"Tayfun Timoçin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tayfun Timoçin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tayfun Timoçin

Kutsal Akdenizli: Zeytin

Zeytin ağacı kutsaldır. İnanmayan Kitap’a baksın. Ve biz, çatır çatır kesiyoruz onları!

 Kutsal Akdenizli: Zeytin

Ağaçtan henüz toplanmış zeytinler. Foto John Cameron.

İçimiz kıpır kıpır. Pencerenin dışı bahar. Çıkmakla çıkmamak arasında arafta ruhumuz. Düşük de olsa, cennet görüntüsünün peşinden tedbirsiz koşturup cehennemi yaşamak ihtimali de var bu nedenle insan kendisini zapt etmeli. Ama sokağa çıkabildiğimiz zamanlarda iyice çekmeli baharı ciğerlerimizin en ücra köşelerine. Bu aralar çiçek açan açana. Çiçekli olsun olmasın, tüm bitkiler başka bir coşku veriyor insana. Baharda yeşiller de başka yeşil doğrusu. Ne şanslıyım ki, penceremden zeytin ağacı görebiliyorum. Penceresinden ağaç, bitki vs. görebilen herkes şanslı tabii. Ama benim için zeytinin yeri bir başka. Meyvesini hapır hupur yediğimden değil, ayrı bir havası var zeytinin. Bilge bir hali var zeytin ağacının. Hani sanki dile gelse, kafamızdaki pek çok soruya yanıt verebilecekmiş gibi, çok şey biliyormuş gibi bir hali var.

DENİZ YOKSA ZEYTİN DE YOK

Anadolu’muzda ortaya çıktığı biliniyor ve sonra da bir şekilde bütün Doğu Akdeniz’e yayılmış. Ancak Anadolu’da ortaya çıkan, rahat rahat yenebilen türü değil, bilen bilir, “delice” derler yabanî zeytine, Latincesiyle oleo europea oleaster. Yediğimiz halini sonradan ehlileştirilmiş insanlık. Doğu Akdeniz’e yayılıp oradan yenebildiği için, zeytin Ortadoğulu kabul edilir. Akdeniz geneline, daha çok denizciler sayesinde yayılmıştır. Belki de bu yüzdendir zeytinin Akdeniz iklimine olan tutkusu. Akdeniz iklimi olmazsa yetişmez, rüzgârda tuz olsun ister zeytin, dalgaların köpüğünden beslenmek ister. Akdeniz, sılasıdır zeytinin. Denizi görmezse yaşayamaz.

AKIP GİDEN BİR TARİH

Kutsal Akdenizli: Zeytin

Antik dönemde zeytin toplayanlar

Kutsal Akdenizli: Zeytin

Uluburun BAtığı kesiti. Alt güvertede zeytin taşıyan amforaları görmek mümkün. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi.

Hangi Ortadoğu kavminin zeytini ilk kez ehlileştirdiğini, ilk kez sıkıp yağını çıkardığını belirlemek -anlaşılan o ki- bilim için bile çok zor. Çünkü söz konusu coğrafyada nereye gidilse, zeytin ve yağı ile ilgili buluntular var. Antik döneme ait bütün batıklarda zeytin ve yağını taşıyan amforalar bulunuyor. MÖ 1300’lere ait Uluburun batığında zeytin dolu amforalar var. Kahire Müzesi’nde sergilenen Libya Paleti isimli kil tablette zeytinler en önemli motif. Bu tabletin tarihi ise MÖ 3200-3000 arası. Yani nereden baksak 5 bin yılı aşkın süredir yenen ve çok sevilen bir besin zeytin. Yine Mısır’ın yazılı belgelerinden anlıyoruz ki başlarda Filistin ve Suriye bölgesinden “ithal” etmişler zeytini. Anlaşılan, sonradan, IV. Hanedan döneminde, yani MÖ 2600-2400 arasında tarımına başlamışlar.

İLLA Kİ AKDENİZ

Bugün Yunanistan’ın çok iyi sahiplendiği, İspanya’nın ihracat rekorlarını kırdığı zeytin, tıpkı alfabeleri gibi Fenikeli denizciler tarafından taşınmış uzaklara. Bu arada, tabii karadan hiç yolculuk etmediğini söylemek mümkün değil zeytinin. Karadan atla, deveyle, hayvanların ve insanların midelerinde, bir şekilde yolculuk tabii etmiş, azık çantasında seyyahların, tüccarların, askerlerin. Ama illa ki Akdeniz’e paralel patikalardan yol almış. Zaten başka türlüsü mümkün mü?

KELİME KÖKENİ TEK BAŞINA YETER

Kutsal Akdenizli: Zeytin

Her halinle güzelsin zeytin. Foto Philippe Bertrand.

Sadece ismine baksak, yaşadığı yeri tam bir kesinlikle tayin ederiz zaten. Dilimizdeki “zeytin”, Aramca “zeyta”, İbranca “zayt”, Fenikece “zyt” ve nihayet Arapça “zaytûn”dan geliyor. Yani bu meyve çıktı çıkalı, anavatanı olan Ortadoğu’da ismi hep “zyt” harfleri ile dillendirilmiş. İspanyolcadaki “aceituna” da adından belli, bizim zeytin işte. “Aceite”nin sıvı yağlar için genel bir ifade olması, muhtemelen ilk sıvı yağın zeytinyağı olmasındandır. Peki diyeceksiniz ki ne diye Ortadoğu’dan yola çıkan “zeytin” sesi, ortadaki Avrupa ülkelerinde değişmiş de (olive) taa İber Yarımadası’nda yine aynı şekle bürünmüş? Eh, çok normal değil mi? 711 yılında geçtiği Boğaz’a adını veren İslam generali Tarık bin Ziyad, İber Yarımadası’nın neredeyse tamamını fethettikten sonra yaklaşık 7 asır bugünkü İspanya toprakları, özellikle de güneyi, Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların birlikte yaşayıp tüm kültürlerini harmanladıkları yer oldu da ondan. Cebelitarık Boğazı’nı Afrika’dan Avrupa’ya doğru geçen bu komutan, aynı zamanda ciddi bir kültür köprüsünü de kurmuş oluyordu tabii. O nedenle İspanyolların dilindeki zeytin iki kelimeyle ifade ediliyor. Biri, bu sözünü ettiğimiz aceituna. Diğeri de Latince kökenli elbette: Oliva. Bu sözcüğün Girit kökenli olabileceği, aslının “elaia” veya “elaiwa” olduğu düşünülüyor. Yine de halen netlik kazanmış değil bu kök. Fakat Latincede pekişmiş ve “oliva” olarak kalıp, diğer Batı dillerine o haliyle geçmiş.
Sonuç itibariyle, nasıl söylenirse söylensin, buram buram Akdeniz kokan bir meyve zeytin.

NEDEN BARIŞI TEMSİL EDER?

Efendim mitolojilerde ve geleneksel kutsal metinlerde, zeytinin, hatta dalının büyük yeri var. Nuh’un gemiden yolladığı güvercinin, ağzında zeytin dalı ile gelmesi, Tevrat’a özgüdür. Bu da bize yine Ortadoğu ve Akdeniz portresi çizer. Bir de şu çıkarımda bulunabiliriz belki: Bütün dünya sular altında kaldığında bile zeytin dayanır, hayatta kalır.

ZEYTİN DALI TAÇLAR

Zeytin, Yunan mitolojisinde tanrıça Athena’nın ağacıymış. Detaylarına girmeyeceğim ama Atina kentine en güzel hediyeyi, Akropolis’te bir zeytin ağacı “doğurarak” vermiş. Malum, zeytinin yağı, asırlar boyu “ilaç/şifa” olarak kullanılmış çünkü. Halen de öyle değil mi? Neredeyse her derde deva. Belki de bu yüzden, Prometheus’u kurtaran Herakles’e ödül olarak zeytin dalından taç verilmiş. Ve sonra Olimpiyat oyunlarını kazananlara da zeytin tacı takılmış hep. Ama zeytinin barışla en çok bağdaştığı yer, Tevrat’a göre Nuh’un gemisinden uçan güvercinin ağzında zeytin dalıyla dönmesi. Çünkü bu, Tanrı’nın insanları affettiğinin bir işareti. Yani, “ilahî barış”!

BENİM BARIŞ-ZEYTİN TEZİM

Kutsal Akdenizli: Zeytin

Filistin Batı Şeria’daki bu zeytin ağacının 5.500 yaşında olduğu tespit edilmiş. Düşünsenize, görmediği peygamber kalmamış, halen meyve veriyor.

Bundan mıdır bilmem, ama benim teorim ise şu: Zeytin o kadar uzun yaşar ki, savaşların gereksizliğini, beyhudeliğini, anlamsızlığını defalarca yaşayabilir bir ağaç, ömrü boyunca. Mesela Kudüs’ün defalarca el değiştirdiğini görmüştür bir zeytin ağacı o dönemde. Veya İstanbul’un defalarca kuşatıldığını, uğruna nice kanların aktığını… İyi de, bir çınar da çok uzun yaşar, neden barışı çınar değil de zeytin? Neden olacak, dünya tarihine damga vuran savaşların hemen tamamı, Akdeniz çevresinde olmuştur da ondan. Troya Savaşı, Pers-Yunan savaşları, Roma saldırıları, Gotların Roma’yı çökertmesi, Arap akınları, Haçlı seferleri, birinci ve ikinci dünya savaşları… Hepsi Akdeniz çevresinde değil mi? Eh, Akdeniz, zeytinin denizi, çınar, denizden çok uzak bir dağ başında da huzur ve barış içinde yaşayabilir. (Sırf bu nedenle barışı temsil etmeyi o da hak ediyor bence ama konumuz başka. Hoş, tabiattaki her şey barışı temsil edebilir, insandan gayrı ya, neyse…) Mesela, Filistin’de Batı Şeria’da bulunan bir ağacın 5.500 yaşında olduğu tespit edilmiş botanikçiler tarafından. Yazıyla: Beş bin beş yüz! Düşünsenize… Yukarıda saydığım her şeyi görmüş, ilaveten Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed zamanında yaşamış ve halen yaşamakta olan, üstelik hâlâ ürün veren bir ağaç! Bir ulu zeytin. Şimdi barışı o simgelemeyecek de kim simgeleyecek?

‘MÜBAREK’ AĞAÇ

Ama zeytinle ilgili en sevdiğim ifade, Kuranıkerim’den. Nûr Suresi, 35. âyet: “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. Bu, nûr üstüne nurdur. (…..)” (Kur’ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı, No:86, Ocak 1998)

Bu kadar güzel anlatılabilirdi. Eminim sizin de dikkatinizi çekmiştir. Evdeki (tabii şişe renksizse) zeytinyağı şişesi tezgâhın üzerinde dururken ışıldar. Etrafa gerçekten de ışık saçmaktadır. (İçi zaten şifa saçıyor, ona değinmiyoruz bile.) Gerçekten de ışık yokken bile pırıl pırıldır zeytinyağı.

BU ARADA BİZ?..

Şimdi… Kuranıkerim’de “mübarek ağaç” tamlamasıyla onurlandırılan zeytinin, apartman dikmek için nasıl katledildiğini bu sayfada anlatayım mı, anlatmayayım mı? Yarısı satılamayan beton kutular yapmak için dönümlerce zeytinliklerin nasıl bir gecede yok edildiğini yazayım mı, yazmayayım mı? Yok, yazmayayım. Can sıkmaya gerek yok, herkes her şeyi biliyor, görüyor. Zeytine “mübarek ağaç” diyen bir güzel dinin mensupları, herhalde farkındadırlar neyin ne olduğunun. Amacımız, Akdeniz güzeli zeytine saygımızı sunmak bu yazıda. Onu hatırlamak. Ve hâlâ varken, tadına varmak için bir kez daha çağrıda bulunmak. Zeytine sahip çıkalım vesselam. Çünkü hem şifa, hem mübarek, hem tam bir Akdenizli. Bütün bunlar, üç tane apartman dairesi parasından çok daha yüce şeyler değil mi?

BİR AĞAÇ, TÜM İNSANLIK TARİHİ

En başta söylediğim gibi çok şanslı bir insanım, penceremden bakınca zeytin ağaçlarını görebiliyorum. Bunları da bildiğim için, zeytin ağacına her baktığımda hem saygı duyuyor, hem Fenikeli denizcilerin yelken açışlarını, hem Mısır’ın firavunlarını, hem firavunun mezarını inşa eden özgür işçileri, hem İspanya Endülüs topraklarındaki bereketi görebiliyorum. Bir zeytin ağacına bakınca, tüm insanlık tarihini görebiliyorum. Eminim artık siz de benzer duygular hissedeceksiniz. Şimdi izninizle gidip zeytinyağı koklayacağım.

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

HIZLI ISINMA

Biraz yağmur, biraz şimşek, biraz serinlik derken, bana sorarsanız son birkaç yıldır yaşamadığımız ilkbaharı yaşadık. Evde olmamız, ya da en azından sokaklarda çok fazla olmamamız da doğaya, bahçelere, bizim dışımızdaki tüm doğal hayata yaradı. Dışarıda çok az el değmiş gerçek ve oldukça samimi bir ilkbahar var. Son yıllarda soğuk kış devam ederken küt diye ısınmıştık hatırlarsanız. Bu hafta sonu da aşağı yukarı kademeli geçişin keyfini yaşamak mümkün olacak gibi görünüyor. Cumadan pazartesiye, neredeyse 10 derecelik bir artış olacak gibi. Yani haftayı serin denebilecek bir ilkbaharla kapatacağız, yeni haftaya güzel bir yazla başlayacağız. Kayda değer bir rüzgâr da yok. Neşeniz daim, sağlığınız yerinde olsun.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI