"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Limanın sütünü kaynatalım

Sütliman sözcüğünü biliriz. Liman tamam da bu süt nereden çıktı?

Limanın sütünü kaynatalım

Sütliman körfezde fermuar gibi iz bırakan teknenin dümensuyu. Fotoğraf: Zbysiu Rodak

SÜTLİMAN lafını bilmeyenimiz neredeyse yoktur. Sakin, yani kıpırtısız ve dalgasız deniz için söyleriz. “Deniz bugün sütliman” denir mesela. Bazen de şunu duyabiliriz eski denizcilerden: “Deniz bugün limanlık”. İkisi de aynı anlama gelir.
Anlaşılan, anlamdan yana sıkıntımız yok. Fakat bir soru gündeme gelebilir: Bu “süt” nereden çıktı? Süt, durgunluğu, sükûneti çağrıştıran bir şey midir ki? Dilimizde sütün yeri hayli geniş. Bazı örnekler ele alalım, bakalım buradaki anlama yakın bir şey var mı?

DİLİMİZDEN ÖRNEKLER

“Sütten çıkmış ak kaşık” denir mesela. Günahsız, hatasız, yanlış yapmamış kişiler için kullanılır. Ama genellikle başına bir “sanki” yerleştirilir ki kinayeden bir adım öteye geçip taş olsun!
“Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” atasözümüz, ihtiyatsız davranışlarıyla çok zarar gören kimsenin benzer durumlar karşısında çok dikkatli olmaya başlaması ile ilgilidir malumumuz olduğu üzere.
“Süt dökmüş kedi gibi olmak” deyimimiz, suçlu psikolojisini pek güzel anlatır ama konunun sütle hiç alakası yoktur tabii.
“Sütçü beygiri” tembellik ve miskinlik tarif eden bir deyimdir.
Pek bilinmese ve konumuzla ilgisiz olsa da araştırırken karşıma çıkıp çok sevmeme neden olan şu atasözüne de bakalım: “Sütsüz koyun meleğen olur”, yani bir şey üretmeyen, çevresine yararlı olmayan kimse ancak konuşur (meler) durur. Bayıldım bu atasözüne.

ÇOKTAN SEÇSEK Mİ?

Gördüğümüz gibi deyimlerimizde ve atasözlerimizde geçen “süt”lerin hiçbiri -ki merak burmayınız ben buraya almadıklarıma da tek tek baktım- sükûnet anlamına gelmiyor. Peki “sütliman” içindeki bu süt nereden çıktı? Kimin sütü bu? Bunu, günümüzün alışılmış formuna sokup soralım dilerseniz:

Aşağıdakilerden hangisi, “sütliman” teriminin içinde geçen sütün sahibidir?
A) İnek B) Kuş C) Aslan D) Pire E) Hiçbiri
Doğru cevap ‘e’ seçeneği çünkü ortada süt falan yok aslında. Sütün ardındaki gerçeğe elimizi uzatmadan önce gelin isterseniz terimin daha bildiğimiz yerinden başlayıp, lafı kulak memesi kıvamına gelene kadar yoğuralım. Yani ‘liman’dan başlamak daha iyi olacak bizim için.

KÜÇÜK BİR HATIRLAMA

Limanın sütünü kaynatalımHatırlamak gerekirse, biz Türkler deniz ve denizcilikle Anadolu’ya gelince tanıştık ve tüm denizcilik işlerini, Anadolu’da yaşayan Romalılardan, yani Rumlardan öğrendik. Biliyorsunuz (daha önce birkaç kere yazdığımı hatırlıyorum) Rum, Romalı demek, Yunanlı değil. Mevlana Celaleddin Rûmî, Yunanlı Mevlana Celaleddin değil, Anadolulu Mevlana Celaleddin demektir mesela. Anadolu’nun o zamanki yerli halkı, yani Romalılar, bizim bildiğimiz adıyla Bizanslılar da Yunanca konuştukları için, Anadolu’da, yani Diyar-ı Rûm’da yaşayan bu halkın konuştuğu dile biz Rumca dedik, olayın özeti bu. Öğretmenimiz Yunanca konuştuğu ve bizim dilimizde de denizcilikle ilgili terim bulunmadığı için, terimlerin büyük kısmını onlardan aldık ve Yunanca pek çok deniz ve denizcilik terimi Türkçenin içine yerleşti. Bunda hiçbir sakınca yok. Kültürler etkileşirler. (Tanıdık bir örnek vereyim: İlk büyük Türk denizcisi diye geçen, XI. yüzyılda yaşayıp Ege’ye egemen olan fakat daha sonra yerinde gözü olduğu gerekçesiyle damadı I. Kılıçarslan tarafından bizzat öldürülen Çaka Bey’in bütün gemilerinde denizci personel Bizanslıydı. Türkler, askerleri oluşturuyordu. Haliyle seyirler sırasında Türk askerler, Rum denizcilerden birşeyler öğrendiler ve süreç böyle devam etti.)

VE LİMANA GELDİK

O kadar benimsedik ki bu lafları, Türkçe kökenli olmadığını bile düşünmüyoruz. Düşünmeye de pek gerek yok zaten. Dünyanın bütün dillerinde vardır bu. (Çok abarttım, dış dünya ile hiç temas kurmamış Amazon yerlilerinin dillerinde böyle şeyler muhtemelen yoktur.) Gelelim limana. Dilimizdeki liman kelimesi de doğal olarak Yunancadan gelir. “Limani”, bazı durumlarda da “limeni” diye geçer Yunancada.

PÎRÎ REİS’TEN ÖRNEK

Bakınız Pîrî Reis’imiz nasıl kullanmış: “(.....) Zirâ asıl liman kıble tarafındadır. Mezkûr hüdâyî bî-bedel vâsi’ limandır. Anda yatarlar.” Bugünkü Türkçeyle şu: “Çünkü asıl liman kıble tarafındadır. Sözü edilen bu liman, benzersiz, çok geniş bir limandır. Orada yatarlar.” (Kitab-ı Bahriye, I. Cilt, Eğriboz bahsi) Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’nin tamamında bolca geçen liman sözcüğünü bu kadar rahat kullanması, sözcüğün dilimize çoktan girip yerleştiğini açıkça gösterir. Nitekim Reis’imizin hiç kullanmadığı ama bugün çok yaygın olarak denizciler arasında kullanılan başka sözcükler var ama izninizle onları başka bir çalışmada ele alacağım, bende kalsın.

Limanın sütünü kaynatalım

Deniz tam sütliman olmuş işte. Fotoğraf: Jonathan Borba

GELELİM SÜTE...

Limanın sütünü kaynatalımPeki liman sözcüğünü Yunancadan aldık kabul ettik de “süt” nereden geliyor? Hiçbir yerden gelmiyor. Süt diye bir şey yok ortada. Peki ne var? “Soto” var. Soto, alt, sakin, iç gibi anlamları haiz. 4 Mayıs 2018 tarihli yazımda, dilimizde bazen “sote” şeklinde yanlış olarak kullanılan sözcüğün aslının “sota” olduğunu yazmıştım. İşte o sota, bu soto. Aynı kelimeler. Hint-Avrupa dil ailesinin türettiği bir laf. Sonrasında Latinceye girmiş, subtus olmuş, İngilizcedeki “sub” ön ekinin de kökeni aynı. Mesela yer altından giden, metro dediğimiz şeyin adı “subway”dir İngilizce. Alt+yol. Subtropikal iklimden söz ederiz, tropikal altı demek. Her neyse... Yunancadaki bu soto sözcüğü, limani ile birleşmiş ve “sotolimanı” olmuş. Liman altı, iç liman, sakin liman gibi anlamlar yüklenmiş. Şimdi gelin birlikte bir uygulama yapalım. Farklı tonlamalarla “sotolimani” sözcüğünü birkaç kez yüksek sesle söyleyin lütfen. Sotolimani. Bir süre sonra sahiden de “sütliman” sesine benzemeye başlıyor. Anlaşılan bizimkiler, XI. yüzyılda denizcilik terimlerini öğrenirken, doğal olarak lafları kendi dilimizin döndüğü şekline çevirmişiz.

LİMANDAN SINIRA...

Şimdi size bir de bonus. Yunanca-Latince ilişkisi malum. Yukarıda da bir örneğinden söz ettik. Soto Latincede yer almış da liman almamış mı? Almaz olur mu? Limeni, Latincede “limen” diye varlığını korumuş. Ama Latince “limen” “eşik” anlamında kullanılmış. “Limes” şekline de bürünmüş, patika anlamına gelmiş. Bu eşik ve patika sözcüklerinden -sıkı durun- “limit” ortaya çıkmış. Yani sınır hattı! Liman ne, sınır ne? Ama ne zevkli değil mi lafların kimyasal reaksiyonları?

AFRODİT BONUSU

Limanın sütünü kaynatalım

Bir liman bonusu da Afrodit’ten gelsin. Geçen hafta bu köşede Afrodit’i yazmıştım ama yer darlığından pek çok şeyi de atlamak zorunda kalmıştım ya; işte o atladıklarımdan birinin tam yeri şimdi. O yazıda bahsettiğimiz gibi Yunan mitolojisinde tanrı ve tanrıçaların bir tek kimlikleri ve esnek olmayan etiketleri yok. Afrodit, aşk, güzellik ve bereket tanrıçası diye geçer ama sosyal bağlılıkla toplumların da huzurunu sağlar. Afrodit’in denizcileri ilgilendiren önemli iki görevi daha vardır. Birincisi Afrodit “Euploia”dır. Yani yolculukların “iyi” geçmesinden sorumludur. Bizim dilimizde “selamet” dediğimiz şey yani. Ve son olarak Afrodit aynı zamanda “Limenia”dır. Yani deniz yolculuğunun sonunda denizcileri karşılar. (Valla doğrusu limanda bekleyen Afrodit’se, bütün denizciler kazasız belasız limana varmaya çalışmaz da ne yapar?) Şaka bir yana, hem denizcilikle ilgili hem de toplumsal iki görevdir bunlar. Hepsi de hoş görevlerdir.
İşte böyle efendim. Limanda kaynayan sütü taşırmadan ocağın altını söndürelim ve bu haftalık da veda edelim. Hayatınızdaki her şey sütliman olsun e mi? Kalın sağlıcakla.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

BU HAFTA SONU AÇIK

Geçtiğimiz hafta sonu için Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) ile takip ettiğim ve güvendiğim yabancı bir kanalın yağış tahminlerinin farklı olduğunu yazmıştım, MGM haklı çıktı, yağmurlu bir hafta sonu oldu. Bu hafta sonu ise tüm kanallar açık hava veriyor. O 40 dereceli kavuran havalar geride kaldı, zaten ağustosun ikinci yarısındayız, artık eylül ve sonbahar koşulları daha belirginleşecek ama yine de 30 derecelerdeki hava sıcaklıkları yaz keyfini sürdürüyor. Rüzgâr ise poyrazdan, akşamüzerleri kuvvetlenerek esmeyi sürdürüyor. Kuvvetlenmek derken 20 milleri görecek havalardan söz ediyorum. Yani 4-5 kuvvet civarı. Öyle büyük büyük şeyler değil yani. Tüm denizcilere selamet, herkese keyifli hafta sonları dilerim.

X