolayısıyla yaşama kattığı değer olmalı.Cinsiyetler, ekonomik durum, yaş ve ırk gibi veriler tek başına hiçbir şey ifade etmemeli. Umarım, Bandırma’da muhtarlık için kolları sıvayan kadınlarımız kendi toplumsal rollerini oluşturarak insanların ve kentin yaşamına önemli değerler katar.

Yazının Devamını Oku

Chp’de işler değişebilir

Geçtiğimiz günlerde adı Büyükşehir Belediye Başkanlığı için geçen CHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın ile kısa bir süre sohbet etme imkânım oldu. Akın’ın söylediği en önemli cümle “Bizim adaylığımıza örgüt ve genel merkez birlikte karar verecek. Adaylar, kasım ayının sonuna doğru belli olacaktır. Büyükşehir adayı kim olursa onun uyumlu insanlara ihtiyacı var. Mevcut başkanlar için anketler yapılıyor ama şu an hiç kimsenin yeri garanti değil. Biz anketleri yaptırıyoruz. Anket sonucunda adaylarımız ortaya çıkacak” oldu.

Bu sözlerden anladığım kadarıyla CHP adaylarını anket ile belirleyecek. Ancak önemli bir soruna da işaret etmek gerekli; daha önce AK Parti’de Büyükşehir belediye başkan adayının ilçe belediye başkan adaylarını belirleyecek güce sahip olacağını söylemiştim. Şimdi benzer bir durumun CHP’de de olacağı izlenimine kapıldım. Özellikle buradaki “uyumlu çalışacak insanlara ihtiyaç var” sözü bu düşüncemi doğrular düzeyde ve konu Bandırma olduğunda da çok önemli faktörler devreye giriyor.

Özellikle Bandırma’da önümüzdeki günlerde yapılacak yatırımlar, OSB’ler AK Parti’nin olduğu kadar CHP’nin de dikkatini çekiyordur. Dolayısıyla ciddi yatırımların geleceği bu bölgede Büyükşehir başkanları uyumlu çalışacakları bir belediye başkanı isteyebilirler. Ta bii bir de Büyükşehir meclis adayları var. Büyükşehir başkan adaylarının bu alana müdahale edebileceğini söylemek de hiç zor değil. Seçimler hızla yaklaşırken Bandırma ve diğer ilçeler büyükşehir adayının ismine göre farklı durumlarla karşılaşabilir. Bu süreci ve Büyükşehir için ortaya çıkacak isimlerin neler yapacaklarını hep birlikte ilerleyen günlerde göreceğiz.

BAYRAMLAR ANNE
VE BABALAR İÇİN

Bandırma’da bir 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı daha geride bırakırken coşkulu kutlamaların ötesinde işaret etmek istediğim önemli bir konu var. Bandırma, adına yaraşır biçimde cumhuriyeti kutladı. Meydandaki törenlerin yanı sıra akşam düzenlenen fener alayına da yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Pazartesi günü cumhuriyet alanındaki törenlerde, anne ve babaların adeta üst üste çocuklarının halk oyunu gösterini sergilerken cep telefonları ile görüntü aldığına tanık olduk. Sadece bu bayramda değil hemen her etkinlikte benzer şeyleri görüyoruz.

Anlaşılan bayramlar çocukların eğlenmesi için değil. Bayramlar çocukların gösterilerini sergileyip anne ve babaları tarafından videoların sosyal medyaya yüklenmesi için var. Durum böyle olunca da gelsin beğeniler, gitsin yorumlar. Kuşkusuz her anne baba çocuğuyla gurur duymak ister ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta, bu kayıt işini abartmaları ve o anı yaşayamamaları. Gerçi kitle iletişim aygıtlarının yaşamımıza bu denli girmesi bizleri ‘an’ı yaşamak’ tan uzaklaştırıyor. İnsanlar artık mutlu bir anı yaşamak yerine onu kaydederek sosyal medyada getireceği ‘beğeni ve yorumları’ düşünüyor. Ayrıca bu ‘an’ı ölümsüzleştirme’ biçimi bana kalırsa çocuklar üzerinde baskı da oluşturuyor. Çocukların yüz ifadelerine baktığımızda ‘güzel çıkıp çıkmama’ kaygısı hâkim. Fotoğraf azsa bence anılar pekişir. Bizim yaşamımıza insani değer katan en önemli unsurlardan biri de anılarımızdır...

Yazının Devamını Oku

İyilik evleri

Bandırma Müftüsü Hamdi Gevher bir açılışta öğrencilerin barınmaları için “İyilik Evleri” adı altında bir çalışma yaptıklarını ve bu evlerde kalan öğrenci sayısının 110’a kadar ulaştığını açıkladı.

Gevher’in açıklamasında dikkatimi çeken nokta ise şu; “Şöyle anlatayım. Dairede otururken 3 tane kızımız geldi. Dedi; ‘Müftü amca bize kalacak yer, biz sağlık meslek lisesini kazandık ama kalacak yerimiz yok.’ Çanakkale, Kepsut gibi çevre yerlerden. Dedim ki, ben sizi üniversite öğrencilerinin arasına bırakamam derken bir daire kiraladık. Başlarına da bir Kuran Kursu hocamızı ‘Ablaları’ olarak görevlendirdik.” Anladığım kadarıyla henüz 14 yaşlarında kız çocuklarının barınma ihtiyacı ev tutularak karşılanıyor ve başlarına da bir “Abla” görevlendiriliyor, yiyecekler de günde iki öğün dışarında yapılarak getiriliyor. Bunlar yurt değil ama yurt gibi işliyor. Öğrencilerin barınması bu evlerde sağlanıyor. Oysa geçmişte kaçak yurtlarda gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle ülke olarak büyük acılar yaşadık.

***

Peki, bu evlerin denetlemesini kim yapıyor? Ya da bu evler hangi yönetmeliğe göre faaliyet gösteriyor. Bildiğimiz gibi özel yurtların denetimi Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı. Şimdi burada bir şey olsa bunun hesabını kim verecek? Ayrıca merak ettiğim bir diğer konu da neden bunu Bandırma Müftülüğü yapıyor? Gerçekten Bandırma’da bir barınma sorunu varsa bunu Bandırma Kaymakamlığı hatta Milli Eğitim de yapabilir. Örneğin; Bandırma Belediyesinin Ordu Caddesi üzerinde bulunan eski “Tekel” binasının olduğu alanda bir yurt projesi var ama alanda imar değişikliği yapılması gerekiyor. Ne garip ki, bu imar değişikliği bir türlü Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylanmıyor. Alan Belediye hizmet alanından çıkarılarak, ticari alan yapılacak ve yatırımcı bulunacak. Belediye kendi payına düşen binada 600 kız ve 600’ü erkek olmak üzere toplam 1200 öğrenciye barınma imkânı sağlayacak. Dolayısıyla müftülük dışında da öğrencilere barınma olanağı sağlayacak kurumlarımız var. Hem de çocukların başına Kuran Kursundan bir “abla” görevlendirmeden yapabilirler. Evet, ülke genelinde öğrencilerin barınma sorunu var. Ancak barınma sorununu çözüyorum diye prosedür ve yönetmeliklere aykırı davranmak karşımıza inanın daha büyük sorunlar çıkaracaktır. Kaldı ki, bu “İyilik Evleri” adı altında yapılan çalışmada öğrencilerin hangi kritere göre eve alındığı da başka bir tartışma konusu. Bugün Bandırma’da 110 genç kardeşimiz bu evlerde barınıyor. Bu gençlerin güvenliği var mı? Kaldıkları yerler uygun mu? Kim denetliyor? Neden bunu müftülük yapıyor? Sorularını sormaya hakkımız var. Gençler geleceğimiz ve devlet her bir gence ücretsiz olarak; eğitim, barınma, sağlık ve yemek imkânı sunmal

Bu kez olmasın

CHP’de Belediye Başkan Aday Adaylığı süreci hızla devam ederken Bandırma’da Dursun Mirza, Ozan Onur, Metin Ok ve Tolga Tosun isimleri ön plana çıktı. Ancak CHP’de başkan adayının nasıl belirleneceği konusu ise hala netleşmedi. Benim görüştüğüm aday adayları ağırlıklı olarak anket ve önseçimden yana. Ancak tam bu noktada 2014 Yerel Seçimleri’nde Başkan Aday Adaylarından Metin Ok’a yapılan haksızlığı gündeme getirmemiz gerekli.
Bilindiği gibi o dönemde anketler yapılmış, ankette yüksek puan alan 3 adayın önseçime girmesi kararlaştırılmıştı. O dönemde hiçbir şekilde izlenecek yol kamuoyuna açıklanmamış, adeta ‘Kervan yolda düzülmüş’tü. Örneğin o dönemde Metin Ok, ankette ilk 3 sırada yer almadığı gerekçesiyle önseçime sokulmadı. Dahası Metin Ok her şeye rağmen önseçim oy pusulasına kendi adının yazılması için mücadele ederken o gece CHP İlçe Başkanlığı’ndan kısa mesaj atılarak “isim yazılması durumunda oyunuz geçersiz sayılacaktır” denildi. O önseçimde her şeye rağmen 168 kişi Metin Ok adını yazdı. Umarım bu süreçte geçmişte yaşananlar tekrarlanmaz. İnsanlar CHP’den demokrasi ve şeffaflık bekliyor.

Yazının Devamını Oku

Tolga Tosun ismi nereden çıktı?

YEREL seçimlere aylar kala Bandırma Belediye Başkan Adaylığı için mevcut Başkan Dursun Mirza ile Metin Ok, Ozan Onur ve Tolga Tosun’un isimleri aday adaylığı konusunda CHP’de öne çıktı.

Gerek Metin Ok, gerekse Ozan Onur çok değerli isimler. Ancak Tolga Tosun’u onlardan ayıran en önemli özellik henüz 38 yaşında genç bir siyasetçi olması.
Biz toplum olarak genellikle “Falan Avrupa ülkesinin başbakanı 35 yaşındaymış” diyerek imrenerek bakmayı biliriz. Bizim siyasi çevremizden genç bir aday çıktığında ise “Henüz erken, daha genç, öğrenmesi gereken çok şey var” gibi cümleler alır başını gider. Garip bir toplumuz, o yüzden de yalnızca imrenmekle yetiniyoruz. Yani Tolga Tosun gibi gençler ille de başkan ya da milletvekili olmak için yaşlanmayı mı beklesin?
65’ine merdiven dayamış, egodan ve kibirden yanına yaklaşamadığımız siyasetçiler mi yönetsin bizleri; bunlardan sıkılmadınız mı? Şimdi Tolga Tosun hata yapsa hadi gençliğine verelim de 65’ine gelen bir siyasetçi hata yapınca neye vereceğiz? Onu da sele verelim(!)
*
Tolga Tosun ismi piyangodan falan çıkmadı. Bandırma’nın bağrından kopuk iki dönemdir belediye meclis üyeliği yapan bir arkadaşımız ve artık “Gençler de siyasette olsun” diyerek adeta kendini ateşe atmaya hazırlanıyor. Şuna inanıyorum ki, Tosun’un aday adaylığı özellikle Bandırma’daki partili partisiz gençler üzerinde ciddi bir karşılık bulacaktır. Bunun yanında Tolga Tosun, Avrupa’ya imrenerek bakan ve “Sıra gençlerde artık” diyen bir kitlenin de gönlünden geçenlere tercüman olacak. Hatta diğer partilerden bile bu sayede genç aday adayların çıkmasına tanık olabilir.
Peki, Tolga Tosun’dan seçilirse ne bekleyeceğiz?
Ben Tosun’dan makam arabasını çocuklara ve yaşlılara tahsis etmesini, inşaat sektörünü iyi bildiği için fakir fukaraya “Belediye evleri” yapmasını bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

O gece her hasta birer yumruk yedi

Ülkenin birçok farklı bölgesinde yaşanan sağlık çalışanlarına yönelik saldırı haberlerinin arasında Bandırma da yerini aldı.

Öncelikle böyle bir saldırının Bandırma gibi insanların birbirine saygı duyduğu, özgür ve demokrat bir zemine sahip bir kentte olması, aslında işlerin ne kadar da çığırından çıktığının bir göstergesi. Ayrıca olayın ayrıntısına indiğimizde saldırıyı gerçekleştiren Süleyman Ö. isimli kişi, eşinin tedavisi için acile giriş yapmış ve muayene kabini dolu olmasına karşın kendisine öncelik tanınmasını istiyor. Basit olarak “yurdum fotoğrafı” gibi bir konu ile karşı karşıyayız. Herkes kendini düşünüyor. İstediği olmayınca da şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Herkes kendini kurtarmanın derdinde... Diğer insanlar mı? “İsterse ölsün!”

SIRA BEKLEMEMEK AÇIKGÖZLÜK OLDU

Yaşamımızın birçok anında sıra beklemeyen, birinin önüne geçen insanları görüyoruz. Onlar bu yaptıkları işi bir de ballandıra ballandıra anlatıyorlar. Bunun adını “Açıkgözlük” koymuşlar. Kendileriyle yetinmeyip çocuklarını da bu şekilde yetiştiriyorlar. Çevremizde açıkgöz sayısı her geçen gün artıyor. İşte bu kendine “Açıkgöz” diyen kişilere artık insanların hakkını yediklerini birileri hatırlatmalı. Açıkgözlülüğün daha doğrusu bencilliğin insanları getirdiği son nokta da şiddet... Hem bencil olmayan bir kişi neden şiddet uygulasın ki? Doktordan ya da çalışanlardan şikâyetçiyse bunu iletebileceği birçok makam var. Tabii şikâyet etmekten daha kolay bir şey varsa o da sağlık çalışanlarına saldırmak. Peki, bu saldırıdan sonra örneğin, o doktor işini yapamaz duruma geldiğinde diğer hastalar mağdur olmuyor mu? Bakmamız gereken konu bu. Bir sağlık çalışanına uygulanan şiddet aslında ondan şifa bekleyen herkese uygulanmış oluyor. Bandırma’da, Dr. Ahmet Sıtkı Çelebi yalnızca bir yumruk yemedi. O gece acilde tedavi olmayı bekleyen her hasta aslında birer yumruk yedi. Şiddet konusuna bu yönden baktığımızda belki gerçekliği kavramamız daha kolay olacaktır. Bir sağlık çalışanını işini yapamaz duruma getirmek, ondan şifa bekleyen her bir hastanın yaşamıyla oynamak anlamına geliyor.

ŞİDDET HEP YANI BAŞIMIZDA

Son dönemde artan şiddet olaylarına bizler birbirinden ayırarak tepki gösteriyor ve bu tepkinin çözüm olacağını düşünüyoruz. Yaptığımız temel yanlış ise şiddet olaylarını birbirinden ayırmak. Çocuğa, kadına, çalışana, hayvanlara uygulanan şiddet aslında hep aynı. Şiddet bir canlının iradesini hedef alan ve ona istemediği bir şeyi yaptırmak için uygulanan sindirme biçimi. İşte bu nedenle önceliğimiz insan iradesini hedef alan sözlü, fiziksel ve ekonomik her çeşit müdahaleye karşı çıkmak. Bizler şiddete topyekûn karşı çıkamazsak insan olan yanımız ölmüş demektir

 

Yazının Devamını Oku

AK Parti’nin engeli Büyükşehir

CHP’de gündemde olan olağanüstü kurultayın ardından olası bir değişimin ilçelerde de yankı bulacağı gerçeğini bir tarafa bırakırsak yerel seçimlerde Millet ve Cumhur ittifaklarının devam edip etmeyeceği merak konusu.

Genel seçimlerde Bandırma’da AK Parti’nin CHP ile arasındaki oy farkını 2 bin oya kadar düşürmesi ittifakların önemini bir kez daha gözler önüne serdi. Bandırma’da belediye başkanlığı seçimlerinin ağırlıklı olarak AK Parti ve CHP arasında geçeceği bir gerçek. Burada asıl soru; “İYİ Parti ile CHP, MHP ile de AK Parti ittifaka devam edecek mi?”
Genel seçimlerin bize gösterdiği bir gerçek, CHP ve MHP’den İYİ Parti’ye ciddi oy kaymaları yaşandığı. Öyle ki, ülke genelinde yüzde 10 oy alan İYİ Parti, Bandırma’da yüzde 17’ye dayandı. Bu oy potansiyeli de İYİ Parti’yi belediye başkanlığı seçimleri için iddialı duruma getirdi. CHP ile ittifak söz konusu olduğunda da İYİ Parti’nin eli güçlü olacak. Burada ittifak için belirlenecek ilkeler çok önemli. Olası bir ittifakta partiler kazanma ihtimali güçlü olanı mı destekleyecek yoksa birlikte ortak birer aday listesi mi çıkartacaklar?
Örneğin CHP’yi destekleme kararı alan İYİ Parti’ye CHP meclis adayları arasında yer mi verilecek? Bugün için ittifak konusu genel seçimlerdeki kadar net değil. Ayrıca ittifak kararı alınsa dahi belki de taban bu ittifakı kabul etmeyecek.

ARTIK AK PARTİ’NİN ELİ GÜÇLENDİ

AK Parti’de durum biraz daha rahat gibi görülüyor. Hem CHP ile arasındaki oy farkını kapatması, hem de ittifak ortağı MHP’nin Bandırma’da yüzde 6,7 oy alması AK Parti’nin elini güçlendirdi. AK Parti seçmeni 2 dönem sonra belediye başkanlığı seçimlerini kazanma umudu taşıyor. Diğer yandan MHP’nin aldığı düşük oy ise MHP’nin aday çıkarmakta bile zorlanacağının göstergesi. İşte yukarıda anlattıklarımız birleşince de AK Parti’nin daha az taviz vererek belediye başkanlığı seçimlerine gitmesi söz konusu. Millet İttifakına baktığımızda ise İYİ Parti’nin yerelde karşılığını görmek isteyebileceği gibi bir durum var. Hatta İYİ Parti çıkartacağı adaya göre belki de seçim kazanma planları da yapıyordur. Yüzde 17’lik oy çok önemli. Eğer Millet İttifakı sonlanır ve Cumhur İttifakı devam ederse Bandırma’da MHP oylarını alan AK Parti seçimleri kazanan parti olabilir.

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ OLGUSU VE BANDIRMA

AK Parti’nin Bandırma’da karşılaşacağı en büyük sorun ise Büyükşehir gerçeği. Bandırma, hem mikro milliyetçi bir yer hem de yaşam tarzı olarak bir sahil kenti. Bu yapıya Büyükşehir Belediyesi’nin, Bandırma’ya yönelik ciddi yatırımlar yapmamasını da eklersek doğal olarak insanlar Büyükşehir’e tepki gösteriyor. Ayrıca yıllarca il olmayı bekleyen bir kente Büyükşehir yasasını dayatıp onu belirli bir kalıba sokmakta siyasi anlamda büyük bir hata olsa gerek. Bandırmalılar yerel seçimleri Büyükşehir ile bir hesaplaşma günü olarak görürse AK Parti’nin Bandırma’da kazanması çok zor. İşte AK Parti’nin Bandırma’yı kırsal ilçeler ile bir tutmayıp farklı politikalar geliştirmesi gerekli. Bu politikaları ne kadar hızlı yaparsa yerel seçimlere de o kadar şanslı girecektir.

Yazının Devamını Oku